PİRHA- Çevre örgütleri, meslek odaları ve yurttaşların yapılmasının doğanın ve kent yaşamının yıkımına neden olacağını belirterek karşı çıktıkları Kanal İstanbul projesi için mahkemeden emsal bir karar çıktı. Mahkeme bilirkişi ve keşif kararı verdi.
Halkevleri Eş Genel Başkanı Nuri Günay’ın 13 Şubat’ta yaptığı başvuruda, mahkeme bilirkişi ve keşif kararı verdi.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu Raporu’nun iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan davada kararı İstanbul 10. İdare Mahkemesi verdi.
Mahkeme, “Uyuşmazlığın, teknik yönden açıklığa kavuşturulabilmesi için alanında uzman bilirkişilerin görüşüne başvurulması gerekli görüldüğünden, yürütmenin durdurulması istemi hakkında mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra bir karar verilmesi” yönünde oy birliğiyle karar aldı. Ayrıca mahkeme keşif ve bilirkişi giderlerine karşılık bilirkişi avansı ve keşif harcı talep etti.
Ulaştırma Bakanlığı ise yüzbinlerce yurttaşın verdiği itiraz dilekçesinin bilimsel nedenlerini anlayamadıkları cevabını vermişti. Bakanlık itiraz cevabında, “200’e yakın uzmanın çalıştığı Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden destek alındığı, dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarında simülasyonların yapıldığı ve tüm teknik çalışmaların en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğü bu projeye karşı çıkmanızın bilimsel nedeni anlaşılamamıştır” demişti.
“KANAL PROJESİNDEN VAZGEÇİLMELİ”
Halkevleri ise yaptığı açıklamada, “Dava dosyamızda bu rant kanalının hem İstanbul açısından hem Türkiye açısından nasıl bir ekolojik ve toplumsal yıkım yaratacağını bütün ayrıntılarıyla beyan etmiştik. Kapitalizmin doğaya rant temelli müdahalesiyle doğrudan bağlantılı Covid-19 salgınıyla boğuştuğumuz bugünlerde hiçbir bilimsel temeli olmayan kanal projesinden, insanların, hayvanların ve doğanın yaşam hakkı için bir an önce vazgeçilmesi gerekmektedir. Kentlerin, doğanın ve yaşamımızın Saray rejimi ve ondan beslenen sermaye grupları ayakta kalsın diye yağmalanmasına izin vermeyeceğiz” denildi.
PİRHA – Savaşa Karşı Koordinasyon, Ortadoğu’da vekalet savaşlarının cehenneminde “ölme/öldürme” demenin tarihsel bir sorumluluk olduğu vurgulayarak, “Ölümü değil yaşamı savunuyoruz” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Afrin’e yönelik başlatılan saldırıya karşı Savaşa Karşı Koordinasyon, İstanbul Makina Mühendisleri Odası’nda basın açıklaması düzenledi.
Basın açıklamasına, HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, HDP 25. Dönem Milletvekili Leven Tüzel, HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu, Barış Bloku Eş Sözcüsü Özgür Müftüoğlu, Anti Kapitalist İhsan Eliçık, Alevi Bektaşi Federasyonu MYK Üyesi Mustafa Can, Demokratik Alevi Derneği Eyüp Şube Eş Başkanları Nergiz Güzel ve İmam Balsever, 78 Girişimi, Kaldıraç, ESP, Halk Evleri, Partizan, Diyalog Grubu, Yazar Erdoğan Aydın ve çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı.
Afrin’e yönelik başlatılan saldırıya karşı siyasi partiler, bireyler, sivil inisiyatifler, sendikalar, Alevi örgütleri, ,kadın kurumları, gazeteciler ve yazarların katılımı ile neden ‘Savaşa Hayır’ dediklerini açıkladılar.
“SAVAŞ BİR BİLGİSAYAR OYUNU DEĞİLDİR”
Basın açıklamasını okuyan Demokrasi İçin Birlik Üyesi Nesteren Davutoğlu, Fransız bir yazarın “Tüm savaşlar iç savaştır, çünkü tüm insanlar kardeştir” sözünü hatırlatarak başladı.
Davutoğlu, seçim hesaplarının, başkanlık tahkiminin payandası yapılan Afrin’e yönelik savaşın sonuçlarını bilmediklerini ancak iyi olmayacağını söyledi.
Savaşın bir bilgisayar oyunu olmadığı vurgulanan açıklamada, “Savaş televizyonlarda ölümü kutsayanların iştahla harita üzerinde “şurdan gireriz buradan gireriz” diye anlattıkları bir oyun hiç değildir. Savaş gerçek, ürettiği düşmanlık da gerçek. Sessizlik yanıltmasın hiçbirimizi” denildi.
Barış istemenin, çocuklar ölmesin demenin cezalandırıldığı ve aslında istenilenin bir ölüm sessizliği olduğu belirtilen açıklamada, Ortadoğu’da vekalet savaşlarının cehenneminde “ölme/öldürme” demek tarihsel bir sorumluluk olduğu vurgulandı.
Halkları birbirine düşman kılmanın suç olduğu ifade edilen açıklamada, “İnsanlığın yarattığı değerlerin, barışı savunmayı görev kılıyor” denildi.
“BARIŞ İSTEYENLER SUÇLU İLAN EDİLİYOR”
Barış isteyenlerin “suçlu” ilan edildiği ve gözaltına alındığı hatta tutuklandığı hatırlatılarak, şunlar belirtildi:
“Ülkemizde ve bölgemizde savaş değil sulh ve sükûn istiyoruz. Savaş taraftarlığının gürültüsünde gerçeklerin örtülmesine rızamız yok. Ölümleri konuşamıyoruz, gazetecilik ölüyor, çocuklara yönelik cinsel istismarlarını tartışamıyoruz, işçilerin grevlerini duyamıyoruz. Ezidîlerin yaşadığı Afrin’de kim bilir neler yanıyor? Kadın erkek, yaşlı genç, çocuk hasta yüz binlerce insanın sesi de duyulmuyor. Tıpkı Yemen gibi, tıpkı Filistin gibi. Uluslar arası sözleşmelere göre savaş yanlısı açıklama yapmak suçtur. Savaşa karşı olmak ahlaki görevdir. Savaşa karşı olmak, İsraflardan biriyle düşman diğerleriyle dost olmak değildir; onlara sorunları müzakere He halledin demektir. Bizler, düşmanlıkların toplumları tükettiğini biliyoruz.Yeni bir yaşamı var etmenin toplumları güçlendirdiğine inanıyoruz. Barışı istemek bir haktır. Ölümü değil yaşamı savunuyoruz. ”
Açıklamanın ardından katılımcılar birer konuşma yaptı.
“SÜREKLİ ALDATILAN BİR HÜKÜMETLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
İlk sözü alan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, Afrin’de yaşanan çatışmalara tanıklık ettiklerini söyledi.
Gürkün, “Bu bölgede bu çatışmacı, rekabetli politikaların ortağı olmak demek Ortadoğu coğrafyasındaki savaş yangınına benzin taşımak anlamına gelmektedir. AKP hükumeti de savaşçı politikalar kapsamında almış olduğu kararla başlatmış olduğu bu operasyon tamda bu politikalara kan taşımaktır. Bu savaş emperyalist karşıtı bir savaş değil tam tersine emperyalist politikaları güçlendiren bir karardır. Türkiye’nin bir beka sorunu yoktur. Türkiye’nin AKP’nin yanlış politikaları sorunu vardır. Nitekim sürekli aldatılan bir hükumetle karşı karşıyayız. En son dün Obama’nın da aldattığını öğrendik. Sürekli aldatan bir hükümletin siyasi iktidarın isabetli kararlar alacağını düşünmüyoruz” ifadelerini kullandı.
Gürkan, hükümette seslenerek, “Bu savaş kararlarından dönmeye çağrıda bulunuyoruz. Bu operasyonlara son verin” dedi.
“İKTİDAR PSİKOLOJİK BİR SAVAŞLA YÖNETMEYE ÇALIŞIYOR”
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez, insanlığın unutturulmaya çalışıldığı, vicdanların öldürülmeye çalışıldığı bir dönemde buluşmanın önemine dikkat çekti. Sözmez, bunun bir insanlık ve demokrasi mücadelesi olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Yaşam hakkının bir süredir ayaklar altına alındığı, yaşama hakkının tamamen siyasi iktidarın hedefi olduğu ve buna karşı ses vermenin noter vazifesi gören yargı eliyle, gözaltılarla, tutuklamalarla ve ölümle sonuçlanan bir bedel ödetilerek ağır dönemden geçiyoruz. Böylesi bir dönemde ses vermek, toplumu psikolojik bir algıyla yönetmeye çalışan iktidar karşısında biz buradayız, barış istemeye devam edeceğiz demenin çok kıymetli olduğu bir eşikteyiz. Bu bir insanlık ve demokrasi mücadelesidir.”
“SAVAŞ İNSANLIK SUÇUDUR, BU SUÇA ORTAK OLMAYIN”
HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, 100 yıl önce Ermenilere yapılanları hatırlatarak, “Gelin bu hatayı tekrar yapmayın” dedi.
Paylan, konuşmasını şöyle sürdürdü.
“Afrin’e olan savaş birçok şeyin ötesinde. Çünkü Efrin bütün bu yangının içinde kendi evini koruyabilen bu yangından uzak tutan ve her şeye rağmen çok kültürlü çok inançlı ve bir arada yaşama iradesini koruyabilen ender yerlerden birisiydi Suriye’de. Aslında bu saldırının amacı çok kültürlülüğü nasıl oluyor da koruyor noktasında bu çokluğu boğmaktır.
Türkiye’de bir akıl tutulması vardır. Oraya saldıran tekçiliktir, orada savunulansa çoğulculuktır. Bunu Türkiye halkları bilmelidir. Orada Araplar, Türkmenler, Ermeniler, Kürtler birlikte yaşamanın yolunu bulmuşlar, bunu bulamayan bizleriz. 100 yıl önce bu hatayı çok acı bir şekilde yaptık, bunun bedelini en acı şekilde Ermeni halkı sonra Anadolu halkları ödediler. Bu hatayı bir kez daha yapmamaya çağırıyoruz. Savaş insanlık suçudur. Savaşa hayır demeyi de suç haline getiriyorlar. Hep beraber bu savaşa hayır diyelim.”
“DİNİ SAVAŞA ALET OLMASIN”
Anti Kapitalist Müslüman yazar İhsan Eliaçık, “Biz de Müslümanız ve İslama inanıyoruz. Dinimizin savaşa alet olmasını istemiyoruz” diyerek yaşananlara tepki gösterdi. Eliaçık, ‘Savaşa hayır’ diyenlerin yanında olacaklarını vurguladı.
Diyalog Grubu’ndan Hüsnü Okçuoğlu, KESK, ESP, Yazar Erdoğan Aydın, Alevi Bektaşi Federasyonu MYK Üyesi Mustafa Can, Demokratik Alevi Derneği Eyüp Şube Eş Başkanı İmam Balsever, HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu, HDP Kadın Meclisi Gülsüm Ağaoğlu da birer konuşma yaparak, savaşa karşı durulması gerektiğine vurgu yaptılar. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Müftülüklere nikah kıyma yetkisinin meclisten geçmesine tepkiler devam ediyor. Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, “Biz bu yasayı istemiyoruz ve kabul etmiyoruz. Biz sadece bu yasayı değil gerici erkek egemen ve kadın düşmanı bu iktidara emeğimizden, bedenimizden, hayatımızdan elini çek diyoruz” dedi.
Haberin Videosu
Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy müftülüklere verilen nikah kıyma yetkisini Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.
“BU YASA, BİZİM SOKAKLARDAN ÇIKMAYACAK”
“Bu yasa tek adamın meclisinden çıkabilir ama bizim yaşam alanlarımızdan, bizim evlerimizden, bizim sokaklarımızdan geçmeyecek ve çıkmayacak bir yasa” diyen Ersoy, “Tek adamın ağzından çıkanın kanun olmayacağını, sadece meclis ve kendi saray çevresi değil ülkenin dört bir tarafında bunun böyle olmayacağını kendisi de görecek” dedi.
“KENDİ EŞİTLİĞİMİZİ VE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ KAZANACAĞIZ”
Ersoy, “Biz bu yasayı istemiyoruz ve kabul etmiyoruz. Biz sadece bu yasayı değil gerici erkek egemen ve kadın düşmanı bu iktidara; emeğimizden, bedenimizden, hayatımızdan elini çek diyoruz. kadınlar olarak bundan önce olduğu gibi eşitlik ve özgürlük mücadelesini yaşamın her alanında ve her anında gerici ve kadın düşmanı bu iktidar karşısında inatla sürdüreceğiz. Buna mecburuz zaten. Çünkü bu bizim en yaşamsal sorunumuz. Biz inanıyoruz ki kendi eşitliğimizi de özgürlüğümüzü de kazanacağız. Bunu kazanırken memleketi de eşit ve özgür bir hale getireceğiz. Ve bunu da biz kadınlar yapacağız” diye konuştu.
“YENİ YARATACAKLARI TOPLUM TEK MEZHEBE DAYALI”
Kendisinin zaten yeni bir toplum yaratıyoruz dediğine dikkat çeken Ersoy, “Yeni yaratmak istedikleri toplum tamamen tek mezhebe dayalı ve kendi diktatörlüğünün toplumsal yapısını kurmaya dönük bir yapı. Bunu bu ülkede yaşayan hiçbir inanç, hiçbir kimlik, hiçbir sınıf istemeyecek.