Etiket: hakk

  • Zülfü Çelikdemir Hakk’a yürüdü

    Zülfü Çelikdemir Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Çöp kamyonundan düştüğü belirtilen ve beyin ölümü gerçekleşen Dersim Belediyesi işçisi Zülfü Çelikdemir Hakk’a yürüdü.

    Dersim’de 12 Ocak günü çöp kamyonundan düşerek ağır yaralanan 39 yaşındaki belediye temizlik işçisi Zülfü Çelikdemir, Hakk’a yürüdü.

    Zülfü Çelikdemir’in naaşı otopsi yapıldıktan sonra Dersim’de toprağa sırlanacak.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Çöp kamyonundan düşüp ağır yaralanan engelli işçi mobbinge de maruz kalmış-VİDEO

    Çöp kamyonundan düşen işçiyle ilgili Dersim Belediyesi’nden açıklama

    -Çöp kamyonundan düşen Dersim Belediyesi işçisinin beyin ölümü gerçekleşti

    -Beyin ölümü gerçekleşen Zülfü Çelikdemir’in ailesi, Maçoğlu’nu protesto etti!-VİDEO

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Zulme karşı söz kurmalıyız-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Zulme karşı söz kurmalıyız-VİDEO

    PİRHA- DAD Adana Şubesi’nin düzenlediği etkinlikte konuşan DAD Eş Genel Başkan Musa Kulu, Alevilere seslenerek, “Bugün yaşadığımız dünya tam bir tecrit ve zulüm altında. Biraz daha emek ve gayretle bu zulme ve tecride karşı söz söylemek zorundayız” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi, DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu’nun katılımıyla Selman-ı Pak Cemevinde, üye ve demokratik kitle örgütleri, Adana Alevi Platformu üyelerinin katılımı ile kahvaltı düzenledi.

    Etkinlik, Şeyh Çoban Ocağı’ndan Pir İbrahim Kete’nin meydan gulbangı ve lokma gulbangı ile başladı.

    “İNANCIMIZIN KEMALETİ İLE ÖRÜLÜ BİR YAŞAM İÇİN İKRARLAŞMALIYIZ”

    DAD Adana Şubesi Eş başkan Sevgi Avcı ve Hüseyin İncesu’un katılımcıları selamlarken, Sevgi Avcı, “Bu zor günlerde sorumluluk almak tarihe iz bırakmaktır. Alevi sürekleri bir bütün olarak meydan kurup birlik içinde cem olmalılar. Günümüzde birlik en önemli varlıktır. Süreklerimiz farklı olabilir ama hakikat birdir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Alevilerin sorumlulukları var. İnancımızın kemaleti ile örülü bir yaşam için ikrarlaşmalıyız” dedi.

    “ZULME VE TECRİDE KARŞI SÖZ SÖYLEMELİYİZ

    DAD Eş Genel Başkan Musa Kulu da, Alevilerin geçmişten günümüze ötekileştirmeyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, “Bizi tarihlere sığdıramazlar. İnsanlığın ilk ayağa kalktığı, kendi hikmetini pak ettiği andan itibaren bu inanç vardır. Hakikati yaşamak ve yaşatmak bizim düsturumuzudur. Bugün yaşadığımız dünya tam bir tecrit ve zulüm altında. Biraz daha emek ve gayretle bu zulme ve tecride karşı söz söylemek zorundayız” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ADANA

  • Pir Kılavuz: Aleviler mezar taşlarına bir Alevi devriyesi yazmalı-VİDEO

    Pir Kılavuz: Aleviler mezar taşlarına bir Alevi devriyesi yazmalı-VİDEO

    PİRHA-Mersin Cemevi Başkanı ve Seyit Sabun Ocağı Piri Hasan Kılavuz, Alevilerin kente göç ile birlikte özellikle Hakk’a uğurlama erkanlarını yürütmede zorlandıklarını ve Sünni inancın tesiri altında kaldıklarını ifade ederek, “Buna korkunç bir şekilde girdiler” diye belirtti. Mezarlıklara ilişkinde değerlendirmede bulunan Kılavuz, “Alevi mezar taşının başında bir Alevi devriyesi yazılması lazım ki, uzun zaman sonra o mezarın bir Alevi mezarı olup olmadığı belirlensin” dedi.

    Yüzyıllar boyunca baskı ve asimilasyon politikalarına tabi tutulan Alevi inancında en büyük tahribatın yaşandığı erkanların başında Hakk’a uğurlama erkanı geliyor. Yaşamı boyunca Alevi inancına göre yaşayan Alevi yurttaşlar, bazı cemevlerinde harem-selamlık şekilde ve Sünni içtihatlara göre Hakk’a uğurlanıyor.

    Mersin Cemevi Başkanı ve Seyit Sabun Ocağı Piri Hasan Kılavuz, Hakk’a uğurlama erkanına ve Alevi yurttaşların mezarlarına dair değerlendirmede bulundu.

    Her inancın belli ritüellerinin olduğunu aktaran Kılavuz, “Nedir değişimiş ritüeller? Doğum ve ölüm. Ama bir gerçek var. Doğumdaki sevinçle ölümdeki matem, ağıt, ağlama, kaybetmenin acısı hiçbir zaman değişmemiştir. Hakk’a kavuşma günü onun en büyük bayramıdır” dedi.

    Alevilerin kente göç ile birlikte özellikle Hakk’a uğurlama erkanlarını yürütmede zorlandıklarını ve hakim inancın tesiri altında kaldıklarını ifade eden Kılavuz, “Bu korkunç bir şekilde girdiler. Hakk’a yürüme erkanlarını tamamen unuttular” diye belirtti.

    “HAKK’A UĞURLAMA ERKANI SAZLA, SÖZLE OLUR”

    Pir Kılavuz, köyde geçmişte yapılan Hakk’a uğurlama erkanına dair şunları söyledi:

    “Bir süre içerisinde tabii bu değişmiştir, ama bizim yerleşim yeri ve köylerimizde en önemli usul ve adet Hakk’a yürüyenlere yapılan hizmettir. Büyük bir hizmettir. Büyük bir erkandır. Çünkü divandır aynı zamanda. Ruhunu teslim ederken bile veyahut da teslim etmeden, son anda son dakikalarına kadar başınıza dururlar, nasihat ederler. Sazdır, sözdür. Bir isteğin var mı? En çok neyi seviyordu? Onlar söylenirdi, onlar yapılırdı. Teslim ettikten sonra seyitleri, pirleri, hizmet ehilleri tarafından o yıkanırdı, kefenlenirdi. Bütün hizmetler yapılırdı. Ondan sonra da en başta da aile bireylerine en yakın çocukları, akrabaları ne varsa onların omuzları üzerinde kabristana götürülürdü.

    Mezar başında ‘Hakk rahmet eylesin. Kusur ve noksanlıkları af olsun, buraya gelen bütün hizmet sahiplerinin de hizmetleri kabul olsun’ dualarını yapılır, ondan sonra da kefenlenir. Kefenlemenin de şartı yok. Ama aile birilerinin sevdikleri veyahut da onu genişken geçtiğinde sevdiği bir eşyası, bir şeyi vardı. Onu da kefenle birlikte tabutun içine koyarlar.

    Bir meyit gömülürken baş tarafı kalktığı zaman güneşe bakacak şekilde mezarlar kazılır. Alevi mezarlarının tümünün baş tarafı hep güneşe bakar. Meyit tabuttan kalktığı zaman ilk gördüğünüz yer güneş olacak şekilde indirilir. Kıble, kıbleyle alakası yok. Öyle bir şey yoktur. Alevi dedesi ve seyyidi hangi duayı bilirse onu okurdu. Yoksa mezar başında çıkıp da telkin verip altındaki kişi Sünnileştirilmez. Sünni İslam imamları, camilerden çıkıp da bizim köylere yayılmaya başlayınca köylerimize de kentlerdeki gibi Sünnileşme başladı.”

    Mezarlıklara ilişkinde değerlendirme yapan Kılavuz, Alevi mezarlıklarına gidildiği zaman bugün Türkiye’de çoğu yerde mezar başlarında arapça ayetlerin yazıldığının görüleceğine işaret etti.

    ALEVİ OZANLARINDAN, AŞIKLARINDAN BİR BEYİT MEZARA İŞLENİR”

    Son dönemlerde mermer furyası çıkınca mermerciler tarafından El Fatiha yazıldığını vurgulayan Kılavuz, “Ama Alevi mezar taşının başında bir Alevi devriyesi olur. Böyle bir devriyesini yazılması lazım. Ki baktığın zaman uzun zaman sonra o mezarın bir Alevi mezarı olup olmadığı belirlensin. Bir işarettir adeta o. Ya bir teslim taşı resmi vardır, ya bir devriyeden dörtlük vardır; Pir Sultan’dır, Güfrani’dir, Kul Himet’tendir. Alevi ozanlarından, aşıklarından bir beyit oraya işlenir. Veyahut da mezarın başına bağlama resmi çizilebilir” ifadelerine yer verdi.

    “BAŞUCUNDA AĞAÇ OLMALI”

    “Ağaç konusu da çok önemlidir” diyerek sözlerini sürdüren Kılavuz, “Çünkü bizim büyüklerimiz diyor ki yazın ortasında güneşin sıcaklığı altında bırakmayın. Başucunda bir ağaç da olmalı. Alevi mezar daha kabristanın başında giderken bir Alevi mezarlığının çağrışımı olmalı. O çağrışım henüz daha yok. Mezarlıkların girişlerinde beyitler, dörtlükler olursa, daha girişte oranın Alevi mezarlığı olduğu, Alevilerin burada olduğu açık belli olur. Ama büyük kentlerde iç içe olan mezarlıklarda Sünni mıdır, Alevi midir belli olması için de o mezarın başındaki mezar sahiplerinin kendi gelenek ve göreneklerini o mezar taşına işlemeleri lazım” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Piri Er: ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu-VİDEO

    Piri Er: ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu-VİDEO

    PİRHA – Yazar Piri Er, yeni kitabı ‘Alevilerde Hakk’a yürüme erkanı’ ile inançta değişime uğrayan geleneklere ışık tutuyor. Yazar Er, Alevilikte en çok etkilenen alanın Hakk’a yürüme erkanları olduğunu belirterek, “Söylediklerimin toplumun büyük kısmından tepki çekeceğini biliyorum ama toplumun yine büyük bir kısmının da ‘doğrusu bu’ diyeceğini de biliyorum” ifadelerini kullandı.

    Hakk’a uğurlama erkanı, usül olarak Alevi toplumu içerisinde tartışılan bir konu. Alevi toplumunun her süreğinde farklı uygulamalara rastlanırken hangi hizmetin doğru, hangisinin yanlış olduğu konusunda ise farklı argümanlar bulunuyor.

    Araştırmacı-Yazar Piri Er, Hakk’a uğurlama erkanı konusunu, güçlü kaynaklar doğrultusunda kitaplaştırdı. Barış Kitap imzası ile okuyucuya ulaşan eser hakkında Piri Er, PİRHA’ya konuştu.

    ALEVİLİKTE EN ÇOK ETKİLENEN ALAN: HAKK’A YÜRÜME ERKANI

    Yazar Piri Er’in öncelikli belirttiği husus, Hakk’a yürüme erkanlarının Alevilikte süreklere göre farklılık gösterdiği konusu oldu. Her süreğin, kendi geleneğine uygun olanı yaptığını anlatan Yazar Er, bunların giderilmesi için çeşitli Alevi örgütlerinin geçmişte farklı erkannameler hazırladığını belirtti. Piri Er, oluşturulan o erkannamelerin iki tanesinin hazırlanmasında kendisinin de olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Peki neden böyle bir kitap yazma isteği oluştu? Hazırlanan erkannamelere katkı vermiş olmamla beraber benim dışımdaki unsurlar da onların şekillenmesinde rol oynadı. Bütün aklımdan, gönlümden geçenleri o erkannamelere dökme şansına sahip değildim. Ve bu konulardaki tartışmaların sürdüğünü gördüm. Olayın farklı yerlere çekildiğini, Alevilikle Yol dili ile hiç ilişkisi olmayan konuların erkannamelerin içerisine yerleştirildiğini ve bunun da erkan diye uygulandığını gördüm. Mesela Kur’an’dan ayetlerin okunması, Fatiha’sız olmaması, Kur’an’daki ayetleri ve Arapçayı duymayan kişilerin ‘cenazemiz mundar gitti’ şeklinde değerlendirmelerde bulunması gibi… Aleviliğin içerisinde en çok etkilenen alan Hakk’a yürüme; yani ölüm gelenekleri içerisinde İslami motiflerin çok fazla ağırlık kazanması nedeniyle de böyle bir şeyin oluşturulması gerektiğini düşündüm. ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu. Bu iki birbirine zıt kavram, ya birini Allah rahmet eder ya da bu insan devir sürecine girmiştir ‘Devri daim olsun’ deriz. Bunların birini yapmamız gerekir. Cennet, cehennem ya vardır ya da yoktur. Eğer var olduklarına inanıyorsanız o zaman Fatiha’yı okumanız gerekir. Çünkü Fatiha der ki ‘gelen canımız öte dünyada cennetinle onurlandırdıkların içerisinde yer alsın…’ böyle bir dileği yerine getirir. Dolayısıyla Yol diline en yakın erkanı oluşturabilmek adına bu kitabı yazdım. Bu kitabın diğer erkannamelerden şöyle bir farkı var; diğerleri genellikle erkanı dile getirir, yani erkan nasıl yürütülmeli, nasıl başlamalı, nasıl bitirilmeli şeklinde… Çok fazla ayrıntıya girilir ve kefenin parçalarından tutun da metresine kadar, yıkama suyunun hangi taraftan döküleceğinden, nerede biteceğine kadar bunların aslında Alevilikte bir karşılığı yok. Tamam kefenlenme vardır ama bunu katı kurallarla uygulamak yoktur. Bir taraftan devir anlayışından bahsedilirken bir taraftan da duaz imamlarla kaldırılması gerektiği söylendi. Duaz imamlara girdiğinizde 12 imamlara yol çıkıyor. Böyle olunca da gene İslam kaynağına bir şekilde ulaşıyorsunuz. Bunların Yol dilinde olmaması gerektiğini düşündüğüm için bu çalışmayı yaptım.”

    “ERKANNAMEYİ ALEVİLİĞİN TEMEL İLKELERİ DOĞRULTUSUNDA OLUŞTURDUM”

    Yazar Piri Er, yeni kitabında ‘Alevilikte Hakk nedir, ölüm nasıl değerlendirilir, bir öte dünya inancı var mıdır?’ gibi başlıkları da değerlendirdiğini anlattı. “Aleviler bu konularda neye inanıyordu, derdim buydu aslında” diyen Yazar Er, “Bu daha çok benim kendi erkannamem oldu. Bunu vasiyet olarak da söyledim. Oturup kendi kafamdan değil, Alevilerin temel ilkeleri doğrultusunda bir erkannamenin böyle yürütülmesi gerektiğini düşündüğüm için bu kitabı oluşturdum” dedi.

    “35 YILDIR BU ALANDA ÇALIŞMA YÜRÜTÜYORUM”

    Piri Er, kaleme aldığı kitabında özellikle İslam öğelerini arındırdığını da belirtti. Yazar Er, mezar taşlarına yazılan ifadelere de değindiğini anlatarak “Mezar taşlarına özellikle ‘Ruhuna Fatiha’ yazılmasının başlıca nedeni mezar taşı ustalarının İslam geleneğinden gelmiş olmalarıdır. Müslümanlara hazırladıkları gibi Alevilere de aynı taşları hazırlıyorlar. Bazen ‘Ruhuna Fatiha’ altına ise ‘Devri daim olsun’ yazılıyor. Biri yaratılışla ilgili diğeri varoluşla ilgili iki kavram” diye belirtti.

    Piri Er, hazırladığı erkannamenin toplumda nasıl karşılık bulacağı konusunda ise şu öngörüde bulundu:

    “Bir laf vardır ‘Bir deli kuyuya taş atmış 40 akıllı çıkaramamış’ diye. Ben bir delilik yaptım ve taş attım. Fincancı katırlarını da ürküteceğimi düşünüyorum ama bu yapılmalıydı. Eteğimdeki taşları döktüm. 35 yıldır bu alanda çalışma yürütüyorum. Yatıp kalkıp bu konuları çalışıyorum. Söylediklerimin toplumun büyük kısmından tepki çekeceğini biliyorum ama toplumun yine büyük bir kısmının da ‘doğrusu bu’ diyeceğini de biliyorum.

    Çalışmamdaki birinci kaynağım alan araştırmalarım oldu. İlk çalışmama 1992 yılında Kırıkkale’de başladım. İkincisi, bu konuda yazılmış literatüre girmiş olan yazılı kaynaklar var. Onların da örnekleri kitapta var. Mesela bir örnek üzerinden gidecek olursak, erkanlarda saz çalınıp çalınmaması en büyük meselelerimizden birisi. Devriye söylenmeye söylenmeye Aleviler bu geleneği unutmuşlar. Şimdi ise devriye söyleyeni, saz çalanı ötekileştirip düşmanlaştırıyorlar, hatta din dışı görüp içlerine koymamaya çalışıyorlar. Kitapta bunların kaynaklarını da bulup gösterdim.”

    “ŞİMDİ BUNUN NERESİ ALEVİCE?”

    Anadolu coğrafyasındaki bütün sürekler üzerinde çalışma yaptığını söyleyen Piri Er, devriye geleneğine dair tespit ettiği şu bilgileri de paylaştı:

    “1876’larda Dersim bölgesindeki Osmanlı’nın hazırladığı raporlar da var, onun da örneklerini koydum. Hakk’a yürüyen kişileri, dedelerin saz eşliğinde kaldırdığına ilişkin bilgiler var. Kaz Dağları’nda da benzer tespitleri yaptık. Ama biz kendi inancımıza yabancılaştığımız için ‘kendimizden değil’ diyerek bunları dışlamışız. Osmanlı, saz çalıyorlar diye bunu ‘katli vaciptir’ fermanlarının içerisine koymuş, Osmanlı’nın kaldıramadığı bu bağlamayı biz Hakk’a yürüme erkanlarımızdan çıkarmaya çalışıyoruz.

    Kitabımda dikkat çektiğim hususlardan biri de bazen imamlara bu işin düşmesi konusu oldu. Örneğin bir Tahtacı köyünde cami ve mescit vardı ancak namaz kılıp camiye gidilmezdi. Camiyi kendilerinin yaptırdığını öğrendim ve sebebini sorduğumda ‘cami olmayınca cenazelerimizi kaldırmaya imam bulamadık’ dediler. Tahtacılar, geleneklerine göre yatak, yorgan ve elbisesiyle gömülürler. Şimdi bu uygulamayı bir imama yaptıramazsınız. Yani Aleviler kendi kendine çok büyük bir asimilasyon süreci işletiyorlar ama bunun farkında değiller. Bu arada sadece yıkamayı yaptırmak için imamı arıyorlar. Çünkü o imamın arkasında namaz kılmayacaklarını da söylüyorlar. Mesela Mevlüt okuma geleneği de var. Amasya’da karşılaştığım bir dede, mevlüt okumaya gidiyordu. Çalışma yaparken de bana ‘bu mevlüt Aleviliğin en büyük düşmanı’ diyordu. Neden okuduğunu sorduğumda talep edildiğini söylüyordu. Çünkü bizim dardan indirme geleneğimiz unutulmuş. Alevilik dünyevi bir inançtır, öte dünya ile bir işi olmaz. Peki şimdi biz rızalık alıyor muyuz? Götürüp camiye sokuyoruz, 10 Alevinin yanında 100 Sünni var ve helallik alınıyor! İşte Aleviliğin değişen boyutlarından birisi de bu. Yani orada helallik alıp gönderiyoruz, Sünni imam istiyor, Sünnice cemaat veriyor, şimdi bunun neresi Alevice? Ama dardan indirme yapıldığı zaman çıkıp onun müsahibi ‘müsahibimin bu dünyada varisiyim, üstünde yük bırakmayın, onun yükünü bu dünyada ben çekeceğim’ der. İşte tüm bunlar için bu kitabı ortaya koymaya çalıştım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kete: Aleviler Hakk meydanında bir araya gelip, haklarını en üst düzeyde dile getirmeliler

    Kete: Aleviler Hakk meydanında bir araya gelip, haklarını en üst düzeyde dile getirmeliler

    PİRHA-DAD Genel Merkez Yöneticisi ve Adana Şube Eş Başkanı Zeynel Kete, Alevi inancının kabul edilmeyen ama vazgeçilmeyen bir inanç haline geldiğine dikkat çekerek, Alevilerin eşit ve özgür yurttaş olarak haklarını en üst düzeyde dile getirmeleri çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi ve Adana Şube Eş Başkanı Zeynel Kete, iktidarın Alevi ilgisine dair PİRHA‘ya değerlendirmede bulundu.

    Devlet aklında “devamlılık esastır” ilkesinin hakim millet anlayışının “ötekilere” karşı uyguladığı siyaseti anlattığını belirten Kete, “AKP ilk dönemlerinde “Alevi Açılımı” adı altında eşitlik temelinde bir hukuk inşa edeceğini söylemesine rağmen, hakim millet anlayışı hala egemen düşünce olarak durmaktadır. Kurucu akıl adeta stratejik bir akıldır ve her dönem kısmi revizeler olsa da esas zihin kodlarına dokunulmuyor” dedi.

    Son 30-40 yıldır Alevi kurumlaşmasının kentlerde daha çok dernek hattı üzerinden görünür olduğuna işaret eden Kete, “Egemen kimliğin baskı aracı haline gelmesi siyaseti dernek hattı üzerinden de uygulamaya konuldu. Alevi inancı kabul edilmeyen ama vazgeçilmeyen bir inanç haline geldi. Aslında resmi ideolojinin hakim anlayışı partiler üstü bir anlayıştır. Resmi ideolojinin çerçevesini çizdiği inanç ve etnik avantajlı kesimin zihninde Aleviliğin kontrol altına alınması gereken bir inanç durumunda hiç kurtulamadı” diye konuştu.

    “DİNCİLİĞİ SADECE BAZI PARTİLERE MAL ETMEK RESMİ İDEOLOJİYİ TANIMAMAKTIR”

    Kete, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biçimsel olarak bakıldığında cumhuriyet modernitesi laikliği esas almıştır, yasada yer vermiştir. Biçimsel laiklik anlayışı adeta yeni bir din durumundaydı. Laiklik anlayışında Alevilik özgün yapısıyla yine kabul görülmüyordu. Görünürde laik bir sistem varken, uygulamada devlet bütün cemaatlerin inancına karıştı, çizgileri belirledi. Resmi dinin topluma zorla dayatılması anlayışı özellikle 1924 Anayasası ile yasal hale gelirken, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) ile bu dayatma kurumsal bir ifadeye kavuştu. Dinin devlet tekeline verilmesi siyaseti 1924 Anayasası ile yasallaşmasaydı dincilik günümüzde bu kadar gelişir miydi? Dinciliği sadece bazı partilere mal etmek resmi ideolojiyi tanımamaktır. Özellikle son dönemlerde AKP ile devam ettirilen devlet bütçesinde dini kurumlara büyük payların ayrılması, dini okulların, kurumların, vakıfların artması hakim millet anlayışının yasalarından kaynaklıdır.

    Başka bir önemli mevzu ise, “Türk ve Müslüman” olmayan toplumların doğuştan kaynaklı olan anayasal, demokratik haklarının önünü kesmek için kullanıldı. Özellikle din olgusu ve dini kurumlar başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere demokratik taleplerinin istenmesi, bu istemlerin demokratik siyasetle görünür kılmalarının önünde dalga kıran görevi gördü. Söz konusu hakim anlayış olunca iktidar partileri ve muhalefet el ele vermektedir.”

    “ALEVİLİĞİ HAKİM KİMLİK İÇERİSİNDE TANIMLAMASI BİR ASİMİLASYON SİYASETİDİR”

    “Devleti temsil eden bir çok kurum, yetkilinin dilinde cemevleri için “Çümbüş evi”, “İslamiyet’in alt kültürü”, “İslamiyet’in ibadet yeri camidir, camiye gelsinler”, şeklinde söylemler resmileşirken, bir çok Alevi kurumlarına, hanelerine, kurum yöneticilerine, pirlerine saldırı, soruşturma düzenlenirken bu ilgi niye? diye soran Kete, şunları dile getirdi:

    “İktidar ve muhalefetin Aleviliği hakim kimlik içerisinde tanımlaması bir asimilasyon siyasetidir. Din dersleri zorunlu iken, AHİM ve Danıştay’ın cemevleri ve ‘Zorunlu din dersleri’ ile ilgili verdiği kararları uygulamayan, Alevilik inancı ve Alevilerin uluslararası hukuki hakları ihlal edilirken, her türlü ötekileştirilmeye uğrarlarken, DİB İnançları tanımlarken, Alevilerin rızalık vermediği halde zor ile köylere cami yapımları devam ederken, Alevi kurumları baskı altında iken, bazı kutsal mekanlar imara açılırken, Hacı Bektaş’ı Veli Türbesi Kültür Bakanlığı’na bağlı iken, basın ve yayın yoluyla Alevilere baskılar hat safhada iken, Alevilik inancına yönelik ötekileştirici söylemler cezasız kalırken, kurum baskıları meczuplara yüklenirken, Alevi kültürü ve inancı ile ilgili festivaller, konserler iptal edilirken, Alevilerin ibadet yerinin mescit ve cami olduğu söylenirken, her şeyden önce Alevi kurumlarının bu konuda net bir dil kurması gerekiyor. Kesin bir tavır sergilemeleri önemlidir.”

    “CUMHURBAŞKANI ‘CEMEVİ ÇÜMBÜŞ EVİDİR’ SÖYLEMİYLE YÜZLEŞEREK BAŞLANGIÇ YAPABİLİR”

    Kete, Cumhurbaşkanı ve devlet erkanının Alevi kurumlarını ziyaret edebileceğini ifade ederek, “Cumhurbaşkanı ‘Cemevi çümbüş evidir’ söylemiyle yüzleşerek başlangıç yapabilir. Ama Alevilerin de yaşadıklarından çok şey öğrenmeleri gerekiyor artık. Biliyoruz ki bu ziyaretler bir algı oluşturma çalışmasıdır, bir toplumsal mühendislik projesidir. Toplumsal etik ve de demokratik siyasetin bir gereği olarak değildir” diye belirtti.

    “ALEVİ İNANCI TEKÇİ ZİHNİYETLERİN İKTİDARINA BİAT ETMEZ”

    İllerde valilerin, mülki idare amirlerinin Alevi kurum yöneticilerini bir kaç defa aramaları, “iftar törenine” katılıp katılmadıklarını defalarca sormalarını mobbing olarak düşünülmesi gerektiğinin altını çizen Kete, sözlerine şöyle devam etti:

    “Resmi düzeyde kabul edilmeyen ama söylem setinde kabul edilir algısı oluşturuluyor. İktidar etkisi altına aldığı tüm inançları, kültürleri kontrol ve denetim altına alarak kendi bekasının devamı için önemli bir araç haline getirir. An itibariyle iktidarların denetimindeki bütün inançlar kendi başlangıçtaki demokratik özünden uzaklaşmış durumdadır. Aslında iktidar din adına karşı din inşa eder. İslamiyet için de aynısını diyebiliriz. Gelinen aşamada Aleviliği ait bütün kavram ve kuramların içi boşaltılarak, yapay değerler yaratarak, iktidarlarının devamı için anlam yüklenir. Bu aynı zamanda kendi Aleviliğini ve Alevilerini yaratmak denir.

    “ALEVİLER BİR AN ÖNCE HAKK MEYDANINDA BİR ARAYA GELMELİLER”

    Bütün Alevi sürekleri, Hak ve Hakikate ikrar verenler, bu inancı arsıza, hırsıza, nursuza düşürmeyenler, ahlaki politik yaşayanlar bir an önce Hakk meydanında bir araya gelmeliler. Önce kendi içlerinde Dar Didar olmalılar. İnancın kemaleti ile niyaz olmalılar. Eşit ve özgür yurttaş olarak haklarını en üst düzeyde dile getirmeliler. Yol çaredir, dertlere derman hastalara şifadır. Yol cümleden uludur. İkrarlı her can aynı zamanda komünalite içinde kendine yer bulan insandır. Alevi inancı tekçi zihniyetlerin iktidarına biat etmez, Nahak anlayıştan uzak, Hak ve hakikate yakındır.”

    Diren KESER/ADANA

  • Dertli Divani: Hiç kimse evladını hükümetin asimilasyon kokan kampına göndermesin-VİDEO

    Dertli Divani: Hiç kimse evladını hükümetin asimilasyon kokan kampına göndermesin-VİDEO

    PİRHA – Ozan Dertli Divani, AKP İktidarının, Alevi inancına yönelik politikalarını eleştirerek “Biz kendi imkanlarımızla değerlerimizi yaşatmaya yeteriz. İktidarın asimilasyon politikası kokan çalışmalarının içerisine kimse katılmasın. Kimse evladını kamplarına göndermesin” dedi.

    İktidarın, Alevi dedelerini Kerbela’ya, gençleri ise Hacıbektaş’ta Hırka Dağı’nda kampa götürme projesine tepkiler sürüyor.

    Ozan Dertli Divani, bakanlıklarca yürütülen projelerin “iyi niyetten uzak” girişimler olduğunun altını çizdi. Tarih boyunca Alevi toplumunun “baskı, zulüm ve kıyımlar” yaşadığını ifade eden Dertli Divani, “Emevi geleneğinin devamı olan zihniyet, artık kesmekle, biçmekle yok edemeyeceklerini anladı ki şimdi sinsi bir şekilde Alevi toplumuna şirin görünerek, bir şeyler yapıyormuş gibi özünden koparıp asimile etmeye çalışıyor” yorumunu yaptı.

    “ALEVİLİĞİ BAŞKA İNANÇLARA BENZETME ÇALIŞMASINA GEREK YOK”

    Ozan Dertli Divani, “Hala Alevilik yok sayılıyor” diyerek iktidarın Alevi politikalarını şu sözlerle eleştirdi:

    “Alevi inancının kendine özgü ‘olmazsa olmazları’ dediğimiz, inançsal açıdan baktığınız zaman A’dan Z’ye yaptığı ritüellerin hiçbir dine, ibadet anlayışına benzemeyen, kendine özgü bir derinliği, öze yönelik bir ibadet anlayışı var. Alevi inancına mensup insanlar bütün inançlara son derece saygılıdır. İnancın özünde zaten pirimiz Hünkar Hacı Bektaş ne diyor ‘73 millete bir nazardan bakın.’ Yani ne kadar farklı inanç varsa hepsi kendine özgü bir değerdir. Bizim de kendimize özgü bir değerimiz var. Bizi de herkes böyle kabul etsin. İnsanlığın varoluşundan bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün kültürel yapıların, inanç ve ibadet anlayışlarının benzeşen yanları olabilir. Alevi inancında da Hakk, Muhammed, Ali kavramı, 12 imam inancı vardır. Başka inançlarda da buna benzer değerler var. Ama birini diğerine benzetme çalışmasına gerek yok. Hele ki laik ve demokratik bir ülkede devletin hiçbir inancı, dini tanımlama hakkı yoktur. Bütün din ve inançlara eşit mesafede olacak ve her toplumun kendi inanç ve ibadet anlayışını özgür bir şekilde yapabilecek olanağı sağlayacak. Ve hiçbir ibadet anlayışının da bir diğerine baskı kurarak kendine benzetmeye çalışarak politikalar üretmesine müsaade etmeyecek. Yani devlet dinliye de dinsize de eşit oranda olacak. Her toplum kendi inancının gereklerini kendisi finanse etsin. Devletin ne Alevilere ne Sünnilere ne Ezidilere ne Ermenilere ne Süryanilere hiçbir inançlı topluma maddi anlamda katkı aktarmasına gerek de yok. Biz zaten bunu doğru bulmuyoruz. Her toplum kendi inancının gereklerini kendisi finanse etsin. Bizim duruşumuz söylemlerimiz bu çerçeve içerisinde.”

    “İKTİDAR, EMEVİ GELENEĞİNİN UZANTISI GİBİ ASİMİLASYON YAPIYOR”

    Ozan Dertli Divani, Aleviliğin Sünni inancı içerisinde eritilmek istendiğini söyleyerek şu cümlelerle devam etti:

    “Mutlak suretle amaçlanan bu. Yani Emevi geleneği dediğimiz, Muaviye siyaseti dediğimiz işte bu. Kendi potasında eritip, yok etmek ve kendine dönüştürmek… Tarih boyunca bu yapıldı. Bütün dünya alem biliyor ki birçok Ermeni kökenli vatandaşımız başka bir kimliğe dönüşmüş durumda. İnancını, dilini, milliyetini farklı bir şekilde ifade eder bir durumda bugün. Güneş balçıkla sıvanmaz. Bir bahçeye girdiğinizde rengarenk çiçeklerle karşılaşırsanız içiniz açılır. Bırakın insanların ırkı, milliyeti, inancı, ibadeti birbirinden farklı olsun. Farklılık zenginliktir. Hiçbir ibadeti, inancı, bir başka düşünceye benzetmeye çalışmak gibi bir yaklaşım içerisinde olmamak gerekiyor. Ne yazık ki bugün Emevi geleneğinin uzantısı olan iktidar, bunu yapıyor. Ben bir kültür elçisi kimliğimle bu konudan rahatsızım. Sadece Aleviliğe yönelik yapılan bir asimilasyon yok. Bütün farklılıkları kendine benzetmek için yüzyıllar boyu Emevi geleneğinin yaklaşımı tarih boyunca bu oldu ne yazık ki.

    “BUNLARA HİÇBİR ŞEKİLDE EYVALLAH DEMEMEMİZ GEREKİYOR”

    Ozan Dertli Divani, son olarak ailelere de çağrı yaparak çocuklarını AKP’nin Hacıbektaş’taki kampa göndermemeleri konusunda uyardı. “Bu devletin işi değildir” diyen Dertli Divani sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bir halk ozan ve kültür elçisi kimliğim ile şunu söyleyebilirim; hiçbir inancı, dini, kültürel değeri kendi öngördüğü şekilde biçimlendirerek kendine dönüştürme çabası içinde olanlar, kim olursa olsun; ister devletin içerisinde olan bir birim, ister İçişleri Bakanlığı, ister Diyanet olsun. Bunlara hiçbir şekilde eyvallah demememiz gerekiyor. Bu oyuna gelmememiz gerekiyor. Bu işler devletin işi değil. Bu toplumun örgütlü yapısı, ocakları, dergahları, pirleri, mürşitleri, ozanları var. Eğer gerçekten samimiler ise bu toplumun kanaat önderlerine müracaatta bulunur, yapmak istedikleri niyetlerini açıklarlar. Neticesinde yapılmak istenen değerlendirilir uygun bulursa ‘eyvallah’ der uygun bulmazsa da ‘kusura bakmayın’ der. Biz kendi yağımızda kavrulan, hiç kimseden bir şey istemeyen bir toplumuz. Yüzyıllar boyunca dedelerini pirlerini, rehberlerini, aşıklarını, sadıklarını bu toplum kendi rıza lokmaları ile muhannete muhtaç ettirmediler. Biz yine kendi imkanlarımızla kendi değerlerimizi yaşatmaya yeteriz. Bu asimilasyon politikası kokan çalışmaların içerisine kimse katılmasın, kimse de evladını göndermesin derim.”

    Eren GÜVEN / NEVŞEHİR

  • Sümbül Koçlu Beltir, İstanbul’da toprağa sırlandı-VİDEO

    Sümbül Koçlu Beltir, İstanbul’da toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de geçirdiği trafik kazası sonucu Hakk’a yürüyen DAD geçmiş dönem genel merkez yöneticisi ve Alevi aktivist Sümbül Koçlu Beltir, İstanbul Tuzla’daki HAKEV Vakfı Tuzla Cem ve Kültür Evi’nde düzenlenen Hakka uğurlama erkanının ardından toprağa sırlandı. 

    İzmir’in Dikili ilçesinde geçirdiği trafik kazası sonucu Hakk’a yürüyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) geçmiş dönem genel merkez yöneticisi ve Alevi aktivist Sümbül Koçlu Beltir, İstanbul’da toprağa sırlandı.

    Babamansur Ocağı’ndan Haşim Kızılveren’in Tuzla’daki HAKEV Vakfı Tuzla Cem ve Kültür Evi’nde Kırmançki ve Türkçe yürüttüğü Hakk’a uğurlama erkanına HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, CAN TV ve PİRHA çalışanları, DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan, DAD yönetimi ile çok sayıda kişi katıldı.

    Eski DAD Eş Genel Başkanı, Alevi aktivist Selda Güneş, erkan başlamadan önce kısa bir konuşma yaptı. Güneş, zalime karşı mazlumun yanında saf tuttuğunu belirterek, bütün yaşamı boyunca bu yolda mücadele yürüttüğünü ifade etti.

    Hakk’a uğurlama erkanının ardından kadınların omzunda mezarlığa taşınan Beltir, burada toprağa sırlandı.

    PİRHA /İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    >DAD: Sümbül Beltir’in gayreti ve vicdanı bizlere çerağdır

    > Sevenlerinden Sümbül Beltir’e: Bize kattığın mücadele azmini hiç unutmayacağız

    > DAD yöneticisi ve Alevi aktivist Sümbül Beltir Hakk’a yürüdü

  • ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    PİRHA- Pir Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temeli olan ‘Varlığın Birliği’ konusunu değerlendirerek “Her varlık, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edinmesinin sebebi Hakk’ın, insanın özü içerisinde saklı olduğunun inancından dolayıdır. Bu nedenle cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir” dedi.

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temellerinden ‘Varlığın Birliği’ konusunda bilgi verdi. Her varlık, nesne ve oluşun, tanrının bir sıfatı olduğunu, tüm varlıkların da bütünlük içerisinde “Bir” olduğunu ifade eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ söyleminin ‘Vahdet-i Vücut’ ve ‘Vahdet-i Mevcut’ başlıkları ile bağlantılı olduğunu belirtti.

    “VAHDEDİ MEVCUDİYET, HAKK OLMAKTIR”

    Pir Seyfettin Elaldı, varlıkların, doğada elementler olarak bulunduğunu ve Alevi inancının ise bunu “18 bin alem” diye tariflediğini söyledi. Elaldı, değerlendirmesinde, evrendeki her varlıkta Hakk’ın özüne de ulaşılabileceğini ifade ederek şu yorumda bulundu:

    “Varlığın Birliği, bir diğer tanımlama ile Vahdeti Vücut olarak tanımlanır. Alevi inancında, günümüz çağdaş toplumu tarafından ‘Varlığın Birliği’ olarak tanımlanırken tarih sürecinde ise Vahdedi Vücut olarak bilinir. Tarihte, özellikle Ortaçağ döneminde ya da daha sonraki Osmanlı-Selçuklu dönemindeki tanımlamalarda ‘Vahdeti Vücut’ olarak adlandırılır. ‘Vahdet’ kelime olarak Arapça’da ‘Birlik’ demektir. ‘Vücut’ ise oluşum demektir. Yani ikisini bir araya getirirsek birliğin oluşumu yani Hakk ile olan birliğin oluşumudur. Bu nedenden dolayı insan en güzel şekilde yaratılmış ise bu Hakk ile Hakk olmanın birliği içerisindeki oluşundandır. Kainatta her nesnede Hakk’ın sıfatı vardır.

    Mesela biz de şunu söylerler: ‘Hakkın 90 bin kelamı 18 bin alemde mevcuttur’. ’18 bin alem’ dediğimiz, kainattaki varlıkların değişik görünümüdür. 18 bin alemin içerisinde 6 bini nebattan, 6 bini hayvanat, diğer 6 bini ise insandan mevcuttur. Yani diyebilirim ki çevremizdeki her oluşumun üçte biri insanda mevcuttur. Bu nedenden dolayı Alevi inancı der ki ‘İnsan Hakk’tır, birdir’. Yani Hakkın bir özüdür ve bir parçasıdır. O nedenden dolayı gayri bir varlık olarak görmüyor. Beden içerisinde can, canın içerisinde de cemal vardır.

    Kimisi ‘Can’ tanımlamasını farklı bir boyutta anlatırken kimisi ise ‘Can’ı sadece ‘Ruh’ olarak tarifler. İşte o ruhun alternatifi yoktur. Her nesnenin zıttı vardır ancak ruhun alternatifine bir cümle bulamazsınız. Bu nedenle can, yani ruh kavramı Alevilerin inancına göre Hakkın özünün ta kendisidir. Evrendeki her varlığın bir miskali insan vücudunda mevcuttur. Bu nedenden dolayı insan evrendeki tanrının bir küçük modelidir. Ama tanrının ta kendisi midir bu konuda Aleviler arasında da farklı görüşler mevcut. Bir kesim der ki ‘Tanrının özüdür’ diğer bir kesim ise ‘Hayır sadece sıfatıdır’ der. Bu bir çatışma hali değildir ancak bunu genelde son dönemlerde sosyolojik bilimlerin gelişmesi ile tanrının maddesel olarak ele alınması söz konusudur. Şimdi tam da bu noktada, devriye yaşanırken de tanrının özünden, Hakk’ın insana bağışladığı bu Vahdedi Birliği’nin başka şeylere yansıması; yani diyelim ki siz devriye yaşıyorsanız bitki ya da ağaç olursunuz. Alevi inancında işte bu Vahdet-i Vücudun en son aşaması Vahdedi Mevcudiyettir. Vahdedi mevcudiyet Hakk olmaktır.”

    “HER OLUŞ, TANRININ BİR SIFATIDIR” 

    Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ kavramına Alevi inancının her aşamasında rastlanabileceğine vurgu yaptı. Ulu ozanların, Vahdeti Mevcudiyet konusuna özel bir ilgi gösterdiklerini belirten Seyfettin Elaldı, “Vahdeti Mevcudiyette ‘sen, ben’ yoktur. Hatta ‘biz’ de yoktur. ‘O’ vardır” diyerek şöyle devam etti:

    “Vahdeti Vücudun aşamasına gelebilmek için kişi önce kendine bir yol belirlemeli. Yolda kendisini eğittikten sonra da bir marifet basamağından geçer. O basamaktan geçtikten sonra kendi özünüzü bulmaya çalışırsınız. Alevilik’te şu söylenir ‘Hakk, insanı var etti, ondan sonra da kendini sır alemi içerisinde sır eyledi’. Aslında o bir tür saklanma değildir, bedenin içerisine girmiştir. Bedenin içerisinde siz Hakk’ı göremezseniz o, sizin için her zaman sır kalır. Ama bedeniniz içerisindeki Hakk’ın cemalini görebilirseniz ona o zaman ermenin yollarına gidebilirsiniz. Yoksa o sizin için her zaman sır aleminde kalır.

    Bazı mitolojik anlatımlarda derler ki ‘Peygamber Musa, tanrı ile görüşmeye giderken arada bir perde ile görüştü’. Halbuki Hakk’ın cemalini her dönemde görebiliriz. Yeter ki can gözünüz açık olsun, arada perdede olmaz. Hakk kendini gizleyen, saklayan, görünmesinden korkan bir var değildir.
    Her varlık ve nesne, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edilmesinin sebebi Hakk’ın, insanın kendi özünün içerisinde saklı olduğu inancından dolayıdır. Bu nedenden dolayı cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir. Kişinin kendisi, yani beden bir tür emanettir. Eğer emanet olmasaydı insan Hakk ile Hakk olduğu zaman beden çürüyüp kokmazdı.
    Reya Heq kapısına vardığımız zaman artık Hak ile Hakk olmanın bir aşamasını yaşarız. İşte bu temelde miraç da bu anlamdadır. Miracın Vahdedi Vücut ile ilgisi vardır. Bu konuyla ilgili Kaygusuz Abdal şunu söyler:

    ‘Evvel benem ahir benem
    Canlara can olan benem
    Azıp yolda kalmışlara
    Hazır medet eden benem

    Halk içinde dirlik düzen
    Dört kitabı doğru yazan
    Ak üstüne kara dizen
    Ol yazdığı Kur’an benem’

    Yani buradaki tanrının, insanın kendi cemali içerisinde de aynı özellikleri taşıdığını ve aynı yapıda insan bedeninde var olduğunu söyler. Yani insanın her aşamada Hakk ile Hakk olduğu, Vahdedi Vücut olduğu dörtlüklerde ifade edilir.

    Mesela bütün dinlerdeki tanrının kendi başına değil de kimi aracılar, yani melekleri kullanırken bile yine insandan yansımıştır. Alevilerin bu konudaki söylemlerinden birisi de şudur: ‘Cebrail topraktır. Nefes müminin ağzıdır. İsrafil yeldir. Mikail sudur. Azrail ise ateştir. Ve bunların hepsi insanda mevcuttur’ diye bir tanımlama yapılmaktadır.
    Kaygusuz Abdal ve Yunus Emre gibi isimler de Vahdet-i Vücudu, yani Varlığın Birliği kavramını çok iyi şekilde işlemişlerdir.”

    Kainattaki canlı-cansız tüm varlıkların bütünlüğüne işaret eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ konusunu verdiği şu örneklerle detaylandırdı:

    “Trakya bölgesindeki Trak toplumu, pek bilinmezler ancak Alevi toplumunun bir parçasıdırlar ve ayçiçeğini kutsal sayarlar. Tanıdığım bir Trak, insanoğlunun, ayçiçeği gibi olduğunu bana söylemişti. Nedenini sorduğumda, ‘Ayçiçeği sabahleyin güneşe bakar ve onunla birlikte döner. Ne zamanki çekirdekle dolar, artık başını eğer ve bir daha kalkmaz. İnsan da böyledir’ demişti.
    Aleviler turna kuşunu boşuna mı kutsal sayarlar? Çünkü turna tek eşlidir. Eşi öldüğü zaman ya intihar eder ya da bir daha eş kabul etmez. Gökte dönerken eşi aşağıda ise dönerek gelir ve iner. Başlarını birbirine geçirerek niyaz olurlar. Yani doğadaki her varlık da Vahdeti Vücudun bir aynası olmasının özelliğidir.
    İnsanın dünyadan çekilip Hakk ile Hakk olma zamanından en son aşamasına Vahdedi Mevcudiyet diyoruz. Vahdedi Vücut bittiği zaman Vahdedi Mevcudiyet başlar. Yani ‘Varlığın bütünlüğü’ anlamındadır. Nasıl ki Varlığın Birliği var ise aynı zamanda varlığın bütünlüğü de vardır. Mevcudiyet dediğimiz kavram odur.
    Ozanların konuya dair şu sözü var:

    ‘Daha Allah ile Cihan yok iken
    Biz ani var edip ilan eyledik
    Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
    Hanemize aldık, mihman eyledik

    Kendisinin ismi henüz yok idi
    İsmi şöyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
    Şekil verip tıpkı insan Eyledik’

    Alevi öğretisinin Varlığın Birliği kavramındaki temel dörtlük işte burada yatar.”

    ALEVİ İNANCINDA ÇAR ANASIRIN ÖNEMİ

    Pir Seyfettin Elaldı son olarak Alevi inancında ‘Çar Anasır’ ve ‘Şeş Cihet’ kavramlarına vurgu yaptı. Söz konusu öğretilerin Varlığın Birliği’ni tarif ettiğini söyleyen Elaldı, şunları kaydetti:

    “Okunacak en büyük insan kitaptır. Çar Anasır ve Şeş Cihet, Alevi öğretisinin temel öğretilerindendir. ‘Yolumuz Çar Anasır, Şeş Cihed üzerinde kurulmuştur’ denilip sıralama yapılırdı. İnsan bedeninde 5’in kutsal olmasının temel özelliklerinden birisi de budur. Toprak, hava, ateş ve su haricinde beşincisi de Hakk’ın özüdür. Bundan dolayı Alevilerde kainatın Çar Anasır üzerinde kurulduğu söylenir.

    Alevilerin sabah kalkıp, elini güneşe açıp dua etmesinin sebebi budur. Ocaktaki ateşi kutsal saymasındaki sebep budur. Diz çöküp elini alnına vererek suyu içmesinin sebebi budur. ‘Senden geldik, sana dönüyoruz. Topraktan gelip toprağa dönüyoruz, Hakk ile Hakk olup toprağına kabul eyle. Anadan geldik anaya dönüyoruz’ denmesinin sebebi budur. Hızır ise yeldir. Yani her yerde hazır ve nazırdır. Aleviler çok eski tarihten beri Çar Anasırı kutsal sayarlar. Cemlerimizde de bunu uygularız. Önce semaya döneriz. Bu da Varlığın Birliği’ni ifade eden bir özelliktir. Bundan dolayı Varlığın Birliği Alevi inancının temel öğretilerinden biridir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’
    2-‘Bütün kozmik bilgilerimiz gülbenglerimizde, nefeslerimizde saklıdır’

  • Kete: Xızır’da ısrar özgürlükte ısrardır, bu da insanlıkta ısrar etme manasına gelir-2

    Kete: Xızır’da ısrar özgürlükte ısrardır, bu da insanlıkta ısrar etme manasına gelir-2

    PİRHA- Evrendeki ikrarlık ve rızalık ilişkisinin ahlak ve özgürlük üzerine olduğunun altını çizen Pir Zeynel Kete “Xızır’da ısrar özgürlükte ısrardır, bu da insanlıkta ısrar etme manasına gelir. Alevi toplumu bu kadim akılla, direnişçi Alevi hakikatini güncellerse ‘Rıza Toplumu’nu inşa edebilir” dedi. Kete ayrıca, “Alevi inancında kadın mürşidi kâmilullahtır. Yolun sahibi Anadır, sır anadadır, nur candadır, can canan ile Ananın deryasında damladır” ifadelerini kullandı. 

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayı içerisindeyiz. Alevi inancında ve toplumsallığında Xızır’ın anlamı ve önemine dair  Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete sorularımızı cevapladı.

    “BÜTÜN HAK YOL YASASI XIZIR AKLI ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞTİR”

    DİREN KESER: Xızır’ın Reya Haqi Aleviler için yeri ve önemi tarihi nedir? Dersim Reya haq inancındaki yeri nedir? 

    ZEYNEL KETE: Rêya Heq Alevi mensupları gulbanklarını söylerken Xızır’dan, Haktan, Bahri xweda’dan başlayarak Ortadoğu’dan ve Mezopotamya da hakikat ve özgürlük arayışında bulunan bütün hakikatçilerin isimlerini söylerler. Bu şu anlama geliyor. Xızır aklı olmadan hiç bir peygamber, hakikat ve özgürlük arayışçısı, Evliya, Enbiya hak deryasında kendisini var edemez. Bütün peygamberler Xızır aklına ulaşarak peygamber olmuşlardır. Bu akıl olmasa 124 bin Nebi 18 bin alem olmazdı. Bütün Hak yol yasası ( Hakkın emri rızası) Xızır aklı üzerine inşa edilmiştir. Evrendeki çark-ı pervaz da bu akıl üzerinde var olmuştur.

    Xızır aklı, Gılgameş destanında utnapiştim şeklinde görünmüş, Zerdüşt peygamberi dağa çıkaran dağ keçisi (Bezkuvi) donunda yaşlı bir bilge, Cebrail’e rehberlik yapan arifane ve dervişane pir u Pak bir akıl,  İbrahim’e ikrarlaşmayı anlatan masum u paklığı temsil eden İsmail’in duruşu, Musa’ya Kızıldeniz’den kaçışı gösteren akıl, İsa peygambere Meryem aklı ve duruşu, Muhammed Mustafa’ya Kırklar Cemi’nde gelen nida olan yol gösteren Nur u Ali ve Selman-ı pak, kadınların darına durduğu Ana Fatma Xızır aklına örnektirler. Kısacası inancımıza göre Xızır aklı olmadan hiç bir peygamber peygamberlik yapamaz, Hakikat ve özgürlük arayışında hiç kimse bulunamaz.

    Xızır inancı bir çok kültürde farklı isimlerle anlatılsa da manası aynıdır. Hak deryası yasası değişmez. Araplarda İlyas ve İdris, Elenler’ de Gloukos, Zerdüşt inancında, Avesta’da Gund Hazra, Asurlarda Hıziri, Ermenilerde Sarkis gibi. Dersim’de genellikle Xızır, İlyas şeklindedir.

    Şunu diyebiliriz Xızır inancı Rêya Heq Alevi inancında önemlidir, bu inancın içinde en fazla Dersim’de mihenk taşıdır. Xızır Dersim coğrafyasında Hakk’ın kendisidir. “Bin bir ismi vardır biride Xızır/ Her nerede çağırsam orada hazır”  ya da ” Her yerde biz Hakkı hazır biliriz/ Kamil insanları Xızır biliriz/ Bundan gayrısını sıfır biliriz/ Tahmininiz yanlış biz kör değiliz” denilerek çark-ı pervaz halinde olan, zamana anlam katan,  xêlas (zorda, Darda kurtaran) manasına gelir. Xızır Hakk yasasında zamanın çarkıdır. Dersim’de bütün yeminler, ikrarlaşmalar, Xızır üzerinedir. Xızır üzerine yemin edildi mi kesinlikle inanılır.

    “RIZA TOPLUMU İKRARLIK VE RIZALIĞI ESAS ALIR”

    -Xızır cevheri ve aklının, ahlakla nasıl bir ilişkisi vardır? Xızır ahlakı bu yanıyla Rıza toplumun ahlakı olarak görmek mümkün mü?

    Eskiden beri yol ulularımız “edep erkan” derlerdi. Önce edep sonra erkan. Ahlaklı ve buna uygun davranma. Ahlak insana mahsus bir davranıştır. Duygu, akıl ve mantık ölçüleri ahlakta önemlidir. Genel anlamda mutlak olarak iyi olduğu düşünülen ya da belli bir yaşam anlayışından kaynaklanan davranış ve kurallar bütünü, ilkeler bütünü veya huy olarak düşüne biliriz. Toplumunun belirlediği iyi kötü kurallar.

    Rıza Toplumu ikrarlık ve rızalığı esas alır. Cümle cana niyaz olunur. Cümle can Hakk’ın varlığının en büyük delilidir. Kainat Hakk’ın cemalini gösterir. Cümle can Hakk’tan bir parçadır. Deryanın damlasıdır. Bundan dolayı Rêya Heq Alevi inancı kâinat ile yâr olmayı en büyük ahlak olarak kabul eder. On sekiz bin alem bir zerre de mevcuttur. Evrene karşı sorumlu olmak, evrenle yar olmak bir ahlak ölçüsüdür.

    Evrendeki ikrarlık ve rızalık ilişkisi ahlak ve özgürlük üzerinedir. Bütün evrenin Hakk’ı bilinir. Eskiler dua ederken “ya Hêq, ya Xizir tü pêşta rızkê têr u tur, dar u bêr bidî. Zikê gürê har, marê tazî terkî.  Pêşta rizkê dêr u çîran düra ye zav u zêçen mê bidi” Bu istem yada dua başka hangi inançta vardır. Kâinat ile en üst düzeyde empati kurmak en büyük ahlaktır. Ne demek istiyor; “ya Hakk ya Xızır önce kuşların, hayvanların, sonra ağaçların, bitkilerin rızkını veresin. Çıplak yılanın ve aç kurdun hakkını gözetesin, rızkını veresin. Önce kapı komşunun rızkını sonra çocuklarımın rızkını veresin.” Evrenin, bitkilerin, hayvanların, kurdun, kuşun, yerin, göğün, komşularının hakkını, varlığını kendi varlığından önce kabul eden bir anlayış evrendeki ikrarlık ve rızalığı en üst düzeyde gösterir. Burada bir toplumun politik hafızası söz konusudur.

    Alevi inancında “rızkımı veren xweda’dır, kula mihnet eylemem” derler. Devletçi uygarlığa, iktidara, Nahak zihniyete boyun eğmek en büyük ahlaksızlıktır. Dik durmasını bilmeyen ahlaksızdır. Ahlak vicdanla ilgilidir aynı zamanda. Rıza toplumu, rıza kapısı muhannet kapısı değildir. Nahak anlayışa muhannet denir, muhannetin kapısına gidilmez. “Kadir mevlam senden bir isteğim var/ Beni muhannete muhtaç eyleme” denilmiştir.  Muhannet rureştir (yüzü kara), bexerdir (hayırsız), nursuzdur. Alevi cıvatında ceza var eza yoktur. Zaman ve mekan ayrımı yapılmadan hemen hemen her toplulukta; yalan söylemek, cinayet, yalan, zina, hırsızlık, iftira hoş görülmez. Buna toplumsal ahlak veya toplumsal hakikat diyoruz.

    TOPLUMSAL HAKİKAT XIZIR CEVHERİDİR

    Kısacası Xızır hakikati aynı zamanda zorda, darda olana nazar etmektir. Toplumsal hakikat Xızır cevheridir. Xızır sürekli çarkı pervaz halindedir. Durağanlık kabul edilmez. Bütün evren semah döner. Duranın ahlakı yoktur. Bir birimizin Xızır’ı olmak ahlakı bir duruştur.

    Alevi inancında eline, beline, diline sahip olmak bir ahlak ölçüsüdür. Gündelik yaşam bu düstur üzerinedir. Zerdüşt inancında, “iyi düşün, iyi yap, doğru söyle. Kötü ruhun değil, iyi ruhun yanında ol” Oruç elle, belle, dille tutulandır. Zerdüşt peygamberde hakikat “Druğ” karşıtlığıdır. Kürtçedir, yalan anlamına gelir. iki yüzlü, fesat, yalan, hile tamda devletli uygarlığın işidir. Rıza Toplumunda, rıza şehrinde bunların yeri olmaz.

    “BÜTÜN CÜMLE CAN, DOĞAYA ŞÜKRANDA BULUNMAK İÇİN ORUÇ TUTAR”

    -Bu ayda aynı zamanda Xızır 0rucu tutulur.

    Xızır orucu Gaxand’tan sonra başlar. Çıley Rêş de denilir. Mevsimin en zor anlarıdır. İklim olarak son derece çetin, zor, darlığın, kıtlığın yaşandığı demlerdir. Ocak ayının ortasında başlar, Şubat ayının ortasında son bulur. Dört hafta devam eder. Cümle can dardadır.

    Xızır orucuna genelde salı günü başlar, perşembe günü biter. Üç günlük bir oruçtur. Cuma günü ise Gavut yapılır. Gavut kutsal bir yemektir.

    Kışın çetin şartlarında kurtulmak, cümle canın kendi varlığını devam ettirmek, bahara kapı aralamaktan dolayı Ana Mêzin (doğa, büyük anneye) şükran borcudur. Bütün cümle can, kendi varlığını, doğumunu, devamını sağladığı için doğaya şükranda bulunmak için oruç tutulur. Aynı zamanda darlıkta kurtulmanın nişanesidir.

    Xızır aynı zamanda ‘Xweza’ manasına gelir. Kendi doğumunu gerçekleştiren, varlığını devam ettiren, kendini var eden manalarına gelir. Zor şartlarda çıkarak bütün cümle canın varlığını devam ediyor olması önemlidir. Kış bir nevi zorluktur, zulmattır. Bu zor günlerden sonra Hewtemal ve Newroz gelir. Kainatın doğumunu gerçekleştirmesi, vücut bulması, baharın bedenleşmesidir. Artık şardan kurtulmanın habercisidir. Bundan dolayı oruç tutulur. Çünkü Xızır ayından hemen sonra Mart ayı yani Newroz gelir. Yeni gün, yeni yaşamdır. Bunun sevinci vardır. Bütün canlılar çarka girerler, diriliştir. Baharla beraber bütün cümle can renklenir, bir biri ile niyazlaşarak varlığını devam ettirmenin sevincini yaşarlar. Çar anasır bir libasa bürünür, Hakk diye görünür.  Baharla beraber cemre havaya, suya toprağa düşer. Evrende enerji dolaşır. Çar anasır ikrarlaşır. Birbirine rıza gösterirler. İnsanlar da zorda ve dardan kurtulduklarından dolayı sevinçliler, hasret gidericiler. Zorluktan kurtulmanın vefa borcu vardır. Bunu oruçla tamamlarlar.

    “BÜTÜN EVREN SEMAH DÖNÜYORSA, XIZIR ANDA VE MEKÂNDA HAZIR VE NAZIRDIR”

    -Xızır’ın bir mekanı var mıdır ve zamana dayalı mıdır?

    Elbette ki Xızır, hazır u nazırdır. Dersim’de “Xızırê kal hazır û nazirê” denilir. “İhtiyar Xızır hazır ve Nazırdır” buradaki  “kal” daha çok kemalet sahibi, bilge anlamına gelir. Evren sürekli bir çark-ı pervaz halindedir. Cümle can kendi varlığını, doğumunu gerçekleştirir. Çark-ı pervazın bir sebebi vardır. Biz buna Xızır gayreti diyoruz. Bütün evren semah dönüyorsa, Xızır anda ve mekânda hazır ve nazırdır. Xızır yoksa Hakk’ta yoktur. Hakikat Xızır’ın kendisidir. 124 bin nebi 18 bin alem Xızır çarkında gayrete girmektedir.

    Xızır ayında her ocak piri mutlaka talibine uğrar, halini hattını sorar, erkandan geçirir. Dar didar, görgü, pirin taliple buluşması genelde Xızır ayında olurdu. Xızır cemleri bağlanır, Xızır kurbanları tığlanırdı. Xızır anlatıları, muhabbetler, cemler, sabahlara kadar sürerdi. Bu cıvatlarda Xızır hafızalarda yenilenirdi. Hakk görünür kılınırdı. Küskünler, dargınlar barışırdı.

    “ALEVİ İNANCINDA KADIN MÜRŞİDİ KÂMİLULLAHTIR”

    -Xızır ve Ana arasındaki ilişki nedir? Anaların her kelamı sezisi, hisleri, duyguları, yaşamı Xızır’la nasıl bütünleşti?

    Alevi inancında kadın mürşidi kâmilullahtır. Yolun sahibi Anadır, sır anadadır, nur candadır, can canan ile Ananın deryasında damladır. Hakk en iyi şekilde kadının bedeninde kendini gösterir. Kadın canlılığın bütün yaşam evrelerini bedeninde taşır. Çar anasır kadının bedeninde mevcuttur. Nasıl ki çar anasır Haktır, Xızır yoksa Hak da yoktur, Hak doğum kapısı ile ispat olur. Hak kapısı rahim kapısıdır. Hak bu kapıdan tecelli eder. Kendinden olan, kendini var eden, kendinden doğan, vardan nur olan kapı kadından mevcuttur.

    Evrendeki varoluşun devamı, kendini var etme, var oluş gayreti, krizden kaostan kurtuluş nasıl Xızır’ın özellikleri ise aynı özellikler kadınında özellikleridir. Varoluş, bereket, gayret çarkı varoluş kapısı kadının aklında, bedeninde mevcuttur. Bundan dolayı kadının kemaleti, mürşidi kâmilullah olması Xızır aklı ile yakın özelliklerdir.

    Hakk yol kadın komları, Qilanlar ( kılanlar) ocak örgütlemesinin en eski şeklidir. İnsan bilincinin farkına vardığı ilk şey tek başına yaşamayacağı gerçeğidir. Birlikte kom olarak yaşama bilinci bir kemalet kazandırmıştır insana. Bu kemalet kadının sezisi, hisleri, duygularında net olarak görülmektedir. Ahlaki politik toplum dediğimiz inancımızda ki karşılığı ‘Rıza Toplumu’ olan yaşam anlayışı kadın komlarından görünür olmuş, ilk şeklini almıştır. Rêya heq Alevi coğrafyasında, özellikle Dersim bölgesinde ‘Qıle’ kelimesi hala kullanılıyor. Qıle; Kemalet sahibi, bilge kadın, tanrıça Ana kadın manalarında kullanılmaktadır.

    ANAKADIN XIZIR GAYRETİ İLE TOPLUMSAL RIZALIĞI İNŞA ETMİŞTİR

    Genellikle bilge, kominal düşünen, ahlaki ve politik tarzı olan, bilgelik, önderlik, mürşit anlamlarında kullanılır. Mesleki hane haline getiren, evi xwenedan haline getiren, sorun çözen, xweneyî kuran, çar anasırı ocakta bir araya getirip ocağı yakan Ana kadının kemaletidir. Sorun çözme, çark-ı pervaz halinde olma, barışı sağlama, bereket, bilgelik gibi sıfatlar aynı zamanda Xızır’ın sıfatlarıdır. ‘Rıza Toplumu’nu var eden akıl, başta ahlak, politika ve rızık (ekonomi) alanlarında ciddi bir gayret içindedir. Biz buna Hakk aşkı ve Xızır gayreti diyoruz. Bu alanlarda Anakadın Xızır gayreti ile toplumsal rızalığı inşa etmiştir. Bütün gayret ocak mensuplarının ‘Rıza Toplumu’ şeklinde, cıvat halinde olarak, beslenme, barınma, öz savunma, ekonomi, ve üretimi ikrar ve rızalıkla yürütmektir. Doğum ve doyum yasası arasında ikrarlı bir ilişki vardır. Doğmak ve cümle canın doyması hakkın emri rızasıdır.

    Şimdi unutulmuş ama pirlerimiz sofraya gulbank verirken “xwena xizir bî, destê hêşîn navdabî” derlerdi. Yani “eviniz Xızır’ın hanesi olsun, yeşil el sofranızda, hanenin içinde eksik olmasın” manasına gelir.

    Kandili kudrette yanan nur yeşil renkte idi. Bu yeşillik Ana Fatma’yı kadını temsil ediyor. Bundan dolayı “heşîni” (yeşerme, yeşillik, varlığının devamı, bereket) anlamlarına gelmektedir. “Hu,hû he (tanrı, Hakk), Şin ( yeşerme), Ni- Nu (yeni) anlamlarına gelir. Heşîni; Hakk’ın yeniden görünür kılınması anlamına gelir. Cümle can, çar anasırda Hakk yeniden görünür kılınır. Bütün bu sıfatlar kadında mevcuttur, aynı zamanda Xızır gayretinde de bunlar mevcuttur. Kısacası Xızıri özellikler Ana Kadın’da mevcuttur.

    Geleneksel cem erkanlarımızda Anasız erkan yürütülmez. Ana yolun sahibidir, erkeğe yolu öğretir, postun sahibidir, gözetleyenidir. Ana cem erkanında postu serendir. Post; kemaleti, bilgeliği, sorunları çözmeyi, yolun hakikatini, özgürlüğü temsil eder.

    Gelinen aşamada, Aleviler, Alevi kurumları kadın aklı ve kadın değerlerini tanımaz hale gelmişlerdir. Alevilikte kadın mürşidi kâmilullahtır ama Alevilerde bu hakikat unutulmuştur. Alevi kurumları, siyasi ve politik alan, Alevi erkanları kadınsız bırakılmıştır. Mevcut kurumlarda iktidar, Nahak akıl biriktirilmektedir. Nemrudi zihniyet, kendi halinde doğal bir şekilde, Hakk’ın emri rızası ile gelişecek olgular değildir. İktidar ittifakla kurulur. Hile, yalan, zor, Nahak akıldır. Ana Kadın aklı, bireye, topluma, doğaya ikrarlı; Toplumsal ahlakı ve vicdanı esas alan, evrenle en üst düzeyde empati kuran, çar anasırı Hakk bilen, moral değerleri en üst düzeyde içselleştiren, etik ve estetik bir akıldır. Bu aklın, sezginin, duygunun yeniden toplumsal alana akması için Alevi erkanlarının tümünde kadın tarihsel yerini almalıdır. Mevcut kurumlarda kadının iradesi esas alınmalı, sorunların çözümünde çit ( kadının başındaki beyaz örtü) etrafında ikrarlaşmalar sağlanmalıdır. Ananın sütünü Hakk etmek lazım. Bu süt hakkı hak edilmezse, nahak zihniyet hanelerinize kadar girecektir.

    “KENTTE DARDA OLAN CANA EL UZATARAK ANCAK ONUN XIZIRI OLUNUR”

    -Xızır Alevi doğuşuyla İnancıyla, yaşamıyla, tarihiyle yeniden nasıl buluşturulabilir?

    Gelinen aşamada Alevi nüfusunun büyük bir çoğunluğu kentlerde yaşamaktadır. Kentleşme ile beraber dernekleşme başladı. Kentlerde dernekler hakikat inşa merkezleri olmalı. Alevilerin demokrasi talepleri yüksek olmalı. Yaşadıkları mekânlarda her mekanı, cemhane haline getirmeli. Kentte darda olan cana el uzatarak ancak onun Xızırı olunur. Aleviler enerjilerini cemevi yaptırmaya, karşıtlık oluşturmaya harcamadan, emek barış demokrasi insan hakları, hakikat ve özgürlük arayışında olan bütün canlarla birlenmelidir. Ancak o zaman birbirlerinin Xızırı olunur.

    “XIZIR’DA ISRAR ÖZGÜRLÜKTE ISRARDIR”

    -Xızır’da ısrar “İnsan ve insanlıkta ısrar” ise, Alevi toplumu özgürlük aklını Xızırla yakalaması mümkün müdür?

    Alevi inancında Hakk aşkı ve Xızır gayreti olduğu müddetçe darda ve zorda kalınmaz. Bu gayret ‘Rıza Toplumu’nu canlı tutma gayretidir, ahlaki ve politiktir, hakikat ve özgürlük arayışını esas alır. Özlemin, umudun adıdır. Hızır Nahak zihniyete karşı, Hakk’ı görünür kılmanın özlemi, direncidir. Zulme karşı hakikatin ve özgürlüğün beden bulma halidir.

    Bütün evren semah dönerken, cümle can beden bulmakta, libasa bürünüp Hakk diye seslenmektedir. Çar anasır bir libasa bürünüp, var oluş çemberini tamamlayıp Hakk diye beden bulur. Bu yeniden doğuş anlamına gelir. Zalimin zulmüne karşı, bütün canların kendini yenilemesi lazım. Xızır’da ısrar özgürlükte ısrardır, bu da insanlıkta ısrar etme manasına gelir. Alevi toplumu bu kadim akılla, direnişçi Alevi hakikatini güncellerse ‘Rıza Toplumu’nu inşa edebilir. SON

    Diren KESER/ADANA

    İLGİLİ HABER

    >Pir Zeynel Kete: Xızır aklı kadın aklıdır

  • ‘Mücadelemizin yegâne amacı sadece cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi mi?’-VİDEO

    ‘Mücadelemizin yegâne amacı sadece cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi mi?’-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârlarından Mustafa Sazcı, cemevlerinin yapım ve işleyiş süreçlerinde sorunlar yaşandığını belirterek, “İbadethane statüsü verilince ülkede Aleviler adına ne gibi şeyler değişecek? Bizim bütün bu mücadelemizin yegâne amacı cemevlerinin sadece ibadethane olarak kabul edilmesi mi?” diye sordu.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârından Mustafa Sazcı, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİLİK ÖZÜ İTİBARİYLE ‘MEKANSIZ’ BİR İNANÇTIR”

    PİRHA:Cemevlerinin yapılma fikrini ve cemevlerinin tarihsel arka planınına ilişkin ne söylemek istersiniz?

    MUSTAFA SAZCI: Bu konuyu gerçek manada kavrayabilmek, anlayabilmek için aslında hem teolojik açıdan hem de sosyo-politik açıdan bir inceleme yapmak gerekiyor. Alevi Bektaşi inancında büyük bir mekan kutsama, mekanlara kutsiyet atfetme durumu var. Ancak bu kutsama basit bir şekilde mekan sevicilikten öte, içerisinde derin bir anlamı barındırıyor. Bu kutsanan mekanlardan tekke, türbe, ocaklar, Hakk ve hakikat yolu Aleviliğin yol ve erkanının sürdürüldüğü, kişinin hamken pişirildiği, aynı zamanda hizmet sahiplerinin yetiştirildiği, kâmil insan otakları olması hasebiyle kutsanırken, bunun dışında kalan makamların, niyazgahların, nazargahlar, Alevi Bektaşi inancının batini felsefesinden kaynaklık kutsanmıştır. Aynı zamanda bu batini felsefenin Vahdet-i vücûd’cu felsefenin dışavurumu olarak kutsanmıştır.

    Peki, nedir bu dağ, taş, tepe, ağaç ve su kutsiyetinin anlamı? Kısaca özetlemek gerekirse fakir ve himmet aldığı pirler Alevi Bektaşi inancının şöyle özetler: Alevi Bektaşi inancı dayatılması ve dayandırılmak istenen tüm semavi dinlerin, inançların aksine 72 millete bir nazarda bakan insanları diline, dinine, ırkına, cinsiyetine, cinsel yönelimine göre ayırmayan, canlı cansız bütün varlıkları yek vücut gören, bu doğrultuda cümlesini, Hakk’ın ve hakikatin farklı donlardaki tezahürü olarak yorumlayan bir inançtır.

    Bu yüzden ikrarlı bir Alevi Bektaşi, insan cemali sureti rahman kabul ettiği gibi Veysel’in sadık yari kara toprağa da, dağı da taşı da, börtü böceği de aynı nazardan gözetir. Bu yüzden Alevi Bektaşiler bu derin ve mükemmel felsefeyi Ortodoks zihniyetin baskılarına rağmen çeşitli takiyeler ile Munzur Gözeleri, Üçler taşı, Köklem Dede Türbesi niyazgahı mekân kutlamalarıyla sürdürmüşlerdir.

    Bunun dışında Alevi Bektaşilikte ayriyeten bir ibadet alanı kutsama yoktur. Çünkü cem ahenk ve düzenini bozmayacak cemin temel düsturlarına uygun her mekânda icra edilebilir. Cem ibadetinde maksat da zaten muhabbettir. Muhabbet yolu ile müşküllerin giderilmesi toplumsal düzenin sağlanmasıdır.

    Ancak yine de geçmişte köylerimizde cemler nerede yapılıyordu konusuna değinmek gerekiyorsa, bunları öncelik sırasına göre söyle özetleyelim. Öncelikle köyde bulunan ocakzâdenin, pirin, rehberin evi hanesi kullanılırdı. Eğer ki bu ocakzade yok ise müsahipliği olan bir canın evi kullanılır, eğer musahip bir can da yoksa köyde evi cem için uygun gerekli genişlikte ve güvenlikli olan herhangi bir canın evi de kullanılırdı. Bunun dışında özellikle baskı süreçlerinde kilerler hatta ve hatta ahırlar dahi kullanılmıştı.

    Buradan da anlayacağımız üzere Alevilikte ibadet alanı belli bir yer dediğin dört duvar arası bir mekan değildir. Hatta inancımızın temel düsturlarından birisi de la-mekan mekânız bir inanç. Bu yüzden Hakk ve hakikat yolunu sürdüğümüz her mekan bizlerin ibadethanesidir.

    Fakat 1990 yıllardan itibaren göçle birlikte talip, rehber pir ve mürşit ilişkisinin bozulması ocak sistemin eski ehemmiyetini yitirmesi ve 90’larda kimlik siyasetinin yükselmesi ve farklı etnik, dini toplulukların haklı talepleri yükseldi. Alevi Bektaşilerde kendi ibadetlerini yapabilecekleri belli mekanları ihtiyaç duymuşlar ve bu ihtiyaçlarını da dillendirmeye başlamışlardır. Modern anlamda ilk cemevleri de 1990’lı yıllarda yapılmaya başlanmıştır diyebiliriz.

    -Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    Burada tüm için bunu söylemek doğru olmasa da özellikle belediyeler tarafından inanç insanlarını danışılmadan tahsis edilen ve inşa edilen cemevleri Alevi mimarisine uygun olmamakla beraber Cemin aşk ve şevk içerisinde özüne uygun yürütülmesine de elverişli değil.

    Hemen aklıma gelen birkaç örneği aslında yasını söylemek gerekiyorsa, cem için düzen hakkında en bilinen sözlerden birisi de eşikteki ile döşektekinin birliğidir, yani eşit olmasıdır. Ama bakıyorsunuz bu dediğimiz mekanlara talip dededen bihaber dede talipten bihaber talip düz bir alanda otururken, dede kürsü gibi yüksekçe bir yerde. Oysa eski cemler nasıldı diye düşünecek olursakta dede taliple aynısı seviyede postunun üzerine oturdu ya da döşek de otururdu. Döşeyin yükselmesi, yastığın artması talip ile pir arasındaki ilişkinin zedelenmesine de yol açmıştır. Özellikle bugün de bunu gözü açık bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Pir ile talip arasında aynı zamanda yapay hiyerarşiye de sebep olmuştur.

    Buna ek olarak cemin bir özelliği de insanın cemal cemale olabilmesidir. Canlar cemal cemale olacak ki karşındaki Hakk tecelligahına niyaz eyleyebilsin. Aynı zamanda bu ceme gelen kişiler itikadı bütün kişilerde, geldiğinde yalan söylemez çünkü yüzünün kızaracağını bilir, cemal cemale olduğunu görüneceğini bilir. Bu yüzden yalan söyleyemez bundan dolayı cem uyum içerisinde yürür.

    Ama günümüz cemlerine bakıyoruz durum tam tersi. İnsanlar sanki bir amfide tiyatro izliyorlarmış gibi bir durum söz konusu. Kısacası bu konu çok mühim. Bu yüzden bu ibadet alanlarının da bu doğrultuda düzenlenmesi yeni inşaatların da Alevi inanç insanlarına danışılarak inşa edilmesi gerekiyor.

    “İBADETHANE STATÜSÜ VERİLİNCE ÜLKEDE ALEVİLER ADINA NE GİBİ ŞEYLER DEĞİŞECEK?”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki kim inkâr ederse etsin; Aleviler vardır, Alevilik haktır. Bir ibadet alanı olan cemevlerimizin misyonunu tartışmak hiçbir yetkilinin haddine değildir. Bir mekana ibadethane misyonu yükleyecek olan o inanca mensup olan insanların beyanıdır. Bu yüzden kimse bu konuyu tartışma haline getiremez.

    Cumhuriyet tarihi içerisinde Alevilik her zaman tartışma konusu olmuş, Alevi inancı tartışma konusu olmuş, Alevilerin haklı talepleri tartışma konusu olmuş. İktidarlar da kendi makbul bulduğu Alevi’yi yaratmak için çeşitli politikalar üretmiştir.

    Bir taraftan ‘Alevilikte ibadet yoktur, muhabbet ibadet değildir’ gibi ifadeler kullanılırken, diğer yandan birileri de AKP iktidarına ibadethanemizi cemevi olarak kabul ettirme derdindeler. Ben iki tarafın da aslında başlı başına biraz sorun teşkil ettiğini düşünüyorum.

    Birinciden başlayacak olursak uzun süredir reformist Alevilerin kullandığı bir ifade, çok sığ bir düşüncenin ürünü. İbadet semavi dinlerde olduğu gibi yalnızca Tanrı’ya yapılan ritüellerin bütünü değildir. Birçok inancın kendine has kendine uygun yaptıkları ibadetler vardır. Muhabbeti sazı, semahı, darı, gülbengi ile birlikte ayni cem de Alevilerin ibadetidir.

    Yüzyıllardır kullanılan ayn-i cemdeki ayin kelimesi de zaten ibadet ile eş anlamlıdır. Gel gör ki ibadet deyince tüyleri diken diken olan bu canlarımız her konuşmalarında ayin-i cem ifadesini kullanmaktan da hiç geri kalmıyorlar. Ek olarak İslam ve diğer semavi dinler bu kelimeleri kavramları kullanıyor diye biz de bunları tamamen asimilasyonun bir ürünü olarak addedip inancımızdan soyutlarsak, Alevilikten geriye birkaç nefes ve birkaç erkan dışında hiçbir şey kalmayacaktır.

    Bir diğer hususta mevcut iktidardan talep edenlerin hali. Biz demiyor muyduk ‘devlet bizim inancımızı tanımlayamaz.’ Bir ibadet yerini ibadethane yapan o inanca mensup insanların beyanıdır.

    Şu soruların cevabını vermek gerekiyor:

    -Antidemokratik uygulamaları ile bilinen AKP Hükümeti’nin vereceği karara niçin bu kadar bel bağladık? İbadethane statüsünün verilmesi birilerinin işine gelmeyecekse niçin ibadet alanlarını devletin tanımasına izin veriyoruz?

    -İbadethane statüsü verilince ülkede Aleviler adına ne gibi şeyler değişecek?

    -İbadethane denilince bomboş beton yığınları olan o mekanlar dolup taşacak mı?

    -Alevilerin yaşadığı hak ihlalleri sona mı verecek?

    -Bizim bütün bu mücadelemizin yegâne amacı cemevlerini sadece ibadethane olarak kabul edilmesi mi?

    “TUĞLAYI ÇEKENLERİN ARASINDA ALEVİLER DE OLMALI”

    -Aleviler haklarını alması için nasıl bir yol izlemeli?

    AKP hükümeti ve kurduğu antidemokratik saray rejimi her geçen gün ülkeyi bir uçuruma doğru sürüklemekte ve yarattığı korku imparatorluğu başta Aleviler olmak üzere hak talep eden birçok halkı, etnik kimliği, dini kimliğin varlığını da tehdit etmektedir.

    Yalnızca bununla kalmamakta, bütün politikaları ile sermaye sınıfı dışında tüm toplumsal kesimler için hayatı çekilmesi zorunlu bir işkence haline dönüştürmektedir. İnsan en temel haklarından yoksun bırakılmakla beraber temel haklarını talep eden kişiler de çeşitli uydurma gerekçelerle gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Durum böyleyken bu iktidardan ve bu düzenden ve bu düzen içinde siyaset yapanlardan medet ummamak gerekir.

    Alevi hak mücadelesinin kazanım elde etmesi, Alevilerin tahayyül ettiği bir ülkenin kurulması, bu rejim içinde mümkün değildir. Bu yüzden Alevlerin, iktidarın böl parçala yönet taktiği ile mücadeleyi sekteye uğratmasına elverişli ortamı yaratmaması, yine iktidar tarafından ortaya atılan suni tartışmaları da boşa çıkarması gerekir.

    Büyük bir yönetememe krizi içerisine girmiş olan AKP’nin 20 yıldır inşa ettiği saray rejiminin yıkılışında Alevi hareketinin de büyük bir katkısı olmalı, tuğlayı çekenlerin arasında Alevilerin de bulunması gerekir.

    Bugün tüm toplumsal muhalefetin AKP ile gireceği son kavgada Alevi hareketinin vereceği mücadele AKP sonrası dönemde Alevilerin durumunu belirleyecek yegâne gerçekliktir.

    Alevi hak mücadelesini zafere götürecek olanlar ancak ve ancak Alevi hareketinin kendi örgütlü mücadelesi kendi örgütlü gücüdür. Alevi hareketi bu bilinçle gücünün farkına varıp toplumsal örgütlenmesini hünkarın ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ düsturuyla sağlaması gerekir. Onun dışında düzen partilerinin ve diğer siyasi hareketlerin boyunduruğu altına girmek temsiliyet görevini onların eline bırakmak, güneş varken mum ışığına tamah etmeye benzer.

    Yüzyıllardır verdiğimiz haklı mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Yeniden inşa edilecek sistemde haklı taleplerimiz ve mücadele, birikimimizle masaya bizlerin oturup, ibadethane statüsünün verilmesi ile kalmayıp, eşit yurttaşlık hakkımızın da yeriden iade edilmesini talep etmeliyiz.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO
    7-‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’
    8-‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’
    9-‘Alevilerin sorunu anayasaldır, çözümü de meclistir’
    10-‘Cemevleri koz haline geldi; Alevilerin özgürleşmesinin önü kesilmek isteniyor’
    11-‘Alevi kurum yöneticileri, Alevilerin menfaatini koruyan çizgide siyaseti kurmalıdır’
    12-‘Cemevleri binaları kutsanmamalı; hiyerarşiyi reddeden yatay örgütlenme yapmalıyız’
    13-‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmadan Alevilik tanınmaz’
    14-‘Aleviliği derneklere sığdıramayız, yozlaştırır’
    15-‘İktidarın bir elinde havuç, bir elinde sopa politikasına biat etmemeliyiz’

     

     

  • Musa Eroğlu’nun eşi Fatma Eroğlu toprağa sırlandı-VİDEO

    Musa Eroğlu’nun eşi Fatma Eroğlu toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA- Sanatçı Musa Eroğlu’nun eşi Fatma Eroğlu Mersin’in Mut ilçesinde toprağa sırlandı.

    Halk müziği sanatçısı Musa Eroğlu’nun eşi Fatma Eroğlu, İstanbul’da, yaşlılığa bağlı hastalıkları nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü hastanede dün Hakk’a yürüdü.

    72 yaşındaki Fatma Eroğlu’nun Hakk’a uğurlama erkanı, Mersin’in Mut ilçesinde yürütüldü. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz ve Erdoğan Sevin dede tarafından yürütülen Hakk’a uğurlama erkanında Musa Eroğlu’yu sanatçı Erdal Erzincan ve sevenleri yalnız bırakmadı.

    Hakk’a uğurlama erkanı sonrası Fatma Eroğlu Yaz Alanı Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    PİRHA/MERSİN 

  • Pir Ali Büyükşahin’in Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı

    Pir Ali Büyükşahin’in Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı

    PİRHA- Üryan Xızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin Hakk’a yürümesi Alevi toplumunda büyük üzüntü yarattı. Alevi kurumları, kanaat önderleri, siyasiler ve yurttaşlar sosyal medya üzerinden Büyükşahin’e dair mesaj paylaştı.

    Covid-19 sebebiyle Malatya Turgut Özal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Üryan Xızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin dün Hakk’a yürüdü. 76 Yaşındaki Büyükşahin, bir süredir uyutularak tedavi görüyordu.

    Pir Ali Büyükşahin’in naaşı Malatya’dan alınarak Adıyaman’a getirilecek. Büyükşahin için Bulam kasabasında cemevinde öğle saatlerinde Hakk’a uğurlama erkanı düzenlenecek.

    Pir Ali Büyükşahin’in Hakk’a yürümesinin duyulması büyük bir üzüntü yarattı. Alevi kurumları, kanaat önderleri, siyasiler ve yurttaşlar Büyükşahin’e dair mesajlar paylaştı.

    İşte o mesajlardan bazıları:

    Veli Büyükşahin: Kapkara, acı ve hüzün dolu bir gün. Çok üzgünüz. Aile büyüğümüz, ocağımızın Piri, Ali Büyükşahin dedemiz Hakk ile Hak oldu. Devri daim olsun. Hakk’a uğurlama: Bulam (Pınarbaşı) Çelikhan-Adıyaman, saat: 15:00 Taziye yeri: Bulam Cemevi.

    ABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz: Ali Büyükşahin’e Hakk’tan rahmet dileriz. Kabri nurla dolsun, yıldızlar yoldaşı olsun. Geride kalanlara başsağlığı diliyorum. Sevenleri, tanıyanları, aile bireylerinin dirlik ve düzeni bozulmasın. Bozatlı Xızır yar ve yardımcıları olsun. Cümle canları kazalardan, belalardan uzak eylesin.

    ADFE Genel Başkanı Celal Fırat: Tanımakla beraber bir çok muhabbet etmekle çok mutlu olduğum, sevgili Ali Büyükşahin Dedemin Hakk ile Hak olduğunu üzülerek öğrendim. Alevi camiası büyük bir değerini kaybetti. Büyükşahin ailesine, taliplerine ve sevenlerine Haktan sabırlar diliyorum. Lütfen aşımızı olalım.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt: Üryan Hızır Ocağı Yol önderlerimizden Pir Ali Büyükşahin’i kaybetmenin üzüntüsüyle öğrendik. Ailesine başsağlığı diliyoruz. Devr-i daim olsun, ışıklar içinde uyusun.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi: Üryan Hızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin’in Hakk’a yürüdüğünü büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Mekanı nur, devri daim olsun. Ocağın, hanenin, taliplerin, Reya Heq Alevi toplumunun başı sağ olsun. Heq rama Xwe leke, çila wi şa bike, Xizir Şevk û qereta wi par bike, sere ocax û talivan sağ be…Heq rama xo cikero, worte gul û nurde bo…

    Garip Dede Dergahı Vakfı Yönetim Kurulu: Geleneksel Alevîliğin tarihî süreçte kendi yapısını koruyarak günümüze kadar varlığını muhafaza etmesini sağlayan dedelerden biri olan Ali Büyükşahin dede, dün Hakk’a yürüdü.

    Üryan Hızır Ocağı’nın pirliğini yapan, Adıyaman Çelikhan Pınarbaşı’nda yaşayan ve  herkes tarafından çok sevilen, saygı duyulan Ali Büyükşahin dede bir konuşmasında: “Pirine ikrar vermeyen, erenler ceminde görgüden geçmeyen bir dede, dedelik yapmamalıdır. Öbür dünyada insana ameli sorarlar, kul hakkını sorarlar, ibadeti sormazlar. Çünkü İbadet Allah’la kul arasındaki bir eylemdir. Kul hakkını yemeyen, ameli iyi olan, doğru dürüst olan, insan sevgisiyle donanmış olan bir insan, Allah’ın nezdinde, nazarında iyi bir kuldur. İyi bir kul da inancımıza göre Cennet’te yerini alır. Öbür dünyada dinden çok ameli sorarlar. Ameli sorulan insanın hangi dinden olduğu önemli değildir..” der… Her konuşmasında “Şah Hüseyin’i kendimizde yaşatmalıyız.” diyen ve yıllardır Aleviliğe Hakk yolunda hizmet eden Ali Dedemiz ışıklar içinde uyusun, on iki imamlar yoldaşı olsun diyor, ailesine ve tüm Alevi toplumuna başsağlığı diliyoruz.

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi: Ali Büyükşahin Pir’imiz Hakk’a yürüdü. Üryan Hızır Ocağı Evladı, gönül insanı  Ali Büyükşahin Pir’imiz Hakk’a yürüdü. Büyükşahin ailesinin acısını yürekten paylaşıyoruz. Ailesine, Üryan Xızır Ocağı taliplerine, sevenlerine sabır ve baş sağlığı diliyoruz. Pir’imiz Ali Büyükşahin’in devr-i daim, mekânı gönüller olsun.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan: Üryan Hızır Ocağı evladı Pir Ali Büyükşahin Hakk’a yürüdü. Başta Büyükşahin ailesi olmak üzere cümlemizin başı sağolsun. Pirimizin devri daim olsun.

    Pir Zeynel Kete: Üryan Xizir Ocağı evlatlarından Pir Ali Büyükşahin Hak ile Hak olmuştur. Hak rahmet eylesin devri daim olsun. Arş ı rahman meydanında Üryan xizir yardımcısı olsun. Verdiği lokmalar ,gayreti kendisine delil olsun. Sevenlerinin, ailesinin ve talip topluluğunun başı sağolsun. “Ölürse tenler ölür canlar ölesi değil.”
    Heq rahma xwe leke. Seré malbaté û Eli Qom û taliban sağbî. Gora xwe şewle bi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül: Başımız Sağolsun Üryan Hızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin Dede Hakk’a Yürüdü Ölürse ten ölür Canlar ölesi değil. Emeğine, hizmetine, himmetine niyaz ile Mekanı Üryan Hızır Dergahı Makamı Kırklar Divanı ola taliplerin, aşıkların, hizmet erbabının Üryan Hızır Evlatlarının Başı Sağola…

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba: Bölgemizin kanaat önderlerinden, değerli insan, saygıdeğer büyüğüm Ali Büyükşahin Dede’nin hayatını kaybettiğini büyük üzüntüyle öğrendim. Devr-i daim olsun. Ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum.

    HDP PM Üyesi Nesimi Aday: Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin, bugün hakka yürümüş; devri daim olsun. Adıyaman / Bulam’da yaşayan Pir Büyükşahin, duruşu ve temsiliyetiyle toplumda saygın bir konumdaydı; bu yönüyle büyük bir kayıp oldu. Ailesinin ve taliplerinin başı sağ olsun…

    PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe: Üryan Hızır Ocağı Evladı Ali Büyükşahin Dede’nin Hakk’a yürüdüğünü öğrendim. Kendisini yakından tanıma fırsatı buldum. Çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Başta Büyükşahin ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum. Devri daim ışığı bol olsun.

    Gazeteci-Yazar Şükrü Yıldız: Sevgili Veli Büyükşahin’in amcası ve Üryan Xızır Ocağı Mürşit’i Ali Büyükşahin dedenin Hakk’a yürüdüğünü duymak büyük bir üzüntü verdi. Ali abinin Aleviliğe vermiş olduğu hizmet gelecek nesillerimizin emeklerinde var olacağına olan inancımla, tüm Alevi camiasının başı sağ olsun…

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen: Yeri dolduralamayacak değerlerimizden Üryan Hızır Ocağı Evladı Ali Büyükşahin Pir’imiz Covid-19 nedeniyle Hakk’a yürüdü. Başta ailesi olmak üzere tüm taliplerine ve sevenlerine sabırlar diliyorum. Devr-i daim olsun. Işıklar içinde uyusun.

    CHP Adıyaman Milletvekili: Abdurrahman Tutdere: Adıyaman’ımız bir barış ve sevgi insanını kaybetti. Kıymetli büyüğümüz, kanat önderi ve Alevi Dede’miz Ali Büyükşahin’in hakka yürüdüğünü büyük bir üzüntüyle öğrendim. Ali Büyükşahin Dede’mize Allahtan rahmet, acılı ailesine ve tüm sevenlerine sabır ve baş sağlığı diliyorum.

    Yazar Ayhan Aydın:  Yeri doldurulamaz, pahası biçilmez, büyük yol önderimiz Ali Büyükşahin Dedemiz sonsuzluk alemine göçmüştür. Kemalet mertebesinde gönül kırmadan nice menziller alan gül yüzlü dedemizin devri daim, devri asan, menzili mübarek olsun. Cümle Alevi camiasının başı sağ olsun…

    Yazar Mehmet Kabadayı: Çok üzgünüm! Yakından tanıdığım, sevip saygı duyduğum Üryan Hızır Ocağı Evladı, gönül insanı Ali Büyükşahin Pir’imizin Hakk’a yürüdüğünü öğrendim. Büyükşahin ailesinin acısını yürekten paylaşıyor, sabır diliyorum. Büyükşahin ailesine, Üryan Xızır Ocağı taliplerine ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Pir’imiz Ali Büyükşahin’in devr-i daim, mekânı gönüller olsun.

    Alevi gençlerden Mustafa Sazcı: Acımız büyük. Üryan Hızır evlatlarından Pir’imiz Ali Büyükşahin Hakk’a yürüdü. Devr-i daim, mekanı gönüllerde kaim olsun.
    Toprak Ana,
    Mansur’un dârına,
    Nesimi’nin didarına,
    Gerçeklerin katarına eriştirsin.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

  • Pir Haydar Buga yazdı: Aleviler niçin niyet eder?

    Pir Haydar Buga yazdı: Aleviler niçin niyet eder?

    PİRHA-Pir Haydar Buga, Alevilikte oruç tutma geleneğinin temelini sorguladı. Buga, “Aleviler niçin niyet eder?” sorusuna “İnsan-i kamil olabilmek için nefse hükmedebilmek” konusuna işaret etti.

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Alevilikte Niyet (oruç)’ başlığı ile kaleme aldığı yazıda oruç tutma ritüelini yorumladı. Buga, “Hakka yürüdükten sonra Huri, Nuri veya Gılman ile ödüllendirilmeyeceksek veya cehennem ateşinde tanrının işkence hanesinde cayır cayır yanmayacaksak, varlığın bir parçası isek, her şey şu alemde, evrende ise, günah ve sevap yerine iyilik ve kötülüğü benimsemiş Alevi bir can, niçin niyet edip oruç tutar ki?” sorularına cevap aradı.

    “ALEVİLER NİÇİN NİYET EDER?”

    Haydar Buga’nın ilgili yazısı şöyle:

    Kadimden gelen Yol süreği içerisinde en önemli ritüellerden biridir, niyet etmek, yani oruç tutmak, aç kalanın halinden anlamak, nefsi köreltmek, içindeki yedi merhaleyi (çakrayı, basamağı) aşarak özündeki Hakk ile buluşabilmek.

    Kutsal hilal olarak bilinen bereketli topraklar üzerinde adeta insanlığın hafızasını oluşturan Alevi Kızılbaş ana erk toplumu, binlerce yıldır bu yas ve şükran geleneğini sürdürmektedir. Her ne kadar özünden uzaklaştırılmış, köklerinden kopartılmaya çalışılmış olsa da binlerce yıldır sürdürülen bu gelenek, inançsal ritüel, sonradan tarih sayfasına çıkmış olan semavi dinlere de ilham kaynağı olmuştur.

    Yola verdikleri ikrar doğrultusunda her baskıya, zulme ve asimilasyon çabasına rağmen, düzenli olarak Matem, Xızır, Gaxan, Nevroz günlerinde niyet edip özlerini Dar’a çekip toplumsal rızalık içerisinde yolun gereğini yerine getirerek aklanıp paklanmışlardır.

    İçinde yaşadığımız coğrafyadaki baskıcı İslam toplulukların, dini uygulamalarını, ritüellerini, dinin onlara vadettiklerini görünce, birçok canımızın merak ettiği asıl sorularsa doğal olarak şunlar oluyor:

    Cennet, cehennem diye başka bir dünya yok ise, öldükten (Hakka yürüdükten) sonra Huri, Nuri veya Gılman ile ödüllendirilmeyeceksek veya cehennem ateşinde tanrının işkence hanesinde cayır cayır yanmayacaksak, varlığın bir parçası isek, her şey şu alemde, evrende ise, günah ve sevap yerine iyilik ve kötülüğü benimsemiş Alevi bir can, niçin niyet edip oruç tutar ki?

    Cennet arzusu veya cehennem korkusundan dolayı mı?

    Huri, Gılman arzusundan mı?

    Kıldan ince kılıçtan keskin, sırat köprüsünün korkusundan mı?

    Günahtan arınıp, sevap kazanma arzusu için mi?

    Olmayan öteki dünyada rahat etme sevdası için mi?

    Cehennemde cayır cayır yanma veya cehennem zebanilerinin korkusundan mı?

    Sırf bütün bunlardan dolayı, Alevi bir can, niyet (oruç tutuyor) ediyor olabilir mi?

    Elbette hiç biri değil.

    ‘Sofilere sohbet gerek

    Ahilere ahiret gerek

    Mecnunlara Leyla gerek

    Bana seni gerek seni’ demiyor mu Pir Yunus?

    Cenneti parasız zahide veren, cehennem korkusunu gönlünden silen Alevi toplumu içerisinde olmayan bir cehennem korkusu veya cennet sevdası olabilir mi?

    Dini sevgi olanın kıblesi aşktır.

    “ALEVİLİK İNSAN-İ KAMİK OLABİLMEYİ HEDEFLER”

    Peki Aleviler niçin niyet eder öyleyse?

    Çünkü Alevilikte insan; yaşam denilen süreç içerisinde önce insan olabilmeyi, insan kalabilmeyi, ardından kainattaki cümle varı özümseyerek yola verdiği ikrar bağı ile hal ve hareketlerini kendi akıl süzgecinden geçirerek, vicdan terazisiyle tartarak, olgunlaşmayı, olgunlaşarak kemalete ermeyi, yani insan-i kamil olabilmeyi hedefler.

    O bilir ki aslolan kemalettir, buna varabilmek için de öncelikle ‘nefs’ denilen illete hükmedebilmek, yani nefsini bilmekten benlikten kurtulmaktan geçer.

    Çünkü o bilir ki ‘ben’ diyen biz olmaktan uzaktır ve bencillik nefsin insana kurduğu en büyük tuzaktır.

    İşte toplumsal ahlak çerçevesinde ‘Eline, Diline, Beline’ sahip çıkarak yaşam boyu bu üç kutsal mührü üzerinde taşıyarak, Dört kapı kırk makam aşamasından geçebilmek, ikrarına bağlı bir yaşamı sürdürebilmek, Hakk’a göçtükten sonra da cümle canların Hakk hanelerinde, Hakk ile anılıp aşk ile yad edilebilmekten öte değildir. Bundan dolayıdır ki Her Alevi can, yılda en az bir kere halk huzurunda, Hakk meydanında bağlı olduğu ocağın pirinin darına durarak özünü yoklar, kendini aklar, yıktığını kaldırır, döktüğünü doldurur, dost gönüllerini hoş tutar. Her hesabını bu ulu divanda görür, sorgusunu ve sualini başka bir diyara, dünyaya bırakmaz.

    Niyet’in (orucun) yegâne amacı; nefsten arınıp, olgun yani ‘kâmil’ insan olabilmektir. Erdemli ve ahlaklı olabilmek.

    Adaletli ve merhametli olabilmek.

    Doğru ve dürüst olabilmek.

    Eşit ve paylaşımcı olabilmek.

    Hak ve hakikatten yana olabilmek.

    Sevgiyi özümseyerek saygılı olabilmek.

    Cümle varı hoşgörü içerisinde kucaklayabilmektir.

    Her şeyden önemlisi vicdan sahibi olabilmek ve de ‘Eline, diline, beline, eşine, işine aşına, özüne, sözüne, gözüne sahip çıkmak’ tan geçer.

    Niyet ettiğinizde eliniz, diliniz, beliniz, gözünüz, ayağınız; yani bir cümle azanız niyet etmiyor ise; diliniz yalandan, riyadan, fitne-fesattan uzaklaşmamış ise, eliniz size ait olmayanı almaktan geri durmuyorsa, başkasının hakkını gasp ve talan ediyorsa, beliniz namahrem içinde, Yol’a ve eşitine verdiği ikrara bağlı değil ise gözünüze, sözünüze, özünüze sahip değilseniz o günün yegâne kazanımı aç kalmaktan öte gitmez.

    Unutmayın ki niyeti (orucu) unutkanlık içinde bilmeden aldığınız bir yudum su, ağzınıza attığınız sakız, yediğiniz bir lokma ekmek veya almak zorunda olduğunuz ilaç bozmaz.

    Niyeti /Orucu;

    Ahlaksızlık bozar.

    Onursuzluk bozar.

    Yalancılık bozar.

    Hırsızlık bozar.

    Hillekarlık bozar.

    Arsızlık bozar.

    Edepsizlik bozar.

    Başkasının hakkını gasp etmek bozar

    Bir cana kıymak bozar.

    Nefsine hakim olamamak bozar.

    Kısacası niyeti, vicdansızlık bozar.

    Alevi bir can sadece Matemde, Gağanda veya Xızır da değil, bir yaşam boyunca o üç kutsal mührü (eline, diline, beline) üstünde, özünde taşıyarak, içinde yaşam sürdürdüğü bu evrenin bütün canlıların ortak yaşam alanı olarak görmesi, birlikte yaşadığı toplumun tüm fertleriyle müsahip olma zorunluluğu vardır. Ancak böyle olunur ise hak yemeden, hak yedirmeden alemde yaşayan her canlının hakkına ve hukukuna riayet ederek, hiç kimseyi dilinden, ırkından, renginden veya cinsiyetinden dolayı ayırt etmeden barış ve hoşgörü içerisinde yaşayabilir insan.

    Şayet bunlar yaşamda karşılık buluyorsa, bilin ki o can Hakk yolunun yolcusu olmuş, deryalara doğru yelken açmış olur. O deryaya yelken açan cana Aşk-ı niyazımız ola.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Aleviler bu dünyanın gerçekliliğine inanır; Alevilik kalıplaşmış bir öğreti değildir’

    ‘Aleviler bu dünyanın gerçekliliğine inanır; Alevilik kalıplaşmış bir öğreti değildir’

    PİRHA-Hubyar Ocağı’na mensup Cemal Şahin, Aleviliğin bir doğa inancı olduğunu söyledi. Şahin, “Alevilikte doğanın tüm hareketine ‘Devriye’ denir. Her şey birbirini izler. Her varlaşan ve bedenleşen bitime doğru gider ve bu anlamda her varlıkta bir bitim vardır. Ancak bu bitim yeni bir canlıyı var eder. Bu nedenle ölen yok olmamakta ve her ölüm yeniden başka doğuşları var eder” dedi. 

    Hubyar Ocağı’na mensup Cemal Şahin’den Alevilik ile doğa arasında ne türden bir ilişki söz konusu, bunun detaylarını dinledik.

    Tüm canlıların yaşatılması üzerine kurulu Alevi inancı, doğadaki her bir Can’ın; suyun, ateşin, taşın, kısacası en küçük hücrenin dahi bir yaşam hakkına sahip olduğunu ifade eder. Peki kentlerde yaşayan Alevi toplumunun, doğa ve inançları arasında nasıl bir bütünlüğü var? Cemal Şahin ile yaptığımız röportajın detaylarından öğreniyoruz…

    “YERDEKİ KARINCAYA KADAR BÜTÜN CANLININ HAKKINI KORUYASIN…”

    PİRHA- Alevilik ile doğa arasında nasıl bir ilişki var?

    CEMAL ŞAHİN:  “Öncelikle nasıl bir evrende yaşıyoruz, kısaca değinmek istiyorum. Bizler ve bütün canlılar, milyarlarca galaksilerden, kara deliklerden, trilyonlarca yıldızlardan ve birçok tespit edebildiğimiz ya da edemediğimiz, görebildiğimiz ya da göremediğimiz maddeyi içinde barındıran bir evrende ve kendiliğinden var olan, insan etkinliğinin dışında kendini sürekli olarak yeniden oluşturan ve değiştiren, değişik nesnelerden oluşan bir doğada yaşıyoruz.

    Sonsuzdan gelip, sonsuza giden evrende doğanın yasaları, kendi kurguları içinde, sürekli olarak, kendi doğrultusunda ilerler. Aynı zamanda evrende var olan her şey, birbirine zincirleme olarak bağlı ve karşılıklı olarak birbirini etkiler. Bu nedenle evrende var olan insan ve tüm canlı-cansız dediğimiz her şey birbirlerinin ayrılmaz birer parçasıdır.

    Alevilik ile doğa arasındaki ilişkiye gelince;

    Alevilikle ilgili genel bir çerçeve çizecek olursak Alevilik; insanın insan olma bilincine vardığı günden bugüne değin, uygarlıklar kurmuş ve bilimi kendisine rehber edinmiş olan toplumların oluşturdukları, her türlü maddi ve manevi özelliklerin ürünü olan, insani değerleri, doğa ve insanla iç içe kaynaştırarak, insan sevgisinde somutlaştıran;

    – Hakk – doğa – insan birlikteliğini savunan,

    – Çevre ile ilgili sistemin sürdürülmesini, öncelikli gören,

    – Bu dünyanın gerçekliliğine inanan,

    – Var olan tüm şeylerin, birbiriyle bağlantılı olduğunu söyleyen,

    – Devriye kuramıyla, sonsuz bir evrimi var gören, Hakk ve hakikat yoludur.

    Alevi öğretisinin temeli ‘Her şey eşittir, birdir’ anlayışla, doğada, evrende var olan varlıkların birliği (vahdet-i mevcut, Hak- evren/doğa-insan) temelinde, bir bütün olarak görür.

    Bunu:

    – Yiğit bilge olasın.

    Gönlünü Hakk ile bütün kılasın.

    Dünya ile dost olasın ama nefsine kapılmayasın.

    Kurda, kuşa, ağaca, yerdeki karıncaya kadar bütün canlının hakkını koruyasın’ özdeyişinde olduğu gibi, benzer birçok özdeyiş ve uygulamaları ile yaşam felsefelerini oluşturarak doğa ile iç içe yaşarlar.”

    “ALEVİLİK DONMUŞ, KALIPLAŞMIŞ BİR ÖĞRETİ DEĞİLDİR”

    ‘Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır’ denilebilir mi?

    “Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır. Çünkü Alevi öğretisine göre; evrende hiçbir şey birden bire var olmaz. Her şey birbirini izleyen ve art arta gelen olaylar zinciri sonu oluşur. Her varlaşan ve bedenleşen şey ise bitime doğru gider ve bu anlamda her şeyde bir bitim vardır. Ancak bu bitim yeni bir nesneyi var eder. Bu nedenle ölen yok olmamakta ve her ölüm yeniden başka doğuşları var eder.

    Ayrıca evreni oluşturan maddenin hepsi hareket halindedir. O nedenle evrende hareketsiz hiçbir madde bulunmaz. Şu anda ne görüyorsak her şey hareket halindedir. Çünkü hareket evrenin temel taşı olan atomun özelliklerindedir.

    Örneğin; bir insanın yaşamı uygun ortam ve uygun şartlarda, döllenmiş bir yumurtadan başlayarak, ölünceye kadar devamlı hareket halindedir. Ölümden sonra ölü bedenin öğeleri ise başka hayatları oluşturmak için başka şeylere dönüşür. Bilim buna ‘maddenin tepkimesi’ diyor. Eğer maddenin değişimi, tepkimesi olmasaydı ne biz ne de öteki canlı ve cansız maddeler olurdu. Alevilikte doğanın bu hareketine ‘Devriye’ denir. Çünkü Alevilik donmuş, kalıplaşmış bir öğreti değildir. Tüm tarihi boyunca sürekli bir gelişim, değişim ve ilerleme içerisinde olmuştur. Bu nedenle Aleviler, tüm öğretilerini yaşadığı çağa göre uyarlar ve yaşadığı zaman ve mekâna uyma yeteneğini her zaman gösterirler. Kuralcı ve biçimciliği reddederler. Öze önem verirler. Dogmatizme karşı, bilimden yana, insan aklının ve iradesinin özgürlüğünü kendilerine rehber edinirler. Eleştirel bir yaklaşımı savunurlar. Alevilik öğretisinde mutlaklık, değişmezlik söz konusu değildir. Çünkü sonsuzdan gelip sonsuza giden bu evrende her şey, bir döngüsellik içinde ve bir şey bittiğinde, bir başka şeyi var eder. Bu nedenle Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır.”

    Aleviliğin “doğa inancı” olarak yorumlanabilmesindeki en somut söylem ve davranışlar nelerdir?

    “Alevilikte ‘öbür dünya, cennet, cehennem’ inancı yoktur. Her şey yaşanılan dünyadadır. Alevi öğretisi taşıyıcılarından Âşık Veysel, TRT de bir söyleyişinde bunu şöyle dile getirir:

    ‘Ben öldüğümde beni betonun içine koymayın, taşın içine koymayın, toprağın içine koyun.

    Bir an önce toprakla karışayım, çayır olayım, çimen olayım, çiçek olayım. Koyunlar gelsin yesin et olsun. Kuzular gelsin yesin süt olsun. Arılar gelsin yesin bal olsun. Onlardan da diğer canlılar faydalansın’ der.

    Aleviliğin ‘doğa inancı’ olarak yorumlanmasında ozanlarımızdan birkaç örnek:

    ‘Evreden evreye nice çark oldum,

    Nice hayat buldum, nice gark oldum.

    Âdem sıfatına girdim fark oldum,

    Denizde, havada, yerde idim ben’

    (Ozan Bindebir)

     

    ‘Önce ya madendik ya toprak ya taş

    Bitki olduk yedi büyük küçükbaş

    Sonra insan olduk bu yüz, bu göz kaş

    Benzedi o yâre, yâr ile geldik’

    (Gönüllü Coşkun)”

    “BU DÜNYA İNSAN VE BÜTÜN CANLILARIN EVİDİR”

    Alevilikte eğer doğa yüceltiliyor ise bunun günümüze yansımasını nasıl değerlendirmeli?

    “Tüm canlılar ve bunların doğal bir uzantısı olan insan, evrende bir zaman diliminin ya da sürecinin ürünüdür. Canlı bir varlık olan doğa ile canlı bir varlık olan insan, birbirleri ile uyum içerisinde olması gerekir. Bu dünya, insan ve bütün canlıların evidir. Burada doğduk, burada geliştik, burada yaşadık.

    Para ve çıkar hırsları nedeniyle doğada maden arayarak, nükleer santraller yaparak, gölleri kurutarak, dağları ve ormanları tahrip ederek, HES’ler yaparak, denizleri kirleterek doğa ile barışık olamayız. Yoksa doğanın intikamı çok acı olur.

    Unutmayalım; şimdilik bu dünyadan başka gidecek ve yaşayacak bir yerimiz yoktur. Ayrıca bir inanç ve etnik kökenden gelen yurttaşların yaşadığı coğrafyalarda, o inanç ve etnik kökenden gelen yurttaşları, zor durumda bırakarak, bu tür yerlerde hem doğayı ve hem de oradaki yurttaşları tahrip ve yok etme uğraşısı, doğaya ve insanlığa yapılan en büyük ihanet olduğu da unutulmamalıdır.”

    “CANA KIYARAK KUTLAMA YAPMAK O ÖĞRETİYE İHANETTİR”

    Aleviliği ‘Yeryüzü inancı’ olarak tarif edersek eğer ‘Kurban’ ritüeli ve insan haricindeki canlıların yaşam hakkını savunma konusunda neler söylersiniz?

    “Bugünkü bilimin gelişmiş olduğu, genel kabul gören ilkeler doğrultusunda, Güneş sistemimizi incelediğimizde, bilim adamlarına göre, yaklaşık 4-6 milyar yıl önce, Güneş ve sistemindeki diğer gezegenler, ölmüş bir yıldızın toz ve gaz bulutlarından oluştu.

    Dünyamız oluşumundan yaklaşık 1 milyar yıl sonra, yani günümüzden 3,5 milyar yıl önce, bütün canlıların yaşamı, bakteriler şeklinde ilkel hücrelerle başlar. 3,5 milyar yıldan bu yana, bu tür canlılar, mutasyonlara uğrayarak, günümüz canlı türlerini oluşturur.

    Bilim bizlerin de, yaklaşık 6,5 milyon yıl önce, ortak ataya sahip olduğumuz ve gen benzerliğimiz 99,9 olan şempanzelerden ayrılmaya başladığınızı söyler. Böyle bir benzerlik bize, tüm canlıların ortak bir atadan geldiğini ve zaman süreci içerisinde, meydana gelen uyumlu mutasyonlarla farklılaştığını gösterir.

    Yaklaşık olarak 50 bin yıl önce ise, modern insan ‘Homo Sapiens’ ortaya çıkmaya başlar. O tarihten bu güne insanoğlu, bir önceki kuşaktan aldığı kültürü, kendi yaşadığı çağa göre uyarlayarak, bir sonraki kuşağa aktararak, bu günlere gelindi. Bu nedenle Alevilik öğretisini de bu kural ve kaideler içerisinde algılamamız gerekir. Çünkü evrenin tarihi, değişmeye yatkın olmayanların, değişime direnenlerin, değişime ayak uyduramayanların er ya da geç ortadan kalktığını gösterir. İnsanlık tarihi de, değişmeye yatkın olmayan, değişime ayak uyduramayan toplumların da, ortadan kalkığını anlatır. Bu nedenle Evren, evrim ve insan ve tüm canlılar birbirlerinin ayrılmaz birer parçasıdır. Bilim de bize, ‘Evrende hiçbir şeyin sabit kalmadığını, her an mimarisini değiştirdiğini, bu nedenle bugünün geçmişe benzemeyeceğini öngörür. Yani geçmiş tıpatıp örnek alınamaz; ancak gelecek için bilgi sağlanmasına hizmet eder’ der.

    Alevi öğretisinde ‘Varlığın birliği’ anlayışı ise:

    ‘Alevi öğretisinde de evrende var olan her şey, bir bütünün parçasıdır. Çünkü var olan her şey zincirleme olarak birbirleriyle bağlı, birbirleriyle özdeş ve birbirlerini etkiler. Bu nedenle var olanlar, aynı bütünün parçalarıdır. Her biri bütünün bilgisini, içinde taşır. Evren de en küçük bir taneciğin içinde, bütün evrenin bilgisi saklıdır. Bilge pirler der ki; ‘Damla deryadandır ve deryanın bütün nitelikleri onda gizlidir’. Bu bilimsel veriler ışığında, Alevi öğretisinde ‘Hakk’ anlayışı, varlığın birliğine dayanır.

    Evrende var olan her şey, uyum içerisinde Hakk’ı oluşturur. Bu denenle var olan her şey, bütünün parçasıdır. Evrendeki en küçük zerrenin içinde dahi, bütünün bilgisi vardır.

    ’Ne varsa âlemde, o vardır âdemde’ özdeyişinde olduğu gibi, insan küçük bir evrendir. Bir insanın içinde de, bütün insanlık ve evren saklıdır. O nedenle, evrende hiçbir şey tek başına değil, her şey birbirine bağlıdır. İnsana ve doğaya verilecek değere, her zaman saygılı olurlar. Bunun içindir ki Alevi yol uluları:

    ‘Hararet nardadır sacda değildir,

    Keramet baştadır taçta değildir,

    Her ne arar isen kendinde ara,

    Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir’ derler.

    Bu konuda âşık, ozan ve şairlerimizin birçok deyiş, türkü ve şiirleri vardır.

    Örneğin, Yunus Emre bunu şöyle dile getirir:

    ‘Evvel benim, ahir benim

    Canlara can olan benim

    Azıp yolda kalmışlara,

    Hazır medet eren benim

    …………………………

    Kâbe ve Put, iman benim,

    Çark vurup da dönen benim.

    Bulut olup göğe ağan,

    Rahmet olup yağan benim.

    ………………………………

    Yeri, göğü benim kuran,

    Ayrılmadan kayım duran,

    Irmaklara göl çağıran,

    Adım Yunus, umman benim’

    Cümle âlemin birliğine inanan, doğa ile barışık olan bir öğreti anlayışında, cana kıyarak, kan akıtarak, bir kutlama yapmak o öğretiye ihanettir. Çünkü kişiler doğanın hâkimi değil, bir parçasıdır. O nedenle doğada var olan her şeyle uyum içerisinde olmaları gerekir. Bu nedenle bir cana kıyarak, kan akıtarak bir bayram yapmanın Alevi öğreti ile bir ilgisi yoktur.

    Değerli hocamız Prof. Dr. Ali Demirsoy’un ‘Tanrı Parçacığından Güneşe’ adlı eserinden esinlenerek benim de, bütün canlar için dileğim:

    Üzerinde kuşların cıvıldadığı,

    Ağaç dallarının içine sarktığı,

    Şırıl şırıl akan temiz bir su kenarında,

    Dostlarımızla yürüyebileceğimiz,

    Eğilip kana kana su içebileceğimiz,

    Doğanın şiirini dinleyebileceğimiz,

    Bin bir çeşit renklerini görebileceğimiz,

    Güllerini, çiçeklerini ve çeşit çeşit bitkilerini koklayabileceğimiz,

    Tertemiz nefesler alabileceğimiz,

    Hiçbir engellerle karşılaşmayan hayvanların, özgürce danslarını seyredebileceğimiz bir doğada, tüm dostlarla birlikte özgürce yaşamak, dileklerimle;

    Aşk ile…”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sancar: Hak, hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz-VİDEO

    Sancar: Hak, hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, içinden geçilen dönemin tekçi, baskıcı, inkarcı ve kıyıcı zihniyet ile eşitlik, adalet ve özgürlük isteyen zihniyet arasındaki mücadelenin final yılı olacağının altını çizdi. Sancar, 2 Temmuz Sivas Katliamı’nda katledilenleri de anarak, “Orada o canlarımızı bizden alan o vahşet ateşi değil, o canların temsil ettiği ışık aydınlatıyor bu ülkenin geleceğinin yolunu. Bu ülkede halkların ortak mücadelesinin yolunu orada katledilen canlarımızın bize bıraktığı onurlu miras aydınlatıyor” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına, Şeyh Said, Seyid Rıza ve Orhan Doğan’ı anarak başlayan Sancar, Dersim’de eşit yurttaşlık ve halklar buluşması gerçekleştirdiklerini belirterek, “Yaşadığımız tarihsel deneyim ve mücadeleler ışığında o yalanlarla baş etmeyi öğrendiğimizi, doğruluğun ve dürüstlüğün kültürünü ve siyasetini inşa ettiğimizi, bu yolda mücadeleden vazgeçemeyeceğimizi bir kez daha haykırdık” dedi.

    Sancar, Alevi canlarla, inanç kesimleriyle ve kanaat önderleri ile yapmış oldukları toplantıda, inanç özgürlüğünden eşitlik talebine, eğitim hakkından yüzleşmeye varıncaya kadar bütün sorunların, ülke gündemine dair değerlendirmelerini ve dağ gibi büyüyen ülke sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini dinlediklerini aktararak, “Birlikte tartıştık, birlikte konuştuk, birlikte cevaplar aradık. Yol ve erkanın temel düsturu olan hakikat ve adalet yürüyüşünde Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözleriyle ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ dedik. Hünkarın 800 yıllık birlikte ve eşit yaşam manifestosu olan 72 millete bir nazarda bakmayan kırk yıl müderris olsa hakikate asidir. sözlerini hep birlikte dillendirdik. Davetimize icabet edip gelen, görüş, öneri ve eleştirileriyle bizleri irşat etme zahmetinde bulunan tüm canlara aşk olsun diyorum” diye konuştu.

    “FİNALE DOĞRU GİDİYORUZ”

    İçinden geçtiğimiz bu dönemin tekçi, baskıcı, inkarcı ve kıyıcı zihniyet ile eşitlik, adalet ve özgürlük isteyen zihniyet arasındaki mücadelenin final yılı olacağının altını çizen Sancar, “Finale doğru gidiyoruz. İşte bu final yılında başta Alevi canlarımız ve Kürt halkı olmak üzere bu ülkedeki tüm ezilenlerin mücadele ortaklığını pekiştirmek istiyoruz. Bu çağrımızı da her vesile ile yineliyoruz. Bunu neden bu kadar sıklıkla vurguladığımızı da açıklıyoruz. Bugün de biraz daha açacağız. Bundan sonra da bunun sebeplerini anlatmaya çalışacağız. Ama bugün burada konuşma yaparken bundan üç gün sonrasına bir saygı göndermemek, anmamak olmaz” diye belirtti.

    “HAK, HAKİKAT VE ADALET MÜCADELESİNİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”

    2 Temmuz Sivas Katliamı’nda katledilenleri de anarak sözlerinde devam eden Sancar, “Şimdiden onların anısı önünde de saygıyla eğiliyorum. Orada o canlarımızı bizden alan o vahşet ateşi değil, o canların temsil ettiği ışık aydınlatıyor bu ülkenin geleceğinin yolunu. Bu ülkede halkların ortak mücadelesinin yolunu orada katledilen canlarımızın bize bıraktığı onurlu miras aydınlatıyor. Bu mirasa da sonuna kadar bağlı kalacağımızın sözünü bir kez daha veriyoruz. Ayrıca canlarımızın hesabını sorma mücadelesinden bir an bile vazgeçmeyeceğiz. Hak, hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

    “BOYUN EĞMEYEN HDP BU İKTİDARIN KİMYASINI BOZMUŞTUR” 

    Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu iktidar düzenine ve beslendiği kirli sisteme gerçek kurtuluşunun adresi bu fikriyattır, bu program, inanç ve kararlılıktır.  HDP saldırıya devam edecekler çünkü sebebi biz de biliyoruz onlar da biliyor bu iktidarın korkusu büyüktür. Boyun eğmeyen HDP bu iktidarın kimyasını bozmuştur.

    Biz bekleyerek burada oturarak iktidarın sonu geldi diyerek bu sonu beklemeyeceğiz. Sonun gelmesi için her gün her alanda demokrasi özgürlük eve eşitlik mücadelesini en geniş birlikteliklerle sürdürmeliyiz. Halkların, ezilenlerin, dışlananların geleceği gasp edilen gençlerin hayatları talan edilen kadınların kararlı mücadelesini her gün yeniden büyüterek ancak bu sonu getirebiliriz. Demokrasi ittifakı çağrımızın amacı da budur. Biz çağrımızı sadece seçimlere endeksli bir çağrı olarak görmediğimiz defalarca söyledik. Evet, seçimler önemsiz değil hatta hiç değil hatta çok önemli ama her şeyi seçimde halledeceğini düşünerek, bugünün mücadele gereklerini yerine getirmeksizin oturup seyretmek ve boş sözler söylemekle bu düzen değişmez.”

    25 Haziran’da gerçekleşen Demokrasi Konferansı’na işaret eden Sancar, “200’ü aşan kuruluş bir araya gelerek bu konferans gerçekleştirdi. Bu ülkede herkesin partilere bakmadan ve bağlanmadan her şeyi partilere havale etmeden toplumsal mücadeleyi nasıl örebileceklerinin güzel bir örneğini verdiler” diye ifade etti.

    “HDP ONURUN, EŞİTLİĞİN, ÖZGÜRLÜĞÜN, BİRLİKTE YAŞAMANIN ADRESİDİR”

    “Biz HDP’yi kapattırmayacağız derken mahkemeden kapatma kararı çıkmaz demiyoruz. Biz HDP’yi fikriyat ve teşkilat olarak da yaşatacağız” diyen Sancar, şunları vurguladı:

    “İzmir il binasında yapılan saldırıyı da değinerek, “İzmir il binasında yapılan saldırıda Deniz Poyraz yoldaşımızı katlettiler. Katleden kimdi? Nefret ve Kürt düşmanlığı siyaseti ile ilişkili olan korunan kollanan bir kişiydi. Şiddet arıyorsanız bize değil bize yapılana bakacaksınız, bizim yaptığımız şey bu ülkede barışı savunmaktır. Evet, şiddet İşleri Bakanlığı’nın sözcüleri çıkıp da açıkça savundukları şeydir. Yani açıkça tekrar ediyorum, şiddetin odağı iktidarın kendisidir. Bu ülkeyi boğan, nefessiz bırakanların sırtını sıvazlarken, İzmir katliamcısına ‘abicim’ derken, kadınları nefessiz bırakmaya çalışan bu iktidar düzeni şiddetin odağı değil nedir? HDP midir şiddetin odağı. HDP onurun, eşitliğin, özgürlüğün, birlikte yaşamanın adresidir. Sizin şiddetinizi sonlandırmak için her türlü bedeli ödeyerek kararlılıkla mücadele yürüten insanlar topluluğudur HDP. Hakkari’deki sivil ölümlerini mi sayayım? Orman yangınlarını mı sayayım? Bingöl dört gündür yanıyor, yüreğimiz yanıyor. Ülkenin neresinde bir çalı, bir çiçek yanarsa en önce yüreği yanan bizleriz. O ormanları yakanların hangi rant planları için hareket ettiklerini biliyoruz. Binlerce kez de halkın önüne serildi bunlar.”

    “SİZ BU PARTİYİ Mİ KAPATABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ?”

    Sancar, “HDP işte ormanımızı, doğamızı, derelerimizi, Dersim’in gözelerini, Munzur’u, Hopayı, İkizdere’yi, Şexan’ı, Kanal İstanbul adı altında İstanbul’u talan etmek isteyen bu düzene karşı en kararlı mücadelenin adresidir” diyerek, şunları ifade etti:

    “Siz bu partiyi mi kapatabileceğinizi düşünüyorsunuz? Açıkçası kapatma davası bir korku ve korkaklık davasıdır. Korktukları için açtıkları davadır. Sonuç ne olursa olsun, sonuç mahkeme kararı ne olursa olsun, HDP fikriyatıyla ve halkların ortak mücadelesiyle her gün yeniden bu düzene karşı mücadelesini sürdürecek, eğer hesap seçimse inananın kapatsanız da seçimlerde ülkenin geleceğini belirleyecek gücünü sonu kadar ortaya koymanın yolunu yaratacaktır. O yolu kapatabileceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Elinizde bir tek toplu iğne kalsa dahi o toplu iğnelerle yeni yollar açacağız.  Bu inançla kuracağız arkadaşlar.

    BİRLİKTE YAŞAMASININ YOLUNU MUTLAKA AÇACAĞIZ

    Bu büyük birliktelik, geniş demokrasi ve eşit yurttaşlık ittifakı hayata geçsin yürüyüşünü büyütsün, bütün korkular, bütün korku duvarları yerle bir olacaktır. İte gerçek kurtuluş budur. bunun yolu da bizim fikriyatımızda azmimiz, inancımız vicdanımızda ve zerre kir bulaşmamış mücadelemizdedir. Bir araya geleceğiz, iri olacağız, diri olacağız ve bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Bu konuda umutsuzluğa yer yok çoğunluk biziz. Haklı biziz, o nedenle kazanacak olan biziz buna en önce bizler inanmalıyız. Sesimin ulaştığı her yurttaşa söz veriyoruz. Birlikte yürürsek bu talan yalan soygun ve kan düzenine son vereceğiz hepimizin özgür eşit bir gelecekte birlikte yaşamasının yolunu mutlaka açacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Topçu: Alevilerin sorunlarının bir danışmana havale edilmesi ciddiyetsizliktir-VİDEO

    Topçu: Alevilerin sorunlarının bir danışmana havale edilmesi ciddiyetsizliktir-VİDEO

    PİRHA- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek’in Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştirmesini değerlendiren DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu, Alevilerin sorunlarının bir danışmana havale edilmesinin devletin Alevilere ne kadar ciddiyetsiz yaklaştığının göstergesi olduğunu belirtti. 

    Alevi toplumu haklarının, somut taleplerinin hükümet tarafından kabul edilmesini beklerken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek, Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştiriyor. Kurumlara ve inanç önderleri, ‘bir ihtiyacınız var mı?’ sorusuna muhataplarının devlet olduğunun cevabını verirken, Alevilerin haklarının iadesi istediler.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek’in cemevleri ve Alevi kurumlarına yaptığı ziyaretleri değerlendiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Saime Topçu, ziyaretlerdeki amacın cemevlerini kendilerine bağlamak ve burada kendi Alevilerini oluşturmak olduğunu belirtti.

    Alevilerin sorunlarının bir danışmana havale edilmesinin, devletin Alevilere ne kadar ciddiyetsiz yaklaştığının göstergesi olduğunu vurgulayan Saime Topçu, “Devletin kendi içerisinde bu kadar birbirine girdiği, bazı rasyonel dinamiklerini kaybettiği süreçte herkes kendini Aleviler üzerinden temize çekmeye çalışıyor. Herkes kendini Aleviler üzerinden var etmeye çalışıyor” dedi.

    ”’NEYE İHTİYACINIZ VAR’ BASİTLİĞİ OLMAMALI”

    Saime Topçu, Türkiye’nin ancak demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde Türkiye halklarına çözüm üretebileceğine inandığının altını çizerek, şunları dile getirdi:

    “Eğer Alevileri dinlemek istiyorlarsa, Aleviler zaten her platformda sözlerini söylüyor ve taleplerini dile getiriyorlar. Biz Aleviler Türkiye halkları ile rızalaşabilecekleri, herkesin kendini güçlü ifade edebileceği yaklaşımlara, platformlara ihtiyaç duyuyoruz. Bunun da bu iktidar döneminde olmayacağı, net bir şekilde kanaat getirdiğimiz bir durumdur.

    Yeni bir restorasyon sürecine girilmek isteniyorsa bunun yöntemi Aleviler için uygun görülmüş bir danışmanın “Neye ihtiyacınız var?” basitliği olmamalıdır. Bu bizim rızalığımızın olmadığı ve bu yaklaşımın ne kadar gayriciddi olduğunu gösteren bir durumdur. Aleviler bu tür yaklaşımları çok iyi tanıyor. Buna tamah edenler şu hakikati iyi görmeliler: Eğer kendi toplumları için gerçekten hizmet yürüttüklerini düşünüyorlarsa, bu hizmeti toplumun değerlerine layık bir şekilde yürütmeleridir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Kulu: Sistem Aleviliği inkarı ve imhayı Alevilerin içindeki devşirmelerle yapıyor-VİDEO

    Kulu: Sistem Aleviliği inkarı ve imhayı Alevilerin içindeki devşirmelerle yapıyor-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Hakk’a yürüme erkanlarında Alevi inancından uzaklaşanları eleştirdi. Gerici grupların, Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyettin Ulusoy’a ve Hasan Doğan Dede’ye yönelik saldırıları da kınayan Kulu, “Geçmişte Pir Sultan’ları asan Hızır Paşalar her zaman olmuştur. Bunlar, sistemin yanında birer yamak olarak kalıp kendisine ikbal devşirmeye çalışmıştır” dedi.

    Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancına, Yola uygun olmayan uygulamalara ve bazı grupların Alevileri hedef almasına yönelik tepkiler sürüyor.

    Hakk’a uğurlama erkanlarında devriye ve mersiye okunmasına karşı gelen gerici gruplara bir tepki de Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu’dan geldi.

    Alevi hakikatine karşı ciddi bir saldırının olduğunu söyleyen Kulu, “Öncelikle altı çizilmesi gereken durum şu; bugün geldiğimiz demde, Aleviler kendi hakikati ile buluşuyor. Kendi tarihsel geçmişine, yaşamına, ocak ve ziyaretgahlarına tam yüzünü dönmüşken, sistem ve sistemin beslemesi olan ve isimlerinin önüne ‘Alevi’ kelamlarını koyarak, Aleviliğin kendi hakikati ile buluşmasının önüne geçebilmek için muazzam bir çaba var” dedi.

    “FASON ALEVİ KURUMLARI YARATILIYOR”

    Musa Kulu, Türkiye’de milliyetçi bir tabanda ‘Alevi Birliği’ oluşturulduğuna dikkat çekerek,

    Aleviliği İslam’ın içinde eritmek gibi bir çabanın olduğuna işaret etti. Ülkenin en temel sorunlarının başında Alevi sorununun olduğuna vurgu yapan Kulu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Tüm bu sorunların altında cebelleşen ve bu hakikatin çözümü için çabası olmayan sistem, fason Alevi kurumları yaratarak Alevi toplumsallığının hafızasını silmek, onları İslam’ın içinde eritmek sorumluluğu taşıyor.

    Onun için Aleviliğin bütün ritüellerini İslam’ın içine çekmek, sözünü, kemaletini, ikrarını İslami şekilde anlatmak, veyahut onunla birleştirmek, sanki oradan geliyormuş gibi göstermek gibi bir çaba var. Kendi tarihsel hafızasını anlayıp ve gelecek nesillere bırakma çabasının önüne geçilmek isteniyor. Aleviliğe ait olan her şeyin İslam’dan çıkıyormuş gibi göstermek çabası asimilasyonun başka bir versiyonudur. Bu, hakikatin ortaya çıkmasını engellemek için ortaya konulan bir çabadan başka bir şey değildir.”

    “OCAK HAKİKATİNDEN KOPAN, SİSTEME HİZMET ETMEK DURUMUNDA KALIR”

    DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, asimilasyoncu grupların saldırılarına karşı, Alevi örgütlerinin çabasını da değerlendirdi.

    Kulu, “72 millete aynı nazardan bakan, evrendeki her varlığı Hakk olarak görenler, milliyetçilik, yayılmacılık veyahut bir dilin esiri olmayı kabul etmez. Çünkü her dile, inanca hak olarak bakar” diyerek şunları söyledi:

    “Emperyal, yani yayılmacı, zorla diğer toplumları, inançları Müslüman ya da Hristiyan yapmaya çalışan bu çaba, başından beri olan bir hakikattir. Hal böyle olunca diğer inançları ortadan kaldırmak için ‘her yol mübah’ noktasından başlanmış. Bugün de halen devam ediyor. Diğer toplumların dillerini kültürlerini silmek ve hepsini Arapça düşünen, yani Allah sanki sadece Arapça biliyormuş gibi, Arapça dışında kullandığımız her dil günahmış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu aslında toplumsal hakikatte, yaşamda da yeri olmayan bir anlayıştır.

    Aleviliği sanki Ali ve Hüseyin ya da Kerbela ile başlamış gibi göstermek aslında Alevi hakikatini bilmemek demektir. İnsanoğlu ilk ayağa kalktı günden beri, etrafındaki nesnelere mana ve anlam yüklediği anda inançlar vardır. Alevilik doğa ile birleşen ve doğadaki her nesneyi Hakk olarak bilen bir inanç. Ve günümüze kadar da buna göre şekillenen, buna göre kendi ritüelini, ibadetini, ikrarını bütün evren ile bütünleştiren bir inancın mensuplarıyız. Şimdi bunu getirip İslam’ın, Hıristiyanlığın, Museviliğin içerisinde eritmek, kalıplara dökmek mümkün değil. Hal böyle olunca Alevi hakikatini bilmeyen, devşirmeler ya da devletten beslenenler, Aleviliği tanımlamaya, tariflemeye söylemeye çalışıyorlar. Ama hakikat böyle bir şey değildir.

    “HERKES KENDİ HAKİKATİNİ BİLİYOR”

    Mesela bugün bir Hristiyan, ‘Aslında İslam yanlış yapıyor. İslam öyle değil de böyledir. Şuradan başlar’ demesi ne kadar abes ise veya bir Müslümanın, İncil’i ya da onların ibadet biçimini eleştirmesi ne kadar abes ise bugün bu tür işlerin içine girenler de Aleviliği tarif etmeye çalışıyorlar. Herkes kendi hakikatini biliyor.

    Bugün bu söylemlerin sahibi olanlar aslında Alevilerin kendi hakikati ile yeniden buluşmasını, ocakları ile pirin talibi ile talibin piri ile buluşmasını, kendi ziyaretgahına gitmesini, o inancın dilini, kültürünü kullanmasıdır yasaklanmak istenen. Bu topluma saldırının bir başka biçimidir. Sistemin kendisi inkar ediyor ve imhayı yapıyor ama aynı zamanda ‘Alevilerin içindeki devşirmelerle nasıl vurabiliriz’ planları içerisindeler.

    “BUNLAR GÖREVLİ VE SİSTEM TARAFINDAN BESLENİYOR”

    Bu süreci başlatanların hepsi bir ocağın evladı olarak kendilerini göstermeye çalışıyor. Ocak hakikatinden kopan, kendi dilinden, kültüründen uzaklaşan herkes sisteme hizmet etmek durumunda kalır. Yani talibi, piri olmayan, Alevi yolu ile ilgili hiçbir gerçekliğini, ritüelini yerine getirmeyenlerin, Alevilik hakkında ahkam kesmesi, işin ne kadar Sünni, ne kadar zorlama olduğunu göstermek açısından çok barizdir. Bunlar birer görevli ve sistem tarafından beslenen ve Alevilerin kendi hakikati ile buluşmasının önüne geçmek için beyhude bir çabadan başka bir şey değildir. Bunların başarılı olma şansları yoktur. Eğer başarılı olunabilseydi bu kadar katliam ve zulüm olan bu coğrafyada imparatorlukların, Haçlı Seferleri’nin bile ortadan kaldıramadığı bu hakikati, bu tür Sünni ve zorlama grup ve kişilerin ortadan kaldırma şansı asla yoktur.”

    “SİSTEMİN YAMAKLARI, İKBAL DEVŞİRMEYE ÇALIŞMIŞTIR”

    DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyettin Ulusoy’a yönelik saldırılara da değindi. “Ulusoy bu ülkede Hacıbektaş postnişini ve o ocağın yol süreni olarak hala kendi hakikati ile yaşayan bir kişiliktir” diyerek şunları söyledi:

    “Siz bir inancın en başındakine saldırıp onu toplum içerisinde tartışılır hale getirirseniz orayı çökertirsiniz. Bu bir tür projedir. Veliyettin Ulusoy’a yönelik bu saldırının benzeri geçmişte 1937-1938’de Dersim’de, Abdülhamit döneminde de denenmiştir.

    Bütün dünyadaki Alevi toplulukları şunu bilir; bizim inancımız itikatımız, ilmimiz, Yol’umuz bellidir. Bu tür zorlamaların hiçbirisi bu hakikati gerçeğinden koparma şansına sahip değildir. Ama etkilenme muhakkak olacaktır. Hatta arayışlar da olacaktır. Çünkü eğer Yol’suz, pirsiz, talipsiz kalırsanız kendinize ruhsal bir tatmin bulma çabanız olacaktır. O zaman ‘ya zaten çoğunluk böyledir. Bizim de böyle olmamız lazım’ diyerek, sanki çoğunluğun söylediği doğruymuş gibi algılama başlar. Devletin çabası da zaten budur.

    “PİR SULTANLARI ASAN HIZIR PAŞALAR HEP OLMUŞTUR”

    Geçmişte Pir Sultan’ları asan Hızır Paşalar her zaman olmuştur. Bunlar, sistemin yanında birer yamak olarak kalıp kendisine ikbal devşirmeye çalışmıştır. Ama tarihte de lanetle anılmışlardır. Bugün bu çabanın içerisinde olan her birey, gelecekte düşkün ve yolundan çıkmış, kendi hakikatinden vazgeçmiş birer zavallı olmaktan kurtulamaz.

    Kendi hakikatimizi gelecek kuşaklara bırakmak gayreti konusunda yeteri kadar sorumluluk ve çaba içinde miyiz, buna odaklanmamız lazım. Bu konuda her birimizin kendi eksikliğini görerek, Alevi kurumlarının bir araya gelerek bu saldırılara karşı ortak bir söz söylemek ve bunu da en açık şekilde bu misyoner yapılara söylemesi gerekiyor. Eğer biz bu birliği yakalayamazsak bu tür misyoner yapılar karşısında geleceğimizi kaybedeceğimizin farkında olmalıyız. İnancımız şunu söylemiştir: Yol bir, sürek bin bir’dir. Her Alevi süreği birbiriyle aynı kelimeleri kullanmak zorunda değildir ama kendi yolunu bilir ve onun üzerinden cümle kurar. Bu birlik olmadığı sürece Aleviler hep hedef olur. Her birimiz, elimizi vicdanımıza koyarak bu işin sorumluluğunu en samimi duygularla yerine getirmeliyiz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • ‘Aleviliğin temel taşı Dar meydanı sembolik mahkemedir; hoşgörünün oluştuğu meydandır’

    ‘Aleviliğin temel taşı Dar meydanı sembolik mahkemedir; hoşgörünün oluştuğu meydandır’

    PİRHA-Pir Ali Büyükşahin, “Aleviliğin temel taşı” dediği ‘Dara Çekme’ ritüeli hakkında konuştu. Büyükşahin, “Dar Meydanı, eşitlikçi, paylaşımcı, barışçı, hoşgörülü olmak ve kimseyi incitmemek için eğitimden geçilen bir yerdir” diyerek inancın temel öğesi olan Dar konusunu anlattı.

    Aleviliğin temel taşı Dar meydanı dargınların barıştığı, hoşgörünün oluştuğu meydandır.

    Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, ‘Dara durmak, kendi özünü dara çekmek, dara çekilmek’ ritüelleri hakkında bilgi verdi.

    ‘Dar’ sözcüğünün Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça ve birçok dilde farklı anlamlarda kullanıldığını söyleyen Ali Büyükşahin, Türkçede kullanılan ‘Dar’ kelimesinin ‘ensiz nesne, sıkıntı, yetersiz, meydan, elverişsiz, duruş vb.’ anlamını taşıdığını söyledi. Büyükşahin, ‘Dar’ kelimesinin Arapçada; ‘yurt, ev’; Farsçada ise, ‘sahip olma, darağacı’ anlamında kullanıldığını belirtti. Ali Büyükşahin, ‘Dar’ kelimesinin Kürtçede ise, ‘ensiz, elverişsiz, ağaç’ gibi anlamlar taşıdığını da ekledi.

    “Alevilik ve Bektaşilikte ise ‘Dar’ sözcüğü tasavvufi ve batıni anlamda; meydanda, huzurda, cemde, erenler meydanında sorgulanmak ve arınmak için başvurulan bir duruş biçimidir ve önemli bir ibadet ritüelidir” diyen Pir Ali Büyükşahin, Dar ritüele hakkında şunları söyledi:

    “Dar meydanı, Alevilerin kendini kötülüklerden arındırmak (olgun insan) olmak, insan sevgisiyle donanmak, kul hakkına saygı duymak, eşitlikçi, paylaşımcı, barışçı, hoşgörülü olmak ve kimseyi incitmemek için eğitimden geçilen bir yerdir.

    Dar, Alevi-Bektaşilerin Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmek için ikrar verdikleri yerdir. Musahip canlar eşleriyle birlikte dede (Mürşit, Pir, rehber) huzurunda, Hakk didarında, Hallac-ı Mansur Darı’nda ve erenler meydanında ‘Görgüden’ geçerler. Görgüden geçmek, yeniden doğmak gibi kabul edilir ve bir kutsallık taşır. Bu bakımdan ‘dar’ eylemi cemde ön planda olup her Alevi canın benimsemesi ve önemsemesi istenir.”

    “YOLA GİRENLER YENİDEN DOĞMUŞ GİBİ OLURLAR”

    Pir Ali Büyükşahin, ‘Dara Durma’ ritüelinin nasıl gerçekleştiği hakkında da bilgi verdi. Alevi inancında yola girmek için ikrar vermenin gerekliliğine vurgu yapan Büyükşahin, “İki Musahip kardeş eşleriyle birlikte yol-erkan kurallarına göre darda dururlar. ‘Durulan dar’ Hakk didarında, Pir önünde (divanında) erenler meydanında ve Mansur Darı’ndan durulan duruştur. Dara duranların ayakları mühürlüdür. Alevi deyimiyle ‘Peymaçan duruş’ ile dara durulur” ifadelerini kullandı.

    Pir Ali Büyükşahin, Dar’da duranların yalınayak, baş açık, belleri; Allah, Muhammed, Ali üçlemesini sembolize eden üç düğümlü bel bağı (Kemerbest) ile bağlı olduğunu belirterek, şunları anlattı:

    “Sağ ayağın baş parmağı sol ayağın baş parmağının üstündedir. Buna ayak mühürleme denir. Kollar çaprazlama göğüs üzerindedir, parmaklar açıktır. İkrar vererek erenler meydanında yola girenler yeniden doğmuş gibi olurlar. Çünkü ikrarda maddi alemden manevi aleme geçmek inancı vardır. Ayrıca Alevi-Bektaşi inancında musahiplik ikrarı dışında da canların herhangi bir sorunu varsa ‘dara durmak, sorgudan geçmek durumu vardır.”

    “SEMBOLİK BİR MAHKEMEDİR”

    Pir Ali Büyükşahin “Kendi Özünü Dara Çekmek” ifadesine de açıklık getirdi. Büyükşahin, “Canların çözülmesi gereken bir sorunları varsa Pirin önderliğinde (rehber de hazır bulunur) yapılan sorgulamadır” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu sembolik bir mahkemedir. Hatalı görülen veya düşkün duruma düşmüş canlar sorgulanır ve cem erenlerinin onayı ile sorun çözüme kavuşturulur. Özünü dara çekmek Alevi-Bektaşi canların en çok önem verdikleri bir eylemdir. Çünkü bu darda arınmak, aklanmak ve kendini arındırmakla çok önemli bir duruş sergilenmiş olunur.”

    HOŞGÖRÜNÜN OLUŞTUĞU MEYDAN: DAR

    Ali Büyükşahin ‘Dara Çekilmek’ hizmetinin de nasıl yapıldığını şu sözlerle anlattı:

    “Canın, herhangi bir kusuru, hatası ve yol-erkan kurallarına aykırı bir hareketi varsa dede (Mürşit, Pir ve rehberin de hazır bulunması gerekir) önderliğinde erenler meydanında dara çekilmesidir. Talip hatalarından ve suçlarından ötürü erenlerden bağışlanmasını ister. Can (talip) yol-erkanla ve toplumla iyi ilişkiler kurması için çalışması öğütlenir. Talip bu darda kendini dedikodulardan ve suçlardan arındırır. Talip dara çekildiğinde, ‘her cezaya razı olacağını, Hakk için, yol için asılmaya hazırım’ der.

    Dar meydanı, küskünlerin, dargınların barıştığı, hoşgörünün oluştuğu meydandır. Alevi inancında ve geleneğinde küskünler ve dargınlar barıştırılmadan, cem erenlerinden rızalık alınmadan cem ibadetine başlanmaz.”

    “DARA DURMA RİTÜELLERİ AKSAMAKTA”

    Pir Ali Büyükşahin, kentlerde ‘dara durma’ ritüelinin ne derece yaşatıldığını da anlattı. Büyükşahin, Alevilikte Yol-erkan sisteminin düzensizliğine işaret ederek şunları ifade etti:

    Geleneksel Alevilikte canların birbiriyle iletişimi daha kolaydı. Dede, taliplerine kavuşabilmek, görüşmek ve onların sorunlarını çözebilmek için olanak bulabiliyordu. Ama şimdi kentlere göç eden ve göç etmek zorunda kalan Aleviler zor koşullar altında yaşamaktadırlar. Önce geçim sıkıntısı baş göstermektedir ve ayrıca dağınık bir şekilde kentlere yerleşenler arasında iletişim zor kurulmaktadır. Yapılan cemevleri tam anlamıyla gereken gereksinimi karşılayamamaktadır. O bakımdan dede, kendi ocağına bağlı taliplerle görüşmesi onların sorunlarını çözmesi ve yol erkan yürütmesi oldukça zorlaşmaktadır. Onun için ‘dara durma ritüelleri’ aksamaktadır.

    Yaşadığımız bu çağda Alevilerin geleneksel Alevilikte olduğu gibi bir düzenleri yoktur. Alevilikte yol-erkan sistemi düzenli yürüyememektedir. Toplumsal, dinsel, kültürel ve sosyal olarak gelişmek için büyük çabalar gösterilmelidir. Alevilik aydınlıktır, evrenselliktir, insan sevgisiyle donanımlıdır. Onun için Alevilik tüm ritüel ve yaşam şekliyle yaşatılmalıdır. Çağın ve demokrasinin buna gereksinimi vardır diye düşünüyorum. Şunu önemle belirtmek istiyorum ki, Alevi-Bektaşiliği özünden uzaklaştırmamak koşuluyla eğer geleneksel Aleviliği yaşatamıyorsak hiç olmazsa modern Aleviliği donanımlı bir şekilde sürdürmeye çalışalım. Her ocak dedesi kendi ocağına bağlı erenlerle Aleviliği yaşatmaya çalışmalıdır.

    Alevilik, Musahiplik kurumu ile, ikrar, görgü cemiyle, Hızır ve Muharrem orucuyla, Hıdrellez ve Nevruz cemiyle, insan sevgisiyle, hoşgörüyle, eşitlik ve paylaşımcılığıyla, barışçılığıyla insan-ı kamil kavramıyla ve kul hakkına saygı duymasıyla bütünleşen ilkeleriyle yaşatılmalıdır.”

    ALEVİLER, DAR İLE BİRLİK VE BERABERLİKLERİNİ SAĞLAMIŞLARDIR

    Pir Ali Büyükşahin, Dar ritüelinin “kutsal bir duruş” olduğunu ve aynı zamanda Alevi inanç temel taşlarının en başında geldiğinin altını çizdi. “Bu duruşta arınmak, arındırmak, aklanmak ve sorgulanmak vardır” diyen Büyükşahin, şu sözlerle anlatımını sürdürdü:

    “Aleviler yüzyıllardan bu yana ‘dara durmak, dara çekilmek’ kurallarını uygulayarak kendi varlıklarını ve inançlarını yaşatmışlardır. Bu konuda hiç ödün vermemişlerdir. Dik durmuşlardır. Kendi içlerinde ne sorunlar varsa çözmeye uğraşmışlardır. Hatta bu yolda canlarını bile vermekten geri kalmamışlardır. Birlik ve beraberliklerini bununla sağlamaya çalışmışlardır.

    Alevi toplumu, tarih boyunca gerici ve baskıcı yönetimler tarafından dışlanmış, asimile edilmiş, hor görülmüş, sürgün edilmiş ve hatta yok edilmiştir. Bu durum karşısında varlıklarını sürdürebilmek için büyük mücadeleler vermiştir. Varlık ve inançlarını yaşatmak için kendi içinde mürşidiyle, piriyle, rehberi ve topluluğu ile sosyal, toplumsal, dinsel ve kültürü ile bir bütünlük sağlamış. İnançları uğruna canını veren, büyük erenleri kendine önder olarak seçmiştir. Bu büyük önderlerin özellikle ‘Dar’ sisteminde daha çok ön planda olduklarını görüyoruz.

    Darda duruş biçimlerini dört büyük piri (ereni) örnek olarak almışlardır:

    • Mansur Darı
    • Fazlı Darı
    • Nesimi Darı
    • Fatma (Hüseyin) Darı

    Mansur (Hallac-ı Mansur) Darı: Darağacına asılarak idam edilmiştir. Dara asılı gibi, pirin huzurunda erenler meydanında elini sallandırıp durmaktır.

    Fazlı Darı: Karnına hançer vurularak şehit edilmiştir. Yüzü secdededir.

    Seyyid Nesimi Darı: Derisi yüzülerek şehit edilmiştir. Darda diz üstü oturarak.

    Fatma (Hüseyin Darı da denilir) Darı: Hüseyin darındaki duruş biçimidir. Hz. Fatma, Hz. Muhammed’in biricik ve sevgili kızı, Hz. Ali’nin sevgili eşi, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in sevgili annesidir.”

    DARDA DURUŞ BİÇİMİ NASIL OLUR?

    Pir Ali Büyükşahin, Darda duruş biçimleri hakkında da bilgi verdi. Dar esnasında ayakların mühürlü olduğunu belirten Büyükşahin, “Sağ ayağın baş parmağı, sol ayağın baş parmağı üzerindedir, eller çapraz göğüstedir” dedi.

    Dar çeşitlerine de değinen Pir Ali Büyükşahin, anlatımını şu iki balıkla sürdürdü:

    1-İkrar (Musahiplik) Darı

    Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmek için dardan geçilir.

    2-Düşkün Kaldırma Darı

    Yol-erkan kurallarına aykırı hareket edenler için yapılan dar.

    ‘DARDAN İNDİRME’ NASIL YAPILIR?

    Pir Ali Büyükşahin, Dardan İndirme ritüeline dair “Hakk’a yürüyen için yapılan helallik merasimidir” diyerek şöyle devam etti:

    “’Darda duruş’ biçimini göz önüne aldığımız zaman Aleviliğin inanç biçimini ve önemini daha iyi anlıyoruz. Bütün dinlerde ve mezheplerde tanrısal varlığa secde etmek, yakarmak, yalvarmak vardır ve uygulanmaktadır. İşte Alevi de eğer varlığını ve inancını yaşatmak istiyorsa ibadetin ritüellerine bağlı kalması gerekiyor. Alevi’nin ibadetinde hiçbir ritüelde gericilik ve batıl inanç yoktur. Çünkü Alevi aydınlığa, çağa ve gerçeğe açıktır. Ama ne var ki Alevi gençlerimiz bu konuda gerekli ilgiyi göstermemekteler. Eğer maddi ve manevi bir destek sağlanırsa iyi bir düzene girer sanıyorum.

    Sonuç olarak şunu söylemekte yarar var. Alevi toplumsal, siyasal, dinsel, sosyal ve kültürel olarak gereken desteği alamamaktadır. Özellikle maddi ve manevi alanda yalnızlık, yoksunluk, yoksulluk içinde yaşamamaktadır. Bütün bu sorunlar karşısında Alevi, inanç ritüellerini sürdürmede zorluk çekmektedir.

    Her dinin ve mezhebin kendine ve inancına özgü ibadet kuralları vardır. Ama hiçbiri Alevilikteki ‘Dara Durma’ ritüeline uymamaktadır. Çünkü Alevilikte, İslam ile birlikte değişik dinlerin, kültürlerin ve uygarlıkların az da olsa etkisi bulunmaktadır. O bakımdan ‘Alevilikte evrensel bir inanç sistemi vardır’ diyoruz.

    Alevilik, İslam’ı tasavvufi ve batıni anlamda yorumlar, Ehl-i Beyt’in düşünce ve duruşunu benimser ve bütün dinlere, inançlara hoşgörüyle bakar. Din, dil, mezhep, ırk, düşünce, cinsiyet ayrımı yapmaz, kadın-erkek eşitliğini ön planda tutar ve insan sevgisine önem verir.”

    “ALEVİLİĞİ YAŞATMAK BİZİM İÇİN BİR GÖREVDİR”

    Pir Ali Büyükşahin, son olarak Yol önderlerinin, hizmetlerin kaybolmaması konusunda nasıl rol alması gerektiğine değinerek şunları söyledi:

    Alevilik, atalarımızdan bize miras olarak kalmıştır. Alevilik tarihin akışı içerisinde bunca baskı ve asimilasyon hareketlerine karşın mücadelesini sürdürerek bu zamana kadar ödün vermeden gelmiştir. Bu mücadelede Mürşitlerin, Pirlerin, Anaların, rehberlerin ve Alevi inançlı erenlerin büyük emekleri vardır. Onlara saygı duymak bir borçtur. Bundan ötürü Aleviliği yaşatıp, gelecek nesillere aktarmak bizim için bir sorumluluktur ve görevdir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler:

    ‘Dara durmak, kişiyi yargılamak değildir, canı hatasının bilincine vardırmaktır’

  • Engin: Alevilikte Hakk anlayışı varlığın birliği ve insanın kutsallığı üzerine kuruludur

    Engin: Alevilikte Hakk anlayışı varlığın birliği ve insanın kutsallığı üzerine kuruludur

    PİRHA- Kureyşan Ocağı dedelerinden Musa Kazım Engin, Alevi-Kızılbaşlarda Tanrı-Hakk anlayışını yazdı. Engin, “Aleviliğin Hakk anlayışı varlığın birliği ve bunun en mükemmel parçası olan insanın kutsallığı üzerine kuruludur. Alevi-Kızılbaşlar varlığın birliğine, her şeyin Hakk’ın kendi varlığından, ışığından, nurundan bir parça olduğuna inanırlar” dedi. 

    Kureyşan Ocağı dedelerinden Musa Kazım Engin, “Hak ve Hakikat Yolu Alevilik” kitabından bir bölümünde yer verdiği Alevi-Kızılbaşlarda Tanrı-Hakk anlayışını yazdı.

    Engin, “Aleviliğin Tanrı (Hakk) anlayışı varlığın birliği ve bunun en mükemmel parçası olan insanın kutsallığı üzerine kuruludur. Alevi-Kızılbaşlar (vahdeti mevcut) varlığın birliğine, her şeyin Hakk’ın kendi varlığından, ışığından, nurundan bir parça olduğuna inanırlar” dedi.

    “İNSANIN HAKK’IN NURUNU TAŞIDIĞINA İNANILIR”

    Musa Kazım Engin Dede, “Varlığın ‘yoktan var olmadığı gibi, vardan yok edilemeyeceğine’, Tanrı, kâinat( evren) ve insanın, (tüm âlemin) bir bütün HAKK olduğuna ve bu varlığın en mükemmel parçası olan insanın Hakk’ın nurunu taşıdığına inanılır” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu nedenle tüm varlıkla birlikte, İnsanı Kâmiller ve cemlerimizde darına durduğumuz Halacı Mansur’un, Nesimi’nin, En-El Hak ‘Hakk benden, ben Hakk’tanım, Hak-i-kat’ım’ düşüncesi, Aleviliğin Hakk – Tanrı anlayışının özünü oluşturur.
    Bu anlayışa örnek; çağdaş İnsan-ı kâmillerimizden Aşık İsmail Daimi; “Kâinatın aynasıyım/ Madem ki ben bir insanım/ Hakk’ın varlık deryasıyım/ Madem ki ben bir insanım/ İnsan Hakk’ta Hakk insanda/ Ne ararsan bak insanda / Enel-Hakk’ım ismim ile Hakk’a erdim cismim ile/ Benziyorum resmim ile/ Madem ki ben bir insanım” diyerek dile getirmektedir.

    “ALEVİLİK-KIZILBAŞLIK ÖĞRETİSİNDE İNSAN YAŞAMI KADİM BİR YOL’DUR”

    İslam buna Tanrıya şirk koşmak demekte ve cezasını da “idam”! olarak vermektedir. “İnsan çok büyüktür, tarif hiç gelir, Tarif etsem Hakk’tan bana suç gelir.”

    Alevi-Kızılbaş öğretisinde insan yaşamı, Hakk ile bütünleşmeyi amaçlayan uzun ince “devriyeli” ve kadim bir Yol’dur. Alevilik-Kızılbaşlıkta Hakk ile bütünleşmeye giden YOL, 4 kapı 40 makamdan geçer.
    Edebine sahip olup, hak yemeden haksızlık önünde eğilmeden, zalime karşı, mazlumun yanında, 72 milleti bir görerek, bilim, sevgi ve saygı yolundan ilerleyerek, insanın kendini bilmesi, eksiğini bilmesi, kendi özündeki Hakk’ı arayıp bulması, Kâmil insan olmaya çalışması, Hakk için, halka hizmet etmesi ile olur (Halka hizmet, Hakk’a hizmet= insanlığa hizmettir) Alevi-Kızılbaşlar bu nedenlerle inançlarını, “HAK VE HAKİKAT YOLU” diye tanımlarlar.

    “OKUNACAK EN BÜYÜK KİTAP İNSANDIR”

    “Dert sende, derman senin elinde ama bilmiyorsun, illetinin sende olduğunu görmüyorsun, sen kendini küçük bir cisim sanırsın. Hâlbuki Büyük Evren ( Kâinat) sende saklıdır. Sen öyle bir kitapsın ki, gizli olan şeyler “O” kitabın harfleri ile meydana çıkar, okunur. Kâinat kitabında yazılı olan şeylerin hepsi sendedir. Çünkü okunacak en büyük kitap insandır!”
    İnsan; ham ervahlıktan, İnsan-ı Kamile evrilecek ve bu yolda 4 kapı ve 40 makamdan geçecektir.
    “Ham ervahlıktan, İnsan-ı Kâmil’e, Yol O’dur ki Işık ile gidile.” Aklı-mantığı-bilimi “Işığı” takip edecek, gerçeği arayacak ve bulacak, başka bir yol yoktur, Yol ise zaten budur!” Aleviliği bu sözlerde yakalamak, bu sözlerin ışığında yorumlamak ve İnsan-ı Kâmil yolculuğunda bu sözleri temel ilham kaynağımız olarak görmek zorundayız.

    Musa Kazım Engin Dede, “Yol ulularının veciz ifadelerle yapılan anlatımını dikkatle, satır, satır incelediğimizde bize gerekli ışığı vermektedir. Bu yolculukta Aleviliği doğru anlamak ve anlatmak için “zor “ olan yolu yani aklı- mantığı-felsefeyi ve düşünceyi esas almalıyız/alacağız” dedi.

    “KUL’UN BEYNİ ÖZGÜRLEŞMEZ”

    Kolay olan yolun, soru sormayan, irdelemeyen, sorgulamayan, sadece “İman eden, inanmayı emreden, akıl ve sezgileri kullanmayan biat kültürü olduğunu belirten Engin, şunları kaydetti.

    “Çünkü biat edenin sezgiye, akla, mantığa ve onun sorarak, sorgulayarak elde ettiği felsefeye ihtiyacı yoktur. Biat eder, biat ettiğine iman eder ve egemen olana uyar. Uysaldır, tartışmaz, emredileni yapar, neden yaptığını düşünmez, bu yüzden “KUL’dur. Beyni asla özgürleşmez.

    “ASIL ZOR OLAN ALEWVİ FELSEFESİNİ KAVRAMAKTIR”

    Asıl zor olan ise Alevi felsefesini kavramaktır. Maalesef Aleviliğin en az konuşulan ve en az bilinen yönü O’nun felsefi boyutudur. Aleviyi ayaklar üzerine dikecek, yön felsefesidir. Çağdaş insan yaratmanın özgür beyinlerle olacağı, Kâmil İnsan olmak için önce düşünen, sorgulayan, soran bir sürecin yaşanması gerektiği, bu süreç sonunda insanın İlm-el Yakin (Hakk’a İlim ile yaklaşma) prensibinin yakalandığını Alevi Yol önderleri yüzyıllarca anlatmışlar ve uygulamışlardır.
    Bizler de bu Yol’dan, ilim yolundan, bilim yolundan gidecek, ‘dava İnsanlık davasıdır, okunacak en büyük kitap insandır’ diyeceğiz. Yol’un engebeli, dolambaçlı ve dikenli olduğunu biliyoruz. Egemen olana biat edenlerin arkalarına aldıkları bilinen ve bilinmeyen güçlerle saldırıları elbette olacaktır. Ama gelecek; düşünen, sorgulayan, okuyan, öğrenen ve düşüncelerini bir adap ve edep içinde insanlıkla paylaşanların olacaktır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Mümin Lama Hakk’a uğurlandı

    Mümin Lama Hakk’a uğurlandı

    PİRHA- Hakk’a yürüyen Kosova Bektaşilerinin Temsilcisi Mümin Lama toprağa sırlandı.

    Hakk’a yürüyen Mümin Lama, postnişi olduğu Jakova Dergahı’nda Hakk’a uğurlandı. Pandemi koşullarında sosyal mesafeye uygun olarak gerçekleşen Hakk’a uğurlama erkanına çok sayıda kişi katıldı.

    (HABER MERKEZİ)