Etiket: hamit kurt

  • Tarım Orkam-Sen: Orman yangınlarına göz yummayacağız, gerekli önlemler alınsın

    Tarım Orkam-Sen: Orman yangınlarına göz yummayacağız, gerekli önlemler alınsın

    PİRHA-Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, son dönemlerde artarak devam eden orman yangınlarıyla ilgili yayınladığı açıklamada, “Kapitalist kâr hırsı ile yeni yatırım alanları açmak ya da Şırnak Cudi Dağı eteklerinde olduğu gibi güvenliği sağlamak gibi gerekçelerle bilerek yangın çıkaran baskıcı, ihmalci ve rantçı zihniyettir” dedi.

    Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) sık sık yaşanan orman yangınlarına ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Tarım Orkam- Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, son günlerde artış gösteren orman yangınlarında Adana’nın Kozan ve Pozantı ilçeleri, Mersin, Hatay, Osmaniye, Çorum, Ankara, Sinop, Şırnak Cudi Dağı eteklerinde ve Çanakkale Gelibolu’da toplam 6500 hektar orman alanın kül olduğunu ve birçok yangınla mücadele personelin yaralandığını, yetkililerin ise “tahmini” açıklamalarına göre bu yangınların “dikkatsizlik, ihmal” ya da ‘’belirlenemeyen nedenlerle” çıkmakta ve bir sorumlusu bulunmadığına dikkat çekti.

    “YAKILAN ORMANLARIN YERLERİNDE BİR ZAMAN SONRA OTELLER YÜKSELMEKTEDİR”

    Kurt, “Elbette ki ihmal ve dikkatsizlik yangınlarda bir etkendir ancak binlerce hektar ormanın kül olması ve birçok emekçinin yaralanmasının asıl sorumlusu, kapitalist kâr hırsı ile yeni yatırım alanları açmak ya da Şırnak Cudi Dağı eteklerinde olduğu gibi güvenliği sağlamak gibi gerekçelerle bilerek yangın çıkaran baskıcı, ihmalci ve rantçı zihniyettir” diyerek, şunları kaydetti:

    “Bu zihniyetteki Endüstriyel Tarım, Turizm, Maden ve İnşaat sektörleri nereyi sömüreceklerse orada faili meçhul yangınlar çıkarmakta daha sonra etkisini kullanıp yasal düzenlemelerle bu alanları orman vasfından çıkararak kendilerine alan açmaktadırlar. Yakılan ormanların yerlerinde bir zaman sonra otellerin yükselmesi, çok uluslu şirketlerin eliyle endüstriyel tarıma açılması ya da benzer işletmelerin açılması bunun göstergesidir.Temelde yatan diğer önemli neden ise HES’ler, termal santraller gibi ekolojik dengeyi bozan etmenlerin yol açtığı iklim krizi ve küresel ısınmadır. Oysa ki ranta değil ekolojik yaşama dayanan politikalarla orman yangınlarını büyük ölçüde önlemek mümkündür.

    “DOĞA TAHRİBATLARINA, YANGINLARA TAHAMÜLÜMÜZ KALMADI”

    Acil olarak bölge ayrımı yapılmaksızın mevcut yangınlara derhal müdahale edilerek söndürülmesi çağrısında bulunan Kurt, “Yangınlardaki sabotaj ihtimali araştırılmalı, görevlerini yerine getirmeyen sorumlu yetkililer görevden alınmalı ve yargılanmalı. Yangınlara hızla müdahale etmek için bölgesel müdahale birimleri oluşturulmalı ve buralarda yangın helikopteri veya uçağı bulundurulmalıdır. Yangın söndürme uçaklarının özel sektörden kiralanmasına son verilmeli THK uçakları devreye sokulmalıdır. Orman çalışanlarının yangın tazminatı sorunu çözüme kavuşturulmalı, piknik alanlarında önlemler alınarak dikkatsizliğin önüne geçilmelidir.Yanan ormanlar imara açılmasına izin verilmemeli ve bir an evvel yanan ormanların yenilenme çalışmaları başlatılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “2013 yılından itibaren Endüstriyel Ağaçlandırma Planları ile ormanlar sermayeye açılmış, 2019’da çıkarılan Özel Ağaçlandırma Yönetmeliği ile Orman Genel Müdürlüğü’nde bulunan “Ağaçlandırma Yetkisi” özel işletmelere devredilmiştir” hatırlatmasında bulunan Kurt, “Ağaçlandırma özel işletmelere devretme politikasından derhal vazgeçilmelidir. Devlet eliyle, yanan ormanlar tekrar ağaçlandırma çalışması başlatmalıdır.Ekolojik bir yaşam için koruyucusu ve savunucusu olduğumuz ormanların yanmasına seyirci kalmayacağımızı. Takipçisi olacağımızı bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Tarım Orkam Sen’den performans ölçüm çalışmasına tepki: Kabul etmiyoruz!

    Tarım Orkam Sen’den performans ölçüm çalışmasına tepki: Kabul etmiyoruz!

    PİRHA – KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen tarafından yapılan açıklamada, performans ölçüm çalışmasının koronavirüs salgını sürecinde oldu bitiye getirilmeye çalışıldığı belirtildi. Açıklamada, iş barışını ve güven ortamını bozacak bu uygulamayı kabul etmediklerini ve bu çalışmanın Tarım Ve Orman Bakanlığınca hemen geri çekilmesi talep edildi. 

    Tarım ve Orman Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü 15 NİSAN 2020 tarihinde, 15 Bölge Müdürlüğü, 156 Merkez, 81 İl Müdürlüğü ve Doğrudan Bağlı Kuruluş Müdürlüklerine gönderdiği resmi yazıda “Çalışan Bazında Performansa Dayalı İş Gücü Analizi ” gerekçesiyle personelin Personel Bilgi Yönetimi Sistemi  (PBYS) üzerinden kişisel sayfalarına girerek -sistemde bakanlıkça belirlenen tanımlı personel- formlarını 26 Nisan tarihine kadar doldurmalarını istemişti.

    İlgili formla her çalışanın, hem kurum amirine, hem de aynı meslek gurubunda bulunduğu diğer personele 13 soru üzerinden 1-100 arası puanlama yaparak iş arkadaşlarının performanslarını ölçmelerinin istendiğini belirten KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen tepki gösterdi.

    KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen Başkanı Hamit Kurt imzası ile yazılı açıklama yapıldı. Yapılan performans ölçümlerine tepki gösterilen açıklamada, öncelikle şu sorular soruldu:

    • Öncelikle bu tür bir çalışmanın ne gerekçe ile yapıldığı, “İnsan Kaynakları Planlamaları İçin Çalışan Bazında Performansa Dayalı İş Gücü Analizi” ‘nin sonuçlarının nasıl değerlendirileceği ve ne şekilde kullanılacağı bilinmemektedir.
    • Bu çalışma ile hakkında değerlendirmelerde bulunulan personele geri dönüş olup olmayacağı, geri dönüşlerin ne amaçla kullanılacağı ya da bunun bir müeyyidesinin olup olmayacağına dair bir açıklama yapılmamıştır. 360 derece insan kaynakları planlama yönteminin olmazsa olmazı olan Geri Besleme yönteminin nasıl uygulanacağından bahsedilmeden bu yöntem nasıl işleyecektir?
    • Geri Besleme yöntemi uygulanacaksa bu dönütlerin nasıl değerlendirileceğine dair bir bilgilendirme yapılacak mıdır?
    • Yetersiz eğitim ve süreç bilgisinin, çalışmaya yönelik doğrudan etkisine ilişkin olarak anketi uygulayacaklara herhangi bir eğitim verilmeden bu çalışmadan ne tür sonuçlar beklenmektedir. Örneğin; kişisel insani ilişkileri iyi olan ancak iş konusunda yetersizlikleri olan personel ile işinin gereklerini tam olarak yerine getiren ancak kişisel ilişkileri kısıtlı olan personelin nasıl puanlanacağının eğitimi verilmiş midir?
    • Anketi yapanların yapmış oldukları puanlamaların gizliliği hakkında bir güvence var mıdır? Amiri hakkında puanlama yaparken bu gizlilik sorununun objektif bir puanlama yapılmasını engelleyip engellemeyeceği düşünülmemiş, hiçbir açıklama yapılmamıştır.
    • Süreçle ilgili olarak Bakanlığın beklentileri nelerdir? Bununla ilgili bir çalışması olmuş mudur? Bahsedilen 360 derece insan kaynakları planlama yönteminin bu beklentiyi nasıl karşılayacağı hesaplanmış mıdır? Bir pilot çalışma yapılmışsa sonuçları paylaşılmış mıdır?
    • Tüm personele aynı soruların sorulması ve farklı işlerin uygulayıcılarının bu sorularla nasıl değerlendirileceği hangi bilimsel veri ile düşünülmüştür?
    • Kurumdan geçici görevlendirmeyle ayrılmış olan personel değerlendirmesinin kadrosunun bulunduğu yerde yapılacak olması gerçekçi midir?
    • Kuruma yeni atanan çalışanın iş arkadaşlarınca değerlendirilmesi ve iş arkadaşlarını değerlendirecek olmasının sonuca etkisi ile ilgili bir çalışma yapılmış mıdır?
    • Kişisel ilişkiler, din, mezhep, siyasi görüş, sendikal tercihler, etnik farklılıkların puanlama üzerindeki etkileri düşünülmüş müdür?
    • Eğer bu çalışma sonucunda Geri Besleme yapılacaksa olumsuz geri dönüt alan personelin meslektaşlarıyla olan iş barışının bozulacağı düşünülmüş müdür?
    • Eşit iş hatta aynı işi birlikte yapanlardan farklı unvana sahip olanların bu değerlendirmelerde ayrı ayrı tutulmasının sonucun doğruluğu açısından izahı var mıdır?

    “ÇALIŞMA YAŞAMINDA ÇALIŞANLAR BASKI GÖRÜYOR”

    360 derece insan kaynakları planlama yönteminin bütünsel bir çalışmanın parçası olduğunda anlam kazanan bir yöntem olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Çalışanların sürece doğrudan katılımının ve söz hakkının olduğu gruplarda kullanıldığında işlevsel olabilecektir. Oysa bu çalışmanın yapılacağı kurumlarımızda tayin ve atamaların, yönetici seçiminde liyakatin nasıl ve ne oranda uygulandığı başta olmak üzere; yurtdışı görevleri, ek gelir sağlayan görevlendirmelere varıncaya değin pek çok konuda yapılan ayrımcılık ortadadır. Çalışma yaşamında sürece aktif katılamayan, söz ve karar hakkı olmayan, etnik, dinî, siyasi görüşleri ve sendikal tercihleri nedeni ile baskı gören çalışanların durumu ortadayken bu çalışmanın gerçekçi olmayacağı açıktır” denildi.

    Böyle bir çalışmanın koronavirüs salgını sürecinde oldu bitiye getirilmeye çalışıldığı belirtilen açıklamada, iş barışını ve güven ortamını bozacak bu uygulamayı kabul etmediklerini ve bu çalışmanın Tarım Ve Orman Bakanlığınca hemen geri çekilmesi talep edildi.

    Tarım Orkam-Sen, başta üyeleri olmak üzere kamu emekçilerinin ne amaçla yapıldığı ve nerede kullanılacağı bilinmeyen bu çalışmaya katılmamaları çağrısında bulunarak, bu uygulamanın geri çekilmemesi halinde hukuki yollara başvuru yapılacağını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • Tarım Orkam Sen, Covid-19 virüsünün yayılmasının nedenini açıkladı

    Tarım Orkam Sen, Covid-19 virüsünün yayılmasının nedenini açıkladı

    PİRHA-Tarım Orkam Sen Genel Merkezi koronavirüs salgınına karşı bir basın bildirisi yayımladı. Bildiride, koronavirüsün yayılmasında neo-liberal politikaların yarattığı savaş, yoksulluk ve göç kadar, sağlıksız tarımsal üretim, sağlıksız kentleşme, ekolojik tahribat, iklim krizi ve yetersiz/sağlıksız gıda sorununun da ciddi anlamda etkili olduğunun altı çizildi.

    Tarım Orkam –Sen Genel Başkanı Hamit Kurt imzasıyla yayınlanan basın bildirisinde, “Ormanların ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, canlıların doğal yaşam alanlarını değiştirmeye zorlamakta, bu da enfeksiyon etkenlerinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır ” denildi.

    COVİD-19 YAYILMASININ NEDENİ SAVAŞ, YOKSULLUK VE GÖÇTÜR”

    Bildiride şunlara dikkat çekildi:

    “Ciddi bir sağlık tehditi olan koronavirüsün (covid-19)  yayılmasında neo-liberal politikaların yarattığı savaş, yoksulluk ve göç kadar, sağlıksız tarımsal üretim, sağlıksız kentleşme, ekolojik tahribat, iklim krizi ve yetersiz/sağlıksız gıda sorunu da ciddi anlamda etkili olmuştur.

    Ormanların ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi canlıların doğal yaşam alanlarını değiştirmeye zorlamakta, bu da enfeksiyon etkenlerinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Nitekim belirli bölgelere özgü kabul edilen patolojilerin farklı bölgelerde görülmesi, enfeksiyon taşıyan canlıların sayı ve davranışlarındaki farklılaşmalardan dolayı olmaktadır. Diğer yandan iklim krizi, doğa olaylarının sıklığı ve şiddetinde değişikliğe neden olmakta ve biyo çeşitliliğin azalmasına yol açmaktadır. Bu olumsuzluklar salgın hastalıkların seyrinde ve sayısında farklılaşma yaratmakta ve “insan-hastalık” etkileşimini değiştirmektedir.

    EKOLOJİ DÜŞMANI POLİTİKALAR HALK SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR”

    Ekoloji düşmanı politikalarda ısrar edilirse, bugünküne benzer salgın hastalıkların önümüzdeki yıllarda da halk sağlığını tehdit etmeye devam edeceği gün gibi ortadadır. Diğer yandan, halk sağlığında sadece insanlara odaklanmak eksik ve hatalı bir yaklaşımdır. Hiçbir salgın/hastalık doğa ve çevreden bağımsız değildir. Enfeksiyon hastalıkları ile mücadele konusunda hayvan ve çevre sağlığı başta olmak üzere doğada bulunan her canlının sağlığı da göz önüne alınmalı; çevre bilimciler, veteriner hekimler, bitki sağlığı uzmanları ve biyologlar gibi farklı bilim dallarından uzmanlar ile işbirliği içinde olunmalı, alandaki sendikalar,  odalar ve demokratik kitle örgütleri ile birlikte hareket edilmelidir.

    DOĞADA BULUNAN HER CANLININ SAĞLIĞI GÖZ ÖNÜNE ALINMALIDIR”

    Ancak gerek hükümetin geçen hafta  açıkladığı tedbir paketinden, gerek dün  Batman, Lice, Eğil, Silvan ve Ergani Belediyelerine kayyum atanmasından anlaşılıyor ki siyasi iktidar hala işin sağlık ve insani boyutundan çok siyasal hesaplarını ve önceliklerini esas almaktadır. Bilindiği üzere tedbir paketin içinde;  patrona, sermayeye, tüccara teşvik, af, erteleme, yeni fon kaynakları, çiftçiye, üreticiye, yoksul halka ise yeniden borç sarmalı, hak değil yine vicdana ve acımaya dayalı yardım, sabır ve dua var. Bu yaklaşım çözüm olamayacağı gibi, kaosun daha derinleşmesine sebep olur.”

    TÜM ÇALIŞANLAR ÜCRETLİ İZİNLİ SAYILMALIDIR”

    Bildiride, salgının çok daha vahim sonuçları ile karşı karşıya kalmamak için acilen alınması gereken tedbirler şöyle sıralandı:

    • Salgın hastalıkla bütüncül, şeffaf ve tutarlı bir mücadele yürütülmeli.
    • Sağlık, gıda, ilaç, temizlik, enerji ve iletişim alanında çalışanlar asgari sayıda dönüşümlü çalışmalı, diğer tüm çalışanlar ücretli izne ayrılmalı.
    • Halk sağlığı açısında çalışma zorunluğu olan herkese yemek, güvenli ulaşım, koruyucu malzeme verilmeli ve uygun çalışma saatleri sağlanmalıdır.
    • İşyerleri rutin olarak dezenfekte edilmeli, İsteyen herkese ayrımsız virüs testi yapılmalı.
    • Halk sağlığı direkt ilgilendiren haksız/hukuksuz bir şekilde KHK’lerle  ihraç edilen başta veteriner, gıda ve bitki uzmanları olmak üzere tüm  tarım emekçileri  hemen işlerine iade edilmelidir.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Hamit Kurt: Şirketin çıkarları korunuyor

    Hamit Kurt: Şirketin çıkarları korunuyor

    PİRHA-Aydın Efeler ilçesine bağlı Kızılcaköy’de kurulmak istenen (JES) karşı eylem yapan köylülere güvenlik güçlerinin müdahalesine ve doğa talanına ilişkin  Tarım Orkam-Sen Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Tarım Orkam-Sen Genel Başkan Hamit Kurt, “Köydeki Jeotermal işini yapan şirketin çıkarları korunurken Aydın halkının toprağı ve sağlığı riske atılıyor. Buna karşı mücadele veren köylülere güvenlik güçleri biber gazı ile saldırıyor. Bu kabul edilecek bir durum değil” ifadelerini kullandı

    Aydın Efeler ilçesine bağlı Kızılcaköy’de kurulmak istenen  Jeotermal Enerji Santrali (JES)  doğa talanına yol açacağı gerekçesiyle buna karşı eylem yapan köylülere güvenlik güçlerinin müdahalesine ve JES’in yaratacağı doğa tahribatına ilişkin Tarım Orkam-Sen Genel Merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Düzenlenen basın toplantısında yönetim kurulu adına basın metnini Tarım Orkam-Sen Genel Başkan Hamit Kurt okudu.

    “EYLEM YAPAN KÖYLÜLERE BİBER GAZI İLE MÜDAHALE EDİLDİ”

    “Toprağın önemine dikkat çekmek ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini savunmak amacıyla kutlanan 5 Aralık Dünya Toprak Gününde toprağını, suyunu, havasını korumak isteyenlere biber gazıyla saldırıldı” diyen Kurt şöyle devam etti:

    “Aydın’ın Efeler ilçesine bağlı Kızılcaköy’de kurulmak istenen jeotermal enerji santraline (JES) karşı direnen köylülere, Emniyet güçleri tarafından biber gazı ile müdahale edildi. Köye TOMA ile giren polis ve jandarmanın sert müdahalesi nedeniyle aralarında çocukların ve yaşlı annelerin de olduğu bazı köylüler yaralanarak hastanelere kaldırıldı. Bütün haksız hukuksuz uygulamalara ve saldırılara rağmen direniş sonuç verdi ve şirket çekilmek zorunda kaldı” dedi.

    “ÖLÜME KADAR VARAN SAĞLIK PROBLEMLERİ ORTAYA ÇIKABİLİYOR”

    “Bilindiği üzere, toprak, su ve hava kirliliğine neden olan jeotermal santraller insan sağlığı için de büyük tehdittir. Çiftçi-Sen’in de ifade ettiği gibi, jeotermal santrallerinden çıkan buhar ve nem sıcaklığı yükselerek ekosisteme zarar veriyor” ifadelerini kullanan Kurt, “Havaya salınan jeotermal gazların içinde bulunan kimyasal maddeler yoğun ve kontrolsüz olarak ortama salınınca oluşan sera etkisi, asit yağmurları ile insan vücudunda birikerek ölüme kadar varan sağlık problemlerine neden oluyor, bitkileri ve diğer canlıları da öldürüyor. Bitkisel üretimde hastalık ve zararlıları arttırıyor, çiftçiler meyvelerini kurutamıyor, kurutmayı başardıklarında aflatoksin oluşuyor.
    Jeotermal gazlar pek çok toksik ve kanserojen kimyasallar taşıyor, içme ve kullanma sularına karışarak onların kullanılamaz hale gelmesine, zehir ve ölüm saçmasına sebep oluyor. Aydın’da, jeotermal santraller ve incir üretimindeki kullanılan hidrojen peroksit nedeniyle, kanserden ölüm oranı yüzde 42’ye ulaşmış durumda. Bu oran Türkiye genelinde %18 seviyesinde” ifadelerini kullandı.

    “HALK DEĞİL ŞİRKETLERİ KORUNUYOR”

    “Köydeki jeotermal işini, hisselerinin büyük bölümü Aydın Valiliği’ne ait olan Aydın Termal Turizm ve Jeotermal Sistemleri Anonim Şirketi (AYTER) yapıyor” diyen Tarım Orkam-Sen Genel Başkan Hamit Kurt,“Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu çıkmadan yapılan çalışmanın ihale şartnamesinde bu kaynakların sadece elektrik enerjisi üretmek amacıyla kullanılacağı ancak Tarım şehri olan Aydın’da söz konusu kaynağın seracılık, kentsel ısıtma ve soğutmada kullanılamayacağı ifade ediliyor. Şirketin çıkarları korunurken Aydın halkının toprağı ve sağlığı riske atılıyor. Temiz su, toprak,hava ve sağlıklı bir yaşam için, Kızılcaköy köylülerine kulak verin. Jeotermal santralinden vazgeçin. Sendikamız Tarım Orkam Sen, Kızılcaköy köylülerinin yanındadır. Toprağa, suya, ekolojiye, insan yaşamına dönük saldırılara karşı direnmek bir haktır. Köylülerin direnme hakkını savunduğumuzu ve mücadelenin takipçisi olacağımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz” diye konuştu.

    HABER MERKEZİ

  • Tarım Orkam-Sen: Orman ve orman emekçisi iktidarın hedefinde

    Tarım Orkam-Sen: Orman ve orman emekçisi iktidarın hedefinde

    PİRHA – Tarım Orkam-Sen, Orman Kanunu’nun 9 maddesinin değiştrilmesine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Açıklamada, “Sendikamız Tarım Orkam Sen, Orman Kanunu tasarısının geri çekilmesi ve orman alanlarının korunması için her türlü fiili, meşru ve hukuki mücadelesini sürdürmeye devam edecektir” denildi.

    Tarım ve Ormancılık İş Kolu Kamu Emekçiler Sendikası Genel Merkezinde yapılan basın toplantısında Genel Başkanı Hamit Kurt Merkez Yürütme Kurulu adına yaptığı açıklamada şunları belirtti:

    “Siyasal iktidarın “yaz-boz tahtasına” dönüştürdüğü düzenlemelerden birisi olan 6831 sayılı Orman Kanunu, çıkarıldığı 1956 yılından bugüne kadar toplam 29 kez değiştirildi ve bu değişikliklerin 15’i AKP döneminde gerçekleştirildiğine dair Otuzuncu kez ele alınan Orman Kanunu’nun, dokuz maddesinin değiştirilmesi, iki maddesinin yürürlükten kaldırılması ve üç de yeni ek madde getirilmesini öngörülüyor.

    Metalaştırılıp özelleştirilecek emek ürünü kamusal varlıklar bitmek üzere.  AKP iktidarı geçen haftalarda Şeker Fabrikalarının satılma kararını alınmıştı,  şimdi de doğal varlıkların daha çok sömürülmesine gözünü dikmiş görünüyor.”

    “HUKUKSAL DÜZENLEMELER HUKUKSUZLUĞUN GÜVENCESİ OLDU”

    “Siyasal iktidarın hukuk dışılıkları, keyfilikleri, “ben yaparım, olur!” yaklaşım biçimi o denli kanıksandı ki, temel hak ihlalleri bile artık gerektiğince tepki çekmez oldu. Bu kapsamda, hukuksal düzenlemeler hukuksuzluğun güvencesi oldu” diye konuşan Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hükümet usulsüzlük yapmakta artık öylesine ustalaşmıştır ki, yasa koyucuyu bile bu tutumuna ortak eder olmuştur. Örneğin; yasa tasarılarını yasa koyucunun gündemine  “torbalanmış” olarak getirebilmektedir.

    Açıktır ki; yürürlükteki yasalarda yapılacak değişikliklerle ilgili yasa tasarılarının gerekçelerinde değişiklik nedenlerine açıklık getirilmesi gerekir. Tasarıda bu yalın gerek bile yerine getirilmemiştir. Kapsama alınan yasalarda yapılması öngörülen değişikliklerin nedenleri açıklanmamıştır. Bu düzenlemeler öngörüldüğü gibi gerçekleştirildiğinde ormancılığımızdaki hukuksal kargaşa yeni boyutlar kazanacaktır.”

    “ORMAN VE ORMAN EMEKÇİLERİ İKTİDARIN HEDEFİNDE”

    Kurt, “Kapsama alınan yasalarda yapılacak değişiklik ile orman sayılacak/sayılmayacak yerleri belirleyip sınırlandıran orman kadastro komisyonlarındaki Ziraat Odası temsilcisi çıkarılacaktır. Böylece, tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerlerin belirlenmesinde rantın önü açılacaktır. Öte yandan, yapılacak değişiklikle orman ürünü işleyen her çeşit fabrikanın açılmasındaki engeller kaldırılacak, küçük ölçekli orman ürünü işleyen tesis sayısı azaltılacaktır. Yeni düzenlemede, “küçük ölçekli” tanımına bir açıklama getirilmemektedir. Böylece, yaklaşık  %70’i küçük ölçekli olan orman ürünü işleme tesisleri; örneğin kereste, parke, mobilya, vb işletmelerinin hammadde sağlama olanakları kısıtlanacaktır” diye konuştu.

    Açıklama şu şekilde devam etti:

    “AKP döneminde ormancılık alanında yapılan özelleştirmeci düzenleme ve uygulamalardan birisi de, kesilmesi gereken ağaçların orman ekosisteminde dikili durumdayken satılmasıdır. Bu uygulamayla orman işletmeciliğinin temel etkinliklerinden birisi olan orman ürünü hasadı ile satma işleri birleştirilerek özel kişi ve kuruluşlara devretme uygulaması pekiştirilmektedir.

    Ağaçların dikili durumdayken satılması, “orman köylü” sayılanların çevrelerindeki orman ekosistemlerinden soyutlanmalarına; ağaç kesme, tomruklama ve taşıma işlerinde çalışanların toplumsal güvence ve sendikal örgütlenme haklarını kullanamamasına, ağaçların kesilmesi ve taşınması sırasında orman ekosistemlerinin çeşitli zararlar görmesine ve devlet orman işletmelerinin çalışmalarında etkenlik düzeylerinin düşmesine yol açmaktadır.

    Orman alanları şimdiye değin, “yasaya karşı hileli yollarla” satılmaktaydı. Yapılacak düzenlemeyle bu uygulamaya yasal dayanak sağlanmakta; uygulama, alıcılar yönünden kolaylaştırılmaktadır. Öyle ki, ihaleyi kazanan kuruluş, ihaleyle aldığı işle yükümlülükleri ile kazanımları bir mali yılı aşabilecektir.”

    “ORMAN KÖYLÜLERİNİN SENDİKALAŞMA OLANAKLARI KISITLANIYOR”

    “Devlet ormanları hudutları içinde veya bu orman sınırlarına bir kilometreye kadar olan yerlerde hızar, şerit kurulmasına izin verilmesi uygulaması kaldırılacaktır. Buna karşılık, “yeraltında depolama” alanı kurulmasınaizin verilebilecektir. “Yeraltı depolamasına” izin verilmesi, orman ekosistemlerinin, başta nükleer santraller olmak üzere çeşitli tehlikeli atıklar için depolama alanlarına dönüştürülmesi olasılığını akla getirmektedir.

    Ormancılığımızda “emek düşmanı” sayılabilecek uygulamalardan bir tanesi de, yoksul “orman köylülerinin” ağaç kesme, tomruklama, taşıma işlerinde birim fiyatla çalışmasıdır. Bu sistem, çalışmayı kabul eden ama işçi sayılmayan “orman köylülerinin” toplumsal güvence ve sendikalaşma haklarından yararlanabilme olanaklarını kısıtlamaktadır.

    Yapılacak düzenlemede bu uygulama korunduğu gibi, bu kez yalnızca, bu işlerin yanı sıra bakım, ağaçlandırma, toprak koruma, tohum ve fidan üretimi vb işlerde yine birim fiyatla ama sigortalı olarak çalışacaklara istihkakları % 7 fazlasıyla ödenecektir. Her şeyden önce Anayasanın eşitlik ilkesine tümüyle aykırı olan bu uygulamayla söz konusu işlerde emek kullanımında hileli yollar başvurulması da yaygınlaşabilecektir.”

    “DOĞAYI RANT ALANI GÖREN POLİTİKALARDAN VAZGEÇİLMELİ”

    Kurt Orman Kanunu’na ilişkin talepleri şöyle aktardı:

    “Siyasal iktidarın gündeme getirdiği “torbalanmış” yasa tasarısının 6831 Orman Kanunu’na getireceği yeni kurallar; “devlet ormanı” sayılan yerlerin, bu yerlerdeki orman ekosistemlerinin,  ormancı çalışanların ve “orman köylüsü” sayılan yurttaşlarımızın aleyhinde düzenlemeler içermektedir.

    Anayasa’ya da açıkça aykırılıklar içeren bu düzenleme derhal geri çekilmelidir.

    AKP iktidarı Ormanlardan elini çekmeli, doğayı rant alanı gören politikalardan vazgeçmelidir.

    Doğayı koruyan, orman emekçisinden yana bir Orman Kanunu düzenlenmelidir.

    Sendikamız Tarım Orkam Sen, Orman Kanunu tasarısının geri çekilmesi ve orman alanlarının korunması için her türlü fiili, meşru ve hukuki mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.”

    (PİRHA/ANKARA)

  • Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt: Şeker fabrikaları tekellere sunuluyor

    Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt: Şeker fabrikaları tekellere sunuluyor

    PİRHA – Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, “Borç batağında çırpınan iktidar, bütçe açığını kapatma telaşıyla elde kalan son kurumları da sermayeye peşkeş çekme hazırlığını tamamlamış görünüyor” dedi.

    Şeker farbrikalarının özelleştirilmesine ilişkin Tarım ve Orman Çalışanları Sendikası basın açıklaması gerçekleştirdi. Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt yaptığı açıklamada, “AKP hükümetinin Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’nin 14 fabrikasını özelleştirme kararı Resmi Gazete’de ilan edildi. Borç batağında çırpınan iktidar, bütçe açığını kapatma telaşıyla elde kalan son kurumları da sermayeye peşkeş çekme hazırlığını tamamlamış görünüyor.

    Bilindiği üzere şeker fabrikalarının satış ihaleleri 2009 ve 2012 yıllarında iptal edilmişti. 2009 yılında yapılan ihaleler üretim şartı korunmadığı için Danıştay tarafından iptal edilirken, 2012 yılında ise dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından durdurulmuştu” diye konuştu

    “AKP’NİN YERLİLİĞİ SERMAYENİN ÇIKARLARINA KADAR”

    Kurt, “Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmeleriyle yerli-yabancı sermayenin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan iktidar, uzun yıllardır gözünü diktiği şeker endüstrisini özelleştirmek için  kararlı gözüküyor. Özelleştirmeler konusunda bugüne değin tüm özelleştirmelerin % 87’sini gerçekleştiren AKP’nin “yerliliği” de ancak sermayenin çıkarlarına kadar oluyor” ifadelerini kullandı.

    Kurt şöyle devam etti:

    “AKP hükümetinin son 15 yılda yaptığı özelleştirmeler ülke istihdamına ve üretimine bir katkı sağlamazken özellikle Gıda, Tarım  ve Hayvancılık  sektörlerinde yapılan özelleştirmeler de ülkenin yerli üretimine büyük darbe vurdu. Özellikle Et Balık Kurumu’nda ve süt sektöründe yapılan özelleştirmeler, bugün ülkeyi hayvancılıkta ve et üretiminde ithalatçı durumuna  getirdi.

    Süt Endüstrisi Kurumu ve TEKEL özelleştirmelerinin sonucunda hem tarımsal üretici, hem de bu alanda çalışan emekçiler çok zor durumda bırakılmıştır. Nerdeyse ülkede kamuya ait  fabrika kalmadı. TEKEL’in içki bölümü “değerinin altına” 290 milyon dolara satılırken, birkaç yıl sonra ihaleyi alan firma TEKEL’in içki bölümünü 2,1 milyar dolara satmıştı.”

    “ŞEKER FARBRİKALARI TEKELLERE SUNULUYOR”

    “Buğdaya göre 4.4 kat ve ayçiçeğine göre 1.8 kat değer sağlayan şeker endüstrisine göz diken uluslararası tekeller, sektörün karlılığından istedikleri payı almak istiyor” diyen Kurt,  “Şeker fabrikaların yangından mal kaçırır gibi ABD merkezli ‘Cargill Raporunun’ ardından satışa çıkarılacak olması manidardır. ABD merkezli Cargill raporunda şeker fabrikalarının biran önce özelleştirilmesi istenmişti” şeklinde tepki gösterdi.

    Kurt sözlerini şöyle sürdürdü:

    “1986’dan beri tarımsal ürün alanında Türkiye’de faaliyet gösteren ve Gıda sektöründe tartışmasız tekellerden biri olan ABD merkezli Cargill firması, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)’lar üzerine çalışmaları ile bilinmektedir. AKP iktidarının en büyük sermaye gruplarından biri olan Ülker ile ortaklığı olan ve Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimini gerçekleştiren firma, şeker pancarı üretiminde kotanın düşürülmesini talep etmiş, Ülker’in bir dizi ürününde doğrudan hammadde üretimi noktasında desteği olan Cargill, şeker endüstrisinin değişmesi gerektiğini savunmuştur.

    Diğer yandan, şeker fabrikalarının yapı ve arsalarının şehirlerin en gözde yerlerinde olduğu göz önüne alındığında, böylesi karlı bir alanın Tekellerin iştahını kabartması kaçınılmaz görünüyor.”

    “FABRİKALARIN SATILMASI TARIM VE HAYVANCILIĞA DARBEDİR”

    Türkiye’de yıllardır uygulanan yanlış politikalarla hayvancılığa darbe indirildi. Halkın et ihtiyacı ithalatla karşılanır hale geldi” diye konuşan Kurt, “Şeker üretimi, hayvancılığı da geliştiren bir sektördür. Şeker pancarı yalnız sanayi ham maddesi değil, aynı zamanda hayvan için çok kıymetli gıda olan yaprak, baş ve posa ile bir yem bitkisidir. Bu ürünün üretiminin gelişmesi, sorunları her geçen gün artan hayvancılık için de büyük önem taşımaktadır” dedi.

    Diğer bir öneminin ise, şeker pancarı ekiminden sonraki yıllarda aynı araziye ekilen diğer ürünlerin kaliteleri iyi, yıllık ürün toplamı daha fazla olmakta olduğunu belirten Kurt, “Dekara (doğal) 4 kg saf fosfat, 15 kg potas sağlar. Kendisinden sonra ekilen buğday ve arpa verimliliğini % 20 arttırdığı bilinmektedir. Özelleştirme sonucu besicilik zarar görecek, hammaddesi dışarıdan temin edilen GDO’lu yem kullanımı artacaktır” diye kaydetti.

    “FABRİKALARININ SATILMASI GELİR UÇURUMUNUN BÜYÜMESİNE YOL AÇAR”

    Şeker fabrikalarının satılmasıyla gelir uçurumunun büyüyeceğine dikkat çeken Kurt şöyle devam etti:

    “Özelleştirme adı altında yapılacak satışla birlikte kent ile kırsal bölge arasındaki gelir dağılımındaki eşitsizliği daha da derinleştirecektir.öte yandan  istihdam düşecek buna bağlı olarak da kırdan kente göç de hızlanacaktır.

    Yaklaşık 350 bin çiftçi ailesi bu işten geçimini sağlamaktadır. Özelleştirme sonucunda Türkiye şeker Fabrikalarına  pancar satan üreticilerin % 71’i artık pancar üretemez duruma düşeceklerdir.

    Şeker pancarından şekerin yanında, etil alkol, ispirto ve hayvan yemi (Melaz) elde edilmektedir. Yan ürünleriyle de Şeker endüstrisi büyük bir istihdam kaynağıdır. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi durumunda, aile bireyleriyle birlikte sayıları 2 milyonu aşan şeker pancarı ve yan ürünlerinden geçimini sağlayan üreticiler, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacaklardır.

    Milyonlarca kişiye doğrudan ve dolaylı olarak geçim imkanı veren sektör hükümet eliyle bitirilmek isteniyor. Şeker üreticisine, işçisine, taşıyıcısına, besicisine, kozmetik ve ilaç sektöründen yem sektörüne, biyoetanolsektörününe kadar geniş bir kesime büyük darbe vuruluyor.”

    “FABRİKALARIN SATILMASINA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Özelleştirmelere karşı gerek konfederasyonumuz KESK’in, gerekse  sendikamız TARIM ORKAM-SEN’in tavrı yıllardır bilinmektedir. Sendikamızın örgütlü olduğu iş kollarından olan şeker sektöründe yapılmak istenen talan ve yağmaya karşı kararlı mücadelemizi süreceğini kamuoyuna duyururuz” diye konuşan Kurt, şunları kaydetti:

    “Emekçilerin on yıllardır alın teriyle yaşattığı Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden vazgeçilmeli, şeker pancarından şeker üretilmeye devam edilmelidir. Başta nişasta bazlı tatlandırıcılar olmak üzere, tüm tarım ürünleri ithalatından vazgeçilmelidir.

    Şeker Pancarının yetiştirilmesinden, üretimine ve pazarlanmasına değin tüm süreçte üreticilerin söz ve karar sahibi olacakları örgütlenme egemen olmalıdır. Şeker fabrikaları yeniden yapılandırılmaları, modernizasyon çalışmaları yapılarak rekabet gücü arttırılmalıdır. Nişasta Bazlı Şeker tüketiminde kota artırırken, Şeker pancarı üretimine kota uygulayan hükümetin kimlerle işbirliği yaptığı açıklanmalıdır.

    Şeker Fabrikalarının satışı sadece çiftçi sorunu değil, halkın sorunudur. Halk sağlığı her türlü gelirden önemlidir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Tarım Orkam-Sen Başkanı’ndan Hasankeyf’in dinamitlenmesine tepki: Bu bir kindir-VİDEO

    Tarım Orkam-Sen Başkanı’ndan Hasankeyf’in dinamitlenmesine tepki: Bu bir kindir-VİDEO

    PİRHA – Hasankeyf’in baraj yapmak için dinamitlenmesine tepki gösteren KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, bu yıkım yaklaşımının sadece Hasankeyf’e gösterilmediğini, bölgenin tamamına gösterildiğini söyledi. Çevre örgütlerini mücadeleye çağıran Kurt, “Biz Hasankeyf’in de Munzur’un da, Zap’ın da Sur’un da ve diğer tarihi yerlerin de sermayeye peşkeş çekilmesine asla müsaade etmeyeceğiz ve fiili meşru mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    12 bin yıllık tarihi ve kültürel mirasın taşıyıcısı Hasankeyf’in baraj yapmak için dinamitlenerek binlerce yıllık tarihi mirasının yok edilmeye çalışılmasına tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    KESK’e bağlı Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) Genel Başkanı Hamit Kurt, Hasankeyf’in dinamitlenerek bir tarihin yok edilmesine karşı tepkilerini PİRHA’ya dile getirdi.

    Hasankeyf’e olan yıkım yaklaşımının sadece Hasankeyf’le sınırlandırılamayacağını söyleyen Kurt, bir bütün olarak bölgeye Cudi’ye, Munzur’a, Zap’a ve Sur’a da bu yıkım yaklaşımının gösterildiğini kaydetti.

    “MÜRACAAT OLMADIĞI İÇİN DÜNYA MİRASI LİSTESİNE ALINMAMIŞ”

    Batman’a bağlı Hasankeyf’in 12 bin yıllık bir tarihi geçmişi olan bir ilçe olduğunu belirten Kurt, “Bu 12 bin yıllık tarih sözüm ona turizme açmak adına, enerji adına 50, 60 yıl ömrü olan bir baraj için, HES için yok edilmeye çalışılıyor” dedi. Hasankeyf’in UNESCO’nun dünya mirası listesine girme kriterlerinden 9’una sahip olduğunu ifade eden Kurt, Türkiye hükumetlerinin bugüne kadar herhangi müracaatları olmadığından dolayı UNESCO dünya mirası listesine alınmadığının altın çizdi.

    “HASANKEYF’İN TARİHİ ATMOSFERİNDEN RAHATSIZLAR”

    Hasankeyf’in 12 bin yıllık tarihinde onlarca uygarlığa başkentlik yapmış bir kent olduğunu ve Hasankeyf’in taşıyla, toprağıyla, mağarasıyla, eserleriyle, suyuyla, çiçeğiyle, böceğiyle tarih koktuğunu söyleyen Kurt, birilerinin Hasankeyf’in bu tarihi atmosferinden rahatsız oldukları için yok etmeye çalıştıklarını dile getirdi. “Bu bir kindir, bu bir nefrettir” diyen Kurt, Hasankeyf’in sadece baraj altında bırakılmak istenmediğini, aynı zamanda yerin altında kalan tarihi eserlerin dinamitlenerek yok edilmeye çalışıldığını, 10 yıl, 50 yıl, 100 yıl sonra sular çekildiğinde bu tarihi eserlerin gün yüzüne çıkarılmasına müsaade edilmediğini kaydetti.

    ÇEVRECİLERE ÇAĞRI 

    Siyasi iktidara “Gelin bu Dicle ile Munzur ile birleşen Mezopotamya’nın bütün kültürünü üzerinde yaşayan bu tarihi eseri ortadan kaldırmayalım” çağrısında bulunan Kurt, çevreci örgütlere olan çağrısını da şu sözlerle dile getirdi:

    “Bakın bu tarihi bir kenttir. Bu tarihi kenti yok etmek hiç kimsenin karına değildir. Asla bir HES’i, bir barajı hiçbir turist gidip ziyaret etmeyecektir. Ama Hasankeyf bugün ki tarihi yapısıyla kaldığında ülkeye daha çok getirisi olacaktır, turizme daha çok kazandıracaktır diye düşünüyoruz. Dolayısıyla binlerce yıllık tarihi olan bu kentin, bu şekliyle kalması için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    Çevre örgütlerini mücadeleye çağıran Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, “Biz KESK ve Tarım Orkam-Sen olarak Hasankeyf’in de Munzur’un da, Zap’ın da Sur’un da ve diğer tarihi yerlerin de sermayeye peşkeş çekilmesine asla müsaade etmeyeceğiz ve fiili meşru mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA