Etiket: halkların demokratik partisi

  • Hüda Kaya hakkında tahliye kararı verildi

    Hüda Kaya hakkında tahliye kararı verildi

    PİRHA- Kobané Davası kapsamında 8 aydır tutuklu olan HDP eski milletvekili Hüda Kaya hakkında tahliye kararı verildi.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekilleri Hüda Kaya, Garo Paylan, Fatma Kurtulan, Serpil Kemalbay ve Pero Dündar hakkında açılan Kobané davasının ilk duruşması görüldü.
    8 aydır tutuklu bulunan siyasetçi Hüda Kaya hakkında mütalaasını sunan iddia makamı, Kaya’nın tutukluluğunun devamına karar verilmesini talep etti.
    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kaya’nın ayda bir kez imza atma yükümlülüğü ve yurt dışı çıkış yasağıyla birlikte tahliyesine karar verdi.
    (HABER MERKEZİ)
  • 159 imzacıdan Kobane Davası açıklaması: Tutuklular serbest bırakılsın

    159 imzacıdan Kobane Davası açıklaması: Tutuklular serbest bırakılsın

    PİRHA- HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobane davasına ilişkin aralarında siyasetçi, sanatçı, hak savunucusu, yazar ve akademisyenlerin bulunduğu 159 kişi açıklama yaparak, tutukluların serbest bırakılması gerektiğini belirttiler.

    Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) siyasetçilerin yargılandığı Kobane Davası’nın 16 Mayıs Perşembe günü görülecek duruşmasında karar çıkması bekleniyor. Gazeteci, yazar, sanatçı, hukukçu, siyasetçi ve hak savunucularından oluşan 159 kişi, ortak açıklama yaptı.

    “ÜLKENİN GELECEĞİNİ ETKİLEYECEK KARARIN EŞİĞİNDEYİZ”

    Açıklamada, Kobane Davası’nda verilecek kararın ülkenin barış ve demokrasiden yana, iktidarın bağımsız yargı ilkesine saygı duyup duymayacağının göstergesi olacağına vurgu yapıldı.

    Bu davanın yargının siyasal araç olarak kullanıldığı davaların kilit noktası olacağına dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bu dava sadece DEM Parti ve bölge halkı için değil, ülkemizin geleceği açısından da kritik bir öneme sahiptir. Kobane Davası’nda çıkacak karar ülkede hukuksuzluğun sona ereceğinin, yargının bağımsızlığına kavuşacağının işaret fişeği olmalıdır.

    Yapılması gereken açıktır: Taraf devletlerin bütün organları için bağlayıcı olan AİHM kararları ve uygulamadan sorumlu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Demirtaş ve diğer tutukluların vakit geçirmeden serbest bırakılması kararı gereğince, Kobane tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır. Hükümet ve yargının Bakanlar Komitesi’nin kararını dikkate alması Avrupa Konseyi üyeliğinin getirdiği bir yükümlülüktür.”

    İMZACILAR

    Abdulhakim Daş-Doğu Güneydoğu Dernekleri Plt. Bşk., Abdullah Keskin-Yayıncı., Abdullah Öncel-Urfa Baro Başkanı., Abdülbaki Erdoğmuş-İlahiyatçı, 21. Dönem Milletvekili., Adnan Özyalçıner-TYS başkanı, Yazar., Ahmet Aykaç-Prof. Dr., Ahmet Çakmak-Prof. Dr., Ahmet Dindar-Avukat., Ahmet Özdemir Aktan-Prof. Dr., Akın Atalay-Avukat., Alev Er-Gazeteci, Çevirmen., Ali Bayramoğlu-Gazeteci, Yazar., Ali Bilge-İktisatçı., Ali Haydar Konca-Avrupa Birliği eski Bakanı., Ali Yaycıoğlu-Prof. Dr., Altay Öktem-Yazar., Arlin Çiçekci-Yazar., Arzu Başaran-Ressam., Atilla Ansal-Prof. Dr., Atilla Dirim-Çevirmen., Aydın Selcen-Yazar, diplomat., Aylin Tekiner-Sanatçı., Ayşe Erzan-Prof. Dr., Ayşe Semiha Baban-Yaşar Kemal Vakfı Başkanı., Ayşe Sözeri Cemal-İletişimci., Ayşegül Devecioğlu-Yazar., Ayşen Günsu Teker-Senarist., Ayşen Şahin-İletişimci, Yazar., Baskın Oran-Prof. Dr., Bengü Üçüncü-Senarist., Berrin Sönmez-Emekli Öğretim Görevlisi., Binnaz Toprak-Prof. Dr., 24. Dönem Milletvekili., Birgül Oğuz-Yazar., Burhan Sönmez-Yazar, Uluslararası PEN Başkanı., Burhan Şenatalar-Prof. Dr., Bülend Tuna-Mimar., Bülent Atamer-Mühendis., Bülent Tekin-Şair, Yazar., Cafer Solgun-Araştırmacı, Yazar., Celalettin Can-78’liler Girişimi Sözcüsü, Gazeteci, Yazar., Cengiz Arın-Akademisyen., Cihangir İslam-27. Dönem Milletvekili., Cuma Erçe-PSAKD Genel Başkanı., Çağatay Anadol-Yayıncı., Çiğdem Koç-Avukat., Deniz Durukan-Yazar., Deniz Türkali-Oyuncu., Doğan Bermek-Mimar., Ekrem Baran-İlahiyatçı., Emine Uşaklıgil-Gazeteci, Yazar., Enes Atila Pay-Mimar., Ercan Geçmez-HBV Genel Başkanı., Erdal Karayazgan-Mühendis., Erdoğan Aydın-Tarihçi, Yazar., Erdoğan Kahyaoğlu-Yazar., Ergin Cinmen-Avukat., Erol Köroğlu-Doç. Dr., Ertuğrul Günay-Kültür ve Turizm eski Bakanı, Hukukçu., Esat Akçılad-Senarist., Esra Koç-Ziraat Y. Mühendisi., Esra Mungan-Doç. Dr., Eşber Yağmurdereli-Avukat., Fatma Akdokur-Dr. İlahiyatçı., Fatma Bostan Ünsal-İnsan Hakları Savunucusu., Ferhat Tunç-Müzisyen., Fethiye Çetin-Avukat., Fırat Acar-Yayıncı., Figen Çalıkuşu-Avukat., Figen Şakacı-Yazar., Fikret Başkaya-Akademisyen, Yazar., Fikri Sağlar-Kültür ve Turizm, Devlet eski Bakanı., Gaye Boralıoğlu-Yazar., Gençay Gürsoy-Prof. Dr., Gülayşe Koçak-Yazar., Gülhan Türkay-Prof. Dr., Sosyal Araştırmalar Vakfı Bşk., Gülseren Onanç-Aktivist, Sivil Toplum Gönüllüsü., Gülten Kaya-Müzik Yapımcısı., Gürhan Ertür-Sivil Toplum Gönüllüsü., Hacer Ansal-Prof. Dr., Halil İbrahim Yenigün-Dr. Akademisyen., Hasan Cemal-Gazeteci, Yazar., Huri Özdoğan-Prof. Dr., Hülya Ekşigil-Gazeteci., Hülya Gülbahar-Avukat., İbrahim Betil-Sivil Toplum Gönüllüsü. İslam Özkan-Gazeteci., Kadir Akın-Yazar., Kemal Aytaç-Avukat., Levent Tüzel-Hukukçu, 24. Dönem Milletvekili., Ludmila Denisenko-Sanat Tarihçi, Yazar., Mebuse Tekay-Avukat., Mehmet Ali Alpar-Prof. Dr., Mehmet Altan-Prof. Dr., Mehmet Bilal Dede-Yazar., Mehmet Ural-Siyasi Danışman., Melek Taylan-Belgesel Sinemacı., Metin Bayrak-Felsefeci., Murat Uyurkulak-Yazar., Murathan Mungan-Yazar., Mustafa Aslan-ABF Genel Başkanı., Mustafa Paçal-Danışman., Nahit Eren-Diyarbakır Baro Başkanı., Namık Tan-Milletvekili, Emekli Büyükelçi., Nazar Büyüm-Yazar., Necmiye Alpay-Dilci, Yazar., Nesim Ovadya İzrail-Yazar., Nesrin Nas-Siyasetçi., Nesrin Sungur-Prof. Dr., Nesteren Davutoğlu-İletişim Uzmanı., Neşe Erdilek-Sosyolog., Nil Mutluer-Dr., Sosyal Bilimci., Nilüfer Tapan-Prof. Dr., Nuray Sancar– Gazeteci, Yazar., Nurcan Baysal-Yazar., Nurhan Süerdem-Yazar., Nurten Ertuğrul-Mali Müşavir., Orhan Alkaya-Yönetmen, Şair., Orhan Pamuk-Yazar., Orhan Silier-Tarihçi., Osman Okkan-Belgesel Sinemacı., Oya Baydar-Yazar., Öget Öktem Tanör-Prof. Dr., Ömer Ceylan-Emekli Ekonomist., Ömer Faruk-Yazar., Ömer Madra-Emekli Akademisyen., Ömer Zülfü Livaneli-Müzisyen, Yazar, Film Yönetmeni., Özden Uçar-Senarist., Rakel Dink-Hrant Dink Vakfı YK Başkanı., Reşit Şahin Canbeyli-Prof. Dr., Rezzan Tuncay-Prof. Dr., Rıza Türmen-AİHM Eski Yargıcı., Rojhat Dilsiz-Şırnak Baro Başkanı., Saffet Ercan-Dr. İst. Tabip Odası YK üyesi., Selçuk Erez-Prof. Dr., Selim Ölçer-Dr., İnsan Hakları Savunucusu., Sena Kaleli-24. Dönem Milletvekili., Serdar Arat-Sanatçı, Prof., Sinan Özaraz-Van Baro Başkanı., Şahika Yüksel-Prof. Dr., Şanar Yurdatapan-Müzisyen, İnsan Hakları Aktivisti., Şenol Karakaş-Aktivist., Talat Kırış-Prof. Dr., Tatyos Bebek-Diş Hekimi., Temel İskit-Emekli Büyükelçi., Tuğrul Eryılmaz-Gazeteci., Turgut Öker-AABK Onursal Başkanı., Ümit Aktaş-Yazar., Ümit Biçer-Prof. Dr., Ümit Kıvanç-Gazeteci, Yazar., Ünal Ünsal-Emekli Büyükelçi., Viki Çiprut-Gazeteci., Yakın Ertürk-Prof. Dr., Yakup Uygun-Fotoğraf Sanatçısı., Yavuz Ekinci-Yazar., Yektan Türkyılmaz-Doç. Dr., Yeşim M. Atamer-Prof. Dr., Zafer Aydın-Yazar., Zehra Arat-Prof. Dr., Ziya Halis-Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li eski 8 milletvekilinin yargılandığı dava ertelendi

    HDP’li eski 8 milletvekilinin yargılandığı dava ertelendi

    PİRHA-HDP’li eski 8 milletvekilinin 3 ayrı suçlamadan yargılandığı davanın duruşması, avukatların mazeret bildirmesi ve vekillerin duruşmaya katılmaması nedeniyle ertelendi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP eski Grup Başkanvekilleri İdris Baluken ve Çağlar Demirel ile eski milletvekilleri Altan Tan, Ahmet Yıldırım, Ertuğrul Kürkçü, Mehmet Ali Aslan ve Saadet Becerikli hakkında, görevi yaptırmamak için direnmek, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret ve Cumhurbaşkanına hakaret suçlamalarıyla açılan davanın duruşması Silvan Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Siyasetçilerin katılmadığı duruşmaya, avukatlar da mazeret bildirdi.

    Mahkeme heyeti avukatların mazeret dilekçelerini kabul ederek, Kocaeli 1 Nol’u Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Figen Yüksekdağ’ın savunmasının alınması için bir sonraki celseye kadar süre verilmesine karar verdi. Heyet, eski vekiller Saadet Becerikli ve Ahmet Yıldırım’ın ifadelerinin alınması için haklarında çıkarılan yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi. Yurt dışında yaşamını sürdüren Ertuğrul Kürkçü’nün ifade işlemleri için yazılan yazıya gelecek cevabın beklenmesi kararı alan mahkeme, duruşmayı 22 Şubat 2024’e erteledi.

    (MA)

  • Akademisyen Nagihan Akarsel, katledilişinin birinci yılında Mersin’de anıldı- VİDEO

    Akademisyen Nagihan Akarsel, katledilişinin birinci yılında Mersin’de anıldı- VİDEO

    PİRHA- HDP Mersin Kadın Meclisi ve TJA, Jineoloji Dergisi Editörü Akademisyen Nagihan Akarsel’i katledilişinin birinci yılında andı. Anmada yapılan basın açıklamasında, “Nagihan yoldaşımızın ideolojik perspektifi ile bu dikenli yolda özgürlüğe her geçen gün biraz daha yaklaşarak özgürlük meşalesini yakacağız” denildi.

    Jineoloji Araştırma Merkezi üyesi, gazeteci yazar Nagihan Akarsel, geçen yıl 4 Ekim’de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentinde uğradığı silahlı saldırı sonucu katledilmişti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Kadın Meclisi ve Tevgera Jinen Azad– Özgür Kadın Hareketi (TJA) il binasında Akarsel için anma etkinliği düzenledi. Etkinliğe parti yöneticileri ve TJA üyesi çok sayıda kadın katıldı.

    “NAGEHAN’I KATLEDEN ZİHNİYETİ TANIYORUZ”

    Etkinlikte yapılan basın açıklamasında Nagihan Akarsel’in düşünsel anlamda kadın özgürlükçü çalışmalarına değinen TJA üyesi Ayşe Etiz, “Erkek egemen sistemin Nagihan Akarsel’i hedef alması boşuna değildi. Ruhsal, düşünsel ve ideolojik anlamda her an bir yenileşme ve büyümeyi yaşayan yoldaşımız faşist sistemin hedefi haline geldi. Faili halen bulunamadı ki biz kadınlar saldırının hangi eller tarafından yapıldığını elbette biliyoruz” diye konuştu.

    Etiz, Nagihan Akarsel’in köleci sistemi derinliğine tahlil etmesi, bunu kadın direnişi ve aydınlanması ile ayyuka çıkarması sebebiyle hedef alındığını ifade etti.

    “ÖZGÜR YAŞAMI İLMEK İLMEK ÖRECEĞİZ”

    Ayşe Etiz, erkek egemen düzenin başta kadınların yaşamı olmak üzere birçok alanda kriz yarattığına değindi. Bu krizler karşısında kadınların mücadeleyi büyüttüğünün altını çizen Etiz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kadınları görmezden gelen, kazanımlarını, emeklerini gasp eden erkek egemenliğine, kapitalizme, erkek-devlet şiddetine, ekolojik kırıma karşı mücadeleyi büyütüyoruz.

    Biz kadınlar mücadele hattımızı her daim büyüterek bu meşakkatli yolda özgürlük mücadelemizi büyüterek özgün, özerk yaşamımızı ilmek ilmek öreceğiz. Nagihan yoldaşımızın ideolojik perspektifi ile bu dikenli yolda özgürlüğe her geçen gün biraz daha yaklaşarak kadınlar başta olmak üzere özgürlük meşalesini yakacağız. Yoldaşımızı bir kez daha buradan anarak anısı önünde saygıyla eğildiğimizi belirtmek isteriz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Çerkes Soykırımı 159’uncu yılında

    Çerkes Soykırımı 159’uncu yılında

    HDP, Çerkes Soykırımı’nın 159’uncu yıl dönümü dolayısıyla, “Çerkeslerin kimliklerini, dillerini, kültürlerini yaşatabilmek için talep ettikleri demokratik hak ve özgürlükleri kabul etmeye çağırıyoruz” açıklaması yaptı. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), 21 Mayıs 1864’te Çerkeslere dönük gerçekleşen katliam ve sürgünlerin yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun yaptığı açıklamada, “Çerkes halkının acısını yürekten paylaşıyoruz” denildi.

    “ÇERKESLER ASİMİLE EDİLMEK İSTENDİ”

    Çerkeslerin, 159 yıl önce dünyanın dört bir yanına dağıtıldıkları hatırlatılan açıklamada, “Bu sürgünde 1.5 milyon Çerkes anayurdundan koparıldı, 500 binden fazla Çerkes hayatını kaybetti ve sürgün yaşadıkları topraklarda asimile edilmek istendi” denildi.

    Çerkeslerin “sürgün ve soykırım” diye adlandırdıkları trajedinin unutulmayacağına dikkat çekilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Bu büyük insanlık suçu ile yüzleşmek için ilk adım olarak; Çerkes soykırımı tanınmalıdır. Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin adı-soyadı, dil ve kültür hakları verilmeli, değiştirilen köy isimleri iade edilmeli ve anayurtlarına dönüşleri kayıtsız şartsız, maddi-manevi olarak desteklenmelidir. Halkların Demokratik Partisi olarak; Çerkeslerin kimliklerini, dillerini, kültürlerini yaşayabilmek/yaşatabilmek için talep ettikleri demokratik hak ve özgürlükleri kabul etmeye çağırıyoruz. Çerkes halkının acısını yürekten paylaşıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’den ilk açıklama: AYM kararı siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermekte

    HDP’den ilk açıklama: AYM kararı siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermekte

    PİRHA-AYM’nin hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulması kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunan HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, “Anayasa Mahkemesi hukuka aykırı, siyasi saiklerle karar verdi. Bu karar meşruiyetten yoksundur. Hiçbir izahatı yoktur. Karar, siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu karar bizleri yıldıramayacak. Aksine faşizme olan öfkemizi daha da büyütecektir” diye konuştu.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemli davada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına tedbiren bloke konulması talebini kabul etti. Kararın ardından HDP sosyal medya hesabından “Hazine yardımı bulunan hesaplarımıza bloke kararı, iktidar talimatı ile uygulanan bir hak gaspıdır. Adil, demokratik bir seçim sürecini engellemeye ve seçmen iradesini yok saymaya dönük olan bu karar ne iktidarın kaybetmesine engel olur, ne bizim daha büyük kazanmamıza!” paylaşımı yapıldı.

    “AYM, HUKUKA AYKIRI, SİYASİ SAİKLERLE KARAR VERDİ”

    HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, AYM’nin kararına ilişkin İstanbul İl Başkanlığı’nda açıklama yaptı. AYM’nin kararını “Bu nihai karar AKP’nin seçim çalışmasıdır” şeklinde değerlendiren Günay şunları söyledi:

    “Anayasa Mahkemesi hukuka aykırı, siyasi saiklerle karar verdi. Partimizin kapatılmasına yönelik davanın açıldığı günden bugüne kadar basın üzerinden sürekli bir algı operasyonu yapıldı. Kararları basın üzerinden aldığımız bir süreç var. Bugün bir kez daha Türkiye’nin en büyük üçüncü partisinin hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulduğunu basından öğrendik. AYM’nin hala resmi bir açıklaması yok. Basına sızdırılan bir algı ve karalama operasyonu ile karşı karşıyayız. AYM bugün evrensel hukuk ilkelerinden yoksun, bütünüyle siyasi utanç verici bir karara imza atmıştır. Demokratik siyasete bugün bir kez daha darbe gerçekleştirilmiştir. Demokratik siyasete düşman bir iktidarın yarattığı iklim bu kararın sebebidir. Tarihe kara bir leke olarak geçen bu karar, halkın iktidara olan öfkesin bilemiş, inancı ve kararlılığını ise daha fazla büyütmüştür. Kimsenin kuşkusu olmasın. Günün sonunda kazanan Türkiye halkları olacaktır. AYM siyasi baskılara bu sefer dayanamamış ve Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin hesaplarına bloke koyma kararı almıştır.

    “MEŞRUİYETTEN YOKSUN VE İZAHATI OLMAYAN BİR KARARDIR”

    Bu karar meşruiyetten yoksundur. Hiçbir izahatı yoktur. Türkiye halklarının nezdinde mahkum edilmiştir. Kabul edilemez bir karardır. Mahkeme hiç incelemeye bile almadan usulden reddetmesi gerekirdi. Mahkemenin adil karar vermesi önünde engellerin olduğu açıktır. Karar, siyasi nefretin boyutunu gözler önüne sermektedir. Hazine yardımının yapılmasına birkaç gün kala Türkiye’nin üçüncü büyük partisine değil, ÖSO çetelerine, beşli çeteye, yandaş patronlara, ranta ve talana gitsin kararıdır. Mafya ile iltisaklı, rant ve talan ilişkilerine batmış, milliyetçi hamasetten başka bir şey bilmeyen, siyasi nefreti köpürtenler, ülkenin yarınına ilişkin hiçbir fikri olmayanların muradını yerine getirenler halk nezdinde mahkum olmuşlardır. Partimizi güçsüz bırakmak, seçim çalışması yapmasını engellemek isteyenlere birkaç sözümüz var. Partimizi tanımayanlar, yılların direniş geleneğinden bihaber olanlar, ayakkabı kutularından, ranttan beslenen partiler halkın gücünün ne olduğunu bilmezler. Bizim pusulamız ve en büyük hazinemiz omuzunda boya sandığı ile seçim otobüsünün peşinden koşan çocuğun gözlerindeki ışıltı, zafere kalkan parmaklarındaki coşkudur.

    “BU KARAR YOK HÜKMÜNDEDİR”

    Bu karar milyonların vicdanında yok hükmündedir. Bizim en büyük hazinemiz değişim isteyen halkımızın gözlerindeki umut, kalplerindeki inanç, yüreklerindeki kararlılık ve azimdir. Bu karar bizleri yıldıramayacak. Aksine faşizme olan öfkemizi daha da büyütecektir. Şimdi daha inançlı ve daha kararlıyız. Bu topraklara özgürlüğü ve demokrasiyi mutlaka getireceğiz.  HDP, Türkiye’ye mutlaka kazandıracak bir partidir. Bu nihai karar AKP’nin seçim çalışmasıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yargıtay, Mızraklı hakkında verilen 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına ilişkin kararı bozdu

    Yargıtay, Mızraklı hakkında verilen 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına ilişkin kararı bozdu

    PİRHA-Yargıtay, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı hakkında verilen 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına ilişkin mahkeme kararının, eksik incelemelere ve yetersiz gerekçelere dayanması sebebiyle bozulmasına karar verdi.

    Edirne F Tipi Ceza Evinde tutuklu bulunan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Adnan Selçuk Mızraklı‘nın avukatı Muhsin Bilal, Mızraklı’nın tutukluluğuna yaptıkları itiraza ilişkin yeni bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre Yargıtay, Mızraklı hakkında verilen 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına ilişkin mahkeme kararının eksik incelemelere ve yetersiz gerekçelere dayanması nedeniyle bozulmasına karar verdi.

    Bilal yaptığı açıklamada “Hakkında Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 9 Yıl 4 Ay 15 Gün hapis cezası verilmiş ve bu karara karşı tarafımızdan İstinaf yoluna başvurulmuştu. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin istinaf başvurumuzun reddine karar vermesi üzerine dava dosyası temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmişti. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin (bugün öğrendiğimiz) kararı ile İlk Derece Mahkemesi olan Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının eksik inceleme ve yetersiz gerekçelere dayandığı vurgulanmış ve bozulmasına karar verilmiştir” ifadelerini kullandı.

    “TAHLİYE TALEBİMİZ REDDEDİLDİ”

    Bilal, açıklamasının devamında şunları kaydetti:

    “Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma kararında özetle; Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’nın mahkeme salonunda hazır bulundurulmaksızın SEGBİS yöntemiyle savunma alınmak istenmesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu; İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla karar veren Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinin cezalandırma kararına dayanak yapılan olgulardan biri olan ve “Mezopotamya Üniversitesinin kurulması çalışması yürüten Mezopotamya Vakfının faaliyetine devam edip etmediği, örgütle irtibatının bulunup bulunmadığını tespit edilmesi” gerektiğinin gözetilmemesi; dosya içeriğinde yer alan tape kayıtlarının ve dijital materyallerin inceleme yapılmaksızın ve bu konuda alınacak rapora karşı sanık ve müdafilerin beyanı alındıktan sonra karar verilmesi gerekirken bunun yapılmamasının kanuna aykırı olduğu ifade edilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 3 Ceza Dairesi aynı kararında Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’nın tahliye edilmesine ilişkin talebimizin ise reddine karar vermiştir.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gergerlioğlu: Son bir yıl içerisinde cezaevlerinde 73 kişi öldü

    Gergerlioğlu: Son bir yıl içerisinde cezaevlerinde 73 kişi öldü

    PİRHA-Cezaevlerinde yaşanan ölümlere dair bir rapor yayımlayan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Son bir yıl içinde 73 ölüm yaşandı. Cezaevleri ölüm evlerine döndü. Cezaevlerinde ölen mahpuslar, maalesef ki had safhaya ulaştı” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, 1 Aralık 2021-1 Aralık 2022 tarihleri arasında cezaevlerinde yaşanan ölümlere ilişkin bir rapor hazırladı. Rapora göre, son bir yılda yaşanan 73 ölümden 34’ü intihar olarak açıklanan şüpheli ölümler, 39’u ise hasta tutukluların ölümleri olarak kayıtlara geçildi. Gergerlioğlu, rapora dair “Cezaevleri ölüm evlerine döndü. Cezaevlerinde ölen mahpuslar, maalesef ki had safhaya ulaştı” ifadelerini kullandı.

    Hem fiziksel hem de psikolojik olarak yeterli tedavi imkânı bulunmadığı için tutukluların hayatlarını kaybettiklerini söyleyen Gergerlioğlu, “Bu da çok büyük dramlara neden oluyor. Şu anda Zulümat Bakanlığı’nın uygulamaları nedeniyle mahpuslar hayatlarını cezaevlerinde kaybediyorlar ve bu inanılmaz bir sayıya ulaşmış durumda” dedi.

    “TAHMİNİMİZ DAHA DA YÜKSEK SAYILAR OLABİLECEĞİ YÖNÜNDE”

    Gergerlioğlu ilan ettikleri ölüm sayılarının tutuklu yakınları veya avukatlarının kendilerine ilettiği sayılar olduğunu belirtirken, şunları söyledi:

    “Cezaevleri, Adalet Bakanlığı hiçbir şekilde açıklama yapmıyor. Biz kendi imkanlarımız ile tespit ediyoruz. Cezaevleri ölüm evlerine dönmüş durumda. Tahminimiz daha da yüksek sayılar olabileceği yönünde çünkü Bakanlık bu konuda açıklama yapmıyor. Son derece ciddiyetsiz bir durumda, özetle cezaevlerinde durumun çok kötü olduğunu ve hasta mahpuslar açısından ölümlerin daha da artabileceği fiziksel ve psikolojik nedenlerle hem hasta mahpus ölümleri hem de intiharların artabileceğini bir hekim vekil olarak vurgulamış olayım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Buldan: Bu saldırıları 10 Ekim’den, Suruç’tan biliyoruz-VİDEO

    Buldan: Bu saldırıları 10 Ekim’den, Suruç’tan biliyoruz-VİDEO

    PİRHA-Partisinin haftalık Meclis grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, İstanbul Taksim’deki saldırıyla ilgili olarak “Partimiz, yurttaşları hedef alan bu insanlık düşmanı saldırıları kınamakta ve lanetlemektedir” dedi. Buldan konuşmasında ayrıca Seyit Rıza ve arkadaşlarını da andı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasında İstanbul Taksim’deki saldırıya değinen Buldan, “Biz bu saldırıları 2015’teki 10 Ekim Ankara Gar Katliamından, Suruç Katliamından, partimizin mitingine yönelik Diyarbakır’da gerçekleştirilen katliamdan, Antep’teki düğün katliamından ve IŞİD eliyle gerçekleştirilen sayısız saldırılardan biliyoruz ve tanıyoruz” dedi.

    “BU SALDIRILARI 10 EKİM’DEN, SURUÇ’TAN HATIRLIYORUZ”

    İstiklal Caddesi’nde 6 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan saldırıyla ilgili olarak konuşan Buldan, şunları söyledi:

    “İstanbul’un merkezi Taksim’de 2 gün önce yaşanan patlamada şimdiye kadar 6 yurttaşımız hayatını kaybetti ve aralarında ağır yaralıların da olduğu 81 yurttaşımız yaralandı. Konuya ilişkin yaptığımız ilk MYK açıklamamızda tarifsiz acımızı paylaşmış, halklarımıza başsağlığında bulunmuştuk. İktidar aklı Taksim’deki patlamada gerçekleri karartmaya ve gerçekleri gizlemeye çalışıyor. Bu vahşetin ilk anından itibaren manipülasyona başlayan, algı operasyonlarından medet uman akıl, sosyal medya karartması ve yayın yasağıyla ne yazık ki Türkiye halklarının gerçekleri öğrenmesini de engellemeye çalışmıştır. Ancak çok geçmeden, ortada bir bombalı saldırının ve acımasız bir katliamın olduğu anlaşılmıştır.

    Öncelikle belirtelim ki, partimiz bu ülkede şiddetsiz, çatışmasız, özgür ve eşit bir yaşam için mücadele eden, bunun için ağır bedeller ödeyen, Ankara’da, Suruç’ta, Diyarbakır meydanında bu şiddetin doğrudan hedefi haline gelen bir partidir. Gerekçesi ne olursa olsun, failleri kim olursa olsun, bu tür katliamcı saldırıların tavizsiz bir şekilde karşısında durmuştur ve durmaktadır. Yurttaşları hedef alan bu insanlık düşmanı saldırıları kınamakta ve lanetlemektedir. Yaşadığımız büyük kayıpların ve derin acıların son bulması için mücadelemizi tam bir kararlılıkla sürdürmekteyiz.

    Biz bu saldırıları 2015’teki 10 Ekim Ankara Gar Katliamından, Suruç Katliamından, partimizin mitingine yönelik Diyarbakır’da gerçekleştirilen katliamdan, Antep’teki düğün katliamından ve IŞİD eliyle gerçekleştirilen sayısız saldırılardan biliyoruz ve tanıyoruz. Türkiye toplumuna korku salarak, şiddet ortamını büyüterek siyaseti dizayn etme çabalarına da yabancı değiliz. Algı operasyonları ile toplumu kutuplaştırarak karanlık planlarla seçim sürecini dizayn etme çabalarına HDP olarak asla izin vermeyeceğiz ve tüm demokrasi, hukuk ve adalet mücadelesi sürdürenlere de çağrı yapıyoruz ve bu konuda ortak tutum sergilenmesinin elzem olduğunu belirtiliyoruz.”

    “RET VE İNKÂR İLE BİR YERE VARAMAZSINIZ”

    Buldan, Kürt sorununun parlamentoda çözülmesi gerektiğini de belirtirken, “Yıllardır ısrarla bu ülkenin en önemli sorunlarından biri Kürt sorunudur, çözümü de diyalog ve müzakeredir diyoruz. Çözüm yeri parlamentodur diyoruz. Tecritle, güvenlikçi politikalarla, ret ve inkârla bir yere varamazsınız diyoruz. Kürt sorununda izlenen savaş politikaları yıllardır bu ülkeyi karanlıkta bıraktı. Toplumda derin yaralar açtı. Açmaya da devam etmektedir. Çözümsüzlük karanlığının yaratmak istediği dizayna karşı demokrasiyi ve barışı bu ülkede hep birlikte kurmamız kaçınılmaz bir sorumluluk olarak herkesin omuzlarındadır.

    Böyle devam etmez, edemez. Sorunu yok sayan, çözüm çağrılarına kulak tıkayan siyasal anlayışlarla Türkiye bir adım ileriye gidemez. O yüzden herkesin kendi politikasını bir kez daha gözden geçirmesi gerektiğini HDP olarak ısrarla dile getiriyoruz. Kürdü de Alevi’yi de her bir inanç ve kimliği de eşit yurttaşlıkta buluşturalım, herkes eşit ve özgür bir yaşam içerisinde kendisini görsün, bunun güçlü adımlarını atalım diyoruz. Buna kulak tıkayanlar, bilmelidir ki, yaşanan krizlerin ve tıkanmanın sorumlusu asla ve asla olmaktan kurtulamazlar” ifadelerini kullandı.

    “VARLIĞINI, HDP’SİZ SİYASET ZEMİNİNE BAĞLAYANLAR YANILIYORLAR” 

    HDP’ye yönelik son dönemde yapılan açıklamalara da değinen Buldan, şöyle konuştu:

    “Son günlerdeki tartışmalar bağlamında bir konunun altını özellikle çizmek istiyorum. Varlığını sadece ve sadece HDP’nin yokluğuna, HDP’siz bir siyaset zeminine bağlayanlar büyük yanılıyorlar. Bu zeminden asla bir demokrasi düzeni çıkmayacağını çok iyi bilmeliler. Ortak gelecek hiç çıkmayacağını herkes bilmelidir. HDP’nin devrede olduğu bir siyaset, Türkiye’yi her sorunuyla çözüm zemininde buluşturan, yüzleştiren bir demokrasi anlayışına dayanmaktadır. Bunu her platformda ifade ediyoruz bugün bir kez daha ifade etmekte fayda görüyorum. O yüzden HDP’ye yaklaşım; demokrasiye, ortak geleceğe ve birlikte yaşama olan yaklaşımdır.

    Demokrasi umutları eğer bugün halen güçlüyse, değişim umudu halen canlıysa, toplumsal cesaret halen etkiliyse işte tüm bunlar HDP’nin, Kürt halkının, demokrasi güçlerinin, kadınların, emekçilerin yürüttüğü demokratik mücadele sayesindedir. HDP, öyle koltukta oturarak siyaset yapmıyor. HDP meydanlarda, sokaklarda direne direne, bedel ödeye ödeye, kolları bacakları kırıla kırıla, cezaevlerine atıla atıla siyaset yapıyor. Bu siyasi mücadeleyi yürütürken hem demokrasiye hem de topluma kazandırmaya çalışmaktadır. Demokrasinin de hak ve özgürlüklerin de, toplumsal barışın da, gerçek adaletin de çıtası HDP’nin fikriyatıdır. HDP’nin demokratik siyaseti getirdiği düzeydir. Biz güçlü toplumsal mücadeleye ve ilkeli siyasal müzakere çizgisine sonuna kadar bağlıyız ve bu hattın kesinlikle kazandıracağına da inanıyoruz.”

    “25 KASIM’DA YAN YANA GELMEYE ÇAĞIRIYORUZ” 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet İle Mücadele Günü’ne ilişkin de konuşan Buldan şunları kaydetti:

    “Kadınlar 25 Kasım’da kadın cinayetlerine, şiddete, istismara, eşitsizliğe, ayrımcılığa, krizin derinleştirdiği yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı talepleriyle Türkiye’nin birçok ilinde, kentte, merkezde alanlara çıkacak. 25 Kasım günü yan yana gelmenin, seslerini buluşturmanın yol ve yöntemlerini kadınlar mutlaka yaratacak.  Bu sebeple yaşamından, emeğinden, haklarından vazgeçmeyen tüm kadınları 25 Kasım’da yan yana gelmeye, seslerimizi buluşturmaya, mücadelemizi ortaklaştırmaya davet ediyoruz.”

    “SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARINI SAYGIYLA ANIYORUZ”

    Buldan konuşmasının sonunda ise Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamına değinirken, “Bugün aynı zamanda Pir Seyit Rıza ve arkadaşlarının katledilmesinin 85. yıldönümüdür. Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edenler Kürt halkını, Dersim halkını susturacaklarını, boyun eğdireceklerini düşündüler. Fakat Kürt halkı ne yapılan zulümleri unuttu ne de iradesini teslim etti. Asla boyun eğmedi, bundan sonra da baş eğmeyecek, boyun eğmeyecek, diz çökmeyecek. Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla anıyor, bütün bu acıların bir daha yaşanmaması adına geçmişiyle yüzleşmiş ve barış içinde bir ülkeyi inşa etme çağrımızı tekrar ediyoruz” dedi.

    PİRHA / ANKARA

     

  • HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Alevilerin talepleri torbalara sığmaz-VİDEO

    HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Alevilerin talepleri torbalara sığmaz-VİDEO

    PİRHA-Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, cemevleri ile ilgili bugün Meclis’te görüşülecek torba yasa tasarısına tepki gösterdi. Sancar, “Alevi sorununu, elektrik, su, beton meselesine indirgeyecek torbalar getiriyor. Alevilerin talepleri bu torbalara sığmaz. Alevilik, folklorik ve gösteri nesnesi değildir, kim böyle bakarsa on yılların mücadelesine hakaret etmiş olur” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. AKP tarafından Meclis’e getirilen cemevleri ile ilgili düzenlemeleri içeren torba yasa teklifine tepki gösteren Sancar, “Alevilik folklorik bir gösteri nesnesi değildir. Alevilerin kendini tanımlama ve yaşama hakkı vazgeçilmez ve dokunulmazdır. Aleviliğin ne olduğuna, ibadethanelerinin neresi olduğuna kendileri karar verir” dedi.

    “KİMSENİN BİRLİKTE MÜCADELEDEN KAÇMA HAKKI YOKTUR”

    Cumhuriyetin ikinci yüzyıla girerken sorunların demokratik programlarla çözülebileceğini belirten Sancar, şunları söyledi:

    “Ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu sorunlar ağırlaşıyor ve çözümsüzlük siyaseti ülkeyi ve toplumsal yaşamı kilitlemeye devam etmektedir. İktidarıyla, muhalefetiyle -bizleri ayırıyoruz- siyaset eğer çözümün değil sorunun parçası haline dönüşüyorsa, çıkmazlar büyür, geleceğe dair umut ve güven yıkılır. Bir toplumun yaşayabileceği en büyük facialardan biri budur. HDP’yi diğer partilerden ayıran temel özellik burada yatıyor. Biz demokratik seçeneklere dayanan, halkı esas alan, çözüm odaklı bir politik mücadele yürütüyoruz. Temel sorunları inkar eden, derinleştiren bir iktidar anlayışı var. Bu iktidar; yalan, talan ve kan üzerine bir siyaset oluşturmuştur. Bu siyaset toplumu bu felaketlere, sürükleyen temel faktördür. Bizim dışımızdaki muhalefete bakıldığında tablo çok aydınlık görünmüyor. Kalıcı çözümler üretmekte gerekli cesareti ve iradeyi ortaya koyamayan bir muhalefet bloğu ile karşı karşıyayız.

    Cumhuriyet’in 2. yüzyılına girerken tüm sorunların cesaretle, demokratik bilinç ve programla çözüleceğini söylüyoruz. Çözebileceğimiz gücün bu toplumda mevcut olduğuna inanıyoruz. Yeter ki bu güçleri birleştirelim. Gücümüzü birleştirdiğimizde çözüm vardır, mümkündür ve yakındır. İktidarın neler yaptığını, yapmak istediğini her vesile ile anlatıyoruz. Ortada faşizmi kurumsallaştırmaya azmetmiş, sömürüyü ekonominin temeline oturtmuş, kutuplaşmayı ilke edinmiş bir anlayış var. En kararlı, tutarlı, samimi mücadeleyi yürüten yine bizleriz. Bu sorunları çözümsüz kılan anlayışları bu ülke taşımak zorunda değil. Bu gidişatı değiştirecek güce sahiptir.

    HDP’nin mücadelesi ve öncülüğünü yaptığı siyaset, temel sorunların çözümü için bir güç merkezi yaratacaktır. Her geçen gün bunun örneklerini topluma sunuyoruz. Çözümün güç merkezi olmaya ant içtik, bu yolda yürüyüşümüze kararlılıkla devam ediyoruz. Uzun yıllardır çözüm arayan ülke sorunları, iktidarın inşa etmeye çalıştığı yeni rejimle birlikte daha da büyümüş, çöküş noktasına gelmiştir. Siyasal, toplumsal, ekonomik anlamda yaşanan bu çöküşten kurtulmanın yolu, halk kesimlerinin dahil olduğu demokrasi ittifakıdır. Çoğulcu, ortak ilkelere odaklanmış geniş demokrasi birliktelikleri oluşturulduğunda, yıllardır ülkelerin başına musallat olan otoriter rejimler çöküyor. Burada da aynısını yapacağız, Latin Amerika’dan esen rüzgarı Avrupa ve Orta Doğu’ya taşıyacak bir merkez yaratacağız. Bu sorumluluğun bilincindeyiz.

    Türkiye’yi kuşatmaya çalışan bu tekçi yapıya alternatif olarak yine çoğulcu, tam demokratik katılımı yansıtmayarak, kriz üreten sistemi restorasyonla ayakta tutmak isteyen politikalar var diğer muhalefet partilerinin ürettiği. Bizler büyük demokrasi yürüyüşü ittifakı çalışmalarımızı yürütüyoruz. Gerçek alternatif, sahici seçenek ve hakiki umut inşa ediyoruz. Zaman daralıyor, kimsenin bu sorumluluklardan kaytarma lüksü, birlikte mücadeleden kaçma hakkı yoktur.”

    “DEMOKRATİK CUMHURİYET İSTİYORUZ”

    Sancar, demokratik bir cumhuriyet istediklerini söylerken, şöyle konuştu:

    “Bizler, demokratik cumhuriyet istiyoruz. Özgür ve eşit bir toplum hedefliyoruz. Gelin, cumhuriyeti ve demokrasiyi kopmaz bağlarla birbirine yapıştıralım. Bütün güçlerin ilk hedefi özgürlükleri yok etmektir ama en başta basın ve düşünce özgürlüğünü kaldırmaktır. Bu iktidar da bunu yapıyor. Savaş politikaları, kaynakların talanına, canların yitimine sebep oluyor. Bu, bizleri daha fazla acıya sürüklüyor. Militarist yöntemlerden vazgeçilmesi gerekiyor.

    Savaş uygulamalarına, nefret diline, ayrıştırma zihniyetine karşı bütünlüklü bir tavır ortaya koymak zorundayız. Enflasyon almış başını gitmiş, açlık derinleşiyor, İSİG verilerine göre 30 binin üzerinde işçi can verdi. 20 yıl içinde AKP iktidarında en az 800, 900 gazeteci tutuklandı. 5 ayda Diyarbakır ve Ankara merkezli özgür basın çalışanlarına yönelik yapılan operasyonda 26 kişi tutuklandı. Kadınlara şiddet iktidar döneminde katlanarak devam ediyor. Cezaevindeki hukuksuzluklar, tecrit…

    Çöküş her alanda çok derin. Ama umutsuzluğa yer yok. Bu kara tabloya bakıp kimse karamsarlığa kapılmasın. Gücümüz var, başaracağız. Biz diyalog ve müzakereyi Kürt sorunu için değil, bütün sorunları çözüm yolu olarak öneriyoruz. Toplumsal mücadele ve siyasal müzakere, birlikte yürütülmesi gereken değerli iki yöntemdir. Kürt sorunundan Alevi sorununa, tüm alanlardaki meselelere verinceye kadar çözüm için toplumsal mücadeleyi büyütmek, siyasal müzakere kanallarını genişletmek hedefindeyiz.”

    “ALEVİLİK, FOLKLORİK BİR GÖSTERİ NESNESİ DEĞİLDİR”

    AKP tarafından torba yasa içerisinde Meclis’e getirilen cemevleriyle ilgili düzenlemelere de değinen Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugün, Alevi canlar, eşit yurttaşlık haklarını haykırmak için Meclis’teydiler. Bu iktidarın oyunları bitmiyor. Alevi sorununu, elektrik, su, beton meselesine indirgeyecek torbalar getiriyor. Alevilerin talepleri bu torbalara sığmaz. Bütün Alevi canlarının ilk talebi, cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması ve bunun Anayasal güvence altına alınmasıdır. Alevilik, folklorik ve gösteri nesnesi değildir, kim böyle bakarsa on yılların mücadelesine hakaret etmiş olur. Alevilerin kendini yaşama hakkı vazgeçilmezdir, dokunulmazdır. Hiçbir güç ve iktidar, Alevilerin ve Aleviliğin ne olduğuna, ibadetlerinin ve ibadethanelerinin neresi olduğuna karar veremez. Eşit yurttaşlık diyorsak, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması ve bu statünün güvence altına alınması gerekiyor. Özgürlükçü, laik eğitim talep ediyorlar… Bizler de diyoruz. Din derslerinin Alevilerin çocuklarına zorla okutulmasına karşıyız. AİHM’den AYM’ye kararlar ortada ama bu iktidar bu kararları uygulamak yerine çeşitli oyunlar çevirerek Alevi mücadelesini nasıl bölebiliriz, kendime nasıl bir yandaş Alevi camiası yaratırım diye uğraşıyor. Nafile… Bugün Alevi canların bu çok meşru ve haklı etkinliğine yine polis saldırdı. Celal Fırat Dedemiz, Meclis hastanesine kaldırılmış darbe aldığı için. Alevilerin sorunlarını böyle mi çözeceksiniz? Biz iyi tanıyoruz bu iktidarı.”

    PİRHA / ANKARA

  • Sancar: Kimyasal silah iddiaları bağımsız heyetler tarafından incelenmeli

    Sancar: Kimyasal silah iddiaları bağımsız heyetler tarafından incelenmeli

    PİRHA-Partisinin il eş başkanları toplantısının açılışında gündeme ilişkin konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, TSK tarafından Irak’ın kuzeyinde yürütülen askeri operasyonlar sırasında kimyasal silah kullanıldığı iddialarının bağımsız heyetler tarafından incelenmesi gerektiğini söyledi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin il eş başkanları toplantısının açılışında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Sancar, Türkiye’nin, Irak’ın kuzeyinde yürüttüğü askeri operasyonlar sırasında kimyasal silah kullandığı yönündeki iddialara dair bağımsız heyetlerin incelemede bulunması gerektiğini söyledi. Sancar, “Mutlaka bağımsız heyetlerce incelenmesi yapılmalı ve bu konudaki hakikatin ortaya çıkarılması gerekir” dedi.

    “SEÇİMLER HAYATİ NİTELİKTE”

    Seçim sürecine girildiğini belirten Sancar, şunları kaydetti:

    “Özgürlüğe, demokrasiye, barışa giden yolu mu inşa edeceğiz? Yoksa otoriter, despotik yönetimin daha da güçlenmesinin zeminimi güçlenecek? Seçimler gündemde ve önemli. Hayati nitelikte ve kritik önemde. Seçim sadece oy kullanmaktan ibaret değildir. Seçimler aynı zamanda toplumsal ve siyasal mücadelelerin önemli bir mecrasıdır. Bizler seçimi toplumsal mücadelenin bir zemini ve mecrası olarak görüyoruz ama aynı zamanda halkla buluşmanın, örgütlülüğümüzü güçlendirmenin önemli bir imkanı olarak değerlendiriyoruz.

    Seçime sadece oy verme, aday tartışması gibi konularla yoğunlaşmak doğru değildir. Oy vermek önemli, aday tartışmaları önemsiz değil ama asıl olan bütün bunları güçlü bir toplumsal mücadele, kararlı bir siyasal yürüyüşle yapabilmektir. İşte bu yürüyüşün ve mücadelenin en önemli emekçileri il eş başkanlarımızdır, yerel yöneticilerimiz ve emekçilerimizdir. Biliyoruz ki mücadele en alt birimden örülmeye başlayınca başarılı olabilir. Tıpkı demokrasi gibi, demokrasi de yerelde inşa etmeye başlarsak ülkenin tümüne yayabiliriz. Mücadelemiz de öyle. Mücadelemizi en alt birimlerden, mahallelerden, köylerden, ilçelerden, illerden başlayarak öreceğiz ve bunu ülkenin tamamında demokratik dönüşümün yolunu açacak büyük bir güç haline getireceğiz.”

    “SAVAŞ POLİTİKALARININ AÇTIĞI YARALARA TANIKLIK EDİYORUZ”

    Sancar, savaş politikalarının toplumsal alanlarda büyük yaralar açtığını söyledi. Savaşa karşı barışı savunmanın önemine değinen Sancar, şöyle konuştu:

    “Bu düzenin inşa etmekte olduğu bir rejim gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bu rejimi istersiniz otoriteliği yerleştirme hedefiyle hareket eden bir rejim olarak tanımlayın, isterseniz faşizmi yerleştirme planının hedefi olarak tanımlayın, fark etmiyor sonuçta rejimi Türkiye’nin bütün halklarına baskı, zulüm, talan, sömürü dışında vadettiği hiçbir şey yoktur. Bu düzenin ve rejimin tepesindeki iktidarı ayakta tutan en önemli sütun hep vurguladığımız gibi çatışma ve savaş politikalarıdır. Sömürüyü de baskıyı ve zulmü de bu politikalar üzerine kurmaktadır. Savaş politikalarına karşı çıkmak önümüzde demokrasiyi, barışı, emeği ve özgürlüğü savunmanın temel şartıdır.

    Savaş politikalarının bu ülkede başta Kürt sorunu olmak üzere bütün toplumsal alanlarda nasıl büyük yaralar açtığına on yıllardır tanıklık ediyoruz. Bu yaralar savaş politikaları derinleştikçe büyüyor, acılar yaygınlaşıyor, yoksulluk ülkenin her tarafını sarıyor. Savaşla sömürü, savaşla acı, savaşla yara arasında doğrudan bağlantıyı göremezsek bu bütünlüğü esas alan bir mücadele hattı kuramazsak, bu iktidarı değiştirmek de kolay olmayacak, bu rejimden kurtulmak da kolay olmayacaktır. Savaş politikaları bir kara delik gibidir. Kara delik insan canını, insanların enerjisini ülkenin kaynaklarını ve geleceğini yutan büyük bir tuzaktır. Aynı zamanda ülkenin devlet eliyle çeteleşmelere teslim edilmesinin zeminini güçlendiren bir alandır. Bu yüzden savaşa politikalarına karşı çıkmayı demokrasi ve barış, emek ve demokrasi mücadelesinin temeli olarak görüyoruz.

    Savaş politikaları yaygınlaştıkça her türlü kötülüğün yaygınlaştığını dünya tarihi bize sayısız örnekle göstermektedir. Savaş politikaları aynı zamanda ırkçılığı aynı zamanda suçları da beraberinde getirir. Ayrışmayı, kutuplaşmayı, sömürüyü derinleştirir. Son zamanlarda yaşadığımız birkaç olay bunu açıkça gözler önüne sermektir.”

    “ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI NÜFUS MÜHENDİSLİĞİDİR”

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane, 10 tane, 15 tane var” sözlerine tepki gösteren Sancar, “O sözler anlık bir ifade, boş bulunmanın sonucu dile gelmiş birkaç cümleden ibaret görülemez. Bu devletin inkarcı, asimilasyoncu politikalarının temelinde yatan bir anlayışı yansıtmaktadır. Bu anlayış en teknik ve hafif tabirle nüfus mühendisliği olarak adlandırılabilir. Nüfus mühendisliği ülkede asimilasyoncu politikaları inkarı ve imhayı yerleştirmenin bir aracı olarak kullanılagelmiştir. Bu politikaların temelinde yatan da ırkçılıktır. Buduncuları hatırlayın. Kürtleri nüfus olarak, kitle olarak, toplum olarak nasıl ırkçı bir anlayışla hedef aldılarsa, bugün AKP Genel Başkanı’nın ağzından dökülen cümleler de aynı anlama gelmektedir. Bizim mücadelemizin çok boyutlu olduğunu bu anlayışı tüm Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle birlikte gözler önüne serip aşmayı sorumluluğuyla karşı karşıya olduğumuzu iyi bilmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “KİMYASAL SİLAH İDDİALARINI BAĞIMSIZ HEYETLER İNCELEMELİ”

    Sancar, TSK tarafından Federal Kürdistan Bölgesi’nde yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin ise ‘bağımsız heyet’ çağrısında bulundu. Sancar, şunları kaydetti:

    “Savaş politikalarıyla oluşan kara deliğin yarattığı vahim sonuçlar başka bir tartışmada da gündem geliyor. Bu da kimyasal silah kullanımı iddialarıdır. Ortada haberler ve önemli iddialar var. Bu iddialar yüzeysel açıklamalarla, tehditlerle geçiştirilemez. Bunların mutlaka bağımsız heyetlerce incelenmesi ve bu konudaki hakikatin ortaya çıkarılması gerekir. Eğer bunların da üstü örtülür, geçiştirilirse bu ülkede savaş politikaları daha da derinleşecek, toplumsal yaralar daha da büyüyecek, sömürü düzeni daha da kökleşecektir. Bu düzenin değiştirmenin en önemli mücadele araçlarından biri hakikatin peşinde koşmaktır. Bütün bunlar için Türkiye halklarını bu belalardan kurtarmak için ısrarla Kürt sorununda demokratik çözümü savunuyoruz. Demokratik çözümün yolu da müzakere ve diyalogdan geçer.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Buldan: Amasra’daki kaza değil, göz göre göre gelen bir cinayettir

    Buldan: Amasra’daki kaza değil, göz göre göre gelen bir cinayettir

    PİRHA- Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Bartın Amasra’daki maden patlamasına değindi. Patlamayı, “Göz göre göre gelen bir cinayettir” ifadeleriyle değerlendiren Buldan, davanın takipçisi olacaklarını kaydetti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasına, Bartın Amasra’da yaşanan maden patlamasına değinerek başlayan Buldan, “Ölümün adı kara. Amasra’da 41 canı, 41 yaşam hikâyesini kaybettik. Acımız gerçekten çok büyük. Üzüntümüz derin. Kaybettiğimiz canlara Allah’tan rahmet, ailelerine, sevenlerine, arkadaşlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Evet, tarifsiz bir acı yaşadığımızın hepimiz farkındayız. Bu kesinlikle bir kaza değildir. Göz göre göre gelen bir cinayettir” ifadelerini kullandı.

    “BİR YIL İÇERİSİNDE BİN 359 İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ”

    Daha önce yaşanan maden patlamalarına da değinen Buldan, şunları söyledi:

    “Amasra, Soma’nın, Ermenek’in, Zonguldak’ın, Elbistan’ın, Siirt ve Şırnak’ın devamıdır. Hayatların yok olup gitmesinin nedeni; denetimsizliktir, cezasızlıktır, kâr hırsıdır, üretim baskısıdır, kâr azalmasın diye gerekli önlemlerin alınmamasıdır. AKP-MHP iktidarının yönetim zihniyetinin bu ülkeyi nasıl işçi mezarlığına çevirdiğine hepimiz tanığız. Sadece bir yıl içerisinde bin 359 işçi hayatını kaybetti.

    AKP Genel Başkanı çıkmış, bütün boyutlarıyla soruşturulacağını söylüyor. Buna nasıl inanalım? Hemen ardından da ‘kader planı’ diyerek, tedbirsizliği ve katliamı meşrulaştırma çabası içerisine girdiğini hepimiz gördük ve tanıklık ettik. Kesinlikle kader planı değildir. İşçilerin canı ve kanı üzerinden yapılan kâr ve sömürü planıdır asıl sebep! Emekçinin canı üzerine kurulan zenginler sofrasıdır asıl sebep. Biz, iktidarınızın bu konudaki sicilini Soma’dan çok iyi biliyoruz. Tam 8 yıl oldu, ortada adalet yok! 301 madencinin katledilmesinin sorumluları iktidar tarafından korundu ve kollanmaya da devam ediyor. Üstelik işçilerin kafasına tekme atan özel kalem müdürünüzü de ekonomi ateşesi yaparak ödüllendirdiğinizi biliyoruz ve bunu unutmadık. Soma için hukuk mücadelesi veren Sevgili Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay tutukludur. Buradan kendilerine selamlarımızı ve saygılarımızı gönderiyorum. İşte tam da bu cezasızlık politikasıdır, maden şirketlerini asıl cesaretlendiren.”

    “BU ÜLKEDE EMEKÇİLERE VERİLEN KIYMETİ BİR KEZ DAHA GÖSTERDİLER” 

    Sayıştay’ın madene dair tespit ettiği riskleri hatırlatan Buldan, şöyle konuştu:

    “Kamuoyunda da yansıdı. Sayıştay denetimlerinde tespit ettiği risklerle ilgili olarak Türkiye Taş Kömürü İşletmesi’ne ciddi uyarılarda bulunulmuş. Ama dinleyen kim? Kimse dinlemiyor. Bu uyarıların gereği yapılmadı. İşçinin canı azalabilir ama kâr asla azalmasın! İşte bu iktidarın zihniyeti tam da budur. Aileler gözyaşı dökerken, AKP Genel Başkanı hafızalardan silinmeyecek bir söz sarf etti. ‘Hamdolsun 24 saati geçmeden 41 şehidimize ulaştık’ dedi. Evet, 24 saat geçmeden gerçek zihniyetlerini göstermeyi bir kez daha başardılar! Konuştukça batıyorlar! Battıkça yerin dibine giriyorlar.

    Allah’tan korkun, 41 can yaşamını yitirmiş, sizin hesabınız onlara ulaşım saati. Bari konuşmayın, bari susun, bari bu kadar canın yitirilmesine saygı duyun. Ama nafile. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı yaptıklarıyla övünüyor. Türkiye sanki çağ atlamış. Bu 41 can hikayeleri olan, aileleri olan, kuzuları olan bugün toprağın altında olan canlardır. Sizin göreviniz onların can güvenliğini sağlamaktır. Onların hayatlarını kaybettikten sonra cenazelere ulaşmadaki saat süresi olamaz. Bir kez daha bu ülkede canlara verilen, işçilere emekçilere verilen, kıymeti bir kez daha gözler önüne serdiler. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun. Giden canlar bunların umurunda değildir. Giden canlar bunların umurunda değil. Onlar için önemli olan; varsa yoksa iktidarlarının itibarıdır, algıdır. İnsan yaşamını öncelikli görmeyen bu zihniyeti herkes iyi görmeli ve tanımalıdır. Asıl mücadele edilmesi gereken işte bu anlayıştır, bu zihniyettir.”

    “ÜZERİNİN ÖRTÜLMESİNE ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ” 

    Buldan, davanın takipçisi olacaklarını kaydederken, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizler HDP olarak bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız ve kapatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yaşamını yitiren bir madencinin eşi ‘üzerini örtmeyin bu bir cinayettir’ diye haykırdı. Biz de buradan söz veriyoruz. Evet, Amasra’yı unutmayacağız, unutturmayacağız. Üzerinin örtülmesine asla izin vermeyeceğiz. Parti olarak elbette ki heyetimiz ilk günden Bartın’a gitti, gerekli incelemelerde bulundu, işçilerle, sendikayla görüşmeler gerçekleştirdi. Raporumuzu da en kısa sürede kamuoyuyla paylaşacağız. Buradan şu çağrıyı bir kez daha yapmak istiyorum: İnsan yaşamını hiçe sayan bu vahşi sömürü çarkına karşı emeğin birliğini bu ülkede mutlaka yaratmak zorundayız. Sermaye daha fazla kazansın diye verecek, kaybedecek tek bir canımız yoktur, olmamalıdır. Bir kişi daha eksilmemek için çoğalmak, dayanışmak ve örgütlülüğümüzü büyütmek zorundayız. Bu tarihi bir görevdir. Bu aynı zamanda tarihi bir sorumluluktur. İktidarın kurduğu sömürü karteline karşı emeğin ülkesini, emekçilerin yönettiği bir düzeni hep birlikte yaratmak zorundayız. 8 arkadaşıyla fotoğrafını paylaşıp ‘Bir ben kaldım’ diyen değerli maden işçisi kardeşime de diyorum ki; sizler asla yalnız değilsiniz. Milyonlar sizinledir. HDP sizinledir. Türkiye’nin demokratik vicdanı sizinledir. Hakikat ve adalet sizlerle birlikte olmaya devam edecektir.”

    PİRHA / ANKARA

     

  • Buldan’dan muhalefete çağrı: Cesur ve net olun!-VİDEO

    Buldan’dan muhalefete çağrı: Cesur ve net olun!-VİDEO

    PİRHA-Partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, muhalefete cesur ve net olmaları çağrısında bulundu. Buldan, “İktidarın savaş politikaları karşısında sessiz kalarak, yolsuzluk ve rant değirmenine su taşımayın. Cesur olun! Net olun diyoruz net olun! Barış politikasına sahip çıkmak ülkeye sahip çıkmaktır, yaşama ve halklar arası diyaloğa sahip çıkmaktır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. HDP Grubuna İstanbul, Diyarbakır, İzmir ve Van’da adalet nöbeti tutan tutuklu yakınları da katıldı.

    Jineoloji Araştırma merkezi üyesi Nagihan Akarsel’in Irak Federe Kürdistan Bölgesi Süleymaniye kentinde silahlı saldırıda katledilmesini kınayan Buldan, “Tam da sansür yasası öncesi bir kadın gazeteciyi katledenleri şiddetle ve nefretle kınıyorum. Akarsel’in ailesine de çalışma arkadaşlarına başsağlığı diliyor, kendisine Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

    “MEYDANI İKTİDARA BIRAKMAYACAĞIZ”

    Buldan, ezilenlerin sesini Meclis’te güçlü olarak duyurmaya devam edeceklerini belirtirken, şunları söyledi:

    “Sokakları, meydanları nasıl ki faşizme bırakmadık, mecliste de, siyasette de meydanı iktidara bırakmayacağız. HDP’nin sözünü her yerde yükselteceğiz. Sorunların çözüm yeri meclis, çözümü demokratik siyasettir. Demokratik siyasetin gücü de cesareti de tabi ki HDP’dir. Sizlersiniz. Halkımızdır. Emekçilerdir. Evet, bugün aramızda cezaevlerindeki işkence ve hukuksuzluklara karşı adalet nöbeti tutan anneler var. Tekrar hoş geldiniz diyor, haklı ve onurlu mücadelenizi buradan bir kez daha selamlıyorum.

    Yalnız değilsiniz, asla yalnız olmayacaksınız, yalnız yürümeyeceksiniz. Bu mücadeleyi hep birlikte omuzlamaya devam edeceğiz. Çünkü bu bizim varlık gerekçemizdir, sizin mücadeleniz bizim mücadelemizdir. Annelerin neden aylardır sıcak, soğuk demeden tüm kötü muamele, darp ve gözaltılara rağmen adalet nöbetinde olduklarını bizim dışımızda soran irdeleyen hiç kimse olmadı. Şüpheli ölümler, keyfi infaz yakmalar, hasta tutsaklara uygulanan düşmanlık hukuku, AKP-MHP zihniyetinin cezaevi karnesidir.”

    “ANNELERİN ADALET FERYADINA KAYITSIZ KALINMAMALIDIR” 

    Hasta tutukluların durumuna da değinen Buldan, “63 yaşamı, 63 hikâyeyi bizden kopardılar. Hepsini bir kez daha saygıyla minnetle anıyorum. Aralarında ağır hastalıklara rağmen tedavi ve tahliye edilmeyen de vardı, işkence ile öldürüldüğü iddia edilen de, işkencelere dayanamayıp şüpheli şekilde intihar ettiği iddia edilen de. Garibe Gezer, Ferhan Yılmaz, Bazo Yılmaz, Abdulrezzak Şuyur, Halil Güneş, Vedat Erkmen, Bangin Muhammet ve diğerleri eğer bu ülkede gerçek bir adalet olsaydı şu an yaşıyor olacaklardı. İşte bu yüzden adalet hava kadar, su kadar önemlidir. Ve bu yüzden annelerin mücadelesi yaşam mücadelesidir.

    Şu an cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta mahpus bulunmaktadır.  Birçoğu cezaevinde tek başına yaşamını idame ettiremeyecek durumdadır. Ki, Aysel Tuğluk arkadaşımız bunlardan sadece biridir. Durumu acil olan hasta tutsakların tahliyeleri ATK’nin hukuk dışı raporları ile her gün engellenmektedir. İktidara ve kurumlarına yaşatma yükümlülüğünü buradan bir kez daha yüksek sesle hatırlatıyoruz. Her defasında da hatırlatmaya devam edeceğiz. İnsani, hukuki acil çözümler bulunması için başta Adalet Bakanlığı olmak üzere yetkili tüm kurumları derhal göreve çağırıyoruz. Cezaevlerinde ölümler yaşanırken siyaset başka neyi konuşabilir? Siyaset başka neyi tartışabilir anlamakta zorluk çekiyoruz. Parlamento ve siyaset, bu annelerin adalet feryadına kesinlikle kayıtsız kalamaz. Kalmamalıdır” ifadelerini kullandı.

    “CEZAEVLERİ SÜREKLİ GÜNDEMİMİZDEDİR”

     Buldan, cezaevlerindeki hak ihlallerini sürekli gündemlerinde tuttuklarını kaydederken, şöyle konuştu:

    “Cezaevleri sürekli gündemimizdedir. Dün de grubumuz Adalet Bakanlığı’na yürüdü, bu acil konuya kamuoyunun dikkatlerini çekti.  Yakın zamanda Adalet bakanıyla yeniden bir görüşme gerçekleştireceğiz. Yine grubumuz, yeniden araştırma önergesi vererek, bir araştırma komisyonu kurulmasını talep edecek. Buradan hem parlamentoya sesleniyorum hem muhalefete hem iktidar partisine. Gelin bu komisyonu derhal kuralım ve çalışmalarına başlasın. Cezaevlerinde olup bitenlere meclis olarak müdahale edelim ve hem ölümleri hem de hukuksuzlukları acil olarak durduralım. Bu görev hepimizin görevidir. HDP olarak, sonuç alıncaya kadar ailelerle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Cezaevi hakikatinin unutulmasına ve unutturulmasına asla izin vermeyeceğiz. Buradan cezaevlerindeki bütün arkadaşlarımıza selamlarımızı saygılarımızı gönderiyoruz.”

    “GERİLİM VE ÇATIŞMA SİYASETİNE İTİBAR ETMEYİN”

    Yaklaşan seçimler öncesi yaşanan gelişmelere de dikkat çeken Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bakın yaklaşan seçimler öncesi iktidarlarını ayakta tutmak için Federal Kürdistan’da, Kuzey Doğu Suriye’de çatışmayı tırmandırıyorlar. Rojava’daki saldırılarda siviller, çocuklar hayatını kaybetmektedir. Bunun altını çizmek istiyorum Rojava’daki saldırılarda çocuklar siviller yaşamını yitirmektedir. İnsanlık suçu işlenmektedir. Nerede bir barış imkânı varsa, orayı bozmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Çünkü çöken Sarayın savaşa ihtiyacı var. Bu yaşadıklarımız Sarayın bir varlık yokluk savaşıdır. Buradan söylüyorum: Ne yaparsanız yapın, hangi yalanlara, kumpaslara başvurursanız vurun durumunuzu kurtaramayacaksınız. İktidarınıza karşı sıfırlanan güveni savaş siyasetiyle asla diriltemeyeceksiniz.

    Buradan kamuoyuna da sesleniyorum. Kriz ve kaostan beslenen iktidarın seçim kampanyası olarak yürüttüğü gerilim ve çatışma siyasetine kesinlikle itibar etmeyin, pirim vermeyin. Ekonomik çöküşün ve yolsuzluk çukurunun üzerini kapatmak için envai çeşit kumpaslara başvuracaklar. Hiç kimse iktidarın tuzaklarına düşmemelidir. Bırakın kendileri çalsın, kendileri oynasın! Oyunları tutmayacak!

    Biz önümüze, kendi işimize, çalışmalarımıza bakacağız. Biz kazanmaya çalışacağız. İktidarı göndereceğiz barışı kazanacağız. Şimdi savaş naraları karşısında barışın sesini daha fazla yükseltme zamanıdır. Yasaklarla, tehditle, kutuplaştırmayla korku iklimine sarılan iktidar karşısında cesareti daha fazla yükseltme zamanıdır.  Tecride karşı her zamankinden daha fazla karşı çıkma ve mücadele etme zamanıdır.”

    BULDAN’DAN MUHALEFETE: CESUR VE NET OLUN!

    Muhalefete çağrıda bulunan Buldan, şunları kaydetti:

    “Buradan muhalefete de sesleniyorum. İktidarın savaş politikaları karşısında sessiz kalarak, yolsuzluk ve rant değirmenine su taşımayın. Cesur olun! Net olun diyoruz net olun! Barış politikasına sahip çıkmak ülkeye sahip çıkmaktır, yaşama ve halklar arası diyaloğa sahip çıkmaktır. Demokrasiye, hukuka, adalete sahip çıkmaktır. Savaş politikalarına karşı çıkmak, yolsuzluk, rant ve soygun düzenine giden yolları kapatmaktadır. AKP-MHP iktidarının sürdürdüğü savaş siyasetinin yarattığı ağır sonuçları görmeden, bunlara karşı tavır almadan Türkiye’de gerçek demokrasi ve özgürlük mücadelesini yürütmek mümkün değildir.  Müzakereye ve barışa dayalı demokratik siyasetimizi en güçlü şekilde sürdüreceğiz

    İktidarın savaş siyaseti ülkeyi cehenneme çevirmişken, Kürt halkının çektiği acıları anlamadan, bu kirli siyasetin sonucu olarak ortaya çıkan detaylar üzerinde spekülasyon yapmak AKP-MHP iktidarının tuzağına düşmek, savaş siyasetini büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır. Partimiz toplumsal sorunların inkârına dayanan ve çözümsüzlükten beslenen tüm siyasetlerin karşısındadır.  O nedenle Türkiye’de gerçek demokrasinin ve özgürlüklerin, ancak ve ancak Kürt sorununun demokratik, toplumsal ve barışçıl çözümünden geçtiğini savunuyoruz. Bizler, müzakereye ve barışa dayalı demokratik siyasetimizi en güçlü şekilde sürdüreceğiz. Çünkü bizim için barış, dünyadaki tüm makamlardan daha değerlidir. İnanın ‘Barış hükümlerin en güzelidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • HDP Eş Başkanı Buldan: Alevilerin haklı ve onurlu mücadelesinin yanındayız-VİDEO

    HDP Eş Başkanı Buldan: Alevilerin haklı ve onurlu mücadelesinin yanındayız-VİDEO

    PİRHA-HDP, “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası kapsamında İstanbul’da Aleviler ile buluştu. Taksim’de düzenlenen buluşmaya HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da katıldı. Buldan, “Alevi toplumunun yüz yıllardır eşit yurttaşlık hakkını amaçlayan mücadeleleri haklı ve onurlu bir mücadeledir. Bu özgür yaşam mücadelesidir. Bu ülkenin gerçek bir adalete, yüzleşmeye ve hesaplaşmaya ihtiyacı var” dedi.

     

    “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyasını 5 Mayıs günü Dersim’de kamuoyuna duyuran Halkların Demokratik Partisi (HDP), kampanya kapsamında İstanbul’da Aleviler ile bir araya geldi. Taksim’deki bir otelde gerçekleştirilen buluşmaya HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan‘ın yanı sıra Alevi kurumları, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile Alevi pirleri, anaları da katıldı.

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun Alevi Masası tarafından düzenlenen toplantı kampanyaya ilişkin sinevizyon gösterimi ile başladı.

    İlk olarak konuşan HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, Alevi toplumunun iktidar baskısını tarih boyunca yaşadığını belirterek, “Toplumda sessiz bir varlık olarak devam etmesini isteyen iktidar tarafından katliama maruz bırakılmıştır. Bunun karşısında sürekli direnmiş ve bugüne gelmiştir. Eğer bugün Alevi toplumunun toplam nüfus için ağırlığı görünür kılınmışsa bu direnmenin ürünüdür. Çeşitli varyasyonlarla Alevileri bir seçim nesnesi olarak görenlerin yaptıklarının farkındayız. Alevilerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması gerekiyor. İstanbul’da aktif 64 cemevi, onlarca Alevi kurumu ve inanç merkezlerimizle temasın önemini biliyoruz. Alevilerin taleplerinin siyaset alanına transfer edildiği bir çalışmayı önümüze koyduk” dedi.

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası Sözcüsü Nesimi Aday da, “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyasını 5 Mayıs günü Dersim’de kamuoyuna duyurduklarını hatırlatarak, “Ülkenin bütün her yerini tarıyoruz. Çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Alevilerin mücadelesinde birlikteyiz, yanındayız. Bir sadaka yaklaşımı yerine statüye ihtiyaç vardır. Ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerekiyor. Zorunlu din derslerinin, Diyanet’in kaldırılması, katliamlar ile yüzleşilmesi gerekiyor. Alevilerin kutsal günleri tanınmalı” diye konuştu.

    HDP MYK Üyesi Turgut Öker ise, kampanyanın önemine dikkat çekerek, “Son derece mutluyuz. Alevi hareketinin son 30 yıllık istem ve taleplerini kitaba yansıttığımız için mutluyuz. Umarım bu çalışma HDP ile sınırlı kalmaz ve herkese örnek teşkil eder. Bu ülkede Aleviler anayasal olarak kabul edilmiyor. Alevi olarak son 20 yıldır örgütlenebiliyoruz. İnancımız, cemevlerimiz de kabul edilmiyor. Bu sorunu tek başıma çözme durumumuz yok. Bir araya gelmeliyiz” diye belirtti.

    “ALEVİLER HAKLI VE ONURLU BİR MÜCADELE YÜRÜTÜYOR”

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Alevilerin eşit yurttaşlık talebine ses olmak için bir araya geldiklerinin altını çizerek, “Yok sayılan, ayrımcılığa uğrayan bir topluluktan bahsediyoruz. Bu toplantıdan büyük kararlar çıkacağına yürekten inanıyorum. Alevi toplumunun yüz yıllardır eşit yurttaşlık hakkını amaçlayan mücadeleleri haklı ve onurlu bir mücadeledir. Bu özgür yaşam mücadelesidir. Tıpkı Kürt halkının verdiği onurlu mücadele gibi. Tıpkı diğer kimliklerin vermiş olduğu mücadele gibi Alevilerin verdiği mücadelenin de kıymetlidir” ifadelerine yer verdi.

    “BU ÜLKENİN GERÇEK BİR ADALETE, YÜZLEŞMEYE, HESAPLAŞMAYA İHTİYACI VAR”

    Alevilerin yaşadığı acılar hafızalarda tazeliğini koruduğu gibi o döneme ait ne varsa bugün ona benzer şeylerin yapıldığını vurgulayan Pervin Buldan, “Hakikatler ile yüzleşilmesini her zaman dile getiriyoruz. Bu ülkenin gerçek bir adalete, yüzleşmeye ve hesaplaşmaya ihtiyacı var. Hakiki çözüm Aleviler başta olmak üzere tüm inanç gruplarının eşit yurttaş olarak anayasal güvenceye alınması gerekiyor” diye vurguladı.

    “CEMEVLERİNİN İBADETHANE STATÜSÜ OLARAK TANINMAMASI BÜYÜK BİR HAKSIZLIKTIR”

    “Alevilerin ibadeti cem, ibadethanesi cemevidir nokta” diyen Pervin Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunun üzerine söz, yetki, karar Alevi yurttaşlarımızın, Alevi kurumlarınındır. Cemevlerinin ibadethane statüsü olarak tanınmaması Alevilere büyük bir haksızlıktır. Bir inkar ve asimilasyon politikasından kaynaklandığının farkındayız. Alevilerin çok önem verdiği pirlik ve dedelik unvanları HDP’nin kanun teklifleri ile gündeme getirilen konuların başında geliyor. Alevilerin kamuda hiçbir şekilde temsiliyetlerinin olmadığı birçok sorundan yalnızca biri olarak karşımıza çıkıyor. HDP olarak bu mücadeleyi sonuna kadar sahiplendiğimizi ve rehber edindiğimizi bilinmesini isterim. Temel mücadelede Aleviler ile yol yürüyeceğimizi belirtmek isterim. Bu yolda birleşmek, gücümüzü ve kazanımlarımızı birleştirmek zorundayız. Bu coğrafya çok büyük acılar yaşadı. Bu yüzyıl büyük acılar ile geçti ama ikinci yüzyıl büyük kazanım, başarıların ve barışların olacağı yeni bir yüz yıl olacaktır. Dik duruşumuz, mücadelemiz, kazanımımız bunu gösteriyor.”

    Toplantı basına kapalı olarak devam etti.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Topluma bir şey vaat edemeyen hükümet sahte bir zafer ile milliyetçilik pazarlayacak’-VİDEO

    ‘Topluma bir şey vaat edemeyen hükümet sahte bir zafer ile milliyetçilik pazarlayacak’-VİDEO

    PİRHA-TSK tarafından Irak’ın kuzeyine dönük devam eden askeri operasyona dair konuşan HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, “Seçime doğru giderken artık içeride, topluma bir şey vaat edemeyen hükümet dışarıda ‘Güney Kürdistan’ dediğimiz bölgeye saldırarak belki küçük, sahte bir zafer de elde ederek topluma milliyetçilik pazarlamaya çalışacaklar. Mesele biraz bundan ibarettir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak’ın kuzeyine yönelik 18 Nisan günü başlatılan askeri operasyona ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Özsoy, Kürt sorununun konuşularak çözülmesi gereken bir mesele olduğunu vurgularken, “Kürt meselesinde kavgayı tercih ederseniz kaybedersiniz, siyaseten kaybedersiniz. Belli ki Erdoğan ve Devlet Bahçeli kendilerinden önce Kürt meselesinde şiddeti önceleyen kesimler gibi siyasetin çöp kutusuna yakın zamanda itileceklerdir” ifadelerini kullandı.

    “SAHTE BİR ZAFER İLE TOPLUMA MİLLİYETÇİLİK PAZARLAYACAKLAR”

    Sınır ötesi operasyonların gölgesinde büyüdüklerini belirten Özsoy, “Kırk beş yaşında bir siyasetçiyim. İlk çocukluk dönemimi çıkarın. Seksenlerin ortalarından bu yana sınır ötesi operasyonların gölgesinde büyüdük. Bir Kürt genci olarak orada büyüdüm. Sayısız sınır ötesi operasyon olduğunu gördük. Şahitlik ettik. Bu da onlardan bir tanesi. Tabii seçime doğru giderken artık içeride, topluma bir şey vaat edemeyen hükümet dışarıda işte Güney Kürdistan dediğimiz bölgeye saldırarak belki küçük, sahte bir zafer de elde ederek topluma milliyetçilik pazarlamaya çalışacaklar. Mesele biraz bundan ibarettir” dedi.

    “MUHALEFET KÜRT SORUNU SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA İKTİDARIN PEŞİNE TAKILIYOR”

    Özsoy, ekonomik krize de değinerek, şunları söyledi:

    “Şu an Türkiye ekonomik olarak gerçekten büyük bir çöküntünün içerisinde. Böyle bir operasyonla milliyetçiliği artırarak muhalefeti de kendi arkasına dizmeye çalışıyor. Yani şu ana kadar bu son kez hariç olmak üzere genelde muhalefet de zaten Kürt meselesi söz konusu olduğu zaman iktidarın peşine maalesef takılıyor. Daha önceki sınır ötesi operasyon tezkerelerine hep birlikte destek veriyorlardı. Sadece en son tezkere iki yıllık geldiği için CHP buna ‘hayır’ dedi. İyi ki de ‘hayır’ dedi. Teşvik etmek lazım. Bu yanlış bir politika.”

    “KÜRT SORUNU KONUŞULARAK ÇÖZÜLMESİ GEREKEN BİR MESELEDİR”

    “Kürt meselesinin çözümünü Türkiye’nin dışındaki sınır ötesi operasyonlarda görmemek lazım” diyen Özsoy, çözümün sınır içinde siyaset yaparak gerçekleşeceğini kaydetti. Kürt sorununun temelde siyasi bir mesele olduğunu belirten Özsoy, “Konuşularak çözülmesi gereken bir meseledir. Konuşulduğu zaman kanın akmadığını, şiddetin durduğunu biz defalarca gördük, gözlemledik. Dolayısıyla hükümetin içerisinde olduğu çok büyük bir acziyetin sonucudur. Yani bu çok güçlü olduğu için sınır ötesi o operasyona gitmiyor. Hükümet olarak çok zayıf yani seçimlerden önce bir sahte de olsa bir zafer elde ederek seçimlere gitmeye çalışıyor” diye konuştu.

    “YOKSUL HALKIN ÇOCUKLARINI ASKER OLARAK GÖNDERİYORLAR”

    Kürt sorununda şiddeti önceleyenlerin siyaset sahnesinden silindiğini hatırlatan Özsoy sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Gidin tek tek şu iktidarda olan partinin milletvekillerine, siyasetçilerine sorun. Size diyecekler ki “Biz de bu meselenin böyle çözülmeyeceğini biliyoruz.” Ama devletin ezberine tekrar dönmüş, devletin askeri, militarist yöntemlerine saplanmış, kalmış bir iktidardan bahsediyoruz. Dolayısıyla o acziyetlerin sonucu olarak İç Anadolu’dan, Karadeniz’den, yoksul halkın çocuklarını asker olarak gönderiyorlar, oralara.

    “KÜRT MESELESİNDE KAVGAYI TERCİH EDERSENİZ, KAYBEDERSİNİZ”

    “Vatan, millet, Sakarya” diye kendi hükümetlerinin idamesini ve devamını sağlamak için şu an böyle bir operasyon yapıyorlar. Yani burada başarının kriteri nedir, bilmiyorum ama dediğim gibi kırk yıldır sınır ötesi operasyonlar var. Ama kırk yıldır sürekli büyüyen, artan, ağırlaşan ve bölgeselleşen ve hatta şu an küreselleşen bir Kürt meselesi söz konusu.

    Hal böyleyken bizim sadece bu hükümete veyahut da Türkiye’de bundan sonra gelecek hükümetlere salık vereceğimiz şey Kürt meselesinde kavgayı tercih ederseniz kaybedersiniz, siyaseten kaybedersiniz. Her kim ki Kürt meselesini barışçıl yollarla çözmeye niyet etmiş; niyetini, iradesini ortaya koymuşsa siyaseten muhakkak kazanmıştır. Belli ki Erdoğan ve Devlet Bahçeli kendilerinden önce Kürt meselesinde şiddeti önceleyen kesimler gibi siyasetin çöp kutusuna yakın zamanda itileceklerdir.”

    Barış KOP – Berfin YILDIZ / İZMİR

  • AYM, Leyla Güven’in tutuklanmasına ilişkin ihlal kararı verdi

    AYM, Leyla Güven’in tutuklanmasına ilişkin ihlal kararı verdi

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven’in milletvekili seçilmesine rağmen tutuklanmasına dair ihlal kararı verdi. 

    Mezopotamya Ajansı’nda (MA) yer alan habere göre Anayasa Mahkemesi (AYM) Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Leyla Güven’in, Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonuna karşı yaptığı paylaşımları gerekçesiyle tutuklanması ile 24 Haziran 2018 seçimlerinde milletvekili seçilerek yeniden dokunulmazlık kazanmasına rağmen tahliye edilmemesinin hak ihlali olduğuna karar verdi.

    AYM, hakkında tahliye kararı verilen fakat Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı itirazla tahliye işlemi gerçekleştirilmeden hakkında yeniden yakalama kararı çıkarılan Güven’in tutuklanmasını “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” karar verdi. Anayasanın 19’uncu maddesi kapsamında verilen kararın sadece duyurusu Anayasa Mahkemesi’nin sayfasında yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi olduğu için görevden alınan okul müdürü ile ilgili soru önergesine MEB’den yanıt geldi

    Alevi olduğu için görevden alınan okul müdürü ile ilgili soru önergesine MEB’den yanıt geldi

    PİRHA-İstanbul’daki bir eğitim merkezinde okul müdürü olan Metin Bila’yı Alevi olduğu için kumpas kurarak görevden alan MEB teftiş kurulu başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya ile ilgili olarak verilen soru önergesine yanıt geldi. MEB verdiği yanıtta, soruşturma çalışmalarının tüm boyutlarıyla hassasiyetle yürütüldüğünü belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) teftiş kurulu başmüfettişi Mehmet Ali Özkaya‘nın İstanbul Kadıköy’deki Neriman İrfan Akça Mesleki Eğitim Merkezi’nde görev yapan okul müdürü Metin Bila‘yı Alevi olduğu için kumpas kurarak görevden almasına ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu‘nun verdiği soru önergesine yanıt geldi. MEB’den gelen yanıtta devlet memurlarının ödev ve sorumluluklarının ilgili mevzuat çerçevesinde belirlendiği belirtilirken, soru önergesine konu olan iddialara ilişkin bakanlık müfettişi hakkında soruşturma açıldığı ifade edildi.

    “SORUŞTURMA ÇALIŞMALARI TÜM BOYUTLARIYLA YÜRÜTÜLMEKTEDİR”

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen yanıt şöyle:

    “Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve yönetmeliklerle belirlenen esaslar çerçevesinde verilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdürler. Devlet memurlarının mevzuatla belirlenen ödev ve sorumluluklarını ihlal ettiği, kanunla belirlenen yasaklara aykırı hareket ettiği yönündeki ihbar ve şikayetlerle ilgili inceleme-soruşturma işlemi başlatılmakta, iddiaların doğrulanması halinde dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre ilgili mevzuat maddelerinde belirlenen yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu bağlamda soru önergesinde adı geçen bakanlık müfettişi hakkında ileri sürülen iddialarla ilgili inceleme soruşturma çalışmaları başlatılmış olup tüm boyutlarıyla hassasiyetle yürütülmektedir.”

    PİRHA / ANKARA

  • HDP Erdemli ilçe binasına silahlı saldırıda bulunuldu

    HDP Erdemli ilçe binasına silahlı saldırıda bulunuldu

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Mersin Erdemli ilçe binasına gece saatlerinde kimliği belirsiz kişi veya kişilerce silahlı saldırıda bulunulduğu duyuruldu. HDP’nin ilerleyen saatlerde konuya dair açıklama yapacağı kaydedildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Erdemli ilçe binasına kimliği belirsiz kişi veya kişilerce gece saatlerinde silahlı saldırıda bulunulduğu duyuruldu. Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre pompalı tüfek ile gerçekleştirilen saldırıda, parti tabelasına kurşun isabet etti. Sabah saatlerinde parti binasını açmaya gelen partililerin olayı bildirmesi ile jandarma ile birlikte çok sayıda partilinin de binaya geldiği aktarıldı.

    HDP’nin konuya ilişkin ilerleyen saatlerde açıklama yapması bekleniyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP, İzmir’de Dersimlilerle buluştu

    HDP, İzmir’de Dersimlilerle buluştu

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi’nin öncülüğünde bir araya gelen Dersimliler, Dersim’in güncel sorunları ve çözüm önerilerini konuştu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü parti binasında İzmir’de yaşayan Dersimlileri bir araya getirdi.

    Buluşmada Dersim halkının metropollerde ve Dersim topraklarında yaşanan sorunları dile getirildi.

    Buluşmaya Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, HDP PM üyeleri, Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi yöneticileri ve çok sayıda Dersimli yurttaş katıldı. Salona Dersim’in tarihsel değerleri olan Alişer Koçgiri-Zarife Hatun, Seyit Rıza ve Nuri Dersimi’nin resimlerinin olduğu pankart asıldı.

    1938’te hedeflenen soykırım politikalarının devamı olarak Dersim’in doğası, dili ve kimliği ve inancının hedeflendiğinin belirtildiği buluşmada bu politikalara karşı çözüm önerileri konuşuldu.

    İstanbul, Çukurova ve son olarak Dersim’de gerçekleşecek buluşmalar sonrasında yaşanan tartışmalar ve çözüm önerileri sonuç bildirgesi haline getirilerek kamuoyu ile paylaşılacak.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Sancar’dan hükümete tepki: Bunun adı tam mandacılıktır-VİDEO

    Sancar’dan hükümete tepki: Bunun adı tam mandacılıktır-VİDEO

    PİRHA-Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Maraş Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anarken, “Bu düzeni değiştirmek için hafızayı canlı tutmamız lazım. Bu iktidarın zulmünü ve bu iktidarı besleyen düzenden kaynaklanan bütün zulümleri hatırlatmalıyız” dedi. Sancar, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirerek, “Bunun adı tam mandacılıktır” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar partisinin Meclis grup toplantısında konuştu.

    İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Sancar, “Yeni ekonomi modelin temeli olarak iddia ettikleri politikaları şimdi yeniden başka kılıflarla hayata geçiriyorlar” dedi.

    Ekonomi formülü olarak açıklananın sarsıntılara yol açtığını kaydeden Sancar, “Önce yeni ekonomik model ilan ettiler, bu ekonomik modelde ‘kendi tezim, kendi tezim’ diye AKP Genel Başkanı’nın açıkladığı formül büyük sarsıntılara yol açtı ama ‘Asla bundan vazgeçmeyeceğim’ dedi. Ama dün açıklanan tedbirlere baktığımızda pekala bir U dönüşü yaptıklarını görüyoruz. Ne diyordu; ‘faiz sebep enflasyon sonuç’ o nedenle ‘faizleri indireceğiz ona bağlı olarak enflasyonu düşüreceğiz.’ Ama dün açıklanan tedbirlerde bunun tam tersini yaptıklarını çok rahat görebiliriz.

    Türk Lirası’ndaki mevduatındaki faize bakmadan dövizdeki artışı mevduat sahiplerine verecekler. Yani aslında faizleri dolaylı olarak artırmış oldular. Ekonomi bütünüyle yabancı paraya bağlanmış oldu, bunun adı tam da mandacılıktır.

    Para sahipleri doların her yükselişinde servetlerine servet katacaklar, bu kaynak nereden gelecek asıl mesele bu. Kurdaki artışların maliyetini, faturasını kim ödeyecek? Biliyorsunuz çeşitli açıklamalar yapıyor Erdoğan, kâh nasstan dem vuruyor kâh kendi yarattığı ekonomi doktrininden” şeklinde konuştu.

    “DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN HAFIZAYI CANLI TUTMAK GEREK”

    Sancar, Aralık ayında yaşanan katliamlara da değinerek şöyle konuştu:

    “Bu düzeni değiştirmek için hafızayı canlı tutmamız lazım. Bu iktidarın zulmünü ve bu iktidarı besleyen düzenden kaynaklanan bütün zulümleri hatırlatmalıyız.

    Tam 10 yıl önce bugünlerde Roboski Katliamı yaşandı. Bu acı dinmedi, dinmeyecek. Maraş Katliamı’nı yine Aralık ayında yapmışlardı. Alevi canlara ve demokrat insanlara yapılanları unutmadık, unutmayacağız. O vahşi katliamı unutmadık. Hayata Dönüş Operasyonu adı altında cezaevlerinde yaptıkları katliam da aralık ayındaydı onu da unutmadık, unutmayacağız. Sanılıyor ki bunların hesabı sorulmayacak!

    Umut Kitabevi’ni basıp cinayet işleyip suçüstü yakalananlar beraat etti. Acılar böylece geleceğe devredilsin diye. Çorum, Sivas, Gazi ve Gezi’de yapılanları da unutmadık. Biz bu anmaları nefreti büyütmek için değil geleceği barış üzerine inşa etmek için hatırlatıyoruz.”

    “CEZAEVLERİ TOPLAMA KAMPLARINA DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞTÜR”

    Cezaevlerindeki hak ihlalleri ile ilgili olarak ise “Bugün Türkiye’de cezaevleri toplama kamplarına dönüştürülmüştür” değerlendirmesinde bulunan Sancar, şu ifadeleri kullandı:

    “Cezaevlerinde işkence, hak ihlalleri yaşanıyor. Her gün yeni cenazeler çıkıyor, hasta mahpusların tedavileri engelleniyor. Adeta fiili idam cezası uygulanıyor. Son bir ayda cezaevlerinde cenazesi çıkan insanların sayısı 7, belki de bugün bunlara yenileri eklenecek. Bütün bu zulmün kaynağı bu sistem.

    Bunların temelinde savaş politikaları var. Birlikte mücadele önlemek var. En başta Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarına, güvenlikçi anlayışa karşı çıkmak zorundayız. Ekonomik çöküşte bunun ne kadar önemli bir payı olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.”

    PİRHA/ ANKARA