Etiket: hacettepe üniversitesi

  • Ressam Cafer Tabak: Savaşlar oluyor, ressam bundan etkilenmiyor; işte problem burada-VİDEO

    Ressam Cafer Tabak: Savaşlar oluyor, ressam bundan etkilenmiyor; işte problem burada-VİDEO

    PİRHA – Kimliksel sanat üretimleriyle tanınan Ressam Cafer Tabak, ülkenin temel sorunlarında sanatçıların rolüne değindi. Cafer Tabak, “Bir sanatçı, yaşadığı çağa tanıklık yapamıyorsa orada bir eksiklik vardır. Benim asıl sorunum, sanatçıların neden toplumsal sorunlara eğilmedikleri konusu” diye belirtti.

    Cafer Tabak ve eşi Zehra Tabak, tam 24 yıldır hem şehirden hem de insan kalabalığından uzak halde yaşamlarını sürdürüyor. 2010 yılında Mamak ilçesine bağlı Lalahan’da bir köye taşınan Tabak ailesi, burada hem toprağı işleyip hem de hayvancılık yapıyor.

    Ressam Cafer Tabak, bu yaşam tarzıyla bir nevi inzivaya çekiliyor ancak sanatı ise küresel çapta büyük karşılık buluyor. Sanatsal yaratıcılığının yanı sıra Tabak’ın çizdiği her resimde çağımızın bir sorunu ile yüz yüze gelmek mümkün.

    “ARTIK ŞEHİRLERE KATLANAMIYORUM”

    Maraş’tan Ankara’ya gelme sebebinin sadece sanatsal amaç olduğunu söyleyen Cafer Tabak, “Küçük bir yerde sanat yapamayacağımı anlamıştım” diye de ekliyor. Liseyi dışarıdan bitirip ardından fakülteye girme başarısını gösteren Cafer Tabak, Ankara ve sanat sevdasına dair de şunları söyledi:

    “40’lı yaşlarda ise fakülteli olup Hacettepe resim bölümünde eğitim aldım. Doğaya yerleşme fikri ise gerçekten artık şehirlere katlanamıyorum. İnsanlara, şehrin gürültüsüne artık dayanamıyorum. Yaklaşık 20 yıldır dağlardayım. 4 sene de terk edilmiş bir köy içerisinde yaşadım. Koca köyde sadece 2 aile yaşıyorduk. Sonradan gelip buraya yerleştik.

    Ankara içerisinde öğrencilere üniversiteye hazırlık dersleri, hobi çalışmaları, çocuklarla yapılan resim çalışmalarım oldu. Çok güzeldi ama çok da yoruldum. Sonrasında buraya çekilip kendim için çalışmayı tercih ettim. Doğayı tercih etmeyecek kimse yoktur fakat doğada yaşamak zor, kimse bu bedeli ödeyemiyor. Bu bedeli ödeyemedikleri için de herkesin hayalindedir. Ben de onlara ‘siz hayalini kurun ben ise yaşıyorum’ diyorum.”

    “ÜNİVERSİTEYE KADAR OLAN SANAT EĞİTİMLERİ REZİL”

    Ressam Cafer Tabak, kırsaldaki yaşamı nedeniyle sanatsal camiadan yoksun kaldığını söylese de doğadan aldıklarının daha çok kendisini beslediğinin altını çiziyor. Günümüz eğitim sisteminin sanatı olumsuz etkilediğine işaret eden Tabak, şöyle devam etti:

    “Her ne kadar insanlardan kaçıyorum desem de dolayısıyla sanat camiasının diyaloglarından uzak kalıyorum. Gerçi sergi gezmekten de bir noktada bıktım artık. Çünkü gezdiğinde de aynı resimler aynı kişiler… ‘Keller, Körler birbirini ağırlar’ gibi. Çünkü sosyal içerikli pek sanat yapılmıyor. Çünkü sanat Marx’ın da söylediği gibi ‘bütün ihtiyaçlar karşılandıktan sonra ancak sanat çıkabilir.’ Önce insan biyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak ki ondan sonra arta kalan zamanını da sanata ayırabilsin. Ülkede bu sıkıntılar çok fazla. Eğitim insanları çürütmek için veriliyor. Hele ki üniversiteye kadar olan sanat eğitimleri de rezil. Dolayısıyla insanlar bu sanatsal kültürü alamıyor. Hele ki bir insanın resimde, heykelde bir şey algılayabilmesi için insanın o konuda bir çaba harcaması gerekiyor. ‘Ne için, neden?’ sorularını sorup araştırması gerekiyor. Araştırılmayınca resmi anlamak da mümkün değil.

    “İNSANLIK GRİLEŞMİŞ”

    Burada bir tek Zehra ve ben yaşıyoruz. Tabiri caizse ‘bir Köroğlu bir de Ayvaz’ meselesi gibi… Yaz kış hayvanlarla zaman geçiriyoruz. Yazın daha çok bitkilerle zaman harcıyoruz. Ayrıca arılarımız da var, bal üretiyoruz. Mesela inanır mısınız yazın burada atölyeye hiç giremiyorum. Doğa, insanı o kadar meşgul ediyor. Ama tabii bu huzur veren bir meşguliyet. Çünkü canlıya zamanında müdahale etmezsen çok yanlış olur. Resim ise canlı değil; gece de kışın da yapılabiliyor. İnsanların da bu şekilde yaşaması gerektiğine inanıyorum fakat kırsalda yaşamak zor olduğu için insanlar betonu tercih ediyorlar. Beton insanlara işlediği için de insanlık grileşmiş.

    “20 YILDAN BERİ MARKETTEN YUMURTANIN, YOĞURDUN TADINA BAKMADIM”

    20 yıldan bu yana marketten yumurtanın, yoğurdun ve benzeri ürünlerin tadına bakmadım. O ürünleri tatmak bile istemiyorum. Balı, poleni, propolisi, arı sütünü, arılarımızdan faydalanıyoruz. Köyde yaşamamız nedeniyle dilediğimiz zaman en sağlıklı sütü de bulabiliyorum.”

    Burası geçmişte harman yeriymiş. Yani kayalık, çöl gibi bir yerden bahsediyoruz. Ankara’nın bozkırında, ağaçsız bir yerdeyiz. Ektiğimiz ağaçların haricinde dışarıdan çok çeşitli bitkiler de bulup getirdim. Çevredeki tarlalarda lavantalar yetiştirdim. O lavantaların, sağlığımıza ürettiği havanın da çok ciddi katkısı oldu. Lavantalar, kara sinek ve benzeri haşaratı da ciddi şekilde azaltıyor. Melisa, kekik, sarı kantaron bitkilerini de ekiyoruz. Doğanın nimetlerini kullanmaya çaba gösteriyoruz.”

    “SÖZ EDİLEN O YETENEK BENDE YOK!”

    Cafer Tabak, resim sanatının kendisinde nasıl belirdiğini de anlattı. İlk adım olarak kara kalem ile yapılan çizgiler olduğunu söyleyen Tabak şöyle devam etti:

    “Öğrencilik yıllarında kitaplardaki şekilleri defterime aktararak resme başlamıştım. Aslında çok iyi gören, gördüğünü anında kağıda, tuvale aktarabilen birisi değilim. Bu işi çok sevdiğim için bir şeyler yapabildim. Yani söz edilen o yetenek bende yok. Merak, sevgi, emek çok, bunlarla resim yapabildim.

    Babam çok ufku açık bir insandı. Bizimle de ilgilenirdi. Ben ilkokul 4. sınıfa geldiğimde bana ‘bugüne kadar milyonlarca insan gelmiş ve gitmiş. Neden sadece bazı insanlardan söz ediliyor?’ dedi. Bayağı uzun bir sohbetin ardından şöyle bir yere bağladık; bir insan kendisi için bir amaç tespit ederse ve bu amaç uğruna mücadele ederse o insan kesinlikle o alanda bir şeyler yapar. Amaçsız yaşanılınca da herhangi bir insan olunur. Bunun üzerine de ben fizik okumayı hedefledim ancak babamı erken yaşta kaybedince de eğitim olanağım da sıfırlandı. O dönemde okulda yaptığım çizimler vardı, o sistemi geliştirerek arkadaşlarımın fotoğrafları üzerinde ‘kareleme’ sistemi yapardım ve bu sistemi kendi keşfim sanıyordum. Meğerse 500 yıl önce Rönesans icadıymış. Haberim yoktu ama ben bunu hiçbir yerden öğrenmeden keşfettim. O şekilde kara kalem çalışmaya başladım.”

    “RESSAM, OLUP BİTENLERDEN ETKİLENMEZ Mİ?”

    “Sanat ve bilim problemdir” diyen Cafer Tabak, kendi problemini ise “sosyal olaylar” olarak ifade etti. Dünyada yaşanan sorunlara duyarsız kalamadığını belirten Cafer Tabak, bir sanatçı refleksinin nasıl olması gerektiğine ise şu sözlerle vurgu yaptı:

    “Örneğin 1995’te mezuniyetteki ilk sergimde özellikle bir el resmi kullanmıştım. Çünkü o tarihte Buca Cezaevi’nde bir katliam gerçekleşmiş, mahkumlar öldürülmüştü. O mahkumların ellerinden başka bir savunma araçları yoktu. O el formu üzerinden resimler çalışmıştım. Bir sanatçı yaşadığı çağa tanıklık yapamıyorsa orada bir eksiklik vardır. Ankara’da sık sık sergi geziyoruz ve sürekli aynı kişiler, aynı resimler… İnsan, olup bitenlerden etkilenmez mi?

    Sanat tarihinde üsluplar vardır, Rönesans, Barok vesaire… 20. yüzyılın başına geldiğimizde birçok akım başlıyor. Bu yüzyılın ortalarına geldiğimizde ise hiçbir şey kalmıyor. Bireyselleşme öne çıkıyor. Bir ressam yaptığı resim satılmaya başlayınca sadece hayatı boyunca o resme devam ediyor. Dolayısıyla sanatçı çağına tanıklık yapmamış oluyor. Bu da bana göre çağın sanatı olmuyor.”

    “SANATÇILAR, TOPLUMSAL SORUNLARA EĞİLMİYOR”

    Cafer Tabak sanat ile toplum arasında büyük bir uçurumun olduğunu da ifade etti. Özellikle plastik sanatların uç noktalarda kaldığına dikkat çeken Tabak, şöyle devam etti:

    “Aslında sanat ile toplum arasında her zaman bir uçurum vardı. Olması da doğaldır. Toplum her zaman sanatçının çok gerisinden gelir. Hele avangart sanatçıların yüzyıllar sonrasından gelir. Özellikle resim, heykel ve benzeri sanatlar sürekli uç noktalardadır. Çünkü söz yoktur, anlaşılması zordur. İşte bu husus toplumda hat safhada ama bu çağımız boyunca da hep vardı. Ama benim asıl sorunum sanatçıların neden toplumsal sorunlara eğilmedikleri konusu. Nedendir ki bu sanatçılar katliamlara, savaşlara, kadına şiddete, çocuk gelinler meselesine vesaire konulara eğilmiyor? Dünyada savaş oluyor biz hala bildiğimiz o formu devam ettiriyoruz. Benim problemim burada. Halk resim görmeye gelmiyor, gitmiyor, anlamıyor şeklinde bir sıkıntım yok.”

    GÜNÜMÜZ SANATÇILARININ HALİ!

    Resmin bir tür “burjuva sanatı” olduğunu söyleyen ressam Cafer Tabak, sanatın her zaman farklılık, yenilik yaratma gibi bir misyonu olduğunu da belirtti.

    Ressam Cafer Tabak, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Resim sanatının yoksul kesimle çok alakası yok, çünkü ancak biz yoksul kesimin problemini sanatla dile getirebiliriz. Toplumlar ancak bir resim izleyicisi olabilirler; onu dahi zor olabiliyorlar çünkü gerçekten resim burjuva sanatıdır, para pul işidir, artı bir kültür işidir de. Okuyacaksın, araştıracaksın, öğreneceksin… Şu gerçek var; Türkiye’deki sanatçılar kendi içinde bocalıyor. 90’lı yıllarda fakültedeyken okulda kimi uygulanan sistemlere itiraz ettim. Bölüm başkanı, bağırarak ‘eski köye yeni adet getirme’ dedi. Diğer hocalar da önerilerimi kabul etmedi. Yahu sanatın işi eski köye yeni adet getirmektir zaten. Galiba Türkiye’deki sanatçının hali bu sözle özetlenebilir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sağlık emekçileri Ankara’dan seslendi: Sağlık Bakanı ve tüm sorumlular istifa etmeli -VİDEO

    Sağlık emekçileri Ankara’dan seslendi: Sağlık Bakanı ve tüm sorumlular istifa etmeli -VİDEO

    PİRHA- Sağlık emekçileri Doktor Ekrem Karakaya’nın katledilmesinin ardından Ankara’da da iş bırakma eylemi yaptı. Eylemde yapılan açıklamada, “Şiddet öngörülebilir ve önlenebilir toplumsal bir sorundur ve sorun çözmeye niyetli bütünlüklü politikalarla aşılabilecektir. Güvenli çalışma alanı sağlamak siyasal iktidarın sorumluluğundadır. Sağlık Bakanı başta olmak üzere sorumluluğunu yerine getirmeyen yetkililer derhal istifa etmelidir” denildi.

    Konya’da kardiyoloji uzmanı Ekrem Karakaya, görev yaptığı Şehir Hastanesi’nde Hacı Mehmet Akçay tarafından öldürüldü. Karakaya’nın görev yaptığı sırada öldürülmesinin ardından sağlık emekçileri Türkiye genelinde 7-8 Temmuz’da iş bırakma kararı aldı.

    Sağlık emekçileri birçok ilde olduğu gibi Ankara’da da Doktor Ekrem Karakaya’nın katledilmesinin ardından greve gitti.

    Sağlık emekçileri Ankara Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Ankara Diş Hekimleri Odası, Dev-Sağlık İş, Ankara Aile Hekimleri Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği’nin çağrısıyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde bir araya geldi. İş bırakan sağlık emekçilerine Türk Eczacılar Birliği’de destek verdi.

    ‘Cenazemiz Var Çalışmıyoruz’, ‘Sesimizi Duyan Var Mı?’, ‘Yastayız İş Bırakıyoruz’, ‘Şiddetin Sorumlularını Biliyoruz’ pankartları taşıyan sağlık emekçileri sık sık ‘Bakan İstifa’, ‘Korkmuyoruz, Susmuyoruz, Hiçbir Yere Gitmiyoruz’ sloganları attı.

    Eylem yaşamını yitiren sağlık emekçileri için saygı duruşu yapılmasıyla başladı.

    “BİR AN ÖNCE CAYDIRICI ETKİN ŞİDDET YASASI ÇIKMALI”

    SES Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sabiha Akdeniz Günay, ilk olarak söz aldı ve şunları aktardı:

    “Bir an önce caydırıcı etkin şiddet yasası çıkmalı. Bu ülkede hiçbir meziyeti olmayan insanların bizzat birilerini hedef göstermesini kabul etmiyoruz. Çocuklarımıza tecavüz edilirken baskılara dayanamayan çocuklarımız intihar ederken ‘Bir kerecikten bir şey olmaz’ diyenlerin bugün ahkam kesmeye, sağlık çalışanlarını hedef almaya haklarının olmadığını düşünüyorum.”

    Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyeleri adına söz alan Prof. Dr. Murat Akova ise, “Sözün bittiği yerdeyiz. Bizler hekimiz. Unutulmaması gereken şey şu. Bütün bunlara sebep olan, sağlıkçıları yok sayan aşağılayan müsebbipleri unutmamalıyız” dedi.

    “SAĞLIKTA ŞİDDET İSTATİSTİKLERİ ISRARLA AÇIKLANMIYOR”

    Ardından sağlık emekçileri adına hazırlanan ortak açıklamayı Ankara Tabip Odası üyesi Mine Coşkun okudu. Ekrem Karakaya’yı kaybetmenin derin üzüntüsü ve öfkesi içinde olduklarını belirterek sözlerine başlayan Coşkun, şunları dile getirdi:

    “Biz Sağlık Emek ve Meslek Örgütleri olarak bu şiddet sarmalının genişlemesi karşısında siyasi iktidarı defalarca uyardık. Sağlıkta şiddetin münferit bir olgu olmadığını, bunun toplumsal ve politik bir sorun olduğunu, gerekçeleriyle birlikte tekrar tekrar ifade ettik. Sağlık kurumlarında meydana gelen silahlı saldırıların artışı nedeniyle bu konuda önlemler alınmasını ve 6136 sayılı yasada değişiklik yapılmasına ilişkin yasa teklifleri önerdik. Ancak tüm uyarılarımız görmezden gelindi, bilinçli bir yaklaşımla şiddetin kaynağı toplumsal bağlamından koparılarak sorun bireylere indirgendi. Sorumlular bu durumu arada bir kınamak dışında bir adım atmadı. Kınamanın bir işe yaramadığı ve sağlıkta şiddet olgusunun çığırından çıktığının bakanlık da farkında olacak ki, sağlıkta şiddet istatistiklerinin yer aldığı ‘Beyaz Kod’ verileri tüm ısrarlarımıza ve konuya dair dava açmamıza rağmen toplumla paylaşılmamaktadır.”

    “SAĞLIK BAKANI BAŞTA OLMAK ÜZERE YETKİLİLER İSTİFA ETSİN”

    Sorumluların yaklaşımının şiddet ve ölümlerle sonuçlandığını kaydeden Coşkun, “Ülkede artan şiddet iklimi, bizlerin sadece çalışma koşullarını bozmakla kalmamış, can güvenliğimizi de ortadan kaldırmıştır. Her anlamıyla tıkanan sağlık sisteminin tüm sorumluluğu hekimlerin ve sağlık emekçilerinin omuzlarına yıkılmakta, bu durum bizleri hedef haline getirmekte, sağlık alanında yürütülen politikalar bizlere, şiddet, ölüm, çaresizlik ve umutsuzluk olarak geri dönmektedir. Bugün yeniden ve daha güçlü bir şekilde söylüyoruz, sağlık emekçilerine en ufak bir zarar gelmesine tahammülümüz yoktur. Şiddet daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi, öngörülebilir ve önlenebilir toplumsal bir sorundur ve sorun çözmeye niyetli bütünlüklü politikalarla aşılabilecektir. Güvenli çalışma alanı sağlamak siyasal iktidarın sorumluluğundadır. Sağlık Bakanı başta olmak üzere sorumluluğunu yerine getirmeyen yetkililer derhal istifa etmelidir. Bizler bu konuda, yaşam hakkımız ve güvenli çalışma koşulları için, gücümüzü; her yerde, her koşulda, hep birlikte göstermeye hazır olduğumuzu bir kere daha belirtiyoruz. Bu çerçevede bugün ve yarın ülke genelinde iş bırakıyoruz! Dr. Ekrem Karakaya’nın ailesine ve tüm sevenlerine taziyelerimizi iletiyoruz. Şiddet karşısındaki taleplerimize kulak tıkayanlardan, söylemleri ve politikalarıyla şiddeti teşvik edenlerden mücadelemizi yükselterek hesap soracağımızı bir kez daha ifade ediyoruz” diye belirtti.

    “ONURLU BİR BAKAN TWEET ATMAZDI, İSTİFA EDERDİ”

    TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut da yaptığı açıklamada, “Dünden bu yana üzüntümüzü anlatabilme imkanımız yok. Onurlu bir Bakan tweet atmazdı, istifa ederdi. Batı’da böyle olur. Bakan bu iradeye de sahip değil istifa edemiyor. Çağdaş ülkede pandemiyi bir gün yönetemeyen bakan bir gün görevde kalamazdı. Sağlıkta şiddet yasasının çıkmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • ÇHD’den, Hacettepe’de öğrencilere saldıranlar hakkında suç duyurusu

    ÇHD’den, Hacettepe’de öğrencilere saldıranlar hakkında suç duyurusu

    PİRHA- ÇHD, Hacettepe Üniversitesi’nde Newroz kutlaması yapmak isteyen öğrencilere saldırıda bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi, Hacettepe Üniversitesi’nde Newroz kutlaması yapmak isteyen öğrencilere ellerinde bıçak ve sopalarla saldıran ve ülkücü oldukları belirtilen grup hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Avukatların savcılığa verdiği suç duyurusu dilekçesinde, şüpheliler ‘Videodaki saldırganlar, olay yerine buluna özel güvenlik görevlileri ve amirleri, soruşturma sonucunda tespit edilecek diğer şüpheliler’ şeklinde sıralandı. Suç duyurusunda, özel güvenlik görevlilerinin saldırganlara yönelik herhangi bir işlem yapmadığı da belirtilerek, özel güvenlik görevlilerinin ‘görevi kötüye kullanma’ suçu işlediği belirtildi.

    ÇHD, ‘6136 Sayılı Kanun’a Muhalefet, Silahlı tehdit, İnanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, Hakaret, Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi, Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ gerekçesiyle saldırganlar hakkında kamu davası açılmasını talep etti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Newroz kutlaması sırasında saldırıya uğrayan öğrenciler suç duyurusunda bulunacak -VİDEO

    Newroz kutlaması sırasında saldırıya uğrayan öğrenciler suç duyurusunda bulunacak -VİDEO

    PİRHA- 21 Mart günü Hacettepe Üniversitesi’nde Newroz’u kutlamak için bir araya gelen ve bıçaklı, sopalı saldırıya uğrayan öğrenciler yaptıkları basın açıklamasında, saldırganlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirttiler. 

    21 Mart günü Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde Newroz kutlaması için bir araya gelen öğrencilere ülkücü olduklarını söyleyen ırkçı bir grup tarafından bıçaklı, sopalı saldırı gerçekleşmişti.

    Saldırıya uğrayan Hacettepe Üniversitesi öğrencileri saldırıya ilişkin basın açıklaması yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube binasında yapılan açıklamayı öğrenciler adına Eda Kahraman okudu.

    Karaman, saldırganlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirterek bu tür saldırıların ilerici gençleri yıldıramayacağını kaydetti.

    “PANKARTLARIMIZA VE BİZE SALDIRARAK TEHDİT ETTİLER”

    Hacettepe öğrencileri olarak Beytepe Kampüsü’nde Newroz için bir araya geldiklerini anımsatan Kahraman; “Newroz yaklaşık 4500 yıllık tarihi ile Gutiler’den Urartular’a, Medler’e ve de günümüze kadar gelmiş ve devrimci Kava’nın Dehak’a karşı verdiği mücadele ile zulme, baskıya, sömürüye karşı başkaldırının ve zaferin sembolü olmuştur. Bizde devrimci-sosyalist ve yurtsever Kürt halkının gençleri olarak bu çağın Dehak’larına karşı tüm coşkumuzla Newroz’umuzu kutlamak için Beytepe Kampüs’ünde bir araya geldik. Bu sırada Newroz kutlamamıza sivil giyimli faşist polis ve ÖGB’ler pankartlarımıza ve bize saldırarak tehditler ve hakaretlerle kutlamamızı engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

    “BIÇAKLARLA, PALALARLA BİZE SALDIRANLAR HAKKINDA HİÇBİR İŞLEM YAPILMADI”

    Newroz kutlaması yaptıkları esnada ülkücü öğrenciler, polis ve ÖGB’lerin saldırısına uğradıklarını aktaran Kahraman, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ellerinde bıçaklarla, palalarla ve diğer her türlü kesici aletlerle okula girip bize saldırma girişiminde bulunan bu çeteler daha sonra sırtları sıvazlayarak hiçbir şey olmamış gibi okul içinde bulundular. Öncesinde de İstanbul Beyazıt kampüsünde, Ankara Cebeci kampüsünde, Dil-tarihte, Antalya Akdeniz üniversitesinde ve son olarak Hacettepe Üniversitesi’nde yurtsever ve devrimci kimliklerimizden dolayı faşist çetelerin alçakça saldırılarına hedef olduk. Yenilgi psikolojinizin dışavurumu her geçen dakika kendini daha da açığa çıkarıyor. Bunların sizin son çırpınışlarınız olduğunu da iyi biliyoruz. Yine söylüyoruz; Biz buradayız. Karşınızdayız ve bundan sonra da olacağız. Büyüyerek, güçlenerek ve örgütlenerek geliyoruz.”

    “İHD OLARAK SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIMIZI BELİRTİYORUZ”

    Öğrenciler adına yapılan açıklamanın ardından söz alan İHD Ankara Şube Yöneticisi Tunahan Gözlügöl söz aldı.

    Gözlügül, “Arkadaşlarımız en anayasal haklarını kullanarak gösteri yapmak istedikleri için faşist güruhlar tarafından saldırıya uğradı. İHD olarak sürecin takipçisi olacağımızı belirtiyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Hekimlerden Tıp Bayramı mesajı: Bir yere gitmiyoruz, buradaydık ve burada kalacağız -VİDEO

    Hekimlerden Tıp Bayramı mesajı: Bir yere gitmiyoruz, buradaydık ve burada kalacağız -VİDEO

    PİRHA- Tıp Bayramı Haftası dolayısıyla bir araya gelen hekimler, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde basın açıklaması yaptı. Hekimler adına açıklamayı okuyan ATO Başkanı Ali Karakoç, “Demokratik bir ülke, sağlıklı bir toplum, emeğimizin hakkı ve geleceğimiz için mücadele ediyoruz. Bir yere gitmiyoruz; buradaydık, buradayız ve burada kalacağız” dedi.

    Hekimlerin Tıp Bayramı Haftası kapsamında sürdürdükleri eylemler, iş bırakma kararı sonrasında çeşitli eylemlerle devam ediyor.

    Ankara Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri, Ankara Diş Hekimleri Odası, Dev-Sağlık-İş, Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik Dayanışma Sendikası ve Ankara Aile Hekimleri Derneği gibi hekim örgütleri, Tıp Bayramı Haftası dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde bir araya geldi. Hekimlere çok sayıda siyasi parti, demokratik kitle örgütü ve sendika temsilcileri de destek verdi.

    Eylemde, ‘Sağlık hakkı satılamaz’, ‘Buradayız ve kalacağız’, ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz’ ve ‘Sağlıkta dönüşüm yıkım getirdi’ sloganları atan hekimler, ellerinde ‘Sağlıkta şiddet yasası istiyoruz’, ‘Güvenli çalışma alanları istiyoruz’ yazılı dövizler taşıdı.

    Kurumlar adına yapılan ortak basın açıklamasını Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Ali Karakoç okudu. Karakoç açıklamasında Tıp Bayramı’nı kutlamak yerine hekimlerin emekleri, hakları ve sağlığı için grevde olduklarını belirterek toplum sağlığını öncelemeyen, sağlıksızlığa neden olan sağlık politikaları uygulayan bu sistemin bir an önce değişmesi gerektiğini vurguladı.

    “EMEĞİMİZE, GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Pandemi sürecinin bilimsel bir şekilde yürütülmediğini söyleyen Karakoç; “Salgını değil algıyı yönetenler; binlerce insanımızın, yüzlerce hekimin ve sağlık çalışanının yaşamını yitirmesini umursamadan tekrar tekrar şehir hastanelerine güzellemeler yaptılar. Bu süreçte yoğun ve özverili çalışmamıza rağmen bizleri değersizleştiren, ötekileştiren ve emeğimizi görmezden gelenlere şöyle haykırdık; sağlıklı bir gelecek ellerimizde, yüzyıllardır bu topraklarda sağlık hizmeti sunuyoruz. Demokratik bir ülke, sağlıklı bir toplum, emeğimizin hakkı ve geleceğimiz için mücadele ediyoruz; bir yere gitmiyoruz; buradaydık, buradayız ve burada kalacağız. Beyaz Yürüyüş, Beyaz Forum, Beyaz Nöbetlerle acil taleplerimizin karşılanması, sözümüze kulak verilmesi için defalarca haykırdık. Bilmenizi isteriz ki siz emeğimizi-bizleri görmezden gelmeye devam ettikçe, bizler de tüm haklılığımızla sizin karşınızda durmaya, emeğimize, geleceğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    “FAZLASINI DEĞİL, YALNIZCA HAKKIMIZ OLANI İSTİYORUZ”

    Sağlığın ticarete, hastaların müşteriye, hastanelerin ticarethanelere dönüştürüldüğünü kaydeden Karakoç, özel sağlık kuruluşlarında sağlık emekçilerinin güvencesiz ve uzun çalışma koşulları olduğunu söyledi.

    Sağlık politikalarının iflas ettiğinin altını çizen Karakoç sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bizleri sağlık hizmeti veremez hale getiren bu çalışma koşullarının artık sürdürülemez olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz. Emeğimizin karşılığını alamadan her geçen gün umutsuzluğa sürüklenirken, tüm bu yaşadıklarımızın kader olmadığını biliyoruz. Emeğimizin karşılığını alamadığımız bu çalışma koşullarına, sağlık alanında yaşanan şiddete tek bir gün bile tahammülümüz kalmadı. Oyalama istemiyoruz, Daha fazlasını değil, yalnızca hakkımız olanı istiyoruz.”

    “SAĞLIK EMEK GÜCÜNÜN KADROLU VE GÜVENCELİ İSTİHDAM EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Karakoç hekimlerin taleplerini şu şekilde dile getirdi:

    “Şiddetin olmadığı güvenli çalışma alanları istiyoruz. Bilimsel bilgi üreten özerk üniversiteler istiyoruz. Temel görevi eğitim almak olan asistan arkadaşlarımızın uzun çalışma koşulları altında ezilmediği, nitelikli eğitim alabilecekleri akademik ortamlar istiyoruz. Bölge tabanlı, koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen, kamuya ait binalarda birinci basamak sağlık hizmeti sunulmasını ve aile sağlığı merkezlerinde çalışan hekimlerin üzerindeki baskıların kaldırılması istiyoruz. Sağlık sistemi ve kurumsal sorunlar kaynaklı malpraktis baskısı altında ezilmediğimiz çalışma koşulları istiyoruz. İnsanca yaşayacağımız emekliliğimize yansıyan performansa dayalı olmayan güvenceli bir gelir istiyoruz. Hastalarımıza en az 20 dakika muayene süresi ayırabileceğimiz, hastaların aylarca randevu sırası beklemediği, sevk zincirinin uygulandığı basamaklandırılmış sağlık hizmeti sunmak istiyoruz. En az OECD ülke ortalamaları kadar sağlık emek gücünün kadrolu ve güvenceli istihdam edilmesini istiyoruz.”

    Karakoç’un açıklamasının ardından sağlık meslek örgütlerinin temsilcileri tek tek söz alarak, çalıştıkları alanlara ilişkin taleplerini ve haklarını alana kadar mücadele edeceklerini aktardılar.

    PİRHA/ANKARA

  • Şair Telli: ‘Toplumların vicdanı yoktur, linç kültürleri vardır’ derken saldırı gerçekleşti

    Şair Telli: ‘Toplumların vicdanı yoktur, linç kültürleri vardır’ derken saldırı gerçekleşti

    PİRHA- Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin çağrısı üzerine gittiği üniversitede ülkücülerin saldırısına uğrayan Şair Ahmet Telli, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Tesadüfe bakın ki tam da ‘Toplumsal vicdan nedir?’ sorusu sorulmuştu o an. Ben de ‘Toplumların vicdanı yoktur, linç kültürleri vardır. Vicdan bireyseldir’ yanıtını vermiştim ki saldırı gerçekleşti” dedi. 

    Şair Ahmet Telli, Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin çağrısı üzerine gittiği üniversitede saldırıya uğradı, ölümle tehdit edildi.

    Üniversite Kitap Kulübünde “Cumhuriyet Döneminde Edebiyat” konulu bir konuşma yapan şairin söyleşisi sürerken, kapıda biriken 30-40 kişilik bir grup salonu basmaya çalıştı.

    Tehdit ve sözlü saldırıya uğradığını söyleyen şair Ahmet Telli, PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “SALDIRGAN GRUPLARIN ORTALARINDAN GEÇİP ÜNİVERSİTEDEN ÇIKTIM” 

    Telli, saldırı anını ve sonrasında ne yaptıklarını şöyle anlattı:

    “Öğrencilerin daveti üzerine Hacettepe Üniversitesi’ne gitmiştim. Oldukça sıcak geçen bir söyleşi yapıyorduk. Sonra bir grubun kapıda toplandığını öğrendik. Bölüm başkanının ‘kapıdakileri tutamıyorum’ uyarısı üzerine, olası bir linç girişimini boşa çıkardık. Öğrenciler grubun dışarıdan geldiğini söylediler, tanıyamamışlar çünkü. Bağımsız bir sanat etkinliğinin bile saldırıya uğradığı bir sürece girmişiz. Tesadüfe bakın ki tam da ‘Toplumsal vicdan nedir?’ sorusu sorulmuştu o an. Ben de ‘Toplumların vicdanı yoktur, linç kültürleri vardır. Vicdan bireyseldir’ yanıtını vermiştim ki saldırı gerçekleşti.  Beni dinlemeye gelen gençlere saldırı olmasın diye söyleşiyi kesip, önce onların dağılmasını sağladım. Sonra da saldırıya hazırlanan gruba yöneldim, ortalarından geçip üniversiteden çıktım. Ben aralarından geçerken “Bu ülkeyi sana mezar edeceğiz. Devlet biziz” ve benzeri sloganlar atıp, küfür ettiler. Sonradan fark ettim ki arkalarında polisler de varmış.”

    Polislerin ne amaçla orada olduklarını, neden müdahale etmediklerini bilemediğini söyleyen şair Telli, “Saldırganların tavrı sözümün kanıtıydı, linç etmeye gelmişlerdi. Bu faşist hezeyanların bizim mücadele azmimize bir etkisi olamaz. Yeniden çağırsalar yine giderim” dedi.

    Ahmet Telli’ye yapılan saldırı sosyal medyada en çok konuşulan konular arasında birinci sıraya çıktı. Çok sayıda sanatçı ve yazar şaire yapılanlara tepki gösterdi.

    Öte yandan kendilerini ‘Hacettepe Üniversitesi Ülkücüleri’ olarak tanıtan bir sosyal medya hesabından saldırı üstlenildi.

    Ahmet Telli’nin “Kürt halkının mücadelesi hepimizi kurtarabilir” sözlerine atıfta bulunan ‘milliyetçiler’ “Türklüğün hıncı hepinizi boğacak” tehditinde bulundu.

    Şair Ahmet Telli’nin Twitter hesabı da bir süre önce benzer gruplar tarafından hacklenmişti.

    (HABER MERKEZİ)