Etiket: hak ihlali

  • İHD Dersim Şubesi: Ahmet Yıldız’ın yaşadığı tecritin son bulmasını istiyoruz

    İHD Dersim Şubesi: Ahmet Yıldız’ın yaşadığı tecritin son bulmasını istiyoruz

    PİRHA-İHD Dersim Şubesi, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Munzur Üniversitesi öğrencisi Ahmet Yıldız’ın yaşadığı mağduriyetleri dile getirdi. Yapılan açıklamada, “Ahmet Yıldız’ın açlık grevi, sağlık durumu ve hapishanedeki koşullarıyla ilgili acil bağımsız denetim yapılmasını talep ediyoruz” denildi.

    Munzur Üniversitesi öğrencisi Ahmet Yıldız, 30 Nisan 2025 tarihinde tutuklanıp Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutuluyor.

    Ahmet Yıldız, İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi’ne hapishanede yaşadığı mağduriyetleri anlatan mektup yazdı.

    İHD Dersim Şubesi, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    AHMET YILDIZ’IN İNSANİ TALEPLERİ DAHİ KARŞILANMAMIŞTIR”

    Yapılan açıklamada şunları dile getirildi:

    “Munzur Üniversitesi öğrencisi Ahmet Yıldız, geçtiğimiz dönemde kayyım atamalarına karşı düzenlenen protestolara katıldığı gerekçesiyle önce yurt hakkından men edilmiş, ardından hakkında başlatılan disiplin süreciyle üniversitedeki eğitimi hedef alınmıştır. Devamında ise tutuklanarak Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’ne konulmuştur.

    Ahmet Yıldız, İnsan Hakları Derneği Dersim Şubemize gönderdiği mektubunda, ağır bir tecrit ve hak ihlali süreci yaşadığını aktarmıştır. Mektubunda aktardığına göre; Üç kişilik bir odada tek başına tutulmaktadır. Aynı koridorda bulunan odalar boşaltılmış, yalnızca adli ve şeriatçı örgüt mensubu tutuklular bırakılmıştır. Kimseyle iletişim kuramamaktadır. Avukata ulaşamamakta, ailesi ve arkadaşlarıyla görüşememektedir.
    1 Haziran 2025’ten bu yana açlık grevindedir. Ancak bu süreçte verilen iaşeler eksik bırakılmış; toz şeker miktarı düşürülmüş, limon zaman zaman hiç verilmemiştir. İnsani talepler dahi karşılanmamıştır.”

    “AHMET YILDIZ’IN YAŞADIŞI TECRİT SON BULSUN”

    Ahmet Yıldız’ın ciddi sağlık sorunları olduğu belirtilen açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Kalp kapakçığında gevşeme, anksiyete bozukluğu, bipolar bozukluk ve aktivite bozukluğu tanıları vardır. Bu koşullarda yaşadığı psikolojik baskı, yalnızlaştırma ve bakım yoksunluğu, açık bir işkenceye dönüşmüştür. Ahmet Yıldız mektubunda, yaşadığı bu ağır tecride karşı “başına bir şey gelirse sorumlusu yetkili makamlarıdır” diyerek açık bir uyarıda bulunmakta; bizlere, insan hakları örgütlerine, kamuoyuna, milletvekillerine ve devrimci-demokratik kitle örgütlerine çağrıda bulunmaktadır. Bu bir insan hakları ihlalidir!

    Ahmet Yıldız’ın maruz kaldığı tecrit uygulaması, sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesi, iletişim hakkının yok sayılması ve hukuksuz tutukluluğu; hem ulusal hem de uluslararası hukuk açısından açıkça işkence ve kötü muamele yasağının ihlali anlamına gelmektedir.

    İHD Dersim Şubesi olarak; başta Adalet Bakanlığı ve İnsan Hakları İnceleme Komisyonu olmak üzere tüm yetkili kurumları göreve çağırıyoruz. Ahmet Yıldız’ın açlık grevi, sağlık durumu ve hapishanedeki koşullarıyla ilgili acil bağımsız denetim yapılmasını talep ediyoruz. Ahmet Yıldız’ın yaşadığı tecritin son bulmasını, avukat ve ailesiyle düzenli iletişim kurabilmesinin sağlanmasını istiyoruz. Bu çağrı, yalnızca Ahmet Yıldız için değil; hapishanelerde sesini duyuramayan, yalnızlaştırılan, hukuksuzlukla baş başa bırakılan tüm mahpuslar içindir. Yaşatmak için, insanlık onurunu savunmak için, Ahmet Yıldız’ın sesi oluyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Hatay Depremzede Derneği raporunu açıkladı: Devasa dezavantajlı gruplar oluştu

    Hatay Depremzede Derneği raporunu açıkladı: Devasa dezavantajlı gruplar oluştu

    Hatay Depremzede Derneği, depremden 1 yıl sonra yayınladığı rapordaki bulguları madde madde açıkladı. Derneğin, “Deprem sonrası yaşlılar, engelli bireyler gibi ampüte bireyler ve kimsesiz kalmış çocuklar gibi vatandaşlardan oluşan devasa dezavantajlı gruplar meydana geldi. Bu vatandaşlarımızın yaşamış olduğu sorunlar görülmüyor, duyulmuyor” vurgusu yaptığı raporda kamu kurumlarının vurdumduymazlığına dikkat çekildi.

    Hatay Depremzede Derneği, depremin üzerinden geçen 1 yılın ardından Hatay’a ilişkin yaşanılanlara dair hazırladığımız raporu açıkladı. ‘Depremin İlk On Günü, Barınma, Sağlık, Psikososyal Durum, Eğitim, Depremin 1.Yılında Hatay’da Hukuki Durum, Ekonomi, Altyapı ve Ulaşım, Üretim, Ekolojik Yıkım Rant/Talan Zeytinlikler, İnsan Hakları İhlalleri, Yaşanan Depremlerin Hatay’da Demografik Yapı ile Kültürel/Tarihsel Mirasa , Etkileri, Kadınlar, Çocuklar, Gençler, Engelliler, Ampüte Yurttaşlar, Yaşlılar ve Kayıplar’ başlıklarının öne çıktığı raporda talepler ve sorunlar anlatıldı.

    “MÜLKSÜZLEŞTİRME VE EL KOYMA”

    Sonuçlarının madde madde anlatıldığı rapor, şöyle duyuruldu:

    “Hatay en büyük yıkımın meydana geldiği şehir oldu. AKP, 20 yıllık iktidarı boyunca kamu kurumlarının özelleştirilmesine, halkın doğal varlıklarının talanına, mülksüzleştirme ve el koyarak birikime dayanan neo-liberal ekonomi politikaları uyguladı. Büyük bir kısmı inşaat sektörü üzerinden işleyen bu sermaye birikim rejimi, denetimsiz ve kontrolsüzce yapılan otoyol, köprü, tünel, havaalanı, şehir hastaneleri vb, mega sabit sermaye yatırımlarına dayanmakla birlikte, müşteri garantili ihalelerle yandaş, asalak sermaye gruplarına peşkeş çekildi. Üstelik deprem vergisi gibi kamu için harcanması gereken paraların buralara harcandığı, insanların gözlerinin içine baka baka alay edercesine bir kibirle itiraf edildi.

    Bu vahşi sermaye birikim rejiminin sürekliliği, halkın müşterek varlıklarının üzerine çöken sermayeyi, toplumsal kesimlerden koruyacak merkeziyetçi otoriter bir rejimle mümkün olabilirdi. Kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı, parlamentonun rafa kaldırıldığı, yetkilerin tek adamda toplandığı rejim bu ihtiyaç üzerine inşa edildi.

    SOSYAL, SİYASAL, VE DEMOGRAFİK SORUN

    Depremden etkilenen toplumsal kesimler ise depremin ilk gününden bugüne, yaşanan felaketin yaralarını dayanışmayla sarmaya devam ediyor.

    Hatay Depremzede Derneği olarak, bu dayanışma ve hak mücadelesini Hatay’da sürdürmeye devam ediyoruz. Depremin yaralarını sarması gereken siyasal iktidar ve devlet kurumları o günden bugüne sorunları çözecek köklü adımlar atmadığı için yaşanan bir yıllık süreçte barınma hakkından, eğitim hakkına, sağlık hakkından çevre ve mülkiyet hakkına, ekonomik, sosyal, siyasal ve demografik sorun ve hak ihlallerini Hatay halkı yaşamaya devam ediyor.

    Hatay Depremzede Derneği olarak hazırladığımız Depremin 1.Yılında Hatay raporu, yaşanan sorun ve hak ihlallerini daha somut bir şekilde gözler önüne sermeyi ve bu sorunlara dair talep ve çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır. 19 başlık altında derlediğimiz çok kapsamlı ve çok katmanlı sorunlar yumağını, ancak 80 sayfalık bir rapora sığdırabildik. Başlıklara sadık kalarak raporu özetlemek istiyoruz. Raporumuz Deprem Öncesinde Hatay Deprem Yönetmeliği ve İmar Affı başlığıyla başlıyor.

    Bu başlığı sırasıyla, ‘Depremin İlk On Günü, Barınma, Sağlık, Psikososyal Durum, Eğitim, Depremin 1.Yılında Hatay’da Hukuki Durum, Ekonomi, Altyapı ve Ulaşım, Üretim, Ekolojik Yıkım Rant/Talan Zeytinlikler, İnsan Hakları İhlalleri, Yaşanan Depremlerin Hatay’da Demografik Yapı ile Kültürel/Tarihsel Mirasa , Etkileri, Kadınlar, Çocuklar, Gençler, Engelliler, Ampüte Yurttaşlar, Yaşlılar ve Kayıplar’ başlıkları takip ediyor.

    Hatay halkı olarak depremin üzerinden geçen 1 yılı değerlendirdiğimiz bu raporda daha saymadığımız birçok sorun olmasına rağmen sadece rapordaki başlıkların bile bu kentin neler yaşadığının, ne durumda olduğunun gözler önüne serilmesi açısından önemli bir veri oluşturacağını yine de yetersiz kalacağını biliyoruz.

    TALEPLER

    *Çocukların ve gençlerin yaşamış olduğu psikolojik yıkımlarının yanı sıra eğitime dair yaşadıkları derin eşitsizlik sürüyor. Deprem bölgesinde eğitime dair sorunların hızlıca çözülmesi gerekmektedir.

    *Anayasal bir hak olan sağlık hakkına erişemeyenler olarak tam teşekküllü hastane talebimizde ısrarcıyız. Hali hazırda var olan yönetmelikler, mevzuatlar ya da kanunlar deprem koşullarına göre revize edilerek halkın ihtiyaçları karşılanmalıdır.Mahallelerde nüfusu gözetilmeksizin Aile Sağlık Merkezlerinin oluşturulması gerekmektedir. Enkaz kaldırma süresince özensiz davranılmıştır. TTB’nin son raporuna göre Hatay hala sağlık limit değerinin dört katı toz soluyor.

    *Sağır sultan bile depremin yaşanabileceğini biliyorken ne iktidar ne de yerel yönetimler bu konuda önlem almamışlardır. Zemin sıvılaşmasının yoğun olduğu, altından fay hattının geçtiği Amik Ovası’na tüm uyarılara rağmen hastanenin, havaalanının, stadyumun yapılmasında ve bu yapılarla birlikte barınma amacıyla inşa edilen yapıların artmasında, kentin o bölgeye doğru yönelmesinde depremle birlikte yaşamını yitiren insanların sorumlularının bu yaşanılanlardan sonra özeleştiri vermemesini, istifa etmemesini yetmezmiş gibi bizleri tehdit etmesini Hatay halkı olarak unutmayacağız affetmeyeceğiz!

    *Kentteki demografik yapı, kültürel ve tarihsel dokunun önemi Hatay halkı için çok önemli bir yerde duruyor. Kentin yeniden inşasında atılacak tüm adımların kentin bu hassasiyeti gözetilerek atılması gerekmektedir. Rezerv alan ile endişelenen bu halk, komşusunu, mahallesini ve tarihsel hafızasını korumak istiyor.

    *Deprem sonrası yaşlılar, engelli bireyler gibi ampüte bireyler ve kimsesiz kalmış çocuklar gibi vatandaşlardan oluşan devasa dezavantajlı gruplar meydana geldi. Bu vatandaşlarımızın yaşamış olduğu sorunlar görülmüyor, duyulmuyor!

    *Deprem sonrası yakınlarının hayatını kaybedip kaybetmediğini dahi bilemeyen kayıp aileleri aylardır seslerini duyurmaya çalışıyor. DemakDer, yakınları için hayatlarını kaybetmiş olsalar da buna dair küçük bir ipucu istiyor.

    *Bunca mağduriyet yaşayan bir halk, maalesef hak arama konusunda başını kaldırıp haklarıyla uğraşabilecek bir noktaya dahi gelemedi. Riskli alan, rezerv alan, yerinde dönüşüm, hak sahipliği gibi kavramların tartışıldığı ama halkın ihtiyaçlarını ne denli karşıladığının tam bir muamma haline geldiği kavramlar, halkı belirsizliğe ve kargaşaya sürüklüyor. Tüm bu muğlaklara ve hak kayıplarına rağmen sorularına yanıt alamayacağını düşünen bu yüzden dava açmaktan geri duran bir halkın çaresiz bırakılmasına izin vermeyeceğiz.

    *Sanayi, ticaret, tarım, inşaat, turizm gibi alanlarda yaşanan sorunlar; daha önce kendi ekonomik döngüsüyle yaşamını sürdürmeye çalışan, yıkık bir kent sonrası ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan bir halkın bu kentte yaşamasının önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Kentin üretime dayalı ve kamucu bir ekonomik döngüye yeniden kavuşturulması için atılması gereken adımlar hızlıca atılmalıdır.

    *Depremin ilk günlerinde yalnız ve çaresiz bırakılan, ölüme terk edilen bu halk kendisine yaşatılanları asla unutmayacak, asla affetmeyecek! Alınması gereken tüm önlemler alınmış olsaydı bu kadar bina yıkılmayacaktı, afete hazırlıklı olunsaydı ve gelen yardım ekiplerinin kente girişi engelenmemiş olsaydı bu kadar insanımız yaşamını yitirmeyecekti. Hatay halkı olarak, bundan sonra nerede olursa olsun yaşanabilecek tüm depremler için uyarıyoruz; Önlem alınsın, bir daha insanlar ölmesin, hayatlar ve geleceğimiz kararmasın!

    *Evlerinden, sokaklarından, komşularından, topraklarından, memleketlerinden uzaklaşıp göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın yanı sıra bu ağır koşullara dayanamayıp bu belirsizlik yumağı içinde kalanlarımız da göçe zorlanıyor.

    *Kentte yaşanan elektrik, su, internet, kanalizasyon, yol, ulaşım gibi alt yapı ve üst yapı temelli sorunlar kurumlar tarafından sahiplenilmiyor ve ‘başka kurumların sorumluluğunda’ denilerek halk çaresiz bırakılıyor!

    *Bu denli devasa sorunlar ortada dururken halen bu kent için Özel Afet Bölgesi ilan edilmemesinin özel bir sebebi var mı? Eğitimin, sağlığın, ulaşımın ve daha birçok alanın nitelikli, ulaşılabilir ve ücretsiz olması; üreticilerin ekonomik anlamda desteklenmesi; istihdamın sağlanması ve işsizliğin giderilmesi; kalıcı konutların hızlıca ama güvenli bir şekilde ücretsiz teslim edilmesi, esnafların desteklenmesi, kamu çalışanlarının maaşlarında iyileştirme yapılması gibi taleplerimizin karşılanması için devletin bu kente özel bir bütçe ayırması elzemdir. Bu kapsamda Hatay halkı olarak, Hatay’da yıkımın en ağır yaşandığı; Antakya, Defne, Samandağ, Kırıkhan, İskenderun ve Arsuz ilçeleri için Özel Afet Bölgesi ilan edilmesini talep ediyoruz.

    Raporumuzu hazırlarken katkı sunan Türk Tabipler Odası’na, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne, İnsan Hakları Derneği’ne, Deprem Mağdurları ve Kayıp Yakınları Dayanışma Derneği‘ne, Hatay Dayanışma Kooperatifi’ne, Hatay Barosu’na, Eğitim Sen‘e ve dostlarımıza teşekkür ederiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Can Atalay: Ortada devlet krizi var, krizin çözülmesi herkesin sorumluluğudur

    Can Atalay: Ortada devlet krizi var, krizin çözülmesi herkesin sorumluluğudur

    PİRHA-AYM’nin hak ihlali kararına rağmen tahliye edilmeyen TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer aracılığıyla gönderdiği mesajında, “Bir kırılma anındayız. Demokrasiden yana olanların mutlaka ortak tutum alması tarihsel bir sorumluluktur” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Gezi Parkı davası kapsamında tutuklanan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay, işadamı Osman Kavala ile şehir plancısı Tayfun Kahraman’ı İstanbul’un Silivri ilçesindeki Marmara Cezaevi’nde ziyaret etti.

    “AYM, İKİ KEZ HAK İHLALİ OLDUĞU YÖNÜNDE KARAR ALDI”

    Ziyaret sonrası cezaevi önünde açıklama yapan Çakırözer, “Hatay Milletvekili Can Atalay, seçilmesinden bu yana 7 ay geçmesine rağmen Silivri Cezaevi’nde tutuluyor. Anayasa Mahkemesi iki kez karar aldı hak ihlali olduğu yönünde. Maalesef Can Atalay, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelip görevine başlayabilmiş değil. Bugün kendisiyle görüştüm. Dün Anayasa Mahkemesi’nin kararı sonrasında mahkeme onunla ilgili kararı Yargıtay’a gönderdi” dedi.

    CAN ATALAY: ORTADA BİR DEVLET KRİZİ VAR

    Can Atalay ise Çakırözer aracılığıyla gönderdiği mesajında, şu ifadeleri kullandı:

    “Ortada bir devlet krizi var ve bu devlet krizinin çözülmesi iktidarıyla, muhalefetiyle memlekete karşı sorumluluk duyan herkesin sorumluluğudur. Bir kırılma anındayız. Zaten yoğun bakımda olan, demokrasimizden yana olan, hukuk düzeninin zerresine sahip çıkmak isteyen tüm politik ve toplumsal kesimlerin ayrı ayrı ama mutlaka ortak tutum alması tarihsel bir sorumluluktur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Anayasa Mahkemesi, Can Atalay için ikinci kez hak ihlali kararı verdi

    Anayasa Mahkemesi, Can Atalay için ikinci kez hak ihlali kararı verdi

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi (AYM), Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili Can Atalay’ın tahliyesi ve hakkındaki yargılamanın durması isteminin reddedilmesi üzerine yapılan hak ihlali başvurusunu ikinci kez görüştü. Atalay için ikinci kez hak ihlali kararı verildi. Atalay’ın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verildi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Gezi Parkı Davası’nda hakkında 18 yıl hapis cezası kararı verilen Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay’ın bireysel hak ihlali başvurusunu 25 Ekim’de görüşmüştü. Can Atalay’ın ‘Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma’ hakkı ile ‘Kişi hürriyeti ve güvenliği’ haklarının ihlal edildiğine karar verilmişti.

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, dosyayı Yargıtay’a göndermiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı konunun 3. Ceza Dairesi tarafından değerlendirilmesi gerektiği yönünde mütalaa vermiş, Daire ise Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyulmamasına hükmedip Atalay hakkında ihlal kararı veren Yüksek Mahkeme üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermişti.

    Atalay hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararına uyulmaması nedeniyle Yüksek Mahkeme’ye ikinci kez başvuru yapılmıştı.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), cezaevinde tutulan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Can Atalay için bir kez daha hak ihlali kararı verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mimarlar Odası: Hukuk devleti, belirli bir siyasi grubun istekleri uğruna eğilip bükülemez!

    Mimarlar Odası: Hukuk devleti, belirli bir siyasi grubun istekleri uğruna eğilip bükülemez!

    PİRHA – TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasına tepki göstererek, “Bizler, her ne pahasına olursa olsun hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz”dedi.

    TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, internet sitesinden yaptığı açıklamada Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasına tepki gösterdi.

    “HUKUK DEVLETİNİ HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından imza altına alındığı söylenen belge, bir mahkeme kararından ziyade anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs eden bir tehdit mektubu niteliğindedir. Bizler, her ne pahasına olursa olsun hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz. Gezi’den intikam almak ve topluma gözdağı vermek inadı uğruna Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı yürürlükten kaldırmaya çalışanlara karşı bir kez daha tekrarlıyoruz: Gezi, milyonların vicdanında meşrudur. Anayasa bir bütündür, bölünemez. Hukuk devleti, belirli bir siyasi grubun istekleri uğruna eğilip bükülemez. “Milli irade” adı altında bütün hukuksuzluklarına kılıf uyduranların, her fırsatta sandığa saygı diyenlerin, Hatay halkının iradesini gasp etmesine seyirci kalmayacağız. Bu hukuksuzluğa, bu anayasasızlaştırmaya karşı hukuk devletini savunmak için var gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz. Gezi’ye, tüm tutuklu arkadaşlarımıza ve Can Atalay’a özgürlük!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Diyarbakır Barosu Başkanı Eren’den ‘yargı darbesine karşı tedbir alınmalı’ çağrısı– VİDEO

    Diyarbakır Barosu Başkanı Eren’den ‘yargı darbesine karşı tedbir alınmalı’ çağrısı– VİDEO

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi’nin TİP Milletvekili Can Atalay hakkında verdiği kararı Yargıtay tanımadı. Yargıtay ayrıca tahliye kararı veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı aldı. CANTV’ye konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Nahit Eren, “Bana göre dün Türkiye’de bir yargı darbesi yapıldı. Buna karşı tedbirler alınmalı” dedi.

    Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Can Atalay kararı ile anayasayı ihlal ettiğini öne sürerek, yüksek mahkemenin üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Yargıtay ayrıca TBMM’ye, Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için kararın gönderileceğini belirtti.

    Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren, CAN TV’de yayınlanan Ezgi Soysal’ın sunduğu Can Aktüel Bu Sabah programında konuya dair değerlendirme yaptı.

    “BİR HUKUKÇU OLARAK DEĞERLENDİRME GEREĞİ BİLE DUYMUYORUM”

    Eren, dün Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu kararı hukuki açıdan bir hukukçu olarak değerlendirme gereği bile duymadığını dile getirerek, “Aslında bu oyalama süreci dünkü kararın bir hazırlığı olduğunu bize gösterdi. Bana göre dün Türkiye’de bir yargı darbesi yapıldı. Kararın içeriğine baktığımız zaman öyle kararlar var ki gerçekten hukuk adına skandal diyebiliriz” dedi.

    “BU SKANDALIN EN BÜYÜK MAĞDURU, HAKKINI YARGI ÖNÜNDE ARAYANLAR OLARAK BİZLER OLACAĞIZ”

    Eren, Türk Ceza Kanunu’ndaki Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir kurum ve organını aşağılama suçu işlendiğini belirterek şunları ifade etti:

    “Dün Yargıtay 3. Ceza Dairesi hem Anayasa Mahkemesi’nin kurumsal kimliğine hem de Anayasa Mahkemesi’nde oy hakkına sahip olan bağımsız yargıçlara yönelik büyük bir suç isnadında bulunmuştur. Ve kendilerini aşağılamıştır. Bu skandalın mağduru, Anayasa Mahkemesi’nin temel hak ve özgürlükler konusunda vermiş olduğu bir ihlal kararının yerine getirilmemesinin mağduru toplum, bizler olacağız. Hak arayan, hakkını yargı önünde arayanlar olarak bunun en büyük mağduru bizler olacağız.”

    “SES ÇIKARMAZSAK BU HUKUKSUZLUKLAR ÜLKENİN HER YERİNE YAYILACAK”

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Cumartesi Anneleri hakkında verdiği ihlal kararını hatırlatan Eren, “İstanbul’daki Beyoğlu Kaymakamı, bırakın bir yargı makamını, bir bürokrat AYM kararını uygulamadı. Her ihlale her hukuksuzluğa ses çıkarmadığımız sürece maalesef bu hukuksuzluklar ülkenin her yerine bu şekilde yayılmış olacak” dedi.

    Eren, şöyle devam etti:

    “Bu anlamda bu skandal Türk hukuk tarihine yeni bir kara leke. Daha önce de benzer birçok vaka yaşandı. Demirtaş ve Kavala kararının Türkiye’de uygulanmaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararlarıyla Anayasa Mahkemesi(AYM)kararlarının bağlayıcılığı ve uygulanırlığı açısından hiçbir fark yok. Bu uygulamanın getirdiği sonuç maalesef dün Ankara’da büyük bir sarsıntı yarattı.”

    “BİR AN ÖNCE TEDBİRLER ALINMALI”

    Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren, “Bu konuda sadece yargı makamları değil. TBMM’nin ve siyasi partilerin bu konuda çok net bir tutum ortaya koyması lazım. Bu hukuksuzluk ülkeyi hukuk anlamında kaosa sürükler. Temel hak ve özgürlükler konusunda ülkeyi büyük bir çıkmaza sürükleyeceği çok net. Bir an önce buna yönelik tedbirlerin alınması lazım.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • TİP Genel Başkanı Baş: Can Atalay’ı zindandan en kısa sürede çıkartacağız – VİDEO

    TİP Genel Başkanı Baş: Can Atalay’ı zindandan en kısa sürede çıkartacağız – VİDEO

    PİRHA – İstanbul Adliyesi’nde 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin TİP Milletvekili Can Atalay’ın tahliye kararını vermesi için avukatların adliyede başlattıkları Adalet Nöbeti devam ediyor. Adliyeye destek için gelen TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Umuyorum halkın sesi, hukukun sesi, adaletin sesi şu kalın duvarları da aşacak ve biz Can Atalay’ı zindandan en kısa sürede çıkartacağız” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararına rağmen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Can Atalay’ın hala tahliye edilmemesi nedeniyle avukatlar tarafından başlatılan Çağlayan Adliyesi’ndeki Adalet Nöbeti eylemine TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TİP Milletvekilleri ve TİP İl Örgütü de katıldı.

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ve beraberindeki partililer adliye önünde toplandı.

    Olası kararı bekleyen TİP Genel Başkanı Erkan Baş, adliye önünde PİRHA mikrofonuna konuştu.

    “ASLINDA YENİ BİR SUÇ DAHA İŞLENMİŞ OLUYOR”

    Can Atalay’ın görevine başlaması için zaman saydıklarını söyleyen Baş, “Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar itibarıyla bizim bugüne kadar iddia ettiğimiz her şey ispatlanmış oldu. Can özelinde ise 14 Mayıs itibariyle milletvekili seçildiği için tahliye kararının verilmesi gerekiyordu. Sürecin gerektirdiği her türlü hukuki adım atıldı hatta bütün bu oyalama taktiklerine, hukuksuz kararlara rağmen biz ısrarcı olduk. Biz bu durumu kabullenmeyeceğimizi, sindirmeyeceğimizi, iktidarın ‘her istediğimi yapabilirim’ anlayışına teslim olmayacağımızı çeşitli vesilelerle göstermeye çalıştık. Özgürlük yürüyüşü bunun adımlarından bir tanesiydi. Ve nihayetinde Anayasa Mahkemesi bizim beklediğimiz kararı verdi. Aslında hukuka uygun olan, Anayasaya uygun olan kararı vermiş oldu. O an itibariyle yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararı uygulayıp Can Atalay’ı tahliye etmesi gerekiyordu. Günler geçiyor ve Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu hak ihlali kararı katmerlenmiş oluyor. Yerel Mahkeme bu hak ihlalini ortadan kaldırma gücüne sahipken, bunu yapma konusunda görevliyken o hak ihlalinin sürmesine vesile oluyor. Aslında yeni bir suç daha işlenmiş oluyor. Çünkü bir milletvekilinin görevini yapması engelleniyor” dedi.

    “CAN ATALAY’I EN KISA SÜREDE ZİNDANDAN ÇIKARTACAĞIZ”

    Can Atalay’ın tahliye edilmemesini Hatay halkı özelinde değerlendiren Baş, Hatay halkının ortaya koyduğu iradeyi son derece önemli bulduklarını belirterek şunları kaydetti:

    “Her yurttaşın oyu çok kıymetlidir ama çok ağır bir deprem yaşamış, evini, işyerlerini, sevdiklerini, eşini, dostunu, çocuklarını kaybetmiş insanların yaşadıkları bu mağduriyetin unutulmaması için, bunun hesabının sorulması için bir hak savunucusunu kendilerine milletvekili seçmeleri son derece önemli. Bu hepimizin oylarına sahip çıkmalarının bir göstergesi de olmak durumunda. O yüzden hep birlikte bizim buna karşı durmamız gerekiyor. Hatay halkının ortaya koyduğu iradenin yanına aynı zamanda bütün Türkiye halkının iradesini eklediğimizi düşünüyorum. Özgürlük yürüyüşüne geçtiğimiz her yerde halkın bizimle birlikte bir duruş sergilemesini çok kıymetli buluyoruz. Umuyorum halkın sesi, hukukun sesi, adaletin sesi şu kalın duvarları da aşacak ve biz Can Atalay’ı zindandan en kısa sürede çıkartacağız.”

    “BİZİM SÖZÜMÜZÜ KESEBİLECEK HERHANGİ BİR GÜÇ YOKTUR”

    AYM kararına rağmen Can Atalay’ın serbest bırakılması için adım atmayan mahkemeye tepki için adliyeye gelen TİP Genel Başkanı Erkan Baş, bir televizyon kanalına canlı yayına katıldığı sırada kendisini kayda alan polise tepki gösterdi.

    Baş, konuya dair şunları ifade etti:

    “Olayın yaşandığı anda canlı yayındaydık. Gizli saklı, söylenmemesi gereken, suç teşkil edecek bir şey olsa canlı yayın kamerası o an zaten onu tespit ediyor. Orada bir halkı korkutmak, sindirmek buradaki toplanmayı provoke etmek, susturmaya dönük bir girişim aslında o. Kişisel olarak bana yapılmış bir girişim olarak değerlendirmiyorum, benim zaten susturulmam mümkün değil. Her hal ve şartta konuşmaya devam edeceğimiz eminim herkes tarafından biliniyor ama orada bir mesaj verilmeye çalışılıyor. ‘Biz toplumun nefes alış verişini, her sözünü denetim altında tutuyoruz ve bu ülkeyi konuşturmayacağız’ deniliyor. Bizim inadımız, tepkimiz buna. Biz sadece kendi adımıza değil bu ülkedeki her yurttaşın özgürce konuşabilmesi için mücadele ediyoruz. Bizim sözümüzü kesebilecek herhangi bir güç yoktur.”

    Devrim FINDIK-Zafer TAŞKIN/İSTANBUL

  • Tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay için İstanbul Adliyesi’nde nöbet eylemi

    Tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay için İstanbul Adliyesi’nde nöbet eylemi

    PİRHA-AYM’nin hakkında “hak ihlali kararı verdiği tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay için İstanbul Adliyesi’nde başlatılan nöbet eylemi 2’nci gününde sürüyor.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hakkında “hak ihlali” kararı verdiği Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) tutuklu Milletvekili Can Atalay için Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde nöbet eylemi 2’nci gününde devam ediyor.

    Avukatlar, ihlal kararı sonrası tahliye başvurusunun yapıldığı 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar çıkana kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    Gezi Parkı davasından bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan avukat Can Atalay, Hatay’dan TİP milletvekili seçilmişti. Avukatları, Atalay’ın mazbatasını alarak tutukluluğun bitmesi için başvuruda bulundu ama Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu talebi reddetti.

    AYM, Atalay’ın bireysel başvurusunu önceki gün değerlendirdi, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetti. 50 bin lira manevi tazminat ödenmesine de hükmeden AYM, ihlalin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına, yargılamada durma kararı verilmesine ve hükmün infazının durdurularak Atalay’ın tahliye edilmesine karar verdi. AYM, söz konusu kararı dün geç saatlerde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • AYM’de 2022 yılında 109 bin 779 bireysel başvuru dosyası açıldı

    AYM’de 2022 yılında 109 bin 779 bireysel başvuru dosyası açıldı

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru sistemi, onuncu yılında rekor talebe ulaştı. Verilere göre 2022 yılında 109 bin başvuru dosyası açıldı. 35 bin ihlal kararı verildi.

    BirGün Gazetesi’nde yer alan habere göre vatandaşlara ilk olarak 2012 yılında tanınan Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru hakkı, onuncu yılında rekor başvuruya ulaştı.

    Giderek artan hak ihlalleri ve hukuk dışı uygulamalara da ışık tutan verilere göre 2022 yılında AYM’ye 109 bin 779 bireysel başvuru yapıldı. 2022 senesindeki başvuruların sayısı darbe girişimin yaşandığı 2016 yılında yapılan 80 bin başvuruyu geride bıraktı. 2022’de 35 bin 407 hak ihlali kararı alındı.

    AYM’deki bireysel başvuru dosyası sayısı, 2015-2022 döneminde yüzde 364 arttı.

    HAK İHLALİNDE REKOR

    2022 yılında AYM’deki 168 bin 509 bireysel başvuru dosyasının 73 bin 36’sı karara bağlandı. Kara bağlanan dosyalarda, “En az bir hakkın ihlal edildiği” yönündeki hüküm sayısı ise 35 bin 407 oldu. 2022 yılında karara bağlanan 73 bin 36 bireysel başvuru davasından 646 da ret kararı çıktı. Hak ihlali iddiasıyla yapılan başvuruların 36 bin 763’ü ise “Kabul edilemezlik” gerekçesiyle geri çevrildi. AYM, 2022 yılında karar bağladığı dosyaların 120’sinde ise herhangi bir hak ihlali yaşanmadığına hükmetti.

    HAK İHLALLERİ KRONİK HALE GELDİ

    Bireysel başvurulara yönelik alınan kararların konulara göre dağılımı henüz kamuoyu ile paylaşılmasa da eski yıllara ait veriler, “Makul sürede yargılanma hakkının” AYM’nin ihlal kararları içinde yüzde 60’lık bir payı olduğunu ortaya koyuyor. Mülkiyet hakkı ise en fazla ihlal kararı alan ikinci alan olarak kayıtlarda yer alıyor. Adil yargılanma hakkı, ve ifade özgürlüğü ise AYM’den en çok ihlal kararı çıkan konular arasında bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • DFG’den “Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” raporu

    DFG’den “Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” raporu

    PİRHA-“Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” başlıklı bir rapor yayımlayan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), deprem bölgelerinde zor şartlar altında çalışan gazetecilerin uğradığı hak ihlallerini paylaştı.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) “2023 Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu” yayımladı. Raporda, merkez üssü Maraş olan depremlerde 26 gazetecinin enkaz altında hayatını kaybettiği belirtilirken, bölgede çalışan gazetecilerin uğradığı hak ihlalleri paylaşıldı.

    “YAŞANANLARI GÖRÜNTÜLEYEN GAZETECİLER ENGELLENDİ”

    Raporda şu ifadelere yer verildi:

    Biliyoruz ki meslektaşlarımızın büyük bir bölümü de arama ve kurtarma çalışmalarının geç başlaması sonucu can verdi. Adıyaman, Malatya ve Hatay başta olmak üzere bu kentlerde yerel gazetecilik yapan meslektaşlarımızın geride kalan çalışma arkadaşları da bürolarının yıkılması nedeniyle ya çadırlarda çalışmaya başladı ya da çalışamaz hale geldi. Yıkımlarla birlikte bürolarını, teknik malzemelerini kaybeden gazetecilerin arşivleri de yok oldu.

    Böylesi büyük bir yıkıma gecikmeli ve eksik müdahale eden iktidar Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etmekte gecikmedi. OHAL ile birlikte de ilk iş olarak sahada, enkaz başlarında yaşananları görüntüleyen gazeteciler engellendi. Yapılan başvurular üzerine ise gazetecilerin ya iktidar yandaşları dışında kimseye verilemeyen “turkuaz kart” taşımaları istendi ya da valiliklerden izin almaları istedi. Gözaltına alınan gazeteciler “sahtecilikle” ya da haber kaynaklarının kullandığı ve henüz yayınlanmayan ifadeleri nedeniyle “yanlış bilgi yaymak” iddiasıyla suçlandı. DFG olarak diğer meslek örgütleriyle birlikte karşı çıktığımız “Sansür Yasası” da bu süreçte devreye konuldu.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Sahada engellemelerin yanı sıra sansür ve erişim engelleri de getirildi. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aralarında internet siteleri ve Youtube kanallarının da olduğu 340 URL’ye erişim engeli getirildi. Türkiye’de baskılı yayın yapan tek Kürtçe gazete olan Xwebûn gazetesi ile Ortadoğu merkezli kadın yayıncılığı yapan NuJİNHA’nın Twitter adresleri de kapatıldı.

    Tüm bu engelleme, baskı ve sansüre rağmen gazeteciler sahada olmaya devam etti. Deprem, yıkım, savaş ne olursa olsun hakikat arayışçısı olan sahadan ayrılmayacağız, kalemimizi, fotoğraf makinemizi bırakmayacağız. DFG olarak da zor şartlarda çalışan meslektaşlarımızla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. Bir kez daha vurguluyoruz: Gazetecilik suç değildir. Gazetecilik engellenemez.”

    SALDIRIYA UĞRADILAR, GÖZALTINA ALINDILAR

    Rapora göre 14 gazeteci saldırıya uğradı, 4 gazeteci gözaltına alındı. 5 gazeteci kötü muameleye maruz bırakılırken, 6 gazeteci tehdit edildi. 19 gazetecinin de haber takip etmesi engellendi. 6 gazeteci hakkında soruşturma açıldı. 3 gazetecinin işine son verildi. RTÜK tarafından yayın yasağı, para cezası ve ekran karartma cezası verildi. 2 internet sitesi kapatıldı. 2 habere erişim engeli getirildi. 345 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

    HAYATINI KAYBEDEN GAZETECİLER

    Raporda, hayatını kaybeden gazetecilerin isimleri de yer aldı. Buna göre Adıyaman’da Burak Alkuş (Adıyaman Ses), Hidayet Özdemir (Gazeteci -Yazar), İskender Korkut (Mercan TV), Kemal Öner (Adıyaman Telgraf), Muhammed Akan (Adıyaman Haber), Ruhi Akan (Jet Haber), Yunus Emre Doğan (Mercan TV), Zübeyir Pektaş (Halkın Sesi), İsmail Hakkı Koçak (Mercan TV), Fatih Bayın (Radyo Tek) ile Barış Can Tabakçı yaşamını yitirdi.

    Hatay’da Ayşe Figen Arlı (İskenderun Ses), Burak Milli (AA), Gökhan Aklan (İHA), İzzet Nazlı (DHA), Neşet Alkan (Haber Ekspres), Erhan Yılmaz (23 Temmuz Gazetesi), Mehmet Tekin (Emekli Gazeteci), Hasan Seid Okay (Emekli Gazeteci) ve Berkay Akay hayatını kaybetti.

    Maraş’ta Mustafa Yüzbaşıoğlu (Bugün), Aziz Çevlik (Manşet), Fatih Nalbantbaşı (Maraş Medya Merkezi), Adana’da Meltem Özgen (CRT/TV sunucusu) Antep’te de Fatma Erdoğan yaşamını yitirdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • AYM: Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta buluşmasına polis müdahalesi hak ihlalidir

    AYM: Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta buluşmasına polis müdahalesi hak ihlalidir

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi (AYM) Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta buluşmasına yönelik polis müdahalesiyle gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

    Gözaltında katledilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta buluşmasına yönelik polis müdahalesini Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. ‘Kötü muamele’ iddiasını reddeden Yüksek Mahkeme, gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

    Maside Ocak, “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirerek AYM’ye başvurdu.

    Başvuruyu görüşen Yüksek Mahkeme, oy birliğiyle “Kötü muamele yasağının ihlal edildiği” iddiasının kabul edilemez olduğuna hükmetti. Ancak Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine oy çokluğuyla karar verildi. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu. AYM ayrıca başvurucuya 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesini kararlaştırdı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri, 28 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 28 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Gözaltına alınan yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması talebiyle başlattıkları eylemin 926. haftasında Cumartesi Anneleri, 28 yıl önce kaybedilen İsmail Bahçeci için adalet istedi. 

    Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbeti için başlattıkları eylemin 926. haftasında İsmail Bahçeci için adalet istedi. 28 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci’nin ailesinin de müdahil olduğu Ankara Jitem davasının 20 Ocak 2023’te görülecek olan duruşmasına çağrı yapan Cumartesi Anneleri, “Adalete uygun bir karar tesis edilmeli, sanıklar insanlığa karşı suç kapsamında cezalandırılmalıdır” dedi.

    “İSMAİL BAHÇECİ’Yİ UNUTMADIK”

    926. hafta açıklamasını Cumartesi İnsanları’ndan, İsmail Bahçeci’nin okul arkadaşı Dursun Ege Göçmen okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “926 haftadır; güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan, hukukun koruması altında olması gerekirken varlıkları inkar edilen, “hukukun dışında bırakılan insanlarımız nerede?” diye soruyoruz. Sadece zorla kaybedilenlerin değil; geride kalan ailelerin, hak savunucularının ve işlenen bu suça tanıklık eden toplumun hukukun dışında bırakılmalarına itiraz ediyoruz.

    926 haftadır; Türkiye’de, temel hak ve özgürlükleri esas alan bir hukuk ve bu hukukun üstünlüğüne dayanan bir hukuk sistemi oluşturularak, hali hazırda bize yaşatılan derin adaletsizliğin sonlandırılması için yetkilileri göreve çağırıyoruz. 926. haftamızda gözaltına alındıktan sonra varlığı inkar edilen “…kalın kara bir bantla örttüler / Koyuluğa düştü gözlerim / Kara bir koyuluğa / Sonsuza dek…” dizelerinin sahibi İsmail Bahçeci’yi unutmadık diyerek kamuoyu karşısındayız.

    “İSMAİL’İN GÖZALTINA ALINDIĞI İNKÂR EDİLDİ”

    İsmail Bahçeci, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu öğrencisi ve Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu başkanıydı. Politik kimliği nedeniyle defalarca gözaltına alındı, ağır işkenceler gördü. 1993 yılından itibaren polis tarafından aranmaya başladı. Bahçeci Ailesinin Avcılar’daki evine polis baskınlar düzenledi. Bu nedenle İsmail evden ayrıldı. Kardeşi, İsmail’e acil durumlarda kendisine haber ulaştırması için bir arkadaşının işyeri telefonunu verdi.

    24 Aralık 1994 tarihinde Bahçeci Ailesi’ni telefonla arayan ve kendisini İsmail’in arkadaşı olarak tanıtan bir kişi, İsmail’in siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alındığı haberini verdi. Baba Şehmus Bahçeci hemen Gayrettepe Emniyet Müdürlüğüne ve DGM İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Ancak İsmail’in gözaltına alındığı inkar edildi. 24 Aralık’tan sonra Bahçeci Ailesinin evine bir daha polis baskını yapılmadı. Kardeşinin İsmail’e telefonunu verdiği arkadaşının işyeri, polis tarafından basıldı. “Yakalanan bir örgüt mensubunun üzerinde telefon numaranız çıktı” denilerek işyeri sahibi gözaltına alındı. Gözaltına alınan M. Y.’nin de içinde olduğu bazı kişiler emniyette sorgudayken “Seni de İsmail Bahçeci gibi kaybederiz” diye tehdit edildiklerini açıkladı.

    “ÖLDÜRÜLÜP, BİR ÇUKURA ATILMIŞ OLABİLECEĞİ SÖYLENDİ”

    Fatma ve Şehmus Bahçeci, devletin her kademesinde oğullarını aradı. Başbakan Çiller ve Cumhurbaşkanı Demirel onların randevu talebini kabul etmedi. Görüştükleri İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Azimet Köylüoğlu, İsmail’in işkence ile öldürülüp bir çukura atılmış olabileceğini söyledi. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe de, “Dua edin de oğlunuz polislerin elinde olsun. Araştırıp size haber vereceğim” dedi ama aileyi hiç aramadı.

    Milletvekili Mahmut Alınak 24 Ocak 1995 tarihli meclis oturumunda yaptığı konuşmada, “İsmail Bahçeci’nin annesi ‘Çocuğumu istiyorum!’ diye feryat ediyor. Bu feryadı ben buraya taşıyorum. Bu insan gözaltında kaybolmuştur, bu insan bulunmalıdır” diyerek İsmail’in gözaltında kaybedilmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine getirdi. İsmail’in arkadaşları, İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü düzenledikleri kampanyalarla konuyu ülke ve dünya kamuoyuna taşıdılar. Ancak İsmail Bahçeci’nin gözaltına alındığı kayıtlara geçirilmedi. Bugüne kadar akıbeti ve nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi verilmedi. Onu kaybedenlere suçlarını gizleme ve sorumluluktan kaçma imkanı sağlandı.

    “ANKARA JİTEM DAVASINDA ADALETE UYGUN BİR KARAR TESİS EDİLMELİ”

    Bahçeci Ailesinin de müdahil olduğu, Ankara Jitem davası Ankara 1. Ağır ceza mahkemesinde devam ediyor. 20 Ocak 2023’de görülecek duruşmada İsmail Bahçeci ve dosyada adı geçen tüm kaybedilen, katledilenler için hukuka ve adalete uygun bir karar tesis edilmeli, sanıklar insanlığa karşı suç kapsamında cezalandırılmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin İsmail Bahçeci için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan 227 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Karakaya: AKP, Alevilere yönelik hak ihlalini bir de anayasal güvence altına aldı-VİDEO

    Karakaya: AKP, Alevilere yönelik hak ihlalini bir de anayasal güvence altına aldı-VİDEO

    PİRHA-ABF Genel Başkan Yardımcısı ve PSAKD Kadıköy Şubesi Başkanı İbrahim Karakaya, İnsan Hakları Haftası kapsamında Alevilerin maruz bırakıldığı hak ihlallerini PİRHA’ya değerlendirdi. Karakaya, “Sistem bu hak ihlallerine karşı bir iyileştirme değil, mevcut hakları her döneminde de gasp etmeye yönelik bir çalışma içinde olmuştur. Son olarak açılım diye hak ihlallerini biraz daha katmerleştirdiler. Aynı zamanda hak ihlalini bir de anayasal güvence altına aldılar” dedi.

    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul edilmesi ile birlikte insan hakları bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla, 10 Aralık tarihi “Dünya İnsan Hakları Günü”, 10 Aralık ile başlayan hafta ise ülkemizde ve bütün dünyada “İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası” olarak kutlanıyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi Başkanı İbrahim Karakaya, İnsan Hakları Haftası ile Alevilerin uğradığı hak ihlallerine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Karakaya ayrıca 25 Aralık günü İstanbul Yenikapı’da düzenlenecek Alevi kurultayına da çağrı yaptı.

    “ALEVİLER EN BÜYÜK HAK İHLALİNE UĞRAYAN TOPLUMSAL KESİMLERDEN BİRİDİR”

    Karakaya, Alevilerin bu ülkede en çok hak ihlaline uğrayan toplumsal kesimlerden biri olduğunu kaydetti. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) sloganını da hatırlatan Karakaya, şöyle konuştu:

    “İnsan Hakları Derneği’nin, “İnsan, haklarıyla insandır” diye bir sloganı var. Bu çok doğru bir slogan aslında. İnsan olmaktan kaynaklı haklarınızı kullanamıyorsanız, hak ihlallerine uğramış sayılıyorsunuz. Grupsal anlamda yaşadığınız hak ihlallerinin bir toplumsal uzlaşısı vardır. Ama esas olan sistem, devletle olan ilişkilerinizdeki ihlal çok önemli. Devlet, yasalarla kendisini tanımlar. Dolayısıyla devletin yaptığı ihlallerdir aslında insan hakları ihlalleri noktasında bizim esas almamız gereken şey. Türkiye’de her toplumsal kesimin özellikle devletle kurduğu ilişki noktasında çok büyük mağduriyetler var.

    Osmanlı dönemine gitmemek gerekir. Çünkü orası farklı bir siyasal sistem ve oradaki mağduriyetler katliamlarla sonuçlanmış. Cumhuriyet kendisini yasayla biraz daha bağlı kılan bir rejimin adı oldu ama ne yazık ki cumhuriyetle birlikte zaten kuruluş felsefesi açısından bir hak ihlali var. Çünkü Alevilik yasaklı bir inanç haline getiriliyor ve dolayısıyla o günden bugüne kadar da Aleviler sistem, devlet açısından baktığınızda en büyük hak ihlallerine uğrayan toplumsal kesimlerden bir tanesidir. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin, kiminle konuşursanız konuşun mutlaka anlatacağı bir hak ihlali hikayesi vardır. Alevi olduğunu gizlemekten tutun da kamuda kendisini saklamaktan, kendi köyüne hizmetin götürülmemesine varıncaya kadar birçok şeyi anlatır. Dolayısıyla bunlar üst üste geldiğinde Aleviler büyük hak ihlallerinin mağduru olan bir toplumsal kesim halindedir.”

    “HAK İHLALLERİNİ ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALDILAR”

    AKP’nin Alevilere yönelik attığı son adımları da değerlendiren Karakaya, “Şimdi yeni bir dönemde bir açılım yaptı ama bu açılım daha tehlikeli. Yani açılım diye kendilerinin ifade ettiği aslında hak ihlallerini biraz daha katmerleştirdiler” dedi.

    Meclis’ten geçen torba yasa ile çıkarılan cumhurbaşkanı kararnamesini tanımadıklarını belirten Karakaya, şunları söyledi:

    “Aleviler bu hak ihlallerine karşı sürekli mücadele ediyor. Özellikle 30-40 yıldır örgütleri üzerinde mücadele ediyor. Eşit haklar ve eşit yurttaşlık ile ilgili çalışma yürütüyorlar Ama sistem bu hak ihlallerine karşı bir iyileştirme değil, mevcut hakları her döneminde de gasp etmeye yönelik bir çalışma içinde olmuştur. 2009-2010 yılındaki açılıma baktığınızda da bunu görmek lazım. Çünkü orada aldığı hiçbir talebi yerine getirmeme üzerine kendisini konumlandırdı. Şimdi yeni bir dönemde bir açılım yaptı ama bu açılım daha tehlikeli. Yani açılım diye kendilerinin ifade ettiği aslında hak ihlallerini biraz daha katmerleştirdiler.

    “TORBA YASA ALEVİLER AÇISINDAN YOK HÜKMÜNDEDİR”

    Aynı zamanda hak ihlalini bir de anayasal güvence altına aldılar işin doğrusu. Yani bu kadar tehlikeli bir durumdayız bu noktada. Bizim mücadeleyle kazandığımız haklarımızı aldılar. Onu devletin güdümünde farklı bir konuma soktular. Yani elektrik, su faturası, imardaki değişiklikler vs. bizim kazandığımız şeylerdi. Cemevlerimizi tanımlamayarak, tanımayarak bir hak ihlali daha yaşattı bize. Aleviler açısından geride bıraktığımız yüz yıl hak ihlalleriyle dolu. İkinci yüzyılda bunları yaşamamak için bütün Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz. Torba yasası ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne karşı olduğumuzu dile getirdik. Bu yasa Aleviler açısından yok hükmündedir. Bizim açımızdan meşru değildir. Dolayısıyla bu yasayı tanımıyoruz.”

    “25 ARALIK’TA ‘LAİK, DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE’ TALEBİMİZİ DİLE GETİRECEĞİZ”

    İbrahim Karakaya son olarak 25 Aralık’ta İstanbul’da gerçekleştirilecek olan Alevi kurultayına da çağrıda bulundu.

    Karakaya, “Bütün bunları hem halkımızla paylaşmak, Türkiye’deki bütün kamuoyuna anlatmak adına öncelikle bölge toplantıları yapılıyor. Alevi örgütleri olarak 25 Aralık’ta da bu ülkedeki bütün vicdan sahipleriyle, siyasi partilerle, sanatçılarla, yazarlarla, akademisyenlerle, meslek odaları, sendikalarla, demokratik kitle örgütleriyle, yerel derneklerle bir araya gelip, laiklik ve demokrasi için buluşacağız. Yenikapı’da büyük Alevi kurultayı yapmış olacağız. Bütün canlarımızı da bekliyoruz. Burada hem sözümüzü söyleyeceğiz hem de ikinci bir yüz yıla girerken yalnız Aleviler için değil bir arada yaşamı savunan herkes için laik, demokratik bir Türkiye talebimizi dile getireceğiz” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Tutuklu Alevi yurttaşın Dede/Pir ile görüşme talebi reddedilince AYM’ye gitti-VİDEO

    Tutuklu Alevi yurttaşın Dede/Pir ile görüşme talebi reddedilince AYM’ye gitti-VİDEO

    PİRHA- BDP Dersim eski il eş başkanı, Dersim Gazetesi kurucularından Ergin Doğru’nun Dede/Pir ile görüşme talebinin Elazığ Cezaevi yönetimi tarafından reddedilmesi Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Avukat Cafer Koluman, “Ergin Doğru’nun maruz kaldığı muamele esasında devletin Alevi inancına bakış açısından farklı değil. Aleviler hak ihlaline maruz kalan bir toplumdur. Ergin Doğru’nun bugün yaşamış olduğu olay da bunun bir parçasıdır” dedi.

    BDP Dersim eski il eş başkanı ve Dersim Gazetesi kurucularından Ergin Doğru, 2016 yılından bu yana Elazığ Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

    PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, cezaevinde bulunan Ergin Doğru‘nun Dede/Pir ile görüşme talebinin reddedilmesini Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

    Koluman, Engin Doğru’nun talebinin cezaevi yönetimi tarafından Alevi inancını yok sayan gerekçelerle reddedildiğini hatırlatarak, bunun devletin Alevi inancını yok sayan bakış açısıyla aynı yerde olduğunu söyledi.

    CEZAEVİ İDARESİ ALEVİ İNANCINI YOK SAYDI

    Alevi hareketi içerisinde de ayrıca emek vermiş olan Engin Doğru’nun Dede/Pir ile görüşmesi talebinin Alevi inancını yok sayan yaklaşımlarla reddedildiğini söyleyen Koluman, “Yaklaşık 2 yıldır talep etmesine rağmen maalesef ayrımcılık yasağı, cezaevi koşullarında da uygulamaktadır. Haklı olarak inancı gereği bir Alevi piriyle görüşmek istediğini defalarca kez cezaevi idaresinden talep etmesine rağmen bu talebi her seferinde reddedildi. Yine meclisteki birtakım milletvekilleri bu konuyu gündeme taşıyan soru önergesi vermişlerdi. İnancı gereği bir Alevi ile görüşmek istemesine rağmen neden bu görüşmenin sağlanamadığı yönünde soru önergesi verilmesine rağmen maalesef bu konuda Adalet Bakanlığı tarafından bir dönüş olmadı. En son tekrar Ergin Doğru Ağustos ayında başvurusunu cezaevi idaresine yazmış, cezaevi idaresi ‘Böyle bir inanç yok. Aleviler, siz Müslüman değil misiniz?’ gibi ayrımcı bir yaklaşımla, Aleviliği tanımlayan ifadelerle karşı karşıya gelmiştir” dedi.

    ANAYASA MAHKEMESİ’NE TAŞINDI

    Koluman, Elazığ İnfaz Hakimliği ve 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun aynı yaklaşımla karşılanması sonrasına konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıklarını kaydederek şöyle konuştu:

    “Bu başvurusu reddedilince Elazığ İnfaz Hakimliği’ne başvurusu yapıyor. Elazığ İnfaz Hakimliği de bizim görevimiz değil dercesine bu itirazı reddediyor. Usul gereği İnfaz Hakimliği’nin bu kararına karşı yetkili olan Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuru yapıyor. Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi de bu başvuruyu reddederek Ergin Doğru’ya tebliğ ettiriyorlar, cezaevi idaresine tebliğ ediyorlar. Bu karar elimize ulaştı, ulaştığı gibi biz tabii ki usul gereği Anayasa Mahkemesi’ne, burada ciddi bir hak ihlali olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne geçen hafta itibariyle 19 Ekim 2022 tarihinde başvuru yaptık. Yine uluslararası bir sözleşme olan ve Türkiye’nin de imza koyduğu Anayasanın 90. maddesi gereği aynı zamanda iç hukuk hükümleri sayılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. ve 14.  maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle bu başvurumuzu yaptık. Bu maddeler din, vicdan, düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünü içermektedir. Ayrımcılığa maruz kalma maddesi içermektedir. Böyle bir yasal düzenleme ve uluslararası sözleşmeye yönelik düzenleme olmasına rağmen halen pratik yaşamda, yaşadığımız ülkede bu tür hak ihlalini çok yoğun bir şekilde maruz kalanlara tanıklık ediyoruz.”

    “MÜSLÜMAN DEĞİL MİSİN? İMAMLA GÖRÜŞTÜRELİM”

    Ergin’in Dede/Pir ile görüşme talebinin Manevi Hizmetler adlı birime sevk edildiğini söyleyen Koluman, bu talebin, ‘Alevi piri nedir? Alevilik nasıl bir inançtır? Siz Müslüman değil misiniz? İstersen sizi bir imamla görüştürebilir’ cevabıyla ayrımcılığa tabi tutulduğuna vurguda bulundu.

    Koluman, “Daha önceki süreçte de yine inancı gereği, cezaevi idaresinde Manevi Hizmetler Birimi diye bir birimi oluşturulmuştur. Bu birimde kim görevlidir? İslam inancına sahip olanlar adına imanlar görevidir. Ergin Doğru da böyle bir talep talepte bulunduğu zaman da dalga geçercesine ötekileştirircesine ve bu inancı yok sayarcasına bir muameleye maruz kalmıştık. O da nedir? Pirle görüşmek istiyoruz. Alevi piri nedir? Alevilik nasıl bir inançtır? Siz Müslüman değil misiniz? İstersen sizi bir imamla görüştürebiliriz diye tavır sergileyerek ayrımcı bir muameleye maruz kalmıştır. Bu ayrımcı muameleden kaynaklı ciddi bir hak ihlali olduğu düşüncesi hareketle Anayasanın 10. maddesi ‘Kanun önünde herkes eşittir. Kimse dilinden, dininden, renginden, ırkından, inancından dolayı ayrı bir muameleye tabi tutulamaz’ der. Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesine bakıyorsun, ‘Herkes düşünce, vicdan, tek özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din ve inanç değiştirme özgürlüğüyle tek başına ve topluca açıkça ve özel tarzda ibadet, yönetim, uygulama, ayin yapmak suretiyle dinini ve inancını açıklama özgürlüğü içerir’ diyor. Böylesi bir amir hüküm olmasına rağmen maalesef pratik yaşamda hem sivil yaşamda, sosyal yaşamda, siyasal yaşamda hem de cezaevinde aynı inancı paylaştığımız birçok vatandaşımız, arkadaşlarımız, dostlarımız da bu tür ayrımcılık muamelesine maruz kalmaktadır” diye konuştu.

    “KARAR, DEVLETİN ALEVİLİĞE BALIŞ AÇISINDAN BAĞIMSIZ DEĞİL”

    Av. Cafer Koluman, Engin Doğru’nun talebine yönelik hem cezaevi yönetimi hem de idari mahkemenin yaklaşımının devletin Alevi inancını yok sayan bakış açısıyla aynı yerde olduğunu dile getirerek, “Bugün Ergin Doğru’nun maruz kaldığı muamele esasında devletin Alevi inancına bakış açısından farklı değildir. Bunun bir parçasıdır. Çünkü devlet nazarında Alevi inancı ve Alevi toplumu yok sayılan, hakkı görmezden gelinen, yıllardır birçok hak ihlaline maruz kalan bir toplumdur. Ergin Doğru’nun bugün yaşamış olduğu olay da bunun bir parçasıdır. Ergin Doğru’nun yaşamış olduğu sorun Alevi sorununa biz bağımsız düşünemeyiz. Bir inanç sorunu vardır, ibadet sorunu vardır. Alevice yaşama, eşit yurttaşlık sorunu vardır. Ergin Doğru’nun bu haksızlığının giderilmesi ve bir an önce Alevi piriyle görüşmesini sağlama, bundan sonraki süreçte ise emsal karar olması açısından bu tür muameleye maruz kalacak olanların önünün açılması adına bir emsal karar, hakkaniyete uygun bir karar beklemekteyiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DİYARBAKIR

    İLGİLİ HABERLER
    Tutuklu Ergin Doğru’nun dede ile görüşme talebi reddedildi; Av. Koluman’dan tepki-VİDEO

  • Tutuklu yakınlarının Aksaray’daki açıklamasına polis müdahalesi: Aileler gözaltına alındı

    Tutuklu yakınlarının Aksaray’daki açıklamasına polis müdahalesi: Aileler gözaltına alındı

    PİRHA-Tutuklu yakınlarının cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin İstanbul Aksaray’da yapmak istediği açıklamaya müdahale eden polis tutuklu ailelerini gözaltına aldı.

    Hasta ve infazları yakılan tutukluların yakınları tarafından, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve ölümlere ilişkin İstanbul Aksaray Meydanı’nda yapılmak istenen basın açıklamasına polis müdahale etti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun da destek verdiği açıklamaya polis izin vermedi.

    Gazetecileri alandan uzaklaştıran polis, tutuklu yakınlarını gözaltına aldı. Ailelerin 28 haftadır İstanbul’un çeşitli noktalarında yapmak istedikleri açıklama polis ekipleri tarafından engellenirken, her defasında gözaltı işlemi gerçekleştiriliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kırıklar Cezaevi’ne heyet ziyareti: Talepler karşılansın-VİDEO

    Kırıklar Cezaevi’ne heyet ziyareti: Talepler karşılansın-VİDEO

    PİRHA- Yaşanan hak ihlallerine karşı 3 ağır hasta tutuklunun başlattığı açlık grevine ilişkin Kırıklar Cezaevi savcısıyla görüşen HDP, İHD, ÖHD ve İzmir Barosu, tutuklulara yönelik tecridin kaldırılarak taleplerin karşılanmasını çağrısında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İzmir Barosu temsilcilerinden oluşan heyet, Kırıklar Cezaevi’nde yaşanan hak ihlalleri ve buna karşı 3 ağır hasta tutuklu yazar Zeki Bayhan, Ramazan Çelik ve Yücel Kızmaz’ın başlattığı açlık grevine ilişkin cezaevi savcısıyla görüştü. Heyet görüşmenin ardından cezaevi önünde açıklama yaptı.

    “İDARE KENDİSİNİ MAHKEMENİN YERİNE KOYUYOR”

    AKP iktidarı ile cezaevlerinde tutsak sayısının 6 kat artığını, bu durumun güvenlikçi politikalardan kaynaklandığını dile getiren HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, “Cezaevlerinde şuan 600’den fazla hasta tutuklu var. Kırıklar Cezaevi’nde yaşananlardan kaynaklı 3 hasta tutuklu açlık grevinde.  Açlık grevlerinin cezaevi idaresinden kaynaklandığı kadar mevzuat ve uygulamadan da kaynaklanıyor. Kendisini mahkeme yerine koyan idare ve gözlem kurularının aldığı kararlar, infazların yakılması bu hukuksuzlukların başında geliyor. Abdullah Ece 73 yaşında bir hasta tutukluydu. İnfazı 2 defa ertelendi ve daha sonra  covite yakalandı ve yoğun bakımda yaşamını yitirdi. Son 7 ayda 48 tutuklu yaşamını yitirdi. Cezaevlerinden tabutların çıkmasını engelleyip, yaşanan insan hakları ihlallerini durdurmak istiyoruz” dedi.

    “KRİZ CEZAEVİNE DE YANSIYOR”

    Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin cezaevlerine de yansıdığını belirten Kemalbay, “Tutsaklara çok ciddi elektrik faturaları geliyor. Kendilerini sosyal devlet olarak nitelendiriyorlar, ancak elektrik faturalarını tutuklulara ödetiyorlar. Yemekler sağlıksız ve besleyici olmaktan uzak. Uzun zamandır cezaevlerinde tecrit uygulanıyor. Mahpusların 10 saat olması gereken sosyal aktiviteleri pandemi gerekçesiyle iptal edilmiş ve yaptırılmıyor.  Aile ziyaretlerinin aramalarında görüşçülere engeller çıkarıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Cezaevinde kitaplarda kısıtlama getirildiğini, infazların yakıldığını,  odaların üzerinin tellerle kapatıldığını, hasta tutsakların hastanelere sevk edilmediğini belirten Kemalbay, tüm bu ihlallerle ilgili cezaevi savcısı ile olumlu bir görüşme gerçekleştirdiklerini kaydetti. Serpil Kemalbay, son olarak ihlallerin ve tecridin son bulmasını istedi.

    DİĞER PARTİLERE TUTUM ALMA ÇAĞRISI

    Ardından söz alan HDP Hukuk Komisyonu üyesi Alişan Şahin ise ailelerden gelen talepler üzerine ziyareti gerçekleştirdiklerini belirterek çözüme katkı sağlayabilmek amacıyla görüşme sağladıklarını ifade etti. Şahin, “Yanlış uygulamaların önüne geçmek ve kamuoyuna duyurmak için buradayız. Siyasetten alınan kararları uygulama yanlışlığı bu ülkenin karanlık günlerine yelken açılmasına neden oluyor. Sayın Abdullah Öcalan üzerinde başlayan ve tüm cezaevlerinde yaşanan tecrit işkence boyutuna vardı. Yeni yapılan cezaevleri insanları yalnızlaştırma ve konuştuklarını hatırlamayı engelleyecek sorunları meydana getiriyor. Biz 2022’nin başından yılın başından bu yana 48 tutuklunun hayatını kaybetmesine ilişkin özeleştiri vermek gerekiyor. Biz diğer siyasi partilerle eğer yeterli derecede kamuoyu oluştursaydık ölümlerin önüne geçebilirdik. Buradan bu yaşananlara karşı siyasi partileri de tutum almaya çağırıyorum” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • El ailesinin 13 yıllık zorunlu din dersi mücadelesi sürüyor: Korkmayın, boykot edin-VİDEO

    El ailesinin 13 yıllık zorunlu din dersi mücadelesi sürüyor: Korkmayın, boykot edin-VİDEO

    PİRHA- Zorunlu din dersine karşı 13 yıllık mücadele sürecinde uğradıkları fiziki saldırı, hakaret ve baskılara rağmen El ailesi açtıkları davayı kazandı. Anayasa Mahkemesi El ailesine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Bu kararı kabul etmeyen El ailesinin avukatı davayı AİHM’ye taşıdı. Baba Hüseyin El, “İnsanlar korkmasınlar, yılmasınlar, dava açmaktan çekinmesinler. Bizler gibi zorunlu din dersini boykot etsinler. Korkarak bir yere varamayız” dedi.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütün olarak dinselleştiğini belirten eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Diyanet İşleri Başkanlığı da (DİB), hem kendi programı dahilinde hem de Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içerisinde, okuldan eve, sokaktan üniversitelere kadar bir çok alanda faaliyet yürütmeye devam ediyor.

    ZORUNLU DİN DERSİNE KARŞI DİLEKÇE VERİLİYOR

    El ailesi, 1938 Dersim Soykırımı’nda aile bireylerinden bazıları katledilen ve Eskişehir’e sürgün edilen ailelerden sadece biri. Eskişehir’e sürgün edilen El ailesi ne kadar geri dönmek istemişse de bu istekleri sürekli ret kararı ile karşılaşmış.

    Eskişehir’de evlenen Hüseyin El’in kızının 4. sınıfa geçmesi ile zorunlu din dersi her Alevi ailenin olduğu gibi bu ailenin de gündemine girmiş. El ailesi, tek bir inanca hitap eden ve diğer inançları yok saymanın bir diğer aracı olan zorunlu din derslerini kesin boykot kararı almış. Uzun ve sancılı bir mücadele içerisine giren El ailesi 2009 yılında çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için ilk elden İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe vermiş.

    TACİZ, HAKARET, KÜFÜR

    Zorunlu din dersine karşı başlattıkları mücadelede bir karşı duruşla karşılaşan El ailesinin ilk sancılı süreçleri başlamış. Çocuğunun okuldaki arkadaşları artık kızı üzerinde psikolojik baskı kurmuş, okul idaresi ise zorunlu din dersine karşı dilekçe veren El ailesini ‘kötü örnek’ aile ilan ederek hedef haline getirmiş.

    Okuldan caddelere, sokaktan markete kadar kendilerini gören bir çok kişinin sözlü tacizine, hakaretine maruz kalan El ailesi, artık tehdit edilmeye başlamış.

    EVİ İŞARETLENEREK ATEŞE VERİLMİŞ

    Hedef haline getirilen El ailesinin yaşadığı mahalledeki evin duvarına, ‘Ateistlere ölüm’ yazıları yazılmış. Bu gelecek tehlikelerin devam edeceğinin bir mesajı olmuş. Bu tehditten kısa bir süre sonra El ailesinin evi bir gece yarısı ateşe verilerek, katledilmek istenmişler. Birkaç dakikalık zaman içerisinde katledilmekten kendi imkanları ile kurtulan El ailesi için artık Eskişehir’de kalmanın imkanları ortadan kalkmış. Aile kısa bir süre sonra İzmir’e taşınmış.

    “OKUL İDARESİ ÜZERİMİZDE BASKI KURMAK İSTEDİ”

    Hüseyin El, diğer inançları ret eden bir noktada olan zorunlu din derslerinden muaf olmaya dair dilekçe verdiklerini ve 13 yıllık sürecin böylece başladığını belirterek, “Okullarda verilen zorunlu din dersi kabul etmediğim bir şeydi. Çocuğumun baskıcı, diğer inançları ret eden bir zorunlu din dersi almasını istemiyordum. Bu yüzden bir mücadele başlattım. Önce Milli Eğitim Müdürlüğü’ne çocuğumun zorunlu din dersinden muaf tutulması için dilekçe verdim. ‘Siz Müslüman değil misiniz? Neden din dersi istemiyorsunuz’ cevabı üzerine nüfus müdürlüğüne başvurarak çocuğumun kimlik hanesine Kızılbaş Alevi yazılması için dilekçe verdim. Kabul etmediler. Mücadeleye başladıktan sonra okuldaki arkadaşları ve okul idaresi çocuğumun üzerinde baskı kurmaya başladılar. Bütün notları pekiyi olduğu halde çocuğumu sınıfta bıraktılar. 2009 yılında Eskişehir yerel mahkemesinde zorunlu din dersine karşı dava açtık ve dava Ankara’ya taşındı. Önce haklı bulunduk, sonradan ise dava ret edildi. 2014 yılında dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı” diye konuştu.

    “BOYKOT ETTİK, GERİ ADIM ATMADIK”

    Kızının dersleri not ortalamasının en yüksek olanı pekiyi olduğunu ve buna rağmen okul idaresi tarafından sınıfta bırakıldığını söyleyen El şöyle konuştu:

    “Bu baskı farklı şekillerde önümüze geldi. Çocuğumun müfredattaki bir dersten notunun oluşmadığını söylediler. Not oluşmadığı gerekçesiyle çocuğumu sınıfta bıraktılar. Çocuğumun dersleri pekiyi ve takdir alan bir çocuk. Ailemizin korkmadan sürekli zorunlu din dersini boykot etmesi onları sürekli rahatsız etti. İlk sınıftan üniversite son sınıfa kadar zorunlu din dersini boykot ettik ve çocuğumuza bu dersi aldırmadık. Dönemin İl Milli Eğitim Müdürü beni çağırarak, ‘Hangi cesaretle dava açıyorsun’ dedi ve yıldırmak istedi. Geri adım atmadık.”

    “KIZIMI DÖVMÜŞLERDİ”

    Çocuğu fiziki saldırılara kadar maruz kalan El, “Okul idaresi çocuğumu ‘kötü örnek oluşturduğu’ gerekçesiyle başka bir okula göndermek istiyordu. Kızım görme engelliydi ve bu engeli ile alay ediliyordu. Yanımda bile çocuğuma küfür ettikleri bile oldu. Hatta okul idaresinin bu saldırılarda payı olduğunu biliyorduk. Bir gün okulda kızımı dövmüşler ve geldiğinde gözü ve yüzü morarmıştı. Alevi toplumu için kızımı ateşe attım. Hiç korkmadık, korkmuyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “EVİMİZ İŞARETLENEREK YAKILDI”

    Hedef haline getirilmelerinden sonra evlerinin duvarının işaretlendiğini ve evlerinin yakıldığını ifade eden El, “Yereldeki bir gazeteye bu durumu taşıdık. Alevi bir aileden geldiğimi ve zorunlu din dersi istemediğimiz için üzerimizde baskı yaratıldığını dile getirdik. Yerel gazete ise aksine bizi hedef alarak, provokatif bir başlıkla bizi haber yaptı. Bu haberden sonra küfür, hakaret ve fiziki saldırılara maruz kaldık. Bununla da yetinilmedi evimizin duvarına ‘Ateistlere ölüm’ tehditleri yazılmıştı. Bir gece ise evimiz yakıldı ve ölmekten son anda kendi imkanlarımız ile kurtulduk. Artık Eskişehir’i terk etmek zorunda kaldık. Ne Alevi kurumları ne de sol gruplar bize destek oldu. Karşımızda durdular. Ailemin daha fazla yıpranmaması için İzmir’e taşınma kararı aldım. Bu süreçte depresyon ilaçları kullanmaya başladık. Psikolojik tedavi görüyorduk” diye kaydetti.

    “ANAYASA MAHKEMESİ HAK İHLALİ KARARI VERDİ; AİHM’YE BAŞVURDUK”

    El, 13 yıllık mücadeleleri sonunda 2022 yılında Anayasa Mahkemesi’nin eğitim-öğretimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiğine hükmederek  kendilerine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiğini aktardı.

    Bu kararı kabul etmediklerini ve davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdıklarını kaydeden El şunları söyledi:

    “2012 yılında İzmir’e taşınmak zorunda kaldık. Narlıdere’de bir okula kaydını yaptırdık. Çocuğumuzun zorunlu din dersine girmeyeceğini, kabul etmeyeceğimizi söyledik. Okul müdürü kararımıza karşı durmadı ve zorunlu din dersi aldırmadık. Dava 2012 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Sonuç için sanki kızımın okulu bitirmesini beklediler. 2022 Anayasa Mahkemesi’nden arayıp kızımın okulunu bitirip bitirmediğini sordular. Okul bittikten kısa bir süre sonra tazminata hükmedildi. Avukatımız bunu kabul etmedi ve AİHM’e başvuruldu. Dava halen devam ediyor.”

    “KORKMAYIN, DAVA AÇIN, BOYKOT EDİN”

    Hüseyin El, ailelere zorunlu din dersini boykot etme ve dava açma çağrısında bulunarak, “Zorunlu din dersi yaşam tarzına bir müdahaledir. İnsanlar korkmasınlar, yılmasınlar, dava açmaktan çekinmesinler. Bizler gibi zorunlu din dersini boykot etsinler. Korkarak bir yere varamayız. Bu, bizi bekleyen tehlikeleri daha da büyütür. Alevi kültürü tehlike altında. Bunların önüne geçmenin, inancımızı koruyabilmenin tek yolu örgütlenmek ve birbirimize sahip çıkmaktır. Korku bizi hiçbir yere vardırmaz. Alevileri tehlikeli bir süreç bekliyor. Aleviler bir yol ayrımında. İçimizdeki çelişkileri çözüp, güçlü bir örgütlülük sağlamalıyız” şeklinde konuştu.

    Hüseyin El son olarak görme engelli kızına manevi olarak sahip çıkılması çağrısında da bulundu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • AYM, Yüksekdağ’ın seçilme hakkının ihlal edildiğine karar verdi

    AYM, Yüksekdağ’ın seçilme hakkının ihlal edildiğine karar verdi

    PİRHA-Anayasaya Mahkemesi, HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın seçilme hakkının ihlal edildiğine karar verdi. AYM ayrıca ihlaller nedeniyle Yüksekdağ’a 30 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ‘ın seçilme hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

    AYM, milletvekili seçilmeden önce 13 Şubat 2012 tarihinde Adana’da gerçekleşen bir mezar başı anmasına katılan Yüksekdağ‘ın, milletvekili seçildikten sonra yargılanmasının devam etmesi ve çıkan mahkumiyet kararı nedeniyle vekilliğinin düşürülmesinde ihlal kararı verdi. Yüksekdağ’ın milletvekili seçildikten sonra yargılanmasının sürmesinin yasama dokunulmazlığı ihlali olduğunu değerlendiren AYM, Yüksekdağ’ın seçilme ve siyasi faaliyetlerinin engellendiği hükmüne vardı.

    Yeniden yargılama talebini reddeden AYM, Yüksekdağ’ın düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine oy çokluğu ile karar verdi. AYM, ihlaller nedeniyle Yüksekdağ’a 30 bin TL manevi tazminat ödenmesine, Yüksekdağ’ın maddi kaybına dair belge sunmaması nedeniyle maddi tazminat talebinin ise reddine karar verdi.
    (HABER MERKEZİ)
  • Birçok ameliyata rağmen yaraları kapanmayan hasta mahpus tahliye edilmiyor!

    Birçok ameliyata rağmen yaraları kapanmayan hasta mahpus tahliye edilmiyor!

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nin 408. hafta basın açıklamasında Bodrum S Tipi Hapishanesi’nde tutulan Adem Amaç ve Suphi İsmail’in durumuna dikkat çekilerek “Acil tahliye” çağrısı yapıldı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 408. hafta basın açıklaması için bir kez daha sokağa çıkarak durumu ağır olan hasta tutukluların durumuna dikkat çekti.

    Sakarya Caddesi’nde yapılan basın açıklamasını Nuray Çevirmen okudu. İnsan Hakları Derneği’nin tespit edebildiği 651’ü ağır, 1517 hasta mahpus olduğunu söyleyen Çevirmen, “İçerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer, kalp ve kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek kadar hasta olanlar, ATK tarafından cezaevlerinde kalamayacağı rapor edilmelerine rağmen mahpuslar, cezaevlerinde ısrarla tutulmaya devam edilmekte” dedi.

    BİRÇOK AMELİYATA RAĞMEN KARNINDA 3 AÇIK YARA VAR!

    Nuray Çevirmen, Yeni İnfaz Yasası ile hasta mahpusların bir kısmının siyasi olmalarından kaynaklı kapsam dışı tutularak serbest bırakılmadıklarını da hatırlatarak “Anayasal olarak güvence altına alınmış olan eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir. Bu ayrımcılık ne hukuka, ne de vicdanlara sığmaktadır. BM ve CPT’nin ısrarla mahpusların yaşam hakkının korunması için tahliye edilmelerini istemesine rağmen devlet buna kulağını kapatmış durumdadır” şeklinde konuştu.

    Çevirmen, yüksek güvenlikli cezaevleri ve S Tipi cezaevlerindeki mahpusların koşullarına özellikle dikkat çekerek Bodrum S Tipi Cezaevi’nde tutulan Adem Amaç ve Suphi İsmail’in durumunu şu sözlerle aktardı:

    “Suphi İsmail Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nden, Bodrum S Tipine Mayıs 2022’de ayında sevk edildi. Suphi İsmail’in bir bacağı, kasık kısmından itibaren kesiktir ve koltuk değneği kullanmaktadır. Tek başına banyo yapamıyor, temizliğini yapamıyor, tek ayağının üzerinde yemeklerini almakta sorun yaşıyor. Tekirdağ’da ve daha önce kaldığı cezaevlerinde iken arkadaşlarının yanında kalmasına rağmen, Bodrum S Tipine geldiği günden bu yana tekli yerde tutulmaktadır. Tek başına kalamaz raporu olmasına rağmen tekli yerden alınmamış ve en son olarak da raporunun iptal edildiği ve tekrar hastaneye sevk edileceği söylenmiştir. Gittiği günden bu yana eşyaları verilmemiş, sıcak ve nemli bir yerde olmasına rağmen zor koşullarda tutulmaya devam edilmektedir.

    Adem Amaç, Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden 26 Aralık 2019 tarihinde yeni açılan Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne 4 kişiyle birlikte ring aracı ile sevk edilmişti. Afyon’dan da Mayıs 2022’de Bodrum S Tipi Kapalı Hapishanesine sürgün edilmiştir. 2007 yılından bu yana cezaevinde bulunmaktadır. 15 yıl önce ciddi bir yaralanma sonucunda karın içi organlarda ve karın duvarında, kas yapısını tamamen ortadan kaldıran ciddi bir hasar meydana gelmiştir. Tedavi amacıyla ile kolostomi, daha sonra uç uça gnastamoz, karın duvarında kas yapısı yerine protestik yama konulması ameliyatları olmuştur. Ayrıca bu ağır ameliyatlardan sonra gelişen enfeksiyon ve apselerden dolayı belli tarihlerde toplam 12 kez ayrı ayrı ameliyatlar geçirmiştir. Ancak geçirmiş olduğu tüm ağır ameliyatlara rağmen tedavisi tamamlanamamıştır. Şu anda karın duvarında zayıflık, hassasiyet ve şişlik şikayetleri devam etmektedir. Oturma, kalkma ve diğer tüm hareketlerinde sorunlar ve kısıtlılıklar yaşamaktadır.

    Özellikle 2010-2011 yılları arasında Adana Numune Hastanesinde karın ön kısmına, kasların yerine koydukları protestik yama yapmak için ciddi bir ameliyat geçirmiştir. Bu ameliyat sonucunda oluşan enfeksiyon ile karnındaki ameliyat yerinde 2 tane delik açılmıştır. Belirtiği bu deliklerden uzun yıllardır sürekli iltihap aktığı için yaraları bir türlü kapanmamaktadır. Kalan ameliyatlarının dışarda ailesinin yanında yapılması için infaz ertelemesi taleplerinde bulunmasına rağmen bu haklı talebine karşılık olumlu bir sonuç alamamıştır. Karnında 3 açık yaranın olduğunu ve bunlardan sürekli olarak kan iltihap aktığını, ameliyat olması gerektiğini ancak defalarca hastanelere gitmesine rağmen ameliyatının yapılmadığını ifade etmiştir.

    Adem Amaç’ın karnındaki yaralar ve geçirmiş olduğu ameliyatlardan kaynaklı olarak yaşamı risk altındadır. Yapılması gereken ameliyatları geciktirilmeden yapılmalı, tüm tetkik ve tedavileri eksiksiz bir şekilde tamamlanmalı ve bu süre zarfında da yaşam hakkının korunması amacıyla ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılması amacıyla infazının ertelenmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.”

    PİRHA / ANKARA

  • İHD, ‘Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı: Hayretler içindeyiz-VİDEO

    İHD, ‘Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı: Hayretler içindeyiz-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği, “Türkiye hapishanelerinde hak izleme raporu’nu açıkladı. İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Öylesine hapishaneler yapılmış ki bizler de hayretler içerisinde kalıyoruz” diyerek tecrit ve işkence vakalarına dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dair bir kez daha dikkat çekti. Tüm İHD şubelerinden gelen bilgiler Merkezi Hapishaneler Komisyonu tarafından toplanarak ‘Türkiye hapishanelerinde hak izleme raporu 2021’ başlığı ile kamuoyuna açıklandı.

    İHD Genel Merkezinde yapılan açıklamada konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, hapishanelerde tecridin devam ettiğini söyledi. Türkdoğan, “Öylesine hapishaneler yapılmış ki bizler de hayretler içerisinde kalıyoruz” diyerek Cezaevleri koşullarına dair şu bilgileri paylaştı.

    “Son dönem yüksek güvenlikli hapishane diye bir model yapıldı şu anda bunların sayısı da giderek artıyor. Mahsun kaldığı O da veya hücre onun havalandırması dahi yok. Gerçekten bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu şekilde kimse orada uzun süre yaşayamaz. Ama bir de İmralı hapishanesi diye bir hapishane var ki tecrit kelimesi az gelir izolasyon demek daha doğru. İmralı hapishanesinde tutulan Abdullah Öcalan ve diğer mahsusların infaz kanunundan kaynaklanan aileleri ve avukatları ile görüşme hakları var o hakkın kullandırılması gerekir.
    2019 yılından sonra sürekli görüş yasakları kararı alınıyor. Hakikaten bu kara mizah gibi bir şey. Ayrımsız olarak herkesin haklarından yararlanması gerekir Elbette ki Abdullah Öcalan’ın politik pozisyonu çok farklıdır ancak bu pozisyonlardan önce herkesin dokunulamayacak hakları olduğu unutulmamalıdır. Hakkın özüne kimse dokunamaz. Bunun Türkiye’ye maliyeti de zaten çok ağırdır.”

    “TOPLUMSAL BARIŞIN SAĞLANMASI İÇİN AF ÇIKARILMALI”

    Öztürk Türkdoğan, hasta mahpuslar sorununun da altını çizdi. İlk kez 2007 yılında hasta mahpuslar ile mektuplaşıldığını belirten Türkdoğan “O zaman 18 kişiye ulaşabiliyorduk ancak şimdi bu sayılar çok arttı. Sayı hiç azalmaya da gitmiyor. Aysel Tuğluk örneğinde olduğu gibi ATK doğru kararlar vermeli. Bir hastaya başka bir tutuklu bakıyorsa zaten o kişi ağır hastadır. Bir an önce hasta mahpusların, Mehmet Emin Özkan’ın, Aysel Tuğluk ve 650 kişinin acilen tahliye edilmesi gerekir. Siyasi mahkumlar başta olmak üzere, toplumsal barışın sağlanması için bir af çıkarılmalı. Özellikle hasta ve siyasi mahkumların salıverilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Ağırlaştırılmış bir infaz mevzuatını AİHM zaten kabul etmiyor. Ölüm cezası Türkiye mevzuatından, Anayasasından çıkmıştır. Artık bunu siyasi malzeme yapmaktan vazgeçin. Ölüm cezası tartışmalarının kimseye fayda getirmeyeceğini vurguluyoruz. İdam, devlet eli ile cinayet işlemek demektir. Tekrar bunun yasalaşması mümkün değildir” dedi.

    CEZAEVİ KAPASİTESİ 30 BİN 896 KİŞİ ARTTIRILDI”

    Toplantının sonraki kısmında İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Çevirmen söz aldı. Cezaevlerindeki hak ihlallerine dair sadece 901 mahpusla ilgili İHD Genel merkezine başvuru yapıldığını belirten Çevirmen, şu bilgileri paylaştı:

    “Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de 5 Mayıs 2022 tarihi itibariyle 269 kapalı ceza infaz kurumu, 86 müstakil açık ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitimevi, 10 kadın kapalı, 7 kadın açık, 8 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 384 ceza infaz kurumu bulunmaktadır.1 Bu kurumların toplam kapasitesi 275 bin 843 kişidir. Ancak bu sayının artırılmış kapasite olduğunu da belirtmekte fayda vardır. Normal koşullar altında bu hapishanelerde verilen sayının 2/3’ü kadar mahpusun kalması gerekmektedir. Ayrıca, 2020 yılı raporunda verdiğimiz verilerle karşılaştırıldığında 2021 yılı içerisinde 15 yeni cezaevi yapıldığı ve cezaevi kapasitesinin 30 bin 896 kişi arttırıldığı görülmektedir. Bu da göstermektedir ki Türkiye’nin mevcut iktidar anlayışı genel itibariyle insanları hapsetme üzerine bir gelecek tahayyülü öngörmektedir.”

    1517 HASTA MAHPUS MEVCUT!

    Raporda dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise hasta mahpusların yoğunluğu oldu. Nuray Çevirmen, hapishanelerde haftanın belirli günlerinde sadece yarım gün sağlık hizmeti verildiğini söyleyerek şunları aktardı:

    “Açıklanan son verilere göre 31 Mayıs 2022 itibariyle hapishanelerde toplam 317.368 mahpus bulunuyor. 8 Bu sayıya, Covid-19 tedbirleri kapsamında cezasının infazı durdurulan yaklaşık 50 bin mahpus da dahildir. Derneğimizin yayınladığı 2020 yılı Hapishane İzleme Raporu’na göre 28 Şubat 2021 tarihinde mahpus sayısı 276.438 kişiydi. Dolayısıyla bu veriler sadece 2020 ile 2021 yılları arasındaki süreçte mahpus sayısının yaklaşık 41 bin civarında arttığını göstermektedir. Kısacası, Türkiye hapishaneleri mahpus sayısı bakımından tarihinin en yoğun dönemini yaşamakta ve bu durum mahpusların yoğun bir biçimde hak ihlallerine maruz kalmasını beraberinde getirmektedir. Bu verilerden de anlaşılacağı üzere Türkiye hapishanelerinde halihazırda 18 yaşından küçük 2.257, 65 yaşından büyük 5216 mahpus bulunmaktadır.

    Hastaneye sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntıları beraberinde getiriyor. Bu nakiller sırasında mahpusların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmamasına ek olarak, bu tek kişilik nakil araçlarını kullanmalarında ciddi sakıncalar bulunan hasta mahpuslar dahi bu araçlarla nakledilmeye devam ediliyor. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkıyor. Sevklerde arama baskısını da buraya kaydetmeyi gerekli görüyoruz.”

    MAHPUSLAR ÇIPLAK ARAMA İŞKENCESİNE MARUZ KALIYOR!

    İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Ercan Yılmaz ise 2021 yılı içerisinde 52 mahpusun yaşamını yitirdiği, 13 mahpusun ise intihar ettiği yönünde iddiaların olduğunu aktardı. Yılmaz, hapishanelerdeki işkence vakalarının altını çizerek şunları kaydetti:

    “Anayasa’nın ve Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel hukukun mutlak olarak yasaklamasına ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkence olgusu 2021 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olmaya devam etmektedir. Yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması vb. nedenlerle resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ciddi bir artış görülmektedir. Buna karşın devlet yetkilileri, rutin uygulama haline dönüştürülen işkence ve diğer kötü muamele eylemlerini inkâr etmekte ya da güvenlik stratejilerine, terör tehlikesi, salgın gibi kavramlara başvurarak işkence eylemlerini savunmaktadırlar.

    Türkiye’de ‘çıplak arama’ uygulamasının hukuki dayanakları için ‘Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetı̇mı̇ ı̇le Ceza ve Güvenlı̇k Tedbı̇rlerı̇nı̇n İnfazı Hakkında Yönetmelı̇k’e başvurulabilir. Her ne kadar iktidar tarafından inkâr edilse de yönetmelikteki 34’ncü madde, cezaevlerinde hangi koşullarda ‘çıplak arama’ yapılabileceğini düzenliyor.

    Hapishanelerde karşılaştığımız örneklerde ise her ne gerekçe ile olursa olsun hapishane giriş ve çıkışlarında çıplak arama uygulamasının neredeyse bir rutine döndüğünü görüyoruz. Özellikle yeni sevklere hapishane idaresinin kendi otoritesini göstermenin bir aracı olarak uygulandığı örneklerin sayısı oldukça fazla. Adliye ya da hastane gidiş gelişleri sırasında da benzer uygulamalar oldukça yaygın.”

    HAPİSHANELERDE TECRİT VE İZOLASYON!

    Ercan Yılmaz, yüksek güvenlikli cezaevlerinde tecrit koşullarının arttığını da vurgulayarak şunları söyledi:

    “Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre şu anda Türkiye genelinde 14 adet F tipi, 13 adet Yüksek Güvenlikli 5 adet de S tipi hapishane bulunmaktadır. Bu hapishanelerin ortak yanı mahpusların tek veya üç kişi olacak biçimde yaşamlarını devam ettirmek zorunda oluşlarıdır. F tipi ve Yüksek Güvenlikli hapishanelerin uygulamaya konulması akabinde uzmanlar ve hak savunucuları tarafından siyasi iktidarlara yapılan uyarıların haklılığı ortaya çıkmış, bu hapishanelerde tutulan mahpusların yaşam hakkı başta olmak üzere; sağlık hakkı, aile ve özel hayata saygı hakkı, avukat ile görüşme ve haberleşme hakları sürekli bir şekilde ihlal edilerek infaz yasasına aykırı uygulamalar meydana gelmiştir. İmralı tecridinin bir yansıması olarak açılan ve mahpusları izole eden F Tipi hapishanelerin uygulanmaya başlaması akabinde bu tip hapishanelerin mahpusların fizyolojik ve psikolojik durumlarına olan olumsuz etkileri tartışılıyorken, yeni açılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler ve S Tipi Kapalı Hapishaneler ile tecrit sistemi daha da ağırlaştırılmıştır. Daha önce kalabalık olarak tutuldukları hapishanelerden sevk edilen mahpuslar bu cezaevlerinde tek başlarına tutulmakta ve bulundukları koğuşun havalandırması olmadığından günde 1 saat ayrı bir yerde bulunan havalandırma bölümüne götürülmektedir. Bu uygulama ile mahpusların ruh ve bedensel sağlıkları olumsuz etkilenmektedir. S tiplerinde de ağır tecrit koşullarında yaşam hakkı ihlalleri meydana gelmektedir.”

    PİRHA/ANKARA