Etiket: halkevi

  • Halfeti’de kayyım protestosunda ortak mesaj: Direnişi büyütelim-VİDEO

    Halfeti’de kayyım protestosunda ortak mesaj: Direnişi büyütelim-VİDEO

    PİRHA- Halfeti’de irade gaspına karşı yapılan kitlesel eylemde konuşan siyasi parti temsilcileri, kayyımları halkın iradesine vurulmuş darbe olarak değerlendirerek, “Birlikte kazanacağız” mesajı verdiler. 

    Urfa’nın Halfeti ilçesinde belediyeye atanan kayyıma karşı protestolar üçüncü gününde devam ediyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ile EHP, TÖP, TİP, EMEP, SMF, SYKP, SODAP, KKP, PİA, Devrimci Parti, ESP, İHD, Alevi Bektaşi Federasyonu, KESK’ten çok sayıda isim, Halfeti Belediyesi’ne atanan kayyıma karşı eylem yapan halkla buluştu.

    Halfeti Belediyesi önünde süren eylemde konuşan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, kayyım atamalarının yargı kararlarına dayandırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek, “Ortada yargı kararı yok. Mehmet Karayılan’ın demokratik siyasete dair yapmış olduğu çalışmalardır. Kayyımın tek bir açıklaması var o da, AKP-MHP iktidarı halkın iradesini gasp ediyor. Direniş gösterenlere selam olsun. Halfeti’ye 4800 oy getirdiler ama yine kaybettiler. Öcalan’a çağrı yapıyorlar, diğer taraftan disiplin cezaları veriyorlar. Demokratik tepkilere müdahale ederek, halkın tepkisini dindiremezsiniz. Türkiye halklarını ortak mücadeleye çağırıyorum” dedi.

    “KÜRT NE YAPSIN?

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İnkarcı bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu iktidar Kürt seçemez diyor, anadilini konuşamaz diyor. Kürt dilini kullanamıyorsa, kendi temsilcilerini seçemiyorsa, iradesine kayyım atanıyorsa, hapse atıyorsa Kürt ne yapsın?” diye konuştu.

    Darbe hukukunu aşan bir süreçle karşı karşıya olduklarının altını çizen Bakırhan, “Kürtler bu coğrafyada demokrasi, adalet, eşitlik, müzakere, diyalog istiyor. Çözüm istemeyenler kayyım atayanlardır. Bir kandırma, yok sayma, inkar politikasıyla karşı karşıyayız. Bizler mücadele edenler olarak siyasi darbe yapan bu iktidarı uyarıyoruz, bu yoldan dönün. Bırakın Halfeti halkı kimi seçmişse o yönetsin. Sıkıştığınız zaman, kayyıma, kolluğa yapışan bir anlayışın sahibisiniz. Kürtler kavga, çatışma istemiyor, çözüm, demokrasi istiyor. Çözüm istiyorsanız, buradayız. Bu kararlar geri alınıncıya kadar mücadele edeceğiz, direneceğiz, alanlarda olacağız” ifadelerine yer verdi.

    “SUSMADAN, DEMOKRATİK ZEMİNDE KARŞI ÇIKMALIYIZ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları da, kayyımın gasp ve darbe olduğunu vurgulayarak, “Kayyımın siyasi, polis, saray eliyle seçme ve seçilme hakkının yurttaşın elinde alınmasıdır. Vali ve kaymakamlar eliyle padişahlık dönemi kurmak istiyor. İktidar bir eliyle iç barış dedi, diğer eliyle sopayla vurmaya çalışıyor. Bu anlayışla Türkiye’yi zapturapt altına almak istiyor. Barış istenler kayyım atamaz. Esenyurt’a atanan kayyım rejimini batı illerine taşımaktadırlar. Muhalefetteki belediyeler kayyım tehdidi altındadır. Türkiye’deki bütün siyasi partilere, toplumsal kesimlerin susmadan, demokratik zeminde karşı çıkmadan başka şansımız yoktur. Bizler Halfeti’de iç barıştan bahsedenlere diyoruz ki; tecridi kaldıracak olan sizlersiniz. Tecridi derhal kaldırın” şeklinde konuştu.

    “DİRENENLER OLARAK VAZGEÇMİYORUZ”

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise, iktidarın kayyım atmasıyla birlikte iktidarını kaybettiğini ilan ettiğini belirterek, “İktidar Kürt halkını kazanımlarından vazgeçmesini bekliyor. Vazgeçmeyeceğiz. Yıllardır inkar politikası izliyorlar. İktidar tanalı, rantı saklamak için beton bariyeler kuruyor. Cumhur ittifakı, Kürt sorunun çözümünde rol çalıyor. Onları rol çalmaya değil Kürt sorunun demokratik çözümünde rol almaya çağırıyoruz. Kayyıma karşı direnenler olarak vazgeçmiyoruz. İşkence bizleri vazgeçiremeyecek. Mücadelemizi büyüteceğiz” diye konuştu.

    Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hasan Öztürk, Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcı, İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA) adına Mehmet Kamaç, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, SODAP adına Sevda Akdağ, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Sözcüsü Mahir Gürz, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Sözcüsü Satiye Ok, Kurdistan Kominist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, kayyımlara karşı birlikte mücadele vurgusunda bulundu.

    Halfeti Belediyesi Eş Başkanları da dayanışmadan dolayı teşekkür etti.

    PİRHA/HALFETİ

     

  • Yöre dernekleri yöneticilerinden Yeşilkent Cemevi’nde toplantı; Halkevi’ne ziyaret

    Yöre dernekleri yöneticilerinden Yeşilkent Cemevi’nde toplantı; Halkevi’ne ziyaret

    PİRHA- Alevi örgütleri öncülüğünde İstanbul Kadıköy’de yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi kapsamında ziyaretler ve toplantılar sürüyor. Yeşilkent Cemevi’nde demokratik kitle örgütlerinin yöneticileriyle bir toplantı yapıldı. Alevi heyet Halkevi’ni de ziyaret ederek mitinge davet etti.

    MHP destekli AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak artıyor.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmaları alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi de zorunlu hale getirdi.

    AKP hükümetinin anti laik uygulamaları toplumda infial yaratıyor. Bu uygulamalara karşı Alevi örgütleri öncülüğünde İzmir’in ardından İstanbul Kadıköy’de “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak. Miting, 10 Aralık Pazar günü saat 14.00’te başlayacak.

    Mitingin hazırlıkları sürerken Alevi örgütlerinin temsilcileri çeşitli kurumları, medya organlarını, demokratik kitle örgütlerini ziyaret ederek mitinge katılmalarını ve destek vermelerini istiyor.

    Bu kapsamda Avcılar’da bulunan Yeşilkent Cemevi’nde demokratik kitle örgütlerinin yöneticileriyle bir toplantı yapıldı. Toplantıda “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi ele alındı.

    Alevi kurum temsilcileri, Halkevi’ni de ziyaret ederek mitinge davet etti.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DAD Ankara Şubesi’nden polis operasyonuna tepki: Bir olmak iri olmak zamanıdır-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi’nden polis operasyonuna tepki: Bir olmak iri olmak zamanıdır-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Eş Genel Başkan Kadriye Doğan ve birçok kuruma yönelik gözaltı operasyonlarını kınadı. Yapılan basın açıklamasında “Yaşanan olaylara, baskılara karşı dik durmak, boyun eğmemek inancımızın gereğidir. Arsıza, hırsıza, nursuza, pirsize karşı bir olmak, iri olmak zamanıdır” denildi.

    DAD Ankara Şubesi, 2 Ekim’de yurt genelinde yapılan polisin gözaltı operasyonlarını kınadı. Ana Fatma Cemevi’nde yapılan basın açıklamasına Yeşil Sol Parti, Halkların Demokratik Partisi, Emek Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Ankara 78’liler girişimi, Halkevi, 10 Ekim Barış Derneği ve Yuva Köy Derneği temsilcileri de katıldı.

    “BASKILARA KARŞI DURMADAN YOL YÜRÜNMEZ”

    ‘Gün birlik olma günüdür’ mesajının verildiği basın açıklamasını DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Mustafa Karabudak okudu. Siyasal iktidarın, farklı etnik yapılara, inançlara, kadın özgürlükçü anlayışa karşı baskı politikası uyguladığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “An yoktur ki inancımıza, değerlerimize, toplumsal hafızamıza, kurumlarımıza, Yol yürütücülerimize baskı, zulüm, işkence, gözaltı, tutuklamayı normalleştirmesinler. Zulmünüz artsın, yaşattığınız kadar yaşarsınız.

    Bu tekçi anlayışın baskısı altındam  masum-u pak olan evlatlarımız, irademizi temsil eden, ikrar verdiğimiz seçilmişlerimiz, Ana kadının kemaletini devriye eden kemalet sahibi kadın canlarımız, Yol yürütücüsü Analarımız, pirlerimiz, jiyarlarımız, diyarlarımız, dergahlarımız, ırmaklarımız, coğrafyamız, Herde Dewreş feryat figan yaşamaktadır. Bu zulme sessiz kalmak, zulme ortak olmak anlamına geliyor. Bu hakikati görmeden, baskılara karşı durmadan Yol yürünmez, yola talip olunmaz.

    Tekçi zihniyet son günlerde demokrasi güçlerine, Alevi süreklerine yönelik çökertme planını adım adım yürütmektedir. Fiziken yok edemediği rıza toplumu süreklerini kültürel katliamla, asimilasyon ile yok etmeye çalışmaktadır. Alevi Bektaşi Kültür Cem Evi Başkanlığı’nın kurulması, Sivas – Madımak Katliamı sanıklarının serbest bırakılması, ÇEDES projesi ile devam eden süreç Alevi kurum yöneticilerinin gözaltına alınması ile devam etmektedir.

    “ZÜLÜM İLE ABAD OLANIN SONU BERBAT OLUR”

    Geçen hafta PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe canımız ve Alevi kurum yöneticilerimiz gözaltına alındı. Bugün itibariyle Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanımız Kadriye Doğan canımız sabaha doğru gözaltı işkencesine uğramıştır. Ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerine bağlı Bir Mayıs Cem Evi yöneticisi Halil Aksu canımız da bu zulme uğramıştır. Eş Genel Başkanımızın hanesi biliniyor, yurt dışı yasağı yok, kaçak yaşamıyor, bilinen bir canımızdır. Kemalet sahibi, bilge bir kadın; inancına sıtkı bütün bağlı ikrarlı bir yol evladıdır. Asla zulme boyun eğmemiş, yaşamı boyunca hak ve hakikati dile getirmiş, demokratik siyasetin öznesi olmuş bir canımızdır. Gecenin bir vaktinde baskın düzenlenerek gözaltına alınmasını asla kabul etmiyoruz. Bu zulme rıza göstermiyoruz. Diyoruz ki, “zülüm ile abad olanın sonu berbat olur.”

    “ARSIZA, HIRSIZA KARŞI BİR OLMAK, İRİ OLMAK ZAMANIDIR”

    Bu gözaltı eş genel başkanımız şahsında Yol’a ikrar veren, kadın özgürlükçü yaşamı savunan, “Jin jîyan Azadî” diyen, her şart altında hakikati haykıran, eril zihniyete “hayır” diyen bütün kadın canlara uygulanmış olarak kabul ediyoruz.

    Bütün bu yaşananlar bizlere tarihsel sorumluluklar yüklemektedir. Yaşanan olaylara, baskılara karşı dik durmak, boyun eğmemek inancımızın gereğidir. Arsıza, hırsıza, nursuza, pirsize karşı bir olmak, iri olmak zamanıdır.

    HDP yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 20 kişiye yönelik İç İşleri Bakanlığının, Emniyet yetkililerinin ev baskınlarını “terör örgütlü faaliyeti yürütenler” şeklinde basına servis etmesi bir algı operasyonudur. HDP mevcut yasalarla kurulmuş, yerel yönetimlerde seçilmişleri olan, TBMM’de milletvekilleri, Meclis Başkan Vekili görevini yerine getiren anayasal bir kurumdur. “Terör” ile ilişkilendirilmesi, adaletsizliklerine, haksızlıklarına kılıf uydurmaktan başka bir şey değildir.

    Başta Eş Genel Başkanımız Kadriye Doğan canımız olmak üzere ve demokratik zeminde siyaset yürüten diğer canlarımız bir an önce serbest bırakılmalıdır.

    Bu zulme sessiz kalmayacağız. Baskılar bizi yıldıramaz. Zulme sesiz kalmak doğal düşkünlüktür. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Antalya’da ‘Deniz Gezmiş’ gözaltısı

    Antalya’da ‘Deniz Gezmiş’ gözaltısı

    PİRHA- Antalya’da aralarında sendika, parti ve dernek yöneticisi de olan 24 kişi “6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş’in mektubunu okumak” suçlamasıyla gözaltına alındı.

    Antalya’da sabah saatlerinde Eğitim-sen Antalya Şube Başkanı ve KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Nurettin Sönmez’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Ayrıca Eğitim-Sen Yönetim Kurulu’ndan 4, Halkevleri, DİSK, Emekli Sen, EMEP, TİP ve Sol Parti’den 24 yönetici ve üyenin gözaltına alındığı belirtilirken, gözaltı nedeninin “6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş’in mektubunu okumak” olarak açıklandı.

    PİRHA/ANTALYA

  • Özlem Bingöl: Karamsarlığa kapılmadan, depremzedelerle dayanışmayı büyütelim-VİDEO

    Özlem Bingöl: Karamsarlığa kapılmadan, depremzedelerle dayanışmayı büyütelim-VİDEO

    PİRHA- Antalya’ya göç etmek zorunda kalan depremzedelerle dayanışma çalışmasının içinde yer alan Halkevlerinden Özlem Bingöl, depremzedelerin zor bir süreçten geçtiğini belirterek, dayanışmanın sürekli olması için çağrı yaptı. Bingöl, “Oldukça zor bir süreç. Dolayısıyla psikolojik anlamda destek alabileceğimiz kanalları, köprüleri kurmak zorundayız. Bu hepimizin sorumluluğu. Mücadeleye devam etmek zorundayız” dedi. 

     

    6 Şubat’ta ve sonrasında yaşanan depremin yarattığı mağduriyetin yaraları sarılmaya çalışılıyor. Depremzedelerle dayanışmak için aralarında Hacıbektaş Veli anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Kızılarık Cemevi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği ve Halkevleri’nin kurduğu deprem dayanışma merkezi çalışmalarını sürdürüyor. Burada Halkevleri adına  gönüllü çalışma yürüten Özlem Bingöl, dayanışmayı PİRHA’ya anlattı.

    Antalya’da yaşayan Özlem Bingöl, depremden derinden etkilendiklerini belirterek, depremzedelerin sorunlarının artarak devam ettiğini söyledi. Sivil toplum kuruluşlarının sol yapıların kendi olanakları kadar dayanışma gösterdiklerini ifade eden Bingöl, “Alevi örgütleri ve Halkevleri olarak daha örgütlü bir şekilde daha fazla insana ulaşabiliriz daha fazla insana sesimizi duyurabiliriz diye burada bir yardım dayanışma merkezi kurduk. Bu amaçla sanırım bir nebze de olsa insanların yarasına dokunabiliyoruz. Çünkü çeşitli giysi ve gıda maddesini burada merkezde topluyoruz ve ihtiyaç duyan insanlara veriyoruz. Bu çalışmamız artık hem daha fazla duyulmaya başladı, hem de bireysel olarak çevremizde bulunanlar bunu sürekli yayıyorlar. Dolayısıyla daha fazla görülür hale geldi. Bu bizim için çok kıymetli bir şey” dedi.

    “DAYANIŞMA SÜREKLİ HALE GELMELİ”

    Bu dayanışmanın, çalışmanın sürekli hale gelmesi gerektiğinin altını çizen Bingöl şöyle devam etti:

    “Bu çalışmanın süreklilik arz etmesi lazım. Dolayısıyla şu an bu kurumlarla beraber bunu örgütlemeye çalışıyoruz. Halkevleri olarak bu sürecin en başından itibaren hem bölgede bir takım şeylere dokunmaya çalışıyorlar ve hala oradalar. Bu şehirlerde de ‘biz bunun bir ayağı olarak ne yapabiliriz buna nasıl süreklilik kazandırırız’ gibi kendimizce düşünüp yöntemler geliştiriyoruz. Burada Halkevci olarak ben varım ve cemevlerinde arkadaşlarla yemek veriyoruz. Depremzedelere elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışıyoruz.Buraya gelemeyenlere de yardım götürüyoruz. Kalacak yerler için de yardımcı olmaya çalışıyoruz. Daha fazlasını yapabilmeyi isteriz ama daha çok bunun sürekliliği noktasında duruyoruz.  Bir paket gıda ürününü bir aileye verdik ve bitti değil, o gıdayı sürekli hale getirecek kanalları kurmamız lazım. O kanalları kurmak için bütün politik çevremizi, sosyal çevrelerimizi, ailelerimizi, akrabalarımızı, komşularımızı, mahalleleri, biraz hareketlendirmemiz gerekiyor. Herkese düşen görev bu. Bir yardım kolisi içerisinde bir aileye maksimum bir hafta belki 10 gün yetecek gıda var. 10 gün sonrasında ne olacak 10 gün sonrasında bir kez daha o boşluğu doldurabilecek finansmana sahip olmamız gerekir.

    Belki yıllarca sürecek bir harabe, yıllarca sürecek bir yıkım var. Şimdiden inşasını yapmaya çalışmalıyız. Çünkü bu işin hem maddi hem de psikolojik tarafı var. Bu süreçten etkilenenler sadece yetişkinler değil, onların çocukları var. Hayatta kalamayanlar zaten gittiler. Hayatta kalanlar ise bir çok kayıp vermiş ve hayatta kalmış ama bunun şokunu henüz atlatamamış. Belki bu şoku atlatması yıllar sürecek. Çoluk çocuk, kadın, erkek, yaşlı buralarda. Buranın dışında da temas ettiğimiz insanlar var. İnanın oldukça zor. Dolayısıyla psikolojik anlamda destek alabileceğimiz kanalları, o köprüleri kurmak zorundayız. Bu hepimizin sorumluluğu. Mücadeleye devam etmek zorundayız.”

    “SIKINTILI GÜNLERDE HAYAT BULAN BİR KAVRAM VAR ‘DAYANIŞMA’”

    Depremzedelerin psikolojileri açısından profesyonel yardıma ihtiyaçları olduğunu ifade eden Özlem Bingöl, “Hem onların hem de onlara aracılık yapan bizler için çok zor. Hepimiz için süreç zor. Halkevleri her zaman zaten bu misyonu yüklenmişti ama böyle çok daha sıkıntılı durumlarda bir kez daha hayat bulan bir kavram var o da dayanışma. Bunun altını sürekli çizmek gerekli ve altını boş bırakmamak gerekli. Madem dayanışma bu kadar güzel bir şey, bu kadar kutsal önemli bir şey, o zaman altını dolduralım ve bu insanlarla el ele verelim” diye konuştu.

    Antalya’ya 150-200 bin depremzede geldiğinden bahsedildiğini aktaran Bingöl, “Bence daha da fazla. Resmi rakamları bilmiyorum. Olayın çok başındayız. Bütün bu süreci en sağlıklı bir şekilde nasıl beraber yürütürüz düşünmemiz gerekli. Bizlerin hem kişisel bazda hem de kurumsal bazda sol, sosyalist örgütler, Alevi dernekleri olarak birleşseler dahi üstesinden gelinebilecek sorunlar değil. Biz üzerimize düşeni yapalım, yapmaya devam edelim. Sonuç olarak tüm bu yükün altından sadece Halkevleri, sadece DKÖ, sol bir takım oluşumlar Aleviler, partiler altından kalkamayacak durumdalar” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİN OLANAKLARINI KULLANMASI GEREKİR”

    Dayanışmanın sürekliliğine vurgu yapan Özlem Bingöl, devletin devreye girmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

    “Kiralar bu kadar yüksekken, hayat bu kadar pahalıyken, bu insanları nerelere yerleştireceğiz? Kendi olanaklarımızla ne kadarını yapabiliriz. Burada devletin/belediyelerin ciddi şekilde olanaklarını kullanması, koordinasyonu sağlaması, bunun için özellikle ödenek ayrılması gerekecek. Biz kendi adımıza dayanışmaya devam ederken, belki bir yandan da onları iteklemek gerekecek. Dayanışmayı büyütelim asla umutsuz kalmadan, asla karamsarlığa kapılmadan, bir sürü insanı kaybettik, bir sürü sevdiğimiz insanları kaybettik. Bazılarımız tanıdıklarını, bazılarımız ailelerini. Bu insanlar hiçbirimizin hiçbir şeyi olmak zorunda da değiller, bunu hissetmemiz için. Yaşasın dayanışma.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Antalya İşçi Filmleri Festivali 16 Ekim’de başlıyor

    Antalya İşçi Filmleri Festivali 16 Ekim’de başlıyor

    PİRHA-16.Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin Antalya ayağı “Geçim derdi hangi kadraja sığar” temasıyla 16 Ekim 2021 tarihinde başlayacak. Gösterimler 31 Ekim’e kadar sürecek.

    16. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin Antalya ayağı 16 Ekim Cumartesi günü, saat 19.00’da Konyaaltı 23 Nisan Ulusal Egemenlik Parkı içerisinde yer alan amfi tiyatroda yapılacak etkinlikle başlayacak.

    Bu yıl “Hangi Kadraja Sığar?” sloganıyla düzenlenen festival öncesi DİSK-Akdeniz Bölge Temsilciliği, KESK Antalya Şubeler Platformu, Antalya Tabip Odası ve Antalya Halkevi’nden oluşan festival komitesi Eğitim Sen Antalya Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya KESK Akdeniz Şubeler Platformu Sözcüsü ve Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez, Halkevleri Merkez Yürütme Kurulu üyesi Kutay Meriç, Antalya Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Nursel Şahin ve DİSK Akdeniz Şube Temsilcisi ve Genel İş Antalya Şube Başkanı Vedat Küçük katıldı.

    “ADALETSİZLİKLER, HANGİ KADRAJA SIĞAR?”

    Antalya Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Nursel Şahin tarafından okunan açıklamada, pandemi koşulları nedeniyle festivalin Türkiye açılışının 1-9 Mayıs tarihleri arasında çevrimiçi olarak yapıldığı hatırlatıldı.

    Şahin şöyle konuştu:

    “Geleneksel olarak İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da Mayıs başında başlayan festivalimiz, yıl boyunca diğer kentleri de gezer ve her ilde o yerin emek ve demokrasi güçlerince düzenlenirdi. Ancak iki yıldır pandemi nedeniyle bu akışta aksamalar yaşanıyor

    Bu yıl 16’ncısını düzenlediğimiz Uluslararası İşçi Filmleri Festivali (İFF), dünyadan ve Türkiye’den emekçilerin, işsizlerin, kadınların, LGBTİQ+’ların, gençlerin mücadelesini anlatıyor ve yaşanılan haksızlık ve adaletsizlikler için “Hangi kadraja sığar” sorusunu yöneltiyor. 2006 yılında ilkini gerçekleştirdiğimiz festivalimizi birkaç yönden önemsiyoruz:

    Esas beklentimiz işçilerin hem ülke içinde hem de dışındaki kendi sınıfından insanlarıyla iletişim kurmalarını sağlamak. Zira ülkemizde işçiler neredeyse bütünüyle sınıf dışı ideolojiler tarafından esir alınmış durumda. Hak arama mücadelelerinin bile imkânsız hale getirildiği günümüzde toplumsal mücadeleyle birlikte oluşan sınıf bilincinin “yokluğu veya zayıflığı işçi sınıfının bireysel ve toplumsal dejenerasyonunu hızlandırıyor. Böyle bir ortamda ülkemiz işçi sınıfının/işçilerinin kendi gerçeklikleriyle yüzleşmelerine yardımcı olmanın bu dejenerasyonun etkisizleştirilmesine kısmen de olsa katkı sunacağını düşündük.”

    “BURADA GÜRÜL GÜRÜL AKAN BİR HAYAT VAR”

    Prof. Dr. Şahin, festivali düzenlerken gerçekleşmesini istedikleri diğer bir konunun da sinema dünyasında sosyal gerçekçilik akımının yeniden değer bulmasına katkı sunmak olduğunu belirtirken; “Türk sinemasına emek veren kıymetli sinema yönetmeni veya senaryo yazarlarının olduğunu biliyoruz. Bu yönetmenlere veya sinemaya gönül vermiş gençlere, sinema diliyle anlatabilecekleri gerçek bir hayatın varlığını göstermek istiyoruz. “Bakın burada gürül gürül akan bir hayat var” demek istiyoruz. Türkiye insanının/toplumunun kendi kendisiyle yüzleşmesine yardım edecek bir sinemacı kuşağının ortaya çıkmasını veya yetişmesini önemsiyoruz. Festivalimizin bu doğrultuda atılmış çok mütevazı bir adım olduğunu biliyoruz. Ama umut ediyoruz ki, bu yolun başka sevdalılarıyla birlikte daha güçlü ve etkili çalışmaları gerçekleştireceğiz” ifadelerini kullandı.

    Sabri MERAL