Etiket: hak

  • DAD: Xızır aklıyla barışı mümkün kılalım!

    DAD: Xızır aklıyla barışı mümkün kılalım!

    PİRHA- 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle açıklama yapan DAD, “Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle yazlı açıklama yayınladı. “Hiç konuşmuyoruz” başlıklı yapılan açıklamada, “Yaşı  elinin altında olan vatandaşların, barış iklimini hiç solumadığı savaşı hiç konuşmuyoruz. Kurucu aklın; tekçi zihniyet mağdurlarının, etnik kimlik, dil, inanç özgürlüğü ve eşitliği talep edenlerini, başı ezilesi canavar, terörist diye yaftalanıp, ocağından diyarından, yaşayamaz edildiği savaşı hiç konuşmuyoruz” denildi.

    Açıklamanın tamamında şunlara yer verildi:

    “Bir zamanlar bir parlamentomuzun olduğunu, hükümetin bu parlamentodan oluştuğunu, denetim mekanizmalarımızın olduğunu, bu rejimin değiştiğini, cumhuriyet değerlerinin yokolduğunu hiç konuşmuyoruz. Savaşın sürdürülebilmesi için insanlığın ata yadigarı dinlerinin, inançlarının nasıl suistimal edildiğini, emeğinden ayırıp vergi olarak ödediği, eğitim, sağlık, beslenme, barınma ve kültürel gelişim için değerlendirilmesi gereken bütçenin, Diyanet ve cemaatlere aktarıldığını, buraların topluma hangi hizmetleri ürettiğini sorgulamıyoruz.

    İnancın bireysel bir durum olduğunu, devletin dininin olmayacağını, devletin her inanca eşit mesafede durması gerektiğini anlatmaya çalışan toplumsal kesimleri, Alevileri duymuyoruz. Bütçenin aslan payının toplumu uyutmak için bu kurumlara sunulduğunu hiç konuşmuyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kobani kumpas davasına müdahil olduğunu, DAİŞ yenilgisini kabullenmediğini, DAİŞ kazansaydı, Ezidilere uyguladığını Alevilere ve tüm topluma uygulayacağını, Ezidi kadınların binlercesinin köle pazarlarıda satıldığını, binlercesinin hala akıbetinin bilinmediğini, hiç konuşmuyoruz. Savaşın; bu ülkenin ekonomisini batırdığını, toplumun büyük kesiminin açlıkla başbaşa kaldığını, tarımsal üretimin bitme noktasına geldiğini, çöplerden beslenildiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yoksulluğun cennette peygambere komşuluk olarak ödüllendirileceğini, bir an evvel ölüp cennete mi gitsek, peygamber lokmasını bizimle paylaşır mı hiç konuşmuyoruz.

    CUMARTESİ ANNELERİ’NE UYGULANAN BASKI VE ZULMÜ GÖRMÜYORUZ, HİÇ KONUŞMUYORUZ

    Barış annelerine en ağır zulmün reva görüldüğünü, barış kavramından nasıl korkulduğunu, kaybolan yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’ne uygulanan baskı ve zulmü görmüyoruz, hiç konuşmuyoruz.

    Yaşanan savaş, savaşın yarattığı karanlık, zulüm ortamından hak, hukuk, adalet namına ortadan bir şeyin kalmadığını, hakkın, hukukun, adaletin yerine, imamlarla avutma ve uyutma dönemine geçildiğini görmüyor, duymuyor, hiç konuşmuyoruz. Savaşın ağır ikliminden doğamızın nasıl tahrip edildiğini, uluslararası maden şirketlerine peşkeş çekildiğini, görmezden geliyoruz, hiç konuşmuyoruz.

    Kadın kıyımının adeta teşvik edildiği, son yıllarda yüzlerce katarttığını, sokaktaki kadın mücadelesini yükselten, buna karşı tavır geliştiren kadınlara zindanların ve ölümün nasıl reva görüldüğünü görmüyor, yokmuş gibi davranıyoruz, hiç konuşmuyoruz.

    Onlarca yıldır ülkemize yoğun mülteci akını oldu. Neden geldi? Nereden geldi? Geldiğinde ne oldu? Sorduk mu? Yaşadığımız her türlü kötülüğün müsebbibi onlarmış gibi, ırkçı saldırılara maruz bırakıp mağdur ederken, aralarındaki paramiliter güç boyutunu, her türlü suistimale açık olduklarını hiç konuşmuyoruz.

    Deprem süreci geçirdik. ilk üç gün devlet duymadım, görmedim, bilmiyorum dedi. Sonrasında Alevi coğrafyasını boşaltmak için fırsata çevirdi. Ölenler öldü, kalanlar göç yollarında köklerinden koparıldı, hiç konuşmuyoruz.

    SAVAŞ ORTAMININ AĞIR BASKISI DİRENCİMİZİMİ KIRDI, SORDUK MU KENDİMİZE!

    Biz Aleviler; “Kızılbaş Alevilik, zalimin zulmüne karşı direnen, erenlerin ve canların yoludur.”, “Cem ve semah hakikate ve özgürleşmiş insanların toplumunaulaşmanın yürüyüşüdür.” diye kendimizi tanımlarken, Diyanet’in baskısına, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Başkanlığı’nın bizi içimizden sadaka kültürü ile yok etmesine, ÇEDES projesi, karma eğitimi sonlandırma, zorunlu din dersleri ile hem inançsal hem de toplumsal her tür tehlikeye karşı karşıya olduğumuzu görüyor muyuz? Yüzyıllardır yaşadığımız mağduriyetler, elimizde alınan değerler, hukuksal mücadele ile elde ettiğimiz haklar, vermeye çalıştığımız eşit yurttaşlık mücadelesi görmezden gelinip yok sayılırken, yeteri kadar direnç oluşturabildik mi? Savaş ortamının ağır baskısı direncimizimi kırdı, sorduk mu kendimize, hiç konuşmuyoruz.

    SAVAŞ VİCDANLARIMIZI MI KÖRELTTİ?

    Elbette bu durumu dert edinenler, bunun mücadelesini veren toplumsal kesimler vardı. Bunları ne kadar görebildik, ne kadar hissedebildik, ne kadar yanlarında olabildik. Savaş vicdanlarımızı mı köreltti? Hiç konuşmadık. Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür. Çağrımız olsun. 1 Eylül Dünya Barış Günü Kutlu olsun. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir. ”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hatay’da bir avukatı darp eden askerler hakkında suç duyurusu

    Hatay’da bir avukatı darp eden askerler hakkında suç duyurusu

    PİRHA-İzmir’de hukuk örgütleri, Hatay’da bir avukatı darp eden askerler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir şubeleri ile Hukukçular İzmir Grubu, Hatay’ın Samandağ ilçesinde avukatlara yönelik gerçekleşen asker saldırısına dair açıklama yaptı. ÇHD binasında yapılan toplantıda, ÇHD İzmir Şube yöneticisi Beste Salman konuştu.

    Enkaz kaldırma çalışmalarının bölge halkına ciddi zararlar verdiğini kaydeden Salman, “Halk, yaşam nöbetleri tutarak tepkilerinin yetkililere ulaşmasını sağlamaya çalışmaktadır. Ancak jandarma ve diğer kolluk kuvvetleri depremzede halkın haklı taleplerine karşı sert saldırılar düzenlemektedir. Kuruluşundan beri halkların haklı taleplerinin arkasında olan örgütlerimiz yaşam nöbetlerine yönelik bu sert saldırılara karşı da halkın yanında görevde olmuştur” dedi.

    AVUKATA İŞKENCE

    2 Nisan’da Samandağ Yeşilköy çıkışında gerçekleştirilen nöbette gözaltına alınan müvekkilleri için bölgeye giden avukatların da saldırıya uğradığını anımsatan Salman, “Avukat Aytekin Aktaş görevini yerine getirdiği için 10-15 jandarma görevlisi tarafından ağır şekilde işkence görmüştür. Gözaltı aracındaki müvekkilinden uzaklaştırılarak ayrı bir alana çekilmiş, tüm kıyafetleri yırtılana kadar feci şekilde dövülmüş, bölgedeki OHAL de dayanak göstererek ölümle tehdit edilmiş, ters kelepçeyle uzun süre işkenceye uğratıldıktan sonra hiçbir işlem yapılmadan serbest bırakılmıştır. Serbest kalır kalmaz işkencecilerin isimlerini ve araç plakalarını not ettiği için ikinci kez topluca işkenceye uğramıştır” bilgilerini paylaştı.

    SUÇ DUYURUSU

    Avukatlara yapılan saldırının kabul edilemez olduğunu belirten Salman, şöyle devam etti:

    “Bu işkence onun nezdinde hukuka, avukatlığa ve halkın yaşam hakkı talebine yapılmıştır. Bu pervasızlığın ve zulmün hesabını sormak adına suç duyurusunda bulunduk. İşkencecilerden hesap soracağız. Yaşam nöbetlerinde halkın da dediği gibi ‘Narihna nehna hun’, Gitmedik, buradayız.”

    PİRHA / İZMİR

  • Gazeteci Çilem Küçükkeleş: Bir yüzyıl daha Aleviler yoktur diyemezsiniz-VİDEO

    Gazeteci Çilem Küçükkeleş: Bir yüzyıl daha Aleviler yoktur diyemezsiniz-VİDEO

    PİRHA-Gazeteci Çilem Küçükkeleş, 2022 yılının Aleviler açısından nasıl geçtiğini PİRHA’ya değerlendirdi. Çilem Küçükkeleş, 2022 yılının değişimin açığa çıktığı bir yıl olduğuna dikkat çekerek, “Umut ediyorum ki yeni bir yüzyılın cumhuriyeti kurulurken tıpkı kurultayda adı konulduğu gibi “demokratik bir cumhuriyet” aynı zamanda bu cumhuriyetin en büyük paydaşlarından birinin Aleviler olacağı bir yüzyıla doğru yol yürüyeceğiz” dedi.

    Alevilerin eşit yurttaşlık talebiyle yıllardır sürdürdüğü mücadele 2022 senesinde kendisini daha da görünür kıldı. Zorunlu din derslerine ilişkin açılan davalar, Alevilere yönelik sonu gelmeyen nefret söylemleri, demokratik Alevi hareketindeki kongreler, devletin Aleviler ve cemevlerine dönük çalışmaları, AKP’li cumhurbaşkanının kararıyla kurulan ve çok tartışılan Alevi, Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile seçimlere yaklaşınca hatırlanan Aleviler geride bıraktığımız yıl içerisinde konuşulan konu başlıkları oldu.

    Gazeteci Çilem Küçükkeleş de geride kalan 2022 yılının Aleviler açısından nasıl geçtiğini PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “KONGRELER YENİLENME AÇISINDAN ÖNEMLİDİR”

    Sözlerine “Her yıl gibi elbette ki 2022 de zor bir yıldı. Ama Aleviler açısından çeşitli değişimlerin olduğu bir yıldı” diyerek başlayan Küçükkeleş, dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisinden kaynaklı olumsuzluklara da değinerek, şunları söyledi:

    “Pandemi gibi çok ağır bir hastalık süreci geçirildi. Toplumsal bağların zayıfladığı, bir araya gelinemediği, bulaşıcı hastalıktan kaynaklı yan yana durulamayan ve büyük bir kısmı böyle geçen bir yıldı. Bir diğer önemli nokta ise 2015’ten beridir ağır bir atmosfer var Türkiye’de. Daha önce de ağırdı ama aslında adına ‘OHAL’ denilen, çok uzun süren, kaldırıldığı ifade edilen ama koşullarının Türkiye’de hala çok canlı yaşadığı bir yıl oldu 2022 de. Fakat şu tarz değişimler oldu. Pandemi süreci sonrası Türkiye’de çeşitli toplumsal hareketler başladı. Aleviler açısından da başladı ve uzundur kongre yapamayan Alevi hareketi bir kongre yapma imkanı buldu ki kongreler önemlidir. Yenilenme açısından, süreci tartışma, yeni dönemi kurma konusunda kongreler önemlidir. Bu kongreleri gerçekleştirebilme, pandemi sürecinin o ağır atmosferinin hafiflemesi, bir şekilde Türkiye’de siyaseten değişimin arzusunun her tarafa yansıması gibi Alevi kurumlarına da yansıdı ve çok hareketli bir baharla başladı.”

    “DEVLETİ MUTLAKA ZORLAMAK GEREKİYOR”

    Küçükkeleş, Mayıs ayında “Aleviler din, beden, cinsiyet, neşeden, kedere” başlığıyla İzmir’de yapılan sempozyumu da hatırlatırken, şöyle konuştu:

    “Kongrelerden hemen sonra üç büyük kurumun ortaklığıyla Mayıs ayında çok önemsediğim bir sempozyum gerçekleşti. “Aleviler din, beden, cinsiyet, neşeden, kedere” ismiyle kadınlarla, LGBTİ’lerle, farklılıklarla ilişkisi bir daha tartışıldı. Aynı zamanda bu sempozyumla beraber Türkiye’de, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasıyla ortaya çıkan boşlukta, her sorumluluğu devlete atan değil aynı zamanda kendi sorumluluğumuzu da yerine getirmemiz gerekir aklıyla, “Peki İstanbul Sözleşmesi yok. Biz bunu kendi içimizde nasıl işletir hale edeceğiz? Yani genelde “Devlet ne yapar?” diye uzundur bakıyordu tüm hak mücadeleleri yöntemleri. Ama biz anladık ki, devleti mutlaka zorlamak gerekiyor. Mutlaka talep etmek gerekiyor ama bununla beraber hem kendi iç demokrasimiz konusunda bir şeyler söylemek, aynaya bakmak hem de kendi yaşadığımız mekanlarda yaşatmak konusunda bir yol güzergahı çizmek gerekiyor. Alevi kurumları çok önemli bir sempozyumu gerçekleştirdiler. Buradan çıkan ve kamuoyuna yansıyan önemli kararlardan biri de cenazelerimizdi.

    Ortada kalan, çeşitli inanç merkezlerine alınmayan, hakaret edilen cenazelerle ilgili de şunu söyledi kurumlarımız: Kim olursa olsun kapımıza gelen her cenazeyi kendi istediği ritüelle biz Hakk’a uğurlayacağız kararı o sempozyumdan çıktı. Diğer önemli çıkan kararlardan biri de şuydu: Sempozyum yapıp bırakmayacağız. Buradan Alevi hareketi olarak kadın meselesine yönelik bir tutum belgesi inşa edeceğiz ve tutumumuzu tüm kamuoyuyla paylaşacağız. Bunlar önemli sonuçlardı. Çünkü çalıştaylar, sempozyumlar elbette ki gerçekleşirken çok değerli katkılar sunuyorlar ama orada bırakıp gitmek doğru değil. Bütün o tartışmalardan çıkan sonuçla önemli adımlar atmak gerekiyor.”

    “FESTİVALLER ALEVİ HAREKETİNİN TOPLUMSALLAŞMASINA YOL AÇTI”

    Yaz aylarında Türkiye’nin birçok yerinde gerçekleşen festivallere de değinen Küçükkeleş, bu tarz etkinliklerin topluma sağladığı katkıları şöyle aktardı:

    “Haziran, Temmuz ayları başladığında festivaller başladı. Aslında toplum bir araya gelerek o moral bozukluğunu, kederini biraz neşeye evrilten bir yol izledi. Değerli festivaller oldu. Dersim festivali valilik tarafından iptal edilse de toplum kendine göre kendi festivalini gerçekleştirdi. Varto’da yine çok değerli bir festival oldu. Öyle göründü ki Alevi kurumlarının yönetici kısmı açısından bir gün bile genel merkezlerinde oturamaz hale geldiler. Mütemadiyen hareket halindelerdi. Bu hareket hali önemli bir şeyi gerçekleştirdi. Alevi hareketinin toplumsallaşmasına yol açtı. İkincisi de Alevi hareketinin toplumla buluşması, toplumun da ilgisini yeniden demokratik Alevi hareketinin üzerine çekti. Bütün bu söylediklerim demokratik Alevi hareketi üzerine. Çünkü geri kalanının zaten böyle bir alanı, böyle bir mecrası, böyle bir niyeti de yok. Yani bir hak mücadelesi alanında değiller. Onlar sadece inancın nasıl yürüyeceği konusunda hizmet vermek istiyorlar. O yüzden de demokratik Alevi hareketinden hani bahsediyorum.”

    “HEDEFLERİ PARÇALI, BİRBİRİNİ GÖRMEYEN, BİRLİKTE DURMAYAN ALEVİ HAREKETİ”

    Küçükkeleş, AKP’nin birkaç yıldır Alevilere dönük geliştirdiği çalışmaların bu yıl somutlaştığı kararlara ilişkin ise şunları kaydetti:

    “Bu süreç içerisinde aynı zamanda Alevilere yönelik gelişen bir AKP hareketi de vardı. Bir dönem çok fazla Alevilere müdahale etmeyen, belki daha inisiyatifli davranan, karşısına almamaya çalışan AKP’nin aynı zamanda yürüttüğü bir çalışma vardı. Aslında bir araya gelen, toplumsallaşmaya çalışan Alevi hareketini biraz içeriden bölmek, parçalamak, tekleştirmek ki mesela gittikleri, ziyaret ettikleri cemevlerine de “Genel merkezinizden ayrılırsanız sizinle çok daha ilişki kurabilir; size çok daha rahat yardım edebiliriz” telkinlerinde bulundular. Anlaşıldı ki hedef parçalı, birbirini görmeyen, birlikte durmayan bir Alevi hareketine doğru yol izlemekmiş. Bunu niye yapıyorlar diye çok konuşuldu, tartışıldı. Niye yaptıkları konusu aslında döndü dolaştı bir torba yasa ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi meselesiyle ortaya çıktı. Alevilerin ziyaret ettikleri yerlerde çeşitli kurumsal eksikliklere yaptıkları yardımlar Alevilerin talepleri olarak topluma yansıtılmaya çalışıldı. Bu talepleri karşıladıklarını ifade ettiler. Toplamda karşısındakini yok sayan ama konu, çimento veriyorsa oradan bir talep sanki varmış gibi bir politika izlendi. Bu politika elbette ki Alevi toplumu tarafından çok büyük bir tepki ile karşılaştı. Cumhurbaşkanı’nın cemevi ziyaretleri yoğun eleştirildi. Bu cemevi ziyaretlerindeki görsel değişiklikler, mekana müdahaleler, oraya gitme hali, beraberinde gittiği heyeti vs. yoğun tartışmalara yol açtı. Oralardan, müjdelenen, torba yasa da Alevi kurumları açısından büyük bir itiraza neden oldu.”

    “TOPLUM HALA DEMOKRATİK BİR MECLİSİ İŞARET EDİYOR”

    AKP’nin adımlarına Alevilerin verdiği yanıt ise birçok ilde basın açıklamaları ve eylemler oldu. 8 Kasım günü ise eylem Ankara’ya TBMM önüne taşındı. Yapılan eylemleri “değerli” olarak niteleyen Küçükkeleş, şöyle konuştu:

    “Meclis önünde çok değerli bir eylem konuldu. Bu eylemin meclis önünde kurulmasının şöyle bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Türkiye toplumları hala demokratik bir meclisi işaret ediyorlar. Hala orayı muhatap almak istiyorlar ve itirazlarını orada dile getirmek istiyorlar. Bunu yaparken de sadece hani biz Alevilere bunu yapma anlamında değil yani. “Bu meclis işlesin” mesajı da bu eylemin içeriğinde vardı aynı zamanda. Cumhurbaşkanlığı kararnamesine itiraz da yine meclis önünden yapıldı. Aleviler sert bir müdahale gördüler o meclis önünde. Ama o sert müdahaleyle beraber çıkarılmak istenen torba yasayı, cumhurbaşkanlığı kararnamesini de yine aynı meclis önünde çöpe çevirdiler. Çünkü rızalık olmadan bir topluma herhangi bir faaliyetinizi dayatmanız mümkün değil. Bir şekliyle kendi medyasında çok büyük müjde gibi yansıttığı meselenin aslında Aleviler için hiçbir müjde olmadığını çok net bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde ifşa ettiler.

    Bu önemli ve kıymetliydi, uzundur en hareketli eylemiydi Alevi hareketinin de aynı zamanda. Bu hareketin çevresinde toplum toparlandı. Burada birlikte durma gayreti çok gelişti. Bu eylemden sonra yerelde çok sayıda toplantı yapıldı. Toplumla buluşuldu ve en nihayetinde burada konuşulanlar da bir kurultaya evrilerek bu çok yakın tarihe taşındı. Birlikte takip ettik. Değerli bir kurultay gerçekleşti 25 Aralık’ta. Gerçekleşen kurultayla beraber aslında Türkiye siyasetinde uzundur varlığını kabul ettiremeyen Aleviler, “Siz böyle kentlerin çeperlerinde olun, siz hele bir yerde durun, biz size haklarınızı zaten veririz” siyasetini reddettiğini, aslında kentin merkezine, göbeğine ve siyasetin kalbine doğru artık Alevilerin de cümle kurmak istediğini çok net ifade ettiği, benim açımdan kurultayın en önemli konularından biriydi.”

    “BİR YÜZYIL DAHA BİZSİZ BİR CUMHURİYET KURAMAZSINIZ”

    Küçükkeleş, 25 Aralık günü İstanbul’da gerçekleştirilen ‘Büyük Alevi Kurultayı’na da değinirken; “Bir geçmiş yüzyılın şeyi çok iyi tartışıldı. Aleviler neler yaşadılar geçmiş yüzyılda? Kurultaya gelen tüm seyirciler açısından da çok açıklayıcı ve ön açıcı oldu. Ama bir daha böyle bir şeyi bir yeni yüzyılda yaşamayacaklarını ifade ettikleri yer de oldu. Bununla ilgili yine takip ettiğimiz Hacıbektaş’ta da önemli bir toplantı gerçekleşmişti. Pirler, analarla da Ankara’da bir toplantı gerçekleşmişti. Toplumun toplamda ifade ettiği ve kurultaya gelen şey şuydu ki; “Bir yüzyıl daha Aleviler yoktur diyemezsiniz. Bir yüzyıl daha bize katliamlar yüzyılı çizemezsiniz. Bir yüzyıl daha bizsiz yeni bir cumhuriyet kuramazsınız” mesajı çıktı aslında toplamda” ifadelerini kullandı.

    “MADIMAK KATLİAMI SONRASI KİMİNLE YÜRÜDÜYSEK ONLARLA BİR ARADAYIZ”

    Alevi hareketinin 2023’e çok daha güçlü gireceğini söyleyen Küçükkeleş, Alevilerin kendi gündemlerini yaratmalarının öneminden de bahsetti. Küçükkeleş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Demokratik siyaset ve demokrasi mücadelesi cephesinden 2015’te beraber hızla uzaklaşan Alevi hareketi 2022’de tam tersi hızla buraya doğru bir yol çizdi. Çevresini, dostlarını genişleten bir çaba ve gayret çok gözle görülür hale geldi. Yalnızlaşan, kendini tartışan, kendi içinde mütemadiyen iktidar ve muhalefet hegemonyası yaşayan Alevi hareketi bir anda bütün bunların dışına çıkan, kendi kendiyle değil tam tersi kendisine bunu yaşatan sistemle bir mücadeleyle karşı karşıya geldi ki önemli. İşte burada dostları da çoğaldı. Burada birliktelikler de attı. Aslında nereye döndük dersek, Madımak katliamı sonrasında kiminle birlikte yürüdüysek bugün o yol arkadaşlarımızla yeni baştan bir araya gelmeye başladık. Bu değerli ve kıymetli. 2021, 2020 öncesi süreçlerde yaşanan gergin Türkiye atmosferinde aslında tartışamaz, konuşamaz, sürece dahil olamaz, kendi gündemini tutamaz haldeyken bir anda Türkiye gündemi daha büyük bir sıklıkla değişse de Aleviler gündemini ayakta tuttular. Kendi gündeminizi korumanızın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha fark ettiler, hem de fark ettirdiler. Türkiye gündemi çok sık değişse de Aleviler kendi gündeminde kaldılar ve buradaki bileşkeyi çoğaltmak, daha fazla sayıda birleşerek hareket etmek konusunda da bir yol çizdiler.

    Toplumda uzundur bunu öneriyor aslında. Hem tüm demokratik kitle örgütlerine, hem siyasi partilere hem de aslında toplumun her kesimine böyle bir kaostan çıkmanın yolu, yöntemi, birlikte olmak olduğunu tarif ettiler. Eskiden birlik deyince birbirine benzemeyi anlaşılır ve hiç bir araya gelinmez gibi gözükürken şimdi hiç birbirimize benzemesek de bir arada durmayı bilmeliyiz formülü hem Türkiye siyasetinin hem Alevi hareketini büyük oranda etkilediğini düşünüyorum. Bu dönüşüm, bu yol, yöntem bu kadar toplumsallaşan Alevi hareketi inanıyorum ki 2023’e çok daha büyük bir güçle girecek. 2023 açısından Türkiye siyasetine çok daha büyük dahil olacak. Umut ediyorum ki yeni bir yüzyılın cumhuriyeti kurulurken tıpkı kurultayda adı konulduğu gibi “demokratik bir cumhuriyet” aynı zamanda bu cumhuriyetin en büyük paydaşlarından birinin Aleviler olacağı bir yüzyıla doğru yol yürüyeceğiz. Her dönemden çok daha güçlü Türkiye siyasetine de, toplumuna da kendini hissettirdi diyebilirim.”

    “TÜM SİYASİ PARTİLERİN ALEVİ POLİTİKASI OLMAK ZORUNDA”

    Küçükkeleş son olarak seçim sürecine giren Türkiye’de, tüm siyasi partilerin bir Alevi politikası olması gerektiğini belirtirken, “Yani bu 25 Aralık kurultayı siyasi partiler açısından da çok büyük bir mesaj. Çünkü bu kurultaydan sonra Alevilerin söyledikleri sözlerden kaynaklı başka bir siyaset üretmek zorundalar. Hani eskiden “Siz yerinizde durun biz sizin için yaparız. İhtiyacınız neyse gideririz.” bir şekliyle en ilerisindeydi; HDP’nin “Verin temsilcilerinizi gelsinler, siyaset yapsınlar” meselesinin artık sona erdiğini düşünüyorum. Meselenin temsilci olduğu değil bundan sonra Türkiye’deki tüm siyasi partilerin artık bir Alevi politikası olmak zorunda olduğunu düşünüyorum. O kurultaya cevap olamayan siyasi partiler açısından da Türkiye’deki yalnız Alevi hareketinin değil Alevilerin artık başka bir yerden başka bir cevap vereceğini düşünüyorum” dedi.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • 900. hafta buluşması için Galatasaray’a yürüyen Cumartesi Anneleri’ne polis engeli-VİDEO

    900. hafta buluşması için Galatasaray’a yürüyen Cumartesi Anneleri’ne polis engeli-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, gözaltında kayıpları için gerçekleştirdiği eylemlerin 900. hafta buluşması için Galatasaray Meydanı’na yürümek isterken, İstiklal Caddesi’nde önleri polis ekipleri tarafından kesildi. Polis ayrıca alanı bariyerler ile kapatırken, birçok kişiyi gözaltına aldığı kaydedildi.

     

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların ise cezalandırılması talebiyle eylemlerini sürdüren Cumartesi Anneleri, 900. hafta buluşmasını Galatasaray Meydanı’na gerçekleştirmek isterken, polis meydan ve çevresini barikatlar ile kapattı.

    İstiklal Caddesi’nden Galatasaray Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen Cumartesi Anneleri’nin önü polis tarafından kesildi. Eyleme İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin ve Öztürk Türkdoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Zeynel Özen, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ile çok sayıda kişi katıldı.

    EREN KESKİN, ÖZTÜRK TÜRKDOĞAN DA GÖZALTINA ALINDI

    Avukatlar Eren Keskin ile Öztürk Türkdoğan’ın da aralarında olduğu birçok kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Öte yandan Cumartesi Anneleri’nin 900. hafta basın açıklamasını HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm okudu. Açıklama şu şekilde:

    “Biz dünyanın en barışçıl, en haklı mücadelesini yürüten anneleriz, evlatlarız, kardeşleriz, torunlarız, hak savunucularıyız… Galatasaray’da yaşlanan, Galatasaray’da büyüyen, Galatasaray’da doğanlarız. Devletin varlığını inkar ettiği sevdiklerimizi fotoğraflarıyla Galatasaray’ da yaşatanlarız Galatasaray’ı mekansız bırakılan sevdiklerimize mezar yeri yapanlarız. İşte bu yüzden Galatasaray bizimdir.

    “GALATASARAY BİZİMDİR”

    Devletin gözaltında kaybettiği sevdiklerimizi arıyoruz, Galatasaray bizim arayışımızın mekanıdır. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin başına geleden herkes bilsin ve bir daha asla yaşanmasın istiyoruz; Galatasaray bizim hakikat mekanımızdır Kaybedilen sevdiklerimiz ve onlara yaşatılanlar unutulmasın, tarihe not düşülsün istiyoruz; Galatasaray bizim hafıza mekanımızdır. İşte bu yüzden Galatasaray bizimdir!

    Sevdiklerimizi bizden alan zihniyetin devamcısı kendi yasalarını bile yok sayarak Galatasaray’ı da bizden almak istiyor. ‘Sevdiklerimiz nerede?’ çığlığımıza hukukla, adaletle cevap vermek yerine dört yıldır karşımıza copla, kalkanlar dikiliyor. Ama yanılıyorlar, evladını arayan bir anneyi, serdi arayan bir eşi, anne babasını arayan bir evladı, ablasını-ağabeyini arayan bir kardeşi, delesini-ninesini arayan birini kimse korkutamaz. Çünkü onların maruz kaldıklarından daha korkunç bir uygulama henüz icat edilmedi. 900. haftamız nedeniyle bir kez daha hatırlatıyoruz: Ne yaparsanız yapın, ‘Evlatlarımız nerede’ diye haykırmaktan asla ama asla vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın, ‘Evlatlarımızı kaybedenler cezasızlık zırhıyla korunman, bağımsız bir yargı önünde hesap versin!’ Ne yaparsanız yapın Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın, insanlığın vicdanında Galatasaray bizimdir.”

    Gözaltına alınan kişiler ise şöyle: Eren Keskin, Öztürk Türkdoğan, Gülseren Yoleri, Hanife Yıldız, Besna Tosun, Jiyan Tosun, Maside Ocak, Ali Ocak, İrfan Bilgin, Hasan Karakoç, İkbal Eren, Mikail Kırbayır, Zeynep Çelik, Arat Dink, Jiyan Kaya, Davut Arslan.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHSDA: Hak savunuculuğu suç değildir-VİDEO

    İHSDA: Hak savunuculuğu suç değildir-VİDEO

    PİRHA-İHD Diyarbakır Şubesi’ne yapılan polis baskınında gözaltına alınan şube üyesi Ferhat Berkpınar’ın serbest bırakılması çağrısında bulunan İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı, “Bu olay, yargı marifeti ile hak savunucularına yönelik baskının sürdürüldüğünü göstermektedir. Yargı, verdiği hukuka aykırı kararlarla hukuka aykırı işlemlere zemin hazırlamakta, böylece hak savunuculuğu engellenmeye, hak savunucuları susturulmaya çalışılmaktadır” ifadelerini kullandı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nin Yenişehir ilçesinde bulunan binasına yapılan polis baskınının ardından İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Ferhat Berkpınar gözaltına alındı.

    Hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan Berkpınar Adıyaman’a götürüldü. İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı (İHSDA) polis baskınına ilişkin İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya, birçok insan hakları kurumu ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de katıldı.

    “HAK SAVUNUCULARINA YÖNELİK BASKILARA SON VERİLSİN”

    İHSDA adına Tarık Beyhan‘ın okuduğu açıklama ise şöyle:

    “Hak savunucularına yönelik baskılara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Dernek faaliyetleri kapsamında yaptığı açıklamalar gerekçesi ile İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanlarına açılan soruşturma ve davalar devam ederken, şube faaliyetleri de suç olarak gösterilmekte, yönetici ve üyeleri üzerindeki baskı artırılmaktadır. Bu çerçevede 3 Şubat günü sabah saatlerinde İHD Diyarbakır Şubesi’ne yapılan hukuka aykırı baskın, hukuka aykırı arama ve el koyma işlemleri ve sonrasında Yönetim Kurulu Üyesi Ferhat Berkpınar’ın gözaltına alınmasına itiraz ediyoruz. Hak savunucularına yönelik baskılara son verilmesini ve Ferhat Berkpınar’ın serbest bırakılmasını istiyoruz.

    İHD ve TİHV tarafından “Kurumlarımızın avukatları gerekli itiraz ve şikayetlerde derhal bulunacaklardır” denilerek yapılan açıklamaya göre; “İHD Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ferhat Berkpınar hakkında Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hakimliği kararı ile Ferhat Berkpınar’ın gözaltına alınması ve ev ve iş yerinde arama kararı verilmiştir.

    İHD DİYARBAKIR ŞUBESİ, BERKPINAR’IN KİŞİSEL İŞ YERİ DEĞİLDİR

    Kararda Ferhat Berkpınar’ın iş yerinin sanki İHD Diyarbakır Şube ofisiymiş gibi yazılması iyi niyetli olmayıp, insan hakları çalışmalarının suçlulaştırılmasını amaçlayan bir hukuk oyunudur. CMK’nın ilgili hükümleri gereği, bir kişi ile ilgili soruşturmada ancak ve ancak üstü, evi, işyeri ve arabası aranabilir. Bunun dışında arama kararı çıkarılması kanunun açık ihlalidir. Gönüllü olarak çalışma yürüttüğü İHD Diyarbakır Şubesi, Ferhat Berkpınar’ın kişisel iş yeri değildir.

    Nitekim bu karara istinaden, İHD Diyarbakır Şubesi’nin ofisi sabah saatlerinde, şube başkanına haber verilmeden çilingir marifetiyle açtırılmış ve ofiste arama işlemi yapılmıştır. İşlem sırasında şube yönetim kurulu üyesi Ferhat Berkpınar’ın odası dışında, şube girişinde bulunan şube çalışanına ait masada da arama yapılmış ve böylece arama kararının dahi dışına çıkılmıştır. Arama başladıktan sonra şube binasına gelen şube başkanı ve dernek avukatlarının aramanın hukuka aykırı olduğu ve arama kararı dışına çıkılarak arama yapıldığına dair itirazları arama tutanağına yazılmamış ve böylece bir hukuka aykırılık daha gerçekleştirilmiştir.

    FERHAT BERKPINAR SERBEST BIRAKILSIN

    Bu olay, yargı marifeti ile hak savunucularına yönelik baskının sürdürüldüğünü göstermektedir. Yargı, verdiği hukuka aykırı kararlarla hukuka aykırı işlemlere zemin hazırlamakta, böylece hak savunuculuğu engellenmeye, hak savunucuları susturulmaya çalışılmaktadır.

    Hukuku savunması gereken yargının iktidarın baskı politikalarına araç olması kabul edilemez, evrensel insan hakları norm ve ilkelerinin uygulanmasını, hak savunuculuğuna ve hak savunucularına yönelik baskının sonlandırılmasını, gözaltına alınan İHD Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ferhat Berkpınar’ın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • CHP’den ‘kadın raporu’: İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak hak ihlallerini artırdı

    CHP’den ‘kadın raporu’: İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak hak ihlallerini artırdı

    PİRHA-CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca tarafından hazırlanan kadın raporunda, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla hak ihlallerinin arttığı belirtildi. Raporda, “Üniversite öğrencisi Gülistan Doku iki yıldır bulunamazken, Aleyna Çakır cinayetinin şüphelisi Ümitcan Uygun serbest bırakıldıktan sonra Esra Hankulu’nu öldürdü. İpek Er’in faili Musa Orhan’a iyi hal indirimi verildi” denildi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, “Kazanımları Kaybetmeme ve Hak Mücadelesi’nin Özneleri: 2021’de Kadınlar Raporu” başlıklı bir rapor hazırladı. Karaca, raporunda Covid-19 salgını ve ekonomik kriz koşullarında artan hak ihlallerinden en olumsuz etkilenenlerin başında kadınların geldiğine dikkat çekerken; “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararıyla hak ihlalleri arttı” dedi.

    “2021’DE EN AZ 367 KADIN, ERKEKLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ”

    2021 yılında en az 367 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü belirtilen raporda, 217 kadının ise şüpheli şekilde ölü bulundukları kaydedildi. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda olduğu 18 yıllık süreçte erkeklerin en az 6 bin 732 kadını öldürdüğü belirtildi. Raporda şu tespitlere yer verildi:

    “Geçen 10 yılda, 10 kadından biri en az bir kere en az bir cinsel şiddet türüne maruz bırakıldı. Kadınların yüzde 38’i şiddet mağduru. Beş kadından biri fiziksel şiddet görüyor. Sağlık alanında çalışan kadınların yüzde 46’sı fiziki, yüzde 26’sı ise cinsel şiddete uğradı.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇIKILMASI HAK İHLALLERİNİ ARTIRDI”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararıyla hak ihlalleri arttı. Karakollara yapılan şikâyetlerde acil ve gerekli müdahalelerin yapılmadığı görüldü. Toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadının insan haklarını yok sayan politikaların benimsenmesi, kadını güçsüz kılmaya neden oldu.

    “KADINLAR, DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİNE ERİŞEMEDİ”

    Yaklaşık 12 milyon kadın koronavirüs sürecinde doğum kontrol yöntemlerine erişemedi ve bu, dünyada 1,4 milyon istenmeyen gebeliğe yol açtı. Her yıl 570 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konuluyor ve Türkiye’de HPV aşısı Ulusal Aşı Programı’na dahil değil.

    “DÖRT KADINDAN BİRİ KAS VE İSKELET HASTALIKLARI YAŞIYOR”

    Metal sektöründeki kadınlar erkeklere göre daha fazla hasta oluyor, dört kadından biri kas ve iskelet hastalıkları yaşıyor. Kadınların sağlık hizmetine erişimde zorlandıkları, yoksullaştırıldıkları, ücretsiz bakım emeğinin dramatik biçimde arttığı görüldü. Salgın, döneminde aile içindeki şiddet yaygın şekilde devam etti. Kadınların yüzde 73’ü şiddetin en az biçimine maruz kaldı.

    “11 KADIN GAZETECİ ÖLDÜRÜLDÜ”

    Türkiye, parlamentolarda kadın milletvekili oranı sıralamasında 122. sıradan 129’a geriledi. Bakanlıklardaki kadın istihdam oranı yüzde 16’da, yerel yöneticiler arasında ise yüzde 3’te kaldı. Tartışma programlarının yüzde 77’sinde hiç kadın konuk yer almadı. Üniversitelerde kadın profesörlerin oranı yüzde 32,5 olurken, kadrolardan yalnızca 3,94’ü yöneticilik görevinde. 13 üniversitede kadın profesör yok, rektörlerin ise yüzde 8’i kadın. Kadın gazetecilerin maruz kaldığı şiddet yüzde 150’den fazla artarken, 11 kadın gazeteci öldürüldü.

    “EV İŞÇİSİ KADINLAR SOSYAL GÜVENCEDEN MAHRUM”

    Kadınların dörtte biri çalışma yaşamında asgari ücrete bile ulaşamadı. Ev işçisi kadınlar sosyal güvenceden mahrum kaldı. Salgın başından bu yana 600 bin ev işçisi kadın işsiz kaldı. Tarım alanında çalışan kadınların yüzde 94’ünün sigortası yok. Hükmedilen nafakaların yüzde 79’u kadınlara ödenmedi. Kadınların sorunlarına ilişkin haberler yetersiz kaldı.

    “LGBTİ+ BİREYLER KÖTÜ MUAMELEYE MARUZ BIRAKILDI”

    LGBT+ bireyler tarafından yapılmak istenen en az 18 toplantıya kolluk güçleri müdahale etti. Bu nedenle 164’ten fazla kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. Beyoğlu Kaymakamlığı 19. Onur Yürüyüşü’nü yasakladı, onlarca insan yürüyüşten saatlerce önce gözaltına alındı, darp edildi. Eskişehir’deki yürüyüşte 20 kişi gözaltına alındı.

    “GÜLİSTAN DOKU İKİ YILDIR BULUNAMADI”

    Kadın cinayetleri yaptırımsız kaldı. Şüpheli ölümler ve kayıplar hakkında yeterli soruşturma yapılmadı. Üniversite öğrencisi Gülistan Doku iki yıldır bulunamazken, Aleyna Çakır cinayetinin şüphelisi Ümitcan Uygun serbest bırakıldıktan sonra Esra Hankulu’nu öldürdü. İpek Er’in faili Musa Orhan’a iyi hal indirimi verildi.

    “AYRIMCI VE CİNSİYETÇİ SÖYLEMLER ÇOKÇA YER ALDI”

    Ayrımcı ve cinsiyetçi söylemler yıl boyu her alanda çokça yer aldı. Cumhurbaşkanı, hükümet yetkilileri, siyasetçilerce çok sayıda ayrımcı söylemde bulunuldu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Kadın cinayetleri yüzde 21 azaldı” derken, Diyanet “evlenme niyeti olan kişilerin birbirlerinin mahrem yerlerine fikir verecek ölçüde bakabileceği” açıklamasını yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, LGBT bireylerine “Yok böyle bir şey” derken, “Belki bayanlar bile uzaya gidebilir” beyanı da dikkat çekti. Ayasofya başimamının “Kuran ailenin yönetimini erkeğe verir” söylemleri kimi yazarlarca destek gördü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aydın Deniz: Çağrımızı yalnız basın metinleri ile değil, sokaklarda da göstermeliyiz

    Aydın Deniz: Çağrımızı yalnız basın metinleri ile değil, sokaklarda da göstermeliyiz

    PİRHA- AİHM’in Türkiye’deki Alevilere ilişkin verdiği hak ihlalleri kararlarının görüşüleceği 30 Kasım’daki Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı öncesi konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Türkiye’de ayrımcılığın devam ettiği bir süreçte yasal olarak kazanılmış bir hakkımız var. Uygulanması yönündeki çağrılarımızı da sadece basın metinleri ile değil sokaklarda göstermeliyiz” dedi.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’deki Alevilere ilişkin verdiği hak ihlalleri kararlarının uygulanıp, uygulanmadığını denetleyeceği 30 Kasım’daki toplantısı öncesi PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Deniz, AİHM kararlarının uygulanması yönündeki çağrıların yalnız basın açıklamaları ile değil, sokaklarda dile getirilmesi gerektiğini vurguladı.

    “YALNIZ BASIN METİNLERİ İLE DEĞİL SOKAKLARDA DİLE GETİRMELİYİZ”

    Sürecin netleşmesi konusunda sadece Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne iş düşmediğini kaydeden Deniz, “Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketine de iş düşüyor. Bu davalar için senelerdir maddi, manevi emekler harcandı. Bunun karşılığını bulması gerekiyor. Türkiye’de ayrımcılığın devam ettiği bir süreçte yasal olarak kazanılmış bir hakkımız var. Uygulanması yönündeki çağrılarımızı da sadece basın metinleri ile değil sokaklarda göstermemiz gerekiyor.

    30 Kasım’da Türkiye’de eş zamanlı olarak eylemler yapıp, AİHM kararlarının uygulanması konusunda taleplerimizi dile getirmeliyiz. Avrupa Konseyi’nden de beklentimiz, AKP’nin bu konuda zaman kazanmaya dönük adımlarının önüne geçecek yaptırımları almasıdır. Bugün pandemiyi bahane eden iktidar, pandemiden önce de hiçbir adım atmadı” diye konuştu.

    1558 CEMEVİNİN ZİYARETİ: AMAÇ BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURMAK

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı öncesi İçişleri Bakanlığı tarafından 58 ilde 1558 cemevinin ziyaret edilmesi ve sonrasındaki gelişmeleri değerlendiren Deniz, “Amaç, bir taşla iki kuş vurmak” dedi.

    Deniz şunları söyledi:

    “İlk olarak amaçları, kendi Alevisini yaratmak ve onlar üzerinde hüküm sürmek. İkincisi de Bakanlar Konseyi’ne bir şeyler yaptığını göstermek. Süreci uzatmanın peşindeler. Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi gerekiyor. Kültür merkezi statüsü verilerek oyalamaları kabul etmiyoruz.”

    BARIŞ KOP / İSTANBUL

  • PSAKD Genel Merkezi: Göksel Fidan yalnız değildir, serbest bırakılsın

    PSAKD Genel Merkezi: Göksel Fidan yalnız değildir, serbest bırakılsın

    PİRHA-Gazi Şehitleri Cemevi’nin eski başkanı Göksel Fidan’ın gözaltına alınmasından sonra bir açıklama yayımlayan PSAKD Genel Merkezi, “Şeriata karşı demokrasi, sömürüye karşı özgürlük mücadelesini devrimcilerle omuz omuza vermeye devam edeceğiz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak mazlumun yanında zalimin karşısında olduk” ifadelerini kullandı. PSAKD, Fidan’ın derhal serbest bırakılmasını istedi. 

    İstanbul Sultangazi’de bulunan Gazi Şehitleri Cemevi’nin eski başkanı Göksel Fidan‘ın gözaltına alınmasına ilişkin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi bir açıklama yayımladı. “Aleviler, tüm baskı, katliam, sürgün ve işkencelere rağmen özgürlük ve demokrasi mücadelesini devrimcilerle birlikte veren bir halktır. Çünkü Aleviler bilir ki, devrimciler halkın gerçek dostlarıdır” ifadelerinin yer verildiği açıklamada Fidan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunuldu.

    “ALEVİLER, ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ DEVRİMCİLERLE BİRLİKTE VERİR”

    PSAKD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “Eşitlik adalet ve demokrasi gibi değerleri bünyesinde üretip çoğaltarak yaşayan Aleviler, her dönem şeriatın ve faşizmin hedefi olmuştur. Tüm baskı, katliam, sürgün ve işkencelere rağmen özgürlük ve demokrasi mücadelesini devrimcilerle birlikte veren bir halktır. Çünkü Aleviler bilir ki, devrimciler halkın gerçek dostlarıdır. Pir Sultan Abdal örgütlülüğü, nerede bir hak ihlali, nerede bir faşist baskı varsa, mazlumun yanında zalimin tam karşısında olmuştur. Bu günde durum farklı değildir.

    Ülkeyi adeta açık cezaevine dönüştüren iktidar, muhalif olan kim varsa susturmak için her yolu deniyor. Cemevlerimizi minaresiz camiye çevrime çabası da, kurum yöneticilerimize açılan davalarda, tehditler de bunları amaçlamaktadır. Bu bağlamda özellikle İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki Alevi ve devrimcilerin direnişini kıramayan iktidar, kurum başkanlarımıza davalar açıyor, tutukluyor. Bunun son örneğini Gazi Şehitleri Cemevimizin uzun yıllar başkanlığını yapmış Göksel Fidan’ı gözaltına alarak göstermiştir.

    AKP zihniyeti ortadadır ve nettir. Daha dün Isparta’da Cemevi açılışında genel başkanımızı kürsüden indirmeye çalışan zihniyet ne ise, üyelerimizi tutuklayan davalar açan zihniyet de aynıdır. Göksel Fidan yıllardır Gazi Mahallesi’nde yaşayan ve herkes tarafından tanınan biridir. Eğer hakkında bir iddia varsa savcılığa çağırıldığı taktirde pekala gidip ifade verecektir. Fakat buna rağmen evi saat sabahın 6’sında basılarak gözaltına alınıyor.

    Gazi Mahallesi yakın tarihte Alevi katliamına uğratılmış bir mahalledir ve Pir Sultan örgütlülüğü için kırmızı çizgidir. Tıpkı, Ümraniye gibi, tıpkı Gülsuyu, Sarıgazi, Okmeydanı gibi. Altını çizerek belirtelim ki;
    ülkemizde faşizm dinci gericilikten beslenmektedir. Toplumun demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi değerlerden uzaklaşarak gericileştirilmesi Alevilerin baskı altına alınmasıyla paralel devam etmiştir. Bir taraftan devrimciler susturulmaya çalışılırken, bir taraftan da zaten yasaklı olan Alevilik kuşatma altına alınıyor.

    Tüm bunların karşısında Aleviler devrimcileri, demokratları her yerde ve koşulda desteklemeye devam etmektedir. Bizler özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha haykırırken, baskılara, hak ve hukuksuzluğa karşı mücadelemize devam edeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz.

    Şeriata karşı demokrasi, sömürüye karşı özgürlük mücadelesini devrimcilerle omuz omuza vermeye devam edeceğiz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak mazlumun yanında zalimin karşısında olduk. Göksel Fidan yalnız değildir. Derhal serbest bırakılmalıdır. Yezid varsa Hüseyin de vardır. Hınzır Paşalar varsa Pir Sultanlar’da vardır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Av. Gülseren Yoleri: Galatasaray’daki bariyerler kaldırılmasaydı da biz meydana çıkacaktık

    Av. Gülseren Yoleri: Galatasaray’daki bariyerler kaldırılmasaydı da biz meydana çıkacaktık

    PİRHA-160 haftadır yasaklı olan Galatasaray Meydanı’ndaki polis bariyerleri dün gece alandan kaldırıldı. İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri konu ile ilgili olarak PİRHA’ya yaptığı açıklamada “Bariyerlerin kaldırılması olayı olmasaydı da biz meydana tekrar çıkacaktık. 25 Ağustos 2018 tarihinden bu yana barışçıl gösteri hakkımız, ifade özgürlüğümüz kısıtlandı; hakikat ve adalet mücadelemiz engellenmeye çalışıldı. Bir yanlıştan dönülüyor. Ertesi hafta tekrardan kapatılsa bile haklarımızı sokakta savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 27 Mayıs 1995 tarihinden itibaren her hafta cumartesi günü İstanbul Taksim’deki Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri’ne 25 Ağustos 2018 günü müdahale edilmişti. 700’üncü hafta buluşmasına yönelik polisin biber gazı ve plastik mermilerle gerçekleştirdiği müdahalenin ardından meydan demir bariyerlerle kapatılmıştı.

    160 haftadır yasak olan meydandaki bariyerler dün akşam saatlerinde kaldırılırken, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “BARİYERLER KALDIRILMASAYDI DA GALATASARAY’A ÇIKACAKTIK”

    “‘Gözümle görmeden inanmam’ diyerek sabah alana gittim” diyen Yoleri, “Bariyerlerin kaldırılması olayı olmasaydı da biz meydana tekrar çıkacaktık. Bunu konuştuğumuz bir dönemdeydik. Çünkü hukuka aykırı bir yasak kararı var. Buna karşı başlattığımız hukuk mücadelesi devam ediyor. Bu mücadele devam ederken, bir yandan da hakkımızı meydanda dile getirmek için bir takım faaliyetlerimiz olacaktı. Bariyerlerin kaldırılmış olması, haklarımızı şiddet görmeden kullanabilmemiz açısından yapabileceklerimizin olduğunu gösterdi” diye konuştu.

    “25 EYLÜL CUMARTESİ GÜNÜ BÜYÜK İHTİMALLE MEYDANA ÇIKACAĞIZ”

    Yoleri, 25 Eylül Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’na çıkacaklarını söylerken, “Büyük ihtimalle bu hafta Galatasaray’a çıkarız. Bunun planını meydan kapalı olmasına rağmen zaten yapıyorduk. Üç yılı aşkın bir süreden bahsediyoruz. Hukuka aykırı bir şekilde 25 Ağustos 2018 tarihinde yasak ve müdahale söz konusu olmuştu. O tarihten bu yana bizim hem barışçıl gösteri hakkımız kısıtlandı hem ifade özgürlüğümüz kısıtlandı hem de hakikat ve adalet mücadelemiz engellenmeye çalışıldı. Bütün bunlar yapılırken de devlet hem anayasaya hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı hareket etti. Dolayısıyla hak ihlali yaptı” dedi.

    “ERTESİ HAFTA TEKRARDAN KAPATILSA DAHİ HAKLARIMIZI SOKAKTA SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Galatasaray’ın açılması konusunda Ankara’da pek çok görüşmenin gerçekleştiğini belirten Yoleri, “Biz her açıklamamızda ve sürdürdüğümüz mücadelede bütün bu hukuksuzlukların altını çizdik. Hak ihlalinin önlenmesini istedik. Bugün aslında bütün bu girişimlerin bir sonucuyla karşı karşıyayız. Bir yanlıştan dönülüyor. Yanlıştan dönülmesi anlamında olumlu buluyoruz ve umuyoruz ki bu durum kalıcı olacak.

    Ertesi hafta tekrardan kapatılmamasını umuyoruz. Öyle bile olsa biz haklarımızı meydanda, sokakta savunmaya devam edeceğiz. Pandemi bizi bir süre sokaklardan uzak bıraktı ama önümüzdeki süreç hayatın daha olağan devam ettiği bir süreç ve biz de olağan faaliyetlerimize geri döneceğiz” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Diyarbakır’daki avukatlara müdahaleye 78 barodan ortak tepki: Savunmaya saldırı kabul edilemez

    Diyarbakır’daki avukatlara müdahaleye 78 barodan ortak tepki: Savunmaya saldırı kabul edilemez

    PİRHA-78 baro ortak bir açıklama yayımlayarak, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyelerini talimatla duruşmadan zorla çıkaran Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının görevden uzaklaştırılmasını istedi. Açıklamada, “Hiçbir kişi veya kurum; savunma görevini yapan avukatı görevini yapmaktan alıkoyamaz, engelleyemez, avukata fiziki saldırı ve hakarette bulunamaz” denildi.

    Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bir duruşmada, mahkeme başkanı tarafından müdafi avukatlara yönelik tutum ile ilgili olarak görüşmek üzere salona giden Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyeleri mahkeme başkanının talimatıyla polisler tarafından zorla dışarı çıkarıldı.

    “SAVUNMAYA SALDIRI KABUL EDİLEMEZ”

    Aralarında İstanbul, İzmir, Ankara, Diyarbakır ve Dersim barolarının da olduğu toplamda 78 baro, “Savunmaya saldırı kabul edilemez” başlığıyla bir açıklama yayımladı.

    Açıklamada 13 Eylül günü gerçekleşen olaya ilişkin bilgiler verilirken; “13 Eylül 2021 tarihinde Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonunda; mahkeme başkanı tarafından müdafi avukatlara yönelik ön yargılı tutum ve saldırgan tavır üzerine Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyeleri, konuyu görüşmek için duruşma salonuna gittiklerinde mahkeme başkanı aynı tutumunu baro başkanı ve yöneticilerine karşı sürdürmüştür.

    Mahkeme başkanı tarafından Diyarbakır Baro Başkanı Av. Nahit Eren ile duruşma salonunda bulunan avukatların duruşmadan çıkartılmalarına ilişkin polislere talimat verilmesi üzerine, polis memurlarınca baro başkanına, baro yöneticilerine ve avukatlara yönelik fiziki saldırı ve hakaretlerde bulunulmuştur” denildi.

    “AVUKATLIK, HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TEMİNATIDIR”

    Adil yargılanma hakkının gerçekleşebilmesi için öncelikle hak arama özgürlüğünün gerçek bir özgürlük olarak kullanılması gerektiği bildirilen açıklamada; hukuki dinlenilme hakkının tanınması, şüphelinin veya sanığın, hakkındaki tüm delilleri görebilmesi ve delillere karşı sözünü söyleme hakkının bulunması, savunması için delil sunabilmesi ve delillerin de toplanmasının zorunlu olduğu kaydedildi.

    “Avukatlık mesleği savunma hakkının, adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün teminatıdır” ifadesinin yer verildiği açıklamada, avukatların özgür ve etkili olamadığı bir toplumda hiç kimsenin özgürlüğünün garanti altında olmadığı belirtildi.

    “DİYARBAKIR 9. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANI VE OLAYDA YER ALAN POLİSLER GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILMALI”

    78 baronun ortak açıklamasında son olarak şu ifadeler kullanıldı; “Hiçbir kişi veya kurum; savunma görevini yapan avukatı görevini yapmaktan alıkoyamaz, engelleyemez, avukata fiziki saldırı ve hakarette bulunamaz.

    Avukatın görevi; hukuk devletinin bireylere sağladığı güvenceleri korumak, bu hak ve güvencelerin kullanılmalarını sağlamaktır.  Avukatların mesleki faaliyetlerinin engellenmesi, duruşma salonundan fiziki saldırı ve hakaretlere maruz bırakılarak çıkartılmaları gibi kabul edilemez tutum ve anlayışlara karşı mücadelede etme konusundaki kararlığımızı bir kez daha tüm kamuoyuna duyurmaktayız.

    Hukuk devletini, adil yargılanma hakkını, savunmayı, mesleğimizi ve meslektaşlarımızı savunmaktaki kararlılığımız bilinmelidir. Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının ve olayda yer alan kolluk görevlilerinin ivedilikle görevden uzaklaştırılmaları ve haklarında gerekli adli ve idari soruşturmanın başlatılması gerektiğini kamuoyu ve ilgililerin bilgisine sunarız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevilik, biatı kabul etmeyen bir değer olduğu için gelecek bizimdir’-VİDEO

    ‘Alevilik, biatı kabul etmeyen bir değer olduğu için gelecek bizimdir’-VİDEO

    PİRHA- Seyit Sabun Ocağı evlatlarından Mehmet Seyitalioğlu, Avrupa’da Alevi hakikatinin kabul görmesinin hem yapılan çalışmalara hem de o ülkedeki hukuk ve özgürlüklerin toplamında ortaya çıkan bir gerçeklik olduğunu ifade etti. Seyitalioğlu, “Doğru şekillenmiş, temelinde Hakk’ı esas alan, hiçbir zaman biatı kabul etmeyen bir değer olduğu için gelecek bizimdir” dedi.

    Almanya’nın Kuzey Ren Vestelya Eyaleti Parlamentosu’nda alınan kararla Alevilere kamu tüzel kişiliği verildi. Böylece Aleviler Almanya’da bir inanç toplumu olarak en üst seviyeden tanınmış oldu.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Başkanı Hüseyin Mat’ın belirttiğine göre, Aleviler Almanya’da bu tarihi kararla; kiliseler hangi haklara ve yetkilere sahiplerse, cemevleri, Aleviler de aynı haklara ve yetkilere sahip oldular ve Alevi inancı ve değerleri Almanya’da devletin teminatı altına, anayasal güvenceye alınmış oldu.

    Konuya dair PİRHA’ya konuşan Seyit Sabun Ocağı evlatlarından Mehmet Seyitalioğlu, demokrasi, hak, hukuk, eşit yurttaş olma bilinci toplumsallaştıkça bir yerlere gelinebileceğini belirtti.

    “AVRUPA’DA İNANÇLAR HERHANGİ BİR KURUMUN VE DEVLETİN GÜDÜMÜNDE DEĞİL”

    Seyitalioğlu, Avrupa’da Alevi hakikatinin kabul görmesinin hem yapılan çalışmalara hem de o ülkedeki hukuk ve özgürlüklerin toplamında ortaya çıkan bir gerçeklik olduğunu ifade ederek, “Bu kazanım özünde toplumun geçtiği tarihsel süreçten kaynaklı bir demokrasi olgusudur. Avrupa’da şunlar anlaşıldı ki inançlar herhangi bir kurumun ve devletin güdümünde değil” dedi.

    “BİATI KABUL ETMEYEN BİR DEĞER OLDUĞU İÇİN GELECEK BİZİMDİR”

    Alevilerin kendilerini, özgürce karar vereceği, biçimlendireceği, ritüellerini yaşatacağı bir ortam var ederek biçimlendirdiğinin altını çizen Seyitalioğlu, şunları ifade etti:

    “Avrupa’daki canlar bir araya gelerek, güç birliği yaparak böyle bir kazanımı yaşamsallaştırmışlardır. Avrupa’daki bu kazanım bir gün Türkiye’de de olabilir mi? Umutsuz, karamsar değilim ama bu nereden geçer? Türkiye’nin demokratikleşmesi ve kendi talebimiz olan bu inancın yaşamsallaşması için bir defa devletin bu bütün dinlerden elini çekmesi gerekir. Ankara’da birilerinin emriyle yazılmış bir hutbe yazılarak illere, müftülere göndererek okutulacak durumdan kurtulması gerekir. Kendi özgünlüğünde ‘yol bir sürek binbir’ inancının ve kültürünün gerektirdiği şekilde yaşatması en doğalıdır. Türkiye’de bu olur mu? Olması mümkündür. Ne zaman ki biz demokratik hak ve özgürlüklerin yaşamsallaştırırsak mümkün olur. Çünkü doğru şekillenmiş, temelinde Hakk’ı esas alan, hiçbir zaman biatı kabul etmeyen bir değer olduğu için gelecek bizimdir. İnanıyorum ki yarınlar bizim olacak. Sünni’si ile Alevi’siyle, Hanifi’siyle, Hristiyan’ıyla bütün inanç mensupları farklı bir arada yaşayacağı ve hoşgörünün hayat kazanacağına inanıyorum. Zira bizim tarihimizde var.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Kılıçdaroğlu: Bu ülkeye gerçek anlamda hakkı, hukuku, adaleti ve demokrasiyi getireceğiz-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Bu ülkeye gerçek anlamda hakkı, hukuku, adaleti ve demokrasiyi getireceğiz-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’li Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin açıklama yaparak, “CHP olarak biz, koşullar ne olursa olsun, demokrasiyi, hukuku ve adaleti sonuna kadar savunacağız. Ne olursa olsun, hangi bedel, engel çıkarılırsa çıkarılsın bu ülkeye gerçek anlamda hakkı, hukuku, adaleti ve demokrasiyi getireceğiz. Bunda kararlıyız, bedeli ne olursa olsun, bu bedeli ödemeye de razıyız” dedi.

    Haberin videosu;

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven ve HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları ile CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun vekilliğinin düşürülmesine dönük tepkiler yükselirken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan videolu açıklamada bulundu.

    “BU MEMLEKETE GERÇEK BİR DEMOKRASİ GELİNCEYE KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Kılıçdaroğlu, Berberoğlu’nun haksız yere milletvekilliğinin düşürüldüğünü, bunun hukuka ve anayasaya aykırı olduğunu ifade ederek, şunları vurguladı:

    “Berberoğlu’nun milletvekilliği haksız ve hukuksuz şekilde düşürüldü. Enis Berberoğlu ne yaptı? Saygın bir gazeteci ve siyasetçi. Türkiye’yi, koşullarını, tarihini bilen değerli bir insan Enis Berberoğlu. Haksız ve adaletsiz yere mahkum edildi. Demokrasi ve adaletin olmadığı yerde, bu tür olaylarla karşılaşıyoruz. CHP olarak biz, koşullar ne olursa olsun, demokrasiyi, hakkı, hukuku ve adaleti sonuna kadar savunacağız. Daha önce söylemiştim; bu memlekete gerçek bir demokrasi gelinceye kadar mücadele edeceğiz. Bu memlekete hak, hukuk ve adalet gelinceye kadar mücadele edeceğiz. Yine söylemiştim; bu mücadelede eğer bir bedel ödenecekse, o bedeli önce CHP’liler ödeyecektir. Enis Berberoğlu, o bedeli ödeyenlerden birisidir” dedi.

    “ÜLKEYE GERÇEK ANLAMDA HAKKI, HUKUKU, ADALETİ VE DEMOKRASİYİ GETİRECEĞİZ”

    Berberoğlu’nun Yargıtay kararından sonra tekrar milletvekili seçildiğine dikkat çeken Kılıçdaroğlu, şunları belirtti:

    “Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Haksızlığı oraya götürdü. Adalet, hak, hukuk istiyordu. Anayasa’nın 83’üncü maddesi şöyle söylüyor; tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma Meclis’in yeniden dokunulmazlığını kaldırılmasına bağlıdır. Bu kadar açık. Bu maddenin gereği yapıldı mı, yapılmadı. Çünkü adaletin olmadığı yerde hukuk da olmuyor. Adaletin olmadığı yerde Anayasa da olmuyor. Adaletin olmadığı yerde TBMM vesayetten kurtulamıyor. Adaletin olmadığı yerde yargı vesayet altında. Ama benim bu millete bir sözüm var. Ne olursa olsun, hangi bedel, engel çıkarılırsa çıkarılsın bu ülkeye gerçek anlamda hakkı, hukuku, adaleti ve demokrasiyi getireceğiz. Bunda kararlıyız, bedeli ne olursa olsun, bu bedeli ödemeye de razıyız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • 297 Gün süren Flormar Direnişi sonlandırıldı

    297 Gün süren Flormar Direnişi sonlandırıldı

    PİRHA – 297 Gündür fabrika önünde devam eden Flormar Direnişi, yönetimin sunduğu teklifin kabul edilmesiyle sona erdi.

    Sendikaya üye oldukları için işten atılan ve 297 gündür Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan fabrika önünde devam eden Flormar işçilerinin direnişi, işverenin sunduğu teklifin kabul edilmesiyle sona erdi.

    Flormar avukatları tarafından, Petrol-İş Sendikası avukatına 297 gün süren direniş boyunca ilk defa yazılı bir teklif ulaştırılırken, Flormar tarafından işçilerine 12 maaş sendikal tazminat, boşta geçen süreler için de 4 maaşlık ödeme teklif edildi. Flormar’ın yazılı teklifini olumlu bulan işçiler, söz konusu talepler etrafında karşı bir teklifin iletilmesini konuştu.

    İşçilerle yapılan toplantıya 73 işçi katılırken, direniş oylamasında 73 işçinin 20’si teklife ‘Hayır’ dedi. Böylece 297 gündür mücadele eden Flormar İşçileri’nin direnişi 12 maaş sendikal tazminat, boşta geçen süreler için de 4 maaşlık ödeme sonucunda son buldu.

    HABER MERKEZİ

     

  • ‘Alevilerin hakları ihlal ediliyor; Devlet Alevilik tanımı yapamaz’-VİDEO

    ‘Alevilerin hakları ihlal ediliyor; Devlet Alevilik tanımı yapamaz’-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi yöneticisi Ahmet Çiçek, 2018’de Türkiye’nin insan hakları karnesinin eğitim, inanç, ekonomik ve özellikle de hukuksal anlamda zayıf olduğunun altını çizdi ve “Aleviler bu ülkede haklarını kullanamıyor, hakları ihlal ediliyor” dedi. Çiçek, insan hakları mahkemelerinin de hukuksal zeminde  işlevini yerine getiremediğini kaydetti.

    10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Türkiye’nin de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza atmasının 70. yılı. Türkiye’de birçok sivil toplum örgütü, siyasi parti temsilcisi Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini hatırlatıp, yapılan haksız ve hukuksuzluğun sona erdirilmesi çağrısında bulunuyor.

    Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi Yöneticisi Ahmet Çiçek PİRHA‘ya değerlendirdi. Çiçek, Türkiye’nin insan hakları karnesinin 2018’den değil de çok çok öncesinden zayıflarla dolu olduğunu vurguladı.

    2018’de OHAL’in  kaldırıldığını kaydeden Çiçek, 2018’de seçimin de OHAL gölgesinde yapıldığını hatırlattı. Çiçek, “Yapılan seçimlerin hukuksuzlukları, haksızlıkları uygulamadaki yanlışlıkları hepsi ayyuka çıktı. Bizim de gözlemlerimiz oldu, oy kullanılan yerler, cezaevinde oy kullanma boyutları, engellilerin oy kullanması ve yaşlıların oy kullanma yerleri hakikaten de çok sıkıntılı bir dönemdi. Bu sadece insan haklarını insanlardan, insanların konumundan kaynaklı hak ihlallerinden bahsediyorum. Fakat bir de hak kavramına geldiğimiz zaman insanlar eğer bir şeyi yerine getiremiyorlarsa o hakkı kullanamıyorlardır demektir.”

    “HER İNSANIN ANA DİLİYLE EĞİTİM GÖRME HAKKI VARDIR” 

    Hak kavramının eylemekle ilgili olduğunu belirten Çiçek, “Bir insan etnik kökeni farklıdır, ana diliyle eğitim görme hakkı vardır eğer göremiyorsa bu hak ona yok demektir. Bir insanın dini, mezhepsel farklılığı vardır. O mezhepsel farklılığından kaynaklı olarak ihtiyaçlarını ve yapması gereken şeyleri  kültürel ve dinsel anlamda yapamıyorsa o hak onda yok demektir” dedi.

    “ALEVİLERİN HAKLARI İHLAL EDİLİYOR” 

    Alevilerin haklarını kullanamadıklarını belirten Ahmet Çiçek, cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunu, çünkü onların bunu böyle ifade ettiklerini, devletin de bunu böyle kabul etmesi gerektiğini kaydetti.

    Devlet yetkililerine seslenen Çiçek, “Sen kendi kendine bir ibadet tanımı yapamazsın ve onun içine başka bir şey sokamazsın” dedi. Çiçek, Alevilerin haklarının ihlal edildiğini ve Aleviler haklarını kullanamadıklarının altını çizdi.

    “KÜRTLER VE DİĞER ETNİK GRUPLARIN ANAYASAL HAKLARI İHLAL EDİLİYOR”

    Ötekileştirilmiş diğer bir grup olan Kürtlerin de kendi kültürlerini yeri getiremediğini ve ana dilleriyle eğitim alamadıklarını belirten Çiçek, Kürtler ve diğer etnik grupların da haklarının ihlal edildiğini kaydetti.

    Türkiye’nin mülteciler konusunda da karnesinin zayıf olduğunu vurgulayan Ahmet Çiçek, cezaevlerindeki durumun iç açıcı olmadığını OHAL nedeniyle hak ihlallerinin olduğunu ve OHAL döneminden sonra da rutinleştirilmiş aynı uygulamaların devam ettiğini belirtti.

    Çiçek, Türkiye’nin, cezaevlerinde yapılan uygulamalarda karnesinin tedaviye ulaşım ve insan onuruna uygun davranışlarda sıfır olduğunu kaydetti.

    “TÜRKİYE’NİN EĞİTİM KARNESİ DE SIFIR”

    Eğitim açısından da yapılan hak ihlallerini değerlendiren Çiçek, “Bizim ülkemizde bir sürü ihraç oldu ve hala devam ediyor. Belli bir dönem KHK ile sonra ise Cumhurbaşkanı Kararnameleri ile yapıldı” dedi.

    Barış isteme hakkının olduğunu fakat insanların barış istediği için ihraç edildiğini belirten Çiçek, 4+4+4 eğitim sisteminin getirildiğini ve oluşan düzensizlikte eğitim hakkının başarılı bir şekilde yerine getirilmediğini belirtti ve eğitim karnesinin sıfır olduğunu vurguladı.

    Türkiye’de basına yönelik hak ihlallerinin yapıldığını ve bir çok gazetecinin cezaevinde olduğunu kaydeden Ahmet Çiçek, “Havuz medya dışında kalan gazetelere baskılar var. Geçmişte gazeteciler öldürülüyordu şu anda tutuklanıyor” dedi.

    “HUKUK DA İNSAN HAKLARINA UYGUN ÇALIŞMIYOR” 

    Türkiye’de yaşanan haksız ve hukuksuzlukların hukuki anlamda bir karşılığının olmadığını ve AHİM kuruluşlarının da bu konuda biraz ürkek davrandığının altını çizen Ahmet Çiçek, “Bence de devletin belirlemiş olduğu doğrultuda hareket ediyor. HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için verilen kararın da çok uygulamaya layık bir tavır olduğunu düşünmüyorum. AHİM’in ve insan hakları mahkemelerinin de hukuksal alanda işlevini yerine getiremediğini düşünüyorum. Bence hukuk da insan haklarına uygun çalışmıyor diye düşünüyorum” dedi.

    “EGE BÖLGESİNDE MÜLTECİLERE YÖNELİK HAK İHLALLERİ VAR”

    2018’de Ege bölgesinde yaşanan hak ihlallerini de değerlendiren Ahmet Çiçek, kendilerine ulaşan verileri şöyle açıkladı:

    “154 gözaltı, 44 tutuklama, adli kontrol 11, ev baskını 7, gözaltında tehdit 1, ajanlık teklifi 5.”

    En fazla hak ihlallerinin mültecilerin yaşadığını kaydeden Çiçek, “6681 mülteci yakalanmış. 25 tane ölümden 3’ü çocuk. Bir de haber alınamayan mülteciler var” diye konuştu.

    Kadına ve çocuklara taciz de de yaşanan hak ihlallerinin olduğunu belirten Çiçek, son zamanlarda huzur adı altında Kürt çocuklara GBT kontrollerinin yapıldığını kaydetti. Çiçek,  GBT kontrolü yapılırken cep telefonlarına bakıldığını ve böyle haklarının olmadığını kaydetti.

    Çiçek, son olarak Türkiye’nin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne imza atmasının 70. yılında olunduğunu hatırlatarak, insanların kendi haklarının olduğunun farkına varmaları çağrısında bulundu.

    Semra ACAR/İZMİR 

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Ankara PSAKD Başkanı Üngörmüş: Ne olursa olsun değişmeyen tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir

    Ankara PSAKD Başkanı Üngörmüş: Ne olursa olsun değişmeyen tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir

    PİRHA – Olağan Genel Kurulda yeniden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube başkanlığına seçilen Ali Üngörmüş, kaleme aldığı yazıda mücadeleye devam edeceğini vurguladı.

    Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube’nin 13. Olağan Genel Kurulu’nda yeniden başkan seçilen Ali Üngörmüş bir yazı kaleme aldı.

    “FARKIMIZI ORTAYA KOYUYOR”

    Yazısında Pir Sultan örgütlülüğüne ve duruşuna yakışır bir şekilde çalışmalarına devam edeceğini belirten Üngörmüş, “Mücadelemizin bir dönemecinden daha geçiyoruz. Ve ne güzeldir ki kendi örgütlülüğümüzle, kendimiz seçimlerimizi yaparak mücadelemizi büyütüyoruz. Birileri istedi diye başkanlar değişmiyor. Sırf kişisel hırslara yenik düşerek belediye başkanlarının değiştirildiği, tek adamın ağzından çıkanın hadis sayıldığı bir ülkede kendi üyelerimiz akılları ve yüreklerindeki inançla karar veriyorlar. Demokrasiyi öncelikle kendi içimizde yaşıyoruz. Bu bile bizim farkımızı ortaya koyuyor” şeklinde ifade etti.

    “ÇOK ÖRGÜTLÜ DAVRANIYORLAR”

    “Bizim felsefemizde eşitlik var, özgürlük var, hak var, hukuk var, adalet var” diyen Üngörmüş, eğitim müfredatına, zorunlu din derslerine, imam hatip okullarının sayısının artmasına ve kadınlara yönelik saldırılara değinerek ülkede karanlık günler yaşandığını kaydetti. Üngörmüş şunları belirtti:

    “Onların yaptığı gerici, yobaz hamleleri tek tek saymaya çalışsak sayfalar dolusu örnekler verilebilir. Onlar karanlık düşüncelerini egemen kılmaya çalışıyorlar. Bunun içinde her türlü saldırganlığı meşru görüyorlar. Bir gecede çıkarttıkları kararnamelerle muhalif insanları işsiz bırakıyorlar. Bir torba yasayla hayatı vergilerden ibaret hale getiriyorlar. Eğitim, sağlık, ulaşım , barınma gibi en temel haklarımızı bile dinsel kurallarla şekillendirmeye çalışıyorlar. Yaptıkları bütün faaliyetler, aldıkları bütün kararlar belirli bir bütünlük halinde yapılıyor.
    İşsizlik, yoksulluk, kan, şiddet, savaş hepsi iktidarlarını korumak için kullandıkları argümanlar. Ve bunu yaparken çok örgütlü davranıyorlar. Yasaları, yargıçları, polisleri, patronları hepsi birlikte yapıyorlar. Niye peki? Sistem devam etsin daha çok zenginleşsinler sömürü daha çok artsın diye. Kimse muhaliflik yapmasın istiyorlar. Onlar bu hamleleri yaparken halkımız camilerde, tarikat yurtlarında, gerici kurumlarda onların istediği dinsel kurallarla uğraşsın. Ses etmesin istiyorlar. Zaten ses çıkaranlara, karşı duranlara da en sert şekilde müdahale ediyorlar ve baskı uyguluyorlar.”

    “BİZ ALEVİLER NE YAPIYORUZ?”

    “Biz Aleviler ne yapıyoruz?” sorusunun Pir Sultan örgütlülüğünün ve Alevi öğretisinin önemini ortaya çıkardığını vurgulayan Üngörmüş, şunları kaydetti:

    Onlar kadınları 2. sınıf vatandaş haline getirmeye çalışırken, şort giydi diye saldırırken, kara peçelere mahkum ederken biz eşit söz hakkı diyoruz. Kadınların hayatın yaratıcısı olduğunun altını çiziyoruz. Çünkü bizim felsefemiz bu.

    Onlar zorunlu din dersleriyle, sürekli değiştirdikleri sınav sistemiyle çocuklarımızı İmam hatiplere mecbur kılmaya çalışırken, kuran kursları ve Ensar gibi vakıflarıyla gericiliğe mahkum ederken biz kendi semahlarımızla, öğretimizle, kültürümüzle aydınlık düşünceli bireyler yetiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için kurslar açıyoruz. Eğitim fırsatları sunuyoruz. Gençlerimize sahip çıkıyoruz.

    Onlar laikliği ortadan kaldırmaya çalışırken biz aydınlık bir ülke mücadelesini büyütüyoruz. Her sene 2 Temmuz’da canlarımızı anarken, 33 canımıza verdiğimiz sözümüzü, eşit, özgür bir ülke hayalimizi daha çok insana ulaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü biz Aleviler, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir ülke istiyoruz. Çünkü biz Aleviler, eşit yurttaşlık hakkının en temel hak olduğunu biliyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz.  Çünkü biz Aleviler toplumsal duyarlılığı yüksek insanlarız. Haksızlıklara karşı boyun eğmez, mücadele ederiz. Bu bizim öğretimizin temel unsurudur.

    “DEVAM EDECEĞİZ”

    Görev yaptığı 2 yıllık süreçte mevcut yönetim olarak Pir Sultan bayrağını toplumsal platformda hak ettiği yere taşımak için çalıştıklarını vurgulayan Üngörmüş, “Devraldığımız bayrağı en yüksek noktaya taşımak için elimizden ne geldiyse yaptık. Dostlukla, imeceyle, inançla ve kararlılıkla bu dönemde yapmaya da devam edeceğiz. Ne olursa olsun değişmeyecek tek şey yolumuzdan dönmeyeceğimizdir” şeklinde ifade etti. (HABER MERKEZİ)

  • Kemal Kılıçdaroğlu: Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır

    Kemal Kılıçdaroğlu: Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır

    CHP’nin ‘Adalet Kurultayı Çanakkale savaşlarının yaşandığı Ecaabat Kocatepe’de, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılımıyla Adalet Yürüyüşü’nden 1 buçuk ay sonra başladı.

    4 gün devam edecek olan kurultay boyunca alanda, Adalet ve Mustafa Kemal Atatürk afişleri dışında herhangi bir pankart ya da bayrak olmayacak.

    Kurultayın açılış konuşmasını yapan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerinden satırbaşları ise şu şekilde:

    Çanakkale destanını yazanların topraklarındayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ön sözünü yazdığı topraklardayız. Ve onlar Çanakkale savaşını verenler hep birlikte mücadele ettiler. Türkiye’nin bütün illerinden, görüşlerinden, inançlarından insanlarımız bu topraklarda kucak kucağa yatıyor. Bu memleketin acıyla kanla gözyaşıyla kurulduğunu Çanakkale bize hatırlatıyor. Bu kurultayımızın, Adalet Kurultayımızın Çanakkale’de olmasının bir anlamı var. Biz biriz, bütünüz, vatanseveriz, biz bayrağımızı, insanımızı seviyoruz. İnsanlarımız arasında hiçbir ayrım yapmıyoruz. Biz, görüşü kimliği ne olursa olsun bütün insanları kucaklıyoruz. Biz gerginlik, kavga istemiyoruz. Kendi ülkemizde huzur içinde barış içinde yaşamak istiyoruz. Biz adaletli bir Türkiye istiyoruz.

    Çanakkale destanı yazıldı ama fazla sürmedi. Üç yıl sonra Çanakkale’de tek bir mermi atmadan İstanbul’a gittiler. Dolmabahçe’de demirledi bunlar ve başkenti ele geçirdiler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk kapattığı bir sayfayı yeniden açtı. Samsun’u Erzurum’u Sivas’ı gezdi. Bugün başkomutanlık savaşının başladığı gündür. Diyoruz ki siz bu ülkeyi inşa ettiniz. Kanlarınızla gözyaşlarınızla bu güzel ülkeyi bize emanet ettiniz. Onlara her zaman şükran borçluyuz. Herkese, her insana saygı duyduğumuz gibi bu ülke için kanını, canını veren herkese şükran borçluyuz.

    O savaşı en iyi Nazım Hikmet anlatır. “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim. Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.  Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim… Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”

    ADALET MÜCADELESİNİ BİZ BAŞLATMADIK

    Bizim adalet mücadelemizin temel nedeni budur. Biz adalet mücadelesini aslında yeni başlatmadık. Bu mücadele insanlık tarihi kadar eski bir mücadeledir. Bütün adaletsizliklere karşı ortak mücadeleyi birlikte götüreceğiz. Elbette ki adaletsizliğin temellerinden birisi 15 Temmuz darbe girişimiydi. O darbe girişimine karşı duran, parlamentoda görev yapan milletvekillerine ve hayatlarını kaybeden 250 şehidimize ve gazimize şükran borçluyuz. Ama şu gerçeği de hepimiz bilmeliyiz.

    BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA

    Bu ülkenin insanları iki 15 Temmuz olduğunu unutmasınlar. Birincisi, darbeye karşı direnen halktır. Şehitlerimizi ve gazilerimizi anıyoruz. Bir de sarayın 15 Temmuz’u var. Karşı çıktığımız sarayın 15 Temmuz’udur. 20 Temmuz da başka darbeyi yapanlara karşıyız. 20 Temmuz darbesine ve o darbecilerin tümüne karşıyız biz. Sarayın 15 Temmuz’u ve 20 Temmuz’da bir darbe gerçekleşti. İlk kez bir sivil darbe gerçekleşti. Hiçbir günahı olmayan insanlar mağdur edildiler. Binlerce akademisyenin görevine son verildi. Hapishaneler gazetecilerle dolduruldu. Bu gerçekleri unutmayacağız. Milletvekilleri hapiste. Enis berberoğlu’nun, hiçbir suçu olmayan Berberoğlu’nun tutuklanması bardağı taşıran son damla olmuştur. Ve yürüdük. Ankara’dan İstanbul’a yürüdük. Hak, hukuk, adalet diye yürüdük. Yürüyemezsiniz dediler, yürüdük. Yolda kalırsınız dediler, yürüdük.

    TOPLUMUN YÜZDE 80’İ ADALET YOKTUR DİYOR

    Ama bize şunu asla söyleyemediler. “Kardeşim yürüyorsunuz da bu ülkede hukuk var niye yürüyorsunuz” diyemediler. Çünkü onlar da biliyordu ki, bu ülkede hak da hukuk da adalet de yok. İranlı bir bilge şunu söylüyor “Dünyanın bütün nehirleri bir kişinin adalete susamışlığına yetmez” Bugün Türkiye’de bir kişinin değil 80 milyonun adalete susamışlığı var. Bir anket yapılıyor. Vatandaşlara soruluyor. Soru aynen şu “Herhangi bir nedenle yolunuz adliyeye düştüğünde hakkınızda adil karar verileceğine inanıyor musunuz” Bu soruya, “Evet adliyeye yolum düşerse adil karar çıkar” diyenler yüzde 19. “Hayır bu ülkede adalet yoktur” diyenler yüzde 73. Görüş bildirmeyenlerin oranı da yüzde 8. Bu toplumun en az yüzde 80’i bu ülkede adaletin olmadığını bize söylüyor.

    BUYSA ADALET BÖYLE ADALET OLMAZ OLSUN

    Düşünün, bir yerde büyükşehir belediye başkanısınız. Hükümet size kızıyor, ofisiniz basılıyor, memurlarınız gözaltına alınıyor. 397 yıl hapisle yargılanıyorsunuz. Ve dava devam ediyor, sizi yargılayanlar hapse giriyor ve siz beraat ediyorsunuz. 397 yıl hapisle yargılanacaksınız ve beraat edeceksiniz. Peki bu mudur adalet? Buysa adalet böyle adalet olmaz olsun. Düşünün, bu ülkenin hapishanelerinde anneleriyle beraber kalan çocukların sayısı 668. Bu çocukların oyunlara ihtiyaçları var, babalarını görmeye hakları var. Sormak gerekir bu mudur adalet? Düşünün, üniversitelerde öğretim üyesisiniz. Bir sabah kalkıyorsunuz KHK ile görevinize son verilmiş. Hak aramak istiyorsunuz başvuracağınız hiçbir yer yok. Çünkü hak aramanızı  yasaklıyorlar. Sormak gerek, bu mudur adalet? Bunun için adalet, adalet, adalet diyoruz.

    NURİYE VE SEMİH’İ NASIL ANMAZSANIZ?

    Düşünün, batıda üniversiteler var. Gel burada ders ver diyorlar. Ama o KHK ile sizin yurtdışına çıkışınız da engelleniyor. Bu da yetmiyor, eşinizin de yurtdışına çıkması engelleniyor. Sormak gerekir bu mudur adalet? 20 Temmuz bir sivil darbedir. Bu da yetmiyor. Kapının önüne konuyorsunuz, KHK ile görevinize son veriliyor. Siz dünyanın en barışçıl eylemini yapıyorsunuz. Diyorsunuz ki “İşimi istiyorum” Geliyorlar her sabah seni oradan alıyorlar, ceza yazıyorlar, serbest bırakıyorlar. Ertesi gün yine gidiyorsunuz “Ben işimi istiyorum” diyorsunuz, yine alıp götürüyorlar. İnsan hakları heykelinin önünü kuşatıyorlar. Sonra geçiyor bunları terörist ilan ediyorlar. Açlık grevi yapıyorlar. Doğrudan doğruya hapse atıyorlar. Şimdi Nuriye ve Semih’i nasıl anmazsınız? Sormak gerekir bu mudur adalet?

    ATİLLA TAŞ, MURAT AKSU… BU MUDUR ADALET?

    Düşünün, tutuklanmışsınız, mahkemeye çıkıyorsunuz. Savcı tutuksuz yargılanmanızı istiyor. Hakim bu karara uyuyor ve serbest bırakıyor. Sen misin tutuksuz yargılama kararı veren. Hem savcıyı hem hakimi görevden alıyorlar. Atilla Taş, Murat Aksu… Şimdi sormak gerekiyor, bu mudur adalet?

    Düşünün, dini inancı istismar ederek milyonlarca dolar, Euro topladılar. Ve bunlar toplayanlar aramızda. Alın terini çaldılar, bunlara hiçbir şey yapılmadı. Sormak gerekir, alın terini çalanlardan hesap sormamak mıdır adalet?

    Düşünün, yoksul bir ailenin eğitim harcamalarıyla varlıklı ailelerin eğitim harcamalarındaki fark 78 katına çıkmış. Sormak gerekir bu mudur adalet?

    ÖSYM MERKEZLERİNDEN SORU ÇALDILAR

    Düşünün, gariban bir aile boğazından kesiyor çocuklarına eğitim verdiriyor. Sınavlara hazırlıyor. Sonra birileri geliyor, ÖSYM merkezinden sınav sorularını çalıyor. O sınav sorularını birilerine dağıtıyorlar. Onlar sınavı kazanıyor, emek harcayanlar, bekleyenlerin hiçbirisi ama hiçbirisi doğru dürüst bir yeri kazanamıyor. Sormak gerekir bu mudur adalet? Ve o sınav sorularını çalanların sırtı sıvazlandı. Hiçbir soruşturma yapılmadı. Eleştiri yapanlara böyle bir şey yok dendi. Sormak gerekir bu mudur adalet?

    ANAYASA MAHKEMESİ HAKİMLERİNE SESLENİYORUM

    Anayasa Mahkemesi dedi ki “milletvekili yargılanabilir ama tutuklanamazlar” Bu karara rağmen halen bugün çok sayıda milletvekili tutuklu. Çünkü saraya bağlı. Buradan AYM Başkan ve üyelerine sesleniyorum. Siz gerçekten hakimseniz, yargıçsanız bir an önce ve bir an önce kararlarınızı yeniden verin.

    SELAMLARIMI YOLLUYORUM

    Düşünün, herkesin bildiği istisnasız bütün gazetelerin yazdığı MİT TIR’ları meselesi. Havuz medyası da yazdı. ‘Devlet sırrı’ sayılarak Enis Berberoğlu milletvekilimiz gözaltına alındı. Kaçacak diye tutuklandı, müebbetle yargılandı, iyi halden 25 yıla mahkum edildi. Bütün dünyanın ve 80 milyonun bildiği bir konu nasıl devlet sırrı sayılır? Enis Berberoğlu’na adalet kurultayından adaletli selamlarımızı gönderiyoruz. Suçsuz yere yatıyor. AYM’nin kararı var, “MİT TIR’ları olayı devlet sırrı değildir” diye.

    KOZMİK ODAYA FETÖ’YÜ SOKACAKSIN…

    Düşünün, Enis Berberoğlu’nu casuslukla suçlayacaksın. Devletin bütün sırlarının saklandığı kozmik odaya FETÖ örgütünün militanlarını sokacaksın. Ve devletin bütün sırlarını FETÖ’ye vereceksin. Devletin haremi ismetine girenlere hiçbir şey yapmayacaksın, ama dönüp Enis Berberoğlu’nu suçlayacaksın. Niçin? CHP üzerinden bir operasyonu nasıl gerçekleştiririz arayışındalar. Siz yalnız değil, kaç kişi gelirseniz gelin CHP olarak kaya gibi duracağız, asla ödün vermeyeceğiz.

    SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR

    Hakkımızı hukukumuzu sonuna kadar arayacağız. Zalime teslim olmayacağız. Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Biz onların şeytanlıklarına asla boyun eğmeyeceğiz. Düşünün, taşeron işçisisiniz. Size kadro vereceğiz diye söz veriyorlar. Sonra unutuyorlar. Senin hakkını da hukukunu da ben koruyacağım, biz koruyacağız. Siz kadroyu biz vereceğiz kardeşim. Düşünün, çiftçiye dünyanın en pahalı mazotunu, gübresini satacaksın. Tarlasını ekecek biçecek, ürününü hasat edecek. Sanki bu ülkede hiç enflasyon yokmuş gibi geçen yılın fiyatını aynen vereceksin. Düşünün, sanki Türkiye’de hiç arazi yok, insan yok, güneş yok, deniz yok. Çiftçi kardeşlerim iyi dinlesinler. Gidiyorlar Sudan’da 780 bin dönüm arazi kiralıyorlar. Hükümet kiralıyor. Ne ekecekler? Yağlı tohum ve pamuk ekecekler. Bir devlet düşünün Sudan’da arazi kiralayacak, ülkesine getirecek. Kendi çiftçisiyle rekabet edecek. Çiftçi kardeşim senin hakkını da biz savunacağız.

    BÖYLE BİR AHLAKSIZLIĞA HUKUKSUZLUĞA DÜNYA TANIK OLMAMIŞTIR

    Ve bir garabet daha. Üniversitede hocasınız, KHK ile görevinize son veriliyor. Maaşınız kesiliyor, yurtdışına çıkışınız engelleniyor. Giriyorsunuz üniversite sınavlarına kazanıyorsunuz. Bir yönetmeliği değiştiriyorlar, sen fakülteye devam edemezsin diyorlar. Böyle bir ahlaksızlığa, hukuksuzluğa dünya tanık olmamıştır. Sizin hakkınızı, hukukunuzu hep birlikte savunacağız.

    GAZETECİLERİ TUTUKLUYORSUNUZ

    Düşünün, diyorlar ya Bylock kullandıkları için tutuklandılar… Bylock kullanmamış, FETÖ ile hiçbir ilgisi yok. Bylock kullanan birisi onu aramış. Siz kalkıyorsunuz bu gazetecileri tutukluyorsunuz. 150’nin üzerinde gazeteci hapiste. Zaten demokrasiden de söz edemezsiniz. Gazeteci arkadaşlarıma sesleniyorum, sizin hukukunuzu sağlamak da bu ülkenin namuslu insanlarının temel görevi olacaktır.

    PARAYLA PULLA RAHATLIKLA DIŞARIDA GEZİYORSUN

    Düşünün, ister Bylock kullan, ister FETÖ’cü ol. Birilerinin damadıysan, birileri kayınpederse, parayla pulla istediğini satın alabiliyorsa rahatlıkla dışarda gezebiliyorsun. Gücün varsa, bir İtalyan hukukçunun dediği gibi “Hukuk gücü olanların delip geçtiği, güçsüzlerin takılıp kaldığı bir ağ olmamalıdır” O nedenle Türkiye’de adalet yoktur. Parayı bastıran, gücünü kullananların tamamı serbest bırakıldı. Ama muhalif olduğu için hapishanelere tıkılan vatandaşlarımız var. Sizlerin hakkını hukukunu sağlamak hepimizin ortak görevidir.

    OPERASYON YAPILIYOR KAÇ DEDİLER

    Bir örnek vereyim size. Çok çarpıcı bir örnek. Az önce söyledim FETÖ ile hiçbir ilgisi olmayan kişiler hapse atılıyor ama iktidara yakın birisi FETÖ mensubu birisine telefon ediyor “Operasyon yapıyorlar, kaç” diye. Bu tespit ediliyor iddianamede yer alıyor. Bunu söyleyen adamın kılına dahi dokunmuyorlar. Ama hayatı boyunca Bylock kullanmayan insanlar hapishanelerde. Düşünün, birileri faize karşıyım diyor. Son 15 yılda bu ülkenin insanlarının cebinden alınıp bir avuç faiz lobisine ödenen miktar 142 milyar dolar. Sabah akşam benim atletimle uğraşacağına  142 milyar doları bu ülkenin çiftçisine köylüsüne emeklisine versene.

    Düşünün, Gazze’ye gitmek için vatandaşları teşvik edeceksiniz. Açık denizlerde müdahale edilecek gemiye 9 Türk vatandaşı hayatını kaybedecek. Asacaksın, keseceksin her lafı edeceksin. Sonra gideceksin önlerinde diz çökeceksin. 20 milyon dolara Türkiye’nin itibarını satacaksın. Bu mudur adalet? O kadar ki bu 9 vatandaşımızın dava açma hakları ellerinden alınmıştır.

    SEN VATANSEVER DEĞİLSİN

    Düşünün, devleti yöneten şunu söylüyor FETÖ’ye “Ne istediniz de vermedik” diyor. Okul dediler, okul verdiler. Müsteşar dediler, müsteşar verdiler. Vali dediler, vali verdiler. General dediler, general verdiler. Peki kardeşim FETÖ’nün her istediğini verdin. Bu ülkenin çiftçisi istedi vermedin, işsizi istedi vermedin, taşeron işçisi istedi vermedin, memuru istedi vermedin. Ama FETÖ ne istediyse apar topar hepsini verdin. Sen vatansever değilsin kardeşim.

    15 YILDA GELDİĞİMİZ NOKTAYA BAKIN

    Son 15 yılda geldiğimiz noktaya bakın. Hırsızlık yapanlar muteber kişi olmaya başladılar. Kul hakkı yemiyorsanız “bunlar devleti yönetemezler, milleti soymak lazım, cebi doldurmak lazım” bu algıyı yerleştirmeye başladılar. Biz hak, hukuk, adalet derken onların algısını yıkmaya çalışıyoruz. Devleti soymayan insanların ülkeyi yönetmesini istiyoruz.

    BENİM ADIMI GÖRÜNCE KAN BEYİNLERİNE SIÇRIYOR

    Biliyorsunuz bunlar benim adımı görünce kan beyinlerine çıkıyor, dayanamıyorlar. Ben bunlara Kılıçdaroğlu hastalığı nüksetti herhâlde diyorum. Sağa sola dönüyorum, arkaya öne bakıyorum “Ey Kılıçdaroğlu…”

    BENİMLE UĞRAŞACAĞINA…

    Kayseri’de 45 yaşındaki işsiz Haydar Çapur kendisini yaktı. Benimle uğraşacağına bununla uğraşsana kardeşim. Atama bekleyen öğretmen İsa Erdoğan intihar etti. Bunlarla uğraşsana kardeşim. Çiftçinin, memurun sorunu var. Atama bekleye öğretmenler var. Onları bırakmış sadece benimle ilgileniyor. Memnunum, kendisine çok açık net çağrı yaptım. Ödlek değilsen, korkak değilsen çık karşıma oturalım konuşalım. Ben de adım gibi biliyorum ki çıkamaz, cesaret edemez. Ama şu konuda görüş birliği içinde olacağız. Bütün bu eleştirileri hafızamızı yenilemek için aktardım. Biz hep birlikte inancımız siyasi görüşümüz ne olursa olsun, hep birlikte adaleti savunacağız.

    İLK HEDEFİMİZ HAK, HUKUK, ADALET

    İlk hedefimiz hak, hukuk ve adalettir. Bütün sorunlara hak hukuk ve adalet penceresinden bakacağız. Sorunu çözdüğümüz zaman da halkın vicdanında kabul görmüş oluruz. Bunun için yargı bağımsızlığını kesinlikle sağlayacağız. Yargı adalet dağıtacak. Adaletli bir yargıyı her zaman savunacağız yeniden ama yeniden inşa edeceğiz. Medya özgürlüğünü birlikte sağlayacağız. Gazeteciler özgürce yazacak. Yine hep birlikte din ve vicdan özgürlüğünü sağlayacağız. Her inanca saygı duyacağız. Onun kimliğine, inancına, onun yaşam tarzına bakmayacağız. Ona diyeceğiz ki “bu işi en iyi sen biliyorsan gel bu işin başına geç” diyeceğiz. Kışlaya, camiye, adliyeye siyaseti sokmayacağız. Kimlik üzerinden siyaset yapmayacağız, inanç üzerinden siyaset yapmayacağız. Yani toplumu bölen, gerginlik yaratan bütün unsurları siyasetin dışında tutacağız.”

    4 GÜN SÜRECEK

    ‘Adalet Kurultayı’, 29 Ağustos akşamına kadar sürecek. 4 günlük kurultayda, mahkemede adalet, yaşamda adalet, eğitimde adalet, inançta adalet, medyada adalet, seçimde adalet, geçimde adalet ve devlette adalet konularında 8 ana panel ve bu ana başlıklar altında çalıştaylar gerçekleştirilecek. Bu panellerle eş zamanlı olarak alt başlıklarda 70 çalıştay düzenlenecek ve bu çalıştaylara, konusunda uzman 700 konuşmacı katılacak. Kurultayda masaya yatırılan ilk konu ‘mahkemede adalet’ olacak. Konuşmacılar terörü, şiddeti, suçu övemeyeceği gibi nefret söylemi de kullanamayacak. Konuşmalarda ırk, etnisite ya da inanca dayalı ayrımcılık yapılması halinde müdahale edilecek.

    ‘Adalet Kurultayı’nda aralarında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın muhtarlar toplantılarına katılanların da olduğu bir grup muhtar da yer alacak. CHP PM üyesi Yıldırım Kaya’nın koordinasyonunda yapılan ‘Muhtarlara Adalet’ konulu çalıştaya katılacak olan muhtarlar, özlük hakları ve yetkileriyle ilgili yaşadıkları olumsuzlukları kurultayda anlatacak.

    30 AĞUSTOS KUTLANACAK

    Kurultayın son günü 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlanacak. Fener alayı düzenlenirken belgesel gösterimleri, tiyatro oyunları sahnelenecek. Kurultayın ikinci günü ise saat 06.00’da, Atatürk’ün “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” dediği 57’nci Alay’ın yürüyüş güzergâhı üzerinde 4 kilometrelik temsili ‘Adalet Yürüyüşü’ gerçekleştirilecek.

    ON BİNLER TOPLANDI

    CHP’nin Adalet Kurultayı için Gelibolu’da 10 binlerce kişi toplandı. Belediyelerin yaptığı toplu konaklama yerleri dışında yüzlerce bireysel çadır da var. Konaklama alanına geliş gidiş için Çanakkale’den feribota, oradan da kurultay alanına otobüslerle seferler yapılıyor.

    Katılımcıların ihtiyaçlarını giderebilmek için her türlü mekan düşünülmüş.

    En ilginç detay ise, Kartal Belediyesi’nin organize ettiği canlı heykeller… Bronza boyanmış insanlar kurultay alanın birçok yerinde heykel gibi duruyor.

  • Edebiyatçı Tözeren: Çağlayan’dayım çünkü haber alma hakkım engelleniyor – VİDEO

    Edebiyatçı Tözeren: Çağlayan’dayım çünkü haber alma hakkım engelleniyor – VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyet Gazetesi çalışanları 9 ayın ardından ilk kez hâkim karşısında. Çağlayan Adliyesi önünde davayı takip eden edebiyatçı Ayşegül Tözeren, bu dava hepimizin davası diyerek, “Basın özgürlüğünün de tutuklu siyasetçilerin de sahipsiz olmadığını göstermeliyiz” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Basın özgürlüğünün kutlandığı gün, Cumhuriyet Gazetesi çalışanları ilk kez hâkim karşısına çıktılar. Duruşmanın görüldüğü Çağlayan Adliyesi önünde ise tutuklu gazeteci yakınları, basın örgütü ve siyasi parti temsilcileri ile yurttaşlar davayı takip ediyor.

    “BU ÜLKENİN TEMEL İLKELERİ YARGILANIR DURUMDA”

    Davayı takip edenler arasında Edebiyatçı Ayşegül Tözeren de var. PİRHA’nın sorularını yanıtlayan Ayşegül Tözeren, “Cumhuriyet davası ifade ve basın özgürlüğü krizine dikkat çekecektir” diyerek şunları ifade etti:

    “Bu ülkede sadece gazeteciler değil siyasiler de tutuklu. Yani ülkedeki ifade özgürlüğünün krizi bu kadar büyümüş durumda. Bu ülkenin temel ilkeleri yargılanır durumda. Aslında biz bundan dolayı Cumhuriyet Gazetesi Davası da demiyoruz buna Cumhuriyet davası diyoruz. Çünkü bu ülkenin davası ve Cumhuriyettin davası bu. Herkesin bir saat, iki saat buraya uğraması lazım. Çünkü dava bizim davamız. Kimsenin davası değil. Eğer buna sahip çıktığımızı gösterirsek bence bir şeyler değiştirebiliriz. Çoğu kişi evinde otururken ne yapabilirim diye çırpınıyor. İşte yapacakları gün geldi. Çağlayan Adliyesi’ne gelip şurada bir saat beklemek arkadaşlarıyla sohbet etmek kâfidir. Çünkü kamuoyunun ilgisinin olduğunu gösterir bu davaya ve aslında Cumhuriyetin de ilkelerin de basın özgürlüğünün de tutuklu siyasetçilerin de sahipsiz olmadığını gösterir diye düşünüyorum.”

    “YAYGIN MEDYA HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ ENGELLİYOR”

    OHAL sonrası medya kuruluşlarının kapatılmasına da değinen Ayşegül Tözeren, “Uzun süre televizyon izleyecek, haber alacak kanal bulmakta zorluk çektik.  Özellikle siyasiler tutuklandıktan sonra bunu yaşamadık mı?” diye sorarak şöyle konuştu:

    “Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ile birlikte birçok milletvekili ve belediye başkanı tutuklandı. Biz bundan bile haber almaktan bihaberdik. Nasıl evlerine gidildi, nasıl basıldı, nasıl alındılar biz bunu internet yayıncılığı aracılığıyla öğrendik. Aslında internet yayıncılığının da ne kadar değerli olduğunu orada gördük. Çünkü gerçekten televizyonlardan birçok şey izlenemiyormuş. İnternet yayıncılığı bizim elimiz, kolumuz oldu o zaman. Biz haber aldık. Yaygın medya haber alma özgürlüğümüzü engellenmiş oldu. Vergimi veriyorsam ben TRT izlemek zorunda değilim. TRT’nin sunduğu haberleri dinlemek ve izlemek zorunda değilim. Bundan dolayı ben vergimin karşılığındaki yurttaşlık hakkımı istiyorum.”

    “Çağlayan Adliyesi’ne gelip davayı takip etmemin nedeni benim bu insanların okuru olmam” diyen Ayşegül Tözeren, “Okuru olduğum için ben kendi hakkım gasp edilmiş diye düşünüyorum. Ben Güray Öz’ü okumak istiyorum. Ben Turhan ağabeyin (Günay) hazırladığı Cumhuriyet kitap ekini okumak istiyorum. Bu hakkım elimden alındığı takdirde ben yurttaş olarak buraya gelirim ve hakkımı savunurum ve bu davayı izlerim” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • OHAL destekçisi şahıstan tehdit: Sokağa silahla çıkıp hainleri öldüreceğiz-VİDEO

    OHAL destekçisi şahıstan tehdit: Sokağa silahla çıkıp hainleri öldüreceğiz-VİDEO

    PİRHA – 15 Temmuz Darbe Girişimi gerekçe gösterilerek ilan edilen OHAL 4. kez uzatıldı. 4. kez uzatılan OHAL’i İstanbul Eminönün’de yurttaşlara sorduk. Yurttaşların kimi OHAL’in uzatılması gerektiğini ifade ederken, kimi de bu OHAL ile hak, hukuk ve özgürlüğün kalmadığını belirtti. OHAL’i destekleyen bir kişi ise OHAL’e karşı olanları öldürmekle tehdit etti. 

    HABERİ VİDEOSU

    OHAL’in 4. kez uzatılmasına yönelik vatandaşlar Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “SOKAĞA SİLAHLA ÇIKIP İÇİMİZDEKİ HAİNLERİ ÖLDÜRECEĞİZ” TEHDİDİ

    OHAL’in uzatılmasını isteyen Rizeli Abdullah Çataklı, OHAL’in kaldırılmasını isteyenleri tehdit etti.

    “Bu ülkeyi sevmeyen OHAL’e karşı gelir. Bu devleti, milleti ve yüzde elli oy almış Cumhurbaşkanı’nı sevmeyen bu ülkeyi terk etsin. Bizim başımızı belaya sokmasınlar. Yoksa sokağa bu defa silahla çıkacağız ve onları öldürüp içimizdeki hainleri temizleyeceğiz.”

    “İKTİDARIN POLİTİKALARINI ÇOK DOĞRU BULMUYORUZ”

    OHAL’in uzatılmasından yana olan bazı yurttaşlar ise, “OHAL gerekliyse uzatılmalı ancak bunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanacaklarsa uzatmasınlar. Ve iktidarın mevcut politikalarını artık çok doğru bulmuyoruz” ifadelerini kullandılar.

    “HAK, HUKUK, ADALET VE ÖZGÜRLÜK DİYE BİR ŞEY KALMADI”

    OHAL’in uzatılmasına karşı olan yurttaşlar ise, “Artık kimsenin bu ülkede bir güvencesi yok. Hak, hukuk, adalet ve özgürlük diye bir şey kalmadı bu memlekette. Bu işi beceremiyorlarsa çekip gitsinler artık. Siyaseti bilim insanlarına bıraksınlar. Artık acıdan, ölümden dolayı televizyon izlemiyor hale geldik. Bir emekliliğim var artık ondan bile olacağız diye korkuyoruz, her gün bu korkularla yaşıyoruz” diye konuştular.

    HABER MERKEZİ