Etiket: hakan kerimoğlu

  • Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde Gağan, Hızır ve Heftamal konuşuldu-VİDEO

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde Gağan, Hızır ve Heftamal konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu, Gağan, Xızır, Heftemal ve inançta ana dilin önemine dair konuştu. Alevilerin üç büyük bayramı olduğunu belirten Kerimoğlu,” Gağan, Xızır ve Heftamaldir. Alevilik kendi içinde bilimsel ve kuralları ilkeleri öğretisi olan ayrıca kâinatı doğayı Hakk döngüsünü esas alan, hukuksal ve bilimsel değerlere dayalı kendine özgü aydın bir yaşam felsefesi ve gerçeklik yoludur” diye ifade etti.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Cemevi Derneği’nde moderatörlüğünü sanatçı Helin Erdem’in yaptığı araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu’nun panelist olarak katıldığı etkinlikte Raa Heqî Aleviliğinin inancında Gağan, Xızır, Heftemal ve inançta ana dilin önemi konuları konuşuldu.

    Reel olarak bir tane Alevilik olduğunu belirten Hakan Kerimoğlu, “Günümüzde Alevilik ülkemizde de çok parçalar halinde bölünmüş cendereler sonucu asırlar içinde büyük oranda asimilasyona uğrayan, birbirinden kopartılıp araya sınır konulan Alevi toplumu kaldığı bölgedeki baskıyı veya felsefelerinin etkisiyle değişime uğramıştır” dedi.

    Alevilerin üç tane büyük bayramı olduğunu belirten Kerimoğlu,” Gağan, Xızır ve Heftamaldir. Alevilik kendi içinde bilimsel ve kuralları ilkeleri öğretisi olan ayrıca kâinatı doğayı Hakk döngüsünü esas bilen hukuksal ve bilimsel değerlere dayalı kendine özgü aydın bir yaşam felsefesi ve gerçeklik yoludur” diye ifade etti.

    “BİLİMLE AÇIKLANAMAYAN HİÇBİR SÖZCÜK VE HİKAYE ALEVİLİĞE AİT DEĞİLDİR”

    Bilimle açıklanamayan hiçbir sözcük ve hikayenin Aleviliğe ait olmadığını dile getiren Kerimoğlu, ”Yaşlı ağaçtan kuru bir dal alınırken dahi ağaçtan rızalık alınır ve asla yaş da kesilmez. Demek ki Alevilİkte hukuksuz, rızasız hiçbir eylemde bulunulmadığı gibi canlı olan hiçbir varlığa dokunulmamış” dedi.

    “NEWROZ 21 MART 23 EYLÜL ARASI OLAN DÖNEMİ KAPSAR”

    Gağanın yanlış işlendiğini belirten Kerimoğlu, Gağan’ın sosyal yardımlaşma paylaşma bayramıdır. Gağan, Xızır gibi 4’e bölünür. Her hafta bir başka bölgede yapılır. O bir ayı yaşatmak içinde o bir ayın adıdır ve 20 Ocak’ta sona eriyor toplam 30 gündür ve 20 Ocak ta da Xızır başlıyor” diye konuştu.

    “XIZIR’IN  DOĞRU ANLATILMASINA RAĞMEN UYGULAMADA YANLIŞ YAPILIYOR”

    Xızır’a dairde konuşan Kerimoğlu, “Xızır can kurtarandır. Evet böyle Xızır yetiştirendir kavuşturandır, içimizdeki manevi bir güçtük. Xızır yerden veya gökten yer altından çıkan bir şey değil, Xızır herkesin yardımına koşandır. Xızır, hızlı koruyucu anlamındadır” şeklinde ifade etti.

    Heftemal’ın varoluş zamanı anlamında geldiğini belirten Kerimoğlu,” Bu Azerilerde de Sakanilerde de vardır. Bizim üç bayram içinde en büyük kutlamamızdır. Çünkü Heftemal yoksa kâinat yoktur. Kâinat olmazsa insan da olmaz, Xızır’da olmaz” dedi.

    “BU KADAR ZENGİN BİR DİLE SAHİPKEN NEDEN DİLİMİZDEN UZAKLAŞIYORUZ”

    Hakan Kerimoğlu, Kırmanci dili Avrupa Hint dili içerisinde en eski ata dili olduğunu ifade ederek, “şunları söyledi:

    O nedenle Avrupa dilleri Kırmançi dilinden alıntılar yapmıştır.  Kır kökü Kırmançi’dir sadece kırmanci dili kırsaldan başlamaz. Kırgızistan’da kırdan başlar. Kırmaç kırsallığı olan doğal olan ve doğaya benzeyen Kırmançi’de doğanın dili anlamındadır. N e güzel bir şey. Bu bizi anlatıyorsa bilime göre de böyleyse niye biz bundan uzaklaşıyoruz? Neden şunu düşünmüyoruz. Asırlardır birileri Kırmançi  adını kullanmamak için bizim kök kelime olan İngilizcede Almancada Fransızca da olan ve  Türkçenin içerisinde binlerce  kelime var ve biz bundan uzaklaşıyoruz.”

    Panel soru-cevapla sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

  • İzmir’de ‘Gağan ve Alevilikte Kadın’ konulu panel yapılacak

    İzmir’de ‘Gağan ve Alevilikte Kadın’ konulu panel yapılacak

    PİRHA- İzmir’de Araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu ve Aktivist Elif Bakır’ın katılımıyla ‘Gağan ve Alevilikte Kadın’ konulu panel gerçekleştirilecek.

    İzmir’de Araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu ve Aktivist Elif Bakır’ın katılımıyla ‘Gağan ve Alevilikte Kadın’ konulu panel yapılacak.

    Hakan Kerimoğlu’nun ‘Gağan’ ve Elif Bakır’ın ise ‘Alevilikte Kadın’ başlığıyla sunum yapacağı panel 28 Aralık’ta Na ve Kil Kitap Kafe’de gerçekleşecek.

    Panel saat 15.00’te başlayacak.

    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Kırmancki’nin altyapısını oluşturarak kurslar, okullar açılmalı; duyarlılık olmalı’-VİDEO

    ‘Kırmancki’nin altyapısını oluşturarak kurslar, okullar açılmalı; duyarlılık olmalı’-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı-Yazar Hakan Kerimoğlu, yok olma tehlikesi olan Kırmancki dili için, “Böyle giderse biz konuşanlar öldükten sonra yeni nesil öğrenmezse bu dil bizlerle beraber yok olacaktır” dedi. Kerimoğlu, “Kırmancki dilinin yaşatılması için toplumun seyirci kalmaması gerekiyor. Toplumda farkındalık, duyarlılık ve bu dilin yaşaması için alt yapı çalışmaları yapmamız lazım” ifadelerini kullandı. 

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

    Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin ana dili olan Kırmançki yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

    Kırmancki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Araştırmacı-Yazar Hakan Kerimoğlu ile Kırmancki edebiyatının durumunu, gençlerin Kırmancki edebiyatına ilgisini ve Kırmancki dilinin kurtulması için neler yapılması gerektiği konularına dair konuştuk.

    Kerimoğlu, yeterli duyarlılığın olmadığını söyleyerek kurumlara ve topluma Kırmancki dilinin yaşatılması çağrısında bulundu.

    “DİLİMİZ BUGÜN YÜZDE 15 CİVARINDA KONUŞULMAKTA”

    PİRHA- Kırmancki dili nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya?

    HAKAN KERİMOĞLU: UNESCO tarafından kaybolmakla yüz yüze olan diller içerisinde olan dilimiz, bugün yüzde 15 civarında konuşulmaktadır. 1937-38’de yaklaşık yüzde yüz konuşulan Kırmançki dilimiz bugün gerçekten çok vahim bir durumda ve böyle giderse biz konuşanlar öldükten sonra yeni nesil öğrenmezse bu dil bizlerle beraber yok olacaktır.

    “DİLİ YAŞATINCA KÜLTÜRÜMÜZÜ DE YAŞATMIŞ OLUYORUZ”

    -Kırmancki’nin kaybolmaması için neler yapılabilir?

    Kırmancki dilinin yaşatılması için toplumun seyirci kalmaması gerekiyor. Toplumda farkındalık, duyarlılık ve bu dilin yaşaması için alt yapı çalışmaları yapmamız lazım. Bunu kendi başımıza değil kurumlarla yapmamız lazım. Kurumda yönetime gelen kişilerin de bu farkındalığı bilmeleri lazım. Toplumun da buna seyirci olmaması lazım. Dilin altyapısını oluşturarak kurslar, okullar, resmi olarak da bu dilin üretilmesi için de uğraşlar vermemiz lazım. Orada da kabul görmesi lazım ki biz dilimizi yaşatalım. Dili yaşatınca kültürümüzü de yaşatmış oluyoruz.

    “KURUMLARIMIZ ÇOK YETERSİZ”

    -Sizce siyasi kurumlar kültür-sanat faaliyetlerinde Kırmancki’ye yeterince yer veriyorlar mı?

    Hem kurumlarımız çok yetersiz, hem kurumdaki yöneticilerimiz çok yetersiz. Benim söylediklerimi iyi değerlendirsinler, yanlış anlamasınlar. Çünkü yeterli bilinç ve duyarlılık yok. Olsaydı çok fazla sayıda kurumumuz var ama maalesef bugüne kadar hiçbir kurumumuz bir adım atmış değil. Köy derneklerinden federasyonlara kadar hiçbiri ciddi bir adım atmamıştır. Bugün geldiğimiz durum çok acı bir şey. Bütün dernek, kurum yönetimlerine, başkanlarına ve toplumumuza kadar lütfen bu güzel, akademik olan Kırmancki dilimizi yok etmeyelim. Can olalım, yaşatalım.”

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Kırmancki’nin gelişip, hak ettiği yere gelmesi için eğitim dili olması gerekiyor’-VİDEO
    -‘Türkçe daha üst bir kültürü temsil ediyor algısı yaratılarak Kırmancki köşeye atılmaya çalışıldı’-VİDEO
    -Yazar Munzuroğlu: Evimize, düğünümüze ve cemimize Kırmancki’yi geri getirmeliyiz-VİDEO
    -‘Bir dilin kurtulması sadece devletten beklenilerek yapılabilecek bir şey değil’-VİDEO

  • Bornova Dersimliler Derneği anadil paneli düzenledi-VİDEO

    Bornova Dersimliler Derneği anadil paneli düzenledi-VİDEO

    PİRHA- Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği dünya anadil günü dolayısıyla, ‘Dilsiz Yaşam Olmaz’ konulu panel gerçekleştirdi.

    İzmir’de Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, 21 Şubat Dünya Anadil Günü etkinlikleri kapsamında “Dilsiz Yaşam Olmaz” konulu panel düzenledi.

    Bornova’da bulunan Atatürk Mahallesi Cemevi Konferans Salonunda gerçekleşen panele Araştırmacı Yazar Hakan Kerimoğlu, Avesta Dil ve Kültür Araştırmaları Derneği’nden Mustafa Borak, Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Barış Çelik ve Sanatçı Bülent Kılıç’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Panelin yapıldığı salona, ‘Her Vas Kokê Xo Ser Rewino, Her Teyr Zonê Xo De Woneno’ pankartı asıldı. Panelde Sanatçı Bülent Kılıç Kırmancki ve Kurmanci klamlar seslendirdi.

    Panelde, dil üzerindeki yasakların kalkması için değerli bir mücadele verilmeye devam edildiğini ifade edilerek, dilin eğitim ve öğretimde kullanılması talebinin bu mücadelede önemli bir yer kapladığına dikkat çekildi.

    UNESCO verilerine göre dünyada yaklaşık 5 bini yerli dili olmak üzere yaklaşık 7 bin dil konuşulduğu ve bunlardan 2 bininin tehlike altında olduğu hatırlatılan panelde, araştırmalara göre dünya nüfusunun yüzde 40’ının konuştuğu veya anladığı dilde eğitime erişemediği bilgisi verildi.

    Panelde ayrıca resmi dil dışındaki ana dillerin eğitim alanına girmesinin engellendiği, diğer dillerin varlığının uzun süre inkar edilerek sistematik asimilasyon politikaları uygulandığına vurgu yapılarak, hayatın her alanının resmi ideoloji doğrultusunda tek tipleştirilmesi politikalarından en çok da Kırmancki ve Kurmancinin etkilendiğinin altı çizildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Yazar Hakan Kerimoğlu Gağan, Xızır, Howtemal ve Kara Çarşamba’yı anlattı-VİDEO

    Yazar Hakan Kerimoğlu Gağan, Xızır, Howtemal ve Kara Çarşamba’yı anlattı-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Hakan Kerimoğlu, kış mevsimi ile başlayan ve Raa Heqî Alevilik inancının kutsallık ile birlikte yas atfettiği günleri olan Gağan, Xızır, Howtemal ve Kara Çarşamba’ya (Carşema Şîyaye) dair PİRHA’ya konuştu. Kerimoğlu, Gağan, Raa Heqi-Kırmanc halk takviminde 10. aydır. Gaxan yeni yıl değildir. Yeni yılımız 21 Mart’a denk gelen Newroz’dur” dedi. 

    Uzun süren araştırma ve gözlemlerini paylaşan Araştırmacı-Yazar Hakan Kerimoğlu, Raa Heqî(Alevi) takvimi olarak da bilinen halk takviminin asimilasyoncular tarafından inkar edilerek tanınmak istenmediğine işaret etti.

    Bu bayramlar ve kutsal günler için kabul gören tarihlerde Gağan ile başlayan ilk sürecin Kırmanclıkta ve diğer bir çok toplumlarda bütün yıl boyunca ekilip biçilerek kışlığa hazırlanan lojistik bayramı olduğunu ifade eden Kerimoğlu, Gağan’ın sosyal yardımlaşma olduğunu söyledi. Ayrıca, Gaxan’ın Raa Heqî halk takviminde 10’ncu ay olduğuna dikkat çeken Kerimoğlu, Gağan’ın yeni yıl olmadığını dile getirdi. Kerimoğlu, yeni yılın 21 Mart’a denk gelen Newroz olduğunu sözlerine ekledi.

    Raa Heqî halk takviminde Xızır ayında haftanın 8 gün ve ayın da toplamda 32 güne tekabül ettiği bilgisini paylaşan Kerimoğlu, dört haftanın her bir haftasında farklı bölge ve aşiretlerin Xızır orucu tuttuğuna değinerek, Xızır  ayının-orucunun 12-13-14 Şubat diye belirlenen belli günlere sığdırılmasının doğru olmayacağını belirtti.

    Xızır ayından sonra yeni bir zaman, yeni bir döneme girebilmesi için doğanın gerekli koşulları sağlayabilmesinin ancak  cemrelerin düşmesi ile gerçekleşeceğine değinen Kerimoğlu, düşen bu üç cemreden sonra doğa ve canlılar için hayatın yeniden hareketlenmesinin Howtemal’a denk geldiğinin altını çizdi.

    Bölge insanının yaşamın bu dönemde oluştuğuna kanaat getirdiğini sözlerine ekleyen Kerimoğlu, ilk 7 günde iyi şeylerin var olduğuna-varlık kazandığına, diğer 1 günde ise kötü şeylerin varlık kazandığına inanıldığına vurguda bulundu. Geri kalan bir günün ise Çarşamba gününe denk geldiği için yas tutulduğuna işaret eden Kerimoğlu, Howtemal ve Kara Çarşamba’nın karıştırılmaması gerektiğini dile getirdi.

    “GAXAN KIŞA HAZIRLANAN ERZAK BAYRAMIDIR; YILBAŞI DEĞİLDİR”

    PİRHA: Kültürel ve tarihsel değerler, yeni nesillerin tarih ile arasındaki bağı kuruyor. Bu değerler arasında da topluma en fazla sirayet eden, ilgilendirenler ise bayramlar oluyor. Mezopotamya toplulukları içerisinde de özellikle Gaxan, Howtemal, Xızır, Newroz özellikle çok zengin geçen bayramlar. Bölge bölge olarak Gaxan, Gaxand, Gaxandê, Gaxend, Goxan, Kosegeli, Kalo vb. adıyla kutlanıyor. En önemli karakterler de Khalo Gaxan ve eşi Fatike’dir. Onlar, kapı kapı gezer, yiyecek toplarlar. Toplanan yiyecekler pişirilerek pay ediliyor. Yani bir erzak-gıda bayramı da diyebilir miyiz? Siz Gaxan’ı nasıl değerlendiriyorsunuz ?

    HAKAN KERİMOĞLU: Gağan, Kırmanclıkta ve diğer bir çok toplumlarda bütün yıl boyunca ekilip biçilen, sağılan, kışlığa hazırlanan lojistik bayramıdır. Yanı sıra kışlığa hazırlanan yiyeceğin bayramıdır ve sosyal yardımlaşma dayanışmasıdır. Gağan, ayrıca Raa Heqi-Kırmanc halk takviminde 10. aydır. Gağan yeni yıl değildir. Yeni yılımız 21 Mart’a denk gelen Newroz’dur. Gaxan’da yapılan kutlamalar genelde erzak ve onun bereketi üzerinedir. Günümüz Miladi takvimine göre 22 Aralık’ta başlar ve Ocak ayının 20’sin de sona erer. Bu günler içerisinde Gağan için ritüeller, kutlamalar, cemler yapılır.

    Köy ortamında ve bir toplum içerisinde birlikte hareket etmek için bir araya gelinir. Belki birinin erzağı iyi çıkmamış veya kışa hazırlığı iyi geçmemiştir. Bunlar genelde birlik ceminde sorulur. Yine bir heyet seçilir; bu heyete de Kalo denilir. Bölge bölge ritüelleri farklıdır. Ev ev gezerek erzak toplarlar. Bu bazen gıdadır, bazen yiyecektir, bazen de giyimdir. Bunlar toplanarak bir araya getirilir ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Yine onun bereketi için hububat olan buğday veya mısır kaynatılır, dağıtılır. Aynı zamanda hayvanlara yedirilir. Yine kendi ahırında kaç hayvanı varsa, bir kat fazlası ipe hedik dizilir ve ahıra asılır. Gelecek üretim yılı için hayvanlarının sayısı bir kat fazla olması istenir. Pişirilen bulgur veya makarna içerisine belirlenmiş iki nişan konulur. Bunlardan birinin ismine rızık, diğerinin ismine rençberlik verilir. Aynı yemekten yenir ve kimin kaşığına denk gelir ise; eğer rızık nişanı ise o kişinin rızıklı olduğu düşünülür. O rızık nişanı götürülüp bir çuvalın içerisine konulup saklanılır. Tarım üzerine olan rençberlik nişanı kime denk gelmiş ise oda ahırda bir yere konulur. Orada da hem rızıklı olduğu hem de hayvanlarının çoğalacağı düşünülür.

    Bacalardan içeriye su dökülür. Evler temizlenir. Dökülen su daha çok yine bereket içindir. Su, aynı zamanda dinginliktir, sağlıktır ve yaşamın kendisidir.

    “DERSİMLİLER KENDİ HALK TAKVİMİNİ KULLANIYORDU”

    Raa Heqî Alevi takvimi dediniz. Bunu biraz açar mısınız.

    Bizim takvimimiz çok önemlidir ve hassastır, şaşmaz. Gağan’ın 10. ay olduğunu söyledik. Bugün ki Miladi takvime baktığınız da doğmak, olmak anlamını taşır. Bu takvim İsa’nın doğumundan alınmıştır. Bu sıfır kabul edilerek 2021 yılına değin gelmiştir. Bu da 13. Papa tarafından 1582 yılında ortaya çıkarılmıştır. İlkin Avrupa’da kullanılmış ve daha sonra yayılmıştır. Bu takvimin Türkiye’ye gelişi 1925 yılının sonlarını bulmuş ve 1926 yılında kabul edilmiştir. Dersim’de ise bu takvim okullar ile birlikte geldi. Ama bizler toplum içerisinde kendi takvimimizi kullanıyorduk.

    Miladi takvimde ay isimleri değişmemiştir. Eylül ayına September denir. Seten, Latince’de yedidir. September yedinci ay demektir. Günümüzde ise dokuzuncu aydır. Yani Miladi takvime göre 2 ay ileridedir. Yine Ekim ayı için October denir. Octo (okta) sekiz, Octonber ise sekizinci ay demektir. Onun ardından gelen Kasım ayı için November denir ve dokuzuncu aydır. Yine Aralık ayı olan 10. aya Miladi takvimde December (Desenber) denir. Buradaki ‘Des’ kelimesi yine 10’dan kök almıştır.

    “XIZIR ORUÇLARINI BELLİ GÜNLERE SIĞDIRMAK YANLIŞTIR”

    Yine yakın zamanda Xızır ayları vardı. Bölgede ve bir çok yerde Aleviler Xızır’ı karşıladı. Lokmalar dağıtılıp, kavutlar yapıldı. Xızır’a dair neler söyleyebilirsiniz?

    20 Ocak’tan sonra takvim işlediğinde Xızır başlar. Biz 32 günü dört haftaya bölmüşüzdür çünkü; bizde hafta 8 gündür. Bütün insanlık, doğa ve hayvanlar için Xızır çok önemlidir. Xızır yardım edendir, darda olana yetişendir; darında hazır ve nazır olandır. Cana can veren ya da can kurtaran birine can adanılmaz. Bu çok yanlıştır. Xızır adına başka birine yardımda bulunuruz. Xızır orada bir simgedir, içimizdeki manevi güçtür. Xızır ayında evimize gelen birini boş çevirmezdik. Belki bu Xızır’ın donuna girmiş fakirdir denirdi. Herkes kendi durumuna göre ona bir şey verirdi. Dört haftanın her bir haftası farklı bölge ve aşiretlerde Xızır orucu tutulurdu. Xızır 12-13-14 diye belirlenen üç gün değildir. Bu çok yanlıştır.

    “ÇIRA YAŞAMIN KAYNAĞIDIR, IŞIĞIDIR”

    Bunun yanı sıra evli olmayanlar Xızır’ın son günü oruç tutar, su içmez çünkü evlenecekleri kişinin o gece rüyasına gireceği ve kendisine su vereceğine inanılır. Xızır ayının olduğu ay boyunca gün batımında evlerde de çerağlar yakılır…

    Hiç evlenmemiş kimseler yine o gün Xızır için oruç tutarlar. Tuzlu yiyecek yerler. Ya da bu yiyecek hiç tuzlu da olamayabilir. Sonuç olarak insan kendini ona inandırmıştır. Belki de rüyasında görmek istediği kişi vardır. Evleneceği köyden veya çeşmeden bir insanın elinden su içtiğinde su duru ise yaşamının iyi geçeceğine inanılır. Suyun temizliği veya kirliliği kader veya hayat çizgisidir. Xızır’a olan bağlılığından dolayı kişi kendini ona ayarlamıştır.

    Xızır ayında aslında bizim oralarda her gün cem yapılır. Dergahlarımızda çıra hiç sönmez. Çünkü çıra yaşamın kaynağıdır, ışığıdır. Sevginin, barışın, dostluğun, özgürlüğün ve birçok şeyin simgesidir. Xızır aylarında kendi evlerimizde de çıramızı yakarız.

    İnsanlığın var olduğundan beri Xızır’ın var olduğunu, çağrıldığını düşünüyoruz. Çünkü her zaman yardım, dayanışma vardır. Xızır zaten birinin yardımına koşan hızlı neferdir. Dolayısıyla bunu tam olarak yerinde uygulamamız için kendi felsefemizin realitesini yaşatıp toplumu bilinçlendirmeliyiz ve gerçek anlamda kendimizi kutlamalı, anmalıyız. Biz kendi gerçek felsefemizi ortaya koyup yaşatmak istiyor isek. Doğruların anlatılması, gerçek realitenin ortaya konulması istenmiyor. Bir doğru üzerinde birleşelim Xızırımızı, Gaxanımızı, Howtemalımızı ve yas olan Kara Çarşamba’yı da gerçeğinde, özünde yaşayalım.

    “ÜÇ CEMREDEN SONRA HAYATIN YENİDEN HAREKETLENMESİ HOWTEMAL’A DENK GELİR”

    Xızır orucunun ardından hemen sonra havaya, suya ve toprağa cemre düşüyor. Bu üç cemreden sonra hayatın yeniden hareketlenmesinin Howtemal’a denk geldiğini ifade etmiştiniz. Buna biraz değinebilir misiniz?

    Yeni bir zaman, yeni bir dönem için önce doğanın o koşulları sağlaması lazım. Önce 3 tane cemre düşer. Dilimiz olan Kırmancki’de periyot olarak gün vakitlerine cema sodir, cema perut, cema sonî, cema sevî denir. Bu şu demek; sabah vakti, öğle vakti , akşam vakti ve gece vakti. Böyle cem dönüyor. Cem, kainatta olup biten tüm hareketlerin, aksiyonların ortak adıdır. Bir bitkinin oluşu, tohum vermesi, insanın doğması-yaşaması-hareketi-Hakk’a yürümesi, bir yıldızın oluşması-patlaması-sönmesi, rüzgarın sesi, suyun akışı, yağmurun yağması ve bulutun oluşması bir bütün olarak cemin kendisidir. Burada da karşılıklı bir fikir alışverişi, aksiyon var. Bu da muhabbet cemidir. Biz bunu semah figürleri ile anlatırız. Her cemin semah figürü de ayrıdır. Hakk’a yürüme ceminin, birlik ceminin, görgü veya Xızır ceminin figürleri farklıdır.

    Cemre yani dilimizdeki ‘Ra’ doğmak, açmak anlamındaydı. Ortaya çıkmaktı, yol almaktı, felsefeydi. Ayın 19’un da ilk cemre düşer. 7-8 gün aralıkla ikinci cemre düşer. Son cemre de 5-6 Mart’ta düşer. Hemen peşinden Howtemal başlar. Cemre havaya düştü ve bir hava açımı oldu. Bir tohumun döllenmesi için oluşan faktör. Sonra suya, daha sonrasında da toprağa düşer. Hava, toprak, su yaşamın sürdürülmesi için gerekli olandır. Bu üç cemreden sonra hayatın yeniden hareketlenmesi tekrar Howtemal’a denk gelir.

    “HOWTEMAL İÇİN KUTLAMALAR YAPILIR, KARA ÇARŞAMBA İÇİN YAS TUTULUR”

    Bölgede yaşayan Aleviler, dünyanın yedi günde varlık kazandığına, kötülükler ve belaların ise Çarşamba günü varlık kazandığına inanıyor. Haftanın 8 gün olarak belirlendiği bu zamanda ilk 7 günde iyiliklerin varlık bulduğuna inanıldığı için Howtemal, bu tarihler arasına rast gelen çarşambalara “Kara Çarşamba” deniyor…

    Bütün toplumlar var oluşu kendilerine göre takvimlendirirler. Belli bir zaman ölçüsü koyarlar. Bu kimine göre bir hafta, kimine göre dört hafta, kimine göre de 16 gündür. Bizde Howtemal 16 gündür. İlk haftasına küçük Howtemal, ikinci haftasına büyük Howtemal deriz. Haftanın 8 gün olduğunu söylemiştik. Varoluş bu iki haftayı (16 günü) kapsayan zamanda olmuştur. Big bang patlamasından sonra kainat oluşumu halen devam ediyor. Bitkiler kış ayı ile birlikte yaşamını dondurur; Howtemal ile canlılık kazanır, Newroz ile birlikte tekrardan çiçek açmaya ve ürün vermeye başlar. Yine kış uykusuna yatmış hayvanlar vardır. Bu Howtemal döneminde onlar da tekrardan canlılık kazanırlar. Bizim insanlarımızda hayatın bu dönemde oluştuğuna kanaat getirmiştir. Buda 8 günde olmuştur. İlk 7 günde iyi şeylerin var olduğuna, varlık kazandığına, diğer 1 günde ise kötü şeylerin varlık kazandığına inanılır. İlk 7 güne Howtemal (dilimizde de yedi anlamındadır), o bir günde Çarşamba gününe denk geldiği için Kara Çarşamba denir. İyiliklerin olduğu Howtemal için kutlamalar yaparız. Kara Çarşamba denilen yasta da yas tutarız. İkisini birbirine karıştıranlar var. Aynı şeyler değildir. Aynı zaman döngüsü içerisinde olmuş, birbiri ile ilişkili ama farklı kutlama ve yaslardır.

    “BU 7 GÜNDE KUTLAMALAR YAPILIR, 7 ÇEŞİT TAHIL PİŞİRİLİR, LOKMALAR DAĞITILIR”

    Kendi bölgemizden bir ritüeli örnek vermek istiyorum. Kara Çarşamba’da sabahın erken saatlerinde köyden biri kalkar, araziden kesilip getirilen kuşburnu ağacının dallarından çember yapılırdı. Bu çemberin içinden her aile bireyi üç defa geçerdi. Böylelikle günahlarından arındığına inanılır, hastalıklardan kurtulduğuna ve kötülüklerden korunduğuna inanılırdı. 

    Küçük Howtemal’da gezegeni var edecek hava, su, toprak ve güneş oluştu. Canlıların kendisi için büyüklük gördüğü şey kendi yaşamının huzurudur. Onu huzur içerisinde yaşamaktır. İkinci bölümde ise tabiatın varlığı, canlıların varlığı ortaya çıkmıştır. Buna da büyük Howtemal denmiştir. Bu 7 günde kutlamalar yapılır. 7 çeşit tahıl ürünü pişirilir. Lokmalar yapılır, dağıtılır. Jar û diyarlarda lokmalar dağıtılır. Orada çıralarını yakarlar. Yine Howtemal cemi yapılır. Kara Çarşamba da yas ritüelleri yapılır. Bu anmada kuşburnu (şilan) ağacından bir dal kesilir ve bir çember oluşturulur. Gülbenkler ile onun içerisinden geçilir. Buranın içerisinden geçen her kişi Çarşamba’nın kötülüğünden arınmış olur. Hem arınmış hem de o iyiliğe sahip olmuş olur.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR