Etiket: hamide rencüs

  • ‘Aleviler örgütsüz olduğu için soykırıma uğradı!’-VİDEO

    ‘Aleviler örgütsüz olduğu için soykırıma uğradı!’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yaşayan Aleviler Suriye’de süren soykırımı konuştu. Yapılan konuşmalarda Alevilerin soykırımdan kurtulması için “birlik ve mücadele” vurgusu öne çıktı.

     

    Arap Alevi Kültür Derneği, Mersin’in Kazanlı mahallesinde “Suriye’de Alevi Soykırımı ve Gelecekteki Tehlikeler” konulu panel düzenledi.

    Panelin moderatörlüğünü Sabahat Aslan yaparken, konuşmacı olarak Araştırmacı-Yazar Hamide Rencüs, Gazeteci Musa Özuğurlu ve Prof.Dr. Aytuğ Atıcı katıldı.

    Suriye’de katledilenler için bir dakikalık saygı duruşunun ardından başlayan panelde konuşan Araştırmacı-Yazar Hamide Rencüs, Suriye’de Aleviler büyük bir katliama uğratıldığını belirterek, “50 bin Alevi katledildi. Zeytin ağaçlarına kadar kesildi. Bu katliama katşı büyük bir sessizlik yaşandı. Ardından Dürziler, Hristiyanlar son olarakta Kürtler katliama uğradı. Selefi cihadist HTŞ, kendisi dılında bütün herşeyi yok etmek için kurulmuş bir yapı. Kadınlar tecavüze uğradı, 21. yüzyılda kadınlar köle pazarlarında satıldı. Zennubiye kadınları olarak direniş göstermek zorundayız” dedi.

    Gazeteci Musa Özuğurlu ise, Alevilerin sadece Hz. Ali’ye bağlılıklarından kaynaklı tarih boyunca olarak selefiler tarafından katledildiklerini, topraklarından sürüldüklerini söyledi.

    Alevilerde vicdan ve adalet duruşu olduğu için her zaman haksızlığa karşı çıktığını vurgulayarak, “Aleviler Suriye’de yoksuldur. Genellikle devlet kurumlarına okuyarak girmişlerdir. Bunun üzerinden Aleviler Suriye’yi yönetiyor yalanı dolaşımda. Hayır. Esad döneminde kabinede sadece iki Alevi vardı” diye konuştu.

    HTŞ’nin başındaki Colani’nin kullanışlı bir aparat olduğu için emperyalizm tarafından kullandığını ifade ederek, “Batı her zaman Sünni gruplar ve devletlerle sorunu olmamıştır. Batı Alevileri İran yanlısı olmakla suçluyorlar. Bu büyük bir yalan. Aleviler sadece haksızlığa karşıdır. Aleviler tüm bunlara karşı birlik olmak zorundadır” ifadelerine yer verdi.

    Prof.Dr. Aytuğ Atıcı, Suriye’de onbinlerce Alevinin katledildiğini vurgulayarak, “Suriye’de Alevi soykırımı yaşanıyor. Alevi oldukları için katledildiler. Soykırıma karşı birlik olmak zorundayız. Bundan başka şansımız yok. Aleviler sadece kendi toplumuyla kalmamalı, bütün insan hakları mücadelesi verenlerle yan yana durmalı” şeklinde ifade etti.

    Panel soru-cevap ile sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Yazarlardan ‘Asimilasyona karşı bir olalım’ çağrısı!- VİDEO

    Yazarlardan ‘Asimilasyona karşı bir olalım’ çağrısı!- VİDEO

    PİRHA- 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak, 62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılım çağrısında bulunan yazarlar “Asimilasyona karşı bir olalım” dediler.

    62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, bu sene 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak. Yakın tarihlerde aynı yerde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın alternatif etkinlikler yapması yeniden eleştirilere ve tepkilere neden oldu.

    Yazarlar Hamide Rencüs, Naz Atmaca, Aziz Tunç, Kemal Derin, Erdoğan Aydın ve Süleyman Zaman 62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılma çağrısı yaptı.

    “ALTERNATİF ETKİNLİĞE KATILMAK ALEVİLERE YAPILAN ZULMÜ KABUL ETMEKTİR”

    Hamide Rencüs, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonu hedefleyen bir kurum olduğunun altını çizerek, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 12-13 Ağustos’ta düzenleneceği Hacı Bektaş-i Veli’yi anma etkinliklerine canlarımızın katılmamasını diliyoruz. Bu etkinlikler ve bu kararlar bütün Alevi toplumunun ve Alevi kurumlarının iradesini hiçe sayan, asimilasyonunu hedefleyen kararlardır. Genel çağrımız şudur ki; bütün Alevi kurumların bir arada organize ettikleri 16-17 ve 18 Ağustos Hacıbektaş Veli Anma Kültür ve Sanat etkinliklerine katılmalarının çağrısını yapıyoruz. Hepimiz orada olalım. Hepimiz bir olalım, diri olalım” dedi.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği alternatif etkinliğe katılmanın Alevilere yapılmış zulümleri kabul etmek olarak niteleyen Naz Atmaca, “Alevilerin hiçbir haklı talebini kabul etmeyenlerce asimilasyon için kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığınca alternatif olarak düzenlenen etkinliğine hiçbir Alevi kurum, aydın, sanatçı, siyasetçi ve kendisine Aleviyim diyen tek bir canın katılmaması gerekiyor diye düşünüyorum. Alternatif etkinliğe katılmak demek Alevilere yapılan zulümleri, katliamları, yok saymaları onaylamak anlamı taşıyacağından hiçbir Alevi canın bunu kabul etmeyeceğinin bilinmesini isterim” ifadelerini kullandı.

    “HACIBEKTAŞ ETKİNLİKLERİNE EL KOYMAK İSTENİYOR”

    Aziz Tunç, “Devletin asimilasyoncu kurumu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Hacıbektaş etkinliklerine el koymak istiyor. Düzenlemek istedikleri alternatif etkinliklere katılmıyoruz. Bu kurumu tanımıyoruz. Asimilasyoncuların işini kolaylaştırmayacağız. Onun yerine Alevilerin ve Alevi kurumlarının 16, 17, 18 Ağustos’ta düzenledikleri etkinliklere, geleneksel etkinliklere en güçlü şekilde katılıyor. Asimilasyonculara verilmesi gereken dersi veriyoruz” diye konuştu.

    Kemal Derin ise, Bektaş Veli Dergâhı’nın Aleviler için önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
    “Bektaş Veli Dergâhı’nın Alevilerin Serçeşmesidir. 1925 Yılında kapatıldı. 39 yıl sonra 16 Ağustos 1964’te müze olarak açıldı. O günden bugüne Aleviler her yıl 16, 17, 18 Ağustos tarihlerinde Hünkar’ın huzuruna giderler ve Hünkar’ı anarlar. Alevi toplumu hiçbir zaman devlet destekli, devlet eksenli bir inanç olmadı. Bugün de öyle değil. Aleviler kendi öz varlıklarıyla inançlarını bugüne taşıdılar. Bugünden de yarına bu şekilde taşıyacaklardır. Bu vesileyle bu yıl da 16, 17, 18 Ağustos’ta Hacıbektaş ilçesinde Hünkar’ın huzurunda olacağız ve Hünkar’la buluşacağız.”

    “ASİMİLASYONA KARŞI BİR OLALIM”

    Erdoğan Aydın da asimilasyon politikalarına değinerek, “Osmanlı ve Türk devlet geleneği hakimiyeti altında tuttuğu halkları ve inançları sürekli asimilasyon ve etkisizleştirme üzerinden şekillendi. Hacı Bektaş Dergahı 100 yıl önce kapatıldı ve dönüştürülmeye çalışıldı. Bugün de yöneticiler, Alevi öz örgütlerinin kendi inançları çerçevesinde, kendi kutsal mekanlarında, etkinlik yapmasını engellemeye ve Alevileri asimile etmeye çalışıyor. Bu devran böyle devam edemez. Türkiye’de demokrasi ve laiklik Alevi öz örgütlerinin kendilerini ifade, temsil imkanlarına saygılı olmak zorundadır” dedi.

    Son olarak konuşan Süleyman Zaman, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından düzenlenen etkinliğe katılmama çağrısı yaparak, “Bu anlamda Alevi kurumlarının hep birlikte düzenlediği, birlik ve beraberlik içerisinde bugüne kadar gerçekleştirdiği 16 18 Ağustos’taki etkinliğe katılmanız çok önemlidir. Bu duyarlılığı gösteren tüm canlara aşk ile diyorum” sözlerini kullandı.

  • DAD ‘Alevi Soykırımı’ paneli düzenledi: Bir toplumu hafızasız bırakmak tarihsizliktir!-VİDEO

    DAD ‘Alevi Soykırımı’ paneli düzenledi: Bir toplumu hafızasız bırakmak tarihsizliktir!-VİDEO

    PİRHA-DAD, “Kefensiz Canlarımızı Anıyoruz” başlığı altında Dersim ve Suriye’de katledilen Alevilere ilişkin panel düzenlendi.

    Ankara Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), ‘Kefensiz Canlarımızı Anıyoruz’ şiarıyla Tüm Belediye Sendikaları (Tüm Bel-Sen) Ankara Şubesi’nde panel düzenledi. Panelde, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Yardımcısı ve Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Yüksel Mutlu ve Araştırmacı Yazar Hamide Rencüs konuşmacı olarak yer aldı. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise moderatörlüğünü yaptı.

    Panelde Zeynel Kete, ‘Dersim Katliamında İnançsal ve Kültürel Soykırımı’, Yüksel Mutlu, ‘Dersim Katliamı’nın Kadın Boyutu’, Hamide Rencüs ise ‘Suriye’deki Gelişmeler, Alevi Soykırımı’ konularını ele aldı.

    Panel öncesinde Zeynel Kete, çerağ uyandırdı, devamında Zazaca ve Türkçe deyişler okundu.

    “CUMHURİYET OSMANLI’NIN DÜŞÜNCE KODLARI ÜZERİNE İNŞA EDİLDİ”

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, düzenlenen panelde ilk sözü aldı. Osmanlı’dan cumhuriyet geçiş sürecinde Osmanlı’nın kodları üzerine kurulan cumhuriyet hakkında şu konuşmayı yaptı:

    “Bir ön yargı var, yıllardır Osmanlı zulmü altında inim inim inleyen farklı inançlardaki merkezi inancın dışında farklı inancı yaşayanlar Cumhuriyet modernitesi sürecine geldiğinde hep ders kitaplarında bize şu anlatıldı. Mesela ‘çağdaş, uygar, modernist’, iyi bir nefes aldık gibi ders kitaplarında böyle bir bakış açısı oldu. Görünürde yeni bir rejim olan Cumhuriyet modernitesi aslında birçok yönüyle Osmanlı’nın son bakiyesi ve onun kodları üzerinde inşa edildi. Çok teferruata girmeden şu cümleyi kurabiliriz. Cumhuriyet modernitesinin bütün kurucu kadroları, çoğu askeri kökenliydi. Subayları ve bürokratları Osmanlı’nın tedrisatından geçmişti. Bu yönüyle de iki önemli durumu bilmek lazım. Osmanlı’da Müslüman olmayan kesimler için kullanılan bir kavram vardı: Millet-i Mahkûm. Osmanlı’nın kendisi de Millet-i Hakimeydi. Müslüman olmayanlar Millet-i Mahkûmeydi. Mahkum edilmeye uygun topluluklar. Kendileri ise Millet-i Hakimeydi, hakim milletti.”

    “ALEVİ OCAKLARI O DÖNEMDE BİR ÜST AKLA İHTİYAÇ DUYMAMIŞTIR”

    Dersim katliamının öncesinde bölgede birçok Alevi ocağının sınırlarının belli olduğu, cumhuriyet kuruluşundan sonra dağıldığını söylen Kete, “O dönemdeki geniş bir modelden bahsediyor. Şimdi ocak örgütlemesi hemen hemen hepiniz ya bir ocak talibisiniz ya da ocak evladısınız. Fazla değil. 100-200 yıl önceki Dersim haritalarını incelediğimde o dönemdeki yapıya baktığımda demografik yapı hareketli olmadığında bakıyorum ki adeta her ocak belirli bir coğrafyayla sınırlıdır. Neredeyse ocakların haritalarını çizebiliriz. Kureyşanlar belli bir coğrafyadadır. Baba Mansurlar belli bir coğrafyadadır. Devriş Cemaller Sarı Saltuklar, Seyyid abunlar, Şeyh Çobanlar, Ağuçanlar aşiretlerin adeta sınırları belli. Kısacası Ocak sistemi demokratik özerk bir yönetimdir. Bu toplum binlerce yıldır iktidara, üst akla, eril zihniyete, tecrit zihniyete karşı gelmiş. Pir, mürşit, rayber, talip topluluğuyla ikrarlı bir yaşamla özerk bir yaşamı bugüne kadar savunmuş. Böyle yaşamıştır. Ocağın beslenmesi, barınması, öz savunması, kültürü, eğitimi Ocak bileşenleri, Pir, Mürşit, Rayber ve Talip topluluklarının sorunlarını çözmesi kendi içindedir. Bir üst akla iktidarcı anlayışa ihtiyaç duymuyor” diye konuştu.

    “BİR TOPLUMU HAFIZASIZ BIRAKMAK TARİHSİZLİKTİR”

    Bir toplumu tarihsiz bırakmanın, ocaksız bırakmamın o halkın tarihini yok etmek anlamı taşıdığın işaret eden Kete, “Mezar kutsallarınız, ocaklarınız, dergahlarınız bir toplumun hafızasıdır. Tarihsel değeridir. Bir toplumu mezarsız, hafızasız, kültürsüz, ocaksız, mekansız bırakmak tarihsizliktir, tarihsiz bırakmaktır. Bir mezar taşına sahip olmak, geri gelmek, bir kültüre Bir aidiyete sahip olmaktır, boşuna değildir. Sadece Reya Hak, Alevilerin değil, Şeyh Saitlerin de ve Cumhuriyet döneminde dönem dönem uyuşup dönem dönem muhalif olan birçok Kürt kesiminin de uluslararası düzeyde enternasyonal birçok devrimcinin mezarlarının olmaması boşuna değildir. Mezar bir toprak parçası değildir. Bir tarihsel hafızadır. Bu yönüyle Dersim katliamının tarihsel kültürel boyutu olduğu için inanç boyutu, özel olması, kendi diliyle yaşaması, üst akla ihtiyaç duymaması, kadını merkeze koymasından kaynaklı olarak resmi ideolojiye uymuyordu ve katliamın inanç boyutu bu yönüyle vardı ve bunu İhsan Sabri Çağlayan anılarında çok net olarak anlatıyor. Bu katliam bir şekilde hala kültürel inançsal olarak devam ediyor. Ocaklarımız bugün yok edilmeye çalışılıyor. Dersim’de atama usulüyle ocaklarımıza kayyumlar atanarak bu inanç yok ediliyor diyorum” diye konuştu.

    “PLANLI BİR ŞEY, İSYAN YOK, KALKIŞMA YOK”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ‘Dersim Katliamı’nın Kadın Boyutu’ konusunda konuşma yaptı. Mutlu, Dersim’de cumhuriyete karşı herhangi bir direnişin, kalkışmanın olmadığını, devletin tek dil, tek din, tek ulus adı altında farklı inançtan olduğu için böyle bir saldırı gerçekleştirdiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Yani planlı bir şey, orada bir isyan yok, bir kalkışma yok. İşte rahat coğrafyası dediğimiz bu coğrafyada insanlar kendi ürettikleriyle kendi içlerinde rızalaşarak hayat sürüyorlar ve 1923 Cumhuriyet sonrası ve öncesi başlayan bir plan ulus devlet tek ulus tek devlet tek bayrak tek inanç… Yani Dersim Sadece Kürt değil, aynı zamanda Alevi aynı zamanda Kürt. Dünyada bir katliam, bir soykırım yapmak için 4 Mayıs 1937’de bakanlar kurulup kararı alınmış. Başka bir örnek yok tarihte. Sonra zaten güvenlik güçlerine havale ediliyor. Askerler orada katliam gerçekleştiriyor. Bunun kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde alınıyor olmasının çok önemli olduğunu kırmızı kalemle çizmek istiyorum.”

    Mutlu, katliamın olduğu yıllarda kaçırılan kız çocukları için de şunları ifade etti:

    “Sanırım dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Küçük kız çocuklarını ganimet olarak görmek, Türkleştirmek, onları yok etmek, imha etmek…”

    “HAFIZA OLUŞTURULMALI, OLUŞTURMAZSAK KAYBEDERİZ”

    Panele katılan genç sayısının az olduğuna değinen Mutlu, “Nerede gençler?” diyerek şunları ifade etti:

    “Şu konuda eksiğiz değerli arkadaşlar, bugün buradasınız. Nerede Dersimli gençler? Mücadele edenleri var, cezaevinde olanları var. Ben bunları dışında tutuyorum. Şöyle bir hafıza oluşturamıyoruz mesela. Bir hafızamızın olması lazım. Yoksa tertele kaybolur gider. Bunun kaybolmaması lazım, unutmamak lazım, unutturmamak lazım. Mesela diasporadaki Dersimliler Türkiye’nin yargılanması için mücadele ediyorlar, kendileri aralarında dernekler, vakıflar, çalışmalar yürütüyorlar. Bu konu biraz özeleştirel bakalım kendimize. Yani biz zayıfız bu konuda. Hafıza oluşturmalı, oluşturmazsak kaybederiz, unuturuz.”

    “SADECE ALEVİLER SES ÇIKARDI”

    Araştırmacı-Yazar Hamide Rencüs, ‘Suriye’deki Gelişmeler, Alevi Soykırımı’ başlığı altında Suriye’de Alevilere dönük gerçekleştirilen saldırılardan bahsetti. Rencüs, katliama ses çıkaranların sadece Aleviler olduğunu ve buna karşın ciddi bir sessizliğin hakim olduğunu ifade etti. Rencüs, konuşmasında şu sözleri sarf etti:

    “Evet orada bir katliam var ama El Şara mı, yoksa kontrolsüz gruplar mı? Ona bakalım denilip bir heyet gönderildi nihayetinde. Bunun açığa çıkmasını sağlayan orada sürekli uluslararası koruma talep eden Suriyeliler ve onların sesini duyurmaya çalışan dışarıdaki Alevilerdir. Gerçekten bu Alevi soykırımında başından itibaren şunu gördük ki sadece Alevi örgütleri ses çıkardı. Türkiye’de, Avrupa’da, dünyanın her yerinde Aleviler var; örgütlü Aleviler, federasyonlar, konfederasyonlar. Sadece bunlar ses çıkardı. Sonra biraz bir hani Alevi dostları diyeceğimiz bir örgütlülüğe dahil olanların sesini çıkardığı bir tepki oldu. Birleşmiş Milletler harekete geçiren budur ama henüz koruma sağlayamadık.”

    “ABD COLANİ’DEN NE BEKLİYORSA ONU YAPACAK”

    Colani’nin ABD ve Türkiye’de terör listesinden çıkarılmadığının altını çizen Rencüs, Colani’yi kullanabilecekleri kadar kullanacaklar dedi. ABD projesi olan Colani’den ne bekliyorsa onu yapacaktır diyen Rencüs, “Türkiye’nin 2018’de terör listesine aldığı, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle terör listesine aldığı bu Colani’ye Türkiye’nin Forum düzenlediği Antalya’da kucaklaması kadar çelişkili abes bir şey yoktur. Ama bu emperyalist kafalar için her şey gayet normalleştirilebiliyor. Peki ne bekleniyor? ABD onu meşru olarak kabul etmiyor. ABD bizzat kendisinin var ettiği tıpkı IŞİD gibi ABD’nin proje ürünü olan Colani’den ne bekleniyorsa onu yapacak ama arkasında tutulmuş gibi görünüyor. Hala ödülü kaldırmış değil ABD. Hala Türkiye’de dahil terör listesinden çıkarmış değiller ama hepsi kucaklaştı. ABD de tanımıyorum, benim nezdimde meşru değil dedi. Yani burada ABD herkesin Suriye üzerinden beklentisini ne olduğunu taksimatını yaptıktan sonra muhtemelen bunu indirecek ya da çok böyle defacto bir Şam devletinde onu tutacak, belki de İdlib’e gönderecek. Yani kullanışlı olduğu kadar kullanacak onu. Bu ABD’de hepinizin ağabeysiyim. Hepinizin öncüsüyüm, hepinizin önünü ben açarım. İstersem oturturum, istersem kaldırırım sinyali vermekten başka bir şey değildir” diye ifade etti.

    Panel, soru-cevap ile sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Yazar Rencüs: Taş atımlık mesafede Alevi soykırımı yaşanıyor hep beraber durduralım! -VİDEO

    Yazar Rencüs: Taş atımlık mesafede Alevi soykırımı yaşanıyor hep beraber durduralım! -VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırıma karşı Alevilerin yoğun olarak yürüttükleri mücadele sonucunda katliamı tüm dünyaya duyurduklarını belirten Araştırmacı yazar Hamide Rencüs “Ama yeterli değil. Bütün vicdanlı insanların bu soykırımın karşısında ayakta olması ve bunu sokağa taşıması gerekiyor” dedi.

    Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırımla ilgili, Araştırmacı-yazar Hamide Rencüs, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    BÜTÜN DÜNYA, ULUSLARARASI TOPLUM ALEVİ SOYKIRIMI KARŞISINDA SAĞIR VE DİLSİZ”

    Alevilerin yoğun olarak yürüttükleri mücadele sonucunda Suriye’de devam eden katliamın tüm dünyanın duyduğunu vurgulayan Hamide Rencüs, “Yoksa bütün dünya, uluslararası toplum sağır ve dilsiz. Özellikle İŞİD’in izinden giden HTŞ’nin kadınlara yönelik vahşi saldırganlığı içler acısı. Uluslararası toplumun bu sessizliğini kırmak, bu ikiyüzlülüğünü açığa çıkartmak için yürütülen çaba bir miktar dünya kamuoyuna yansıdığı için başarılı diyorum” dedi.

    “SURİYEDE ASRIN EN BÜYÜK SOYKIRIMI YAŞANIYOR”

    Artık gelinen noktada bütün dünya asrın en büyük soykırımının sahil bölgesinde Alevilere yönelik gerçekleştirildiği bildiğini belirten Rencüs, “Biz buradan uluslararası topluma baskı oluşturmayı hedefliyoruz.  Ne yazık ki şunu üzülerek söylüyorum, Türkiye’de ve Avrupa’da sadece Alevi kurumları bu çabayı gösteriyor. Türkiye’deki baskı iklimi biraz daha sesini kıstı. Sadece basın açıklamalarıyla yetinmeler sadece pankart hazırlayıp kamuoyuna yansıtmalar şeklinde yürüdü ama örgütlü bir çaba imza kampanyası ve Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği kurumlarına başvuru şeklinde yürüdü. Ama Türkiye’de bu eksik ve yetersiz” diye ifade etti.

    Avrupa’daki çalışmaların daha özgür ortamda yürütüldüğünü dile getiren Rencüs, “Türkiye’deki faşist baskıya rağmen daha özgür hareket edebilen Avrupa Alevi kurumları bu ortamı önümüzü açan kurumlarda diyebilirim. Gerçekten çabaları çok mükemmel. Fakat bugün Aleviler soykırımdan geçerken maalesef devrimci, demokrat toplumu Alevilerin yanında göremedik” diyerek tepki gösterdi.

    Bu duyarsızlığı AKP’nin 23 yıllık giderek arttırdığı baskıya bağlamanın yetersiz bir yaklaşım olacağının altını çizen Rencüs, “Çünkü sonuçta verilecek bir canı var Alevilerin. Burada Alevilerin yanında durmak insani, vicdani bir görev ve zorunluluktur. Taş atımlık mesafede sınırın öte tarafında ki bu soykırım, ‘Türkiye’nin bu tarafını sıçramaz’ diyemez hiç kimse” diye ifade etti.

    “TÜRKİYE ALEVİ KANINA BULANMIŞ BİR COĞRAFYA”

    Türkiye’nin bu konuda Alevi kanıyla bulanmış bir toprak olduğunu belirten Rencüs, şunları söyledi:

    “Kaç dönemdir takvimleri yazıp durmaktan yassımızı tutmaktan bitkin düştük. Bu artık eski tepkilere benzeyen bir şey değil. Çünkü bir soykırım bir etnik temizlik var. Uluslararası toplumu ayağa kaldırmak için uluslararası kamuoyunu gerçekten baskı unsuru haline getirmek gerekiyor.

    Bir çaba var ama yeterli değil. Yani BM nezdinde gerçekten uluslararası bir kurumdan talep etmek ve bunu hayata geçirmek için daha fazlasını yapmak gerekiyor. Artık alanlara çıkmak gerekiyor. Böyle Aleviler basın açıklamaları yaptığı imza topladı, sesini duyurmaya çalıştı, katliamları belgelendirdi. Ama bütün vicdanlı insanların gerçekten Alevilerin yanında, insani dramın, soykırımın karşısında ayakta olması artık bunu sokağa taşıması gerekiyor.”

    “ALEVİLER KATLEDİLİYOR BUNA SES ÇIKARMAMAK BİR İNSANLIK AYIBIDIR”

    Kadın örgütlerinin geçmişte etkili kampanyalar yürüttüğünü hatırlatan Rencüs, “Kadınlar katlediliyor, kaçırılıyor, köle pazarında satılıyor. IŞİD’in izinden yürüyen HTŞ’nin elinde kayboluyor. Hamile kadınlar, kucağında bebeğiyle kadınlar öldürülüyor. Bu bir insanlık ayıbıdır. Özellikle bütün kadın örgütleri Suriye sınırında sahil bölgesinde 500 metre ötede kaçırılan, öldürülen kadınlar için nöbet tutmasını zincire vurması gerekiyor. Yani başka yolu yok. Çünkü çağımızın en büyük soykırımı yaşanıyor” diye ifade etti.

    İmamoğlu meselesinin önemli ve bir demokrasi meselesi olduğunu belirten Rencüs, “İmamoğlu için sokağa çıkan çok sayıda Alevi var. İmamoğlu’na sahip çıkanlar, Alevi soykırımına duyarsız kalan Alevilerdir aynı zamanda. Burada bir çelişki var. Sahil bölgesinde soykırımı var, Hristiyanlar ve diğer bütün azınlıklar tehdit altında, Özgür Özel’in buna dönük de herhangi bir politikası olduğunu duymadık. Dolayısıyla CHP Alevilerin oylarından beslenen ama Alevi katliamlarına duyarsız kalan bir pratik sergiliyor. Alevilerin, CHP’den bunu talep etmesi gerekiyor bunun hesabını sorması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİ İLE ALEVİLERİN GÜNDEMİ SOKAĞA TAŞINABİLİR”

    Türkiye’deki mevcut yaşanan gündemle, Suriye’deki soykırım gündeminin bir arada sokağa taşınmasının daha doğru olduğunu ifade eden Hamide Rencüs, “Önceliğimiz bu soykırımı durdurmak için uluslararası bağımsız bir heyetin sorunları yerinde incelemesi, insani yardım kuruluşların harekete geçmesi ve bu talep etrafında bütün Alevilerin ve Alevi dostlarının birleşmesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

     

  • Antalya’da Alevilerin siyasal durumu konuşuldu-VİDEO

    Antalya’da Alevilerin siyasal durumu konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Antalya Alevi Bileşenleri tarafından ‘Türkiye’de ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi. Panelde Alevilerin geçmişten bu güne yaşadıkları bölgelerdeki siyasal durumlarına ilişkin analizler yapıldı.

    Suriye’nin başkenti Şam’da 8 Aralık 2024 tarihinde yönetimi ele geçiren Heyet Tehrir el-Şam’ın (HTŞ) Alevilere dönük katliamlarına karşı “Türkiye’de ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Panele; Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu ve araştırmacı yazar Hamide Rencüs konuşmacı olarak katıldı.

    Panelin Moderatörlüğünü ise  HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can yaptı

    “KATLİAMLARIN ÖNÜ ALINMAZSA DEVAM EDECEK”

    Çok acılı ve üzüntülü günler yaşadıklarını belirten HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu sorunlar bir yana Suriye’de kendi inanç taşlarımıza, diğer azınlıklara Aleviler başta olmak üzere savunmasız insanlara yönelik çok fazla Selefi saldırısı söz konusu” dedi.

    Halihazırda yapılan bu katliamların önü alınmazsa devam edeceğini belirten Can, “O yüzden gündemimiz bu. Aynı zamanda bu katliamın baş sorumlusu Colani denen katilin Antalya’ya gelmesi,Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ağırlanması o da ayrı bir yaramız. He şeye rağmen hayat devam ediyor olmakla birlikte bu yaşanan katliama kayıtsız kalmamak gerekiyor” diye ifade etti.

    “ALEVİLERE DÖNÜK İNKAR VE KATLİAM HER HER YERDE VAR”

    Suriye’de bir inanç topluluğunun soykırımla karşı karşıya olduğunu belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Alevilerin yaşadığı topraklardaki baskı, sindirme, yok sayma sadece Suriye topraklarında değil yaşadığımız ülke topraklarında da var, bunları yaşadık. Dünyanın dört bir yanında Aleviler yaşadığı her coğrafyada o coğrafyanın mazlumu, mağduru, yok sayılan, inkar edilen ve görmezden gelinen inanç topluluğu” dedi.

    Suriye’de 2011 yılında başta Türkiye ve emperyalist ülkelerin Suriye topraklarını işgal etme niyetinde olduklarını söyleyen  Arslan, “Aslında orada sorun ne Esad’dı ne Esat rejiminin uygulamaları ne de yaptırımlarıydı. Sorun Suriye topraklarını bölmek parçalamak ve pay etmekti. Her zulmün, her savaşın, her inkarın olduğu topraklarda yaşayan Aleviler birinci hedef sayılıyor. Suriye topraklarında yaşayan Alevi canlarımız etnik kimlik olarak Arap oldukları için değil, Alevi oldukları için selefi ve cihatçı gruplar gibi inanmadıkları, düşünmedikleri için; daha ortak yaşamdan yana olan, birlikte yaşamı savunan, demokrasiden, seküler yaşamdan yana oldukları için hedef halinde” diye konuştu.

    Özellikle 8 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerle birlikte zulmün nasıl planlandığını, sebebinin ne olduğunun çok iyi anlaşılması gerektiğini belirten Aslan, “Selefi ve cihatçı gruplar sadece 2011 yılında Suriye topraklarında çıkmadılar. Bu zihniyetin temsilcileri geçmişte, bu topraklarda yaşanan katliamlarda oradaydılar. Yani Maraş katliamında yaşlı kadını öldürenler, küçük çocuk Ali Traş’ı kazanda kaynatan, hamile kadınların karnına süngü sokan zihniyet bugün yine aynı seslerle, aynı nidalarla Suriye topraklarında Alevileri katlediyor” ifadelerini kullandı.

    “KENDİLERİNDEN OLMAYAN HERKESİ KATLEDİYORLAR”

    Suriye’de Alevi soykırımı olduğunu belirten Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu,” Suriye’de sadece Aleviler katledilmedi. Suriye’de resmi olarak 23 Haziran 2011’de vekalet savaşı başladığında Cisr-i Şuğur ’da resmi rakamlara göre 120 gayri resmi rakamlara gören 600 kişi katledildi. Difri Şuur bir belde içerisinde Alevlerin Sünnilerin Ermenilerin Hıristiyan Ortodoksların olduğu bir yer ve İdlib’e bağlı bir yer. Suriye’ye Emevi imparatorluğunu büyütmeye gelmişlerdi. Bizim burada Osmanlıyı diriltmeye çalışan zihniyet gibi. Oysa ölmüş bir şeyi kimse diriltemez. Suriye’de Araplar, Kürtler, Türkmenler, Aramiler, Ermeniler, Ezildiler. Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar, Dürziler, İsmailer bu cihadist teröre evet demeyecek herkes katledildi” diye belirtti.

    “ÇAĞIMIZIN EN BÜYÜK SOYKIRIMINI YAŞIYORUZ”

    Bugün Aleviler olarak soykırımı yaşadıklarını belirten araştırmacı yazar Hamide Rencüs, “Gerçekten çağımızın en büyük soykırımı. Çok vahşice, dünyanın sağır ve dilsiz kaldığı bir ortamda izliyoruz. Böyle bir soykırıma tanıklık eden çağda olmanın tüm ağırlığını üzerimizde taşıyacağız hep. Nasıl bu noktaya geldik? 2011 Mart ayında Arap Baharı denilen o kanlı süreçlerin bir uzantısı olarak cihadistler, Suriye’ye nakledilmeye başladığı andan itibaren eğer gerçeği fark edebilseydik, eğer ABD’nin oyunlarını yeniden hatırlasaydık, inancımızı ve direncimizi orada gösterseydik şimdi bu soykırımı konuşuyor olur muyduk ben hayır kesinlikle diyorum” dedi.

    “İSLAMCILAR ABD’NİN KULLANIŞLI APARATLARI”

    ABD’nin her türlü emperyalist savaşlarında kendisin elini kana bulamadan İslamcıları kullandığını belirten Rencüs, şu sözleri kullandı:

    “Bu, Afganistan’dan bu yana başlayan bir durum. Müslüman İslamcılığı El-Kaide tamamıyla ABD yararına savaş yürüten cihadistlerin üstü anlamına geliyor. Kaide üst demek ve dolayısıyla Amerika’nın icadıdır bu. Sonraki bütün savaşlarda nerede bir İslamcı söylem, İslamcı motivasyonla bir iç savaş ya da halklara karşı bir bombalı saldırı ya da isyanları bastırma hareketi varsa hepsi ABD’nin emrinde olan cihadistlerdir.

    Sanki devrimciler isyancılar muhalifler söylemiyle tarif edilecek bir kalkışma gibi algılandı. Burada gerçekten liberal ideolojinin yarattığı çürüme bu algı yönetimi karşısında küresel medyanın yürüttüğü algı çalışmasının karşısında yenik düştük ve bugün o zamanın El-Kaide’nin uzantısı olan örgütleri konuşuyoruz. Bu örgütlerin katliamlarını konuşuyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA