Etiket: hak ihlalleri

  • ‘İnsanlık dışı koşullar, mültecileri çaresizlik ve ölüm arasında sıkıştırıyor!’-VİDEO

    ‘İnsanlık dışı koşullar, mültecileri çaresizlik ve ölüm arasında sıkıştırıyor!’-VİDEO

    PİRHA-  Şüpheli mülteci ölümlerine dikkat çeken İHD İzmir Şubesi, yaşanan ölümlerin ‘bireysel psikolijiye’ indirgenemeyeceğini ve münferit olmadığını belirterek “İnsanlık dışı koşullar, mültecileri çaresizlik ve ölüm arasında sıkıştırıyor” açıklamasında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Mülteci Komisyonu, Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) yaşanan şüpheli ölümler ve İzmir’de mülteci işçinin katledilmesine dair Konak’ta şube binasında açıklama yaptı.

    İHD İzmir Şubesi Yöneticisi Ahmet Rodi Polat, Türkiye’de mülteci haklarının sistematik biçimde ihlal edildiğine işaret ederek, “GGM’lerde meydana gelen şüpheli ölümler ve intiharların iktidarın politikaları sonucundadır. Türkiye’de mültecilerin yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, yıllardır güvenlikçi ve dışlayıcı politikaların kıskacında sistematik biçimde ihlal edilmektedir. Geri gönderme merkezlerinde (GGM) meydana gelen şüpheli ölümler ve intiharlar ile sahada tırmandırılan nefret iklimi, tek tek “vakalar” değil, aynı siyasetin iki yüzüdür. Son günlerde kamuoyuna yansıyan bilgiler Çatalca/İnceğiz GGM’deki şüpheli ölüm iddiaları ve İzmir’de mülteci bir işçinin vahşice öldürülmesi bize şunu söylüyor: Kapalı, denetimsiz ve şeffaflıktan uzak idari gözetim rejimi ile dışarıda körüklenen yabancı düşmanlığı, birbirini besleyen bir şiddet sarmalı yaratıyor. İdari gözetim altındaki kişinin ölümü ‘bireysel psikolojiye’ indirgenerek açıklanamaz; tıpkı sokakta işlenen nefret temelli cinayetlerin münferit sayılamayacağı gibi” diye konuştu.

    “GGM’LER FİİLİYATTA TECRİT MERKEZLERİNE DÖNÜŞTÜ”

    GGM’lerin fiiliyatta kapatma ve tecrit merkezlerine dönüştüğünü vurgulayan Ahmet Rodi Polat, “Bağımsız izleme mekanizmalarının düzenli ve habersiz girişi engellenmekte, telefon ve avukat görüş hakları idari prosedürler gerekçe gösterilerek kısıtlanmaktadır. Çok dilli bilgilendirme eksik, psikososyal destek yetersiz, kurumsallaşmış intihar risk değerlendirme ve önleme protokolleri yoktur. Bu koşullar, korumasız insanları ağır ruhsal çöküşe sürükler; sorumluluk, idari gözetimi uygulayan devlete aittir” diye belirtti.

    İZMİR’DE KATLEDİLEN SURİYE’Lİ İNŞAAT İŞÇİSİ MAHMOUD AHMAD’I HATIRLATTI

    İzmir’de borç bahanesiyle alıkonularak kepçeyle kendi mezarını kazdırılıp öldürülen Suriyeli mülteci inşaat işçisi Mahmoud Ahmad’ı hatırlatan Ahmet Rodi Polat, “Barınma ve çalışma alanlarında ayrımcılığın arttığı, nefret söyleminin siyasetin merkezine yerleştiği koşullarda; kayıt dışı ve güvencesiz çalışma mültecileri hem sistematik sömürüye hem de doğrudan şiddetin hedefi haline getirmektedir. Bu kırılganlığı derinleştiren bir diğer unsur da çalışma izni almaktaki yapısal zorluklardır. İşverenlerin büyük çoğunluğu bu başvuruları yapmaktan imtina ederken, YUKK’un çalışma izni olmadan çalışmayı sınır dışı sebebi sayması mültecileri sürekli bir belirsizlik ve tehdit altında tutmakta; mülteci işçileri sömürüye açık bırakmakta ve şikayet mekanizmalarına ya da yargıya erişimlerini fiilen engellemektedir” ifadelerini kullandı.

    TALEPLER: GERİ GÖNDERME MERKEZLERİ KAPATILMALI

    Devletin bağlı olduğu uluslararası sözleşmeleri hatırlatan Ahmet Rodi Polat, mültecilere yönelik protokollerin işletilmesi çağrısında bulunarak şunları sıraladı:

    “1- Gönderme merkezleri kapatılmalı; insan onuruna ve uluslararası yükümlülüklere uygun biçimde barınma ve karşılama merkezlerine dönüştürülmelidir. Çok dilli risk değerlendirmesi, 24 saat psikososyal destek, kriz müdahale ekipleri ve tıbbi acil yanıt sistemi derhâl işler hâle getirilsin.

    2- Son şüpheli ölüm ve tüm ağır hak ihlali iddiaları, deliller korunarak bağımsız bilirkişi ve uzman hekimler eşliğinde soruşturulsun; şüpheli personel açığa alınsın.

    3- İHD, TİHV, barolar, bağımsız hekim örgütleri ve milletvekillerinin GGM’lere düzenli ve habersiz erişimi sağlanmalı; bu erişim kötü muameleyi görünür kılarak cezasızlığı önleyeceki devletin hesap verebilirliğini ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini garanti altına alacaktır.

    4- İdari gözetim yerine toplum temelli alternatifler hayata geçirilmelidir, çocuklar, LGBTİ+’lar, travma mağdurları ve sağlık riski taşıyanlar gibi “özel ihtiyaç sahibi” statüsündeki mülteciler hiçbir koşulda gözetim altına alınmamalıdır, hâlihazırda gözetim altında tutulan özel ihtiyaç sahipleri hakkında alınan idari gözetim kararları derhâl kaldırılmalıdır.

    5- Kamu görevlileri ve siyasiler dahil herkes için nefret dili ve hedef göstermeye karşı etkin disiplin ve ceza süreçleri işletilsin; kolluk nefret suçlarında ‘proaktif koruma’ yükümlülüğünü yerine getirsin

    6- Geri kabul anlaşmaları uğruna mültecilerin yaşam hakkı pazarlık konusu yapılmamalıdır. Geri göndermeme ilkesine aykırı geri itmeler ve fiilî sınır dışılar hayatları tehlikeye atmakta; bu uygulamalar derhâl durdurulmalıdır.”

    “MÜLTECİ NEFRETİNE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Polat açıklamanın sonunda şüpheli ölümlerin takipçisi olacaklarını ve mülteci nefretine karşı mücadele edeceklerini belirterek, “İHD İzmir Şube Mülteci Hakları Komisyonu olarak yaşam hakkının koşulsuz savunucusuyuz. Geri gönderme merkezlerinin kapatma ve cezalandırma mantığından arındırılması, insan onuruna uygun, açık ve hak temelli modellerin kurulması için ısrarcıyız. İddiaların peşini bırakmayacağız; her canın hesabı sorulana, İzmir’de vahşice katledilen mülteci işçi Mahmoud Ahmad’ın ve GGM’lerde hayatını kaybedenlerin adaleti sağlanana, nefret iklimi dağılana dek mücadele edeceğiz” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • İHD Dersim Şubesi: 2025 yılının ilk yarısında temel hak ve özgürlükler çok boyutlu biçimlerde ihlal edilmiştir-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: 2025 yılının ilk yarısında temel hak ve özgürlükler çok boyutlu biçimlerde ihlal edilmiştir-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, 2025 yılının ilk yarısına ait yaşanan hak ihlallerine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “İnsan hakları; barışın, özgürlüğün ve eşitliğin temelidir. Bu temeller sarsıldığında, yalnızca bireyler değil, toplumun bütünü zarar görür” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 2025 yılının ilk yarısına ait yaşanan hak ihlallerine ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş okudu.

    “KEYFİ GBT UYGULAMALARI ÖZEL YAŞAMI İHLAL EDEN BASKI ARACINA DÖNÜŞMÜŞTÜR”

    2025 yılının ilk yarısında kentte yaşayan bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin çok boyutlu biçimlerde ihlal edildiğini belirten Özgür Ateş, “Demokratik protesto ve açıklamalar engellenmiş, hak savunucularına, seçilmişlere, sanatçılara yönelik soruşturmalar açılmıştır. Halkın ifade özgürlüğü hem sokakta hem dijital mecralarda baskı altına alınmış; özellikle kadınlar, gençler ve çevre aktivistleri bu baskıların hedefi olmuştur. Kentte uzun süredir sistematik hale gelen “sürekli denetim baskısı” toplumsal yaşamın her alanını kuşatmaktadır. Yol kontrolleri, keyfi GBT uygulamaları, sosyal medya taramaları; yurttaşları korku iklimine mahkûm eden, kişisel güvenliği tehdit eden ve özel yaşamı ihlal eden bir baskı aracına dönüşmüştür. Bu uygulamalar yalnızca güvenlik değil; aynı zamanda politik ifade, örgütlenme, seyahat özgürlüğü ve bir bütün yaşam hakkı üzerinde de ciddi bir tehdit oluşturmaktadır” dedi.

    “KAYYIM HALKIN İRADESİNİ YOK SAYMAKTA”

    Hak ihlallerinin başında seçme ve seçilme hakkının ihlal edilmesinin geldiğini ifade eden Ateş, “Belediye eş başkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyım atanması halk iradesini yok saymakta; demokratik işleyişe zarar vermektedir. Bununla birlikte, çok sayıda belediye çalışanının işten çıkarılması, yerel yönetimlerde emek veren kişilerin yaşam ve geçim haklarını tehdit etmiştir. Kamuda çalışanlara yönelik baskı, iş güvencesini zayıflatmakta ve sendikal örgütlülüğü hedef almaktadır. Çevre ve ekoloji alanındaki ihlaller ise yaşam alanlarımızı doğrudan tehdit etmeye devam etmektedir. Dersim’in birçok ilçesinde ruhsatlandırılan maden projeleri, kutsal mekanlar, orman ekosistemleri, tarım alanları ve su kaynakları üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlar yaratmaktadır. Gülistan Doku’dan tam beş yıldır hâlâ haber alınamıyor. Üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybedilmesi, sadece bir kişinin değil, binlerce kadının adalet talebinin görmezden gelinmesidir. Bu olay, kolluk kuvvetlerinin ihmali, yargının hareketsizliği ve delil karartmalarıyla büyüyen bir cezasızlık örneğine dönüşmüştür. Adaletin yerini bulmaması, kadınların yaşam hakkının korunmadığı, faillerin ise dokunulmaz olduğu bir düzenin varlığını göstermektedir” diye konuştu.

    “İNSAN HAKLARI; BARIŞIN ÖZGÜRLÜĞÜN VE EŞİTLİĞİN TEMELİDİR”

    Ateş, İHD Dersim Şubesi olarak taleplerini ise şu şekilde sıraladı:

    “-İfade özgürlüğü ve örgütlenme hakkı üzerindeki baskılar son bulmalıdır.

    -Seçme-seçilme hakkına saygı gösterilmeli; halk iradesine yapılan müdahaleler sona erdirilmelidir.

    -Belediyelerde işten çıkarılan emekçiler görevlerine iade edilmeli; çalışma hakkı güvence altına alınmalıdır.

    -Ekolojik yıkıma neden olan projeler iptal edilmeli, doğa ve kutsal alanlar korunmalıdır.

    -Hayvanlara yönelik şiddet ve nefret dili durdurulmalı; hayvan hakları anayasal güvence altına alınmalıdır.

    -İnsan hakları; barışın, özgürlüğün ve eşitliğin temelidir.

    -Bu temeller sarsıldığında, yalnızca bireyler değil, toplumun bütünü zarar görür.

    -Bu nedenle herkesi hakların savunulmasında sorumluluk almaya ve dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Ayten Kordu, Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıdı 

    Ayten Kordu, Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıdı 

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıyarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. 

    Elazığ 2 No’lu Cezaevi’nde işkence ve kötü muameleye karşı tutuklular açlık grevine başlamıştı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıyarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “SİSTEMATİK KÖTÜ MUAMELE İDDİALARI HUKUK DEVLETİ İLKELERİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR”

    Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Ömer Cuma Salih’in avukatına sistematik işkence ve kötü muamele rejiminin sürdüğünü anlattığını belirten Ayten Kordu, “Salih, üst araması bahanesiyle ayaklarına sopa ile vurulduğunu, kolunun çevrilerek tekli bir hücrede saatlerce tutulduğunu aktarmıştır. Cezaevi personelinin “Süreç dışarıda var, burada yok” gibi hukuk dışı beyanları, cezaevlerinde yargı ve hukuk normlarının askıya alındığını açıkça ortaya koymaktadır.

    Bu olay, Elazığ 2 No’lu Cezaevi’nde uzun süredir dile getirilen ve giderek artan hak ihlallerinin yalnızca bir örneğidir. Tutukluların aktardığına göre: koğuşlara gece saatlerinde baskınlar düzenlenmekte, eşyalar dağıtılmakta, fiziksel şiddet ve sözlü tehditler sıklaşmakta, tahliyesi gelmiş tutuklular, keyfi gerekçelerle salıverilmemekte, hasta tutuklular aylarca hastaneye sevk edilmemekte, sosyal ve kültürel etkinliklerden siyasi tutuklular dışlanmakta, tutuklular, tahliye koşulu olarak başka koğuşlara geçmeye zorlanmakta ve bu insanlık dışı uygulamalara itiraz edenler disiplin cezalarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.

    Bu nedenlerle tutuklular dönüşümlü olarak 3’erli gruplar halinde açlık grevine başlamıştır. Açlık grevi, son çare olarak başvurulan bir protesto biçimi olup, cezaevindeki hak ihlallerinin ne denli vahim olduğunu gözler önüne sermektedir. Kamuoyuna yansıyan bu sistematik kötü muamele, tecrit ve işkence iddiaları, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi uluslararası sözleşmelere de aykırıdır” dedi.

    “İŞKENCE İDDİALARINA İLİŞKİN BAKANLIĞINIZCA BİR İNCELEME BAŞLATILMIŞ MIDIR?”

    Ayten Kordu, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    -Elâzığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ömer Cuma Salih’in, 14 Temmuz 2025 tarihinde maruz kaldığı fiziksel şiddet ve işkence iddialarına ilişkin bakanlığınızca bir inceleme başlatılmış mıdır?

    -Söz konusu cezaevinde tutuklulara yönelik uygulandığı iddia edilen işkence ve kötü muameleyle ilgili bugüne kadar açılmış idari ya da adli bir soruşturma var mıdır? Varsa hangi aşamadadır?

    -Cezaevinde gece saatlerinde düzenlenen koğuş baskınları ve sürekli arama uygulamaları hangi gerekçelere dayandırılmaktadır?

    -Tahliyesi gelen siyasi tutuklularının, İdare ve Gözlem Kurulları salıverilmelerinin engellenmesi hangi kriterlere göre gerçekleşmektedir?

    -Elâzığ Cezaevi’nde hasta tutukluların hastaneye sevk taleplerinin aylarca karşılanmadığı iddiası araştırılmış mıdır? Halen hastaneye sevk bekleyen kaç hasta tutuklu bulunmaktadır?

    -Siyasi tutukluların sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklerden sistematik biçimde dışlandığı iddiası hakkında bakanlığınızın bilgisi var mıdır?

    -Tutukluların, tahliyeye zorlama koşulu olarak koğuş değiştirme dayatmasıyla karşılaştığı iddiaları tarafınızca araştırılmış mıdır?

    -Açlık grevine neden olan insan onuruna aykırı koşulların ve hak ihlallerinin ortadan kaldırılması amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından işkence ve kötü muameleyi önleyici adımlar ve sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma olacak mıdır?

    PİRHA/ANKARA 

  • İHD Dersim Şubesi: İşkence olgusu 2024 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu -VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: İşkence olgusu 2024 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu -VİDEO

    PİRHA-Dersim’de insan hakları savunucuları, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası sebebiyle basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Anayasa’nın ve evrensel hukukun mutlak olarak yasaklamasına ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkence olgusu 2024 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olmuştur. Resmi gözaltı merkezlerinin yanı sıra resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları, yeni bir boyut kazanmıştır” denildi.

    İnsan hakları savunucuları, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası sebebiyle Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Özgürlük Anıtı’na yürüyerek basın açıklaması yaptı. Açıklamayı İHD Dersim Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Ateş okudu.

    “BM, YAŞANAN EŞİTSİZLİĞİ VE ADALETSİZLİĞİ SONLANDIRMADA YETERİNCE ETKİN OLAMAMIŞTIR”

    İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzen halen kurulamadığını belirten Özgür Ateş, “BM, küresel boyutta yaşanan eşitsizliği, adaletsizliği, ırkçılığı, ayrımcılığı, sömürgeciliği, otoriterleşmeyi sonlandırmada yeterince etkin olamamaktadır. Güçlü devletlerin çıkar ilişkilerine dayalı oluşturdukları askeri ve ekonomik birliktelikler, sürdürülen savaş politikaları yakın çevremizde Ukrayna, Gazze ve bugünlerde Suriye’de olduğu gibi halkları temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hale getirmiş, büyük bir insani krize yol açmıştır. Yaşanan tüm olumsuzluklara karşın dünyanın her yerinde halklar özgürlük, adalet, eşitlik ve insan hakları talepleriyle itirazlarını yükseltmektedirler. Devletlerin ve hükümetlerin bu itirazlara yanıtı ise şiddetin her türünü sistematikleştirip yaygınlaştırma ve hayatın tek gerçeği olarak toplumlara dayatma şeklinde olmaktadır. Bugün tüm dünyada yaşanan ağır kriz karşısında insan haklarını savunmak ve kurucu rolünü yeniden etkin kılmak en asli görevimizdir” dedi.

    “TÜRKİYE, 2016 YILINDAN İTİBAREN OHAL REJİMİ İLE YÖNETİLİYOR”

    Türkiye’nin 2016 yılından itibaren OHAL rejimi ile yönetildiğini vurgulayan Ateş, “Bu durum, siyasal iktidarın gücünü sınırlandıran anayasacılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin terkedilmesine yol açmıştır. Böylelikle keyfilik ve belirsizlik siyasal alanın asli unsurları haline gelmiştir. Özellikle bir yönetim tekniği olarak başvurduğu belirsizlik yaratma gücü, siyasal iktidara erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırma olanağı sağlamaktadır” diye belirtti.

    Ateş, “Siyasal iktidarın ekonomiden toplum sağlığına ülkenin her meselesini güvenlik sorunu haline getiren, toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucunda 2024 yılında da yoğun yaşam hakkı ihlalleri yaşanmıştır. Çok faklı toplumsal kesimlerden insanlar ya doğrudan kolluk güçlerinin şiddeti ya da devletin, “önleme ve koruma” yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu yapısal şiddetin veya üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen şiddetin sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir” ifadelerini kullandı.

    “İŞKENCE OLGUSU, 2024 YILINDA DA EN BAŞAT İNSAN HAKLARI SORUNU”

    İşkence olgusunun 2024 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olmaya devam ettiğini belirten Özgür Ateş, şunları kaydetti:

    “Resmi gözaltı merkezlerinin yanı sıra kolluk güçlerinin barışçıl toplantı ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları, yeni bir boyut kazanmıştır. Denilebilir ki siyasal iktidarın baskı ve kontrole dayalı yönetme tarzı sonucu günümüzde tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir. Yakın tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlallerinden biri olan insanlığa karşı suç niteliğindeki zorla kaçırma vakalarının OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden yaşanmaya başlaması son derece endişe vericidir. Devletlerin insan haklarına yönelik saygısının dolayımsız göstergesi olan hapishaneler, bugün Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda tıka basa dolu durumdadır. Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir.”

    “İNSAN HAKLARINA SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    İHD Dersim Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Ateş, “Son söz olarak; hep vurguladığımız gibi, var oluş nedenleri hak ihlallerinin son bulduğu, adalet, barış ve demokrasinin tesis edildiği bir ülke ve dünyaya ulaşmak olan bizler, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarının kurucu değerlerine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.

    Açıklamanın ardından Özgürlük Anıtı’na karanfil bırakıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    PİRHA-Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, yerelde çalışan gazetecilerin sorunlarını anlattı. Aygül, iktidarlar tarafından bölgede gazetecilere yönelik ciddi baskıların olduğunu belirterek, “1990’lı yıllardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok” dedi. Aygül ekledi: Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı!

    AKP-MHP iktidarının gazetecilere yönelik yoğun baskı ve saldırıları, adeta doksanlı yılların devamı niteliğini taşıyor. İfade ve düşünce özgürlüğüne yönelik saldırılar, gözaltı ve tutuklamaların yanı sıra gazetecilere yönelik şiddetle devam ediyor.

    Basın çalışanlarına yönelik saldırılar adeta “komplo mantığı” ile sürdürülürken gazeteciler, gizli tanık beyanları ile “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor.

    Tüm bunların yanı sıra siyasi aktörler tarafından da gazeteciler açık şekilde hedef haline getiriliyor. Tüm muhalif gazetecilerin iktidar tarafından ‘terörist’ yakıştırmasıyla kriminalize edildiği ülkede, basın mesleğinin bugününü Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül ile konuştuk.

    “ÖLÜMDEN BETER BİR DURUM SÖZ KONUSU”

    PİRHA-Gazetecilik mesleği hiç olmadığı kadarıyla itibarsızlaştırıldı. Daha doğrusu bu iktidar süresince birçok meslek, hak etmediği yaklaşımı gördü. Ülkenin doğusundan baktığınızda basın tablosu nasıl görünüyor?

    SİNAN AYGÜL: İktidarların, gazetecilik mesleğine yönelimi her zaman şu eksende olmuştur: Gazetecilik, kamuoyu adına iktidarların yetkilerini nasıl kullandıklarını denetleme görevidir. Gazeteci, kamuoyu adına otoriteleri denetler. Denetimden kaçanlar, yolsuzluk, hırsızlık yapanlar, baskı kuranlar, hak ihlali yapanların ilk susturmaya çalıştığı yer gazeteciliktir. Ne yaptıklarının bilinmesini istemezler. Bu da şundan kaynaklanır; iktidarlar yaptıkları yanlışların bilinmesini istemezler. Son 25 yılda evet bu ülkede çok ciddi sorunlar yaşandı. Basın özgürlüğü gerçek anlamda hiçbir zaman bu ülkede mevzu bahis olmadı ama son 20 yılda çok pervasız, pespaye bir şekilde oldu ne yazık ki. Tutuklu gazeteci sayısı ile dünya ortalamasının üstüne çıktık. Her zaman ilk beşlerdeyiz. Öldürülen gazeteci sayısı belki 90’lı yıllara göre fazla değil ama ölümden beter bir durum söz konusu.

    Bu kadar ciddi baskı, ülke tarihinde görülmüş bir şey değil. Ne yazık ki bu sıkıntılı dönemin temel sebebi de iktidarların, halkla ilgili yaptığı işlerde haber verme görevini yerine getirmemesi, saklanması. Bu durum ülkenin batısında merkez medyada biraz daha belki görünür kılındığı için ön planda ama ülkenin doğusunda, taşrada bu sıkıntı çok daha fazla hissediliyor. Sadece devlet otoritesi değil, devlet dışı otoritelerin de çok ciddi baskıları var. Sonuçta kriminal düzeyi yüksek bir ülkedeyiz. Yolsuzluğun, hak ihlallerinin had safhada olduğu, hatta sıradanlaştığı bir ülkedeyiz. Hak ihlalleri ve yolsuzluk haberleri bu ülkede her zaman gazetecileri hedef haline getiriyor. Yoksa çiçek-böcek haberciliği hiçbir zaman bu ülkede sorun olmamıştır. Bu baskı zaman zaman yargı eliyle basının susturulması şeklinde olabilirken zaman zaman da canımıza kasteden, sokak ortasında öldürülmemize sebep olan yönelimlere kadar da gidebiliyor ama her halükarda çok ciddi bir baskı altındayız ne yazık ki!

    “90’LARDAN DAHA KÖTÜ BİR DURUMDAYIZ”

    -Doksanlı yıllarda Güneydoğuda gazeteci olmak ateşten gömlek giymek gibiydi. Hakikat ısrarı sürdükçe baskılar, gazeteci cinayetleri de arttı. Son 2 yılda özellikle Federe Kurdistan Bölgesi’nde gazeteci cinayetlerine şahit olduk. Bitlis ve civarında gazetecilere yönelik ne gibi saldırılar söz konusu?

    Şiddet, dönemsel olarak şekil değiştiriyor. Belki koşullar olursa 90’lı yıllardan çok daha kötü bir hale de gelebilir. Çünkü otoriteler nezdinde insan hayatının bir önemi yok. Çünkü hesap soran bir otorite yok. Yaptıkları her şey yanlarına kar kalıyor. Sokak ortasında ya da işkencede bir gazeteci öldürseler ne yazık ki hesabı sorulamıyor. Örneğin Federe Kurdistan Bölgesi’nde geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımız şehit edildi. Ne yazık ki bu ülkede ‘Basın Şehitleri’ geleneği var. Bir yıl önce ben de sokak ortasında saldırıya uğradım ve ölümden döndüm. 90’larda işkencehanelerde gizli kapaklı olurdu ancak benim başıma gelen olay sokak ortasında, polis nezaretinde bir işkenceydi. Ölümle sonuçlanmamış olması 90’lara dönmediğimiz anlamına gelmiyor. Hatta 90’lardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok.

    “SON 6 YILDA TAKİP EDEBİLECEĞİMİZ BİR TOPLUMSAL OLAY DAHİ YOK”

    -Batıda, toplumsal olaylarda emniyet güçleri açık şekilde şekilde basın mensuplarına zor kullanabiliyor. Basın mensuplarının yaptığı iş, kolluk tarafından gazetecilik olarak görülmüyor. Burada durum nasıl?

    Ülkenin batısındaki toplumsal olaylarda gazeteci sayısının çok olması, oradaki atmosfer çok daha farklı kılıyor. Çünkü batıda bir toplumsal olayda gazetecinin bir şiddete maruz kalması buradaki şiddete göre çok sıradan bir durum aslında. Buralarda bir toplumsal olayın olabilmesi ihtimali zaten çok az. Son yıllarda bu tür eylemler zaten yasaklanıyor. Bir basın açıklaması, bir toplumsal olaya zaten müsaade edilmiyor. Evet bu yönde eylemler olduğunda arkadaşlarımız şiddete de maruz kalabiliyor, ekipmanları da kırılabiliyor ve basit gerekçelerle haklarında dava açılabiliyor. Ama ilginç olan şu; son 6 yılda burada takip edebileceğimiz bir toplumsal olay yok, çünkü yasaklanıyor. Basın açıklamalarının toplumsal eylemlerin tamamı kanunsuz bir şekilde yasaklanıyor.

    “ARACINIZA KEYFİ OLARAK TRAFİK CEZASI DAHİ YAZILABİLİYOR”

    -Yerelde gazetecilik faaliyetlerinin zorlukları var mı?

    Merkezden uzak bir bölgede gazetecilik yapmak evet zordur. Yaşadığınız yer muhtemelen küçük bir yerdir ve haberinizin bütün aktörleri ile gün içerisinde yüz yüze gelme ihtimaliniz çok yüksektir. Polisi, askeri, iş adamı, mafyası, suç grupları, uyuşturucu satıcısı, tefecisi ile yani haber yaptınız konunun bütün öğeleri ile yüz yüzesiniz. Bu durum haliyle psikolojik bir baskı oluşturuyor. Uzun vadede ise otosansüre yol açıyor. Bir noktadan sonra yaşam alanınız daralıyor.

    Bu sıkıntıyı özellikle ben ciddi anlamda yaşıyorum. Yolsuzluk haberini yaptığınız bir kurumun yöneticisi ya da iş adamı ile sokakta karşılaşabiliyorsunuz. Devlet otoritesinin hedefine girdiğiniz zaman zaten her şey çok sıkıntılı ve zor. Sokakta aracınıza keyfi olarak trafik cezası dahi yazılabiliyor. Buna maruz kalan arkadaşlarımız da var. Örneğin ben, gazeteciliğe İstanbul’da başladım ve uzun yıllar oralarda da çalıştım. Merkez medyada ya da taşrada olmak arasındaki farkı çok iyi biliyorum. Küçük bir yerde gazetecilik yapmak çok daha zor diyebiliriz.

    “GENELDE BİR YAFTAYA MARUZ KALIYORUZ”

    -Politik tartışmaların hiç eksilmediği bir ortamdasınız. Burası aynı zamanda kimlik mücadelesinin daima sürdüğü bir coğrafya. Örneğin yerel yönetimlerle ilgili olumsuz bir haber yazmanız durumunda size yansıması nasıl oluyor?

    Eğer bir de politik görüşünüz varsa haliyle bir noktadan sonra taraf gibi görülmeye başlanıyorsunuz. Muhalifseniz iktidar tarafından zaten ‘terörist’ diye yaftalamıyorsunuz. Eğer muhalif değilseniz muhalefet tarafından bu sefer ‘yandaş’ diye yaftalanıyorsunuz. Bu durum hem muhalefetin hem iktidarın kullandığı bir yafta aslında. Bir gazetecinin de siyasi fikirleri olabilir ama genelde bir yaftaya maruz kalıyoruz. Örneğin yereldeki muhalif bir siyasi partinin iktidarı olsa bile eleştirdiğiniz zaman normalde merkez iktidar nasıl tepki gösteriyorsa aynı tepkiyi, hatta bazen daha da şiddetli tepkiye maruz kalıyorsunuz.

    Muhalefet partileri iktidar olduğu zaman şöyle bir gerçekle yüzleşiyoruz; küçük iktidar alanlarında yanlışını eleştirdiğiniz anda o iktidarın bütün özelliklerini bir anda gösterebilip, ceberrutlaşıp, tehdit edebiliyorlar. Hangi siyasi parti olduğu çok da fark etmiyor aslında.

    “REKLAM ALAN HİÇBİR KURULUŞ, GAZETECİLİK YAPAMIYOR”

    -Bölgedeki mesleki örgütlülük bilinci ne durumda? Özellikle kadın gazeteciler ne oranda iş edinebiliyor?

    Bu yönlü bilinç yok ne yazık ki. Bunun birkaç sebebi var. Gazeteciler arasında bir araya gelip örgütlenmek zor oluyor. Resmi reklam alan gazeteler ve alamayanlar söz konusu. Bu ayrım zaten ilk günden bu yana sorunlu. Örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden birisi bu. Örneğin Basın İlan Kurumu’ndan reklam alan hiçbir kuruluş, gerçek anlamda gazetecilik yapamıyor. Çünkü Demokles’in kılıcı başlarında sallandırılıyor. Gazetecilik yapamadıkları gibi örgütlenme noktasında da problemler yaşıyorlar. Yayınları, ilanları kesilir kaygısı nedeniyle gerçek anlamda sivil toplum örgütü gibi hareket eden örgütlerin içerisinde yer almaktan çekiniyorlar. Ne yazık ki gazeteciler buralarda güvencesiz çalıştırılıyor, basın sigortası yatırılmadığı için birçok gazeteci, sendika üyesi de olamıyor. Ne yazık ki diğer iş kollarına kıyasla çok daha örgütsüz bir yapı söz konusu.

    Kadın gazetecilerin ise ülkenin her yerinde çalışma koşulları ne yazık ki dezavantajlı. Buralarda kadınların gazetecilik yapması çok daha zor. Cemiyet olarak kadın gazeteci arkadaşlarımıza yönelik mesleki adaptasyon noktasında özel programlarımız mevcut. Ayrıca iş bulma noktasında özel olarak ilgilendiğimiz kadın arkadaşlarımız oluyor. Ama ne yazık ki kadınlar bölgede yine dezavantajlılar.

    “KÜRT DİLİNE KARŞI BİR ALERJİ VAR”

    -Bu bölge hep çatışmalarla anıldı. Bir gazeteci gözüyle, günümüz ortamını nasıl yorumluyorsun? Bir yumuşama hali söz konusu mu?

    1980’li yıllardan bu yana devam eden bir çatışma ortamı var. Evet bazı dönemlerde sokakta bombaların patladığı bir atmosfer vardı. Zaman zaman artan, azalan bir çatışma durumu var. Evet bu aralar ortam sakin. Devlet erkinin kendini çok da geri çektiğini söyleyemeyiz ancak eskisi gibi çatışma hali yok.

    Tabii sistemin asimilasyon politikası hiçbir zaman bitmez. Farklı argümanlarla bu devam ediyor. Mevcut durumu da iyi analiz etmek gerek. Evet şu an dilimiz yasak. Son dönemde Kürtçe şarkı söylenen düğünler dahi basılıyor. Belediyeler tarafından yerlere Kürtçe yazılan uyarılar dahi silindi. Yani Kürt diline karşı bir alerji var.

    Üniversitede Kürdoloji bölümü var ve ben de bu bölümde yüksek lisans yapıyorum ama birçok noktada dilimiz yasak. Bir taraftan devlet televizyonu Kürtçe yayın yapıyor, diğer taraftan küçücük bir Kürtçe kelimeye dahi alerji gösteriliyor. Özetle şunu söyleyebilirim; devletin bu asimilasyon politikası da ne yazık ki laçkalaşmış artık. Evet bu durum bize ne yazık ki kaybettiriyor. Çocuğumu kendi ana dilimde yetiştirmek, okulda o dilde eğitim almasını istiyorum ama bunu ne yazık ki başaramıyoruz. Bu sorunumuz 100 yıldır devam ediyor ve bir yüzyıl daha böyle laçka bir şekilde gidecekmiş gibi görünüyor.

    “RUH SAĞLIĞIMIZ YERİNDE DEĞİL”

    -Bölgede büyük bir yoksulluk, moralsizlik hali mevcut. Bölgedeki gazeteciler olarak, pozitif haberler yapamama durumu sizde nasıl bir duyguya sebep oluyor?

    Bizler açısından zaten herhangi bir olumlu psikolojiden bahsetmek mümkün değil. Ne yazık ki yaşadığımız olaylardan dolayı ruh sağlığımız zaten yerinde değil. Ülkenin koşulları çok kötü. Geçinemeyen insan sayısı çok fazla. Bunlardan dolayı travma yaşayan, intihar eden insanların haberlerini yapmak zorunda kalıyoruz. Bu durumlar bizim psikolojimizi zaten olumsuz etkiliyor. Ülkede çok büyük bir yoksulluk sorunu var. Bu yoksulluk belki bugün çok fazla hissedilmiyor ama gün geçtikçe de kötüye giden bir durum söz konusu. Tabii bu atmosferde her şey güllük gülistanlık gibi bir habercilik de yapılamaz. Bunu yapan meslek işgalcisi arkadaşlarımız elbette ki var ama bu da çok ciddi bir şekilde sırıtıyor. Küçük bir kitle, kaynakların tamamına yakınını sömürüyor, geriye kalan büyük bir kitle ise açlıkla boğuşuyor. Bizim yaptığımız, işte bu uçurumu azaltmaya, israfın, yolsuzluğun önüne geçmeye çalışmak. Küçük ya da büyük iktidarların da bu nedenlerle ne yazık ki hedefi oluyoruz.

    “KELEBEK KOVALAMAK BANA NASİP OLMADI”

    -Tümüyle demokratik bir ortam olsaydı ve ekonomik kriz bu denli yaşamın merkezinde yer almasaydı ne türde bir habercilik yapmak isterdin?

    18 yıllık gazetecilik kariyerim var, ne yazık ki 18 yılın tamamı insan ve hayvan hakkı ihlalleri ile yolsuzluk haberleriyle geçti. İşkence, infaz haberlerimin yanı sıra hayvanlara dair de özel bir hassasiyetim var. Birden fazla alanda akademik eğitim aldım. Sağlık eğitimi de aldım. Örneğin çok iyi sağlık haberciliği yapabilirim. Bunun yanı sıra güvenlik bölümünü okudum, çok iyi bir güvenlik analisti olabilirdim. Bunların yanı sıra ekonomi okudum, iyi bir ekonomi habercisi olabilirdim. Uzun bir süre tiyatro da yaptım. Ancak bu atmosferde ne sanattan ne spordan ne de başka bir alandan ne yazık ki bahsedemiyorsunuz. Akademik eğitim aldığım alanlarda da habercilik yapmak isterdim ama olmuyor. Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı. Keşke farklı bir dünyada yaşıyor olabilseydik ve devlet aktörleri ile muhalefetle sürekli bir çatışma ortamında olmasaydım. Keşke sürekli gözaltına alınma ya da sokak ortasında öldürülme riskiyle karşı karşıya kalmasaydım. Ama maalesef güzel olacağına dair bir umudum da yok.

    Eren GÜVEN/BİTLİS

  • ‘Güneş, su, hava, insan yüzü, insan sesi yok; kuyu tipi hapishaneler kapatılsın’-VİDEO

    ‘Güneş, su, hava, insan yüzü, insan sesi yok; kuyu tipi hapishaneler kapatılsın’-VİDEO

    PİRHA-Halil Yakut, kuyu tipi Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde yaşadığı işkenceler, hak ihlalleri ve başka bir hapishaneye sevk olmak talebiyle yaptığı açlık grevinin 100. gününde tahliye oldu. Yeni yapılan kuyu tipi hapishanelerde hiç kimsenin kalamayacağını vurgulayan Yakut, “Yeni yapılan yüksek güvenlikli hapishaneler kuyuyu, tabutu andırıyor. Beş adımlık bir hücrede güneş, su, hava, insan yüzü, insan sesi yok. Yeni tip hapishaneler emperyalizmin devrimci tutsakları teslim almaya yönelik bir politikası” dedi.

    “S Tipi”, “Y Tipi” ve “Yüksek Güvenlikli” adı altında 2021 yılından itibaren hayata geçirilen, gerek mimari yapısı gerekse de uygulamaları nedeniyle insan hakları savunucuları tarafından “kuyu tipi” olarak nitelendirilen hapishanelerdeki hak ihlalleri, devrimci tutuklulara yönelik işkenceler, günden güne artarak sürüyor.

    Şubat ayında tutuklanan ve Silivri Hapishanesi’nde tutulan Halil Yakut, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne sürgün edilmişti. Yakut, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde yaşadığı işkenceler, hak ihlalleri ve kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk olmak talebiyle başladığı açlık grevinin 100. gününde 25 Temmuz’da tahliye oldu.

    Halil Yakut, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “YENİ YAPILAN HAPİSHANELERDE TUTSAKLARA TECRİT UYGULANIYOR”

    Yeni yapılan yüksek güvenlikli hapishanelerin kuyuyu, tabutu andırdığını belirten Halil Yakut, “Bu hapishanelerde beş adımlık tek kişilik hücrelere kapatıyorlar sizi. Hücrelerde bir tane pencere var o pencerede tel örgülerle kapatılmış. Aynı zamanda hücrelerin kendilerine ait havalandırması da yok, günde sadece 1 saat havalandırmaya çıkarılıyorsunuz. Sürekli su kesintileri oluyor bazen 2-3 gün su gelmiyor. Güneşin vurmadığı, suyun akmadığı, havanın girmediği bir tabuta kapatıyorlar aslında sizi. Dilekçelerimiz işleme sokulmuyor, mektuplarımız engelleniyor, suç duyurularımıza cevap verilmiyor, hapishane savcısı hiçbir şekilde bizimle görüşmüyor. Yeni yapılan hapishanelerde tutsaklara tecrit uygulanıyor ve Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde bulunan Grup Yorum emekçileri Rezzan Şengül, Vedat Doğan ve ben bu insanlık dışı uygulamalara karşı süresiz açlık grevine başladık. Ben açlık grevimin 100. gününde tahliye oldum. Rezzan Şengül 140, Vedat Doğan ise 135 gündür açlık grevini sürdürüyor” diye belirtti.

    “BİZE DÜŞMANCA YAKLAŞTILAR, ALMAMIZ GEREKEN B VİTAMİNİNİ ALAMADIK”

    Türk Tabipler Birliği’nin ve diğer tabip örgütlerinin belirttiği gibi açlık grevinde günde 500 miligram alınması gereken B vitaminin hapishanede kendilerine verilmediğini ifade eden Yakut, şunları kaydetti:

    “Bize sürekli düşmanca yaklaştılar, biz almamız gereken B vitaminini almadığımız için açlık grevindeki etkileri daha erken bir şekilde hissettik ve daha fazla sağlık sorunları yaşadık. Ben de sürekli baş dönmeleri, baş ağrıları, denge kaybı oluyordu. Rezzan Şengül sürekli kalp çarpıntıları yaşıyor, Vedat Doğan ise yüz mimiklerini kontrol edemiyor ve sol kulağı duymuyor. Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishane idaresi, Adalet Bakanlığı ve savcılıkla bir olmuş arkadaşlarımızı öldürmeye çalışıyor. Arkadaşlarımız kuyu tipi hapishanelerin dışında başka bir hapishaneye sevk olma talebiyle açlık grevindeler. Başka bir hapishaneye sevk olma talebi gayet makul, karşılanabilir bir talep. Ancak şu anda arkadaşlarımız kırk kilolara kadar düştü ve sağlık durumları çok kritik. Şu anda Adalet Bakanlığı arkadaşlarımızın ölmesini izliyor. Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishane idaresi de suç işlemeye devam ediyor. Adalet Bakanlığı, Rezzan Şengül ve Vedat Doğan’ın sağlıklarının gayet iyi olduğu şeklinde yanıt veriyor ve yalan söylüyor. Bu yalanı söyleyerek aslında hem suç işliyorlar hem de görevlerini kötüye kullanıyorlar. Arkadaşlarımızı kasten öldürmeye çalışıyorlar şu anda.”

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELERDE GÜNEŞ, SU, HAVA, İNSAN YÜZÜ, İNSAN SESİ YOK”

    Yeni yapılan hapishanelerde hiç kimsenin kalamayacağını vurgulayan Halil Yakut, “Çünkü hiçbir insana uygun değil, bir tabuta atıyorlar. Beş adımlık bir hücrede güneş, su, hava, insan yüzü, insan sesi yok. Yeni tip hapishaneler emperyalizmin devrimci tutsakları teslim almaya yönelik bir politikası. Devlet, aslında halka da gözdağı veriyor. Adalet mücadelesi verirseniz, açlığa ve yoksulluğa karşı mücadele ederseniz sizleri de böyle kuyulara atarım diyor. O yüzden bugün herkes kuyu tipi hapishanelere karşı yapılan ölüm oruçlarına, süresiz açlık grevine ses vermeli. Çünkü bugün kuyu tipi hapishanelere karşı çıkmazsak yarın kendine aydın, demokrat, solcu diyen herkes bu hapishanelere atılacaklar. Halkı teslim almaya yönelik kurulan ve insanlık dışı uygulamaların olduğu kuyu tipi hapishaneler kapatılmalı” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • MKG, nisan ayı hak ihlalleri raporunu açıkladı

    MKG, nisan ayı hak ihlalleri raporunu açıkladı

    PİRHA-Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), nisan ayında kadın gazetecilere yönelik yaşanan hak ihlallerine ilişkin rapor yayımladı.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, nisan ayında kadın gazetecilere yönelik hak ihlallerini raporlaştırıp kamuoyu ile paylaştı.

    Halkın haber alma hakkını savunan, gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyen gazetecilerin hedef alınmaya devam ettiğine vurgu yapılan raporda, “31 Mart yerel seçimlerindeki yenilgiyi sindiremeyen AKP iktidarı, seçim öncesi olduğu gibi seçim sonrası da Özgür Basın’a yönelik baskılarını, saldırılarını sürdürmeye devam ediyor. Nisan ayı, gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklama operasyonları ile geçerken gazeteciler her ay olduğu gibi bu ay da yine yaptıkları haberler gerekçe gösterilerek, hâkim karşısına çıktı.” denildi.

    ‘GAZETECİLİĞİ YARGILAMAKTAN VAZGEÇİN’

    İstanbul merkezli başlatılan soruşturma kapsamında 23 Nisan’da 9 gazetecinin gözaltına alındığı hatırlatılan raporda, şu ifadeler yer aldı:

    “Gözaltına alınan 1’i kadın 3 gazeteci, yaptıkları haberlerle suçlanıp ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla tutuklandı. Gazetecileri gözaltına alarak ve tutuklayarak yılgınlık ve korku yaymaya çalışan iktidar, hem halkın haber alma hakkını gasp ediyor hem de Anayasayı ihlal ediyor. MKG, olarak iktidara çağrımızdır; Türkiye’nin demokratikleşmesi ve sorunların çözümü için basın ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engelleri kaldırın, gazeteciliği yargılamaktan vazgeçin. Gazetecilik suç değildir, yargılanamaz.”

    Rapora göre kadın gazetecilere yönelik Nisan ayı ihlalleri ise şöyle sıralandı:

    Saldırıya uğrayan gazeteciler: 1

    Gözaltına alınan gazeteciler: 10

    Tutuklanan gazeteciler: 1

    Kötü muameleye maruz kalan gazeteciler: 2

    Tehdit edilen gazeteciler: 2

    Haber takibi engellenen gazeteciler: 5

    Hapishanelerde gazetecilere yönelik ihlaller: 1

    Hakkında dava açılan gazeteciler (beraat eden): 2

    Yargılaması devam eden gazeteciler: 24

    1 Nisan itibariyle tutsak kadın gazeteci sayısı: 7

    Tutsak gazeteciler:

    Derya Ren – JINNEWS Muhabiri

    Esra Solin Dal – Mezopotamya Ajansı (MA)

    Elif Ersoy – Yürüyüş Dergisi Yazı İşleri Sorumlusu

    Hatice Duman – Atılım Gazetesi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü

    Özlem Seyhan – Gazeteci

    Tülay Canpolat – Sabah Gazetesi Ankara Muhabiri

    Selamet Turan – Gazeteci

    (HABER MERKEZİ)

  • MKG’den Ocak ayı raporu: 9 kadın gazeteci cezaevinde

    MKG’den Ocak ayı raporu: 9 kadın gazeteci cezaevinde

    PİRHA-MKG’nin “2024 Ocak Ayı Kadın Gazetecilere Dönük Hak İhlalleri Raporu”na göre; 9 kadın gazeteci cezaevinde ve 18 gazetecinin yargılamasına devam edildi.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), “2024 Ocak Ayı Kadın Gazetecilere Dönük Hak İhlalleri Raporu”nu yayınladı.

    Raporda; Türkiye’nin, 2024 yılına kadın gazetecilere yönelik pek çok şiddet olayına ev sahipliği yaparak girdiği belirtildi. 2024 yılının ilk ayında kadın gazetecilerin haklarının gasp edildiği ve mesleklerini yapmalarının engellendiğinin belirtildiği raporda, “Kadın gazetecilerin yargılandığı davalar bu ay da devam etti. Birçok kadın gazeteci gibi Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Dicle Müftüoğlu da yargılanıyor ve 18 Ocak’ta görülen ikinci duruşmasında da tahliye edilmedi. Gazetecilik faaliyetlerinin suç sayıldığı bu ülkede haksızlığa boyun eğmeyen kadın gazetecilerin mücadelesi de devam ediyor” denildi.

    GAZETECİNİN KAMUOYUNU BİLGİLENDİRME HAKKI GASP EDİLEMEZ

    Türkiye’de 9 kadın gazetecinin mesleklerini icra etmek istedikleri için tutuklandıklarının hatırlatıldığı raporda, “Dışarıda haber takibi yapan kadın gazeteciler ise her türlü tehdide maruz kalıyor. Bu tehditlere bir örnek verecek olursak, gazeteci Medine Mamedoğlu’na yaptığı haberler nedeniyle dijital medya hesabı üzerinden tehdit ve hakaret içeren mesajlar gönderildi. Hiç kimse gazetecilerin haber yapma, gerçeği açığa çıkarma ve kamuoyunu bilgilendirme hakkını tehdit, baskı ve tutuklamalar ile gasp edemez. Gazetecilere ve gazeteciliğe yönelik bu saldırıların son bulması için dayanışmanın ve birliktelik ruhunun öne çıkması elzemdir. Çünkü gazetecilik suç değildir” ifadeleri yer aldı.

    GAZETECİLER, MAHKEMELERDE GAZETECİLİĞİ SAVUNMAK ZORUNDA BIRAKILDI

    Raporun devamında şu ifadelere yer verildi: “Gazetecilerin yargı kıskacına alındığı Ocak ayında ‘ifade özgürlüğüne’ dair açılan 18 davanın duruşması görüldü. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gazeteciler haklarında açılan davalar nedeniyle mahkemelerde gazeteciliği savunmak zorunda bırakıldı. 1 gazeteciye 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi, 1 gazeteci gözaltına alındı, 1 gazeteciye dava açıldı. 1 gazeteci tehdit edildi. İşten çıkarılmaya karşı greve giden ve eylemleri devam eden 6 kadın gazeteci, ifade için emniyete çağrıldı. 24 haber ve 219 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi. Yine ülkede yayımlanan Kürtçe gazete Xwebûn’un internet sitesine erişim engeli getirildi.”

    HAK İHLALLERİ ARTTI

    Raporda yer alan hak ihlalleri şu şekilde:

    *Gözaltına Alınan Gazeteciler: 1

    *Tehdit Edilen Gazeteciler: 1

    *Cezaevlerinde Gazetecilere Yönelik İhlaller: 1

    *Hakkında Dava Açılan Gazeteciler: 1

    *Cezalandırılan Gazeteciler: 1- Hapis Cezası: 1 yıl 8 ay

    *Yargılaması Devam Eden Gazeteciler Dosya Sayısı: 18

    *Tutuklu Kadın Gazeteci Sayısı: 9

    *Erişim Engeli Getirilen İnternet Sitesi: 1

    *Erişim Engeli Getirilen Haberler: 24

    *Erişim Engeli Getirilen Sosyal Medya İçeriği: 219

    TUTUKLU KADIN GAZETECİLER

    Derya Ren – JINNEWS Muhabiri

    Dicle Müftüoğlu – Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eşbaşkanı

    Dilan Oynaş – Azadiya Welat gazetesi çalışanı

    Elif Ersoy – Yürüyüş Dergisi Yazı İşleri Sorumlusu

    Hatice Duman – Atılım Gazetesi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü

    Özden Kınık – TRT çalışanı

    Özlem Seyhan – Gazeteci

    Tülay Canpolat – Sabah Gazetesi Ankara Muhabiri

    Bircan Yıldırım – BircanTVHaber’in yayın yönetmeni

    Ocak ayında hapishaneden tahliye olan gazeteciler: Nazlı Ilıcak, Sibel Mustafaoğlu.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD İzmir Şubesi’nden Adalet Nöbeti’ne ziyaret: Talepleri taleplerimizdir-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi’nden Adalet Nöbeti’ne ziyaret: Talepleri taleplerimizdir-VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Şubesi yöneticileri, cezaevlerindeki  hak ihlallerine, tecrite ve Kürt sorununa demokratik çözüm talebiyle başlayan Adalet Nöbeti’ni ziyaret etti. DAD İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen, Alevilerin Hızır ayını karşıladığını hatırlatarak, bu ayda mazlumların darına Hızır’ın yetişmesi dileğinde bulundu.

    Cezaevlerinde binlerce tutuklu ve hükümlünün 27 Kasım’da başlattığı açlık grevi eylemleri 61.  gününe girdi.

    Siyasi tutukluların 61 gündür yürüttüğü açlık grevine destek için İzmir’de Ege Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği’nin, DBP İzmir Temsilciliği’nde başlattığı açlık grevi eylemini 15. gününde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi ziyaret etti.

    TECRİT VE HAK İHALLERİNİN SON BULMA ÇAĞRISI

    Mutlak tecridin kaldırılması ve 40 yılı bulan savaşın barış içinde çözüme kavuşması için eyleme başladıklarını dile getiren tutuklu annesi Hanife Gümüş, oğlunun 5 gün önce Bandırma Cezaevi’nden, Burdur Cezaevi’ne sevk edildiğini belirterek yaşananlara tepki gösterdi. Gümüş, “Oğlumdan 3 gün boyunca haber alamadım. Bize telefon ettiğinde de sürgün olduğunu öğrendik. Oğlum sürgün edildiğinde üstündeki elbisesi ve battaniyesi dışında yanına bir şey almasına izin vermemişler. Bu kışta sürgün ediyorlar. Bu haksızlıktır, hukuksuzluktur. Oğlum götürüldüğü yerde tek kişilik hücrede tutuluyor. İnsanın kalamayacağı yerleri yapıyorlar, sonra çocuklarımızı götürüyorlar” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZI TEK KİŞİLİK HÜCRELERE KOYUYORLAR”

    Gümüş, Tüm Türkiye halklarına çağrım bu zulme karşı sessiz kalmasınlar. Artık nereye kadar sürecek bu? Çocuklarımızı tek kişilik hücrelere koyuyorlar. Bir ekmek verirlerse veriyorlar, vermezlerse de vermiyorlar. Orada kim ölmüş, kim kalmış kimsenin umurunda değil. Biz barış annesiyiz, bu zulüm son bulsun artık. Ben kimsenin ölmesini istemiyorum” diyerek Adalet Nöbeti’ne ses olunması çağrısında bulundu.

    “ORUÇLARIMIZI DARDA VE ZORDA OLANLAR İÇİN TUTUYORUZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen ise Alevilerin Hızır ayını karşıladığını hatırlatarak, bu ayda mazlumların darına Hızır’ın yetişmesi dileğinde bulundu.

    Dikmen, taleplerin karşılanması için mücadele edeceklerini kaydederek, şunları ifade etti:

    “Biz Alevilere karşı ırkçı saldırıların yanı sıra Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altına asimilasyon politikaları hız kazandı. Türkiye’deki tecrit artık her halkın sorunu haline gelmiştir. Biz Aleviler Hızır ayına girdik ve bu aylar bizim için en kutsal günlerdir. Darda ve zorda olana Hızır’dan yardım olması çağrısını bekliyoruz. Günümüzün mazlumları haksızlığa, tecride ve demokrasi sorununa karşı cezaevlerinde açlık grevindeler. Biz Aleviler de bu ayda oruçlarımızı onlar içinde tutacağız. Onlara destek amaçlı da bu Adalet Nöbeti’ne geldik. Talepleri taleplerimizdir. Mücadeleyi iri ve diri hale getirmek için elimizden gelen mücadeleye vereceğiz.”

    PİRHA/İZMİR

     

    tecride karşı yapılan adalet nöbetini selamladıklarını ve bu mücadeleyi büyütmek adına burada olduklarını söyledi.

     

     

  • ‘Devlet, yaptığı yeni tip hapishanelerle tecriti daha da ağırlaştırmak istiyor’-VİDEO

    ‘Devlet, yaptığı yeni tip hapishanelerle tecriti daha da ağırlaştırmak istiyor’-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, “Hapishanelerde hak ihlalleri, şartlı tahliye, denetimli serbestlik hakkını ortadan kaldıran uygulamalar” konulu panel düzenledi. Devletin yaptığı yeni tip hapishanelerle tecriti daha da ağırlaştırdığını söyleyen avukat Destina Yıldız, “Mahpuslar özelinde aslında bütün bir toplum cezalandırılmak isteniyor. Devlet kendine itaat eden bir insan profili yaratmak istiyor ve bunun içinde hapishaneleri kullanıyor” diye belirtti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında dernek binasında “Hapishanelerde hak ihlalleri, şartlı tahliye, denetimli serbestlik hakkını ortadan kaldıran uygulamalar” konulu panel düzenledi.

    Avukat Ümmühan Kaya’nın moderatörlüğünde gerçekleşen panele avukat Destina Yıldız, 31 yıllık tutuklu Mehmet Aytunç Altay, avukat Özge Akyüz ve doktor Rojda Welat konuşmacı olarak katıldı.

    “19 ARALIK CEZAEVİ KATLİAMIYLA BİRLİKTE YENİ BİR CEZAEVİ SİSTEMİ HAYATA GEÇMEYE BAŞLADI”

    19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın ardından Türkiye’de yeni bir cezaevi sisteminin hayata geçmeye başladığını söyleyen Mehmet Aytunç Altay, “Cezaevlerindeki mahkumlar arasındaki dayanışmayı yok ederek bireyselleştirmeye yönelik bir sistem yapmaya çalıştılar. Devlet 2005 yılında yeni bir ceza infaz kanunu çıkarttı ve cezaevlerinde birçok yeni uygulama devreye girmeye başladı. Bir mahkum 30 yıl yatacaksa ve bu süre içerisinde üç kez hücre cezası aldıysa infaz indirimi olan altı yıl yanıyor ve altı yıl daha yatması gerekiyor” dedi.

    “HAPİSHANELERDE İŞKENCELER ARTARAK DEVAM EDİYOR”

    Devletin yaptığı yeni tip hapishanelerle tecriti daha da ağırlaştırdığını söyleyen avukat Destina Yıldız, “Mahpuslar özelinde aslında bütün bir toplum cezalandırılmak isteniyor. Devlet kendine itaat eden bir insan profili yaratmak istiyor ve bunun içinde hapishaneleri kullanıyor” diye belirtti.

    Hapishanelerde ihlaller ve işkencelerin artarak devam ettiğini belirten doktor Rojda Welat, “Hapishanelerde 280 bine yakın insan var ve devlet halen cezaevi açmaya devam ediyor. Hapishanelerdeki işkence ve kötü muameleyi gündemleştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Hüseyin Küçükbalaban: Sorunlar, gerçekler inatçıdır, bir gün karşınıza yeniden çıkar -VİDEO

    Hüseyin Küçükbalaban: Sorunlar, gerçekler inatçıdır, bir gün karşınıza yeniden çıkar -VİDEO

    PİRHA – İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 75. yıldönümünde BM’nin tutumunu eleştirdi. Küçükbalaban, Ortadoğudaki savaşları işaret ederek “Beyannamenin ruhu olan ‘dünyada barışın sağlanması’ konusu ne yazık ki bugün gerçekleşmiş değil” dedi. Küçükbalaban, Kürt ve Alevi sorunu sebebiyle yaşanan hak ihlallerinin de devam ettiğine vurgu yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 75. yılında PİRHA’ya değerlendirme yaptı.

    Ekonomik krizin gölgesinde geçen 2023 yılı, aynı zamanda yine savaşlarla birlikte ağır insan hakları ihlallerine sahne oldu. 6 Şubat ve sonrasında yaşanan depremlerde hükümetin politikalarıyla birlikte yargıdaki çöküntü de eklenince insan hakları nezdinde büyük bir tahribat olarak yorumlandı.

    Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde, 29 Nisan 1946’da hazırlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 10 Aralık 1948 günü Fransa’nın başkenti Paris’te toplanan BM Genel Kurulu’nda kabul ve ilan edildi. Türkiye ise Evrensel Bildirge’yi 27 Mayıs 1949’da yürürlüğe koydu.

    BEYANNAME VAR ANCAK UYGULAMA TAM TERSİ!

    Evrensel Bildirge’de yer alan hak ve özgürlüklere dayalı bir düzen henüz Türkiye’de kurulamazken İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, 2023 yılını hak ihlalleri temelinde şu sözlerle özetledi:

    “2023 yılı tümüyle dip yapmış diyebiliriz. Neredeyse insan haklarının kullanımı yasaklanmış, genel kurala dönüşmüş durumda. Evrensel beyannamenin 75. yılındayız. 75 yılda aslında BM’nin, II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan milyonlarca kayıp, ulus devletlerin, sermayenin çıkarmış olduğu savaşlar ‘artık barışçıl yollarla çözülsün’ diye ortaya çıkan bir beyanname ama bugün baktığımızda 75 yılda hiçbir zaman küresel, hele hele Ortadoğu’da hiçbir zaman bu savaşlar bitmedi. Ancak 2023 yılına geldiğimizde, 2022 yılından devreden Ukrayna, Afganistan, Libya, Irak, Suriye, Rojava, şu anda da Gazze savaşları daha çok öne çıkmış durumda. Dolayısıyla BM’nin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde tarif edilen beyannamenin ruhu olan ‘dünyada barışın sağlanması’ konusu ne yazık ki bugün itibariyle henüz gerçekleşmiş durumda değil.”

    KÜRT, ALEVİ VE SIĞINMACILARA YÖNELİK AYRIMCILIK!

    Hüseyin Küçük Balaban, 6 Şubat depremleri sonrasında yaşanan hak ihlallerine de dikkat çekti. Özellikle Kürt, Alevi ve sığınmacıların yaşadıkları bölgelerde ayrımcılığın yapıldığını söyleyen Küçükbalaban, şu bilgileri paylaştı:

    “Aslında deprem bir sonuç, depreme götüren süreçleri konuşmak gerekir. Dünyanın her yerinde deprem ve afetler olabilir ama devletlerin görevleri bu afetlere önceden tedbirler almaktır. Ranta dayalı bir kentsel dönüşümden ziyade, insanların güvenlik, sağlık ve kentin bütün dinamiklerini düşünen kentleşme modellerini hayata geçirmesi ve buna benzer felaketlerin yaşandığı durumda da ciddi kurtarma, barınma süreçleri gibi durumların önceden planlanması gerekir ama Türkiye’de ne yazık ki 5 şiddetinde bir depremde bile can kayıpları yaşanmakta. Önceden tedbirlerin alınmaması bu felaketin boyutlarını kat ve kat arttırdı. Sonrasında ise Kürtler, Aleviler, mültecilerin yaşadığı yerlerde yardım süreçlerinin aksadığını gözlemledik. Hak ihlallerinin arttığını, mültecilerin, sığınmacıların büyük oranda barınma sorunlarının çözülmediğini; halen daha çözülmediğini de biliyoruz. Aslında bu felaketi şöyle tarif edebiliriz; hükümetin yapmadığı işler sonucu aslında kendisinin enkaz altında kaldığı bir süreç olarak ifade edebiliriz.”

    “KENDİ KENDİLERİNE ÇÖZÜM ÜRETİYORLAR”

    İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, cezaevlerinde başlatılan açlık görevlerine de değindi. Temel sorunların inkarının daha büyük sorunlara sebep olacağını belirten Küçükbalaban’ın değerlendirmesi şu yönde oldu:

    “Cumhuriyetin 100. yılındayız. Ancak Kürt ve Alevi sorunu meselesi aslında cumhuriyetten önce olan ve cumhuriyete devredilmiş iki temel meseledir. Sadece Alevi inancı da değil, başka inançlar toplumlarının da aslında inanç özgürlüğü bakımından sorun yaşadığını ifade etmek istiyoruz. Bu iki mesele yüzyıllık cumhuriyet tarihi boyunca çözülmediği gibi bugün de halen ret, inkar, asimilasyon süreci ile karşı karşıya. Ama Türkiye’nin de demokratikleşmesinin temel engellerinden iki tanesi de bu meseledir. Kürt meselesinde güvenlikçi politikaların bu kadar yoğun uygulanıyor olması, insan hakları ortamını kötüleştiriyor. Ayrıca ifade özgürlüğünü de sağlayamıyoruz. Yargı bağımsızlığı, kişi güvenliği, basın özgürlüğü konularından bahsettiğiniz zaman bir baskıyla karşı karşıya kalıyorsunuz.

    Alevilerin eşit yurttaşlık meselesi de söz konusu olduğunda benzer durumlarla karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Şimdi hem Kürt meselesini hem de Alevi meselesinde palyatif, devletin bürokrasinin aklıyla ortaya çıkmış bir takım çözüm modelleri ya da işte ‘biz bu işi çözdük’ deyip topluluklara rağmen kendi kendilerine bir çözüm üretiyorlar. Şimdi de Alevilerle ilgili Kültür Bakanlığı bünyesinde bir başkanlık kuruldu. Yani şimdi Aleviler yok olmakla karşı karşıya kalan bir halk, bir kültür değil ki siz bunu bir kültür dairesi olarak göresiniz. Bu bir inançtır ve inanç özgürlüğünün kriterleri hem ulusal hem de uluslararası evrensel belgelerde tarif edilmiştir. Buna uygun yasal düzenlemelerin, siyasal süreçlerin, anayasa değişikliklerinin yapılması gerekir. Hele hele 2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu Hasan-Eylem Zengin kararını alsın bugünkü Alevi Başkanlığı önüne koysun; hakikaten ona uygun bir model midir, çözüm müdür bunu kendileri görsünler.

    KÜRT VE ALEVİ SORUNU HAK İHLALLERİNİN MERKEZİ!

    Şimdi ‘Kürt meselesini biz çözdük’ deniliyor. Daha dün bir avukat, müvekkili ile konuştuğu için darp edildi. Mecliste vekiller Kürtçe konuştukları zaman ‘bilinmeyen bir dil’ olarak görülüyor. Milli eğitimin çok kısıtlı bir olanakla tanıdığı anadil dersi için 2012 yılında 170 bin çocuk Kürtçeyi seçmiş. 2023 yılında ise 20 bin civarında… Şimdi Kürtler bu ülkede azaldı mı? Kürt meselesi bitti mi? Bunları söyleyebilir miyiz? Sokakta Kürtçe konuşanı, müzik dinleyenin, mahpusta kalan insanların aileleri ile Kürtçe konuşmasını bu kadar yasaklarsanız bu mesele böyle bitmiş mi oluyor? Hak ihlallerinin merkezinde bu iki mesele var. Bu iki meselenin taraflarıyla, kendi öz kurumları ile konuşmak ve çözüm bulmak gerekir. Aksi halde siz sorunları görmezsiniz ama sorunlar, gerçekler inatçıdır, bir gün karşınıza yeniden çıkarlar.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • İHD Mersin Şubesi, mahpusların yaşadığı hak ihlallerini açıkladı- VİDEO

    İHD Mersin Şubesi, mahpusların yaşadığı hak ihlallerini açıkladı- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi, mahpusların yaşadığı hak ihlallerine ilişkin raporu kamuoyuna duyurdu. İHD Mersin Şube Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci, “Mahpusların maruz kaldığı hak ihlalleri tüm haklarına ve manevi varlıklarına ağır bir saldırı niteliğindedir” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Hapishane Komisyonu, üç aylık hapishane raporunu dernek binasında bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu.

    Açıklamadan önce İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’ne ilişkin konuşma yaptı. Özellikle yoksulluk, savaş ve afet dönemlerinde çocukların ağır hak ihlallerine maruz kaldığına değinen İnci, “Gazze’de 4 bin 506 çocuk, Rojava’da 4 çocuk yaşamını yitirdi, 10 çocuk ise uzuv kaybı yaşadı. Son 10 yılda 22 çocuk zırhlı araç çarpması sonucunda yaşamını yitirdi, 27 çocuk ise yaralandı” dedi.

    “MAHPUSLARIN HAKLARINA AĞIR BİR SALDIRI VAR”

    İHD Mersin Şube Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine ilişkin raporu okudu.

    Keçeci, mahpuslara ağır bir infaz sisteminin uygulandığını belirterek şunları kaydetti:

    “Mahpusların günün 23 saatini bir hücrede geçirdiği gözlemlenmiştir. Sağlık, beslenme ve hijyen ile ilgili; mahpusların hastaneye sevklerinin çok geç yapıldığı ya da hiç yapılmadığı, özellikle göz ve diş ile ilgili sağlık sorunlarının tedavisinin yapılmadığı ya da üstünkörü yapıldığı, cezaevi doktorunun mahpusların sağlık sorunları ile meslek etiğine ve sağlık mevzuatına uygun bir şekilde tedavi gerçekleştirmediği, mahpusların sağlık sorunlarını gardiyanların dinleyerek doktora ilettiği, doktorun buna göre ilaç yazdığı, birebir tedavi gerçekleştirilmediği gözlemlenmiştir.

    “TECRİT KOŞULLARI DAYATILIYOR”

    Haberleşme ve sosyal imkanları ile ilgili; mahpuslara havalandırmaya çıkma, spor yapma ve sosyalleşme imkanları tanınmadığı, tecrit koşullarının dayatıldığı, oda değiştirme taleplerinin yerine getirilmediği, eğitsel ve kültürel faaliyetlerin neredeyse tamamen durduğu, Kürtçe yazılan mektupların verilmediği ve sair ihlaller öğrenilmiştir.

    Kitap, dergi, gazete ve sair imkanları ile dilekçe hakkı ile ilgili; mahpuslara Yeni Yaşam gazetesi ve bakanlık onaylı Kürtçe kitapların verilmediği, kırtasiye ihtiyaçlarının karşılanmadığı, keyfi şekilde kitap kotasının uygulandığı, kurum ve kuruluşlara yazılan dilekçelerin gönderilmediği, dilekçeler için evrak kayıt numarasının verilmediği ve sair ihlaller tespit edilmiştir. Mahpusların idare ile iletişime geçemediği, görüşme taleplerinin dikkate alınmadığı, hukuki hakları talep edildiğinde yerine getirilmediği tespit edilmiştir.”

    İHD Mersin Şube Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci, İHD Mersin Şubesi olarak yaşanan hak ihlallerine ilişkin hukuki ve idari işlem başlatarak konunun takipçi olacaklarını ifade etti.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Çukurova cezaevleri raporu açıklandı: En fazla yaşam hakkı ihlal ediliyor

    Çukurova cezaevleri raporu açıklandı: En fazla yaşam hakkı ihlal ediliyor

    PİRHA- Çukurova bölgesindeki cezaevlerine ilişkin hazırlanan raporda, yaşam hakkı başta olmak üzere hasta ölümleri, sevk ve sürgünler, işkence ve kötü muamele, tecrit ve izolâsyon, ailelerle görüş engelleri, haberleşme haklarının engellenmesi, disiplin soruşturmaları gibi çok sayıda hak ihlali yaşandığına dikkat çekildi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (Çukurova TUAYDER) ve İnsan Hakları Derneği (İHD), Çukurova bölgesinde bulunan cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin rapor hazırladı. Rapora ilişkin ÖHD Mersin Şube binasında yapılan açıklamada konuşan ÖHD Mersin Şubesi Hapishane Komisyonu Eşsözcüsü Halil Güngör, Türkiye’deki cezaevlerinin birer işkence mekânları haline geldiğini ifade etti.

    ŞİDDET, TACİZ VE SAĞLIK SORUNLARI YAŞANIYOR

    Halil Güngör, cezaevlerinin mevcut kapasitelerinin aşılması ile mahpusların günlük yaşamlarını idame ettirebilecekleri uygun koşulların ortadan kalktığını kaydetti. Bu durum mahpusların hijyenik olmayan ortamda kalmalarına, aynı zamanda yoğun sevk ve sürgünlerin yaşanmasını da beraberinde getirdi. Bunun sonucu olarak da yüzlerce mahpusun aileleriyle görüşme olanağı imkânsızlaştırıldı.

    Sağlık hakkının da ihlal edildiğini söyleyen Güngör, kelepçeli muayene, revirde yeterli sayıda hekim bulundurulmaması, hastane gidiş gelişi öncesi ağız içi aramaların dayatılması gibi uygulamaların cezaevlerinin neredeyse tamamında öncelikli sorun olarak olduğunu belirtti.

    Güngör, “Cezaevlerinde mahpusların çeşitli nedenlerle sevk/sürgünleri sırasında ters kelepçe takılması, cezaevi personellerinin ve kolluk kuvvetlerinin sözlü ve fiziki tacizlerde bulunması, demir tel örgülerle havalandırma yerlerinin kapatılarak gökyüzünü görmelerinin dahi engellenmesi, adi suç kategorisinde bulunun mahpus koğuşlarının cesaretlendirilerek gürültüye teşvik edilmesi ve rahatsız olan siyasi mahkûmların hiçbir talebinin dikkate alınmaması, saat başı aramalarla mahkumlara sürekli rahatsızlık verilmesi gibi birçok uygulama, ziyaret edilen tüm hapishanelerde ifade edilen sorunların bir kısmı olarak karşımıza çıkmaktadır” dedi.

    Güngör, birçok cezaevinde görüşe gelen mahpus yakınlarının cezaevi girişlerinde sürekli taciz boyutuna varan, sıkı bir şekilde ince aramaya kadar üstleri arandığını da aktardı.

    “HAPİSHANE KOŞULLARI DÜZELTİLMELİ”

    Yaşanan hak ihlallerine ilişkin talepleri sıralayan Güngör şunları ifade etti:

    -Mahpusların tedavilerinin düzenli bir şekilde uygun koşullarda yapılması sağlanmalı, tedavisi yapılmayan hasta mahpusların hekime ve sağlık birimlerine ulaşmada hızlı ve etkin bir şekilde hareket edecek kurumsal mekanizmalar oluşturulmalı, bu bağlamda sağlık koşulları sebebiyle tahliye olması gereken mahpusların, mevzuat ya da Adli Tıp uygulamaları gibi engellere takılmadan tahliyeleri sağlanmalıdır.

    -Savunma hakkının, dilekçe hakkının, hak arama hürriyetinin etkin bir şekilde kullanılması hususu ceza hukuku açısından hayati derecede önem taşıdığından bu hakkı ihlal eden her türlü keyfi uygulamadan vazgeçilmelidir.

    -Mahpusların yaşamlarını sürdürmeye devam edecekleri hapishanelerin bulunduğu yerin coğrafi koşulları ve iklim şartları gözetilerek oluşturulması ve yenilenmesi gerekir. Koğuşların içinde yer alan pencerelerin sayıca az olması da hava dolaşımını asgariye indirmiştir. Sıcaklığın yüksek olduğu bölgelerde klimaların sokulduğu ve talep edilen klimaların verilmediği; bu yüzden mahpusların zorlanacağı aşikardır.

    -Tecrit koşullarına son verilmeli ve hapishane koşulları düzeltilmelidir.

    Güngör, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine karşı yetkili kurumlara “görevinizi yapın” çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

  • Romanlar, pandemi sürecinde de dışlandı, kamusal hizmet alamadı!

    Romanlar, pandemi sürecinde de dışlandı, kamusal hizmet alamadı!

    PİRHA – Romani Godi Derneği, “Covid-19 Pandemisinden Çıkış Süresinde Türkiye’de Romanlar” raporunda yapılan ayrımcılığı gözler önüne serdi. Romanların sosyal hizmet ve yardım alamadığına değinilen raporda çocukların da eğitimden uzaklaştırıldığına dikkat çekildi.

    Romani Godi Derneği, pandeminin Romanlar üzerinde yarattığı olumsuzlukları “Covid-19 Pandemisinden Çıkış Süresinde Türkiye’de Romanlar” raporunda topladı.

    Türkiye’de sayıları 6 milyonu bulan Roman toplumunun, pandemi sürecinde de dışlandığı ve daha da yoksullaştığı ifade edildi.

    Dernek raporunda, karantina koşullarında işsiz kalan Romanların daha da yoksullaştığı, temel ihtiyaçlarını bile gideremez olduğu bilgisi verildi. Pandemi süresince ayrımcılığa uğrayan Romanların, sosyal yardımlardan ve sağlık hizmetlerinden daha az yararlandıkları da ifade edildi.

    ROMANLARA YÖNELİK AYRIMCILIK RAPORU!

    Romani Godi Derneği’nin hazırladığı “Covid-19 Pandemisinden Çıkış Süresinde Türkiye’de Romanlar” raporunda yedi başlıkta şu tespitler paylaşıldı:

    • Ayrımcılık: Türkiye’nin en dezavantajlı gruplarından biri olan Romanlar, pandemi gibi sağlık krizinde bile dışlandılar: ayrımcı ve önyargılı tutumlara maruz kaldılar. Romanlara yönelik ayrımcılık politikaları ve önyargılar pandemi de sürdü.
    • İstihdam: Müzisyenlik, seyyar satıcılık, kağıt toplayıcılığı, hurdacılık gibi günübirlik kazanç getiren işlerde çalışan Romanlar, salgında çalışamaz oldular; gelir kaybına uğradılar, daha da yoksullaştılar. Bir araştırmaya göre, pandemide Romanların yüzde 70’i elektrik faturalarını, yüzde 53’ü kira ödemelerini, yüzde 50’si banka kredilerini ve yüzde 50’si özel borçlarını ödemekte zorluk yaşadı.
    • Sağlık: Çünkü Romanlar, pandemide de toplumun genelinden ayrı tutuldu; temizlik hizmetlerinden bile yeterince yararlanamadı, temiz içme suyuna erişmekte zorluk çekti. Tüm bu şartlarda, salgından daha fazla etkilendiler ancak yoksulluk ve güvencesizlikten sağlık hizmetlerine yeterince erişemediler.
    • Sosyal Hizmet ve Yardım: Daha çok desteğe ihtiyaç duymalarına rağmen sosyal yardımlardan da çok az yararlanabildiler. Yardımlar eşitsiz dağıtıldı. Pandemide Romanların sadece % 37.8’i kamu veya özel kurumlardan yardım aldı; bu yardımların da % 83.7’si ayni yardımdı.
    • Eğitim: Roman çocukları yoksulluktan eğitim alamaz oldular: çünkü velilerin ortalama geliri açlık sınırının altındaydı, aileler çocuklarının okul ihtiyaçlarını gideremedi. Roman çocukların en az yarısı, uzaktan eğitime katılabilecek teknolojik cihaza sahip değildi ya da internete erişimi yoktu. Roman çocuklarda okul terki arttı.
    • Barınma: Hukuki düzenlemeler olsa da Türkiye’de birçok Roman, gettolarda ve ayrılmış mahallelerde, yetersiz ve aşırı kalabalık meskenlerde, altyapı ve temiz suya erişimin olmadığı sağlıksız koşullarda yaşıyor. Romanların yoğunlukla yaşadığı semtlerde “kentsel dönüşüm” kararları ve yerinden edinme politikaları, zorla tahliyeler barınma hakkını ihlal etti, mülkiyet hakkını güvencesiz kıldı.”
    • Hak İhlalleri: Romanlar, pandemide istihdam, sosyal yardımlara ulaşma, eğitim, barınma, sağlık ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinde mevcut sorunlarına eklenen yeni sorunlar yaşamaya başladı. Roman topluluklar içinde kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, yaşlılar ve çocuklar pandeminin yarattığı ekonomik ve toplumsal sorunlardan daha ağır etkilendi.”

    TÜRKİYE’DE HALEN ROMAN NÜFUSUNA DAİR RESMİ VERİ YOK!

    Raporda Romanların haklarına vurgu yapılarak “Sorunların derinleşmesinin bir diğer nedeni Türkiye’de Roman nüfusuna dair resmi veri bulunmaması. Romanlar Türkiye’de hala eşit ve özgür bir vatandaş statüsüne ulaşamadı; haklara erişimleri de hala sınırlı. Uğradıkları eşitsizlikler, sosyal güvence eksikliği, düzenli gelir getiren işlerde çalışma oranının düşüklüğü, adaletsizlikler, Romanlara yönelik sosyal politika olmaması, pandemide hak ihlallerini artırdı” denildi.

    KAMUSAL DESTEK VURGUSU!

    “Peki ne yapmalı?” sorusunun da yanıtlandığı raporda şu ifadelere yer verildi:

    “Roman topluluklar, pandemide katmerlenen ve derinleşen mevcut sorunlarına ve maruz kaldıkları eşitsizliklere karşı sosyal politikalarla korunmalı! Pandemide ciddi boyutlara ulaşan çocuk yoksulluğu ve derin yoksulluğun gelecek nesilleri ipotek altına almaması için kamusal önlemler alınmalı! Covid-19 salgınında derinleşen sorunların kronikleşmemesi ve yaygın eşitsizliklerin kalıcı hale gelmemesi için Roman topluluklar kamusal önlemlerle desteklenmeli! Zira Romanlar, pandemin etkisiyle daha da ağırlaşan bu koşulları ve hasarı destek almadan onaramaz.”

    ROMANİ GODİ HAKKINDA

    Romani Godi, Romanes’te “Roman Aklı” anlamına geliyor. Romani Godi, Romanların eşitsizlik, ayrımcılık, hak ihlalleri, Roman dilinin ve kültürünün yaşadığı yok olma tehlikesini dert eden bir grup genç aktivistin ‘Opre Roma’ sloganı ile 2022 yılı başında çıktıkları bir yolculuktur.

    Romani Godi; Romanların dillerini, tarihlerini, kültürlerini, Romanların yaşadığı eşitsizlikleri ve maruz kaldıkları her türlü tarihsel eylemleri; bir bütün olarak toplumsal hafıza olarak kabul eder.

    Romani Godi, Romanların toplumsal hafızasının güçlendirilmesi ve eşitsizliğin ortadan kaldırılması için hak temelli çözümler üretilmesi amacıyla izleme, araştırma ve raporlama çalışmaları yürütmektedir. Bir inisiyatif olarak yola çıkan Romani Godi, sonraki süreçte Roman Hafıza Çalışmaları Derneği (Romani Godi) adıyla tüzel kişiliğe dönüşmüştür.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Mersin Şubesinden DİSK Genel İş’e tepki: İşçilerin iddiaları yok sayıldı- VİDEO

    İHD Mersin Şubesinden DİSK Genel İş’e tepki: İşçilerin iddiaları yok sayıldı- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir, sendikalı işçilerin DİSK Genel İş Mersin Şubesi yönetimi ile yaşadıkları sorunların genel merkez tarafından dikkate alınmadığını belirterek, “DİSK Genel İş Genel Merkezi hak ihlallerine uğrayan sendika üyelerinin iddialarını araştırmak yerine suçlayıcı bir dil kullanarak, kurumumuzu da ‘taraf’ olmakla itham etmiştir” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Genel İş Mersin Şubesi, üyesi işçilerin yaşadıkları hak ihlalleri ve Genel İş Sendika yönetiminin tutumuna ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İşçiler, Yenişehir Belediyesi’nde maruz kaldıkları mobbing, hak ihlalleri ve DİSK Genel İş Mersin Şube yönetimi ile yaşadıkları sorunlara dair İHD Mersin Şubesi’ne başvuruda bulundu.

    İHD’li yöneticilerin başvurulardaki iddialara istinaden randevu talepleri DİSK Genel İş Mersin Şubesi tarafından reddedildi. Olayın genel merkez düzeyine taşınmasının ardından da çözülmemesi sonucunda süreç kamuoyuyla paylaşıldı.

    “GENEL İŞ İDDİALARI ARAŞTIRMADI”

    İHD Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir, Genel İş ile yaşanan süreci şöyle anlattı:

    “Genel İş Mersin şubesi İHD’nin randevu talebimizi sürekli erteleyerek bir türlü randevu talebine cevap vermemiştir. Görüşme talebi gerçekleşmeyince İHD Mersin Şubesi olarak, başvurucu işçilerin delege seçimi ve sonrasında yaşadıklarını iddia ettikleri hak ihlallerini özetleyen bir yazıyı elden Genel İş Mersin şubesine gönderdik. Bu yazıya da herhangi bir yanıt verilmeyince, DİSK Genel İş Genel Merkezine, Mersin şubesine yazılan yazıyı ve işçilerin iddialarıyla ilgili yazıyı gönderdik. Genel İş Genel Merkezden de yanıt alınamayınca İHD Genel Merkezi bizim yazımıza ilgi tutarak DİSK Genel İş Genel Merkezine başvuruya yanıt verilmesini yazılı olarak talep etmiştir.

    Bütün görüşme çabalarına rağmen İHD’ye yazının üzerinden yedi ay sonra yanıt verildi. Verilen yanıt, ne yazık ki kurumsal nezaket kurallarına aykırı ve tamamen savunma temelli ve tek taraflıdır. İddiaları araştırıp muhatapları dinlemek için bir araştırma ya da inceleme yapmak yerine, işçilerin iddialarını yok sayan, taraflı, saygınlığı dünyaca kabul edilen İHD kurum işleyişini de yok sayan, İHD’yi tanımayan bir tavırla suçlayıcı, asgari kurumsal saygıyı dikkate almayan bir dille yazılmış bir yazıdır.

    TEHDİT İDDİALARI

    Genel İş Mersin Şube’nin Genel Kurulu delege seçiminde, işçilerin bize yaptıkları başvuruda iddia ettikleri ve yaşadıkları sorunları şu şekilde ifade edilmiştir: Delege seçimlerinin duyurusunun çalışma binalarına asılmaması, aday olmak isteyenlerin delege adaylıklarının sendika tarafından engellenmesi ve mor liste adı altında delege seçimlerine girmeleri neticesinde tehdit edilmeleri, delege seçimi günü açık oy kullandırıldığı gibi problemlerdir.

    İHD Mersin Şubesi’ne daha sonra yapılan başvurularda şiddet kullanma, işyerinden sürme, mobbing gibi ihlalleridir. Tüm bu iddialarla ilgili araştırma yapmak, soruşturmak, İHD’nin kuruluş amacıyla örtüşmektedir ve ihlalin yaşandığı kurum kuruluşlar, tüm kimliklerinden bağımsız olarak bu soruşturmadan hiçbir biçimde muaf tutulamaz.

    Başvuruya konu olan olaylara ilişkin Genel İş Mersin Şube Başkanı ve Yönetimle görüşme isteğimiz geri çevrilmeseydi, gerekli görüşmeler yapılsaydı, ilgili kişiler arasında konu belki de çözülebilir ve daha sonra yaşanacak olaylar önlenebilirdi. Örneğin 1 Mayıs günü iki kadın işçinin Genel İş’i protesto etmesi sonucu Genel İş önlüğü giymiş kişiler tarafından şiddete maruz kalmazdı. Şiddettin hiçbir gerekçesinin olamayacağını söylüyor ve kadına yönelik bu şiddeti kınadığımızı özellikle ifade etmek istiyoruz.”

    “GENEL İŞ’İN CEVABINI KABUL ETMİYORUZ”

    Başvurular sonucunda olayı araştırdıkları için Genel İş tarafından ‘taraf’ olmakla suçlandıklarını söyleyen Hakkı Demir, “Şubemize başvuruda bulunan ve bununla ilgili aktardığımız bilgiler, DİSK Genel İş Genel Merkez’ince gözetilmediği ve hatta şiddet, mobbing vb. ihlale uğrayan sendika üyelerinin iddialarının araştırılması yerine suçlanması; şube eş başkanımız ve yönetimimizin, olayda taraf olarak ifade edilmesi, DİSK Genel İş gibi emek alanında hak ve demokrasi temelli çalıştığını düşündüğümüz bir sendika açısından talihsizliktir” dedi.

    Demir, DİSK Genel İş Genel Merkezi’nin verdikleri yanıtı yanıt olarak kabul etmediklerini ve yok saydıklarını ifade etti.

    MERSİN/ PİRHA

     

  • İHD Mersin Şubesi seçim gözlem raporu: Kürt seçmen psikolojik tacize uğradı- VİDEO

    İHD Mersin Şubesi seçim gözlem raporu: Kürt seçmen psikolojik tacize uğradı- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin Seçim Gözlem Raporuna göre; oy kullanma sırasında Kürt seçmenin çoğunluk oluşturduğu okullarda Özel Harekat Polislerinin silahlı teçhizatlarla gezerek psikolojik olarak taciz edildiği ve Kürt olduğu anlaşılan bazı seçmenlere, kimi kolluk kuvvetleri veya sandık başkanları tarafından ayırımcı bir dil kullandığı gözlemlendi.

    İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi (İHD) Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem milletvekilliği seçimleri gözlem raporunu açıkladı. İHD Mersin Şubesi binasında yapılan basın açıklamasında Eş Başkan Hakkı Demir, seçimlerin ihlallerle dolu olduğuna vurgu yaptı.

    EN FAZLA İHLAL ANTEP’TE YAPILDI

    14 Mayıs seçimlerinden bir gün önce, İHD Mersin Şubesi’ne yapılan başvurular ve alınan bilgilere göre; karakolda görevli bekçiler tarafından, başvurucuların adreslerine gece saatlerinde gidilerek, kendilerine ‘sandık başkan yardımcılığı’ görevi verildiği öğrenildi. Bu konuda mağduriyetin en çok yaşandığı yerin de bin 700 kişiyle Gaziantep’te yaşandığı anlaşıldı.

    Bu duruma ilişkin ilgili birimlere uyarılarda bulunmalarına rağmen yeteri kadar gündeme gelinmemesini eleştiren Hakkı Demir, “Gidilen adreslerdeki kişilerin ilk defa oy kullanacak ve 18 yaşını yeni tamamlamış kişilerden olması dikkat çekici. Seçim günü oy verme yerine giden birçok seçmenin kayıtlı olduğu sandıkta oy kullanamadığını, başka bir sandıkta görevli olduğunu öğrendiğini, İlçe Seçim Kurullarının önünde 142 nolu belgeyi almaya çalışanların kuyruk oluşturduğu da görüldü. Gece saatlerinde seçmeni endişelendiren bu uygulama hakkında 13 Mayıs 2023 günü İl Seçim Kurulu Başkanlığı’na başvuruda bulunduk. İlgili birimleri ve yerleri, siyasi partileri uyardık ancak etkili olamadık ve bu ihlali gündemleştiremedik” dedi.

    “İHLALLERLE DOLU BİR SEÇİMDİ”

    İHD Mersin Şubesi Eş Başkanı Hakkı Demir, il bazında tespit edilebilen seçim ihlallerini şöyle özetledi:

    “Kamuoyuna da yansıdığı gibi, seçim sandıklarının kurulduğu kimi yerlerde engellilerin ve yaşlıların durumunun gözetilmediği ve birçok engellinin oy kullanmakta zorlandığı, bazı okullarda asansörlerin kapatıldığı, engelli seçmenlerin yakınlarının yardımı ile dördüncü katlara kadar çıkmak zorunda kaldıkları gözlemlendi. Örneğin, Toroslar ilçesi Durmuş Ali Toksoy İlkokulu 1059-1072 arası nolu sandıklar. Dört katlı ve her katına sandık kurulan Eyüp Aygar Anadolu Lisesi. (2202 …2235 arası nolu sandıklar)

    Sandık kurulan bütün seçim alanlarında, istisnasız olarak resmi ve sivil polislerin bulunduğu, bunların bir kısmının sandıkların bulunduğu sınıf kapılarında durduğu, koridorlarda gezdiği veya oralarda oturduğu, bahçelerde dolaştığı gözlemlendi. Örneğin, Toroslar ilçesi Bahriye İlkokulu 1254-1263 nolu sandıkların bulunduğu seçim alanı. Selçuklar İlk ve Ortaokulu 2184-2190 nolu sandıklar.

    Durmuş Ali Toksoy İlkokulu’nda sivil polisler sınıf kapılarında seçmenleri, ‘dışarı çıkın’ diyerek taciz ettiği görüldü.

    Akdeniz İlçesi Çay Mahallesi İlkokulu 2065-2971 nolu sandıklar. Mezitli İlçesi, Toros Üniversitesi Mezitli Kampüsü 1017-1025 nolu sandıklar. Yenişehir İlçesi, Emirler İlkokulu 1301-1308 nolu sandıklar.

    KÜRT SEÇMENİ PSİKOLOJİK OLARAK TACİZ EDİLDİ

    Rapora göre, özellikle Kürt seçmenlerin bulunduğu seçim alanlarında, Özel Harekat Polislerinin okul giriş kapılarında, okul bahçesinde silahlı ve teçhizatlı olarak gezdikleri görüldü.  Örneğin Toroslar İlçesi Yusuf Bayık Ortaokulu 2225-2232 nolu sandıkların, Abdullah Günaydın İlkokulu 1176-1180 nolu sandıkların, M. Akif Ersoy Ortaokulu 1090-1097 nolu sandıkların, Akdeniz İlçesi Hatice Uluğ İlkokulu 2243-2250 nolu sandıkların olduğu seçim alanlarında bu görüntülerin kimi seçmenlerde bir tedirginliğe neden olduğu görüldü.

    Ayrıca konuşması, giyimi veya fiziksel görünümü ile Kürt olduğu anlaşılan bazı seçmenlere, kimi kolluk kuvvetleri veya sandık başkanları tarafından ayırımcı bir dil kullandığı gözlemlendi.

    AKDENİZ BELEDİYE BAŞKANI GÜLTAK’IN ADLİYEYİ BASMASI

    14 Mayıs seçimlerinin ardından, sayım yapılması için oyların götürüldüğü Mersin Adalet Sarayına, Akdeniz Belediyesi’nin AKP’li Belediye Başkanı M. Mustafa Gültak ve adamlarının baskın yaparcasına içeri girmesi ve müdahale etmeye çalışması da seçim ihlalleri raporunda yer aldı. Seçim müşahitleri ve avukatların çabasıyla harekete geçen polis tarafından engellenmiş ve devamında M. Mustafa Gültak ve adamları adliyeden çıkarılmıştı.

    MERSİN/ PİRHA

     

  • Romani Godi ‘Mahalle Bizim, Meclis Sizin’ araştırmasını paylaştı

    Romani Godi ‘Mahalle Bizim, Meclis Sizin’ araştırmasını paylaştı

    PİRHA- Romani Godi’nin araştırmasına göre; Romanların sorunları 2022 yılında da Meclis gündemine giremedi. Romanların yaşadığı insan hakları ihlalleri yeterince gündeme getirilmediği gibi siyasi partilerin çoğu da Romanlara dönük Meclis çalışması yürütmedi.

    Romani Godi (Roman Hafıza Çalışmaları Derneği), Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) Romanların eşit yurttaşlık taleplerinin ve uğradıkları hak gasplarının ne kadar duyulduğuna ve yer bulduğuna dair bir bilgi notu paylaştı.

    ‘Mahalle Bizim, Meclis Sizin’ başlıklı notta, Romanlara yönelik nefret söylemlerinin ve Romanların maruz kaldıkları şiddetin basında yer bulduğu; fakat bu konudaki Meclis çalışmalarının sınırlı kaldığı belirtildi.

    ‘Meclis’te temsil edilen siyasi partiler; Romanlara dönük meclis çalışmaları (kanun teklifi, yazılı soru önergeleri, genel kurul konuşmaları vb.) yürütmedi ve özellikle ayrımcılıkla mücadele, antigypsyizmle (Roman karşıtlığı) yüzleşme gibi konularını gündemlerine almadılar’ denilen bilgi notunda şu bilgiler paylaşıldı:

    600 VEKİLDEN SADECE 11’İ ROMANLAR HAKKINDA CÜMLE KURDU

    “Yüzyıllık cumhuriyet tarihinde Romanların temsil edilmesinin yedinci yılına girildi ama Romanların sorunları meclis gündemine giremedi!

    600 milletvekilinden sadece 11 tanesi Romanlar hakkında cümle kurdu.

    114 birleşim sadece 8 tanesinde Romanlarla ilgili birden fazla cümleden kuruldu.

    Mecliste milletvekili bulunan 14 siyasi partiden sadece Halkların Demokratik Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi Romanlarla ilgili meclis çalışması yürüttü.

    Kemal Bülbül, Gülizar Biçer Karaca ve Özcan Purçu 2022 yılında Romanların sorunlarını gündemine alan isimlerden oldu.

    Roman kadınların, çocukların, LGBTİ+’ların, engellilerin, gençlerin sorunların meclis gündeminde yer almadı.

    HİÇBİR YAZILI SORU ÖNERGESİ SÜRESİ İÇİNDE CEVAPLANMADI

    1548 tane meclis araştırma önergesinden sadece 3 tanesi Romanlarla ilgiliydi.

    20547 yazılı soru önergesinden sadece 53(35 tanesi aynı içerikte) tanesi Romanlarla ilgili oldu; Bunlar sadece 19 farklı içeriğe sahipti.

    Yazılı soru önergelerinde 19 farklı içerikten; 8 tane konu cevapsız kaldı,11 tanesi ise cevaplanma süresi dolduktan sonra cevaplandı.

    Hiçbir yazılı soru önergesi süresi içinde cevaplanmadı.

    ROMANLAR KARAR VERİCİLER TARAFINDAN GÖRMEZDEN GELİNDİ

    Yasama organı ve en önemli karar alma mekanizması olan TBMM’de Romanların yaşadığı insan hakları yeterince yer almadı; eşitliğin sağlanmasına somut adımlar atılmadı.

    Roman vekillerin partili kimlikleri; Romanların yaşadığı hakları ihlallerini etkin rol almalarını engelledi.

    Roman Strateji Eylem planına bütçe ayrılmaması; 2023 kanunda devam etti.

    Yaygın ve derinleşen yoksullukla mücadele eden ve Romanları kapsayan alanda herhangi bir yoksullukla mücadele çalışması yürütülmedi.

    Kesişimsel kimliklere sahip Roman kadınlar, Roman engelliler, Roman çocuklar, Roman LGBTİ+’lar, Roman gençler, Roman Aleviler, Roman Hristiyanlar karar vericiler tarafından görmezden gelindi.

    2022 yılında meclisten Romanların insan haklarına eşit erişimini güvence altına almaya dönük somut adımlar atılmadı.

    Mecliste ayrımcılıkla, nefret söylemiyle ve antigypsyizmle mücadeleye dönük herhangi bir çalışma yürütülmedi. Romanların ve Roman mahallelerin kriminalize edilmesi meclis gündeminde yer almadı. (Ör: Romanların medyada olumsuz temsili, Roman mahallelerine kolluk tarafından yapılan toplu baskınlar ve ev aramaları vb. konuları)

    ÖNE ÇIKAN ÖNERİLER

    Türkiye’deki Romanların sorunlarının araştırılması, anti-gypsyizmle mücadele ve Romanlara yönelik sosyal politikalar geliştirilmesi” amacıyla meclis araştırma komisyonu oluşturulmalı,

    Ayrımcılıkla ve nefret söylemiyle mücadeleye dönük kapsamlı mevzuatların hazırlanması ve antigypsyizm, antisemitizm gibi özgü ayrımcılık türlerine dönük düzenlemeler içermesi,

    Güvenli barınma, sağlık hizmetlerine eşit erişim, yeterli gıdaya, temiz suya, nitelikli eğitime, istihdama gibi temel haklara ülke sınırları içerisinde yaşayan herkesin eşit erişim güvence altında alınmalı,

    Irksal, inançsal, dinsel, cinsel, cinsiyet, mezhepsel farkları gözeten ayrıştırılmış veri paylaşımı politikasını benimsenmeli,

    Bütçe kanunu dezavantajlı grupları gözeten ve ayrıştırılmış veriyi referans alan düzenlemeler içermeli,

    Yaygın ve derin yoksullukla mücadele eden Romanları kapsayan yoksullukla etkin mücadeleyi amaçlayan kapsayıcı politikalar üretilmeli(Roman kadın yoksulluğu gibi derinleşen konular öncelikli olmalı),

    Karar alma mekanizmalarında Romanların temsil oranları artırılmalı ve tüm siyasi kesimler ve partiler Romanların mecliste temsiline dönük adımlar atmalı,

    TBMM’de Roman kadınların, Roman LGBTİ+’ların, Roman engellilerin, Roman gençlerin, Roman Alevileri, Roman hristiyanların ve Roman gruplardan Domların, Lomların ve Abdalların temsiline dönük çalışmalar yürütülmeli,

    Romanların yaşadığı sorunları sadece Roman temsilciler tarafından gündeme getirilmemeli,

    Kesişimsel ayrımcılık risk altındaki Roman kadınlar, Roman LGBTİ+’lar, Roman engelliler, Roman gençler, Roman Alevileri gözeten meclis çalışmaları gerçekleştirilmeli,

    Roman milletvekilleri; Romanların insan haklarına erişimde yaşadığı sorunları gündeme getirirken siyasi parti kimliklerinden soyutlanmaları.”

    PİRHA/ANKARA

  • 2022 yılı Alevilerin; nefret söylemlerine, hak gasplarına karşı direndiği bir yıl oldu

    2022 yılı Alevilerin; nefret söylemlerine, hak gasplarına karşı direndiği bir yıl oldu

    PİRHA- 2022 yılı Alevilere yönelik asimilasyon, hak ihlalleri, saldırı ve nefret söyleminin katmerleşerek derinleştiği bir yıl oldu. Aynı zamanda AKP-MHP blokunun Alevileri ‘hizaya getirme’ planına karşı Aleviler/Alevi kurumları daha örgütlü bir mücadele hattını örerek ülkenin birçok yerinde alanlara çıktı. Bu yıl Alevilerin “Eşit yurttaşlık talebimizden vazgeçmiyoruz” mesajını verdiği bir yıl oldu.

    2022 yılı AKP-MHP iktidarının Alevilere karşı yürüttüğü kültürel ve inançsal soykırım hamlesinin zirveye çıktığı bir yıl oldu.

    Başvurulan asimilasyon politikaları, kullanılan nefret söylemleri, çok yönlü hak ihlalleri, çıkarılan torba yasalar ve uygulanan yasaklara karşı Alevilerin de daha örgütlü bir mücadele hattı örmesiyle umudun, direnişin ve değişim isteğinin büyüdüğü bir yıl oldu. Aleviler, her dönem olduğu gibi bu yıl da baskı, şiddet, asimilasyon sarmalına karşı ülkenin birçok yerinde sokağa çıkarak ‘Demokratik Cumhuriyet ve Eşit Yurttaşlık’ taleplerini haykırdı.

    Ülke yönetimini 20 yıldır elinde tutan AKP, izlediği otoriter politikalarla hemen her alanda Alevilerin hak arayışını ve eşit yurttaş olma talebini tırpanlanmaya devam etti. AKP, kuruluş döneminde verdiği özgürlükçü görüntü ve mesajların aksine, iktidarı eline geçirdikçe geçmişe rahmet okutan uygulamalara imza attı.

    Hak ihlalleri ülkenin dört bir yanında ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi ve elektriklerinin kesilmesi, cemevleri önüne korsan hoparlör takılarak ezan okunması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, cemevlerini belediyelerin yönetmesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde devam etti.

    AKP-MHP koalisyonu, çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler, torba yasalar ve daha bin bir türlü baskı ve yönelimlerle Alevileri pasifize etme ‘hizaya getirme’ çabasına girdi. Buna karşın Türkiye demokrasi cephesinin ana dinamiklerinden Alevi toplumunun demokrasi ve özgürlük mücadelesi de tarihsel ve kültürel geçmişine denk bir ivme kazandı.

    AKP’NİN TORBA YASASI ALEVİLERİN GÜNDEMİNDE İLK SIRADA

    Alevi toplumu açısından yıl içinde yaşanan gelişmeler bazı temel başlıklarla şöyle:

    AKP-MHP iktidar bloku yıllar önce rafa kaldırdığı sözde ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Türkiye genelindeki birçok cemevini dolaşarak, fiziki ve maddi eksikliklerin karşılanması noktasında çalışma başlattılar. Tartışmalara da neden olan bu faaliyetler, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı”nın kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı. Alevi toplumu ve örgütlerinin rızasını alınmadan atılan bu adımlar büyük tepki ile karşılandı. Örgütlü Alevi toplumu, iktidarı samimi bulmadıklarını çok kez dile getirdiler.
    Aleviler, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve torba yasaya karşı ülkenin birçok yerinde alanlara çıkarak, “Eşit yurttaşlık talebimizden vazgeçmiyoruz” mesajı verdi.

    ALEVİLER, AKP’NİN HAMLELERİNE SOKAĞA ÇIKARAK CEVAP VERDİ

    8 Alevi örgütü, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gece yarısı çıkardığı kararname ile kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na  ve torba yasaya karşı İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin, Adana, Dersim, Muğla, Aydın, Adıyaman, Balıkesir, Bursa, Antalya, Maraş, Urfa, Kocaeli, Antep gibi birçok il ve ilçede alanlara çıktı. Kitlesel yürüyüş gerçekleştiren ve açıklama yapan Alevi örgütleri, “Torba yasa değil eşit yurttaşlık talep ediyoruz” diye seslendi.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİ BÖLGELERİ DOLAŞTI

    Torba yasaya karşı 8 Alevi çatı örgütünün çağrısı ile bağımsız cemevleri ve yöre derneklerinin yöneticileriyle toplantı yapıldı.

    Ankara, İstanbul, İzmir, Erzincan, Dersim, Malatya, Adıyaman, Urfa, Varto, Hınıs, Kars, Kocaeli, Sivas, Yozgat, Balıkesir gibi illerde yapılan toplantılarda, AKP iktidarının İçişleri Bakanlığı aracılığıyla gerçekleştirdiği ‘ihtiyaç’ ziyaretleri, 2009 yılından beri devam eden açılım süreçlerinin seyri, Alevi kurumlarının ‘kayyım’ olarak değerlendirdiği “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” hamlesi, dedelere kadro gibi Aleviliği bekleyen tehlikelere dikkat çekilerek, yol haritası belirlendi.

    BÜYÜK ALEVİ KURULTAYI

    Devletin Alevi toplumunu bölen, örgütlü yapısını dağıtan, inancını karartan ve başkalaştıran, kazanılmış haklarını yok sayan, kanuna ve yasaya hapseden hamlelerine karşı Alevi örgütleri 2022 yılının son etkinliğini 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da Büyük Alevi Kurultayı ile gerçekleştirdi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) çağrısıyla “Laik ve demokratik bir Türkiye için buluşuyoruz” başlığı altında İstanbul Yenikapı’da büyük bir kurultay gerçekleştirildi.

    Torba yasanın geri çekilmesi ve Alevilerin gasp edilen haklarının bir an önce verilmesi talebi yüzlerce Alevi örgüt temsilcisi ve 10 bini aşkın yurttaş tarafından kamuoyuna duyuruldu.

    Kurultaya katılan Alevi kurum başkanlarının konuşmaları ve sonuç bildirgesinde; Demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasanın hazırlanması ve Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde demokratik haklarının anayasal güvence altına alınması gerektiği mesajları verilirken bunun dışındaki adımların aldatmacadan başka bir anlam içermediği mesajları yer aldı.

    Kurultayda, “Cumhuriyetin birinci yüzyılını inkar imha ve katliamlarla geçiren Alevi toplumu yeni bir yüzyıla girerken aynı tekrar ile karşılaşmayı kabul etmeyecektir, buna karşı demokratik mücadelesini yükseltecektir” şeklinde ortak tutum dile getirildi. Kararlılık ve birlik görüntüsü kurultaya damga vurdu.

    GARİP DEDE VAKFI’NDA ALEVİ AKADEMİSİ BAŞLADI (8 OCAK)

    Garip Dede Vakfı Alevi Akademisi, 24 akademisyenin katıldığı ve iki etapta oluşan sosyal bilimler perspektifinden Aleviliğe bakış, arşiv merkezi oluşturma ve Aleviliğe dair alan araştırmaları yürüttüğü çalışmalarına başladı. Konferans salonunda yürütülen ve ilgi gören akademi çalışma ve eğitimleri yüz yüze yapılırken, çevrimiçi katılım imkanına da sahipti.  GADEV Alevi Akademisi “Sosyal Bilimler perspektifinden Aleviler/Alevilik (2)” eğitim programının 29 Ocak 2023 tarihinde yeniden başlayacak.

    ERDOĞAN, AVRUPA ALEVİ HAREKETİNİ HEDEF ALDI

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt’te katıldığı bir programda Almanya’daki Alevi hareketini hedef alarak, “Alman devleti bundan 2 yıl öncesi rakamla 30 milyon Euro bunlara parasal destekleri de olmuştu” söyleminde bulundu.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’ndan yanıt gecikmedi. Federasyon, Almanya Federal Parlamentosu’na verdikleri soru önergesinin cevabında, 7 yıl içerisinde Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na verilen miktarın 1 milyon 217 bin euro olduğunun açığa çıktığını belirti.  AABF, “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Erdoğan’ın yalanını belgelerle ispatladık” dedi.

    Ayrıca bu konuda Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit başkanları tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekleri çarpıttığı gerekçesiyle Türkiye’de açılmak istenen dava Türkiye yargısı tarafından kabul edilmedi.

    BAF GEÇMİŞ DÖNEM BAŞKANI İSRAFİL ERBİL GÖZALTINA ALINDI

    Britanya Alevi Federasyonu (BAF) önceki dönem Genel Başkanı İsrafil Erbil, İzmir’de kaldığı otelde gözaltına alındı. Maraş Katliamı’nda yaptığı konuşmadan kaynaklı hakkında açılan davaya bakan savcılık makamına hakaret ettiği iddia edildi. Erbil daha sonra serbest bırakıldı.

    ALEVİ MAHALLESİ URFA KISAS’A DOĞALGAZ BAĞLANMADI

    Urfa’nın Haliliye ilçesine bağlı Alevi mahallesi olan Kısas’ın doğalgazdan yoksun bırakılması sorunu HDP Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü tarafından meclis gündemine taşındı. Sürücü, Kısas Mahallesi’nin çoğunlukta Alevi yurttaşların yaşadığı bir mahalle olduğunu hatırlatarak, “Alevi halkının yoğunlukta olduğu Kısas Mahallesi’nde neden doğalgaz bulunmamaktadır?” diye sordu.

    ZORUNLU DİN DERSİNE KARŞI İMZA KAMPANYASI

    Demokrasi Konferansı bileşenlerinden olan Aleviler öncülüğünde, zorunlu din derslerinin ana sınıfına kadar indirgenmesine karşı imza kampanyası yapıldı. 20. Milli Eğitim Şurası’nda alınan kararların uygulanma ihtimaline karşı, Aleviler öncülüğünde demokrasi güçleri ‘Eşit yurttaşlık temelinde özgür bir toplum için laik ve bilimsel bir eğitim istiyoruz’ başlığıyla bir imza kampanyası başlattı. Kampanyanın etkisiyle ana sınıfına getirilmek istenen din dersi askıya alındı.

    PİR ALİ EKBER FİRİK HAKK’A YÜRÜDÜ

    Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacıklı Firik Dede’nin oğlu Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Ali Ekber Firik, 12 ocak 2022 tarihinde Dersim’de devlet hastanesinde Hakk’a yürüdü. Firik, Munzur Baba Cemevinde Hakk’a uğurlandı.

    TV10 VE CAN TV KURUCULARINDAN HÜSEYİN NARLI HAKK’A YÜRÜDÜ

    Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 10 Ocak’ta Almanya’da Hakk’a yürüyen CAN TV programcısı ve yorumcusu Gazeteci Hüseyin Narlı’nın kaybı büyük üzüntü yarattı. Türkiye devrimci hareketindeki öncülüğü ve Alevi hak mücadelesindeki emeği ile tanınan Narlı, 13 Ocak günü Hakk’a uğurlandı.

    DAD, “3. DERSİM PİRLER ANALAR ÇALIŞTAYI” DÜZENLEDİ

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, “Ocağa İkrar, Yola Talip, Birliğe Davet” şiarıyla 3’üncü Dersim Pirler Analar Çalıştayı düzenledi. Çalıştaya, Türkiye’nin dört bir yanında bulunan Kürt ve Türkmen Alevi pirleri, anaları, talipleri ve yazarlarının yanı sıra kentte bulunan siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Çalıştayın sonuç bildirgesi, Nazimiye’de bulunan Düzgün Baba Cemevinde yürütülen cem sonrasında kamuoyu ile paylaşıldı.

    ROMAN ALEVİLER/ABDALLAR ASİMİLASYONA DİRENİYOR

    İzmir’de Roman Alevilerin/Abdalların yoğun yaşadığı Kuruçay Mahallesi’nde bulunan yüzyıllık ziyaret olan Karadede Ziyareti doğanın ve zamanın getirdiği aşınmalara karşı ayakta kalmaya çalışıyor. Abdalların, 1900’lü yıllarda yerleştiği bu mahalle son 20-30 yılda tarikat ve cemaatlerin hedefi haline geldi.

    AKP’Lİ İBB MECLİS ÜYESİ KAYNAR’DAN ALEVİLERE HAKARET

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi toplantısında, Pendik’teki İBB’ye ait sosyal konutların ilçedeki gecekonduların tasfiyesinde kullanılmak üzere tahsis edilmesine ilişkin çıkan tartışmada, “Aynı Bektaşilerin ayet okuması gibi yarısını okuyarak bu işi geçiştirmeye çalışıyorlar” dedi. Alevilere yönelik bu ayrımcı sözler nedeniyle Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) yöneticileri savcılığa suç duyurusunda bulundu.

    İSLAMCI MURAT ÖZER VE MEHMET METİNER’DEN ALEVİLERE HAKARET

    Bir televizyondaki tartışma programına katılan gerici yazar Murat Özer’in “Cemevleri aslında uydurma bir isim, insanlar cemevi kelimesini uydurmak zorunda kaldılar” sözlerine AKP’li Mehmet Metiner destek verdi.
    Gelen tepkiler sonrasında yayınladığı yazıda Metiner, “Cemevleri, Alevilerin tarihinde var olan bir kurum değildir” dedi ve sözleri Alevi kamuoyunda sert tepki ile karşılandı. Alevi kurumları Murat Özer ve AKP’li Mehmet Metiner hakkında suç duyurusunda bulundu.

    ALEVİ DERGAHLARI KİRA KISKACI ALTINDA

    İstanbul Kadıköy’de bulunan 700 yıllık Şahkulu Sultan Dergâhı’nın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ödediği aylık kira 2 bin lira zamlanarak 15 bin 600 liraya yükseltildi. Dönemin Şahkulu Sultan Dergâhı Başkanı Mehmet Çamur, “Hangi cami, kilise, havra ve diğer inançlara mensup gruplar devlete kira ödemektedir? Neden bu kira sadece Alevilerden alınmaktadır?” diyerek tepki gösterdi.

    CEMEVLERİNE GELEN YÜKSEK ‘TİCARATHANE’ FATURALARI

    İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Kültür ve Cemevi Derneği’ne 2 Şubat tarihinde 30 bin 60 TL elektrik ve 11 bin 847 TL doğal gaz faturası geldi, şirket tarafından düzenlenen elektrik faturasının ‘tüketici grubu/sınıfı’ kategorisinde ‘ticarethane tarifesi’ yazılması tepki ile karşılandı. Alevi kurumları, İstanbul Anadolu ve İstanbul Adalet Sarayı’nda bir kez daha dava açtı.

    ALEVİLERE HAKARET EDEN ŞAHIS TEPKİLER SONUCU TUTUKLANDI

    Yakup Tilki isimli sosyal medya kullanıcısı, internet uygulaması üzerinden yaptığı paylaşımda Alevilere küfürler yağdırıp, ‘Bunlar kafir’ ifadelerini kullandı. Görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla büyük tepki toplayan şahıs, ‘Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek’ suçundan tutuklandı.

    DÜZGÜN BABA CEMEVİ YÖNETİCİLERİNE KAYMAKAM TEHTİDİ

    Dersim’in Nazimiye ilçesinde bulunan Düzgün Baba Cemevi’ne son 3 yılda 60 bin lira para cezası kesilmesine yönelik açıklama yapan Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek, tepki gösterdi. Olayın basına yansıması sonucu Nazımiye Kaymakamı Uğur Tutkan, 12 Şubat tarihinde kolluk kuvvetleri ile cemevine giderek, eli silahlı bir şekilde çektirdiği fotoğrafı sosyal medyada paylaştı. Büyük tepki çeken kaymakam “Yanlış anlaşıldım” dedi.Nazımiye Cemevi başkanı ve Dersim Barosu, ”Nazmiye Kaymakamı hakkında suç duyurusunda bulundu.

    ALEVİLER ZORUNLU DİN DERSİNE KARŞI ALANLARDAYDI

    Alevi kurumları öncülüğünde, “Zorunlu din dersleri kaldırılsın. Demokratik ülke, laik eğitim istiyoruz” şiarıyla 27 Şubat’ta ülkenin birçok ilinde sokağa çıkan demokrasi güçleri hak ihlallerine ve ayrımcı politikalara tepki göstererek eşit yurttaşlık talebini haykırdı.

    ALEVİ MÜDÜRE KUMPAS

    Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı başmüfettişin ‘Alevi’ okul müdürünü görevden almak için sicilini bozduklarını içeren bir yazışmayı, yanlışlıkla 20 kişilik müfettiş grubuna gönderdiği ortaya çıktı ve savcılık bunun üzerine MEB’de soruşturma başlattı.

    ŞAH KALENDER TÜRBESİ CAMİYE ÇEVRİLDİ

    Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi 7 mart tarihinde camiye çevrildi.

    AKD NARLI CEMEVİNİN ELEKTİRİĞİ KESİLDİ

    Güncel elektrik faturası 13 bin TL olarak gelen Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Maraş Narlı Şubesi Cemevi’nin 8 mart tarihinde elektriği kesildi.

    Konuya ilişkin cemevi önünde açıklama yapan AKD Narlı Şube Başkanı Tahir Ortaş ile yönetim kurulu üyesi Vakkas Urul, “Bir kez daha söylüyoruz, eşit yurttaşlık talebimizi haykırıyoruz. Cemevleri ibadethanemizdir. Elinizi çekin.” dedi.

    PİRHA’YA ERİŞİM ENGELİ “pirha.org” İLE YOLA DEVAM

    2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdüren ajansımız Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) internet sitesine 9 mart tarihinde Hatay 1’inci Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirildi.

    Pir Haber Ajansı Yönetim Kurulu yaptığı yazılı açıklamada, Alevi toplumunun sesi olan ve 6 yıldır aralıksız haber üreten ve kendi alanında bir ilk olan Pir Haber Ajansı’na Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişime kapatıldığını, buna karşı hukuki mücadeleyi başlattıklarını ve bundan böyle ajansın pirha.org ile yoluna devam edeceğini bildirdi.

    ALEVİ AKADEMİSYENLER FİŞLENDİ

    Adnan Menderes Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Cavit Bircan’ın, iftiradan yargılandığı mahkeme dosyasına yansıyan kişisel bilgisayarındaki fişleme raporunda, Alevi ve sol görüşlü akademisyenleri fişlediği, fişleme yaptığı bazı akademisyenlere yönelik YÖK’e ve CİMER’e de ihbarda bulunduğu ortaya çıktı. Cavit Bircan hakkında “Şikayet yok” denilerek soruşturma açılmadı.

    ALEVİ FEDERASYONLARI HUKUK BİRİMİ KURULDU (17 MART)

    “Alevi Federasyonları Hukuk Birimi” adıyla ortak bir hukuk komisyonu kurma kararı alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ilk toplantısını gerçekleştirdi. 17 mart tarihinde kurulan 15 kişilik hukuk biriminde üç federasyon başkanının yanı sıra ADO Başkanı Doğan Bermek de yer aldı

    NEWROZ BAYRAMI COŞKU İLE KUTLANDI

    Ortadoğu halklarının ve inançlarının tarihinde önemli bir yer tutan Newroz bayramı bu yıl da alanlarda ve çeşitli mekanlarda coşku ile kutlandı. Aleviler, baharın gelişini müjdeleyen Newroz bayramını kimi zaman cemevi bahçesinde ateş yakıp deyiş söyleyerek, kimi zaman da evlerinde Hawtemal vererek kutladı. Ülkedeki birçok dergah ve cemevinin yanı sıra Alevilerin yaşam alanları olan köylerde de ateşler yakılıp semahlar dönülerek Newroz bayramı kutlandı.

    YOLU AÇILMADIĞI İÇİN CENAZE 5 GÜN CEMEVİNDE BEKLETİLDİ

    Erzurum’da yaşamını yitiren Hakife Göl’ün naaşı kardan kapanan yollar sebebiyle 5 gün cemevinde bekletildi. İstanbul’da yaşayan Hakife Göl’ün çocukları, annelerinin Hakk’a uğurlama erkanına katılmak için Tekman’a gitti ancak mahalle yolunun kar nedeniyle kapalı olması sebebiyle erkana katılamadı.Tekman Belediyesi ile yolun açılması için defalarca kez görüşülmesine rağmen ancak 30 Mart’ta yolun açıldığı aktarıldı.

    KILIÇDAROĞLU’NA ALEVİ KİMLİĞİ ÜZERİNDEN SALDIRI

    Elektrik zamları geri çekilinceye kadar elektrik faturasını ödemeyeceğini duyuran CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun evinin elektriği kesilmiş ve sosyal medyada gündem olmuştu. Kılıçdaroğlu’nun evinin elektriğinin kesilmesiyle mum ışığında oturması üzerine Alevi inancına yönelik sosyal medyada nefret söylemleri yazıldı.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNDEN GEZİ TEPKİSİ

    Gezi Davası’nda verilen hapis cezası kararlarına dair 27 nisan tarihinde ortak yazılı bir açıklama yapan 7 Alevi örgütü, “Verilen hüküm, ne Gezi direnişi, ne de şahıslaradır. Hüküm, Türkiye adalet sistemine bir bütün olarak verilmiştir. Haksız ve hukuksuz bütün kararların karşısındayız. Gezi yargılanamaz” diyerek karara tepki gösterdi.

    DERSİM TERTELESİNİN 85. YILINDA KATLEDİLENLER ANILDI

    Dersim Soykırımı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 85’inci yıl dönümünde Alevi örgütleri, yöre dernekleri ve Dersimli kurumlar katledilenleri anarak çerağlar uyandırdı, lokmalarını paylaştı.

    HDP, ALEVİLER İÇİN EŞİT YURTTAŞLIK KAMPANYASI BAŞLATTI

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Dersim’de HDP Halklar ve İnançlar Komisyonunun Alevi Masasınca düzenlenen “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyasını başlattı. HDP’nin Alevi Masası’nda yer alanlar tarafından çeşitli illerde kampanyanın amacı anlatılarak duyarlılık yaratılmaya çalışıldı.

    AYSEL DOĞAN HAKK’A YÜRÜDÜ (11 MAYIS)

    Kapatılan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2011 yılında KCK operasyonları kapsamında tutuklanan ve yumurtalık kanserine yakalanan Barış Grubu üyesi Aysel Doğan tedavi için bulunduğu Almanya’da 11 Mayıs tarihinde Hakk’a yürüdü. Aysel Doğan için oluşturulan yüzlerce araçlık konvoy, Dersim’in girişinde sert müdahale ile karşılaştı. Doğan’ın toprağa sırlanması esnasında kitle mezarlığa bırakılmadı ve sadece yakınlarının mezarlığa girişine izin verildi. Doğan’ın taziyesi ise yakınları ve arkadaşları tarafından ana ocağında kabul edildi.

    DERSİM’DE HZ. ALİ DİYANET GENÇLİK MERKEZİ AÇILDI

    Munzur Üniversitesi’nde Tunceli Müftülüğü’nce 12 mayıs tarihinde ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açıldı. 
Aleviler, Munzur Üniversitesi’nin eğitim merkezi olarak değil de asimilasyon merkezi olarak çalıştığına işaret ederek Dersim’de bulunan devlet kurumlarının asimilasyon ve yıkım politikalarının yürütücüsü konumunda olduğunu ifade ederek büyük tepki gösterdi.

    ‘ALEVİLER; DİN, BEDEN, CİNSİYET; NEŞEDEN KEDERE’ SEMPOZYUMU

    İzmir’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Narlıdere Cemevi öncülüğünde ‘Aleviler; Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere’ sempozyumu düzenlendi. 13-14-15 Mayıs’ta devam eden ve çokça ismin katıldığı sempozyumda üç gün boyunca Alevilik, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği tartışıldı. Tartışmalar başta Aleviler olmak üzere diğer toplumsal kesimler tarafından da ilgi gördü.

    AMASYA’DA CEME KATILAN VALİ PROTESTO EDİLDİ

    Amasya’ya bağlı Yassıçal Köyü’nde bulunan Seyyid Erkonaş Baba Ocağı’nda 16 Mayıs’ta vali ve belediye başkanının da katılımıyla ‘Hıdırellez Birlik Cemi’ yapılmasına tepki gösteren Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu yöneticileri, asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu gerekçesiyle ceme katılmayarak protesto ettiler.

    ÇORUM VALİSİ CEMEVİNİN TEMEL ATMA TÖRENİNİ TERKETTİ

    ‘Yol Kardeşliği Cemevi Projesi’ kapsamında Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi’nin 23 mayıstaki temel atma töreninde AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat’ın, “Bizim önderlerimiz Hacı Bektaşlardır, Pir Sultanlardır. Ebu Suudlar olamaz” konuşmasından rahatsız olan Çorum Valisi ve AKP’li Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın tören devam ederken alanı terk etti.

    AYM’DEN POLİSİN DARP ETTİĞİ ALEVİ YURTTAŞA TAZMİNAT ÖDENMESİ KARARI

    Anayasa Mahkemesi 2015’te İzmir’de ‘laik, bilimsel ve ana dilde eğitim’ talebiyle düzenlenen eylemde polis müdahalesiyle yaralanan Nuray Zencir için hak ihlali kararı verdi. Mahkeme, Nuray Zencir’e 90 bin TL’lik tazminat ödenmesine hükmetti.

    AKP’Lİ ESENLER BELEDİYESİ ANA MERYEM TÜRBESİ’Nİ YIKTI

    AKP’li Mehmet Tevfik Göksu’nun başkanlığını yaptığı Esenler Belediyesi, tarihi kalıntıları bulunan Ana Meryem Türbesi’ni kentsel dönüşüm adı altında kimsenin bulunmadığı bir anda yıktı. 25 Mayısta halk, çevik kuvvetle gelen yıkım ekibini engelleyemese de türbeyi yeniden yapma kararı aldı. Belediye başkanı ve kaymakam hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

    ALEVİ KÖYÜNE EZAN DAYATMASI

    Dersim’de Kırmızıköprü Beldesi’nde 12 Eylül döneminde yapılan ve kullanılmayan camiden merkezi sistemle günde 5 defa yüksek sesle ezan verilmeye başlandı. Alevi olduklarını ve köylerinde ezan okunmasını istemediklerini belirten köylüler, bu dayatmanın son bulması çağrısında bulundular.

    YOZGAT’TAKİ ALEVİ KÖYÜNDE MERMER OCAĞI TEHLİKESİ

    Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde açılan mermer ocağı köylülerin tepkisi ile karşılandı. Yöre halkı tarafından kutsal sayılan Ulukavak ağacı, kurulan mermer ocağı sebebiyle tehlike altında. Köylüler, maden faaliyetleri sebebiyle kutsal sayılan ağaçların zarar göreceğini belirterek tepkilerini sürdürdüler.

    ALEVİ KADINLARIN ERDOĞAN HAKKINDAKİ SUÇ DUYURUSUNA MÜDAHALE

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadın Meclisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gezi eylemcilerine dönük hakaret içeren kelimesine karşı suç duyurusunda bulunmak istemesi öncesinde yapmak istedikleri açıklamaya polis şiddet uyguladı. 6 Hazirandaki müdahalede ayrıca ajansımız PİRHA’nın da çalışanları hırpalanarak ekipmanlarına zarar verildi.

    ALEVİ DERNEĞİNİN BULUNDUĞU BİNAYA SİLAHLI SALDIRI

    Okmeydanı’nda bulunan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin de içinde bulunduğu binaya kimliği belirlenemeyen kişi veya kişiler tarafından 8 haziran tarihinde silahlı saldırıda bulunuldu. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Derneğe komşu bulunan dükkana 11, derneğe ise 5 kurşunun isabet ettiği saldırının hedefi ve nedeni konusunda netleşme sağlanamadı.

    DİYANET İŞLERİ BAŞKANININ TUNCELİ CEMEVİ ZİYARETİNE TEPKİ

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve beraberindeki heyetin 10 Haziran tarihinde Tunceli Cemevi önünde poz vermesi tepki ile karşılandı. Erbaş’ın Munzur Üniversitesi içerisinde yapımı tamamlanan Alevileri asimile etme amaçlı Hz. Ali Cami, Hz. Ali ve Hz. Fatma Gençlik Merkezleri ile Ehlibeyt Kur’an Kursu’nun toplu açılışını yapmasının iyi niyetli bir politikanın ürünü olmadığını söyleyen Aleviler, “elinizi inancımızdan, kültürümüzden çekin” dedi.

    GENÇLERİ KAMPA, DEDELERİ KERBELA’YA GÖTÜRME TUZAĞI

    İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının Alevileri içerden bölme amaçlı politikalarının bir ayağı da gençleri Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlediği kampa götürmek oldu. AKP’nin ayrıca Aralık ayında da 300 dedeyi Kerbela’ya götürmek için kimi cemevleriyle iletişime geçtiği ortaya çıkmıştı. 7 Alevi çatı örgütü, dedelerin Kerbela ve umrede, Alevi gençlerinin eğitim kamplarında ehlileştirilmesine sessiz kalmayacaklarını belirterek, devletin iç asimilasyondan vazgeçmesi çağrısında bulunuldu.

    TUTUKLU ERGİN DOĞRU’NUN DEDE TALEBİ REDDEDİLDİ

    Tutuklu bulunan BDP Dersim eski il eş başkanı, Dersim Gazetesi kurucularından Ergin Doğru’nun Dede/Pir ile görüşme talebi Elazığ Cezaevi yönetimi tarafından reddedildi. PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Ergin Doğru‘nun Dede/Pir ile görüşme talebinin reddedilmesini Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

    TOKAT ZİLE’DEKİ ALEVİ KÖYLERİNE AYRIMCILIK

    Tokat’ın Zile ilçesindeki 7 Alevi köyüne yol hizmeti götürülmemesi, yurttaşların tepkisini büyütürken, AFET durumunda dahi hiçbir mülki amirin Alevi köylerine uğramadığı belirtilerek, ayrımcılığın devam ettiği belirtildi.

    ALEVİ OLDUĞU İÇİN EŞİNİN AİLESİ ÖLDÜRMEK İSTEDİ

    Türkiye’de Alevi-Sünni evlilikleri yapılsa da hala ayrımcılık ve Alevilere yönelik nefret her geçen gün artıyor. Gümüşhaneli Sünni kökenli eşiyle tanıştığını belirten Murat Mercan adlı yurttaş, Alevi olmasından dolayı eşinin ailesinin tepkisinin ve karşı çıkışının sürdüğünü kaydetti. Ailenin karşı çıkması nedeniyle kaçarak evlendiklerini söyleyen Mercan eşinin kardeşlerin kendisini ölümle tehdit ettiğini belirtti.

    KIRIKKALE’DEKİ ALEVİ KÖYÜNE AYRIMCILIK

    Alevi köyü olması sebebiyle uzun yıllardır kamu hizmeti alamadıklarını söyleyen Kırıkkale’nin Koçubaba köylüleri, kanalizasyon sistemlerinin dahi olmadığını aktararak ayrımcılığa maruz kaldıklarını dile getirdiler.

    ALEVİLER BU YIL DA SİVAS’TA MADIMAK OTELİ ÖNÜNDEYDİ

    Sivas/Madımak Katliamı’nın 29. yıl dönümü nedeniyle Madımak Oteli’nin önünde Türkiye’nin dört bir yanından gelip toplanan Aleviler, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri katliamcıları lanetledi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin konuşması sırasında bir grup ülkücü, polislerin gözleri önünde kitleye küfür ve hakaretler etmesi tepkilere neden oldu.

    ÇORUM KATLİAMI’NDA YAŞAMINI YİTİRENLER İÇİN ANIT TALEBİ

    Çorum Katliamı’nın 42. yıldönümünde Alevi kurumları yöneticileri ve Çorum halkı yürüyüş ve anma gerçekleştirdi. Anmaya, Alevi kurumlarından PSAKD, ABF, HBAKV, AABF VE AABK ile siyasi partilerden milletvekilleri de katıldı.

    Basın açıklamasını Çorum Emek ve Demokrasi Platformu adına Hikmet Aydın “yıllardır taleplerimizden birisi Çorum Katliamı için bir anıt yapılmasıdır.” dedi.

    ALEVİLER KATLİAMIN 44. YILINDA MARAŞ’TAN SESLENDİ

    Alevi kurum başkanları, Maraş Katliamı’nın 44. yılında katliamın gerçekleştiği Yörük Selim Mahallesi’nde açıklama yaparak, “Katliamlarla yüzleşilmedi. Acılar yok sayılırsa bitmez. Bir hafta boyunca Maraş’ta vahşet yaşandı. Maraş’ın merkezine bir anıt yapılmalı. Katliamlarla yüzleşmeliyiz” dedi.

    19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta gerçekleşen katliamda onlarca yurttaş yaşamını yitirmişti, yüzlercesi yaralanmış ve onbinlercesi de Maraş’ı terk etmek zorunda kalmıştı.

    İZMİR’DE ÇEPNİ ALEVİLERE NEFRET SÖYLEMİ

    İzmir’in Bergama ilçesinde esnaflık yapan bir kişi, 11 Temmuz günü çarşıya alış verişe gelen Alevi yurttaşlara karşı “Bunlar pis insanlar. Bunlarla alış veriş yapmak istemiyorum” diyerek nefret söyleminde bulundu. Çevrede bulunan yurttaşlar, esnafın nefret söylemlerine tepki gösterirken, bu esnafın daha sonra dükkanını açmadığı gözlemlendi.

    ALEVİ KADINLARDAN AYSEL TUĞLUK ÇAĞRISI

    ATK’nin “cezaevinde kalamaz” raporu verdiği Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması çağrısında bulunan Alevi kadın örgütleri ve Alevi kurumları yaptıkları açıklamalarla Tuğluk’a uygulanan çifte standarta tepki gösterdi.
Kocaeli 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutulan demans hastası Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “Cezaevinde kalamaz” yönünde raporu ve kamuoyunun tepkileri sonucu tahliye edildi.

    ALEVİ AKTİVİST SÜMBÜL BELTİR HAKK’A YÜRÜDÜ

    İzmir’de 21 Temmuz tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu Hakk’a yürüyen DAD geçmiş dönem genel merkez yöneticisi ve Alevi aktivist Sümbül Koçlu Beltir için büyük üzüntü duyuldu. Beltir’in Alevi kadın hareketi ve örgütlenmesinde emeği büyüktü. Sümbül Beltir, İstanbul Tuzla’da bulunan HAKEV Cemevinde yürütülen erkan sonrasında genç yaşta yitirdiği oğlu Ozan’ın yakınında toprağa sırlandı.

    ANKARA’DA 5 ALEVİ KURUMUNA EŞZAMANLI SALDIRI

    Ankara’da 30 Temmuz’da Muharrem Orucu’nun ilk gününde Alevi kurumlarına yönelik eş zamanlı 5 saldırı gerçekleşti. Şah-ı Merdan Cemevi’ne ibadet sırasında saldırı olurken; Türkmen Alevi Bektaşi Derneği’nde bir kadın bıçaklı saldırı sonucu yaralandı. Ayrıca Tuzluçayır Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ana Fatma Cemevi, Gökçebel Köy Derneği, Türkmen Alevi Bektaşi Derneği, Batıkent Serçeşme Cemevi’ne yönelik de saldırılar oldu. Saldırganlardan Ahmet Ozan K. tutuklanırken, aradan geçen 4 aya rağmen halen iddianame hazırlanmış değil.

    ERDOĞAN’IN HÜSEYİN GAZİ TÜRBESİNE ZİYARETİ

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile birlikte 09 Ağustos’ta Hüseyin Gazi Cemevi’ne gelerek Muharrem’in 10. Gününde oruç açmaya katıldı. Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Türbesi’ne gitmesine eleştiriler artarken, Erdoğan’ın, bir Alevi dedesi gibi posta oturup iftar açması ve cemevi düzeninde değişime sebep olması toplumda sert tepkilere yol açtı.
Öte yandan, 30 Temmuz’da Ankara’da 5 ayrı cemevine yapılan saldırı karşısında sessiz kalan Erdoğan’ın ve çevresinin tutumu da manidar bulundu.

    ALMANYA’DA DÜREN CEMEVİNE SALDIRI

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) bağlı Düren Alevi Kültür Merkezi’ne 09 Ağustosta gerçekleşen saldırıda kültür merkezinin camları kırıldı. Polisin olayla ilgili inceleme başlattı.

    DAD KADIN MECLİSİ DERSİM’DE ‘ANA HASKAR’ KAMPI DÜZENLEDİ

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi ‘Yol Anadır’ şiarıyla 16-21 Ağustos tarihleri arasında Dersim’de ‘Ana Haskar Kadın Yaz Kampı’ düzenledi. Sonuç bildirgesinde Alevi kadınların inancı toplumsallaştırmasıyla hak, hukuk, adalet, barış, eşit ve özgür bir yaşamın inşa edileceğine işaret edildi.

    ERDOĞAN’IN HACIBEKTAŞ’TA ALTERNATİF ETKİNLİK DÜZENLEMESİ

    7 Alevi çatı örgütü’nün, Alevilerin Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta alternatif etkinlik düzenledi. Alevi örgütleri, Erdoğan’ın bir an önce bu kararından dönmesi çağrısında bulundular.

    ALEVİLER HACIBEKTAŞ’TA ‘DERGAHLARIMIZI İSTİYORUZ’ DİYEREK YÜRÜDÜ

    Her yıl olduğu gibi bu yıl da 16 Ağustos tarihinde Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi anmak için Hacıbektaş ilçesine giden Alevi kurumları yöneticileri, üyeleri ve Alevi yurttaşlar, ‘Dergahlarımızı istiyoruz’ sloganıyla yalınayak, başı açık şekilde yürüdü. Yapılan açıklamada, el konulan Alevi dergahlarının iade edilmesi, ibadet edebilmenin izne tabi tutulmayarak dergahın müze olarak kullanılmasının kaldırılması talep edilmişti.

    BALIKESİR’DE ALEVİ KÖYÜNDE TEHDİT YAZILAMALARI

    Alevi yurttaşların yaşadığı Balıkesir Edremit’e bağlı Güre Köyü’nün giriş ve çıkışlarına 22 Ağustos’ta üç hilal ve ay yıldız simgeleri çizilerek, tehdit yazıları yazıldı. Söz konusu tehdit yazılarını köylüler jandarmaya bildirdi. Köye gelen jandarmalar, yazıların fotoğraflarını çekip, ‘araştıracağız, ama yapanı söylemezler’ demekle yetindi.

    ERDOĞAN, YİNE ALEVİLERİ HEDEF ALDI

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin İstanbul Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Allahsız Alevilik olmaz, Muhammedsiz Alevilik olmaz, Alisiz Alevilik olmaz. Dinsiz, imansız, amelsiz sadece ve sadece sapkın zevklerin üzerine bina edilmiş Alevilik de olmaz” sözleriyle Alevi toplumunu yine hedef aldı. Erdoğan’ın Alevilik ile ilgili sözlerine tepki gösteren Alevi örgütleri siyasal İslam’ın Aleviliği tanımlaması kabul edilemez denildi.

    ALEVİ KÖYÜNE SANAYİ KUŞATMASI VE ZORLA İSTİMLAK

    Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere Köyü çevresini kuşatan sanayi kuruluşlarının sulara döktüğü atıklar ve saldığı zehirli gazlar sonucu birçok kişi kansere yakalandı. Köydeki ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından kaynaklanıyor.

    ALEVİLER, ‘BUGÜNÜ VE GELECEĞİNİ’ TARTIŞTI

    Alevi çatı örgütleri tarafından Hacıbektaş’ta çok sayıda ana, pir, örgüt ve yurttaşın katımıyla 17-18 Eylül tarihlerinde ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayı gerçekleşti. 
Çalıştayın sonuç bildirgesinde “Her türden tek tipleştirmeye karşı ikinci yüzyıla ilişkin perspektifimiz, çok kimlikli, çok kültürlü bir Türkiye’nin olması, başta bizler olmak üzere kimsenin kimliğinden dolayı mağduriyete uğramaması, eşit yurttaşlık hakkının herkes için sorgulanamaz bir hak haline getirilmesidir” denildi.

    ALEVİ KURUMLARI, MUSA ANTER DAVASINI TAKİP ETTİ

    Musa Anter davasının Ankara Adliyesi’nde görülen 37’nci duruşmasına Anter’in oğlu Dicle Anter’in yanı sıra çok sayıda hukuk örgütü ile demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Milletvekilleri Kemal Peköz, Fatma Kurtulan ve Rıdvan Turan, ABF yöneticileri, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Başkanı Mustafa Karabudak ve bir çok Alevi yurttaş katıldı. Mahkeme heyeti davanın süresinin 30 yılı aştığını belirterek, dosyanın zaman aşımına uğramasına karar verdi. Bu kararla Musa Anter davası kapanmış oldu.

    ALEVİ KÖYLERİ VE ZİYARETLERİ TEHLİKE ALTINDA

    Malatya, Sivas, Elazığ, Dersim, Erzincan, Maraş ve Adıyaman gibi illerde Alevi köylerinde madenlerle birlikte kültürel ve inançsal kıyım yaşanıyor. Malatya Hekimhan’ın Çulhallı köyünü kapsayan maden projelerinin Sivas Kangal’a kadar olan 30 Alevi köyünü yok edeceği belirtilen gelişmeler arasında. Burada Hacım Sultan Ocağı, 12 Kardeş Ocağı ile Vaylo Dede ve Salih Dede ziyaretgahı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

    ALEVİ KADINLAR MAHSA AMİNİ İÇİN EYLEMDEYDİ

    İran rejimi tarafından saçları açık diye işkence sonucu katledilen Mahsa Amini için kadınların başlattığı eylem bütün dünya ülkelerinde protestolarla destek buldu. Türkiye’deki Alevi kadınlar da kitlesel eylemlerle İran rejimini protesto etti.

    ALEVİ AİLENİN AÇTIĞI ZORUNLU DİN DERSİ DAVASI GÖRÜLDÜ

     İstanbul’da Esmeray Odabaş Yanmaz, kızının zorunlu din dersi almaması için hukuki mücadele başlattı. Av. Seyit Sönmez de zorunlu din derslerinin anayasaya, AİHM karalarına aykırı olduğunu hatırlattı. Sancaktepe Kaymakamı adına katılan avukatlar davanın reddini istedi. İstanbul 3. İdare Mahkemesi alınan beyanların ardından kararın tebliğ edileceğini bildirdi.

    DERSİM 38 TANIĞI BEGO POLAT HAKK’A YÜRÜDÜ

    1938’de Dersim’de gerçekleştirilen soykırım tanığı ve mağdurlarından olan Bedri Polat (Bego) Dersim’de bulunan devlet hastanesinde Hakk’a yürüdü. Dersim Katliamı sırasında annesi ve 3 kardeşi gözleri önünde öldürülüp suya atılan Polat’ın, kendisi ise yaralı olarak kurtulmuştu.

    TORBA YASAYA KARŞI KÖLN’DE MİTİNG

    ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve torba yasaya karşı Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) Almanya Köln’de düzenlediği mitingde on binler AKP’nin torba yasasına ve Alevi inancına müdahalesine tepki gösterdi.

    FRANSA’DAKİ ALEVİ KADINLAR KAMPTA BULUŞTU

    Fransa Alevi Kadınlar Birliği (FAKB), geleneksel olarak her yıl gerçekleştirdiği kadın kampının 3’üncüsünü gerçekleştirdi. Yoğun katılımın ve coşkunun olduğu kampta, kadınlar bir araya gelmenin kendilerine güç kattığını kaydettiler.

    ARAŞTIRMACI YAZAR MUNZUR ÇEM HAKK’A YÜRÜDÜ

    Kürt yazar, araştırmacı ve derleyici, Zazakî-Kirmancki’nin standardize edilmesine büyük katkı sunan dilbilimci Munzur Çem, bir süredir kanser tedavisi  gördüğü Berlin’de Hakk’a yürüdü. Munzur Çem, Berlin Alevi Toplumu Cemevinde düzenlenen Hakk’a uğurlama erkanı sonrasında doğduğu Bingöl Yayladere’ye bağlı Seter köyünde toprağa sırlandı.

    MUNZUR DOĞA VE KÜLTÜR FESTİVALİ’NE YİNE YASAK

    Munzur Doğa ve Kültür Festivali geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da Tunceli Valiliği’nin yasağına takıldı. Yasak kararı Festival Tertip Komitesi ve Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından tepkiyle karşılandı. Yasağa rağmen Dersim ve ilçelerinde çeşitli etkinlikler yapılarak festival kutlandı.

    ALEVİ KURUM BAŞKANLARINDAN MECLİS ZİYARETİ

    Alevi kurumlarının genel başkanları, cemevleri ile ilgili yasa değişikliği teklifi görüşmeleri öncesinde TBMM’de grubu bulunan CHP, HDP, AKP ve İYİ Parti grup başkanlarını ziyaret ettiler. Ziyaretin ardından ortak yazılı bir açıklama yapan 7 Alevi çatı örgütü, partilerin grup başkanvekillerine eşit yurttaşlık ve cemevlerinin ibadet olarak kabul edilmesi talebini ilettiklerini duyurdu.

    ALEVİ KURUM BAŞKANLARI GEÇMEZ VE FIRAT’A POLİS ŞİDDETİ

    8 Alevi örgütü, AKP tarafından torba yasa içerisinde Meclis’e getirilen cemevleri düzenlenmesine karşı eylem yaptı. Meclis önünde bir araya gelen Aleviler yaptıkları açıklamada, “Bugün burada polis bize zulüm yaptı. Asimilasyon devam ediyor. Alevilik vardır, Alevilik haktır” dedi. Polis müdahalesinde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ile Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Yöneticisi Elif Keleşo ve Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş polis müdahalesi sonrası hastaneye kaldırıldı.

    GAXAN/GAĞAN KUTLANIYOR

    Yeni yılın ve dayanışmanın bayramı olan Gaxan/Gağan, kutlanmaya devam ediyor. Dersim yöresi başta olmak üzere Kürt illerinde Gazan kutlanıyor. Gaxan, eski yılı neşeli bir şekilde uğurlayıp yeni yıla güzel bir başlangıç yapmak amacını taşıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de ‘Kutuplaşmalar ve toplumsal barış’ konulu panel

    Mersin’de ‘Kutuplaşmalar ve toplumsal barış’ konulu panel

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği ve Eğitim Sen Mersin Şubesi, İnsan Hakları Haftası kapsamında “Kutuplaşmalar ve toplumsal barış” konulu panel düzenledi.

    İHD MYK üyesi Osman İşçi, Hak İnisiyatifi Genel Başkanı Fatma Bostan Ünsal ve KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil’in katıldığı panelin moderatörlüğünü Dr. Mehmet Antmen yaptı.

    İHD Mersin Şube Eş Başkanları ve Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül açılış konuşması yaparak Emine Şenyaşar, Cumartesi Anneleri, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın barış ve demokrasi mücadelesini selamlandı.

    Konuşmacılar, savaş ve insan hakları ihlallerinin son yıllarda artarak sürdüğüne dikkat çekerek, ekonomik ve toplumsal krizlerin özünde “kutuplaşmadan beslenen iktidarların” olduğu vurgulandı. Konuşmaların ardından panel soru-cevap ile sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • İHD Dersim Şubesi: Cezaevlerinde insan haklarını merkezine alan bir anlayışa geçilmesi gerekiyor-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Cezaevlerinde insan haklarını merkezine alan bir anlayışa geçilmesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-İHD Dersim Şubesi, hapishanelerdeki hak ihlallerine ilişkin şube binasında açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Türkiye hapishanelerinde yaşanan hak ihlallerin giderilmesi için güvenlikçi politikalardan vazgeçilerek insan haklarını ve evrensel kuralları merkezine alan bir anlayışa geçilmesi gerekiyor” denildi.

    İHD Dersim Şubesi, hapishanelerdeki hak ihlallerine ilişkin şube binasında açıklama yaptı. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gürbüz Solmaz okudu. Açıklamaya Dersim Baro Başkanı avukat Fatma Kalsen’de destek verdi.

    “GÜVENLİKÇİ POLİTİKALARDAN VAZGEÇİLMESİ GEREKİYOR”

    Türkiye hapishanelerinde tutulan tüm mahpusların devletin denetimi ve sorumluluğu altında olduğunu belirten Solmaz, “Mahpuslar, ulusal ve uluslararası mevzuattan doğan en temel haklarını kullanabilmek için birçok kez açlık grevi, kendini yakma ve intihar tarzı eylemler yapmak zorunda kalmış, yaptıkları bu eylemler sonucunda yaşamlarını yitirmiş, birçok mahpus ise bu eylemlerden kaynaklı kalıcı hastalıklarla yaşamak zorunda kalmıştır. Her bir mahpusun yaşama, işkence görmeme, aile ve özel hayatına saygı gösterilmesi, haberleşme ve insan olmaktan kaynaklı tüm haklarının kullanılması konusunda devletin gerekli tedbirleri alması, bu hakları ihlal edenler hakkında etkili yaptırımlar uygulaması gerekmektedir. Bu nedenle Türkiye hapishanelerinde yaşanan hak ihlallerin giderilmesi için güvenlikçi politikalardan vazgeçilerek insan haklarını ve evrensel kuralları merkezine alan bir anlayışa geçilmesi gerekiyor” dedi.

    PİRHA/DERSİM