PİRHA – Semah öğreticisi Mehmet Aydoğmuş, Hacı Bektaş Veli’nin portresinde yapılan dezenformasyonu Aleviler’e yönelik asimilasyon çalışması olarak yorumladı. Aydoğmuş, “Biz Alevileri başka şeylere benzetmek için çaba göstermeyin. Asimilasyon çalışması yapmayın” diyerek Cemevi Başkanlığını ve Kültür Bakanlığını uyardı.
AKP’nin güdümünde kurulan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan portrede Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılması, Alevi toplumu tarafından tepki ile karşılanmıştı.
Semah öğreticisi Mehmet Aydoğmuş ise portrede yapılan değişikliğe tepki göstererek, PİRHA’ya konuştu.
Aydoğmuş, 1987’den beri Hacıbektaş’a gittiğini, semahçılarla etkinliklerde semah döndüklerini belirterek, Kültür Bakanlığı’nın önceden aldığı tavrı şöyle anlattı:
“1987’den beri devletin yaptığı olumlu ve olumsuz şeyleri yakından biliyorum. 1992-95 yıllarında Kültür Bakanlığı buradaki belediyeye yardımcı olurdu. Bir şey dayatmazdı. Gelirdi insanların ihtiyaçlarını karşılardı. Bunu devlet düşünebilir. Asimilasyon politikalarında kullanmak için bunu yapar. Ağustos’un 12’sinde yaptığı gibi. Ama fiyasko ile sonuçlandı. Amaçlarına ulaşamadılar, diye düşünüyorum.”
“ALEVİLERİN ARTIK ÖRGÜTLERİ DE GÜÇLÜ AMAÇLARINA ULAŞAMAYACAKLAR”
Aydoğmuş, Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan portrede Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılmasını asimilasyon çalışması olarak değerlendirdi.
Aydoğmuş, AKP’nin güdümündeki Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı ve Kültür Bakanlığı’nın 2024’te 16 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta anma etkinliği yapma planlarına da sert tepki gösterdi. Aydoğmuş şunları kaydetti:
“Eğer 2024’te Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı 16 Ağustos’u düşünürse Alevi örgütleri çok güçlü, Alevi örgütleri buna taviz vermezler. Yapar ama fiyasko ile sonuçlanır. Tarihsel geçmiş gelişim bunu gösterdi. Başarılı olamadılar. Çünkü devletin görevi değil ki. Alevilerin dünyada görülmemiş kadar kişilik, karakter, tavır, davranış ve yapıları var. Bugün Türkiye’yi ayakta tutan da bana göre bu yapıdır. Öyleyse biz Alevileri başka şeylere benzetmek için çaba göstermeyin. Asimilasyon çalışması yapmayın. Öyle bir düşünceleri varsa şimdiden vazgeçsinler. Alevilerin artık örgütleri de güçlü. Amaçlarına ulaşamayacaklar diye düşünüyorum.”
PİRHA- Her yıl Muharrem ayı boyunca Hacıbektaş’a gelen Abdallar burada yaklaşık bir ay kaldıklarını belirttiler. Burada bulundukları süre içerisinde her gün türbe ziyareti yaptıklarını da söyleyen Abdallar, niyaz olup, kurbanlar kesip, lokma dağıttıklarını dile getirdiler.
Abdallar olarak bilinen Alevi-Bektaşi grubun asıl uğraş alanları ve geçim kaynakları müzisyenlik. Abdallar, bugün unutulmaya yüz tutmuş bir kültürel grup olmalarının yanı sıra, yer yer itilip kakılan, potansiyel suçlu olarak gösterilerek dışlanmaya çalışılan bir toplumsal grup olma özellikleriyle de dikkat çekiyor.
Her yıl Muharrem ayı boyunca Hacı Bektaş’a gelen Abdallar yaşantılarını ve ritüellerini PİRHA’ya anlattı.
“HER SENE BURAYA GELİR VE YAKLAŞIK BİR AY KALIRIZ”
İstanbul Beykoz’dan geldiklerini ve orada yaşadıklarını belirten Abdal bir aile şunları ifade etti:
“Her sene bu zamanlar buradaki Hacı Bektaş Veli türbesini ziyaret etmek için geliriz. Her sene buraya gelir ve yaklaşık bir ay kalırız. Geldiğimizde türbemizi ziyaret ederiz. Buranın aşkına kurbanlar keseriz. Matemi yasımız vardı. Onun lokmasını yapıyoruz bugün. Burada dağıtacağız. Lokmalarımızı paylaşacağız. Tavuklu pilav ve aşure yapıyoruz. Lokmalarımızı yaptıktan sonra neredeysek orada bulunan insanlara dağıtıyoruz. Bazen de türbenin önünde yapıyoruz, dağıtıyoruz fark etmiyor. Önemli olan paylaşmak ve dağıtmak. Herkesi davet ediyoruz lokmalarımızı paylaşmak için. Bulunduğumuz yerlere sofralar kuruyoruz ve hep birlikte oturup yiyoruz. Buraya gelenler kurduğumuz sofrada lokmalarımızı paylaşıyorlar, yiyorlar. Ardından kalkıp gidiyorlar.”
Hacı Bektaş’ta bir aylarının nasıl geçtiğini de anlatan aile şunları dile getirdi:
“Sabahları kalkıyoruz, kahvaltımızı yapıyoruz. Ardından türbeye gidiyoruz. Niyaz ediyoruz, niyaz oluyoruz. Türbemizin önünde oturuyoruz. Buraya geldiğimizde kamp çadırı kuruyoruz ya da tanıdıklarımız da kalıyoruz. Bazen de imkân varsa ev kiralıyoruz. Her sene buraya Adana, İstanbul, Osmaniye gibi çeşitli şehirlerden Abdallar gelir ve aynı şekilde ziyaretlerini gerçekleştirirler. Maddi imkânlar belirleyici oluyor. Kimi bir ay kalıyor kimi 15 gün kalıyor. Lokma olarak aşurelerimizi de yapıyoruz. Aşurelerimizin içinde 12 çeşit malzeme oluyor. 12 İmamlardan dolayı 12 çeşit oluyor. Biz aşure çorbası deriz. 15 gün oruç tutarız ardından aşure yaparız. Lokmalarımızı dağıtırız.”
“15 GÜN YAS ORUCU TUTARIZ”
Oruç tuttukları süre boyunca nelere dikkat ettiklerini ve nasıl oruç tuttuklarına da değinen Abdal aile; “Biz oruç tuttuğumuz süre boyunca et yemeyiz, yumurta yemeyiz, sucuk yemeyiz, su içmeyiz, tıraş olmayız. Çünkü bizim için matemdir. 12 İmamın yasını çekiyoruz. 15 günün ardından bu yası bozarız. Banyomuzu yaparız, tıraşımızı oluruz, suyumuzu içeriz, aşuremizi yaparız, lokmalarımızı dağıtırız. Gittiğimiz türbelerin aşkına kurbanlar keseriz. Hacı Bektaş’tan başka türbelere de gideriz. Abdal Musa’ya gideriz, Haydar Sultan’a gideriz… Farklı yerlerdeki dergâhlara her yaz ziyaretlerimizi gerçekleştiririz. Oralara da aynı şekilde gidiyoruz. Oralarda da çadırlar kuruyoruz, imkânımız varsa ev tutuyoruz ya da tanıdıklarımızın yanında kalıyoruz. Ziyaretlerimizi yapıyoruz lokmalarımızı çıkartıyoruz, dağıtıyoruz. O türbe ziyaretlerini istediğimiz zaman yapabiliyoruz, onların belirli bir zamanı yok. Genelde 5. ay 6. ayda oluyor. O zaman başlıyor Eylül’e kadar sürüyor. Muharrem’den sonra her zaman Hacıbektaş’a geliriz. Kışın evimizde dururuz. Yazın türbelere çıkarız, ziyaretlerimizi gerçekleştiririz. Niyazımızı oluyoruz, gezip geliyoruz. Bize Abdallar diyorlar. Pir Sultan Abdal’dan geliyor. Geldiğimiz ocaktan dolayı Abdallar deniyor bize” şeklinde konuştu.
ABDAL GENÇLER: CEBRAİL HOROZU KESERİZ, BİZ DE GELENEKSELDİR
Kadıncık Ana Türbesi önünde karşılaştığımız Abdal gençler ise inançlarına ve geleneklerine dair şunları aktardı:
“Biz Pir Sultan Abdal’ın soyundan gelmeyiz. O yüzden bize Abdallar derler. Abdal Musa’ya gideriz, Hacı Bektaş’a gideriz, Haydar Sultan’a gideriz… Her sene geleneksel olarak ziyaretlerimizi yaparız. Lokmalarımızı çıkartırız. Türbe ziyaretlerimiz genelde yazın oluyor. Kışın yapanlar da var ama genellikle yazın yapılır. 15 gün oruç tutarız. 3 gün Masum-u Pak’lar, 12 günde 12 İmamları tutarız. Oruç tutarken et yemeyiz, banyo yapmayız, sabun kullanmayız, su içmeyiz. Yani 12 İmamların yasını çekeriz. Hüseyin efendimizin yasını çekeriz. Oruç bittiği gün ise sabah lokmalarımızı çıkartırız. Cebrail horozu alırız, keseriz. Tavuklarımızı kestikten sonra tavuklu pilav yaparız. Cebrail horozu da gelenekseldir. Horoz bizde yeniden doğuştur, yeni başlangıçtır. Keseriz, mutlaka yerine getirmemiz gereken bir şeydir. Durumu iyi olanlar koyun da kesebilir, başka bir şey de kesebilir. O tamamen maddiyatla ilgili ama genelde tavuk kesilir. Lokmalarımızı nasip olanlara dağıtırız. Herkesi çağırırız, sofralar kurarız. Herkese açıktır bizim lokmalarımız.
Biz Osmaniye’den geldik. Normalde orada yaşıyoruz. Ziyaret için buraya 15 günlüğüne geldik. Buraya geldiğimiz zaman Kadıncık Ana’nın çevresinde uygun olan yerlerde yatarız, ev tutabiliyorsak tutarız. Her sene geliriz orucumuzu tutarız, ziyaretlerimizi yaparız, cemlerimizi yaparız, lokmalarımızı dağıtırız ve gideriz. Hacı Bektaş Veli’yi anma törenlerine katılırız. Her sene mutlaka buradayızdır biz.”