Etiket: halepçe

  • İstanbul’da Halepçe ve Beyazıt katliamları unutulmadı: Demokratik mücadele hatırlatıldı!

    İstanbul’da Halepçe ve Beyazıt katliamları unutulmadı: Demokratik mücadele hatırlatıldı!

    PİRHA- Demokratik Kurumlar Platformu, “Halepçe ve Beyazıt Katliamlarını Unutmadık, Unutturmayacağız” sloganıyla İstanbul Fatih’te Beyazıt Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamada katliamların halklara yönelik sistemli baskı ve şiddet politikalarının birer sonucu olduğu vurgulandı.

    İstanbul Fatih’te Demokratik Kurumlar Platformu tarafından düzenlenen açıklamada, Halepçe ve Beyazıt katliamları anıldı. “Helepceyê Heta Beyazidê Qetliaman Ji Bîr Neke, Nede Jibîrkirin” pankartının açıldığı etkinlikte, katılımcılar sık sık “Helepçe Birîna Gelê Kurd e”, “Beyazıt’ı Unutma Unutturma” ve “Helepçe Rûmete, Rumeta Me Ye” sloganları attı.

    Katılımcılara açıklamayı Kürtçe Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Marmara 3’üncü Bölge Eşsözcüsü Hasan Teymur, Türkçe ise Özgür Kadın Hareketi’nden (TJA) Rojda Yılmaz okudu. Açıklamada, 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nde 7 öğrencinin yaşamını yitirdiği Beyazıt Katliamı ile 16 Mart 1988’de Irak’ta Saddam Hüseyin yönetiminin Halepçe’ye düzenlediği kimyasal saldırı hatırlatıldı.

    KATLİAMLAR HALKLARA KARŞI PLANLI SALDIRILARDI

    Açıklamada, “Beyazıt ve Halepçe katliamları, halkların eşitlik, özgürlük ve demokratik hak taleplerini bastırmaya yönelik gerçekleştirilen saldırılardır. Halepçe katliamı, BAAS rejiminin Kürt halkına karşı yürüttüğü en acımasız politikaların sonucudur. Beyazıt Katliamı ise Türkiye’de sosyalist gençlik hareketlerinin eşitlik ve özgürlük mücadelesine verilen cevaptır” denildi.

    Katliamların halkların haklı mücadelesini durduramayacağı vurgulanan açıklamada, “Kürt halkı, hem sahada hem diplomasi alanında varlığını kanıtlamış bir halktır. Halepçe katliamında yaşamını yitirenleri saygı ve minnetle anıyor, insanlık düşmanı saldırıyı gerçekleştirenleri lanetliyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    HALEPÇE: İNSANLIK TARİHİ İÇİN KARA BİR LEKE

    1988’de Irak’taki Baas rejimi tarafından Halepçe’ye kimyasal silahlarla düzenlenen saldırıda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 5 bin kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmış ve sakat kalmıştı. Katliamın etkileri bugün hâlâ fiziksel ve ruhsal olarak mağdurların yaşamında devam ediyor.

    İran ile ABD-İsrail hattında 28 Şubat’ta başlayan savaşın yarattığı istikrarsızlık nedeniyle, 135 bin nüfuslu Halepçe’de bu yılki ulusal yas günü sessiz geçecek. Açıklamada, tarih boyunca süren baskı ve saldırılara rağmen halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesinin durmayacağı mesajı verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız!’-VİDEO

    ‘Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız!’-VİDEO

    PİRHA-Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarının üzerlerinden geçen yıllara rağmen hafızalardaki canlılığını, yüreklerdeki acısını koruyor. Yaşadığımız katliamların hesabını barış ve kardeşliğin ülkesini kurarak soracağız” denildi.

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair Attalos Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı DEM Parti Antalya İl Eş Başkanı Selami Özyaşar okudu.

    “MART AYI KATLİAMLARININ AYRI BİR YERİ VARDIR”

    Katliamlar tarihi olan Türkiye’de mart ayı katliamlarının ayrı bir yeri olduğunu belirten Selami Özyaşar, “Bundan tam 47 yıl önce 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi öğrencisi yedi devrimci genç kontrgerilla tarafından katledilmiştir. Günler öncesinde katliam hazırlığı yapıldığı yönündeki istihbarata rağmen hiçbir önlem alınmamış, katliama açıkça göz yumulmuştur. Sorumlular bilinmesine rağmen yıllar süren davanın üstü kapatılmış, katliamın arkasındaki güçler açığa çıkartılmamıştır. Tarihe Beyazıt Katliamı olarak geçen bu katliamdan 10 yıl sonra ise tüm dünya Halepçe vahşetine tanıklık etmiştir. 16 Mart 1988 günü Saddam Hüseyin rejimi tarafından gerçekleştirilen hava saldırılarında Halepçe Kasabası ve civarı kimyasal silahlarla bombalanmıştır.

    Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan katliamda çoğu çocuk ve kadın 12 bin kişi yaşamını yitirmiştir. Bölgeye ilişkin hesapları olan emperyalist ülkeler ve gerici bölge yönetimleri yaşanan bu vahşeti seyrederek en az Saddam Hüseyin rejimi kadar büyük bir insanlık suçuna imza atmıştır. 12 Mart 1995 tarihinde ise katliamlar tarihimize Gazi katliamı eklenmiştir. Alevi yurttaşlarımızın gittikleri kahvehanelerin ve cemevinin hedef alındığı silahlı saldırılarda ve saldırıları protesto etmek için toplanan halkın üzerine ateş açılması sonucunda 23 vatandaşımız katledilmiştir. Katliamın gerçek faillerinin ve arkasında yer alan güçlerin değil, birkaç tetikçinin yargılandığı davada hukuk, devlet şiddeti karşısında bir kez daha suskunluğa gömülmüş, katliamcılar aklanmıştır” dedi.

    “ŞENGAL’DE EZİDİLERE UYGULANAN KATLİAMIN AYNISI SURİYE’DE ALEVİLERE YAPILMAKTADIR”

    Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarının üzerlerinden geçen yıllara rağmen hafızalardaki canlılığını, yüreklerdeki acısını koruduğunu vurgulayan Özyaşar, “Ne yazık ki, yaşanan katliamların utancıyla yüzleşmek yerine inkârı yüceltenler, sorumlularından hesap sormak yerine üstünü kapatanlar yeni katliamlara, cinayetlere davetiye çıkarmaya devam etmiştir. İktidar uğruna ırkçı, şovenist politikalara sarılan, halkları düşmanlaştırmada sınır tanımayan zihniyet Maraş katliamından Çorum katliamına, Sivas-Madimak katliamından Roboski katliamına, Suruç katliamından Ankara Gar katliamına uzanan, yüzlerce canımızı aramızdan koparan bir vahşet tablosu yaratmıştır. Katliamların gerçek failleri ve arkasında yer alan güçler açığa çıkarılmamış, her defasında sadece birkaç tetikçinin yargılandığı davalarda hukuk ve adalet suskunluğa gömülmüştür. Dün Şengal’de Ezidilere İŞİD barbarları tarafından uygulanan katliamın aynısı bugün Suriye’de Alevilere yapılmaktadır. Bu katliamların durdurulması ve Ortadoğu’da farklı olan her inancın her halkın yaşam hakkının güvence altına alınması için başta hükümeti ve uluslararası güçleri göreve çağırıyoruz” diye belirtti.

    “YAŞADIĞIMIZ KATLİAMLARIN HESABINI KARDEŞLİĞİN ÜLKESİNİ KURARAK SORACAĞIZ”

    Beyazıt, Halepçe, Gazi ve Suriye katliamlarında hayatını kaybedenler şahsında şimdiye kadar katliamlarda hayatını kaybedenleri anan Özyaşar, “Yeni katliamlar yaşanmasını engelleyebilecek tek şey demokrasinin, adaletin, barışın ve kardeşliğin hâkim olduğu, hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin eşit yurttaş olarak kabul edildiği, farklılıklarımızın zenginlik olarak görüldüğü bir ülke ve dünya mücadelesini yılmadan, usanmadan sürdürmekten geçmektedir. Bunun için halkların birlikte yaşama umudunu yok etmeye çalışanlara karşı bundan sonra da birbirimize daha fazla kenetlenmeye devam edeceğiz. Yaşadığımız katliamların hesabını barış ve kardeşliğin ülkesini kurarak soracağız” diye konuştu.

    PİRHA/ANTALYA

  • Halepçe ve Beyazıt’ta yaşamını yitirenler Antep’te anıldı-VİDEO

    Halepçe ve Beyazıt’ta yaşamını yitirenler Antep’te anıldı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Antep İl Örgütü, Halepçe Soykırımı’nın 36. yıldönümünü dolasıyla basın açıklaması yaptı. DEM Parti Antep İl yönetimi, Baas Rejiminin Kürtlere karşı işlediği soykırımı kınayarak, “Bütün katliam ve yıldırma politikalarına karşı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi bir kez daha ilan ediyor Halepçe ve Beyazıt Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Antep İl Örgütü, Halepçe kentine 16 Mart 1988’de düzenlenen kimyasal saldırı ile 16 Mart 1978’de İstanbul’da öğrencilerin katledilmesinin yıldönümü sebebiyle basın açıklaması yaptı.

    Antep Demokrasi Meydan’ında bir araya gelen yurttaşlar adına basın açıklamasını DEM Parti Antep İl Eş Başkanı Mehmet Satan okudu. Satan, Halepçe Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak “Kürtler, soykırım girişimlerine rağmen hiçbir zaman özgürlük taleplerinden vazgeçmadi. Baskı, katliam ve şiddet yöntemleri karşısında Kürtler barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesini büyüterek Ortadoğu’da bir arada yaşamın imkanlarını yarattı. Halepçe Katliamı’nın failleri, insanlık tarihinde lanetlenirken meşru ve insani hak mücadelesini sürdüren Kürt halkı, direnişiyle bütün ezilen halklara umut olmaya devam etmektedir” dedi.

    “SOYKIRIMA RAĞMEN KÜRTLER ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNDEN VAZGEÇMEDİ”

    Saddam Hüseyin’in, “bir katliamcı iktidar” olarak tarihe geçtiğini dile getiren Satan, “Baskı, katliam ve şiddet yöntemleri karşısında Kürtler barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesini büyüterek Ortadoğu’da bir arada yaşamın imkanlarını yarattı. Halepçe Katliamı’nın failleri, insanlık tarihinde lanetlenirken meşru ve insani hak mücadelesini sürdüren Kürt halkı direnişiyle bütün ezilen halklara umut olmaya devam etmektedir” diye konuştu.

    BEYAZIT’TA YAŞAMINI YİTİRENLER DE ANILDI

    Katliam ve yıldırma politikalarına karşı mücadelelerini sürdüreceklerini belirten Mehmet Satan, 1978’de Beyazıt’ta yaşananları da hatırlatarak şöyle devam etti:

    “1970’li yılların ortalarından itibaren büyüyen toplumsal muhalefet ve yükselen devrimci gençlik dalgasına karşı devreye konulan katliamlardan biri olan ve tarihe Beyazıt Katliamı olarak geçen saldırı 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul Üniversitesinde okuyan devrimci öğrencilere karşı gerçekleştirildi. Daha sonra açılan davalarda da net olarak ortaya çıkan ve sivil faşistler ile kontrgerillanın elbirliğiyle gerçekleştirdiği kanıtlanan katliamda 7 öğrenci yaşamını yitirdi, 41 öğrenci ise yaralandı.”

    PİRHA-ANTEP

     

  • Devrimci 78’Liler Federasyonu: Mart ayı umudun, haklılığın ve direnişin kazandığı aydır

    Devrimci 78’Liler Federasyonu: Mart ayı umudun, haklılığın ve direnişin kazandığı aydır

    PİRHA – Devrimci 78’Liler Federasyonu, Mart ayı içerisinde yaşanan askeri darbe ve katliamlara ilişkin açıklama yaptı. Yapılan paylaşımda “Mart ayı katliamların ayı olduğu kadar direnişin de ayıdır. Gün gelecek devran dönecek darbeciler halka hesap verecek! Yaşasın Devrim ve Sosyalizm” denildi.

    Devrimci 78’Liler Federasyonu, Mart ayı içerisinde yaşanan katliam ve direnişlere ilişkin yazılı açıklama yaptı. “Mart ayı umudun, haklılığın ve direnişin kazandığı aydır. Devrim için düşenler onurumuzdur. Gün gelecek devran dönecek darbeciler halka hesap verecek! Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!” denildi.

    Devrimci 78’Liler Federasyonu’nun açıklamasında, “demokrasiyi ve demokratik alanları savunmak olmazsa olmazımız” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Mart ayı katliamların ayı olduğu kadar direnişin de ayıdır. Mart başında Diyarbakır zindanlarından yükselen insanlık onurunun çığlığı tüm coğrafyayı saracak, 8 Mart’tan başlayan emekçi kadınların direnişi, Newroz’la taçlanacak ve doğanın uyanışı ile bütünleşecektir.

    Bu uyanış bahar eylemliliklerini, Gezileri, Haziran direnişlerini getirecektir. Her katliamın bir de direniş yüzü vardır. Devrimci dayanışma destanının yazıldığı Kızıldere’den Diyarbakır zindanlarına kadar, darağaçlarından, hain pusulardan, işkence hanelerden, Gazi’ye, Ümraniye’ye kadar Halepçe’den Kamışlo’ya kadar hep direne direne katledildik. Buralarda birer direniş destanı yazılmıştır.

    Bugün, emperyalistlerin ve işbirlikçi egemenlerin soygun ve sömürü çarklarını döndürebilmesi için 12 Mart 1971 Askeri faşist darbesi eliyle, ülkeye, halka, devrimcilere yönelik baskıların 53. yıl dönümü. Yapısal ekonomik ve siyasal istikrarsızlıkları derinleşen, toplumsal muhalefet yükselip devrimci mücadele boy verip yeşermeye başladığında 12 Mart 1971’de faşist cunta egemenler adına siyasal iktidara el koydu.

    Egemenlerin çıkarlarını ve isteklerini süngü gücüyle yerine getirirken, direnenleri, sosyalizmin ve halkın yiğit önderlerini; Denizleri idam sehpalarında, Mahirleri Kızıldere’de, İbrahimleri işkencede, Sinanları, Ulaş’ları dağlarda, sokaklarda katlettiler.

    30 Mart 1972 tarihinde Kızıldere’de tarihte eşine ender rastlanan bir direniş, bir dayanışma destanı yazıldı. Mahir Çayan ve arkadaşları, Deniz’lerin idamını engellemek için yıldızlaştılar. Kızıldere’nin kan çiçekleri onurumuz oldular.

    “KATLİAMLARIN SÜRECEĞİ GÜN GİBİ ORTADADIR”

    12 Martlardan 12 Eylüllere doğru 53 yıldır devam eden darbe düzeninin, olağanüstü hal rejimlerini, yeni darbe girişimlerini, Susurluk, Şemdinli, Botaş’taki ölüm kuyuları ve Ergenekonları, balyoz darbe planlarını, Roboski’leri, Diyarbakır, Suruç, Ankara, İstanbul katliamlarını da bugünlere taşıdı, failleri hala ödüllendiriliyor.

    Emperyalizmle bütünleşmiş kontrgerillanın ve çetelerin sinsi plan ve provakasyonları yeni katliamlarla, tutuklamalarla sürüyor. Sosyalizm ve demokrasi mücadelesinin açık kalmış bu hesabı kapanmadıkça, cunta geleneği ve doğurduğu kirli ilişkilerin, faili meçhul cinayetlerin, emek ve demokrasi güçlerine ve halklarımıza dönük saldırıların ve katliamların süreceği gün gibi ortadadır.

    “16 MART ‘ANTİFAŞİST ÖĞRENCİ GÜNÜ’ İLAN EDİLMELİ”

    16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nden çıkan öğrencilerin üzerine bomba atarak, 7 öğrencinin ölümüne, onlarca öğrencinin yaralanmasına neden olan faşist katliamın hala kapanmayan hesabının da 46. yılındayız. “Bahçelievler, Piyangotepe, Maraş, Sivas, Çorum katliamları gibi, bu katliam da, faşist hareketin kitle imhasına yönelik karakterini iyice açığa çıkaran en belirgin örneklerindendir. 16 Mart Katliamı davasının zaman aşımına uğratılarak düşürüldüğünü, faili meçhullerin derin kuyularında bir katliam daha gizlenirken katiller bir kez daha ödüllendirildi, üzeri örtülen bu kirli, kanlı tarihi gün ışığına çıkarıp hesabını sormak devrimcilerin boynunun borcudur. Bu katliamın yıldönümü olan 16 Mart tarihinin “Antifaşist öğrenci günü” olarak ilan edilmelidir.

    13 Mart 1982’de İzmir’de idam edilen devrimci mücadelenin yiğit neferleri Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun, Necati Vardar’ın katledilmelerinin de 42. yılındayız. 12 Eylül askeri faşist cuntasına karşı direnen devrimciler belki yenildiler ama bugünkü kuşaklara adları onurla anılan büyük bir mücadele mirası bıraktılar. Her birinin bir devrim meşalesi olduğunu, idam sehpalarına emperyalizme ve faşizme karşı başları dik bir şekilde yürüdüklerini, darağaçlarında birer direniş destanı yazdıklarını gelecek kuşaklara aktarmak boynumuzun borcudur.

    “DİYARBAKIR ZİNDANINDAKİ DEVRİMCİLER DE DİRENİŞLERİYLE DESTEN YAZDILAR”

    Diyarbakır zindanındaki devrimciler de örnek mücadele ve direnişleriyle destanlar yazdılar. 21 Mart 1982 tarihinde Newroz ateşini kendi hücresinde yakarak ölümsüzlüğe giden Mazlum Doğan, 2 ve 5 Mart 1984 tarihlerinde ölüm orucunda ölümsüzleşen Cemal Arat ve Orhan Keskin unutulmayacaktır.

    “GAZİ KATLİAMI’NIN SORUMLULARI DA ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    12 Mart 1995 günü akşam saatlerinde, İstanbul’da Alevilerin yoğun olduğu Gazi Mahallesi’nde; kontrgerilla timi, şoförünü öldürerek gasp ettiği ticari taksiyle kahvehaneleri taradı. Bu saldırıda Halil Kaya adlı Alevi dedesi hayatını kaybetti. 5’i ağır 25 kişi yaralandı, bu insanlık dışı katliamı Ümraniye’de protesto edenlerin üzerine polislerce kurşun yağdırıldı ve bunun sonucunda da Gazi’de 12, Ümraniye’de 5 kişi yaşamını yitirdi. Gazi Katliamı’nın sorumluları da devletin “şefkatli” kolları arasında ödüllendirildiler.

    HALEPÇE KATLİAMI

    16 Mart 1988’de Irak’ta, Saddam’ın emriyle, 5000 Kürt kimyasal bombalarla yok edildi, Halepçe Katliamı adıyla bilinen bu insanlık dışı vahşetin de 36. yılına girildi. Elma kokusu ile gelen ölümün kokusu hala öldürmeye devam ediyor.

    KAMIŞLO KATLİAMI

    12 Mart 2004 tarihinde bir başka katliam da Suriye’nin Kamışlo kentinde gerçekleşti. Futbol maçı sırasında çıkan olaylarda ilk gün 8 kişi yaşamını yitirdi, yaşamını yitirenler için düzenlenen cenaze törenine saldıran Baas güçleri kenti kana buladı ve ölü sayısı 52 kişiye çıktı ve binlerce insan da yaralandı.

    12 Martlardan, idamlardan, katliamlardan süzülerek gelen sosyalist mücadele tarihimizin özveri dolu sayfaları bize umudun, dayanışmanın, direnişin ve haklılığın kazanacağını bir kez daha haber veriyor.

    Darbe düzeninin kurumsal bir güç olarak yeniden ortaya çıkmaması için askeri ve sivil vesayet rejimi tasfiye edilmeli, darbe ve muhtıraların hesabının mutlaka sorulması gerekir. Demokrasi mücadelesi, barış mücadelesi, darbecilerle kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklara kurban edilmemelidir.

    “ÜLKE KAOSA SÜRÜKLENMEKTE”

    Bugün AKP eliyle sürdürülen 12 Mart ve 12 Eylül darbe düzeni yeniden tahkim edilerek halklarımıza dayatılmaktadır. Ülkenin büyük bir bölümü tankların, panzerlerin, polisin, askerin kuşatması altındadır. Bu bölgelerde yeni katliamlar yapılmakta, çocuklar, kadınlar, siviller katledilmektedir. Basın üzerindeki sansür ve baskı, gazetecilerin tutuklanması, hiçbir yasa, düzen tanımayan bir tek adam eliyle ülke yeni bir kaosa sürüklenmektedir.

    Parlamenter sistemden dikta rejimine geçen bu sistemde Devrimcilere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Darbe düzenine karşı demokrasiyi savunmak olmazsa olmazımızdır.

    Hayatın her alanında faşist ve gerici saldırganları geriletmek, saldırıları engellemek, hırsızlıkları arsızlıkları durdurmak için atılması gereken tüm adımlar atılmalıdır.

    Darbe düzeninin karakteri olan katliamlar, içinde bulunduğumuz Mart ayında da devam etmektedir.

    ‘Oy vermezseniz hizmet alamazsınız’ anlayışı halka yönelik şiddet, baskı ve sindirme politikalarının devamı demektir. Tehdit ve baskı altında seçime gitmek demektir. Tesis edilen dikta rejiminin sürdürülmesine karşı çıkacağımızı bir kez daha ilan etmek istiyoruz.

    Bir taraftan Filistin ve Gazze halkına sahte gözyaşı dökerken diğer yandan İsrail siyonizmine destek olmak, ticari ilişkileri geliştirmek, silah gıda ve lojistik destek sağlamak ikiyüzlülüğün ta kendisidir.

    “KÜRT SORUNUNDA GÖRÜŞME VE DİYALOĞA BAŞLANMALIDIR”

    Komşu bir ülkenin topraklarını işgal ederek savaş, kan, gözyaşı politikası devam etmektedir. Bu işgal ve ablukaya derhal son verilmelidir. Savaş politikasından derhal vazgeçilmelidir. Silahlı ve şiddete dayanan yaklaşımlar son bulmalı, Kürt sorununda barışçıl demokratik çözümün adımları derhal atılmalı, görüşme ve diyaloğa tekrar başlanmalıdır. Barış ve demokrasi bu coğrafyaya da inşa edilmelidir.

    Haklı olmanın verdiği umut ve direnişle yaratacağımız dayanışma ilişkisi tüm engelleri yıkacak güçtedir. Bu gücün farkında olup gereğini yapmak devrimcilerin boynunun borcudur.

    Barış kazanacak. Demokrasi kazanacak. Sosyalizm kazanacak. Kahrolsun faşizm! Kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun Şovenizm! Devrim için düşenler onurumuzdur. Gün gelecek devran dönecek darbeciler halka hesap verecek! Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!”

    PİRHA/ANKARA

  • Viyana Parlamentosu, Halepçe Katliamı’nı ‘soykırım’ olarak tanıdı

    Viyana Parlamentosu, Halepçe Katliamı’nı ‘soykırım’ olarak tanıdı

    PİRHA-Avusturya’nın Viyana eyalet parlamentosu bütün milletvekillerinin oy birliğiyle 1988 yılında Halepçe’de gerçekleşen kimyasal gaz saldırısını ‘soykırım’ olarak tanıdığını bildirdi.

    Avusturya’nın Viyana eyalet parlamentosu, Yeşiller, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) ve Yeni Avusturya ve Liberal Forum (NEOS) partilerinin verdiği ortak önergeyi oybirliğiyle kabul ederek Halepçe katliamını ‘soykırım’ olarak tanıdı.

    Kararı duyuran Yeşiller vekili Berivan Aslan, “Avusturya siyasi tarihinde ilk kez Kürtlere karşı işlenen kitlesel bir suç ‘soykırım’ olarak tanındı” dedi. Kararı, 23 Mart’ta yapılan oturuma ilişkin yazılı açıklamasında paylaşan Viyana Parlamentosu, açıklamada, Yeşiller Partisi Milletvekili Berivan Aslan’ın sözlerine de yer verdi. Aslan, konuşmasında, 35 yıl önce Saddam Hüseyin tarafından düzenlenen zehirli gaz saldırısında 5 bin Kürt’ün öldürüldüğünü ifade etti.

    Açıklamaya göre, yapılan oylamada, Yeşiller, SPÖ ve NEOS’un verdiği önerge oy birliğiyle kabul edildi ve Halepçe katliamı Viyana Parlamentosu tarafından ‘soykırım’ olarak tanındı.

    NE OLMUŞTU?

    Saddam Hüseyin’in 1986-1988’deki ‘Enfal Harekâtı’nda, 182 bin Kürt sivil ölmüş, çok sayıda sivil de kaybedilmişti. Saddam Hüseyin yönetimi 16 Mart 1988’de de, Peşmergenin savaşta İran’ın tarafında yer almasını gerekçe göstererek, Halepçe’ye kimyasal silah saldırısı düzenlemiş, kadın ve çocuklar dahil 5 bini aşkın kişi öldürülmüştü.

    Irak Yüksek Mahkemesi 2010 yılında verdiği bir kararda, Halepçe katliamını bir ‘soykırım eylemi’ olarak niteleyip, ‘Kürt halkının hafızasında kalıcı bir yara açtığını’ ifade etmişti.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • 16 Mart Beyazıt Katliamı’nın 44. yılında hayatını kaybedenler anılacak

    16 Mart Beyazıt Katliamı’nın 44. yılında hayatını kaybedenler anılacak

    PİRHA-78’liler girişimi, 16 Mart Beyazıt Katliamı’nın 44’üncü yılında hayatını kaybedenleri İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde düzenlenecek program ile anacak. Üniversite gençlik örgütleri, ÇHD ve HDK bileşenlerinin de katılacağı anma programı saat 14.00’te başlayacak.

    16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde gerçekleştirilen ve 7 öğrencinin öldüğü, onlarca öğrencinin de yaralandığı ‘Beyazıt Katliamı’nın’ 44’üncü yılı. Solcu öğrencilerin hedef alındığı katliamlardan biri olan saldırının 44’üncü yılında hayatını kaybedenler, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde anılacak.

    78’liler Girişimi yaptığı çağrı ile bugün saat 14.00’te başlayacak program ile 16 Mart Beyazıt ve Halepçe katliamlarının protesto edileceğini duyurdu. Programa üniversite gençlik örgütlerinin yanı sıra Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ile Halkların Demokratik Kongresi bileşenleri de katılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Halepçe Katliamı’nın 34. yılı: Elma kokusuyla gelen katliam

    Halepçe Katliamı’nın 34. yılı: Elma kokusuyla gelen katliam

    PİRHA- 34 yıl önce, Irak’ta insanlık tarihine kara bir leke daha düştü; bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın Halepçeli Kürt’ü katletti, onbinlercesini de sakat bıraktı.

    Saddam Rejimi, Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran sınırı yakınlarında bulunan Halepçe kentini 16 Mart 1988’de zehirli gazlarla 3 gün boyunca yoğun bombardıman altına aldı. “Halepçe Katliamı” olarak tarihe geçen katliamda yapılan bombardımanda binlerce insan evlerinde ve sokaklarda can verdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiğini, 7 binden fazla kişi yaralandığını ve onbinlercesinin ise sakatlandığını açıklarken, Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu belirtildi.

    Halepçe Katliamı bombalar arasında annesine koşan bir çocuğun dilinden dökülen “Dayê bêhna sêva tê’ (Anne elma kokusu geliyor)” cümlesiyle ve gazeteci Ramazan Öztürk’ün, “Sessiz Tanık” adını verdiği fotoğrafıyla hafızalara kazındı.

    Bombardıman öncesinde 75 bin civarında nüfusa sahip Halepçe’den geriye yıkık bir şehir kalırken, Halepçe’nin büyük bölümü bombardıman sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.

    Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

    “KOŞUYORMUŞ GİBİ HIZLI HIZLI NEFES ALIYORDUK”

    Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.

    KATLİAM, 2010’DA SOYKIRIM OLARAK KABUL EDİLDİ

    Enfal Harekatı kapsamındaki uygulamalar ve Halepçe Katliamı Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan soykırım tanımına da uyuyor. Bu nedenle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanımıştır. Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı da, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından “Kürt soykırımı” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de Enfal ve Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor.

    SADDAM HÜSEYİN VE HASAN ALİ MECİD İDAM EDİLDİ

    Baas rejimi yıkıldıktan sonra Saddam Hüseyin ve Hasan Ali Mecid, Enfal Katliamı’ndan yargılandı. Duceyl Katliamı’ndan dolayı ölüm cezasına çarptırılan Saddam Hüseyin, 5 Kasım 2006 tarihinde asılarak idam edildi. Mecid ise, “İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım” suçlarından yargılandığı davada 24 Haziran 2007’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mecid’in cezası, 25 Ocak 2010’da infaz edildi. Mecid’in idam kararının imzalandığı kalem ve asıldığı ip Halepçe’deki müzede sergileniyor.

    Halepçe Katliamı’na dair sosyal medyada binlerce mesaj yayınlanırken, insan hakları örgütleri ve siyasi partilerde açıklamalar yaptı.

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Kürdistani İttifak Çalışması Grubu’nda yer alan partiler, 16 Mart 1988’de Halepçe’de 5 bini aşkın Kürdün ölmesiyle sonuçlanan katliama dair açıklama yaptı.

    Üzerinden 34 yıl geçen Halepçe Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anarak başlayan açıklamada, “Kazanımları korumak için ulusal birliğin inşası zaruridir. Tüm partiler sorumluluklarını yerine getirmeli” çağrısı yapıldı.

    Halepçe Katliamı’nın 34’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklama yapan Türkiye Barolar Birliği, “Çoğu kadın ve çocuk binlerce insanın ölümüne, on binlercesinin yaralanmasına ve hastalanmasına yol açarak insanlık tarihine bir utanç sayfası olarak geçen Halepçe Katliamı’nın 34. yılında, saldırıda yaşamını yitirenleri saygı ve rahmetle anıyoruz. Bütün insan hakkı ihlallerine karşı hukukun üstünlüğünü, insan onuruna yaraşır şekilde yaşama hakkını savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Beyazıt ve Halepçe katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    Beyazıt ve Halepçe katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- 16 Mart Beyazıt ve Halepçe katliamlarında yaşamını yitirenler Beyazıt’ta anıldı.

    İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Beyazıt Kampüsü’nde, katliamın 42. yılında 16 Mart 1978’de katledilen 7 öğrenciyi ve 32. yılında Halepçe Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için bir araya geldi.

    Üniversite öğrencileri ve 78’liler Girişimi, 16 Mart ve Halepçe katliamlarını anmak için Beyazıt Katliamı’nda öğrencilerin hayatını kaybettiği yer olan Eczacılık Fakültesi önünde basın açıklaması yaptı.

    “Bugün burada üniversiteliler olarak 16 Mart 1978’de Beyazıt’ta ve 16 Mart 1988’de Halepçe’deki katliamlarda yaşamını yitirenleri anmak ve sürdürdükleri özgürlük mücadelesinin daima devamcısı olacağımızı haykırmak için yan yana geldik” denilen konuşmanın ardından katliamda yitirilenler için saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşunda Nazım Hikmet’in “Güneşi İçenlerin Türküsü” şiiri okundu.

    Saygı duruşunun ardından 78’liler Girişimi adına Hüseyin Soylu konuşma yaptı. Konuşmada, koronavirüse değinilerek katliamda yaşananlar anlatıldı. Gerici diktatörlere karşı anti emperyalist bir mücadele verildiği vurgulanan konuşmada devletin katliamcı yönü vurgulandı. Paramiliter güçlere vurgu yapılan konuşmada 10 Ekim Ankara Katliamı hatırlatıldı. “Onların virüsleri ve baskıları bizleri yıldıramaz” ifadeleri kullanılan konuşma “O günün ve bugünün gençleri olarak Şeyhzadebaşı Baskınlarını, Beyazıt’ı, Halepçe’yi unutmadık, unutturmayacağız! Kahrolsun faşizm, yaşasın faşizme karşı birlikte mücadelemiz” vurgusuyla son buldu.

    “ÜNİVERSİTELERİ FAŞİSTLERE BIRAKMAYACAĞIZ”

    78’liler Girişimi adına yapılan konuşmanın sonrasında üniversiteliler açıklama yaptılar.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Bugün Beyazıt ve Halepçe katliamlarının yıldönümlerinde tekrar bir araya geldik ve bir kez daha söylüyoruz; üniversiteler siyasi iktidarların ve onun sözcülüğünü yapan rektörlerin arka bahçesi olmayacak. Eli kanlı faşistlerle üniversite yönetimlerinin kurduğu işbirliğinin yarattığı saldırılara karşı mücadele etmeye devam ediyoruz. Bizler dün olduğu gibi bugün de TGB, Ülkü Ocakları adlarıyla karşımıza çıkarttığınız faşistlerin saldırıları karşısında irademizle birlikte dimdik duruyoruz. DTCF’den ODTÜ’ye, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Boğaziçi’ne, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Beyazıt’a; bizim olan üniversitelerden ve öğrenim özgürlüğümüzden vazgeçmiyoruz.  Ne yaparsanız yapın kampüslerimizi ve kentlerimizi gerici ve faşistlere bırakmayacağız. Her geçen gün savaş çığırtkanlığı yükseltilirken baskının dozu artarken katliamlar sürüp giderken bizler mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından karanfiller bırakılarak anma bitirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim HDP: Halepçe’de yaşamını yitirenlerin acısı insanlığın yüreğindedir

    Dersim HDP: Halepçe’de yaşamını yitirenlerin acısı insanlığın yüreğindedir

    PİRHA – HDP Dersim İl Örgütü, Halepçe Katliamı’na ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Halepçe Katliamı’nın üzerinden 32 yıl geçti, fakat katliamda yaşamını yitirenlerin acısı, bugün de Kürt halkının ve insanlığın yüreğindedir” denildi. 

    Halepçe Katliamı’nın üzerinden 32 yıl geçti, fakat katliamda yaşamını yitirenlerin acısı, bugün de Kürt halkının ve insanlığın yüreğinden silinmedi.

    Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Örgütü, katliamı lanetleyerek yaşamını yitirenlerin acısının insanlığın yüreğinde olduğunu belirtti.

    “KÜRT HALKININ DEMOKRASİ İRADESİ GÜÇLENEREK BÜYÜDÜ”

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “32 yıl önce Güney Kürdistan’ın Halepçe kentinde, kimyasal, biyolojik ve konvansiyonel silahlar kullanılarak, kadın, erkek, genç ve yaşlı demeden 5 binin üzerinde Kürt insanlık dışı bir katliama maruz kaldı. Halepçe katliamı İnsanlık tarihine kara bir sayfa olarak eklendi.

    Kürt halkının eşitlik, özgürlük, kendini yönetme hakkı hep ırkçı baskılar ve şiddetle karşılandı. 10 binlerce Kürt katledildi, yerinden ve yurdundan edildi. Bütün bunlara rağmen, Kürt halkının demokrasi, özgürlük ve eşitlik iradesi kırılmadı, bilakis daha da güçlenerek büyüdü.

    “KATLİAMCI ZİHNİYET, İNSANLIĞIN VİCDANINDA MAHKUM EDİLDİ”

    Halepçe’de Kürt halkı kimyasal ve biyolojik silahlarla yok edilmek istendi. Ama bunu yaptıranlar ve yapanların kendileri bugün yok oldu ve tarihin utanç sayfalarında yerlerini aldı. Katliamcı zihniyet Kürt halkının ve insanlığın vicdanında mahkum edildi.

    Halepçe Katliamı’nın üzerinden 32 yıl geçti, fakat katliamda yaşamını yitirenlerin acısı, bugün de Kürt halkının ve insanlığın yüreğindedir. Halepçe Katliamı’nı bir kez daha lanetliyor, katledilenleri sevgi ve saygıyla anıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Devrimciler sizlerin baskılarına boyun eğmedi, eğmeyecek’-VİDEO

    ‘Devrimciler sizlerin baskılarına boyun eğmedi, eğmeyecek’-VİDEO

    PİRHA- Beyazıt ve Halepçe katliamlarını protesto ederken polis müdahalesiyle karşılaşan öğrenciler bugün yaptıkları basın toplantısıyla “AKP saray rejimi dün gerçekleştirilen saldırıyla birlikte korkusunu bir kez daha göstermiştir” dedi. 

    Gençlik örgütleri Beyazıt ve Halepçe katliamlarının yıl dönümü vesilesiyle dün Beyazıt Meydanı’nda anma yapmak istediler. Basın açıklamasının ardından yürüyüşe geçen öğrencilere polis müdahale etti. Aralarında gazetecilerin de olduğu 33 kişi gözaltına alındı. Aralarında Yolculuk Gazetesi muhabiri Buse Söğüt, Özgür Gelecek muhabir Taylan Öztaş’ın da olduğu 33 kişi emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

    Gençlik örgütleri bugün İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gözaltılara ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Gençlik örgütleri adına basın açıklamasını İstanbul Üniversitesi öğrencisi Abdulillah Umaç okudu.

    16 Mart 1978’de Beyazıt’ta 7 kişinin NATO ve CIA destekli kontrgerilla çetelerince katledilişinin 41. yılında olunduğunu hatırlatan Umaç, “Fakültelerimizde ayak izleri olan arkadaşlarımızın anısı yaşatmak ve katledilişlerinin hesabını sormak için her yıl olduğu gibi dün de Beyazıt Meydanı’ndaydık. Beyazıt Katliamı’nda yaşamını yitiren arkadaşlarımızı ve Halepçe’de itaat etmedikleri için katledilen Kürt halkını anmak istediğimiz için polis 33 arkadaşımızı işkence ile gözaltına aldı. Gözaltı sırasında ve gözaltı araçlarında devam eden darp ve cinsel tacizlerin yaratmak istediği yıldırma ve sindirme politikalarını özgürlük mücadelesinin haklı onuruyla dağıtacağımızı bir kez daha söylüyoruz” dedi.

    “DEVRİMCİLER SİZLERİN BASKILARINIZA  BOYUN EĞMEDİ”

    “Memleketin dört bir yanında meydana gelen toplumsal mücadeleleri devletin zor ve baskı aygıtları ile kontrol etmek isteyen AKP/Saray Rejimi ve onun kolluk kuvvetleri Beyazıt Meydanı’nda katliamcı zihniyetin yerinin olmadığı özgür bir dünyanın umudunu taşıyanlara saldırmıştır” diyen Umaç, şöyle devam etti:

    “Bu saldırının nedeni açıkça ortadadır. Devrimci öğrenci hareketinin merkezi olan Beyazıt Meydanı’nda katledilen arkadaşlarımızın mücadelesini yükselteceğimizi biliyorlar ve toplumsal mücadelelerin motoru olan üniversite hareketinden korkuyorlar. Bu mücadelenin önünü büyük bir iştahla kesmek isteyen AKP saray rejimi dün gerçekleştirilen saldırıyla birlikte korkusunu bir kez daha göstermiştir.

    Bizleri gözaltı, tutuklama ve soruşturmalarla korku iklimi yaratarak sindirmeye çalışanlara cevap olarak direnişimizi Beyazıt’ta, kararlılığımızı Kadıköy’de gösterdik. Buradan da bir kez daha yineliyoruz. Devrimciler sizlerin baskılarına, yasaklarına, gözaltılarına boyun eğmedi, eğmeyecek! Üniversitelileri teslim alamayacaksınız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Aynı inancın farklı coğrafyalardaki topluluğu Kakailer: Acımız bir-VİDEO

    Aynı inancın farklı coğrafyalardaki topluluğu Kakailer: Acımız bir-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’deki Alevi kurumları ve dergahları ile temaslarda bulunan Kakai İnanç Heyeti’nde yer alan Mamoste Ako Şavayiz ve Tembur Asi Fayaq ile konuştuk.

    Aynı inancın ayrı coğrafyalardaki toplulukları olan Kakailer (Yaresanlar) ve Aleviler komşu farklı ulus devletlerin topraklarında yasamak zorunda kalmaktan dolayı yaşadıkları kopukluğu ve iletişimsizliği aşma yolunda girişimlerde bulunuyor.

    Kakailer, geçtiğimiz günlerde Irak’tan gelerek İstanbul, Hacı Bektaş, Dersim, Diyarbakır, Maraş’ta bulunan pek çok Alevi topluluğuyla buluşma olanağı buldu. Alevi mekanlarını ziyaret eden ve son durakları olan İstanbul’da görüştüğümüz Iraklı Kakai Heyeti’nde yer alan Mamoste Ako Şavayiz ve Tembur Asi Fayaq, bize izlenimlerini ve duygularını anlattılar.

    Mamoste Ako Şavayiz, yüzyıllar süren ayrılıktan sonra yeniden kardeşleri olan Alevilerle olmaktan büyük mutluluk duyduklarını ifade ediyor.

    “ACILARIMIZ BİR”

    Mamoste Şavayiz, Alevilerle inançsal ortaklıklarını kimi tarihsel örnekler vererek şöyle anlatıyor:

    “Kakailerin önemli yazılı kaynaklarından olan Serencam’da ismi geçen Hacı Bektaş Veli yedi pirden sayılır. Serencam’a göre Anadolu’da Aleviliği yaymak için gönderilmiştir. Yine Şahkulu da Yaresanlılar arasından Anadolu’ya gelmiş ortak inanç önderlerindedir.”

    Seyit Rıza’nın ve onbinlerce Dersim Alevisi’nin 1938’lerde katledilmesinin yerlerinden yurtlarından sürülmesinin kendilerini de derinden üzdüğünü dile getiren Mamoste Şavayiz, “Acılarımız bir” diyor.

    MUSAHİPLİK: BRAYİ YARÎ

    Türkiye’de Alevilerin yaşadıklarını bildiklerini ama sınırlardan engellerden dolayı inançlarını kültürlerini nasıl yaşadıkları hakkında pek bilgi sahibi olmadıklarını dile getiren Şavayiz, “Yaresan cemleriyle Alevi cemleri birbirine çok benziyor. Bizde de cem civat yapılır. Pirimiz taliplerimiz gelir. Musahipliğin bir başka versiyonu olan ‘brayi yarî’ var. Kakailer’de ‘ahiret kardeşliği’ , Yaresanlar’da ‘kardes yarısı’dır.” diye anlatıyor.

    “TÜRKİYE’DEKİ ALEVİLERİ YAKINDAN TANIMA FIRSATI BULDUK”

    Bu ziyaretleriyle birbirlerini yakından tanıma fırsatı bulduklarını ifade eden Şavayiz, “Bir inanç olduğumuzu ve çok yakın olduğumuzu gördük.” diyor.

    Türkiye’de İstanbul, Dersim, Diyarbakır, Hacı Bektaş ve Maraş gibi kimi şehirlerde Alevi merkezlerini ziyaret ederek Alevilerle bir arada bulduklarını belirten Şavayiz, “Buralarda gördük ki Aleviler inançlarını yaşamak için mücadele etmiş kurumlarını oluşturmuş. Bu sevindirici tabi. Meclis’te siyaseten temsiliyet kazanmaları da elbette Türkiye demokrasisi için bir gelişme olacaktır.” diyor.

    “KAKAİLİK AYRI BİR İNANÇTIR”

    Şavayiz, Irak’taki Kakailerin de Türkiye’dekine benzer bir asimilasyon sürecine özellikle de Saddam döneminde uğradıklarını ifade ediyor. Irak’ta da Kakailerin ve Yaresanların inancını Müslüman içi yorumlayanlar olduğunu ama kendilerinin buna hiç onay vermediğini vurgulayan Mamoste Şavayiz, “Bu aslında Irak hükümetiyle ilişkili olan bir yaklaşımdı. Bir projeydi. Fakat biz bunu kabul etmedik. Yaresanlık ve Kakailik ayrı bir inançtır konusunda ısrar ettik.” diyor.

    “ALEVİLERDE DEVLET BASKISI SONUCU ASİMİLASYON HİSSEDİLİYOR”

    Kürdistan Bölgesi’nde Halepçe’den gelen Zakir Asi Fayag ise cemlerde tambur çalıyor. Fayag, bugüne dek daha çok sosyal medya üzerinde tanıdıkları Alevileri, bu ziyaret sayesinde yakından tanıma fırsatı bulduklarını söylüyor.

    Fayag, Türkiye’ye gerçekleştirdikleri bu ziyarette Aleviler ile çok fazla benzerliklerinin olduğunu görmüş. Özellikle bu ziyarette devletin baskı ve asimilasyonu sonucu Alevilerin ibadet şekillerinde Alevilik konusundaki yaklaşımlarında bir farklılık hissettiklerini de ekliyor.

    Alevi cemlerindeki zakirlikle kendi zakirliklerinin aynı olduğunu, çaldığı tamburun 3 telli ve kutsal olduğunu dile getiren Fayag, kadın zakirlerin de olduğunu fakat kutsal cemlerde kadın zakirlerin yer almadığını da sözlerine ekliyor.

    SADDAM ÖNCESİ VE SONRASI

    Kendilerinde öyle özel yapılmış cem evlerinin olmadığını belirten Fayag, cemlerini hala belli evlerde yaptıklarına dikkat çekiyor.

    Saddam öncesi ve Saddam döneminde Türkiye’de de 90’lı yıllarda olduğu gibi cemlerini gizli yaptıklarını da söylüyor. Saddam sonrası baskılardan kurtulup kısmi de olsa kimi özgürlüklere kavuştuklarını belirten Fayag, “Özellikle Kürdistan bölgesi ve Kürdistan parlamentosunda yasalarda Kakailer isimlendiriliyor, tanınıyor. Şu anda Kakailer üzerinde ciddi bir baskı söz konusu değil.” diyor.

    Türkiye’deki gibi Kakailere de İslam dersi anlatıldığını hatırlatan Fayag, Mamoste Şavayiz gibi Kakailer olarak kendilerini İslam içi görmediklerini ifade ediyor.

    Söyleşinin ardından zakir Fayag kutsal olarak gördükleri 3 telli tamburu ile deyiş söylüyor.

    Sevim KAHRAMAN/Suay ABAK
    İSTANBUL

  • Halepçe Katliamı: Elma kokusuydu ölüm

    Halepçe Katliamı: Elma kokusuydu ölüm

    PİRHA-16 Mart 1988 günü elma kokusuyla başlayan ve binlerce insanın kimyasal ile öldürüldüğü Halepçe Katliamı’nın üzerinden tam 30 yıl geçti.

    En az 5 bin kişinin zehirli gazlarla öldürüldüğü Halepçe Katliamı, İran-Irak savaşı döneminde Saddam Hüseyin tarafından 1986-1988 yılları arasında Kürtlere karşı El-Enfal Harekatı adını verdiği soykırım operasyonunun sonucu olarak yaşandı. 1988 Mart ayında İran ordusu, peşmergelerle iş birliği yaparak Kürtlerin yaşadığı Halepçe kasabasına girdi ve Halepçe’de isyan başladı. Saddam Hüseyin de Korgeneral Ali Hasan al-Majid al-Tikriti’ye (Kimyasal Ali) zehirli gaz bombalarını kullanma emri verdi. Irak-İran sınırında bulunan Halepçe’de 16 Mart 1988’de eşine az rastlanır bir katliam yapıldı. Elma kokusu olan zehirli gaz bombalarını taşıyan 8 MiG-23 uçağı Halepçe’yi 3 gün boyunca bombaladı.

    5 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜ, 7 BİN KİŞİ YARALANDI

    Saldırıda, Halepçe’de yaşayan Kürtler, İran askerleri ve peşmergelerle birlikte 5 binden fazla insanın öldüğü, 7 binden fazla insanın da yaralandığı açıklandı. Ancak Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu belirtildi. 75 bin civarında nüfusu olan Halepçe’nin büyük bölümü bu saldırıdan sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarının cesedini dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi. Yıllar içerisinde Halepçe’den göç eden insanların çocuklarının sakat doğduğu ve sağ kalarak gaza maruz kalanların ise çeşitli hastalıklara yakalandıkları görüldü.

    HALEPÇE’NİN SEMBOLÜ: ÖMER XAWİR

    Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

    “KOŞUYOR VE ÖLÜYORLARDI”

    Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadının o güne dair anlatımı ise şöyleydi:

    “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı.”

    KATLİAM, 2010’DA SOYKIRIM OLARAK KABUL EDİLDİ

    Enfal Harekatı kapsamındaki uygulamalar ve Halepçe Katliamı Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan soykırım tanımına da uyuyor. Bu nedenle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından “Soykırım” olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanımıştır. Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı da Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından “Kürt soykırımı” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de Enfal ve Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor.