Etiket: hakan öztürk

  • ‘Yeni barış sürecinde Anayasanın, bütün kimliklerin durumuna göre düzenlenmesi gerekir!’-VİDEO

    ‘Yeni barış sürecinde Anayasanın, bütün kimliklerin durumuna göre düzenlenmesi gerekir!’-VİDEO

    PİRHA – EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Demokratik Toplum Çağrısı” ardından yeni sürece dair görüşlerini açıkladı. “Bir yerlerden başlamak gerekir. Kamuoyu önünde en azından bu süreci daha iyi yönetebilmesi için Abdullah Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi gerekir” diyen Öztürk, emek hareketine de süreci sahiplenme konusunda çağrıda bulundu.

    22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Yeni döneme giriyoruz” çıkışı ve 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’dan gelen “Asrın Çağrısı” ile Türkiye’de adeta yeni bir iklim oluştu.

    PKK’nin 12 Mayıs’ta ilan ettiği kongre kararları ardından Kürt sorununun çözümü noktasında bugüne kadar hiç denenmemiş bir yöntemin adımı atıldı. Cumhuriyet tarihinin en temel sorunu olan Kürt sorunu, 47 yıllık silahlı dönem ardından taraflar arası müzakerelerle çözüme yakın yorumlanıyor.

    DEM Parti İmralı Heyeti’nin, Abdullah Öcalan ile temasları devam ederken, Kürt siyasal hareketinden “Süreç, toplumlar tarafından sahiplenildiği oranda olgunlaşacaktır” cümlesinin altı çiziliyor.

    “ARTIK BİR YERLERDEN BAŞLAMAK GEREKİR”

    Peki demokratik toplum örgütleri sürece nasıl yaklaşıyor; Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk ile konuştuk.

    “Demokratik Toplum Çağrısı ardından neler yaşandı?” sorumuzla birlikte devlet kanadından yapılması gerekenlere dair Hakan Öztürk, şu yanıtları verdi:

    “Sadece bu süreç kapsamında değil, genel olarak Kürt halkı ile ilgili bir bakış açımız var. Yani Kürt halkının uğradığı haksızlıkları kabul etmiyoruz elbette. Sorunlarla ilgili bir değişimin olması gerektiğini yıllar yılı zaten Kürt hareketi nasıl söylüyorsa biz de onun yoldaşı olarak aynısını söylüyor vaziyetteyiz. Haksızlığa uğrayan ulus, kimlik, ne diyorsa o dikkate almaktır. Bu sorunun da çok köklü olduğunu biliyoruz. Hani son zamanlarda işte ‘40 yıldır bu sorunu tartışıyoruz’ deniliyor ancak 200 yıldır bu sorunu tartışıyoruz. Yani Osmanlı İmparatorluğu, imparatorluk olmaktan çıkmaya başladığı koşullarda bunu ister istemez bir nesnel gerçeklik olarak tartışmaya başlamıştı. Aynı konu bir nevi Türkiye Cumhuriyeti’ne de devroldu.

    Bu durum ilk kez dünyada bizim karşılaştığımız bir durum değil. Zaten her aşamada biz bu meselenin demokratik ve diyalog yoluyla yürütülmesi gerektiğini, şiddet sarmalını yaratan süreçlerin olmaması gerektiğini her zaman söylemiştik. Ama şimdi gelinen aşamada bir tür yeni süreç söz konusu oldu. Doğal olarak daha önceki tarihi de yaşamış olduğumuz için bir düzeyde deneyimliyiz.

    Devlet Bahçeli, DEM Parti heyetiyle Meclis’te tokalaştı ve ‘Dünyada eğer barış için uğraşıyorsak ülkemize de barış için uğraşmalıyız’ dedi. Bu tabii bugüne kadarki reddiyeci tutuma oranla ileri bir cümle sayılır. Çünkü Türkiye’de ‘barış’ bile dediğinizde ‘Ne barışı? Bir terör var’ diyorlardı. Ve Abdullah Öcalan da bir iradeyi ortaya koydu ve ‘Bundan sonraki dönemde bu meseleyi demokrasi, hukuk, siyaset yoluyla çözmek üzere konuyu dikkate almalıyız’ dedi. PKK de topladığı kongrede buna paralel bir tutum ortaya koydu. Bu durum çok önemli bir adımdır. Bu realiteye bağlı olarak koşulların tepeden tırnağa gözden geçirilmesi gerekir. Yani bu durum çok fazla hükümetin veya yöneticilerin inisiyatifine bağlı bir durum da değil. Çünkü hakikaten tarihsel toplumsal bir gerçeklik var. Bunu kamuoyu önünde tartışmışsınız. Kamuoyu önünde el sıkışmışsınız. Kamuoyu önünde Abdullah Öcalan’ın açıklaması okunmuş. Buna bağlı olarak PKK’nin kongresini toplamasını istemişsiniz. Bunların hepsi hayata geçmiş. Bu durumda bir yerlerden başlamak gerekir. Kamuoyu önünde en azından bu süreci daha iyi yönetebilmesi için Abdullah Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi gerekir. Hasta tutsakların durumu ne olacak? Genel olarak çok sayıda Kürt hareketinden insan cezaevinde bulunuyor, onların konusu ne olacak? Bunlar konusunda bir adım atıldı mı, atılmadı mı? Bu dikkatle takip ediliyor. Ama atılmış olursa da bir başlangıç olacak. Ondan sonra da doğrudan Kürt meselesinin özüne değinen konular gündeme gelecektir.

    HÜKÜMET KANADINDAN DİLE GETİRİLEN ÖNEMLİ DETAY!

    E bir antidemokratik uygulama olarak bu kayyumlar… Seçilmiş olanı kabul etmemek herhalde bir tek bizim ülkemizde oluyor. Hiç kabul etmeyeceksen seçim olmasın ama eğer seçim varsa; bu Türkiye’de yani 12 Eylül rejiminden sonra bile olmadı, yani normal seçimler yapılabildi. Ya da şöyle söyleyeyim; eğer bir veto söz konusu oluyorsa en başta hiç seçime girmeden veto söz konusu oluyordu. Biz o kadar hazin bir vaziyetteyiz ki, seçim oluyor, her şey bitiyor, belediye başkanı görevine başlıyor, bir iki ay geçiyor, ondan sonra kayyum uygulaması gündeme geliyor. Bunun kabul edilebilecek bir tarafı yok. Utanç verici bir şey yani. Yani biz bunu başka bir ülkenin yurttaşına anlatmak istesek utanırım şahsen. O açıdan bunun da geri çekilmesi gerekir diye düşünüyorum.

    Bu el sıkışma sonrasında Abdullah Öcalan’ın da çağrısının olduğu aşamalarda Devlet Bahçeli, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür’ tanımına dair anayasadaki bu kimlik meselesi üzerine ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes, eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir’ diyerek bir yaz yazdı. Tabii bunu bir sosyalist yazsa dikkat çekici bir tarafı yok ama Devlet Bahçeli yazınca dikkat çekici bir tarafı var. Yoksa bu evrensel hukukun, anayasa prensiplerinin bir gereğidir. Tabii yıllar yılı, Kürt hareketi bunu anlattı. Demek ki dinlemek gerekiyormuş. Bak şimdi çok yakınlaşıldı. Yani bu fikirlerde yakınlaşıldı. Yani Kürt hareketinin dile getirdiği ‘Eşit yurttaş olmak istiyoruz’… 21. yüzyılda bunu dile getirmek zorunda kalıyor! Birçok olumsuz şeyi sayabiliriz ama ben olumlu işaret ne diye bunları anıyorum.”

    “BİR YERDEN BAŞLAMAK GEREKİYOR”

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, süreçle birlikte ilk olarak hasta mahpuslar ve siyasi tutukluların serbest bırakılabileceğine işaret etti. Öztürk, “Önümüzdeki dönem dil konusunun da tartışılması gerekir” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Bir daha bu kayyumların olmaması için tartışılması gerekir. Ama bunları konuşmaya başladığımızda detayda zaten bir sürü başka konu da çıkacaktır. Bunların hepsi konuşuluyor olacaktır. Türkiye’nin genel olarak demokratikleştirilmesi konusu da konuşuluyor olacaktır.

    PKK’nin son açıklamasında gördüğümüz gibi bir nihai hedef olarak sosyalizm hedefini ortaya koymuş. Böyle bir akım, bunları dikkate almaz olur mu diye düşünüyorum. Yani alacaktır ama bu yine de işin başlangıcı sayılmalıdır. Ben o açıdan bir kere bir başlatalım düşüncesindeyim. Bu konuda zaten diğer dünya çapındaki örneklerde de böyle yani; İrlanda’ya da baksanız, İspanya’ya da baksanız, Bask’a da baksanız, Güney Amerika’daki deneyimlere de baksanız böyle. Bir anda her şey çözüme kavuşmuyor. Bir yerde başlamak gerekiyor. Karşılıklı en azından dikkate alınırlık olması gerekiyor. Sonrasında ‘söylediğin söz seni bağladı’ gibi bir hukukun gelişmesi gerekiyor. Yani o açıdan az önce andığım anayasadaki kimlik konusu Devlet Bahçeli’yi bağlamış olmalıdır. Umut hakkı ile ilgili söylediği söz Devlet Bahçeli’yi bağlamış olmalıdır. Bunlardan bir iki tanesine ilişkin adım atıldığında ortam çok daha iyiye gidebilir.

    Kürt hareketi belli bir noktaya geldi. Biz şu anda mücadele ile en azından bu seçme seçilme hakkıyla ilgili durumu değiştirmeye çalışıyoruz. Bunları niye söylüyorum? Mücadele edersek, tavır ortaya koyabilirsek gidişatı değiştirebiliriz. ‘Mevcut hükümet ne isterse onu yapabilir, biz onun elindeyiz, çaresiziz yani’ düşüncesinde değilim.”

    EMEKÇİLERİN DURUMUNU ANLATABİLECEĞİMİZ ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇTEYİZ”

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Demokratik Toplum Çağrısı” ardından önünüze nasıl bir program koydunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Sürecin anlatılması meselesi var. Bütün bu demokrasiyi savunan kesimler açısından söylüyorum; biz bunu yeterince ciddiye almadık. Çok kalıplarla gidiyor vaziyette olduk. Anlatmak gibi değil de daha çok deklere etmek gibi tutum içerisinde olduk ama bunun sonuçta Türkiye’deki milyonlara izah edilmesi gerekiyor. Anlatmak konusundaki en kritik konu Öcalan’ın, DEM Parti’nin yaptığı görüşmeler. Anlatmak konusundaki en kritik konu bu konulardaki detaylardır. Çok hassas bir konu olmasından kaynaklı bir olgunlaşma aşamasına kadar taraflarca görüşüldüğüne tanık olabiliriz. Ama ondan sonra topluma ‘biz şu yönde ilerliyoruz’ denilecektir.

    “KÜRT HAREKETİ DOĞRU BİR ŞEY ANLATIYORMUŞ”

    16 milyonluk İstanbul’un bile kendi kendini yönetmesi mantığının değersiz olduğunu anlatmaya kalkışıyorlar. Ve bütün kamuoyu tarafından bu artık anlaşıldı. Demek ki aslına bakarsanız Kürt hareketi ve Kürt halkı çok doğru bir şey anlatıyormuş. Yani yerel yönetimlerin kuvvetlendirilmesi durduk yere söylenmiş bir şey değilmiş demek ki. Her şeyin merkezle halledilemeyeceğini söylemeleri çok doğruymuş demek ki. O açıdan bunları derinlemesine anlatabileceğimiz fırsatlar var. Sadece bazı detayları bu geçen zamandan bilemiyoruzdan ibaret görmemeliyiz. Bu esnada Kürt meselesini, demokrasi meselesini, Türkiye’deki bu açlıkla, yoksullukla sınanan emekçilerin durumunu anlatabileceğimiz önemli bir dönemeçteyiz. Bunun için çok büyük bir alan açıldı. Genel olarak demokrasiyi anlatacağımız çok önemli bir dönemeçteyiz. Seçme ve seçilme hakkına, İstanbul Belediye Başkanının bile hapse atılacağı düzeyde bir saldırı söz konusuysa, biz demokrasi konusunu çok etraflı bir şekilde anlatabiliriz. Yani buna ihtiyaç var demek istiyorum. Önümüzdeki zamanlar tüm bunları anlatmanın fırsatıdır.”

    SOSYALİSTLERE ÇAĞRI!

    Hakan Öztürk, son olarak sürece dair emek hareketine çağrıda bulunarak şunları aktardı:

    “Emek hareketi demek sosyalizm demektir. Sosyalistlerin de tek konusu işçi sınıfının hakları, işçi sınıfının iktidarı ile ilgili değildir. Uluslar, kadınlar, cinsel yönelimleri nedeniyle haksızlığa uğrayanlar da sosyalistlerin konusudur. Yani kimliklerinden ötürü kim haksızlığa uğruyorsa sosyalistler onları benimser, haklarını dikkate alır. O açıdan, ulusların kendi kaderini tayin hakkı prensibini de dikkate alarak böyle yapmalıydık. Bu konuda eksik kalındıysa en azından bu dönemde eksik kalınmamalıdır.

    Bir tür yeni barış sürecinin zeminindeyiz. Bunların açıklıkla konuşuluyor olması lazım. O anlamıyla birincisi biz, bu konuda haksızlığa uğramış halk ne diyor diye dikkat kesilmeliyiz. Onların istekleri ne? Bunları öncelikle dikkate almak zorundayız. Çünkü kim haksızlığa uğruyorsa onu dinlemek gerekir, sosyalist prensibin özü odur.

    İkincisi; istenen hak, talep, amaçlar nelerdir diye dinlediğimizde bunu dönüp bütün Türkiye ve dünya kamuoyuna anlatıyor olmamız gerekir. Her yerde dile getirmemiz gereken şey; Kürtçe’nin her alanda kullanılabilmesi, Anayasanın, bütün kimliklerin durumuna göre yeniden düzenlenmesi olmalıdır. Bu temel prensipleri her yerde savunuyor, her yerde bunun mücadelesini veriyor olmalıyız. Burada kritik nokta, DEM Partili ittifakının da gerçekleşiyor olmasıdır. Bu sağlanabilirse önümüzdeki yol daha kolaylıkla açılabilir. Ama diyelim ki böyle bir şey olmadı. Böyle bir durumda bile sosyalistlerin görevi, her durumda ezilen, haksızlığa uğrayan halkı, kimlikleri savunmaktır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Akdeniz Belediyesi önünde kayyım nöbeti 6. gününde: Direnmeye devam edeceğiz-VİDEO

    Akdeniz Belediyesi önünde kayyım nöbeti 6. gününde: Direnmeye devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Kayyım atanan Akdeniz Belediyesi önünde iktidara tepki gösteren siyasi parti temsilcileri, “Kayyımlar gidecek, halk kalacak. Boyun eğmeyeceğiz” mesajı verdi.

    Mersin’in Akdeniz ilçesinde belediyeye 13 Ocak’ta kayyım atanmasına karşı başlayan protesto eylemleri sürüyor. Eylemlerin 6’ıncı gününde, polis ablukası altında olan belediye binası önünde açıklama yapıldı.

    Açıklamaya DEM Parti milletvekilleri, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) sözcüler kurulu üyesi Pelin Kahiloğlu, Emek Partisi (EMEP) başkan yardımcısı Sedat Başkavak, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Parti Meclis üyesi Hasan Yılmaz, Kürdistan Komünist Partisi (KKP) MYK üyesi ve DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Sosyalist Dayanışma Partisi (SODAP) MYK üyesi Doğanay Karas, Barış Anneleri ve birçok yurttaş katıldı. Açıklamada sık sık “Direne direne kazanacağız” ve “Akdeniz ya me ye, şaredarî ya me ye” sloganları atıldı.

    “KAYYIM HIRSIZLIKTIR”

    Yapılan açıklamada ilk sözü alan DEM Parti Mersin İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, “6 gündür belediye eş başkanlarımız tutsak. Bunu kabul etmiyoruz. Daha önce kayyımları tanımadık yine tanımayacağız. Belediye eş başkanlarımız görevlerine dönene kadar mücadele edeceğiz. Kayyım hırsızlıktır. Kayyım zihniyetini tanımıyoruz” diye belirtti.

    “BİRLİKTE MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Kayyım atamasına tepki gösteren Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, “3 ay önce barış yapalım dediler ama kayyım atadılar. Biz bunu kabul etmiyoruz.  Kayyıma rağmen bu halk hala barış diyor, bu halkın kıymetini bilin. Kürt halkının ve barışçıl halkların kıymetini bilin. Kürtler ‘bunu kabul etmem’ diyor. Kürtler ‘huzursuzluk çıkardı’ diyorsunuz. Kayyım atmazsanız neden protesto yapsınlar? Sonra ‘terör’ diyorsunuz, ‘terör’ yok, sizin vicdansızlığınız var. Bu, dünyada görülmemiş bir hukuksuzluk. Dünyada görevinden alınan bir belediye başkanı yok. Buna karşı ortak birleşik mücadeleyi büyütmek bize düşüyor. Kayyımları tek tek gönderene kadar birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    “MÜCADELEYİ HER YERDE BÜYÜTECEĞİZ”

    AKP iktidarının yasaları keyfine göre düzenlediğini ifade eden Toplumsal Özgürlük Partisi Sözcüler Kurulu üyesi Pelin Kahinoğlu, “Başlattığı soruşturmalar ile iktidarını sürdürmek istiyor. Kürt halkının mücadelesi sonucu başlatmak zorunda kaldıkları barış süreci konuşulurken kayyım atama yoluna gidiyorlar. Demokratik cumhuriyet iradesini selamlıyoruz. Mücadeleyi her yerde büyüteceğiz. Biz kazanacağız” ifadelerini kullandı.

    “KAYYIMLAR GİDECEK, HALK KALACAK”

    6 gündür halkın iradesine sahip çıktığını vurgulayan Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, “Buraya gelirken bir polis ‘Burada hep toplanıp bağırıyorlar, belediye yerinde hizmet devam ediyor’ dedi. Kayyım emek hırsızlığıdır. Halk kendi belediyesine giremiyor. Kayyım sanata, sinemaya, geleceğe düşman. Kayyım hizmet hırsızı. Kayyımlar gidecek, halk kalacak” diye konuştu.

    “BEBEKLERİ KATLEDEN ÇETELERE KAYYIM ATAYIN”

    Türkiye İşçi Partisi Parti Meclis Üyesi Hasan Yıldız, ise konuşmasında şunları ifade etti:

    “Biz ilk defa kayyım zihniyeti ile karşı karşıya kalmıyoruz. Bebekleri katleden çetelere kayyım atayın. Kayyımlar kaybedecek halk kazanacak. Kayyım zihniyetinin mutlaka sonu gelecek. Bu zihniyet kaybetmeye mahkumdur.”

    “BU HALKA BOYUN EĞDİREMEZSİNİZ”

    Neden Anadolu’da halkın iradesi tanınıyor ama Kürt halkının iradesi tanınmıyor diye soran Kürdistan Komünist Partisi MYK Üyesi ve DEM Parti Milletvekili Sinan Çiftyürek, “Kayyım siyasetini kınıyoruz. Kürtler her kayyımdan sonra sandıkta kayyıma ‘hayır’ diyor. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletin’ diyorlar, ‘Yeter söz milletin’ diyorlar. Sandıkta halkın iradesi çıktı ama bunu tanımıyorlar. Bunu dün tanımadık yarın da tanımayacağız. Siz bu halka boyun eğdiremezsiniz. Bir süreç var diyorlar ama adı yok. Kürtlere el uzatıp kayyım atadılar, Rojava’ya saldırıyor. Biz bu kardeşliği kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

    “KAYYIM KORKUNUN GÖSTERGESİDİR”

    Faşizmin Kürt halkına yönelik uyguladığı savaş politikalarından biriyle karşı karşıya olduklarını vurgulayan Sosyalist Dayanışma Platformu MYK Üyesi Doğanay Karasu, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “İktidarın Kürt halkını sindirme çabaları, baskı ve inkâr politikaları, tarihin çöplüğüne gömülmeye mahkumdur. Bugün Akdeniz Belediyesi’ne yapılan kayyım hamlesi, gözaltılar, tutuklamalar halkların barış ve özgürlük talebine duyulan korkunun bir göstergesidir.”

    Açıklama “Direne direne kazanacağız” sloganlarıyla son buldu.

    PİRHA/MERSİN

  • EHP Genel Başkanı Öztürk’ten asgari ücretin taraflarına açık mektup: 50 bin TL olmalı

    EHP Genel Başkanı Öztürk’ten asgari ücretin taraflarına açık mektup: 50 bin TL olmalı

    PİRHA- Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk asgari ücretin belirlenmesi üzerine yapılan görüşmelerde taraflardan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Vedat Işıkhan’a, Mehmet Şimşek’e, Fatih Karahan ve Ergün Atalay’a mektup gönderdi. Öztürk, “Mevcut verilere göre, asgari ücret kişi başına düşen milli gelire uygun şekilde hesaplanmalı ve 50.000 TL olmalıdır” dedi. 

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk asgari ücretin belirlenmesi üzerine yapılan görüşmelerde taraflara seslendi. Öztürk beş ayrı yetkiliye açık mektup gönderdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Vedat Işıkhan’a, Mehmet Şimşek’e, Fatih Karahan ve Ergün Atalay’a gönderilen mektuplarda “Asgari ücret artışında hedeflenen enflasyon değil, 2025 yılı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla hedefleri dikkate alınmalıdır. Buna bağlı olarak, asgari ücret 50 bin TL olmalıdır” denildi.

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, yollamış olduğu bu beş açık mektupta olması gereken asgari ücretin hesabını şu şekilde anlattı:

    “Bugün Türkiye, Gayrisafi Yurt İçi Hasılası (GSYH) ve ekonomik büyüklüğü ile dünyanın en büyük 17. ekonomisi konumundadır. 2025 yılı için 1,8 trilyon dolarlık GSYH hedefiyle büyümeye devam ediyoruz. Ancak bu büyüme her kesime eşit bir şekilde yansımıyor. Asgari ücretin kişi başına düşen GSYH’ye oranı 1974’te %81 iken, bugün bu oran %47’ye gerilemiştir. Türkiye büyürken, büyümenin asıl yaratıcısı olan emekçilerin bu zenginlikten pay alamaması kabul edilemez bir durumdur. Dahası, Avrupa’da asgari ücretle çalışanların oranı %5 gibiyken, Türkiye’de bu oran %50’yi civarındadır. Bu, asgari ücretin büyük bir kesim için ortalama bir ücret haline geldiğini açıkça gösteriyor. Mevcut verilere göre, asgari ücret kişi başına düşen milli gelire uygun şekilde hesaplanmalı ve 50.000 TL olmalıdır.”

    “GÖRÜŞME YAPMAYA DAVET EDİYORUM”

    Milyonlarca emekçinin yaşamını derinden etkileyen asgari ücret artışının belirlenmesi aşamasında olduğumuz bu günlerde, Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, yazdığı açık mektuplarda Erdoğan’a, yatırımcıların ve zenginlerin tarafında olmanın hatalı olduğunu söyleyerek, “Sizin sorumluluk göstermeniz gereken taraf yatırımcılar değil, bu ülkenin emekçileridir.” dedi ve “Asgari ücretin 50.000 TL’ye yükseltilmesi üzere; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme yapmaya davet ediyorum.” diyerek çağrıda bulundu.

    “EKONOMİNİN YANLIŞ YÖNETİLMESİ EMEKÇİLERE YIKILAMAZ”

    Mehmet Şimşek’e çağrıda bulunan EHP Genel Başkanı, ekonomik yıkımın sonuçlarının emekçilerin üstüne atılmaması gerektiğini söyledi: Dezenflasyon hedeflerinizi gerçekleştirmek için üzerine düşen vazifeyi yapması gereken kesim emekçiler değil, sermaye sahipleri olmalıdır. Ekonominin yanlış yönetilmesinin sonuçları emekçilerin üzerine yıkılmamalıdır.

    “EMEKÇİLERİN EMEĞİNİN HAKKINI ALACAĞI BİR RAKAM GEREKİR”

    Vedat Işıkhan’ın Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısında “Adil bir asgari ücret belirlemek için özellikle üç taraflı sosyal diyalog mekanizmasıyla hareket ediyoruz” sözlerini eleştiren Öztürk, “Adil bir asgari ücretin belirlenmesi, sadece tarafların görüşlerinin kurulan masada dinlenmesiyle değil, ülkenin yarısından çoğunu ifade eden asgari ücretli kesimin emeğinin hakkını alacağı bir rakamın o masada karara bağlanmasıyla mümkün olacaktır. İşveren tarafının, işçilerce kabul edilemez isteklerini bir monolog halinde dayatmasıyla sözünü ettiğiniz adil ücretin belirlenmesi söz konusu değil.” dedi.

    “AÇLIK SINIRINDAKİ ASGARİ ÜCRET, ENFLASYON YARATIYOR OLAMAZ”

    Fatih Karahan’ın daha önce yaptığı konuşmasında “Yüksek enflasyon ortamında ücretler erir. Bizim yapmamız gereken enflasyonu kalıcı şekilde düşürmek ve istikrarı sağlamak” sözlerine yanıt veren Hakan Öztürk şu sözleri söyledi:

    Milyonlarca emekçinin farkında olduğu bir gerçeği görmezden geliyorsunuz. Enflasyonun sorumlusu emekçinin ücreti değil. Açlık sınırındaki asgari ücret, enflasyon yaratıyor olamaz. Asgari ücretteki artışın önü, hedeflenen enflasyon dikkate alınacak denilerek kapatılıyor. Enflasyonla mücadele denilerek asgari ücret artışı düşük tutulmak isteniyor ve yüzde 25-30 civarında bir artıştan söz ediliyor. 2024 yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 44 olarak belirlenmişken ve bu hedefin bile tutmayacağı ortadayken, gerçekleşen enflasyonun altında bir artış kabul edilemez.

    “ASGARİ ÜCRET 50 BİN TL OLMALIDIR, DEMELİSİNİZ” 

    Hakan Öztürk, Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarında işçi kesimi adına bulunan Türk-İş Genel Başkanı’na hem açık mektup gönderdi hem de Ergün Atalay’ın kendisini araması sonrasında mektuptaki sözleri yineledi ve ekledi:

    Sayın Atalay, süregiden Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarını emekçiler adına yakından takip ettiğimizi vurgulamak isterim. Emekçinin alın terinin karşılığını alabilmesi üzere, oturduğunuz masada sizi “Asgari ücret 50 bin TL olmalıdır” diyerek, bu rakamı açıkça dile getirmeye davet ediyorum. Eğer asgari ücret zammının belirleneceği masada milyonlarca emekçinin karşı karşıya olduğu geçim sıkıntısı görmezden gelinirse, emekçilerin asgari ücret hakkı için mücadelesi meydanlarda devam eder.

    “RAKAMI İŞÇİ KESİMİ BELİRTMELİ”

    Hakan Öztürk bugün TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay’ın açıkladığı asgari ücret rakamına dair de Atalay’a şu yanıtı verdi:

    “En baştan rakam belirtmemek, işçi kesiminin hakkı için bir tepki ortaya koymasını engeller. En nihayetinde işçi kesimini markette zeytinyağına gelen zamdan bile düşük bir oran olan 29.583 TL gibi bir rakama kadar geri düşürülmesine sebep olur… Emekçiyi temsilen oturulan bir masada, emekçinin hakkını savunmanın yolu, masada işçi sınıfı adına net bir rakam ileri sürmekten geçer. Rakamı işveren ve hükümet tarafı değil, işçi kesimi belirtmelidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    EHP Genel Başkanı Öztürk’ten Fatih Karahan’a açık mektup: Asgari ücret 50 bin TL olmalı

     

  • EHP Genel Başkanı Öztürk’ten Fatih Karahan’a açık mektup: Asgari ücret 50 bin TL olmalı

    EHP Genel Başkanı Öztürk’ten Fatih Karahan’a açık mektup: Asgari ücret 50 bin TL olmalı

    PİRHA – EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’a yönelik açık mektubunda, “Asgari ücret 50 bin TL olmalıdır” dedi.

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’a yönelik bir açık mektup yayımladı. Mektupta, “Asgari ücret artışında hedeflenen enflasyon değil, hedeflenen GSYH (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) dikkate alınmalıdır. Buna bağlı olarak, asgari ücret 50 bin TL olmalıdır” denildi.

    Hakan Öztürk, “Sayın Fatih Karahan, milyonlarca emekçinin yaşamını derinden etkileyen, asgari ücret artışının belirlenmesi aşamasındayız. Bugün açlık sınırının altında kalan asgari ücret, tek bir kirayı dahi karşılamaktan uzak ve sefalet ücreti haline gelmiş durumda. Bu koşullarda yaşamaya mahkûm edilen milyonların sesi olarak bu mektubu kaleme alıyorum. Asgari ücretin enflasyon karşısında eriyip gitmesi ve bunun gelir dağılımı bozukluğunu daha da kötü hale getirmesi, büyük bir haksızlıktır” ifadelerini kullandı.

    “Asgari ücretin artışında hedeflenen enflasyon değil, hedeflenen GSYH dikkate alınmalıdır” diyen Öztürk,”Türkiye, GSYH’sine göre dünyanın en büyük 17. ekonomisi. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda, 2025 yılında GSYH’nin 1,8 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Ekonomik büyümeden payını almak emekçinin hakkıdır. Buna bağlı olarak, asgari ücret 50.000 TL olmalıdır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • EHP, AKP’nin ekonomi politikasını eleştirdi: Emekçinin, emeklinin hakkı 42 bin 300 TL olmalı-VİDEO

    EHP, AKP’nin ekonomi politikasını eleştirdi: Emekçinin, emeklinin hakkı 42 bin 300 TL olmalı-VİDEO

    PİRHA- Emekçi Hareket Partisi geçtiğimiz günlerde asgari ücretin ve emekli maaşlarının ne kadar olması gerektiğini açıklamıştı. Kadıköy’de EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk’ün de katılımıyla halkla buluşma gerçekleşti. EHP ekonomi çadırı önünde konuşma yapan Öztürk, AKP’nin ekonomi politikalarını hedef aldı. 

    Ücretler hakkında açıklama yapan Hakan Öztürk, “Bir övünme var. Diyorlar ki Türkiye’de gayri safi milli gelirimiz arttı. 17. sıradayız, çok iyi diyorlar. O zaman kişi başına düşen milli gelir ne kadarsa asgari ücret de o kadar olmalıdır diyoruz. Ücretler 42 bin 300 TL olmalıdır.” sözlerine yer verdi. Meselenin sadece emekçilerin maaşı olmadığını ekleyerek, emekli maaşlarının da 42 bin 300 TL olması gerektiğini açıkladı.

    Son dönemde Türkiye’nin 25 milyar dolar ve 38 milyar dolar zararı olan iktidarın 3 milyar dolarlık tasarruf paketini karşılaştırdı. Tasarrufun bütün yükünün emekçilere yüklendiğini işaret eden EHP’nin açıkladığı bir diğer mesele ise enflasyon. Savaş halinde olan Rusya’nın enflasyonu yüzde 3, Ukrayna’nın ise yüzde 8. Türkiye’de ise enflasyon yüzde 75 olarak açıklanmıştı. EHP, savaş halindeki ülkelerden bile daha yüksek enflasyona sahip olunduğuna dikkat çekti.

    Orta Vadeli Program’a karşılık “Emekçilerin ekonomi programı”nı ortaya süren EHP “Emekçinin emeklinin hakkı 42 bin 300 TL” diyor. EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk’ün konuşması şu şekilde;

    “NUTUK ATMASINLAR”

    Bu ülkede parası çok olanlar bankada faiz elde edebilir. O parayı ceplerine koyabilir. Bu ihale avcısı yanda müteahhitler, o ihalelerin paralarını ceplerine koyabilirler. O holding sahipleri işçilerin iliğini kemiğini sömürerek o karı cebine koyabilirler. Peki bizim halkımız nerden gelir elde edecek? Faizle, karla, rantla edemez. Rantı da kendileri dağıtıyor. Kendi insanları bile “Bu toprakları parsel parsel sattı” dedi. Satacak yer bile kalmadı. Türkiye’deki işçi sınıfının, asgari ücretle çalışmak zorunda olanların, buğdayını, çayını, sütünü satmak zorunda olanların; el emeğinden, göz nurundan, alın terinden başka hiçbir şeyi yoktur. Onlar çalışmak ve gelir elde etmek zorundalar. Öyle AKP’liler gibi değil, 3-4 maaş yok ceplerinde. İhale kapmak yok, %400 kar elde etmek yok. AKP bir kere elini kaldır da şirketlerin, holdinglerin, bankaların %400 karından bahset. Buğdaya bu sene yapılan zam %10. Süte yapılan zam %10. Peki enflasyon ne kadar? %75! Bunu konuşmayalım değil mi? AKP’liler bize nutuk atsın değil mi? Beka nutuğu atsın, hamaset anlatsın, maneviyat anlatsın değil mi? Anlatmasınlar. Ekmek meselesine gelsinler, ekmek meselesine! Konumuz budur.

    “HALKI DEĞİL YANDAŞLARINI VE KENDİLERİNİ KORUDULAR”

    Bugün hangi kanalı açarsanız açın, asgari ücretin açlık sınırının altında olması konuşuluyor. Bu ne demek? Bu bu ülkenin kanalına çıkıp söylenilir mi? İnsan utanır ya. Bu ülkenin insanı açlık sınırında bile değilse neyin sınırında? Sefaletin mi, yerlerde sürünmenin mi? İnsan toplumu için utanmaz mı? Utanmıyor musunuz? Emeklisi için, emekçisi için utanmaz mısınız? Ne demek açlık sınırının altı? 2 bin lira açlık sınırının altında bu ücretler. EHP mi açıkladı bunu? O “Ortalık karışmasın diye konuyu kapattım” diyen Ergün Atalay’ın Türk-İş’i konuşuyor.Onun verdiği rakamın bile iki bin lira altında bu asgari ücret. Bu halkın o asgari ücreti almaktan başka geliri yok. Şimdi emekliye geliyorum. Emekliler çıkıp demek zorunda kalıyor ki, biz bari asgari ücret kadar alalım. Neden? Çünkü 10 bin lira alıyor sadece. Mesele bu. Bize nutuk atmayın, konuşacaksak bu meseleyi konuşalım. Bu böyle olmaz. Şimdide diyorlar ki, “Biz tasarruf paketi getireceğiz”. Neyin tasarruf paketi? 3 senenin sonunda 3 milyar dolar tasarruf etmeyi planlıyorlarmış.Kur korumalı mevduat sistemi diye bir sistem çıkardılar.  Çok dolarları olanları korudular. Halkımız bir kere bile korunmadı. Ona ne kadar para gitti? Merkez bankası başkanı açıkladı. Dedi ki, “Biz burada 25 milyar dolar kaybettik”. 3 milyar dolar üç senede tasarruf yapacaklarmış. Sen önce o dolar sahiplerine o parayı verme de bu halk doyar.

    “38 MİLYAR DOLAR ZARAR VAR, 3 MİLYON DOLARLIK TASARRUFTAN BAHSEDİYORLAR”

    Yap İşlet Devret meselesi çıkardılar. Müthiş sistem diye önümüze getirdiler. 4 tane otoyol yapmışlar. Bir tane tünel, üç tane de köprü. Bundan edilen zarar 38 milyar dolar. Bakın milyon değil, türk lirası da değil. Tasarrufla kazanacakları 3 milyar doları, bir de buradaki 38 milyar dolarlık zararı düşünün. Deveyi hamuduyla götürmüşler, tasarruf diye neyden bahsediyorlar? Bu ülke 25 milyar dolar kaybederse, 38 milyar dolar kaybederse bu ülkenin beli doğrulur mu? 3 milyar dolar tasarruf edeceklermiş de olacakmış. Bu tamamen yalan. Bu demektir ki çok yakında her şeyi bizim üstümüze bindirecekler. Vergiyi, enflasyonu, baskıyı… Bunları bize yapacaklar demektir. Sonra da diyecekler ki, “ Ee biz de yabancı arabaya binmedik”. Siz deveyi hamuduyla götürdünüz. Bize sineğin yağını çıkarma hikayesini anlatmayın. Siz yemeseniz, bu ülkenin holding sahipleri yemese, ihale kapanları yemese, bu ülkenin ürettiği emekçisine, emeklisine, kadınına, gencine, çocuğuna yeter! Bu dediklerimde yalan varsa Merkez Bankası başkanına gitsinler, yalan varsa Yap İşlet Devret Modeli’nin tekrar incelesinler.

    “EMEKÇİNİN GARANTİSİ YOK”

    Geçilmemiş köprünün parasını ödüyoruz, bunu haberlerde görüyoruz. Geçilmemiş tünelin, gidilmemiş hastanenin parasını ödüyoruz. Bir tek yandaşlara kapitalizm işlemiyor. Düşünsenize araba geçmedi, kamyon geçmedi ama garantisi var! Şurada bir esnafın bir tane tost satamadığını düşünün. Onun garantisi var mı? Yok. Siftah yapamadı, batar. Ama AKP’nin yandaşlarının garantisi var. Onlar batmaz. Eğer doları varsa koruma var. gidilmeyen hastanenin garantisi var. Peki bu halkın randevu alma garantisi var mı? Yok. Bu hastanelere kolay gidebilme, iyi tedavi alabilme garantisi yok. Çocuğumun her gün minibüs parasını cebine koyabileceğim desen garantisi var mı? Yok. Ama onların köprülerinden arabaların geçme garantisi var kardeşim.

    “EMEKLİNİN HAKKI 42 BİN 300 TL”

    Her emekliyle röportaj yaptığımızda torunuma ne harçlık vereceğim diye gözleri buğulanıyor.. Bu mudur halkınızı sevmek? Sadece aktif çalışanlar için demiyoruz. Şurada gördüğünüz eski binalar var ya, bu yerler bu gemiler var ya, onları emekliler yaptı emekliler… Bizden önceki kuşaklar yaptı. Onlara 10 bin TL maaş reva görülmez. İnsaf be! Atalarımız, ecdadımız, dedelerimiz diyorsunuz. Dedelerinize, anneannelerinize reva gördüğünüz bu mudur? Bu şehri onlar yarattı, siz gelip üstüne kondunuz. Asgari ücret ne ise, çünkü asgarisi odur. Asgari ücret ne ise emeklilerin maaşı da o olacaktır. Siz  üç dört yerden maaş almayacaksınız. Siz ihalelerle gününüzü gün etmeyeceksiniz. Bir ihale yasası bir hükümetin döneminde 200 kere  değişir mi? Yeryüzünde 200 kere değişmiş başka bir yasa biliyor musunuz? Yandaşına yedirmek için değiştirmiş durmuşlar. Ayıp be ayıp. Bunları kimse söylemez mi? Emekçi Hareket Partisi söyler. Bu işler böyle gitmez. Ya bu zamları böyle yapacaksınız, ücretleri yükselteceksiniz, ya bu deveyi güdeceksiniz ya da bu diyardan tıpış tıpış gideceksiniz!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Emekçi Hareket Partisi, İstanbul’da ekonomi çadırları kurdu

    Emekçi Hareket Partisi, İstanbul’da ekonomi çadırları kurdu

    PİRHA-Emekçi Hareket Partisi (EHP), ekonomi çadırları kurdu. Ekonomi çadırlarında yurttaşlara sunulan grafiklerle ekonomik koşullar tartışılıp, emekçiye ve emekliye neden hemen zam yapılması gerektiği anlatılıyor.

    Emekçi Hareket Partisi (EHP), ‘Emekçiye Emekliye Hemen Zam’ şiarıyla İstanbul’da birçok yere ekonomi çadırları kurdu.

    Ekonomi çadırlarında yurttaşlara sunulan grafiklerle ekonomik koşullar tartışılıp, emekçiye ve emekliye neden hemen zam yapılması gerektiği anlatılıyor.

    “EMEKÇİLERİ VE EMEKLİLERİ ÇADIRLARIMIZA BEKLİYORUZ”

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, emekçilere ve emeklilere çağrı yaparak şunları dile getirdi:

    “Bu koşulları kabul edemeyiz. El ele omuz omuza verip bu gidişata dur diyebiliriz, demeliyiz. Bize dayatılan açlık sınırında yaşam koşullarını söküp atalım. Ekonomi çadırları emekçi halkın sefalete sürüklendiği bu dönemde gerçeklerin konuşulduğu mekanlarımızdır. Çadırlarımızda grafiklerimizle ekonomik koşulların geldiği noktayı konuşuyor, emekçilerle çayımızla kahvemizle sohbet ediyoruz. Her bir emekçiyi, emekliyi çadırlarımıza bekliyoruz. Türkiye’nin her yıl ne kadar büyüdüğü, ne kadar gelir elde ettiği konuşuluyor. Siyasi iktidar bunu her konuşmalarında öve öve anlatıyor. Ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’na göre dünyada 17. sıradayız. Bu hasıla 1 trilyon 340 milyar dolar. Böylesine büyümenin anlatıldığı bir durumda, emekçilerin sefaletle yaşamasına göz yummayacağız. Emekçilerin siyasetini öne sürdüğümüz gibi, ücretlerin ne kadar olması gerektiğini de açıklıyoruz. 2024 yılında kişi başına düşen aylık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla 1.308 dolar yani 42.300 TL. O halde asgari ücret başlangıç olarak en az 42.300 TL olmalıdır diyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyım İstanbul’da protesto edildi -VİDEO

    Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyım İstanbul’da protesto edildi -VİDEO

    PİRHA – İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin kayyıma tepki açıklamasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ülkede bir “darbenin” daha gerçekleştirildiğini belirterek, “Birlikte dayanışarak kazanacağız, faşizme karşı mücadele ederek kazanacağız” dedi.

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin “Kayyıma geçit yok” şiarıyla Beyoğlu’nda bulunan Şişhane Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüleri Esengül Demir ile Cengiz Çiçek, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın da katıldığı açıklamaya, çok sayıda siyasi parti, sendika, dernek, kurum, kuruluş temsilcileri destek verdi. Alkışlar, zılgıtların eksik olmadığı açıklamada, “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Kayyıma geçit vermeyeceğiz”, “Kayyım gidecek, biz kazanacağız”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Halkların iradesi gasp edilemez”, “Kayyım defol belediye bizimdir”, “DEM Parti ya meye şaredari yame ye” sloganları atıldı. “Kayyıma geçit yok irademize sahip çıkıyoruz”, “Belediyeler bizimdir, gaspa izin vermeyeceğiz” pankartlarının açıldığı açıklamada, “Halkın iradesi gasp edilemez”, Her yerde seçim hak, Hakkari’ye yasak” dövizlerinin taşındı.

    İlk olarak konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğuları, ülkede bir “darbe” daha yaşandığı belirtti. Hatimoğuları, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “AKP iktidara geldiği zaman biz bu toplumu, Türkiye’yi vesayet rejiminden kurtaracak, darbeci anlayışlardan kurtaracağız diye yola çıktı. Oysa şu an DEM Parti ve önceki dönem belediyelere kayyım atayarak 3’ü kez bir siyasi darbe gerçekleştirmiştir. Seçilmişlerimizin dokunulmazlığını kaldırarak onları cezaevlerine koyarak Kobanî Kumpas Davasını tezgahlayarak sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın aralarında olduğu 13 kısa sürece önce 407 yıl 7 ay hapis cezası vererek bir darbeye daha imza atmıştır. Ve bugün, Hakkari’de belediyemize kayyım atadılar. Belediye eş başkanımız Van’da gözaltına alınıyor. Gerekçesi ise 10 sene önceki bir dava. 10 yıl kış uykusuna yattı bunlar. 10 sene sonra akılları başlarına gelmiş sözde. 10 yıl sonra yani Mehmet Sıddık Hakkari belediye eş başkanı olduktan sonra AKP’nin aklına davayı devreye sokmak geliyor. Kendi uydurmuş oldukları bir sahte iddianameyle belediye eş başkanımız hakkında dava açtılar.

    “KAYYIM SOYLU’NUN EKİBİNDENDİR”

    Bugün gözaltına alındı. Gözaltına alınmakla yetinilmedi, bu işin hukuki süreci anayasada kaleme alınmıştır. Anayasal güvence altına alınmıştır. Bir insan masumiyet karinesi gereği hakkında karar oluşana dek belediyeye kayyım atanamaz. Ama onların derdi kayyım atamak olduğu için arkadaşımız gözaltına alındığı zaman Hakkari Valisi kayyım olarak atanıyor. Kimdir bu kayyım, bu kayyım Süleyman Soylu’nun ekibindendir. Arkadaşlarımız hakkında davayı açan kimdir? FETÖ’ye mensup olan yargıçlardır. Yargılanan yargıçlardır. Buradan bir kez daha diyoruz ki irademizi gasp etmenize izin vermeyeceğiz. İrademizi gasp edemezsiniz. 31 Mart seçimlerinde bir kez daha görüldü ki, değerli halklarımız bir kez daha gösterdi ki, özellikle kayyım atanmış belediyeleri oylarımızı katlayarak kazandık. Saray, Erdoğan buraya kulak ver. Eğer senin kayyım atamalarına rağmen halk sana biat etmiyor, sen kayyım atadıkça, Saray’dan kayyımların emrini verdikçe AKP deniyor.

    “SARAYIN KULAĞINA KÜPE OLSUN”
    Bugün AKP’nin son yerel seçimlerde aldığı oylar ortadadır. AKP buzla erimektedir. Daha da eriyecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Ve buradan bizler burada olan bütün devrimci demokratik kurumlarla beraber faşizme karşı omuz omuz diyoruz. Özellikle bugüne kadar HDP’ye, DEM Parti’ye oy vermemiş olan değerli halklarımıza sesleniyorum. Zannetmeyin ki sadece Kürdün iradesini gasp etmek için kayyım atanıyor. Elbette Kürdün iradesini gasp etmek için kayyım atanıyor. Kürdün iradesini gasp etmek ve Kürdün seçme ve seçilme hakkını elinden almak için kayyım atanmıştır. Doğrudur. Bu kayyım atamaları ile Kürde diyor ki sen kendi kendini yönetemezsen. Seçimlere girse de benim atayacağım yani despotik yani faşist rejimlerde olan atanmışlar yönetecek. Senin seçme ve seçimle ehliyetin yoktur diyerek aslında Kürt halkını vatandaşlıktan çıkarmış oluyorlar. Saray’ın kulağına küpe olsun.

    “YALAN SÖYLÜYORLAR”

    Bu irade gaspının yanı sıra AKP, Türkiye genelinde çok sayıda belediye kaybetti. Ve onlar kayyımı şöyle gördüler aynı zamanda. Kayyım onlar için bir para, bir sermaye alanı. Sözüm ona hizmet amaçlı geliyoruz diyorlar ama asıl belediye kaynaklarını kendi yandaşlarına peşkeş çekmek için. Ayrıca Kürdistan’daki belediyeleri, Hakkari’deki belediyeyi rant alanına çevirmek istiyorlar. Borçsuz aldıkları belediyeleri daha doğrusu borçsuzken kayyım atadıkları belediyeyi, Hakkari belediyesinin şu anki borcu 315 milyon. Bununla hiçbir hizmet yapılmamış değerli Türkiye halkları. Bunu kayyım atadıkları vali, AKP’nin yandaşı 2-3 aileye parayı paylaştırmak üzere kendi yandaşlarına peşkeş çekmek üzere kayyım atıyorlar. O nedenle bütün Türkiye halkları bilsin ki onların isnat ettiği hiçbir gerekçe doğru değildir. Sadece ve sadece bahane üretmek peşindeler. Bunu halk biliyor. Biz seçim meydanlarında dolaşırken söyledik. Burada bir kez daha İstanbul’un göbeğinden söylüyorum; inanın AKP’nin bölgedeki seçmeni, Hakkarili seçmenlerin bir bölümü kayyım atanmasına karşıdır. Daha önce AKP’ye oy verdiği halde kayyım atadığı için DEM Parti’yi destekleyen insan sayısı çok fazla. Seçim sonuçlarına katlanamadılar. AKP öncelikle bunu kendi tabanına açıklamayı başarsın. Açıklayamaz, çünkü yalan söylüyorlar.

    “MÜCADELE EDEREK KAZANACAĞIZ”

    Burada AKP iktidarının bu seçimlerden aldığı yenilgiden sonra biz normalleşme süreci başlatacağız dediler. Oysa ortada hiç bir normalleşme süreci yok. Normalleşme derken Kürde normalleşme yok DEM Parti’ye normalleşme yok. Çünkü bunlar anormal. Çünkü bunlar faşist rejimde, otoriter rejimde ısrarcı. Bütün halklar olarak bütün demokratik güçler olarak bu kayyım darbesine karşıyız. bu darbenin 12 Eylül askeri cunta rejiminden farkı yoktur. AKP darbecidir. MHP darbecidir. Saray darbecidir, bunu asla kabul etmiyoruz. Bu darbe karşısında demokratik haklarımızı ve mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz. Birlikte dayanışarak kazanacağız, faşizme karşı mücadele ederek kazanacağız.”

    “UYGULAMADAN VAZGEÇİN”

    Ardında söz alan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, AKP’nin kayyım anlayışı halkın iradesinin karşısında duramayacağını söyledi. Kayyım atamanın tüm Türkiye halklarının demokratik haklarının gaspı anlamına geldiğini ifade eden Aslan, “Bu sadece Hakkari meselesi değildir. Bugün saray rejiminin elinde baskı aygıtı dışında hiçbir şey kalmamıştır. Sadece bu baskı aygıtıyla ayakta durmaktadır. Bu otoriter rejim, er ya da geç halkın iradesine çarpacaktır. Başta Kürt halkı olmak üzere bütün Türkiye’ye gözdağı verilmiştir. Bugünlerde sınır ötesi operasyonlarını konuşuyorlar. Rojava halkının seçim iradesine darbe vurmak istiyorlar. Sınır ötesi operasyonlarından vazgeçin, onların demokratik haklarına saygı duyun. Eğer bunu yapmazsanız bütün Türkiye işçi ve emekçileri olarak karşınızda duracağız. Hakkari Belediye Eş Başkanı binlerce kişinin oyuyla seçilmiştir. Yapılması gereken bu uygulamadan vazgeçmektir” diye belirtti.

    “HANGİ COĞRAFYADAN ÖRNEK ALIYORSUNUZ”

    Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyım ve kayyıma söz konusu gerekçenin 12 Eylül 1980 Darbesi sonrası gerçekleşen seçim döneminde dahi örneğinin olmadığına dikkati çeken EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Türkiye hiç olmadığı kadar geriye gitmiş durumda. Böyle bir demokrasi ve adalet olamaz. Bunu hangi coğrafyadan alıyorsunuz. Eğer adınızda adalet sıfatı varsa buna cevap vermek zorundasınız. Eğer Asya’da, Afrika’da bunun örneği yoksa Hakkari’de de olamaz. İşte Kürt halkının dile getirdiği sorun budur. İkide bir derdiniz nedir diye anlamazlıktan gelmeyin. Bunu toplum görmüyor zannetmeyin” dedi.

    “ORTAK ŞEKİLDE MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, her zaman kayyımların karşısında olacaklarının altını çizdi. Çelik, “10 yıl önce açılmış bir dava yüzünden kayyım atanmasını reddediyoruz. Kayyım seçmenin sandıkta çıkan iradesini yok saymaktır. Türkiye’de, nerede olursa olsun eğer bir belediye başkanın seçilmesinin önünde bir engel var ise orada belediye meclis üyeleri seçilir. Bunlar sadece yerel seçimlerde yaşanmıyor. Ne yazık ki uzun süredir bunlarla karşı karşıyayız. Hatay’ın seçilmiş milletvekili de halen cezaevinde. Bu kayyımların karşısında her zaman ortak bir şekilde mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Daha sonra kurum, parti temsilcileri halkı selamladı ve DEM Parti ile dayanıştıklarını belirtti.

    Açıklamaların ardından kitle Şişhane Meydanı’ndan Taksim’de bulunan İstiklal Caddesi’ne yürümek istedi. Bu esnada kitle ablukaya alındı. Kitle ablukada, “Faşizme karşı omuz omuza”, ” Direne direne kazanacağız”, “AKP halka hesap verecek” sloganlarını attı. Polis, çok sayıda kişiyi darp ederek gözaltına aldı. Gözaltına alınanların nereye götürüldüğü öğrenilemedi. Ayrıca basının görüntü alması ise engellendi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kadıköy’de ‘Neo Faşist Tehlike ve Siyasal Görünümler’ semineri yapılacak

    Kadıköy’de ‘Neo Faşist Tehlike ve Siyasal Görünümler’ semineri yapılacak

    PİRHA – Kadıköy Emek ve Birlik Lokali’nde, “Neo Faşist Tehlike ve Siyasal Görünümler” semineri yapılacak. Konuşmacılar ise Gazeteci-Yazar Ercüment Akdeniz ve Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk.

    Gazeteci-Yazar Ercüment Akdeniz ve Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk’ün katılımıyla 18 Mayıs Pazartesi günü Kadıköy’de bulunan Emek ve Birlik Lokali’nde “Şovenizm, Neo Faşist Tehlike ve Siyasal Görünümler” başlıklı seminer yapılacak.

    Türkiye’de ve dünyada göçmen karşıtlığına yaslanarak ilerleyen aşırı sağın durumunu ve dünya halkları açısından yarattığı tehlikelerinin konuşulacağı seminer, Türkiye’deki 2024 yerel seçimlerinin ortaya çıkardığı sonuçlar, Avrupa’daki aşırı sağa olan yönelime kıyasla çizdiği tablo açısından değerlendirilecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk: AKP geri dönülmez bir felakettir-VİDEO

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk: AKP geri dönülmez bir felakettir-VİDEO

    PİRHA-Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Erzincan İliç’te yaşanan maden felaketi dolayısıyla AKP hükümetine sert tepki gösterdi. Öztürk, “Bütün Cumhuriyet tarihi boyunca AKP’den önce 1100 kadar maden işletmesine müsaade edilirken, AKP döneminde ise bu sayı 380 bine çıkıyor. Tehlikenin farkında mısınız?” dedi. Öztürk ekledi: AKP bizi geri dönülmez felaketlere sürüklemektedir. 

    Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk ve parti üyeleri, Erzincan İliç’te yaşanan maden felaketine dair basın açıklaması yapmak için Kadıköy’deki Eminönü İskelesi’nde buluştu.

    “AKP HÜKÜMETİNİN İZİN VERDİĞİ BİR YIKIMI YAŞIYORUZ”

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk yaptığı açıklamada, “Bugün AKP hükümetinin bütün kademelerinin izin verdiği, alan açtığı bir maden işletmesinin yarattığı yıkımı yaşıyoruz. Şimdi üstü kapalı şekilde bu yaşanandan halledilebilir bir durum gibi bahsediyorlar. Yağmur yağdığı zaman, sel olduğu zaman oradaki zehirli maddenin Fırat’a taşmasını ne engelleyecek?” şeklinde konuştu.

    AKP iktidarında sayısı artan maden işletmelerine dikkat çeken Öztürk, “Bütün Cumhuriyet tarihi boyunca AKP’den önce 1100 kadar maden işletmesine müsaade edilirken, AKP döneminde ise bu sayı 380 bine çıkıyor. Tehlikenin farkında mısınız? AKP bürokrasinin verdiği izinleri düşünün, böyle bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu tehlikeyle birlikte başka önemli bir meselemiz var: O maden atıklarının altında kalan 9 işçimiz var, onlara kavuşmayı diliyoruz” dedi.

    “BU ÜLKEYİ KORUMAK İÇİN CUMHURBAŞKANI TALİMATI GEREKMEZ, VATAN SEVGİSİ VE GÖREV BİLİNCİ YETER”

    EHP Genel Başkanı Öztürk, “Ama bu hükümetten öte yandan ne dinliyoruz?: ‘‘Cumhurbaşkanımızın kontrolüyle, cumhurbaşkanımızın talimatıyla, devletin bütün imkanlarının seferberliğiyle…’ Devletin bütün imkanlarını bu felaket başımıza gelmeden evvel seferber edeceksiniz. Felaket başa geldikten sonra, insanlar hastalanıp kanser olduktan sonra çözümü yok. Bunlar olmadan önce koruyucu biçimde davranacaksınız. Bu ülkeyi korumak için Cumhurbaşkanının talimatı gerekmez; vatan sevgisi yeter, görev bilinci yeter, bu ülkenin yurttaşlarını koruma duygusu yeter. O nedenle bu nakaratları bir kenara bırakın” diyerek yetkililere seslendi.

    İktidarın açıklamalarına da değinen Öztürk, şunları kaydetti:

    “Ellerine bir mikrofon geçtiğinde hemen şöyle konuşmaya başlıyorlar: ‘Biz Hans’ı dinlemeyiz, biz George’u dinlemeyiz. Peki bu Kanadalı şirket nereli? Burada niye bu hassasiyetiniz işlemedi? Niye başka zaman kükrediğiniz gibi kükremediniz? Bu ülkenin ’ırmağının akışına ölürüm’ diyorsunuz, ölmeyelim ama gerçekleri de görelim: Bir çakıl taşı vermeyiz derken, biz Fırat’ın temizliğini, güzelliğini ve güvenliğini AKP eliyle vermişiz.”

    “EMEKÇİLERİ VE DOĞAYI KURTARMAK İÇİN MADENLERİ KAMULAŞTIRMALIYIZ”

    Hakan Öztürk, “Acı gerçek şudur: AKP geri dönülmez bir felakettir. AKP bizi geri dönülmez felaketlere sürüklemektedir. Diyorlar ki Anayasa Mahkemesini kapatalım. Eğer ki bir şey kapatmak istiyorsanız siyanürlü şirket orada duruyor, gidin onu kapatın. Anayasa Mahkemesi’ni kapatırsanız, namuslu hakimleri, yargıçları oradan oraya sürerseniz böyle pis şirketlerin pis işlerini durduracak bir karar alan hakim ve mahkeme bulamayız. O nedenle diyoruz ki, geri dönülmez felaketlere doğru gitmeyelim. Yapılması gereken bu şirketlerin vicdansızlığına, insafsızlığına bizim insanlarımızı terk etmek değildir. Yapılması gereken burada tam da kamunun kontrolüdür, devletin kontrolüdür” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    https://x.com/emekci_hareket/status/1757853033487093906?s=20

    PİRHA/İSTANBUL

  • Öztürk: Büyük halk toplantılarıyla, halkın sözünü direkt parlamentoya taşıyabiliriz

    Öztürk: Büyük halk toplantılarıyla, halkın sözünü direkt parlamentoya taşıyabiliriz

    PİRHA- Yeşil Sol Parti Adayı Hakan Öztürk, sosyalizm mücadelesinde parlamentonun rolüne ilişkin “Neden bizim arkadaşlarımız bulundukları bölgede periyodik olarak halk toplantıları yapmasın, sendikalarla görüşmesin? 10 milletvekili burada sizi dinliyor ve güncel olarak söylediğiniz sözü parlamentoya taşıyacak’ deseniz Türkiye’deki sistem bir silkelenir. Toplumu biz de örgütlü hale getirebiliriz” dedi.

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı ve EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, Medya Haber TV ve Yeni Dalga Youtube kanalında yayınlanan Söz ve Yaşam programında Seran Vreskala’nın konuğu oldu. Programda Öztürk, ilk gençlik yıllarında örgütlü sosyalist mücadeleyle nasıl tanıştığını anlattı ve sosyalizm mücadelesinde parlamentonun yerini değerlendirdi.

    “MİLLET PEK SEVMEZ AMA BEN TARTIŞMAYI ÇOK SEVERDİM”

    Eskişehir’de 12 Eylül darbesinin ardından gelen dönemdeki üniversite yıllarında politikleştiğini anlatan Öztürk, “Solcularla tanışmam zaman aldı, iki arkadaşla tanışmıştım. Yurt odasında gece yarılarına kadar konuşurduk. Bir aşamada öğrenci derneği toplantısına çağırdılar. Orada şunu gözlemledim; bir politik grup halinde olanlar çok sistematik konuşuyorlardı. Bir bütünsellikleri vardı, tartışmayı da o eksende yürütüyorlardı, diğer grupla da tartışıyorlardı. İnsanlar pek sevmez ama ben o tartışmayı çok severdim” dedi.

    “KENDİ BAŞINA BİR SOLCU’ OLMAKTAN UZAKLAŞTIM”

    Öztürk “O grubun anlattığı her şeyin çok sistematik olduğunu, herkesin katılımına önem verdiğini, demokratik işleyişi daha fazla dikkate aldığını, tartışmalarda daha açıklayıcı olduğunu gördüm. Otomatik olarak onlara yakınlaştım. ‘Kendi başıma bir solcuyum’ olayından uzaklaştım. Zaten sistematik olanları sempatiyle karşılıyordum. Sonra ben onlara katıldım” ifadelerini kullandı.

    “HALKIN ÖRGÜTLENMİŞ KESİMLERİYLE NEDEN GÖRÜŞMÜYORUZ?”

    Öztürk, sosyalist mücadeleyi parlamentoya taşıma vaadine ilişkin, “Örgütlü toplum istiyoruz değil mi? O zaman ‘esnaf ziyareti yapan vekil’ ilişkisinden kapsamlı bir şey düşünmemiz gerekir. Neden toplumun örgütlenmiş kesimleriyle görüşmüyoruz hiç? İşçi sınıfının, kadınların, Kürt halkının örgütlenmiş kesimleriyle neden görüşmüyorsunuz? Onları asla eylemli ve örgütlü görmek istemiyorlar ve o halleriyle ziyaret etmiyorlar” dedi.

    “TOPLUM HALK MECLİSLERİ ALTINDA ÖRGÜTLENMİŞ OLSA KAYYIM TARTIŞMASI YAPILAMAZ”

    “Parlamentoyu örgütlü toplumun güncel müdahaleleri güçlü hale getirebilir” diyen Öztürk, “Halk meclisleri başlığı altında toplum örgütlenmiş olsa ne Diyarbakır’da ne İstanbul’da kayyım atanması tartışması yapılamaz. Diyarbakır’da, Mardin’de bütün o bölgelerdeki illerde bunu yapınca İstanbul’da da bunun yapılabileceğini tartışabildiler. Eğer halk il, ilçe düzeyinde örgütlenebilir kendi doğrudan meclislerini oluşturabilirse böyle durumlar karşısında ses yükseltebilir. Bunu neden söylüyorum? Aslına bakarsanız başka türlü parlamentoya halkın rengi, sesi yansımıyor” şeklinde konuştu.

    “TOPLUMU BİZ DE ÖRGÜTLÜ HALE GETİREBİLİRİZ”

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı ve EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Neden bizim arkadaşlarımız bulundukları bölgede periyodik olarak halk toplantıları yapmasın, sendikalarla görüşmesin? Bunu engelleyen hiçbir şey yok, büyük toplantılar organize edebilirsiniz. ‘Buyrun, 10 milletvekili burada sizi dinliyor ve güncel olarak söylediğiniz sözü parlamentoya taşıyacak’ deseniz Türkiye’deki sistem bir silkelenir. Toplumun gücü burada ortaya çıkar. Toplumu biz de örgütlü hale getirebiliriz.” sözlerini kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Öztürk’ten iktidara: Halk politikalarınızı beğenmezse sizi gönderir, buna alışın-VİDEO

    Öztürk’ten iktidara: Halk politikalarınızı beğenmezse sizi gönderir, buna alışın-VİDEO

    PİRHA- Polisin müdahale ettiği Yeşil Sol Parti standında açıklama yapan Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Hakan Öztürk “Hani nerede eşitlik? Hani nerede kardeşlik? Bu seçimlerle birlikte ülkemize kardeşlik getireceğiz. Tek adam rejimini göndereceğiz” dedi. Öztürk ekledi: Parlamenter rejimlerde böyledir. Halk sizin politikalarınızı beğenmezse sizi gönderir. Bu normaldir, buna alışın.

    Diyarbakır’da yapılan soruşturma kapsamında 21 ilde yapılan ev baskınlarında aralarında HDP yöneticilerinin, gazetecilerin, hukukçuların, sendika yöneticileri ve sanatçıların bulunduğu  128 kişi gözaltına alındı.

    Yeşil Sol Parti’nin Kadıköy’deki seçim standında operasyonları protesto etmek için yapılmak istenen basın açıklamasına da polis müdahale etti. “Halay çekildiğini” gerekçe eden polisler aralarında EHP üyelerinin de olduğu 20 kişiyi gözaltına aldı.

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı ve EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, polis saldırsının üzerine Kadıköy’deki Yeşil Sol Parti standına gitti. Yeşil Sol Parti milletvekili adaylarıyla birlikte yüzlerce kişi de stant alanındaydı. Öztürk, burada bir açıklama yaptı.

    “TEMEL İHTİYAÇLARI KAMU HİZMETİ OLARAK YAPACAĞIZ, DİYEMEZ MİYİZ BUNU?”

    Sözlerine “Bizim halkımızın horon teptiği, halay çektiği ilk kez mi görülüyor? Çekemez mi? Buna gelip de siz ‘halay çekmeyin’ denir mi?” diyerek başlayan Öztürk “O meclisin nasıl işlemez hale getirildiğini biliyoruz. Kürt halkına nasıl haksızlıklar yapıldığını görüyoruz. Kürt halkıyla kardeşçe yaşamayı, Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini savunuyoruz. Bu halkın nasıl bir yoksulluk çektiğini biliyoruz. Temel haklarından nasıl mahrum kaldığını biliyoruz. Barınmada, sağlıkta, eğitimde, beslenmede nasıl bir sorun yaşadığını biliyoruz. Diyoruz ki, bunları kamu hizmeti olarak yapacağız. Diyemez miyiz bunu arkadaşlar?” sözleriyle alanda bulunan kitleye seslendi. Kendisini dinleyenler “Deriz!” diyerek yanıt verdi.

     “HANİ NEREDE EŞİTLİK? HANİ NEREDE KARDEŞLİK?”

    Öztürk, “Diyoruz işte. Bunu seçimlerde diyemeyeceksek ne zaman diyeceğiz? Basın açıklaması yapmak isteriz olmaz. Başka zaman ifade edelim desek olmaz. Seçimlere geldik seçimlerde söylüyoruz. Bu halkın karnı tok, sırtı pek değil. Her yerde bir sürü parti anlatıyor. Şimdi Diyarbakır’da bunu anlatanlara, bunun faaliyetini yürütenlere, gazeteciye, avukata ve oradaki milletvekillerine yardımcı olan kim varsa gözaltı yapılmış. Bu kabul edilir mi arkadaşlar? Hani nerede eşitlik? Hani nerede kardeşlik?” ifadelerini kullandı.

    POLİS KONUŞMAYI KESMEYE ÇALIŞTI

    Öztürk’ün konuşması esnasında alanda bekleyen polisler, konuşmayı yarıda kesmeye çalıştı. Polise tepki gösteren Hakan Öztürk, “İnsanlar burada halay çektiği için müdahale etmeyin. Burada olan bir seçim çalışmasıdır. Bir müzik çalınırsa insanlar halay çeker, sonra çalışmasına devam eder. Sizin müdahale etmenize gerek yok. Siz buradan çekilin, konuşmamızı yapalım” dedi. Tartışmanın ardından polisler kitlenin protesto alkışları arasında uzaklaştı.

    “HALK POLİTİKALARINIZI BEĞENMEZSE SİZİ GÖNDERİR, BUNA ALIŞIN”

    Hakan Öztürk, konuşmasına şöyle devam etti.

    “Bu seçimlerle birlikte ülkemize kardeşlik getireceğiz. Bu tek adam rejimi politikalarını bir kenara koyacağız. Bunu da nasıl yapacağız? Elbette ki birleşerek. Eğer tek adam rejimiyle karşı karşıyaysak biz de tek yumruk olacağız, tek yürek olacağız, tek vücut olacağız ve Yeşil Sol Parti’yle onları göndereceğiz. Bunu diyemez miyiz? Sizi göndereceğiz. Parlamenter rejimlerde böyledir. Halk sizin politikalarınızı beğenmezse sizi gönderir. Bu normaldir, buna alışın.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Hakan Öztürk: Tek adam rejimini tek vücut olarak devirebiliriz

    Hakan Öztürk: Tek adam rejimini tek vücut olarak devirebiliriz

    PİRHA-Kadıköy’deki Yeşil Sol Parti Bahar Şenliği’nde konuşan İstanbul Milletvekili Adayı Hakan Öztürk, “O parlamentonun güçlü olmasından bahsediyorlar. O parlamentonun güçlü olabilmesi için en başta, Kürt milletvekilleri konuştuğu zaman kardeş Kürt halkının diliyle, yani Kürtçe’yle konuşulmuş diye kayda geçmiş olmalıdır orası. ‘Bilinmeyen bir dille’ değil!” dedi.

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı ve Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk bayramın 3. gününde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcileri ve öldürülen kadınların aileleriyle buluştu. Şifa Mahallesi’nde gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti seçim bürosu açılış etkinliğine katıldı ve Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda Yeşil Sol Parti Bahar Şenliği’nde konuştu.

    “SÖZ, YETKİ, KARAR HALKIMIZDA VE KADINLARDA OLMALI”

    Hakan Öztürk, öğle saatlerinde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcileri ve öldürülen kadınların aileleriyle görüştü. Görüşme sonrası açıklama yapan Öztürk “Eğer kadınların sözü parlamentoda güçlü bir şekilde yer alsaydı, arkasında kadın örgütlerinin kendisi olsaydı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılamazdı. 6284’ün iptal edilmesi görüşülemezdi. Söz, yetki, karar halkımızda ve kadınlarda olmalıdır. Bu yaşanmadığı sürece demokrasi de yaşanmıyor demektir” dedi.

    “BARINMA, BESLENME, ULAŞIM, EĞİTİM VE SAĞLIK KAMULAŞTIRILMALI”

    Öztürk, Tuzla Şifa Mahallesi’ndeki Yeşil Sol Parti büro açılışında yaptığı konuşmada ise halkın temel ihtiyaçlarının kamulaştırılması gerektiğini ifade ederek “Hastaneden randevu almamız, bir yerden bir yere gitmek istememiz, kiralar çok yükseldiği için barınmamız bir sorun. Bu yüzden diyoruz ki barınma, beslenme, ulaşım, eğitim ve sağlık hizmetleri kamu hizmeti olarak yapılmalıdır. Öyle değilse kamulaştırmaya gidilmelidir. Bizim halkımızın mutlu, özgür, karnının tok ve sırtının pek olması ancak böyle mümkün olabilir” şeklinde konuştu.

    “ÇALIŞMA SÜRESİ GÜNDE 6 SAATLE SINIRLANDIRILMALI”

    Ekonomik krizde gittikçe yoksullaşan işçi sınıfının buna karşılık olarak çok fazla çalıştığını söyleyen Öztürk, “Bununla birlikte işçi sınıfının nasıl koşullarda çalıştığını biliyoruz. Artık 8 saat çalışmak bir hayal. Neredeyse 12 saat çalışılıyor. Bunun 6 saatte sınırlandırılması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

    “‘KARDEŞ KÜRT HALKININ DİLİYLE KONUŞULMUŞ’ DİYE KAYDA GEÇMELİDİR”

    Öztürk, akşam saatlerinde Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti Bahar Şenliği’ne katıldı. Öztürk, kendisini dinleyen kitleye, “Hepinizin yüzünde mücadelenin ışığını görüyorum” diyen Öztürk “Bu ışığı ve mücadeleyi parlamentoya taşıyacağız. O parlamentonun güçlü olmasından bahsediyorlar. O parlamentonun güçlü olabilmesi için en başta, Kürt milletvekilleri konuştuğu zaman kardeş Kürt halkının diliyle, yani Kürtçe’yle konuşulmuş diye kayda geçmiş olmalıdır orası. ‘Bilinmeyen bir dille’ değil!” diye konuştu.

    “İŞÇİ SINIFI O PARLAMENTOYA GİTMELİ, O YASAKLARI TEK TEK SÖKÜP ATMALIDIR”

    Öztürk, “İşçi sınıfının örgütleri o parlamentoda yer almadan o parlamento güçlü olamaz. Sürekli grevlerle ilgili yasak kararları veriliyor. İşçi sınıfı o parlamentoya gitmeli, o masaya vurmalı, o yasakları tek tek söküp atmalıdır. Hiçbirisini kabul etmediğini o kürsüye vura vura söylemelidir.” ifadelerini kullandı.

    “KADINLAR ÖRGÜTLÜ GÜCÜYLE MECLİSTE YER ALMALI”

    Kadınların ve LGBTİ+’ların eşitlik ve özgürlük mücadelelerine değinen Öztürk, “Kadın kardeşlerimiz inanılmaz bir mücadele veriyorlar. Kadın cinayetlerine, tacizlere, kadına yönelik şiddete karşı çıkıyorlar. LGBTİQ+’lar gökkuşağı bayrağını taşımaya çalışıyorlar, her yerde mücadelelerini veriyorlar. Biz diyoruz ki, kadınlar örgütlü gücüyle, sesiyle, isyanıyla o mecliste yer alırsa kimse İstanbul Sözleşmesi’nden ‘çekildik’ demeyi aklından dahi geçiremez!” dedi.

    “TEK YUMRUKLA DEVİREBİLİRİZ”

    Öztürk, sözlerini şöyle bitirdi:

    “Çok büyük sorunlarla karşı karşıyayız. Çok tehlikeli bir iktidarla karşı karşıyayız. Çok despot bir iktidarla karşı karşıyayız. Tek adam rejimiyle karşı karşıyayız. Ama şu elimin parmaklarını görüyorsunuz ya arkadaşlar. Bu elimin parmakları yumruk olup birleşirse o tek adam rejimini tek yumrukla devirebiliriz. Tek yürek olarak devirebiliriz. Tek vücut olarak devirebiliriz!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hakan Öztürk öldürülen kadınların aileleriyle buluştu: Kadınların çığlığı o mecliste duyulmalı

    Hakan Öztürk öldürülen kadınların aileleriyle buluştu: Kadınların çığlığı o mecliste duyulmalı

    PİRHA- Yeşil Sol Parti İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı Hakan Öztürk, bayramın üçüncü gününde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcileri ve öldürülen kadınların aileleri ile buluştu.

    Öztürk; “ Kadın örgütlerinin sözü parlamentoda yer alsaydı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmaz, 6284 tartışılmazdı” dedi. Ve sözlerine şu ifadeleri ekledi; “Mecliste kadınlarla ilgili bir yasa görüşülecekse bütün kadın örgütleri güncel olarak görüşmelerde yer almalı. Kadınların sözü mecliste ancak böyle yükselir, meclis ancak tüm toplumsal muhalefetin parlamentoda olmasıyla güçlü olur”

    Buluşmaya, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri temsilcileri Fidan Ataselim, Dilber Sünnetçioğlu ve Şirin Yalıncakoğlu, Aysun Yıldırım’ın annesi Hüsniye Yıldırım, Helin Palandöken’in babası Nihat Palandöken katıldı.

    “EŞİTLİKÇİ ADAYLARIN MECLİSTE YER ALMASI ÇOK ÖNEMLİ”

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, önümüzdeki dönemde eşit temsilden uzak bir meclisle karşı karşıya bulunulduğunu söyledi. Ataselim “Karşımızda kadın düşmanı bir ittifak var. Yürüttüğümüz mücadelenin mecliste kendini fikirsel olarak temsil etmesini ve eşitlikçi adayların mecliste çokça yer almasını çok önemli görüyoruz.” dedi.

    “KADIN VE EŞİTLİK BAKANLIĞI KURULMALI”

    Ataselim, kadınların sorunlarıyla bizzat ilgilenecek bir bakanlığın kurulması gerektiğini söyleyerek “2011 yılında kadınlarla ilgili çalışmalar yapan Kadın ve Aile Bakanlığı vardı. Sonra ismi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı oldu, sonra Çalışma Bakanlığıyla birleştirildi. Kadının ismi komple bakanlıklardan kalkmış durumda. Bu düzeyde kadın cinayetlerinin işlendiği ve kadın haklarının örselendiği bir Türkiye’de bu konularla bizzat ilgilenen bir ‘Kadın ve Eşitlik Bakanlığı’ kurulmalı.” sözlerini kaydetti.

    “ŞU ANKİ HÜKÜMET KADINLARIN HİÇİBR ZAMAN YANINDA OLMADI”

    8 Şubat 2018’de öldürülen Aysun Yıldırım’ın annesi Hüsniye Yıldırım “Şu anki hükümet kadınların hiçbir zaman yanında olmadı. İstanbul Sözleşmesi feshedildi. 6284’e gözlerini diktiler. Suçlu hep kadın, haksız hep kadın. Kadınlar kendi mücadelelerini verirken hep haksız konuma düşürüldü. Biz sizlerden adalet bekledik, kadın haklarını tanımanızı istedik, eşitlik bekledik. Ama onlar hep kadını eve kapatmak istedi. Oysa kadınlar bu ülkenin gücüdür” dedi.

    “SİZ 6284’E GÖZ DİKERSENİZ BİZ DE İKTİDARINIZA GÖZ DİKERİZ”

    13 Ekim 2017 tarihinde öldürülen Helin Palandöken’in babası Nihat Palandöken, 6284’ü tartışma konusu haline getiren Cumhur İttifakı’na seslenerek “Siz 6284’e göz dikerseniz biz de sizin iktidarınıza göz dikeriz. Ezilenin, işçinin ve özellikle kadınların gücüyle sizin iktidarınızı alırız. Hiç kimse şüphe duymasın 6284’ü de İstanbul Sözleşmesi’ni de geri alacağız. ”  dedi. Palandöken, Öztürk’e dönerek “Bizim çok önemli bir sözümüz var. Asla yalnız yürümeyeceksin. Bizler de sizinle yürüyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

     

    “KADIN DÜŞMANLARINA OY YOK”

    Buluşmaya katılan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri Temsilcisi Şirin Yalıncakoğlu seçime yönelik tutumlarını “Kadın düşmanlarına oy yok. Kadın haklarını, eşit temsiliyete hassasiyet göstermeyen, mevcut hakları da kadınların ellerinden almak isteyen hiçbir fraksiyona, partiye, düşünceye oy yok. Biz kadınları yok sayanları hep yok saydık, yine yok sayacağız. Karşılarında sonsuz bir mücadele göstereceğiz ve başaracağız.” dedi.

     

    “KADINLARIN EMEKÇİLERİN ÇIĞLIĞI O MECLİSTE OLMALI”

    “Bütün sistem kadınların, emekçilerin çığlığı o mecliste duyulmasın diye kurulmuş” diyen Öztürk “O çığlık duyulmadığı müddetçe utanç verici bir ülkede yaşıyoruz. Bizim vatandaşlarımızın çoğunun açlık sınırı altında ücret alması ne demek? Bütün haksızlığa uğramış toplumsal kesimlerin çığlığını birleştirmeliyiz. Tek yumruk olup, bu iktidarı göndereceğiz” dedi.

    DİLAN ŞİMŞEK/ İSTANBUL

     

  • Yeşil Sol Parti Adayı Öztürk’ten Erdoğan’a: Türk ve Kürt halkları sana asla izin vermeyecek-VİDEO

    Yeşil Sol Parti Adayı Öztürk’ten Erdoğan’a: Türk ve Kürt halkları sana asla izin vermeyecek-VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı ve EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, Diyarbakır’daydı. Erdoğan’ın “Soğanı vurup dağıtabiliyorum” sözlerine yanıt veren Öztürk, “Biz senin vurup dağıttığını çok iyi biliyoruz. Ama Türk ve Kürt halkları sana asla izin vermeyecek, kalkların kardeşliğini yaratacak” dedi. 

    Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı ve Yeşil Sol Parti İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı Hakan Öztürk, Diyarbakır’daydı. Öztürk; Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk ve DBP Eş Genel Başkanı Salihe Aydeniz’le birlikte Silvan’da Yeşil Sol Parti seçim bürosu açılışına katıldı.

    Silvanlılar, vekil adaylarının bulunduğu konvoyu karşılamak için seçim bürosu önünde bir aradaydı. Silvan Yeşil Sol Parti seçim bürosu sloganların, zılgıtların, halayların eşliğinde coşkuyla açıldı.

    Öztürk, akşam saatlerinde ise Kayapınar’da gerçekleştirilen halk buluşmasına katıldı. Binlerce kişinin katıldığı buluşmada açıklama yapan Öztürk, Erdoğan’ın “Soğanın 30 lira olmasını boşverin, ben soğanı vurup dağıtabiliyorum” sözlerine yanıt verdi.

    “Biz Türkiye halkları olarak senin vurup dağıttığını biliyoruz” diyerek sözlerine başlayan Öztürk, “Senin bu ülkenin hukuk düzenini, Anayasal haklarını, ifade özgürlüğünü, işçilerin grevlerini, kadınların eylemlerini, halkların kardeşliğini vurup dağıtmak istediğini çok iyi biliyoruz. Ama Türk ve Kürt halkları sana asla izin vermeyecek. Halkların kardeşliğini yaratacak” dedi.

    “TEK BİR GÜÇ OLMALI VE ONU GÖNDERMELİYİZ”

    Tek adam rejimine karşı tüm kesimlerin birlik olması gerekliliğini ifade eden Öztürk, “Bizler çok tehlikeli, çok karanlık bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Bu kadar büyük bir bela karşımızdaysa tek yumruk, tek vücut olmalıyız. Tek bir güç olmalı ve onu göndermeliyiz. Bunun başka çaresi yok.” şeklinde konuştu.

    “HAKSIZLIK YARATAN BU DÜZENİ BİTİRMELİYİZ”

    Yeşil Sol Parti’ye oy çağrısı yapan Hakan Öztürk, “Bu rejimi gönderebilmek için de bütün güçlerimizi Yeşil Sol Parti’de toplamalıyız. Eğer üreten, emek veren, çalışan biz isek yöneten de biz olmalıyız. Yöneten de emekçiler, halklar olmalıdır. Haksızlık yaratan bu düzeni bitirmeliyiz kardeşler.” ifadelerini kullandı.

     

    PİRHA/DİYARBAKIR

     

  • EHP Başkanı Öztürk: Rejimin insanlık dışı yönünü gördük, hükümeti göndereceğiz-VİDEO

    EHP Başkanı Öztürk: Rejimin insanlık dışı yönünü gördük, hükümeti göndereceğiz-VİDEO

    PİRHA-Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Halk deprem enkazının altından insanların çıkarılması için oradan oraya koşup çırpınırken; yetkililer bankaların para kasalarını molozların arasından çıkarıp dizdiler sırayla. Rejimin tercihi ortadadır. En başta bu hükümeti göndereceğiz. Depreme dirençli kentler yaratacağız” dedi.

    Emekçi Hareket Partisi (EHP), deprem gündemli basın toplantısı yaptı. Basın toplantısına EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk ve EHP MK üyesi Özge Akman katıldı.

    Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketinin yaşandığını belirterek konuşmasına başlayan Özge Akman, “Depremler her zaman felaket yaratmak zorunda değil. Yıkılmayan kentleri konuşmak için bu yıkım siyasetinin ortadan kaldırılması gerekir. Bunun hesabı sorulmalı ve bunun ilk adımı olarak hükümet istifa ettirilmelidir. Halkın örgütlü mücadelesi ile bu mümkün. 12 Şubat ve 27 Şubat’ta iki ayrı eylem gerçekleştirdik. Genel Başkanımız Hakan Öztürk de dahil olmak üzere 50 yoldaşımızı gözaltına alınarak, eylemlerimiz engellenmeye çalışıldı. Tüm engellemelere rağmen Partimiz deprem yıkımının siyasal sorumlusu olan hükümeti açıkça ortaya koydu ve istifasını istedi” dedi.

    “KONUYU SİYASALLAŞTIRMALIYIZ”

    Hakan Öztürk ise yaraları sarmanın acil görev olduğunu belirtirken, şunları söyledi:

    “Depremde yoksulluk çeken sınıfın evleri yıkılır. Uzun vadede halk can güvenliğinin sağlanmasını isteyen örgütlü ve eylemli bir kararlılık ortaya koymalıdır. Herkes susturulmaya çalışılırken, tribünler ,binlerin ‘hükümet istifa’ sesleriyle yankılanıyor. İşte bu şekilde, rant mekanizmasını işleten hükümete oklarımızı yönlendirmeliyiz. O nedenle konuya buradan başlamalı ve konuyu siyasallaştırmalıyız.

    Halk deprem enkazının altından insanların çıkarılması için oradan oraya koşup çırpınırken; yetkililer, bankaların para kasalarını molozların arasından çıkarıp dizdiler sırayla. Rejimin tercihi ortadadır. Rejimin insanlık dışı yönünü Kızılay’ın çadırları satıyor olması gerçeğinde de gördük. Açlık çeken, evleri yıkılan halkımıza çadır satmak nedir? Bu nasıl bir kamu hizmetidir? Kızılay ne işe yarar?

    “UNUTMAYACAĞIZ, HESAPLAŞACAĞIZ”

    Asıl insan hayatı depremden önce yaptıklarımızla kurtarılır. Bir toplumun medeniyet düzeyini depremden önce yaptıkları gösterir. Ülkeyi, üretken olmayan bir beton ekonomisine  boğdular. Eğer deprem sonrasında ölüm ve yıkım varsa; o ülkede yasaya, yönetmeliklere uymamak vardır. O ülkede binalar yapılırken rant, yolsuzluk ve rüşvet mekanizması işliyordur. Hiçbir kan emici müteahhit denetlenmedi. Bu sürecin öncesini unutmayacağız, onlardan hesap soracağız, hesaplaşacağız. Tek tek her bir bina için yargılanacaklar, rant, rüşvet mekanizmaları yarattıkları için yargılanacaklar.

    Konunun siyasallaşması önemlidir. Mevcut karanlık hükümet görevden uzaklaştırılmadan hiçbir olumlu adımın atılması mümkün değil. Hükümetin istifası, temel hedefimiz olmalıdır. O nedenle en başta bu hükümeti göndereceğiz. Depreme dirençli kentler yaratacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • EHP’lilerin deprem açıklamasına polis saldırısı: Gözaltılar var-VİDEO

    EHP’lilerin deprem açıklamasına polis saldırısı: Gözaltılar var-VİDEO

    PİRHA- Depremden büyük zarar gören Hatay’da dün açıklamalarada bulunan Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk ve partililer, bugün Mecidiyeköy’de polisin müdahalesiyle karşılaştı. Çok sayıda EHP’li gözaltına alındı. 

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk ve partililer, deprem enkazına yetişmekte geç kalan iktidara tepki göstermek için İstanbul Mecidiyeköy’de basın açıklaması yapmak istedi. Ancak polis EHP’lilere saldırdı. EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk’ün yanı sıra 30’a yakın parti üyesi gözaltına alındı.

    ÖZTÜRK: ONLARI BU İKTİDARDAN GÖNDERECEĞİZ VE ÜLKENİN KADERİNİ DEĞİŞTİRECEĞİZ

    Emekçi Hareket Partisi İstanbul İl Örgütü bugün “Deprem Salladı Rantçılar, Müteahhitler, Başkanlar, Bürokratlar, Patronlar Yıktı, enkaz altındayız” diyerek Şişli’de Cevahir AVM önünde bir basın açıklaması gerçekleştirmek istedi. 

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Öztürk,  30 bin insan hayatını kaybetti. 300 bin insan enkaz altında. Bu mesele burada bitmiyor. Depremle ilgili açıklama yapmamıza engel oluyorlar. Bu ülkede anayasa var, uymadığınız yasalar var” diyerek kaymakamlara, mülki idareye tepki gösterdi. 

    Polis ablukası altındaki kısa açıklamasında Öztürk, “300 bin insan enkaz altındayken, 3 dakikalık basın açıklaması yapmak isteyenlere hiçbir anayasa karşı çıkmaz. Bu mesele burada bitmiyor. Depremle ilgili açıklama yapmamıza engel oluyorlar. İstanbul’da bizi yeni deprem bekliyor. Bu halkı susturacaksınız, ama yine tedbir alınmayacak. Müteahhitlere şu yasalara, yönetmeliklere uyacaksınız desek bu ablukadan güç alıp yine de uymazlar. Yine sizden cesaret alırlar.” ifadelerini kullandı. Konuşma esnasında, EHP Genel Başkanı Öztürk ve çok sayıda partili gözaltına alındı. 

    ÖZTÜRK: İNSANALRIN DEPREMDE ÖLMESİ KADER OLAMAZ!

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk ve partililerden oluşan bir heyet dün de, depremden en çok zarar gören illerden biri olan Hatay’daydı.

    Afet bölgesinde açıklamalarda bulunan Öztürk, “Gölcük depreminden itibaren ortaya konulmuş olan vergiler halen geçerli. Cep telefonlarımızda hala o zamanlardan beri gelen vergiler geçerli. Bütün bu vergiler, kaynaklar kullanıldı. Halkın ödediği tüm vergilerin nereye gittiğini sormakla yükümlüyüz. Nereye gitti? Bazı illerimizde taş taş üstüne kalmamış. İnsanların o evlerin altında kalıp ölmesi kader olamaz. Bunu kader olarak sunmak kabul edilebilir bir şey değil. Belli ki hiçbir yasaya uyulmamış. Bütün bu derin sorunları çözebilmek için tek çaremiz bu hükümeti göndermektir. 20 yıldır ülkeyi yönetenleri göndereceğiz, halkın kaynaklarını halk için kullanacağız, kentlerimizi dönüştüreceğiz.” dedi.

    Akşam saatlerinde ise Antakya’da açıklamalarda bulunan Öztürk, iktidarın depreme ilişkin açıklamalarına tepki gösterdi.

    Öztürk, şunları ifade etti:

    “Bu ülkenin imar ve depreme ilişkin politikalarının enkazını görüyoruz aslında. Halkımız bu siyasetin, bu aymazlığın, bu ihmalin altında kaldı. Çok büyük bir problemle karşı karşıyayız. Başka coğrafyalarda da deprem söz konusu oluyor. Bizde felakete dönüşüyor. Başka ülkeler kendi sistemlerini oluşturdukları için böyle bir felaket yaşamıyorlar. Biz bugüne kadar alınan vergilerin takipçisi olmalıyız. O bahsi geçen kentsel dönüşüm gerçekleştirilmedi. Bu bir kader değildir. Onları bu iktidardan göndereceğiz ve bu ülkenin kaderini değiştireceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • EHP’den Millet İttifakı Mutabakat Metni’ne eleştiri: Yoksulluk sınırında mutabakat

    EHP’den Millet İttifakı Mutabakat Metni’ne eleştiri: Yoksulluk sınırında mutabakat

    PİRHA- EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk Millet İttifakı’nın kamuoyuna duyurduğu Ortak Mutabakat Metni’ni değerlendirdi. Öztürk, “Memlekette bu kadar önemli meseleler varken uzun uzadıya yazılmış ancak, temel meselelere girmemeye dikkat edilmiş bir metin” dedi. Öztürk, işsizliğin ve yoksulluğun konuşulmamasına da tepki gösterdi. 

    Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk Millet İttifakı’nın kamuoyuna duyurduğu Ortak Mutabakat Metni’ni değerlendirdi. Öztürk, “Bu ülkenin %60’ı açlık sınırının altında yaşıyor. Bunu herkes her yönüyle hissediyor, insanlar pazar yerlerinden yiyecek topluyor. Bunların hepsi sistemsel sorun. Bunların hiçbirine değinmeyip 2300 maddelik teknik, küçük sorunları konuşmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

    “İŞSİZLİK, YOKSULLUK HİÇ KONUŞULMUYOR”

    Öztürk metinde işçi-emekçi ifadeleri kullanılmadan üreten işçi sınıfının yerine sadece yoksullar olarak yer verilmesini eleştirerek, şunları kaydetti:

    “Biz orada hep bir yoksuluz. Yoksullara yardım yapılması kapsamında ancak ele alınıyoruz. Sistemin yarattığı bu işsizlik, yoksulluk hiç konuşulmuyor. İşsiz olduğumuz için yoksul olacağız, yoksul olduğumuz için de bize yardım yapılmasına hep ihtiyaç duyacağız. Buna çözüm olarak ta bu yardımın ailede kadının hesabına yatması getiriliyor. Tüm mesele bu mudur?”

     “İKTİSADİ SORUNLARIN ÜSTÜNÜ AKP KADAR PERDELİYOR”

    20 yıllık AKP yönetimi ile Millet İttifakı’nın açıkladığı metni karşılaştıran Hakan Öztürk, “Erdoğan’ın yarattığı bu rejimle neyi kıyaslarsanız iyi çıkar ama bu mutabakat temel meselelere ilişkin bir çözüm getirmiyor. İktisadi çözümü en az AKP kadar perdeliyor. Dünyadaki bütün ekonomik sorun Merkez Bankası’nın bağımlı olması veya bağımsız olması gibi bir yerden konuşuluyor. Köklü bir çözüm konuşulmuyor. Liyakatli, işin ehli uzmanlar gelirse ülkenin sorunları çözülür gibi bir anlayış var. O nedenle hiç cesaretli bir metin değil” dedi.

    Öztürk, esas çözümün halkın temel ihtiyaçlarının sermayeden bağımsız hale getirilmesi olduğunu belirterek, “Türkiye’de insanlar sağlık sisteminden şikayetçiler. Randevu alamıyorlar. Doktor, ilaç bulamıyorlar, ilaç bulsalar satın alamıyorlar. Yandaşlara peşkeş çekilmiş çok büyük bir sağlık sektörü varken, halkın buna ulaşması mümkün değil. Enerjide, eğitimde de benzer sorunlar yaşanıyor. Temel sorun özelleştirmelere gidilmesidir, kamu yatırımlarının yapılmamasıdır. Halkın birinci dereceden ihtiyaçları olan sektörlerin sermayeden bağımsız hale getirilmesi hiç konuşulmuyor” diye belirtti.

    “BİZ DÜZENİ KÖKTEN DEĞİŞTİRMEYE ADAYIZ”

    “Biz Emek ve Özgürlük İttifakı olarak düzeni kökten değiştirmeye aday olduklarını dile getiren EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, şöyle devam etti:

    “Her işyerinde sendika olacak. Çalışma süresi 8 saat değil 6 saat olacak. Türkiye’de 450 milyar dolar var, bu borçtan halkımızı sorumlu tutmayacağız. Her ay bir zam olduğunda her ay ücretler eriyorsa, daha bir aya kalmadan açlık sınırının altına düşüyorsa ücretler; o zaman her ay mevcut enflasyon oranında bir kere ücretlere zam yapılmalıdır. Ancak bu çözümlerle Türkiye’de emek verenlere ilişkin ufuk açıcı, ferahlatıcı bir çözümü konuşmuş oluruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • EHP Genel Başkanı Öztürk: İktidarımızda işçi sınıfı 10-12 değil, 6 saat çalışacak-VİDEO

    EHP Genel Başkanı Öztürk: İktidarımızda işçi sınıfı 10-12 değil, 6 saat çalışacak-VİDEO

    PİRHA- Emekçi Hareket Partisi İstanbul İl Örgütü dün “İş günü 6 Saat, Asgari Ücret En Az Yoksulluk Sınırı Olacak” sloganıyla Şişli açıklama yaptı. EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, “Bizim iktidarımızda işçi sınıfı kan ter içinde 10-12 değil, sadece 6 saat çalışacak. Asgari ücret mutlaka ve mutlaka açlık ve yoksulluk sınırını aşacak” dedi.  

    Emekçi Hareket Partisi İstanbul İl Örgütü dün “İş günü 6 Saat, Asgari Ücret En Az Yoksulluk Sınırı Olacak” sloganıyla Şişli Cevahir AVM önünde bir eylem yaptı.

    “Açlık sınırını dayatanları göndereceğiz, üreten biziz yöneten de biz olacağız!” sözleriyle başlayan eylemde, EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, EHP İstanbul İl Başkanı Fatmanur Güler ve EHP İl Yönetimi üyesi Ferhan Yılmaz açıklamalarda bulundu.

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, Erdoğan’ın “Sırtımızda yumurta küfesi var” sözlerine karşılık olarak “Yumurta küfesinin zorluğunu taşıyanlar gülümsemez. Ama şunu unutma Erdoğan, sakın unutma. Son gülen iyi güler. Sizi göndereceğiz. Türkiye işçi sınıfı olarak biz. Bü ülkenin halkları olarak biz” dedi.

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, asgari ücret görüşmelerine dair hükümet ve sermaye sınıfının, Türk-İş başkanıyla oynadığı tiyatronun bittiğini söyledi.

    Öztürk iktidara seslenerek, “Ey hükümet “durmadan bir gece ansızın gelebiliriz” deyip sınır ötesi harekattan bahsediyorsun ya. O sınırları geçmeyi bırak da gel memleketinde açlık sınırını geç, yoksulluk sınırını geç kolaysa.” dedi.

    “AKP’NİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER KIRIK PEYNİR, BAYAT EKMEK”

    Öztürk, “Eskiden kırık peynir almak, bayat ekmek, bayat simit almak diye bir şey yoktu. Pazarlardan çürük meyve sebze toplamak yoktu. Et yerine kasaptan utana sıkıla insanlar kemik almıyordu. İşçi sınıfı kan ter içinde 10-12 değil, sadece 6 saat çalışacak. Asgari ücret mutlaka ve mutlaka açlık ve yoksulluk sınırını aşacak” diyerek sözlerini sürdürdü.

    “BİZİM İKTİDARIMIZDA ÇOCUKLAR YETERSİZ BESLENMEDEN ÖLMEYECEK”

    “Sağlık bir sorun, çocukların eğitimi bir sorun, çocukların beslenmesi bir sorun” diyen Öztürk; çözüm için bu konularda işçi emekçi hükümetinde, kamu yatırımları yapacaklarını, hastaneleri kamulaştıracaklarını, okulların kamunun olacağını, 6 yaşındaki çocukların yetersiz beslenmeden hastanelerde ölmeyeceğini ve gıda için büyük kamusal yatırımlar yapacaklarını vurguladı.

    “TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI SİZİ GÖNDERECEK”

    Erdoğan’ın “Sırtımızda yumurta küfesi var” dediğini hatırlatan Hakan Öztürk, şöyle devam etti:

    “Sırtında yumurta küfesinin zorluğunu taşıyanlar gülümsemez. Ama şunu unutma Erdoğan, sakın unutma. Son gülen iyi güler. Sizi göndereceğiz. Türkiye işçi sınıfı olarak biz. Bü ülkenin halkları olarak biz.”

    “ÇOK İŞE AZ ÜCRET DÜZENİNE SON”

    EHP İstanbul İl Başkanı Fatmanur Güler de, açıklamasında “Kamu kaynaklarının halk için kullanıldığı, rantçıların, rüşvetçilerin kalktığı bir düzeni kuracağız. Bizi açlıkla baş başa bırakanları göndereceğiz” dedi.

    “Teknoloji çok gelişti. Ama bu gelişmelerin bize ne faydası oldu? Bu kadar gelişmede işçi sınıfının yararına ne var?” diye soran Güler, işçilerin ofislerde, fabrikalarda, marketlerde mağazalarda 10-12 saat çalıştırıldığının altını çizdi. İşçilerin emekçilerin de bu dünyadan paylarını alacaklarını söyleyen Güler “10 saat, 12 saat değil 6 saat çalışacağız. En az yoksulluk sınırında asgari ücretle insanca yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

    “NEDEN YÖNETEN BİZ OLMAYALIM?”

    Emekçi Hareket Partisi İl Yönetimi Üyesi Ferhan Yılmaz ise, bu düzene artık yeter diyen bu ülkenin tüm varlığını üreten herkesi Emekçi Hareket Partisi’ne katılmaya davet etti. Yılmaz, TÜİK’in bile bile açlık sınırını 8000 olarak açıkladığı, enflasyonun % 85 olduğu ülkede, işçilere %54 zammı reva gören bu iktidarı göndereceklerini söyledi.

    Ferhan Yılmaz, “Emekçi Hareket Partisi’nin iktidarında çalışma saati günlük 6 saat, haftalık 30 saat olacak. Bu dünyayı var edenler bizlersek neden yöneten biz olmayalım? Örgütlenmenin tam zamanıdır, çünkü kazanacağımız koskoca bir dünya var önümüzde” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Hakan Öztürk: Üretenler, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymalıdır

    Hakan Öztürk: Üretenler, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymalıdır

    PİRHA-Emekçi Hareket Partisi (EHP) İstanbul Kadıköy’de ekonomik krizin tüm yönlerini ele alan EHP Kriz Komitesi Sözcüsü Hakan Öztürk’ün sunumu ile “Ekonomik Kriz Nedir Ne Değildir?Algı Değil Gerçek, Sıkıntı Değil Kriz başlıklı halka açık toplantı gerçekleştirdi.

    Toplantıda EHP’nin kriz gündemiyle ilgili çalışmaları kapsamında, son ekonomik veriler paylaşıldı.Mevcut rakamların ne ifade ettiği, enflasyon, McKinsey anlaşmasından cayılması ve döviz kurlarının yükselişi gibi bir çok konunun ele alındığı toplantıda, ekonomik kriz tüm boyutları ile tartışıldı.

    Toplantı EHP Kriz Komitesi Sözcüsü Hakan Öztürk’ün sunumu ile başladı. Öztürk sunumunda ekonomik kriz gündemiyle ilgili şu ifadelere yer verdi:

    “2002 yılında Bülent Ecevit’in partisi DSP’den ayrılan Hüsamettin Özkan “meğer Vefa sadece İstanbul’da bir semt adıymış” demişti. O bununla vefasızlık nedeniyle yaşadığı hayal kırıklığını anlatmaya çalışıyordu.Onun bu hatırasından hemen sonra iktidar gelen AKP’nin ise hiç böyle bir derdi olmadı. Biraz değiştirilmiş olarak vefa yerine “güven bir roman adıdır” demeyi benimsedi. “Güven”in sadece bir roman adı olarak kalması ona bir eksiklik gibi gözükmüyordu.

    2008 dünya krizi sonrası kolayca bulunan kredi kaynakları sayesinde para sorunu yaşanmıyor gibi gözüküyordu. İşler 2013’de paranın anavatanı ABD’de bulunmayı tercih etmeye başlamasıyla değişti. Çark kolay ve ucuz kredi olmadan hiç de kolay dönmüyordu artık. 2018 yılına gelindiğinde toplam dış borç 457 milyar dolara dayandı. GSYH da zaten ancak 851 milyar dolardı.

    Yeniden borç bulmak zorunluluktu ABD Merkez Bankası 600 milyar doları daha piyasalardan geri çekmeye çalışırken. Ne var ki kredi kuruluşları epey zamandır verdikleri borçların ödenebileceğinden hiç de emin değillerdi.Borcun ödeneceğine güvenebilme ölçüsünü anlatan risk primi Türkiye için 400 puan civarına geldi. AKP işte şimdi “güven”in kıymetini anlıyor

    Güven için gerçeklikle bağ kurmak gerekir. “Aya dört şeritli yol yapabilirim” demek gerçeklikle bağı hiç dikkate almamak demektir. Hayat bunun acısını çok kötü çıkarır. AKP zihniyeti, önemli olana bir algı yaratmaktır zannediyor. Kriz yok gibi düşünürsen, kriz demekten kaçınırsan kriz olmayıverir. Bir bakanları diyor ki “yaşanan bu sıkıntılar daha ziyade rasyonel değil psikolojik”. 457 milyar dolarlık kaya gibi borç krizine sonradan görme diplomat diliyle “sıkıntı” diyor. Meselenin psikolojik olduğunu tespit etmekten de geri kalmıyor. Ufak çapta beklenti ve algı yönetimi yapıldı mı iş tamam.

    Eğer kriz yok deniyorsa “itaat et rahat et” felsefe düzeyi bu.

    Nedense o kadar rahat olamadılar. Hatta yerlerinde hiç duramayarak, gidip McKinsey şirketiyle ekonominin kontrol ettirilmesi konusunda anlaşma yapıverdiler. Plan yapılacak ve sonra da o planlara uygun hareket edilip edilmediği sıkıca kontrol edilecek. Gerçekle bağ kurma düzeyindeki hassaslığa bakınız.Soru şu,madem bunun önemini anladınız, kendiniz neden yapmıyorsunuz?

    Elbette ki bir ömür boyu her şeyi “algı” zannetmiş olanlar gerçek iktisadi değerlerin planlamasını yapıp, sonuçlarını kontrol edemez. Zaten bu ekolün ağababası Süleyman Demirel de “plan değil pilav” lazım geldiğini söylerdi. Bir, ekonominin planlanıp denetlenmesi konusunda kendilerine güvenemiyorlar. İki, dünyada hiç kimse bunlara güvenmiyor. O nedenle belki McKinsey’e güvenilir de bize yeniden kredi kapıları açılır, diye düşündüler. Düşününüz her gün “eyy Amerika” diyenler, Amerikan şirketiyle anlaşma yapıyor. Ülkeyi ona teslim ediyor.Ne acıdır ki güvenilmez olmanın aczi budur.

    Bütün bu olan bitene rağmen deniyor ki “bizim IMF’ye borcumuz yok, hatta beş milyar dolar biz verecektik almadılar”. Söylenen yine bir “algı ayarlaması”. Huylu huyundan vazgeçmiyor. Evet, IMF’ye borç yok ama kamu sektörünün 139 milyar dolar borcu var. Yani toplam dış borcun üçte bir kadarı devlete ait. Bu da zaten ülkedeki iktisadi krizin en önemli boyutlarından başta geleni.

    Bu esnada bakıyoruz ki TÜİK Başkan Yardımcısı Enver Taştı görevden alınmış. Neden? Çünkü 12 aylık enflasyonun 24,5 olduğunu açıkladı.O bu istatistiki sonucu açıklamayıp algı yaratmasaydı enflasyon bu kadar yüksek olmazdı. Algı mı enflasyondan çıkar, enflasyon mu algıdan ikileminde AKP zihniyetinin hangisini tercih ettiğini biliyoruz. Güya McKinsey sonuçları kontrol edecekti. Daha istatistik memurları sonuçları bile açıklayamıyor.

    Tabii ki asıl konu felsefe değil. AKP enflasyonun gerçekte olduğu gibi ilan edilmesini istemiyor. Çünkü yarın öbür gün ücretler ve maaşlar belirlenirken enflasyon esas alınacak. Yapılmak istenen emeğin hakkını vermeyerek, ücret ve maaşların enflasyon karşısında aşınmasını sağlamak. Kar olunca patrona, enflasyon çıkınca bütün yük işçiye, emekçiye, köylüye.

    Enflasyon TÜİK yöneticisinin kellesine rağmen açıklansa da gölgede kalan bir başka yön var. Tüketici enflasyonunun yüksekliğine rağmen, %46,2 oranında ortaya çıkan çok daha yüksek tüketici enflasyonu. Üretici enflasyonu şu anda sadece ertelenmiş tüketici enflasyonu olarak pamuk ipliğine bağlı bir biçimde duruyor. Bu makasın devamı küçük ölçekli işletmelerin yaygın iflası sonucunu da doğurabilir.Bakan Albayrak firmalara yüzde 10 indirim yapın diyor ama elektriğe evlerde %45, işyerlerinde%72 zam yapan devlet olarak bir indirimden hiç bahsetmiyor.

    Durum bu kadar kötü mü? Ücretler, maaşlar aşınıyor mu? Halkın alım gücü düşüyor mu?

    Buna biz değil AKP’nin has adamı MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan cevaplıyor. Türkiye’nin hiç olmadığı kadar cazip bir ülke haline geldiğini savunarak “elinde 40 milyar doları bulunan bir grup gelse Türkiye’deki şirketlerin dörtte birini satın alabilir” diyor. Kendi ülkesinin varlıklarının ve parasının değerinin yitip gitmesinden pişkince bahsediyor. Türkiye’de işçinin ücreti de, ülkenin varlıkları ve parası da hızla değersizleşiyor. Doların bir önceki yılsonuna göre %57,7 yükseldiğini gözlerimizin önünde tanık oluyoruz. Bunun gizlenip algılattırılacak bir tarafı yok.Asgari ücret yılın başında 425 dolarken 246 dolara düşüyor. Yarı yarıya kaybediyoruz her şeyimizi.

    Isparta’da,Kredi Yurtlar Kurumu’nun 57 daimi işçinin alınacağı kadro ilanına 2 bin 977 kişi müracaat ediyor. Üzücü olan şu ki, 57 kişilik kadroya 50 katı insan başvuruda bulunuyor. Mülakat sınavına katılacak adaylar, noter huzurunda yapılan kura çekimiyle belirleniyor. Her koşulda çoluğunu çocuğunu geçindirmek zorunda olanlar kurayla seçiliyor.Çin’de %3,8. Bulgaristan’da %5,6. Meksika’da 3,5. Azerbaycan’da %5 ama bizim ülkemizde %10,2. TÜİK yeterince yüksek motivasyonla iş aramıyor olduğu için 2,3 milyon insanı işsiz dahi saymıyor. Hatta bu konuda acımasız bir tabiri var “iş bulmaktan ümidini kaybetmiş olanlar”. Onları da dahil edecek olursak işsizlik oranı %16’ları bulur.

    NE YAPMALI?

    Her şeye rağmen işsizlik var ama işçiler, emekçiler ve köylüler de var.Onlar yani üretenler, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymalıdır.

    Mevcut düzen ve hükümet borç batağı kriziyle Türkiye’nin emekçi sınıflarına hiçbir gelecek veremediğini açıkça gösteriyor. Bu düzen ve hükümet yarattıkları yıkımın bedelini ödeyerek sahneden çekilmeli. Bundan böyle ülkenin geleceğine el koyacak olanlar bu ülkenin üretenleri yani işçileri, emekçileri ve köylüleridir. Üretenler, ülkenin krize sokulmuş olmasına karşı ülke çapında, her çalışma biriminde, her işçi havzasında ve her köyde örgütlenmek üzere harekete geçecek. Asgari düzeyde elektronik ortamda bir haberleşme ağı kurulmasıyla başlanarak işyeri komiteleri ve meclisler düzeyine kadar yükselen örgütlenmeler yaratılacak. Ülkeyi krizin yıkımından kurtarmanın tek yolu emekçilerin örgütlü olarak politik mücadele vermesidir. Ekonomiyle ilgili temel kararların alınmasını sağlamak üzere her 3 ayda bir ülke çapında Üretenlerin Ekonomi Şurası toplantısı gerçekleştirilecek. Kamu İhale Yasası yandaşlara ayrıcalık yaratmak için 16 yılda 186 kez değiştirildi. Şuranın ele alacağı ilk iş, bir daha değiştirilmemek üzere yasayı adaletli ve objektif niteliğiyle düzenlemek olacak.

    İşçi sınıfı, krizin bedelini ödemeyi reddetmeli ve iktidara aday olmalıdır.Mesele tek tek delikleri yamamakla çözülebilecek bir hadise değildir.Mesele kapitalist sistemi tamamen ortadan kaldırılmasıdır.

    Partimiz işçi komiteleri ağlarını kurmak için harekete geçiyor

    İşçilerin komiteleşmesi, kurduğu komitelerin birbiriyle bağ kurması, ülke çapına yayılan işçi komiteleri ağları oluşturması işçi sınıfı açısından zor bir hedeftir. Ama bu aynı zamanda ekonomik krizin karşısındaki en gerçekçi hedeftir. Bu hedefe yürürken işçi sınıfı yalnız değildir.

    Partimiz tüm gücüyle ülke çapında işçi sınıfının birliğini sağlamak, kriz yaratan ekonomik gidişata el koymak için komitelerin kuruluşunun sağlanması için harekete geçiyor.

    Tüm parti dostlarını, bizi takip eden ama bugüne kadar bağ kuramadığımız yurttaşlarımızı bu konuda harekete geçmeye, sorumluluk almaya davet ediyoruz. Yapacak çok işimiz var. Herkes bu büyük kavganın parçası olabilir. İşçi sınıfı mücadelesinin yetenekli gençleri, kadınları elinden ne geliyorsa, hangi konuda, alanda, şehirde katkı koyabiliyor ise bu mücadeleye katkı koyabilir. Gün durup bekleme günü değil harekete geçme günüdür.

    Amacımız EHP’nin işçi komitelerini yaratmak değil. EHP her konjonktürde söz, yetki ve karar hakkının katılımcılarında olduğu demokratik meclis işleyişini savunuyor oldu. Bugün de işçi demokrasisinin var olduğu komiteleri böyle oluşturmayı amaçlıyoruz. Amacımız işçi sınıfının öz gücüyle harekete geçmesinin önünü açmaktır.” 

    HABER MERKEZİ