Etiket: hakikatçi alevilik

  • ‘Xızır kolektif biçimde hayat sürmenin en güzel örneğini sergiler’-VİDEO

    ‘Xızır kolektif biçimde hayat sürmenin en güzel örneğini sergiler’-VİDEO

    PİRHA- Binboğa Köyü Kültür ve Yardımlaşma Derneği yöneticisi Özkan Çinpolat, hakikatçı Alevilik geleneğinde Xızır’ı karşılama ritüellerini anlattı.

    Alevi inancında önemli bir yeri olan Xızır ayı, birçok yerde tutulan oruçlar sonrasında bağlanan cemler ve lokmaların paylaşılması ile devam ediyor.

    “Hakikatçılar Xızır’a çok büyük anlam yüklüyorlar” diyen Binboğa Köyü Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyesi Özkan Çinpolat, Xızır ayının Aleviler için önemini ve Maraş yöresindeki Xızır’ı karşılama ritüellerini anlattı.

    “XIZIR, KOLLEKTİF HAYATIN EN GÜZEL ÖRNEĞİ”

    PİRHA: Xızır ayındayız. Her bölgede Xızır farklı karşılanıyor, farklı cemler yürütülüyor. Sizin kendi bölgenizde Xızır nasıl algılanıyor, nasıl tarif ediliyor?

    ÖZKAN ÇİNPOLAT: Bizim Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Binboğa köyünde biliyorsunuz hakikatçılar var. Hakikatçılar Xızır’a çok büyük anlam yüklüyorlar. Diğer bölgelerden farklı olarak biraz daha inançsal boyutunda, gelenek, görenek kısmında Xızır ayının bolluk, bereket getireceğine, baharın müjdecisi olduğuna dair bir inanış var. İnsanların birbiriyle yardımlaşması, dayanışması, kolektif bir biçimde hayat sürmesinin en güzel örneklerini sergilerler. İnsanlar lokmalarını hazırlarlar birbirleriyle paylaşırlar, zor günde olanlar birbirleriyle dayanışma içerisinde olurlar.

    “KÜSKÜNLÜKLER XIZIR AYINDA UNUTULUYOR”

    Günümüzde eski gelenek, görenek, kültür yaşatılabiliyor mu?

    Köylerden kentlere göçlerle beraber köylerimiz insansızlaştırılmaya çalışılıyor. Köylerde kalan insanlar ise Xızır’ı ellerinden geldiği kadar sürdürmeye çalışıyorlar. Akşam bir araya gelip oruçlarını açıyorlar. Hastalıklı olmayanlar oruçlarını tutmaya özen gösteriyorlar. Çünkü bu gerçekten onlar için çok büyük önem taşıyor. İnsanlar birbirleri ile olan ilişkisini, küskün, dargın olanların birbirlerine olan yaklaşımının hepsini Xızır ayında unutuyor ve bir araya gelip dayanışma gösteriyorlar.

    Birçok yörede Hızır oruçlarından sonra Hızır cemi yapılır. Sizin bölgenizde de böylesi bir gelenek söz konusu mu?

    Bizim bölgede böyle bir şey var ama kendi ilçem için bunu söyleyemem. Afşin’de yapılmıyor fakat Elbistan’da,  Pazarcık’ta, Nurhak’ta bu cemler yapılıyor. İmkânı olanlar canlarımız oraya gidip yapılan bu cemlere katılıyorlar.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim ziyaretini ve Dersim’de yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme alan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, devletin yeni bir yapılanmaya giderek Aleviliği devlete bağlamak ve devşirme bir Alevilik yaratmak istediğinin altını çizdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Dersim ziyaretini ve Dersim üzerinden Alevi inancına yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme aldı. Kete, Dersim üzerinden Alevi yolunun tüm süreklerinin asimile edilip devlete bağlı devşirme bir Alevilik yaratılmak istendiğine vurgu yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete’nin yazısının tamamı şöyle:

    “DERSİM DÜŞERSE TÜM SÜREKLER DÜŞER”

    Dersim, Reya Heq itikatının ve Xızır’ın mihenk taşının da son kalesi ve Rıza şehrinin de son umut kapısıdır. Bu diğer Hak Yol süreklerini küçümsediğimiz anlamına gelmiyor. Tam tersi bu kale düşerse tüm süreklerin düşmesi ve yoldan, ikrardan kopuşu anlamına gelmektedir. Bunun için de Dersim coğrafyasıyla, jiyar ve diyarlarıyla, Xızır aklıyla direnişçi Hak Yol Kızılbaş Alevilerin önemli merkezlerinden biridir. Kadimliğiyle böyle yaşamıyla, ırmaklarıyla, dağlarıyla, surlarıyla, direngenliğiyle yola serdarlığıyla bu hakikatın özü böyle şekillenmiştir. Bu mana ile yola çıktığımızda; Diyanet’in neden Kadim Dersim’i seçtiğini daha iyi anlamakta yarar vardır. Bu geliş öyle yabana atılacak, basite alınacak bir konu değildir. Birçok Alevi süreklerin buna karşı tam seslerini yükseltmemeleri ayrı bir konudur. Bu konuda özünü dara çekmeye çağırma hakkımız olduğuna inanıyoruz. Bizden önceleri olan pirlerimiz, mürşitlerimiz, ru spilerimiz, por sipîlerimiz, ocakzadelerimiz, yol talipleri bu diyar ve jiyarlarına ikrar vererek hak yoluna kemalete sahip çıktılar. Biz Alevi toplumu olarak bu tarihe borçluyuz. Bugün bu yol ve itiqat devam ediyorsa geçmişin ikrarına olan bağlılığımızdandır.

    AMAÇ ALEVİLİĞİ DEVLETE BAĞLAMAK

    Rêya heq Alevi süreklerine karşı ciddi bir kafa karışıklığı ve zemin kayması yaşatılıyor. Bu kafa karışıklığının asıl manası ise geçmişten kopuşla alakalıdır. Bugün dünle, dün bugünle yaşatılıyor. Bizler bugünle dünün toplamı olarak varlığımızı, kimliğimizi, inancımızı ve yolumuzu sürdürüyoruz. Bundan dolayı yaşayan her insan canlı tarihtir. Bugünün aklının sahipleri ise Baha Sait çizgisi farklı araçlar ve yöntemlerle kimlik erozyonu yaratmakla güncelleştirip dayatılmaktadır. Bu aklın ürünü olarak Diyanet; Alevi inancını dinselleştirirek, ‘İslam Aleviliği’ adı altında devlete bağlamayı amaçlamaktadır. Eskiden ‘din dışıdır, kafirdir, mülhittir’ denilerek katlimize ferman çıkarılırken, günümüzde ise ‘dinselleşeceksin, Türk İslam inancının alt kültür paydasında olacaksın’ denilmektedir. Aslında Dersim’e ve Dersim şahsında Reya Heqi-Hak Yol Aleviliğine dayatılan ‘dinselleşeceksin, Türklüğü, tekçiliği, inkarcılığı’ kabul ettirme baskısı yumuşatılmış haliyle dayatılmak isteniyor.

    “AYAK DAHİ ATMAMALI”

    Bir kez Diyanet’in o coğrafyaya değil gitmesi ayak dahi atmaması gerekir. Dayatılan Baha Sait çizgisinin arka planında ‘Baha Sait zihniyetinin güncel manadaki karşılığını Sünni selefi’ olarak da okumak mümkündür. Dini en fazla istismar edenlerin başında AKP’nin devletleşen aklı, onun kurmayları gelmektedir. Bu istismarlığı yaparak, Alevilere karşı milliyetçiliği, Sünniliği, inkarcılığı, asimilasyonu dayatıp, yaratılan tekçi faşizan yönelimler perdelenmek istenmektedir. Diyanet’in Dersim’e gitmesi, Sarı Saltuk Çalıştayı’nın yapılmasını da bu politikanın bir tezahürü olarak düşünmek gerekiyor.

    KÖKE VE HAFIZAYA SALDIRI 

    Dersim bu inancın son halkasıdır. Binlerce yıldır, devlete bulaşmadan, ocak örgütlemesi ile ‘el ele el Hakka’ diyerek, demokratik özerk yaşamıştır. Dersim’in inancı etnik kimliğinden ayrı değildir. 1938 yılına kadar Dersim’deki inancın dili kendi anadili idi. Dersim hem etnik köken olarak hem de inanç bakımından cumhuriyetin ‘çağdaş, uygarlıkçı!’ ulus-devlet anlayışına uymuyordu. Cumhuriyet modernitesi din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde oldu. Din ile kara sevdalı bir ilişkisi vardı. Bu ilişki tarzı farklı yöntemlerle devam ediyor. Senaryo aynı senaryo sadece dönemsel aktörler, araçlar değişime uğruyor, yönetmen aynı yönetmendir. Araçlar değişmiş olsa da, yönetmen aynıdır. Sadece senaryonun maskesi farklı biçimler alarak, farklı araçlarla devam ettiriliyor. Bunun için de ‘Ne Türk ulus devleti Dersim’den vazgeçiyor ne de Dersim Reaya Heqi Alevileri kendi inancından, kimliğinden, varlığından, Xızır aklı ve hakikatinden vazgeçecekler. Bu kavga tarihseldir. Dersim günümüzde ciddi düzeyde hırpalanmış, zayıflamış, dağılmış olmakla birlikte kadimsel köksel hafızası canlıdır. Bu hafızadan ne vazgeçilir ne de unutulur. Asıl saldırı bu köke ve hafızaya dönüktür. Köklerinden özünden koparmaktır.

    TÜRK İSLAM ALEVİ PROJESİ HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR

    Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilerin rızasını almayan, rızasız lokma yiyen bir kurumdur. Nursuzdur, arsızdır, yüzü karadır. Ulus devlet anlayışının inancını temsil ediyor. Tekçi zihniyetin dışında kalan tüm ötekilere karşı, ideolojik bir hat oluşturmaktadır. Devletin en büyük ideolojik aygıtlarından biridir. Ayet ve hadisleri birer kurşun şeklinde ötekilere atmaktadır. Emevi İslam anlayışının, karşıt İslam anlayışının üretilmesinde en büyük görevi görmektedir. Yöresel özellikler, farklı inançlar, mezhepler, tarikatlar, klanlar, aşiretler, iktidara bulaşmamış ahlaki politik topluluklar devletin benimsemediği varlıklardır. Diyanet de ulus devlet anlayışının emrindedir. Bu kurumun temsil ettiği din anlayışı iktidarın ve devletin dinidir. Hakikatin, adaletin, mazlumun, dini ve inancı değildir. Olduğunu da düşünmek saf dillilik olacaktır. Farklılıkları yok sayan, inançları görmezlikten gelen, aşağılayan, nefret dilini her gün canlı tutan bir Diyanet’in, ‘Dersim’e tabiki imam projesi’ ile gelmekten başka bir hesabı olabilir mi? Zaten düşkün ve müşkülleri de olunca, doğallığında, ‘Dersim’e pir değil, imam’ gelmelidir. Bu yolun ‘cehennem taşlarını’ örenler de önlerinde biata dizilerek buyur etmişlerdir. Biat edenler bundan sonra ‘Bugün bize pir geldi’ beyitini ‘bugün bize imam geldi’ şeklinde söylerler herhalde. Osmanlıyla başlayıp devam eden bu ‘Türk İslam sentezi projesi’ Cumhuriyetle devam eden, ‘İttihat Terakkici’, zihniyetin bir devamı olarak sürdürülen, Sünni Emevi dinci, milliyetçi, ırkçı, iktidar temsilcileriyle devam edecektir. Bu kez de, ‘Türk İslam Alevi’ aklı ve projesi, Dersim’den hayata geçirmek istenmektedir.

    Yeni kurulan Cumhuriyet modernitesi, Osmanlı devleti ile katı bir kopuş yaşamamıştır. Osmanlı’daki kutsal kimi imgeler yeni cumhuriyette farklı isimlerle modernize edilmiştir. ‘Sultan’ imgesinin yerini ‘ulus-devlet’, padişah yerine ‘tek adam’, şeyhülislam yerine ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’ almıştır. Yeni ulus devlet arzuladığı desteği bulmak için din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde olmuştur. 3 Mart 1924’te hilafet kaldırılmış, üzerinden yirmi dört saat geçmeden, 4 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur.

    İYİ ALEVİLER VE KÖTÜ ALEVİLER

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim’de Tunceli cemevini ziyaret ederken ‘Peygamberimiz bir, kitabımız bir, devletimiz bir, Allahımız bir’ demesi sıradan bir söylem değildir. Bu söylemle Rêya Heq Alevi kültürünü bir ‘alt kültür’, bir folklorik öge olarak kabul ederek teolojik anlamda söz sahibi olmasını engellemek istemektedir. Dernek yöneticileriyle yaptıkları konuşmada dernek başkanının ‘Marjinal’ gruplardan bahsetmesi kendince Alevileri ‘iyi Aleviler ve kötü Aleviler’ diye ayırarak Sıffin Savaşında olduğu gibi hakem görevi görmesi son derece benzerdir!.

    YA İMAM YA DA KUR’ANLI, ABDESTLİ İMAM-DEDE

    Aslında Rêya Heq-Hak Yol Alevilerinin, ‘Peygamberi olmayan, kitabı olmayan, Kur’anı olmayan, devleti tanımayan, dinsiz, inançsız’ bir varlık olduğunu söyleyerek, inkarcılığı ve kültürel soykırımı daha farklı metot ve yöntemlerle devam ettirmeye çalışıldığını ortaya koyuyor. Bunun için de ‘dinden, Kur’andan koptukları için, yeniden ‘ıslah etmek’ için de ‘devletin imamı ya da cemevinin, Kur’anlı dede imamı’ olmaları şarttır demektedir. Aslında Alevilere de kabul ettikleri tuzakta buradan gelmektedir. ‘Ya imam ya da Kur’anlı, abdestli, dede-imam’ tercihine zorlamaktadır. Ya da Alevilerin bu talebi sürekli gündemde tutmalarını sağlamaktır. Aslında oynanan oyun ve tuzaklardan birisi de budur. Sürekli Alevileri ‘dede, imam, Kur’an’ tuzağına çekmek üst aklın bir oyunudur. Hak yol Aleviliği karşıtların üzerinde ortaya çıkmış bir inanç değildir. Kadimden bu yana ortaya çıkan tüm ahlaki ve politik inanç ve dinlere saygı temelinde yaklaşmış, hiçbir dayatmayı da kabul etmemiştir. Birçok inancı etkilemiş ve etkilenmiştir. Rêya Heqi-Hak yol Aleviliği eşitlikçi, paylaşımcı, insanı hak bilen bir yaşam felsefesine ve inancına sahiptir. Tarihsel ve toplumsal değerlerin yaşam bulmasında da ciddi manada da demokratik uygarlığın inşasında öncülük yapmış bir tarihsel hafızada rol oynamış kadim bir inançtır. Diyanetin Dersim’e gelişinin zihniyetin ideolojik arka planı ise bu beş bin yıllık sınıflı ve devletçi uygarlık ile demokratik komünal, toplumcu, özerk, devlet dışı hak yol arasındaki zihniyetin çatışmanın farklı araçlarla sürdürülmesidir. Sorun rıza toplumundan yana olanlar ile ondan cüda olanların mücadelesidir.

    “KARŞIT ALEVİLİK ÖĞRETİLİYOR”

    Bu zihniyetin, resmi devlet politikasının bilinç altında ise Rêya Heq Alevilerin kendilerine ait bir ‘teolojisinin olmadığı, kendine has ritüelleri, kutsal mekanlarının bir anlam ifade etmediği, dolayısıyla İslamiyet’in bir alt kültürü sadece folklorik bir öge olduğunu ima etmeye çalışmıştır.’ Yani Rêya Heq Alevi inancını kabul etmiyoruz, ama ‘bizim denetimimizde bizim kavramlarla buluşacak, çerçevesini bizim belirleyeceğimiz bir Aleviliğe evet’ diyoruz. Ahlaki ve politik yönü yok edilmiş, direnişçi Alevi kültürü yok edilmiş bir Alevilik. Bu anlayış ile ‘minaresiz cami’ haline getirilmiş ‘cemevlerinde Türk İslam Aleviliği veya Alevi İslam öğretisi’, karşıt Alevilik öğretilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Emevi İslam anlayışını savunan, İslam’ın demokratik değerlerini tarumar eden, milyonlarca farklı inanç mensubunun rızasını almayan bir kurumdur.

    “CEMEVİ BAŞKANI YOLUMUZU NURSUZA DÜŞÜRDÜ”

    Tunceli Cemevi yetkilileri o ziyarette bulunan ocak mensupları pirlerinden, taliplerinden, orada yaşayan ikrarlı canlardan, edep erkan ile yol süren yol evlatlarından, ocaklardan rızalık almadan görüşmeler yapmıştır, iş tutmuştur. Cemevi başkanı yolumuzu nursuza düşürmüştür. Yol ulularımız, ‘yolumuzu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza uğratma’ diye Hak meydanında Hak kelamını dile getirmişlerdir. Rızamızı almayan bir kurumda, kurumun aklı ile yaşayan imamdan medet ummak Xızırı, Şêr î Yezdan’ı bilmemektir, taliplerin lokmasına hürmet etmemektir. Aleviler kimden medet diler! Medet ya Xızır ya şer î Yezdan’ derler, ya Heq derler. Emevi İslam anlayışından, nahaktan ilahiyat okumuş talipsiz pirlerden, devletin imamından, onların öğreteceği Kuran’dan medet ummak Ocaktan, talipten vazgeçmektir. Unutulmamalıdır ki, Sıffin Savaşında ‘şer î Yezdan mızrak uçlarına takılmış Kur’an sayfaları için’ onlar kağıt parçalarıdır, Kur’an-ı Natık benim’ demiştir.

    “DERSİM’DEKİ KIZILBAŞLIK KÜRT’LÜKLE ÖZDEŞTİR”

    Bu anlayışın temsilcilerinin neden Dersim’e gittiklerini, neden Dersim’de bu kadar ısrarcı olmalarının bir hesabı vardır. Devlet hesapsız-kitapsız adım atmaz demişler. Bir hesabı var, iki ‘evdeki hesap ne kadar uyar çarşıya’ onu da görüp yaşayacağız. Akabinde kamuoyunda takip ettiğimiz kadarıyla da Sarı Saltık ile ilgili bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayda Sarı Saltık kızıl elmacı bir akılla anlatıldı. Neden Sarı Saltık, başka bir ocak değil. Dersim’deki Kızılbaşlık veya Rêya Heq Alevi inancı Kürtlükle özdeştir. Dersim raporlarında bu nettir. Bütün ocakların tarihsel arka planı bilinir. Etnik olarak bir Rêya Heq Alevi ocağı üzerinde Orta Asya ve Balkan tezi oluşturulamazdı. Bilinçli bir seçimdir. Orta Asya veya Balkan menşeli bir Türk İslam Aleviliği inşa çalışması vardır. Şüphesiz ki Sarı Saltık ocağında kemaletli, edep erkan bilen, yola bağlı canlar vardır. Yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşıyorlar. Diğer ocak mensupları ile musahip olmuşlardır. Yola ikrar vermiş Sarı Saltık evlatları ile el ele vererek bu akıl boşa çıkarılmalıdır.

    DEVŞİRME ALEVİLİK

    Sarı Saltık hakikati üzerinden, ‘Dersim’e yeniden devşirme bir Aleviliği nasıl yaratırız?’ Hesabı vardır. Hem kimliğinden hem de inancından ciddi devşirme yöntemiyle, ‘nasıl ki Hacı Bektaş Veli üzerinde Yeniçeri ocağını’ kurmak istedilerse aynısını Dersimden Sarı Saltuk üzerinden, Devşirme ocaklarla ‘başarabilir miyim’ diyerek, böylesi bir çalıştay çalışmasını yapmıştır. ‘Ya tutarsa’ hesabı uzun bir çalışmanın ürünüdür. Başta Tunceli Üniversitesi bu çalışmanın hem düşünsel hem zihinsel hem de politik mimarıdır. Bir çok akademisyen, yazar, aydın, bilim insanı, dede bu iş için hem ekonomik hem de manevi düzeyde destek vermiş ve bizzat bu işin devşirmeciliğine soyunmuşlardır.

    “EN KUTSAL ŞECERE TALİPLİKTİR”

    Özellikle dikkatten kaçmayan, çalıştaya katılanların metrelerce uzunluktaki şecere göstermeleri boşuna değildir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında, özellikle Rêya Heq Alevi coğrafyasında şecereler görünür olmaya başladı. Şecereler üzerinde bir inanç tarihsel köklerinden, toprağından, aidiyetinden, dilinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Zamanında devlet erkanı tarafından verilen şecerelerle Horasan ve Orta Asya üzerinden bir Türklük yaratılmaya çalışılıyordu. Hiçbir talip pirinden şecere sormamıştır. Şecerelerden hareketle Alevilik yapmak, inancımızı tekçi zihniyete bağlamaktır, tarihi çarpıtmaktır. Oysaki Xızır inancımızda en kutsal şecere talipliktir. Yol pir ve taliplikle var olmuştur. Bunun dışındaki bir girişim, müdahale saptırmaktan başka bir şey değildir. Buna yeltenenler varsa da müşküldürler.

    “DEVLET YENİ BİR YAPILANMAYA GİDİYOR”

    Ayrıca, Alevi hakikati biatçı, kulluğu esas alan; Hacı Bektaş Veli kemaletinden uzak, nahak anlayışa yakın olan Balım Sultan tarzına kurban edilmek istenmektedir. Aslında devlet yeni bir yapılanmaya gidiyor. Tıpkı Osmanlı’nın devletleşme dönemindeki gibi. Muhalif, rıza toplumu özelliklerini taşıyan bütün inançları, hakikatinden uzaklaştırarak kendi bekası için özgürlükçü bir Alevi anlayışı devamlı nahak için sorun olmuştur. Bunun yerine Balım Sultan Bektaşiliği üzerinden Hacıbektaş’ın yol evlatları, inancı, özgürlük arayışı torpillenerek devlet kontrolüne alınmaya çalışılıyor. Böylelikle ahlaki politik özünden uzaklaştırılıyor aynı zamanda Türkleştirilmeye çalışılıyor. Balım Sultan Bektaşiliği üzerinde Türk İslam Aleviliği, Türk İslam Bektaşiliği inşa edilme çalışmaları vardır. Ahmedi Yesevi ismi, aklı karşılık bulamayınca, Sarı Saltuk üzerinden bir inşa çalışması vardır. Her ocaktan insanlar devşirilerek devşirme ordusu oluşturulup, yol evlatlarının birbirine kırdırılma çalışması yeni bir yöntemle devam ediliyor. Eskiden, Türk’ü Kürde, Kürt’ü Aleviye kırdırma politikası ile yapardı. Şimdi de ocağı ocakzadeliğe, Aleviyi Aleviye kırdırtma kurnazlığı ve politikasını devreye koyma hesapları yapılmaktadır. Bir hatırlatmada bulunmakta fayda vardır. Sarı Saltuk yol taliplerine ‘Sarı Saltuk evlatları bilmezler mi, Sarı Saltuk Ocağı pirlerinden Seyit Seyfi başı ezilerek öldürülmüştür’. Şimdi de gelip Sarı Saltuk adına, şecereler dizmektedirler. ‘Ayıptır günahtır, zulümdür’ tek kelimeyle.

    ALEVİ İNANCI ÇARMIHA GERİLMİŞ DURUMDA

    Devletçi nahak anlayış fiziki soykırımla bir toplumu yok edemeyince onun devamı niteliğinde olan kültürel soykırımla yok etmeye çalışıyor. Gelinen aşamada Rêya Heq Alevi inancı sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel kısacası bir bütün olarak çarmıha gerilmiş durumdadır. Biliyoruz ki Hacı Bektaş, Baba İlyas, Baba İshak Ebu’l Vefa’ Kürdî’ nın halifeleridir. Hacı Bektaş Veli, Baba İshak isyanına katılmış, kardeşi orada şehit olmuş, takibata uğramış ve saklanmak zorunda kalınca Dersim’e gelmiştir. Daha sonraları 2. Beyazıt döneminde Balım Sultan tarafından Ocak Osmanlı’nın hizmetine sunulmuştur. Biatçı kişiler dergahın başına atanarak dergah ele geçirilmiş, devlet bekası için paralı asker haline getirilmiştir. O günden bugüne ocak mensupları tarafından özgürlükçü hattı savunanlar devamlı olmuştur. Ayrıca bu politikalar erkek egemen aklın politikalarıdır. Bu tip etkinliklere her nedense ocakları temsilen bıyıklı, kravatlı, Alevilik temsil ediliyor. Mürşidi Kamilullah olan kadın bu çalışmalarda kolay kolay yer almaz. Xızır ve Ana kadın aklından uzaklaştırılmak istenen bir hatla karşı karşıyayız. Aleviliğin o doğal otantik orijinal ana kadın kadimliğinin özünü erk ve devlet zihniyetli hale getirilmek istendiği de çok açıktır. İslam devletin dini haline getirilmiş, günümüzde de devletin Aleviliği yaratılmak isteniyor. Aleviliğin devletçi zihniyetten uzak yaşaması, devlete sürekli mesafeli durması, hep kendi özgün varlığı ile inancını yaşaması, devleti her zaman kaygılandırdığı için de devlet Aleviliği potansiyel tehlike olarak görmüştür. Yapılan Sarı Saltuk çalıştayının asıl amacı da bu potansiyel tehlike olarak gördüğünü hem içeriden oto asimilasyon, dışarıdan da Balım Sultan, Baba Sait, Ahmet Yesevi gibi devşirme isimlerle, Şia ve Sünni çizgi ile deforme edilerek, devletçi, Türkçü, dinselleştirilmiş bir Alevilik yaratılmaktadır. Alevilik içimizdeki yol düşkünleri vasıtasıyla Balım Sultan Bektaşiliğine kurban edilmek isteniyor.

    “REYA HEQ ALEVİLERİ HAKİKATÇİ HATTIN İZİNDEDİRLER”

    Hakikatin deryasında doğru okumayı bilmek bilgelik ve ermişlik işidir, kemalet gerektirir. Ne deryayı damlaya, ne de damlayı deryaya kurban etmeyecek kadar bilge bir akla ve vicdana sahiptir yol inancı. Baba Tahir-i Üryan’ın dediği gibi ‘Deryayı bardağa sığdıramazsınız.’ Bu ermişlikten kopmanın sonuçları olmalı ki Alevilerin yaşadığı kafa karışıklığı bunun bir sonucudur. ‘Kurdun kuzu postunda görünmesi’ bu hakikati yalın bir şekilde de dile getirmektedir. Bugün tam da başta Reya Heq-Hak yol Aleviliğine ve genel tüm Alevi süreklerine yapılmak istenen budur. Yani ‘kuzu postunda kurdu’ görmekle görmemek arasındaki farkı görebilmektir. ‘Ben yakın gölden korkarım, uzak derya bana neyler’ sözü tarihsel yaşanmışlıkların özetidir. Yol normu Xızır cevheri ve aklıyla kendi yolunu her zaman bulup, yeni bir yol açmasını bilmiş bir inançtır. Biz buna Xızır aklı ve hikmetin gayreti diyoruz. Aleviler bu gayreti gösterip, kendi hakikatçi önderlerinin göstermiş olduğu yolun izinde varlıklarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Reya Heq Alevileri bu hakikatçi hattın izindedirler.  (HABER MERKEZİ)            

  • Şıx Mamo’nun felsefesini torunu ve eşi anlattı: Komünal bir yaşam sürmüş-VİDEO

    Şıx Mamo’nun felsefesini torunu ve eşi anlattı: Komünal bir yaşam sürmüş-VİDEO

    PİRHA – Şıx Mamo’nun torunu Hasan Akyol ve eşi Gülizar Akyol, Şıx Mamo ile ilgili PİRHA’ya konuştu. Şıx Mamo’nun hakikatçi Aleviliğini anlatan Akyol ailesi, “Şıx Mamo, burada bu dağların başında komünal bir yaşam sürmüş” ifadelerini kullandılar. 

    Şıx Mamo’nun yaşamı hakkında bilgi veren torunu Hasan Akyol, “Şıx Mamo’nun felsefesi gençlik hitabıyla söylersek 6. hissi kuvvetli bir dostmuş. Rahatlıkla Ankara’dan gelip buraya misafir olacağınızı sezebiliyormuş” ifadelerini kullandı.

    “ŞIX MAMO’NUN FELSEFESİ: SEN BEN DİYE KAVGAMIZ YOK”

    “Biz ise onun torunlarıyız ama siz telefon etmeden sizden haberdar olamıyoruz. O rahatlıkla kalkın eşimiz dostumuz Ankara’dan geliyor diyebiliyormuş. Biz yetişmedik yetişenlere yetiştim. Onlar öyle söylüyorlardı. Söbeçimen’de, Dallıkavak’ta dostları varmış, Arapoğulları ile samimiymiş” diye konuşan Akyol, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şıx Mamo kendi memleketinde güzel bir intiba bırakmış. Bizim bu mahallede 50-60 tane hane varmış, hepsinin ahırında malları bağlanır, gelirinden o mahalle Kominal bir şekilde şimdiki devrimcilerin hayal ettiğini 100 sene önce hayata geçirmiş ve burada bu dağların başında rahatlıkla o yaşamı yaşamış.

    Almanya’dan araştırmacılar gelmiş, Şıx Mamo’ya “Senin bu yaşadığın sistemi biz ancak 100 yıl sonra ulaşabiliriz” demişler. Gerçek bu. Hakikatçilik konusunda Hakkı beni ademde görür diyen onların felsefesine göre biz ne hacıyız, ne hocayız, ne falcı, ne muskacıyız. Bizim mahşer günü fermanımız yok, kamil sözü kuranımız, hikmet söyler irfanımız, hakikattir erkanımız, övünmeyiz aslımızla, sevişiriz dostumuzla, uğraşırız neslimizle kimse ile davamız yok, Meluliyim sözümüz bir, dostumuzla özümüz bir, yer içeriz nazımız bir, sen ben diye kavgamız yok. Şıx Mamonun, hakikatçilerin felsefesi böyle.”

    Hasan Akyol’un eşi Gülizar Akyol ise şunları aktardı:

    “Şıx Mamo doğru bir insanmış, akşam olunca herkesi yanına toplarmış. Biz burada Hüseyin Kaleyik diyoruz. Karşı dağlarda yaylalarda ağıl varmış. Gece orada malını bırakıp gece Şıx Mamo’nun sohbetini dinleyip gidiyorlarmış. Şıx Mamo’yu anlatılanlarla biliyoruz. Ne kadar doğru, ne kadar yanlış onu da bilmiyoruz. Kim bize ne derse biz ona inanıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Mehmet  Bayrak anlattı; İç Toroslar’da Hakikatçı Alevi: Momki Kosa-VİDEO

    Yazar Mehmet Bayrak anlattı; İç Toroslar’da Hakikatçı Alevi: Momki Kosa-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Mehmet  Bayrak İç Toroslar’da  Hakikatçi Alevileri anlattı.  Dersim, batı Dersim olarak nitelendirilen Koçgiri’de fazla yayılmadığını belirten Bayrak,  “İç Toroslar bölgesinde yaygınlaşmış, oldukça derinleşmiştir” dedi. 

    İç Toroslar’daki Hakikatçi Alevileri PİRHA’ya anlatan Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak, “Hakikatçi Alevilik dediğimiz Aleviliğin son mertebesi olarak gördüğümüz bu inanç kültürü neşri neba bulmuş yaygınlaşmış oldukça derinleşmiştir” dedi.

    Momki Kosa hakkında bilgiler veren Bayrak, “Buradaki, şu ortama ilişin olarak bazı şeyleri paylaşmak isterim. Burası Momki Kosa’nın konağıdır, evidir, türbesidir. Aynı zamanda bir dergah gözüyle de bakılabilir. Momki Kosa çok eskiye dayanmayan bir süreçte yaşamış İç Toroslar bölgesinin önemli hakikatçi önderlerinden bir halk filozofu. Bunun tabi ki Dersim’e kadar uzanan bir yayılım alanı var. Bilinen birçok baskılar dolayısıyla gerek Dersim gerek Batı Dersim olarak nitelendirilen Koçgiri bu konuda çok fazla olanak bulamazken, bu düşüncenin derinleştirilmesi, yaygınlaştırılmasına iç Toroslar bölgesinde özellikle hakikatçi Alevilik dediğimiz Aleviliğin son mertebesi olarak gördüğümüz bu inanç kültürü neşri neba bulmuş yaygınlaşmış oldukça derinleşmiştir” ifadelerini kullandı.

    İÇ TOROSLAR’DA HAKİKATÇİ ALEVİLİK: MOMKİ KOSA

    “Elbette Momki Kosa ile ilgili bilinenler daha çok sözlü gelenekten gelen şeylerdir. Bunun böyle olması kaçınılmazdır. Bilindiği gibi aynen Kürt halkı gibi Alevi tarihini yazmasına izin verilmemiş, bilince çıkmasına izin verilmemiş. Bundan dolayı yeni yeni biz araştırmacılar bizim geçmiş toplum önderlerimizi, halk filozoflarımızı, aşıklarımızı dervişlerimizi, şairlerimizi, ozanlarımızı keşfediyor ve bilince çıkarıyoruz” diye konuşan Bayrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Nitekim Momki Kosa da bunlardan biri. Bizim yeni, yeni ortaya çıkardığımız yazılı belgelerle, kaynaklarla ortaya çıkardığımız önemli bir şahsiyet. Bu konuda bir anekdot okumak isterim;

    İç Toroslar kültürünün diğer öbekleri gibi yanları gibi hakikatçi Alevilik olgusunu da ortaya çıkarmaya çalışan bir yazarım. Nitekim büyüklerimizden duyduğumuz Alman heyetinin bu bölgeye gelmesi bizzat Momki Kosa ile görüşmesine dair söylentiler, görüşler, aktarmalar anekdotlar bize ulaştı. Bizzat ben rahmetli babamdan defaten dinledim. Bir Alman heyetinin buraya geldiğini, içinde kadınların da bulunduğunu bunların Momki kosa ile görüştüklerini, Momki Kosa ile görüştükten ve konuştuktan sonra adamın dehşete düştüğünü ve siz bu felsefenizle bu düşüncelerinizle bizden de 100 yıl daha ileridesiniz dediğini babam hep aktarırdı, söylerdi.

    İşte bunun kaynaklarına ben özellikle Avrupa’ya çıktıktan sonra ulaştım. Zaten biz biliyoruz ki diğer inançlar gibi, Alevi, Türkoloji, Kürdoloji, Arapoloji, Persoloji bir bütün olarak Oryantalizm gibi Aleviliğin de ilk araştırmaların ciddi kaynakları da batıdadır.”

    Bayrak, “Doğrudan Momki Kosa ile ilgili bir anekdot aktaracağım. 1906’da yapılan bir seyahat bu, 100 yıldan fazla bir zamanın yapılan seyahatin notlarıdır bunlar. Bizzat Almanca kaynaktan alarak söylüyorum” diyerek şunları paylaştı:

    “Kızılbaş köyü Kırkısrak’ta bunu Alman araştırmacı, bilim adamı Doktor Hugo Grotes diyor ki; Kızılbaş köyü Kırkısrak’ta kendine özgü çok zeki 50’li yaşlarda kendisine ifade veren, derin çizgileri olan ancak gözleri canlı ve muzipçe bakan uzun sakallı bu köylü, sorduğum sorulara şarkta her zaman alışık olmadığımız birçok konuya çok açıklıkla cevap veriyordu.

    Alman bilim adamı Alevilikle İslam arasındaki ilişki ve çelişkiler, Alevilikle diğer inançlar arasındaki benzerlikleri ortaya koyma amaçlı sorular yöneltiyor Momki Kosa’ya diyor ki; Kızılbaşlar kime inanır? Hak, Ali ve Hüseyin’e dikkat edilirse genel Alevilikte Hak Muhammed Ali teslisi varken bu Hak Ali ve Hüseyin’e diyor, Muhammed yok.

    Bununla yetinmeyenler Abbas ile imamlara da başvurabilirler diyor.

    Hocanız ve Caminiz var mı? sorusuna da “Bu yaşıma kadar hoca görmedim. Canı dua etmek isteyen evinde etsin. Bir gün birisi köye bir cami yapalım diye teklifte bulundu, ama öyle bir şeyi köye yaparsak ancak içine eşekler doluşur yanıtını aldı.

    Sünnet eder misiniz?

    Biliyorsunuz çok eski bir gelenek münhasıran Yahudilikten İslam’a geçirilen bir gelenekken bugün Kızılbaşlara yapılan suçlamalardan biriside sünnetsizlik suçlamasıdır. Ama bu bir gelenektir zaten bu dinimizin, inancınızın gereğidir demiyor. Bu zaten adamı fazla değiştirmiyor. Sanki horozun gerdanından ya da köpeğin kulağından bir parça kesmişsin aynı şey.

    Ramazanı tutar mısınız?

    Ramazan’ı kişileştiriyor, haa o benim dostum o gelirse ben onu tutmam istediği gibi yoluna devam eder gider diyor.

    Sizde nişan düğün nasıl yapılır?

    Nişan çiftlerin ana babası, ya da onların vekillerinin de hazır bulunmasıyla yapılır. On gün sonra da düğün nerede bulunuyorsa nikâhı o kıyar. Eğer yoksa kızın babası nikâhı kıyar ya da damat 3 şahitin huzurunda kızı eşliğe kabul ettiğini açıklar.

    Sizde tek eşlilik mi çok eşlilik mi hâkim?

    Çok önemli bir belirteç. Töremize göre eşitlik gereği tek kadın alırız diyor.

    En önemli görevleriniz nelerdir?

    En önemlisi misafirperverliktir. Hizmet için misafirinden para alan birisine iyi gözle bakılmaz. Köy halkı onu cezalandırabilir. Ya da köyden kovabilir. İnsanlar çıkar gözetmeksizin birbirleriyle yardımlaşmak ve varlıklarını paylaşmak için doğarlar.

    Öğretilerinizi yazan ve yayılması yayınlayan bir kitabımız var mı? Siz Kuran’a inanıyor musunuz? Kurana göre mi ibadetinizi yapıyorsunuz demek istiyor. böyle bir kitabınız var mı ? diye soruyor Alman bilim adamı.

    Momki Kosa ise “Bende yok. Zaten okumasını da bilmem. Yaradan’a ve insanoğluna karşı yükümlülükleri emreden bir kitap. Erdemli insanın kendi içindedir diyor.

    Yazar Mehmet Bayrak, “Sanıyorum bu Momki Kosa’yı da, hakikatçiliği de anlamak açısından yeterli bir cevap” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA