Etiket: Hamza Takmaz

  • Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz: Munzur Gözeleri’ne mescit yapılarak inancımız yıpratıldı

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz: Munzur Gözeleri’ne mescit yapılarak inancımız yıpratıldı

    PİRHA-Munzur Gözeleri’ne mescit yapılarak inançlarının yıpratıldığını belirten Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Alevilerden elinizi çekin, inanç mekânlarımıza kendi inançlarınızı koymayın” dedi.

    Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı, nüfusun tamamı Alevi olan Ziyaret Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu tarafından kutsal sayılan Munzur Gözeleri’nin girişine Tunceli Valiliği tarafından mescit açılması, yurttaşlar ve Alevi kamuoyu tarafından tepkiyle karşılandı.

    Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Munzur Gözeleri’ne yapılan mescite tepki gösterdi.

    “ALEVİLERDEN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Dersim’de Munzur Gözeleri’nin otantik yapısıyla oynanmasını ve mescit yapılmasını tepki gösteren Hamza Takmaz, “Munzur Gözeleri’ne dükkanların açıldığı gün inançlarımızı erittik, değerlerimizi kaybettik. Munzur’da lokantalar açılıp içki sofraları kuruldu ve inançlarımız zedelendi. Dersim’de cemevlerinin % 90’ı devlet, Diyanet ve komşular ne der hesabıyla hareket eden bir anlayışa tanık olduk. Dersim’de cemevlerinin %90’ında cemaat, müftü, asker ve devlet yetkilileri cemlere davet edilerek inançlarımızı yerle bir ettik. O yüzden mescit Munzur Gözeleri’nde cesaretle açılıyor. Cemevlerinde İslam’la bizim inancımız arasındaki farkı net ortaya koymadıkları için yetkililer o cesareti alıyor. Munzur Gözeleri’nde inancımız yıpratıldı. Şimdi ise Munzur Gözeleri’ne bir mescit yapma hakkını kendinizde gördünüz. Alevilerden elinizi çekin, inanç mekânlarımıza kendi inançlarınızı koymayın. Çünkü biz farklı düşünüyoruz, sizler farklı düşünüyorsunuz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Pir Hamza Takmaz: Hızır Alevilerde enerjidir; birlik ve barış olmazsa Hızır da olmaz!-VİDEO

    Pir Hamza Takmaz: Hızır Alevilerde enerjidir; birlik ve barış olmazsa Hızır da olmaz!-VİDEO

    PİRHA- Dirlik, bereket, bolluk simgesi olan Hızır’a dair konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Alevilik ve Hızır anlayışı yok edilmeye çalışıyor. Hızır bizde enerjidir, çağıranın yardımcısıdır. Eskiden toplumumuzun sorgu ve denetimi vardı, bütün sorunlar orada çözülürdü. Şimdi ise devletin kapsısında çözülüyor. Öyleyse orada birlik olur mu, Hızır olur mu?” dedi.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Bu aylarda pirler taliplerini dolaşarak, sorgu ve görgülerini görür.

    Hızır ayında olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde Hızır lokmalarını pay ediyor.

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Hızır’a ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    HIZIR, AYLARI KAPSAR VE BELLİ GÜNLERE SIĞDIRILAMAZ”

    1995 yılından itibaren Cem Vakfı’nın Hızır ayını bilinçli olarak tek bir güne denk getirdiğini söyleyen Takmaz, bu tarihlere Hızır’ın asla sığmayacağını ve Alevi süreklerinin her birinin kendi özgünlükleri dahilinde Hızır’ı kutlaması gerektiğini belirtti.

    Takmaz, “Cem Vakfı’nın koyduğu 11-12-13 Şubat tarihlerinden rahatsızım. Keza bu Avrupa’da da takvimlere böyle girmiş. Bence Hızır ayının ikinci haftasından sonra hangi güne denk geliyorsa son günü Perşembe olacak şekilde yapılmalıdır. Bütün sürekler ve bu süreklerin bölgeleri Hızır’ı farklı günlerde kutlar. Bu da onların renkliliği. Hızır, ayları kapsar ve belli günlere sığdırılamaz. Yani tekleştirme olan yerde de zenginlik olmuyor. Hızır ayları neden ise dizayn edilerek yönlendirilmeye çalışılıyor. Herkes kendi güzelliği ile kalmalı diye düşünüyorum” dedi.

    “EVLER TEMİZLENİR, ZİYARETLERE GİDİLİR, LOKMALAR PAYLAŞILIR”

    Takmaz, Hızır ayının geleneksel ritüellere dair şu bilgileri paylaştı:

    “Tüm canların Hızır ayını kutluyorum, huzur ve barış diliyorum. Eski hesaba gelen Ocak ayının 13’ünden sonra gelen ilk Perşembe Hızır ayı karşılanır. Reya Heq dediğimiz ocaklar sisteminde Hızır orucu 4 hafta boyunca tutulur. Ocaklar, onların talipleri olan aşiretler bu ay içerisinde sırayla oruç tutarak Hızır’ı hanelerinde var ederler. Hızır bu dönemde dondan dona dönüşür, onun varlığı her yerde, anda hissedilir. Eskiler Hızır’ı nerde çağırır isen hazırdır derlerdi. Hızır ayında köylerdeki evler toprak olduğundan tabana şerbet serperek güzel bir parlak görünüm verilir. Yataklar, döşekler yıkanır ve kapılar açık bırakılır. Hızır ayında nehirlerden getirilen sular evlere ve hatta hayvanlara serpiştirilirdi. Dergahlara ve ziyaretlere gidilip teberik getirilirdi. Oruç bitimi de kavut yapılırdı. Buğday sacın üzerinde kavrulduktan sonra destar (el değirmeni) ile öğütülürdü. Bu öğütme aşamasında deyişler, gulbanglar söylenirdi. İşte o iş bir aşk haline getiriliyordu. Kavut pişirilmeden önce bir gün kilerlerde veya mutfağın penceresinde üzerine bir bez örtülerek saklanırdı. Sabaha kadar Hızır o kavuta gelip uğramışsa kurban kesilirdi. Kavut üzerinde bir pençe, el veya farklı bir işaret olur ise Hızır’ın geldiği anlaşılırdı. Bunları yaşadık, gördük.”

    “SORGU VE BİRLİK OLMAYAN YERDE HIZIR OLUR MU?”

    Pir Hamza Takmaz, zorlu geçen ve çalışma imkanlarını kısıtlayan kış aylarının Alevi toplumu için ibadet ayları olduğunu belirterek, “Yaz ayları bizim için sürekli çalışma zamanıdır. Çetin geçecek kışa hazırlık yapılır. Kış ayları biz Aleviler için ibadet aylarıdır. Bayramlar bu aylarda kutlanır. Hızır bittikten sonra 9 Mart’ta güneş ışınları toprağa dik düşer ve canlılık yeniden başlar. Aleviler bu aylarda asla küs kalmazdı. İşte Aleviliğin burada gördüğü en büyük zarar halk mahkemelerinin kalkmasıdır. Sorgu ve denetimin kaldırılmasıdır. Her talibin piri geliyordu. Onların geleceğini bilen herkes barışırdı. Onlar dahi kimseyi küs bırakmazdı. Kimse de benlik yapmazdı. Kavga eden, kini kibiri olan devletin kapısındadır. Öyleyse burada birlik olur mu, Hızır olur mu?” diye sordu.

    “GAĞAN, HIZIR VE HEWTEMALE SAHİP ÇIKIN, ÇOCUKLARINIZA ANLATIN”

    Geleneksel ritüeller olan Gağan, Hızır, Hewtemal’in gelecek nesillere aktarılamadığına değinen Takmaz, “Alevilik ve Hızır anlayışı yok edilmeye çalışılıyor. Maalesef Hızır anlayışının yok olduğunu görüyoruz. Çocuklarımıza bunu aktaramıyoruz. Bu ritüeller, kutsallar olmadığı zaman Alevilik de olmuyor. Bu kadar güzel erdemliliği yok etmeye başladık. Hızır ayı içerisine her Perşembe çerağlar yakılsın. Metropollerde iseler dahi Pazar günleri bir araya gelsinler. Alevilerin pire, mürşide, talibe ve erkana ihtiyacı var. Yola ikrar vermeye ihtiyacı var. Toplum olarak önümüze bir şey koyamadığımız için, hep geçmişimizi yontup götürüyoruz. Çocuklarınıza sahip çıkın. Sistemin zorunlu din dersleri baskısının altında çocuklarınız asimilasyona uğruyor. O çocuklar Hızır ayının, Gağanı, Hevtemalın ne olduğunu bilmezler. Peki nasıl öğrenecekler?. Bizlerden yani ailelerden öğrenecekler” şeklinde konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/DERSİM

     

     

  • Pir Hamza Takmaz: Kızılbaş kenti Dersim’e cami dayatması zulümdür!

    Pir Hamza Takmaz: Kızılbaş kenti Dersim’e cami dayatması zulümdür!

    PİRHA- Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hamza Takmaz, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’nda cami temeli atma görüntülerini ve sözlerini ‘zulüm’ olarak değerlendirdi. Takmaz, “Tarikat, Diyanet, Tunceli Cemevi ve Munzur Üniversitesi eliyle Dersim’de asimilasyon devam ediyor. Anaokulunda başlayan zorunlu din dersleri yetmedi şimdi de kışlalara tek inancın ibadethanesi açıyorlar. Bir tek inancın ibadetini toplumun farklı kesimlerine dayatmak zulümdür” dedi.

    Dersim’de 27 Ağustos’ta Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’ndaki caminin temel atma töreni yapıldı. Törene katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş,  “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir. İnşallah burada bizim hocalarımız, lojmanlarda oturan kardeşlerimizin ya da bu bölgede oturan kardeşlerimizin çocuklarına ders verecekler” ifadelerini kullanmıştı.

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Dersim’de çok sayıda camiye rağmen bir cami daha yapılmasına ve Diyanet Başkanının konuşmasına tepki gösterdi.

    “ERBAŞ’IN DERSİM ZİYARETLERİ BUGÜNE İŞARETTİ”

    Takmaz, Erbaş’ın daha önce Tunceli Cemevi’nde yaptığı toplantıyı hatırlatarak, “Dersim’de Aleviliğin dönüştürülmesi, farklılaştırılması için çok çaba harcanıyor. Erbaş, uzun yıllardır dönem dönem Dersim’e gelerek bugünlerin işaretini vermişti. Fakat buna karşı çok fazla sesimizi duyuramamıştık. Erbaş’ın ziyaretinden sonra Munzur Üniversitesi adeta tarikatların ve cemaatlerin merkezi haline geldi. Rektör eliyle Dersim’de hiç tabanı, hiçbir örgütlenmesi olmayan sadece oradaki memurlar tarafından açılan vakıflar ve cemaatlerin evleri oluşmaya başladı. Dersim’in kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikalarının bir yenisi de o dönem Munzur Üniversitesi’nde Tunceli Müftülüğü’nce açılan ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açılması eklenmişti” dedi.

    TARİKATLAR, TUNCELİ CEMEVİ, MUNZUR ÜNİVERSİTESİ

    Dersim’e yönelik bu yönelimlerin 1980 darbesindeki tahribatlarına değinen Takmaz, “Kenan Güven döneminde Kuran kursları, her köye bir cami, imam hatipler gibi kurumlar ile gençlerimiz bir asimilasyon içine çekildi. O dönemki gençlerin bir çoğu kurtulsa da geride kalanlar bu asimilasyonun bir parçası olarak hizmet etmeye devam ettiler. Yine Gülen Cemaati açtığı kreş, yurt, özel kolej gibi kurumlaşmalarla bunu başka boyuta taşıdı. Günümüzde de farklı tarikatlar, Diyanet yapılanmaları ve Munzur Üniversitesi öncülüğünde bu politika devam ediyor. Buna ek olarak da Tunceli Cemevi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Tunceli şubesi gibi çalışarak valilik, üniversite, Diyanet, birçok tarikat ve cemaatle işbirliği yaparak Dersim’i kendi köklerinden koparmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM KIZILBAŞ ŞEHRİDİR, BU YAPILAN ZULÜMDÜR”

    Dersim’e yönelik tekçi politikaların kabul edilmeyeceğini sözlerine ekleyen Hamza Takmaz, şöyle devam etti:

    “Kışlalarda bir tek kendi inandıkları inanca dahil insanlar mı var? Anaokulunda başlayan zorunlu din dersleri yetmedi şimdi de kışlalara tek inancın ibadethanesini açıyorlar. Bir tek inancın ibadetini toplumun farklı kesimlerine dayatmak zulümdür. Dersim evliyaların, Kızılbaşların, Alevilerin yurdudur. Bu politikayı yürütenler kışlalarda cemevi açacak mı? Ya da cem ibadeti yapmaya izin verecek mi? Buradaki insanların hepsi tek bir inanca mı mensup? Medeniyeti getireceğine adalet getir. Kişilerin inancına sözüm yok. Bu siyaset toplumu bölüyor. Toplumun değer yargıları hiçe sayılıyor. Dersimliler bugün de aslında kendilerine dayatılan bu asimilasyon tek tipleştirme, Sünnileştirme projelerine karşı bir direnç gösterecektir. Çıksınlar Dersim merkeze sorsunlar bakalım kaç tanesi bu politikalara ‘evet’ diyecek. Bunun adı açıkça zulümdür, kabul etmeyeceğiz.”

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • ‘Gaxan Alevilerde komünal dayanışmadır, bayramlarımızı çocuklara aktarmalıyız’-VİDEO

    ‘Gaxan Alevilerde komünal dayanışmadır, bayramlarımızı çocuklara aktarmalıyız’-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz Gaxan vesilesiyle hanelerinde talipleri ile cem tuttu, lokmalarını paylaştı. Kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurgulayan Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz bayramlarına sahip çıkılarak var edilmesi çağrısında bulundu.

    Gaxan kutlamaları içerisinde olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde lokmalarını pay ederek Gaxan’ı kutlamaya devam ediyor. Alevi inancında önemli bir yeri olan Gaxan’da lokmalarını hazırlayan Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz hanelerinde talipleri ile cem tutarak lokmalarını paylaştı.

    “KIŞ AYLARI ALEVİLERİN İBADET AYIDIR”

    Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam eden kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurguladı. Bu ayların Aleviler içerisinde toplumsallığı, komünaliteyi daha güçlendirdiğini ifade eden Takmaz, “Gaxan ile başlayan süreç Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam ediyordu. 6 Mayıs’tan sonra Aleviler için çalışma, ekin ekme zamanıdır, yani üretime dahil oldukları dönemdir. O dönem yoğunluklu çalışmaktan kaynaklı ibadetler daha az yapılır. Her perşembe, her hafta cem yapılmazdı. Kış ayı Aleviler için ibadet ayıdır. Çünkü karakıştır ve çalışma imkanları yoktur. İşte Gaxan, Xızır, Howtemal, Newroz gibi ibadetler ve bayramlar bu zamanlarda yapılır. Gaxan’da her evden bir şey toplanır ve durumu iyi olmayana pay edilirdi. Lokmalar alınarak ziyaretlere gidilir, orada paylaşılırdı. Kış geldiğinde herkes birbirinin eksiğini giderirdi. Herkes birbirinin halini bilirdi. Diğeri açta, açıkta kalmazdı.” diye konuştu.

    “ÇOCUKLARIMIZA BU GELENEĞİ AKTARMALIYIZ”

    Takmaz, Alevilerin için kutsal sayılan bu ritüel ve bayramlara sahip çıkılarak çocuklara aktarılması çağrısını yineleyerek şunları söyledi:

    “Kentlere göçün getirdiği asimilasyon ile bu bayramlar unutuldu, kendi elimizle yok ettik. Gaxan’ın, Xızır’ın yerine şimdiler de başka şeyler kutlanmaya başladı. Çocuklarımıza, gelecek kuşaklara bunu aktarmalıyız. Gaxan çocuklarımız için de bir gelenek olmalı, paylaşmayı öğretmeliyiz. Çocuklarımız bu önemli günleri yaşatmaya, yolumuza sahip çıkmaya dair çaba göstermelidir.”

    Çerağlar uyandırılan cemde, Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz’ın söylediği nefesler sonrası semah dönüldü. Herkesin getirdiği lokmalar ve Gaxan için  özel hazırlanan edik yiyeceği gülbengler ile pay edildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Takmaz: 300 dedenin Kerbela’ya gönderilmesi Alevilerden taviz koparmadır, önü kesilmeli

    Takmaz: 300 dedenin Kerbela’ya gönderilmesi Alevilerden taviz koparmadır, önü kesilmeli

    PİRHA- AKP hükümetinin Alevi toplumuyla kurmaya çalıştığı ilişkilerin Aleviliğe kaybettirdiğini söyleyen Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, 300 dedeyi Kerbela’ya götürme planına tepki gösterdi. Takmaz, “Alevilerin, zalimler önünde diz çökmeme hesabı ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bu hamleler Alevi topluma çok şey kaybettirir” dedi.

    İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finanse edeceği program kapsamında belirlenecek 300 dede Kerbela’ya götürülecek. Türkiye genelinde Valiliklere gönderilen yazıda 2022 Aralık ayında Kerbela’ya götürmek için 300 Alevi dedesinin bulunması istendi.

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, AKP iktidarı döneminde Alevilere yönelik çalıştay, ziyaret ve açıklamaların hiçbirinin Alevi toplumuna fayda getirmediğini, aksine asimilasyon politikalarının giderek katmerleştiğini söyledi. Alevilerin tek talebinin eşit yurttaşlık ile birlikte cemevlerinin yasal statüsünün tanınması olduğunu söyleyen Takmaz, 300 Alevi dedesinin Kerbela’ya gönderilmesi çabasının bu taleplere karşı bir asimilasyon hamlesi niteliği taşıdığını ifade etti.

    “İHTİYAÇ ZİYARETİ GİBİ SESSİZCE KARŞILANMAMALI, ÖNÜ KESİLMELİ”

    Takmaz, AİHM kararlarına rağmen Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan ve yasal görmeyen iktidarın bu hamlesinin samimi olmadığını söyledi. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi tanınmayana değin gelişecek tüm girişimlerin Alevi kurumlarınca önünün kesilmesi gerektiğini belirten Takmaz, şöyle devam etti:

    “Seyit Rıza’nın sözlerinden birileri ders alır mı veya pay çıkarır mı? ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu, ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun’ diyordu. Diyanet cemevleri kırmızı çizgimizdir diyor ama Dersim’de cemevlerini dolaşıyor. Onlarca çalıştaylar yapıldı ama tek bir adım atılmadı. Şimdilerde ise yasal olarak tanımadıkları cemevleri ve kurumlara giderek Alevi dedelerinin Kerbela’ya götürülmesi için uğraşıyorlar. Alevi kurumları bu girişimin önünü kesinlikle kapatmalıdır. Bu hamleleri cemevilerinin dolaşılarak ihtiyaç ziyaretinde bulunulması gibi sessizce karşılanmamalıdır. En üzücü tarafı ise onların önünde diz çökmeme hesabı ortadan kalkmaya başladı. Bu hamlelerin önünde diz çökmeye başlandı.”

    “ALEVİLERE ZULÜMDÜR”

    Hiçbir Alevi pirinin bunlara tamah etmemesi çağrısında bulunan Takmaz, “Dedelerin Kerbela’ya götürülmesi Alevi toplumuna çok şey kaybettirir, çok şey götürür. Asla diz çöküp el pençe olmayalım. Alevi kurumlarına ihtiyaç ziyaretinde iki kuruşa tamah edenler de bunların içerisindedir. Alevilerin tarafı artık netleşmelidir. Yolun düsturu ile mi yoksa yok etmek isteyenlerin düsturu ile yürüyeceğiz? Bu Alevilere bir zulümdür. 300 Alevi dedesini Kerbala’ya götürmek bir adımdır ve taviz koparmadır. Her taviz koparmanın da bir devamı gelir. Dik durmalı, bu zulme boyun eğmemeliyiz” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • Pir Takmaz’ın evinde Xızır Cemi: Gaxan, Xızır, Howtemal ve Newroz’a sahip çıkmalıyız-VİDEO

    Pir Takmaz’ın evinde Xızır Cemi: Gaxan, Xızır, Howtemal ve Newroz’a sahip çıkmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz, Xızır ayı vesilesiyle hanelerinde cem tuttu, qavut lokmalarını paylaştı. Kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurgulayan Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz bayramlarına sahip çıkılarak var edilmesi çağrısında bulundu.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayları devam ediyor. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur.

    Xızır ayında olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde Xızır lokmalarını pay etmeye devam ediyor. Alevi inancında önemli bir yeri olan Xızır ayında lokmalarını hazırlayan Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz hanelerinde cem tutarak lokmalarını paylaştı.

    “HERKES BİRBİRİNİN XIZIRI OLMAK ZORUNDA”

    “Herkes birbirinin Xızır’ı olmak zorunda. Darda, zorda olana yetişmek zorunda” diyen Takmaz, Xızır ayının Aleviler açısından büyük bir heyecan ile devam ettiğine vurguda bulunarak, “Xızır darda olana umuttur, murat isteyene murattır. Ararsan Xızır’ı bulursun, aramaz isen Xızır senden uzaktır. Yeter ki toplumun içerisinde sevgi, muhabbet olsun. Xızır her daim oradadır. Kim neye inanmak istiyorsa inansın, özgürdür. Ama kimse kimseye şekil, kılıf biçmesin. Herkes kendi doğallığı ile var olsun. Herkes birbirinin Xızır’ı olmak zorunda. Darda, zorda olana yetişmek zorunda. Fikirlerin farklı olması zenginliktir. Yolumuz da birdir, ama farklılıkları da zenginliktir. Cemlerde kadın-erkek ayrımı Aleviliğe göre değildir. Bunu kabul etmez” dedi.

    “KIŞ AYLARI ALEVİLER İÇİN İBADET ZAMANIDIR”

    Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam eden kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurguladı. Bu ayların Aleviler içerisinde toplumsallığı, komünaliteyi daha güçlendirdiğini ifade eden Takmaz şunları dile getirdi:

    “Gaxan ile başlayan süreç Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam ediyordu. 6 Mayıs’tan sonra Aleviler için çalışma, ekin ekme zamanıdır, yani üretime dahil oldukları dönemdir. O dönem yoğunluklu çalışmaktan kaynaklı ibadetler daha az yapılır. Her perşembe, her hafta cem yapılmazdı. Şimdiler de ise bu rutine dönüştü.

    Kış ayı Aleviler için ibadet ayıdır. Çünkü karakıştır ve çalışma imkanları yoktur. İşte Gaxan, Xızır, Howtemal, Newroz gibi ibadetler ve bayramlar bu zamanlarda yapılır. Gaxan’da her evden bir şey toplanır ve durumu iyi olmayana pay edilirdi. Kış geldiğinde herkes birbirinin eksiğini giderirdi. Herkes birbirinin halini bilirdi. Diğeri açta, açıkta kalmazdı. Komünal bir dayanışma vardı. Şimdi bu bayramlar unutuldu, başka bayramlara bel bağlandı. Gaxan’ın, Xızır’ın yerine şimdiler de şeker bayramı kutlanmaya başlandı.

    Alevi inancı doğa ile endeksli bir inançtır. Merkezine doğayı alır. Börtü böcekten, ağaca, kuşa kadar hepsi ile ikrarlıdır. Dersim’de 9 Mart’tan itibaren bıçak, orak gibi kesici aletler kaldırılır, çatıların arasına saklanırdı. 9 Mart’tan itibaren doğa yeniden canlılık kazanmaya başlıyordu. Cemreler düşerek doğa yeşilleniyordu. İşte doğanın yeniden canlılık kazanması için saygı duyuluyor, ona kendisini yeşertebilmesi için şans tanınıyordu. O yüzden derya deniz olan inancımız içerisinde olan Xızır’ı var etmek, onu çocuklarımıza anlatmak zorundayız.”

    Çerağlar uyandırılan cemde, Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz söylediği nefesler sonrası semah dönüldü. Herkesin getirdiği lokmalar sonrasında ise geçen haftadan hazırlanan Xızır Qavutu lokması ve niyazlar gülbengler ile pay edildi.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’de Takmaz ailesinden Xızır’ı karşılama ritüeli: Qavut-VİDEO

    İzmir’de Takmaz ailesinden Xızır’ı karşılama ritüeli: Qavut-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Xızır hazırlıklarına başlayan Pir Hamza Takmaz ve Ana Hatun Takmaz, uzun süredir Xızır’ı karşılama olan Qawut lokması geleneğini devam ettiriyor. Takmaz ailesi, Aleviler için kutsal olan, bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeleyen Xızır ayının ve birçok bayramın canlı kalması için herkese sahiplenme çağrısında bulundu.

    Her yıl karşılanan Xızır, aylarında oruç tutulur, qavut yapılır, ziyaretlere gidilerek lokmalar pay edilip çerağlar yakılır, kurbanlar kesilir. Bu gelenek kapsamında yapılan en önemli ritüellerden biri de kavrulmuş öğütülmüş buğdaydan yapılan qavuttur. Köylüler bir araya gelip lokma yapar. Qavut yapılıp ocak önüne konur ve Xızır’ın o evi ziyaret ederek Qavut’tan lokma alacağına inanılır.

    Xızır’ın bu Qavut’tan lokma alması berekettir, bolluktur. Bunun yanı sıra evli olmayanlar Xızır’ın son günü oruç tutar, su içmez çünkü evlenecekleri kişinin o gece rüyasına gireceği ve kendisine su vereceğine inanılır. Xızır ayının olduğu ay boyunca gün batımında evlerde de çerağlar yakılır.

    Birbiri ile bağlantılı olan Gaxan, Xızır ayları, Kara Çarşamba (Çarşema Reş) ve Hawtemal/Heftemal gibi kutsat günler 90 günlük kara kış içerisinde yerini alıyor. Kışın başlangıcı olarak kabul edilen 21 Aralık en uzun ve en karanlık gecedir.

    Xızır orucu için esas alınan 30 Ocak sıradan bir tarih olmanın ötesinde önemli bir geleneğin sembolüdür. Xızır için belirlenmiş bugün, 21 Aralık’ta başlayan kış mevsimi süresince bölgede uygulanan Gaxan, Kara Çarşamba ve son olarak da Hawtemal/Heftemal bağlamında ele alınmalıdır. Bu bayramlar ve kutsal günler için kabul gören tarihler, 90 günlük kış mevsimini 40-20-30’lu dilimlere ayıran eski bir gelenekle ilişkilidirler. Bu bağlamda Gaxan ile başlayan ilk kırk günlük dilim ”Büyük Çile” (çile, Kurmanci ve Farsça’da kırk anlamına gelir) olarak adlandırılır ki, bu da 30 Ocak’ta kapanır. İlk kırk gün aynı zamanda dervişlerin çile çekme dönemlerine denk gelir ve bu Xızır Orucunun başladığı gün bitirilmiş olur. 30 Ocak’tan 20 Şubat’a kadarki süreye ise ”Küçük çile” denmektedir. Küçük Çile’nin başlangıcı Hızır Orucu’na, sonlandığı 20/21 Şubat ise kime yörelerde Hıdırnebi kutlamalarına vesile olur. İklim açısından ele alındığında bu aynı zamanda kış mevsiminin en soğuk ve fırtınalı günleriyle özdeşleştirilir. 21 Şubat’tan sonra kış çözülmeye başlar ve aşamalı olarak gelecek baharın habercileri doğada görünürler. Böylece, Kara Çarşamba ve Hawtemal/Heftemal için hazırlıklar da başlamış olur.

    “KIŞ VAKTİ KİMSE AÇ KALMAZDI” 

    Zorlu geçen kış şartlarında toplumsal dayanışma ile kimsenin aç kalmadığını hatırlatan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Dersim’de Xızır orucunun aşiretler arasında belli sıra ile tutulduğunu ifade ederek, “Köylerde Qavut komşular ile birlikte yapılıyordu. Onlarla bir araya gelinirdi. Bu aya içerisindeki Salı-Çarşamba-Perşembe günleri niyet edilir ve bir aşiret oruç tutardı. Diğer hafta farklı bir aşiret oruç tutardı. Yani bu aylar Xızır ayıdır. Gaxan’ın bitiminden sonra Xızır ayı başlar. Kışın tipidir ve soğuktur. Erzakları az olanlar vardı. O ay boyunca lokmalar ve kurbanlar dağıtılır, geri kalanı fakirlere giderdi. Kış vakti kimse aç kalmazdı. O ocağın piri o aylar içerisinde tüm taliplerini gezerek gitmeye çalışırdı. Xızır kültürünü canlı tutardı” dedi.

    “HALK MAHKEMELERİ OLAN DAR KALKINCA ALEVİLER BÜYÜK ZARAR GÖRDÜ”

    Xızır ayı gelmeden önce küskünlerin ve dargınların bu aya özel olarak hassasiyet gösterdiği ve barıştığına işaret eden Takmaz, Alevilerin gördüğü en büyük zararın halk mahkemeleri olan dar kültürünün yaşatılmaması olduğuna vurgu yaptı.

    Takmaz, zorlu geçen ve çalışma imkanlarını kısıtlayan kış aylarının Alevi toplumu için ibadet ayları olduğunu belirterek, “Yaz ayları bizim için sürekli çalışma zamanıdır. Çetin geçecek kışa hazırlık yapılır. Kış ayları biz Aleviler için ibadet aylarıdır. Bayramlar bu aylarda kutlanır. Xızır bittikten sonra 9 Mart’ta güneş ışınları toprağa dik düşer ve canlılık yeniden başlar. Aleviler bu aylarda asla küs kalmazdı. İşte Aleviliğin burada gördüğü en büyük zarar halk mahkemelerinin kalkmasıdır. Sorgu ve denetimin kaldırılmasıdır. Her talibin piri geliyordu. Onların geleceğini bilen herkes barışırdı. Onlar dahi kimseyi küs bırakmazdı. Kimse de benlik yapmazdı. Barışmaya gelmeyen, benlik yapanın kimse ne ekmeğini yer ne de suyunu içerdi” diye konuştu.

    “DÖRT GÖZLE XIZIR BEKLENİRDİ, KAVGALI KİMSE KALMAZDI”

    “Dört gözle Xızır’ı bekliyorduk” diyen Hatun Takmaz ise Qawut’un zahmetli bir iş olduğunu ve şehirlerde öğütme taşları olmadığı için zaman içinde kaybolduğunu, yapılmamaya başlandığını dile getirdi.

    Hatun Takmaz, ayrıca Xızır günü genç erkek ve kadınların tuzlu gıdalar alarak su içmediğini, o gün kim rüyada gördüğü kişiye su verirse onunla evleneceğine inandıklarını sözlerine ekleyerek, şunları şöyledi:

    “Perşembe günü temizliğimizi yapıyorduk. Kömbemizi, niyazlarımızı pişirirdik. Eskiden unu bir gün önce kimsenin girmediği bir odaya koyuyorlardı. Ertesi gün erkenden kalkıp bakıyorlar, eğer işaret varsa unda, ahıra gider kapısını açar, hangi hayvan kapının arkasında ise onu getirip kurban kesiyorlardı. Ziyaretlerimize, mezarlarımıza giderdik. Lokmalarımızı dağıtırdık. Her tarafa kar yağardı, beyaza bürünürdü. Xızır günleri hep güneşli oluyordu. Aklıma hep güneş geliyor o günlere dair. Güneş bizi aldatırdı ama biz aşkla ziyaretlerimize giderdik. Eskiden dövüşlü, kavgalı kimse olmazdı. Kimse küs kalmazdı. Küs olanlar dahi Xızır ayında barışırlardı. Şimdi insanlar birbirini öldürüyorlar.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • ‘Diyanet’ten maaş alanın pirliği, dedeliği kalmaz; o artık memurdur’-VİDEO

    ‘Diyanet’ten maaş alanın pirliği, dedeliği kalmaz; o artık memurdur’-VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin hazırladığı üç maddelik çalışmada Alevi pirlere maaş ödeneceği iddialarına tepki gösteren Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz, “Pir-talip ilişkisini yürüten bir pir devletten maaş alıyor ise onun pirliği kalmaz. Çünkü o artık memurdur” dedi. Hakullahın maaştan farklı olduğunu belirten Takmaz, “Hakullah gönülden gelen hizmetin karşılığında verilir. Bir gönül rızalığıdır. Bu gönül rızalığını mülkiyete çevirir ise bu kendisiyle birlikte bir çok sorun getirir” ifadelerini kullandı. 

    AKP’ye yakın gazetelerde hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığı belirtilerek, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verilmesi, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü kamuoyuna yansıdı.

    Cemevlerine ‘Kültür merkezi’ statüsü verileceği, dedelere maaş ödeneceği iddialarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Yeni düzenlemede Alevi pirlerine maaş ödeneceği iddiasına dair konuşan Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz, maaş ödenerek Alevi pirlerinin iktidarın resmi memuru haline getirilmeye çalışıldığını kaydetti.

    “BİZLERİ ANAYASAL OLARAK TANIMAYANLAR, ÜZERİMİZE OYUN OYNUYOR!”

    İktidarın, cemevlerine dönük ‘ihtiyaç’ ziyaretlerinin samimi olmadığına vurgu yapan Takmaz, AKP iktidarı döneminde gerçekleşen tüm açılımların hüsran ile sonuçlandığını belirterek, şunları kaydetti:

    “Cumhurbaşkanı, Aleviler hakkında konuşacak ise önce Diyanet’e danışması lazım. Kırmızı nokta Diyanet’in kendisidir ve Aleviler hakkında söyledikleri hiçte iç açıcı değildir. AKP iktidarı döneminde 2001 yılından bu yana Aleviler ve diğer halklar için olmak üzere yapılan birçok çok açılım hüsrana uğradı. 20 yıldan bu yana Aleviler, diğer halklar ve demokrasi için hiçbir şey yapılmamış iken yeni bir açılımın söz konusu olması samimi değildir. Göz boyayıp, ancak yandaşları olanları yanlarına alabilirler. 58 ilde 1585 cemevi ziyaret edileceğine, bu cemevlerinin genel merkezleri ile yapılacak şeffaf görüşmede Alevilerin hak ve talepleri sorulabilirdi. Ama bu iktidarın Aleviler için tek bir şey dahi yapacağını düşünmüyoruz. Bunun bir örneğini Isparta Cemevi açılışında yaşadık. Alevi kurum başkanının Diyanet’i ve Alevilere yönelik hak ihlallerini eleştirmesi sonrasında AKP’li Isparta Cemevi Başkanı ve devlet erkanının tavrı ortadaydı. Cumhuriyet’ten bu yana bizi anayasal olarak tanımayan, tüm haklarımızdan mahrum bırakanların Aleviler üzerine oyun oynamasını sağlıklı görmüyorum. Cemevleri ziyaretlerinde ihtiyaçlar soruluyor. Ne isteğimiz olacak ki?”

    “ALEVİ KURUMLARI BU ZİYARETLERİN ÖNÜNÜ KESECEK TAVRIN SAHİBİ OLMALIYDI”

    Takmaz, Alevi kurumlarının bu durum karşısında duruşlarının da zayıf olduğu eleştirisini yöneltti. Alevlerin hak ve talepleri için ortak hareket etme çağrısında bulunan Takmaz, “Alevilerin buradaki duruşları da önemlidir. Genel merkezler bu konuda merkezi bir açıklama yaparak bu ziyaretlerin önünü kesecek bir tavrın sahibi olmalıydılar. Devlet, Alevilerin bu örgütsüz, dağınık hallerinden haberdar ve kolayla harcamak istiyor. Halen Alevilere yönelik ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi ve elektriklerinin kesilmesi, köylere cami dayatması devam ediyor. Şimdi bir Alevi kurumunun gelip iktidardan, ‘ben de vergi veriyorum’ diyerek cemevi istemesi doğru değildir” diye konuştu.

    “DİYANET’TEN MAAŞ ALANIN PİRLİĞİ KALMAZ” 

    Alevi pirlerinin Diyanet bütçesinden maaş almasının yolun düsturuna uygun olmadığını kaydeden Takmaz, “Pir-talip ilişkisini yürüten bir pir devletten maaş alıyor ise onun pirliği kalmaz. Çünkü o artık memurdur. Hakullah ayrı, maaş ayrı şeylerdir. Hakullah gönülden gelen hizmetin karşılığında verilir. Bir gönül rızalığıdır. Bu gönül rızalığını mülkiyete çevirir ise bu kendisiyle birlikte bir çok sorun getirir. Peki Diyanet’ten alınmak istenen bu maaş helal lokma mıdır? Maaş alan pir, dede hakikate gidemez, şeriat kapısına çıkamaz. Devlet kendisine maaş bağladığı an o pire müfredat verilecek ve ona göre konuşması ve erkan yapması istenecek. Onun dışına da çıkamaz. Aynı cami ve kiliselerde uyguladığı gibi. Kendisine benzetecek” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • Pir Takmaz’dan Aleviliğin sosyal medyada tartışılmasına tepki: Dil düşkünlüğü var-VİDEO

    Pir Takmaz’dan Aleviliğin sosyal medyada tartışılmasına tepki: Dil düşkünlüğü var-VİDEO

    PİRHA -Kureyşan Ocağı pirlerinde Hamza Takmaz, özellikle son zamanlarda sosyal medyada Aleviliğin tartışılmasına tepki göstererek yapılanların Alevilikte verilen ikrar ile uyuşmadığını, bir dil düşünlüğünün söz konusu olduğuna dikkat çekti. 

    Kureyşan Ocağı pirlerinde Hamza Takmaz, son zamanlarda Alevilerin sosyal medyadaki tartışmalarını değerlendirdi.

    Takmaz, “Eskiden köylerimizde, evlerimizde, yaşamın her alanında ikrarlı bir yaşam vardı. O zaman ikrarından dönene yol düşkünü derlerdi, şimdi ise Yol ikrarı bırakılmış, dil katliamı, dil düşkünlüğü yapılıyor” dedi.

    “ALEVİLERDE BİR DİL DÜŞKÜNLÜĞÜ VAR”

    Aleviliğin sosyal medyada bu kadar tartışılmasına tepki gösteren Takmaz, Aleviliğin kendi yolunda, kendi çemberinde eksiği, yanlışı, noksanı, kendi cemlerinde ikrar ettiğini belirterek, “Aksi taktirde medyalarda, olur olmaz yerlerde birbirlerini vururlarsa, bu Aleviliğin yola ikrarı değildir bir dil katliamıdır, dil düşkünlüğüdür. Çünkü turab etmedikleri içindir” ifadelerini kullandı.

    Ocaklar Meclisi adı verilen projeye de tepki gösteren Hamza Takmaz, “Bizim beklentimiz yolun dilini kullanarak yollarına devam etmeleri ama kuruldukları günden hemen sonra bizler şuna karşıyız yaklaşımını doğru bulmuyorum” dedi. Takmaz, “Şimdi kalkıp illede benim gibi düşünün derseniz o zaman biz yobazlara, dincilere, gericilere neden sesimizi çıkarıyoruz? Niye birbirimizi eleştiriyoruz? Biran önce bu dilden kurtulmamız gerekiyor” dedi.

    “YOLDA İKRARI ORTADAN KALDIRDIK”

    Özellikle Hacı Bektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’a, Dertli Divani’ye ve Ozan Emekçi’ye yönelik eleştirileri de doğru bulmadığını kaydeden Takmaz, “Bu yolun önderlerinden hizmet edenler kim olursa olsun hizmet etmişse onlara hakaret seviyeye düşmemeliler” dedi.

    Konuşmasında sık sık Alevilikte ikrarın önemine vurgu yapan Takmaz, “Yani yola ikrar dediğimiz kavramı ortadan kaldırdık. Ağzımızdan küfür, benlik, kızgınlık bir türlü atamıyoruz. Senin dilin iyi olmuş konuşuyorsun, siyasi çarkından dönen dilinide iyi kollanıyorsun ama yola ikrara bend olmuyorsa o sözün bir şey ifade etmiyor” dedi.

    “ALEVİLİĞİN TEMELİNDE EDEP VE AHLAK YATAR”

    Sosyal medyada Aleviliğin bu kadar tartışılmasının Aleviliği ilerletmediğini belirten Takmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Temelde sorun Yol ikrar anlayışından yola çıkmadıkları için kaynaklanıyor. Hemen o Yol ve ikrarla olsa zaten kendi cemlerinde kendileri bir araya gelerek çözerler. Ama bunların dertleri o değildir. Bugüne kadar medyada isim tartışmam. Çünkü inancım diyor ki her şeyi cemde paylaş. İkrar cemde, düşkünkük cemde, birlik cemde paylaşılır. Ama  biz bunlardan koptuk.

    Günümüzde kendi dilimizi, kendi erkanımızı kendi yolumuzu geleceğe taşıyamazsak ve gelecek zamana göre de eksikleri onarmazsak biz bir adım yürüyemeyiz hiçbir gencimiz de arkamızdan gelmez. Bunlara dikkat etmeliyiz. Edep ve ahlak dedik. Aleviliğin temelinde ahlak ve edep yatar. Edep dili, ahlak dilini iyi kullanması gerekir. Eğer Yol da bunu uygun kullanırsa zaten birleştirici yanımız çok olur. Benliği bir tarafa atarak, bütünleştirici bir dil kullanmak gerekiyor.”

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

  • Pir Takmaz: Sivas Katliamı’nın 3 firari sanığı terör arananlar listesinde olmalı-VİDEO

    Pir Takmaz: Sivas Katliamı’nın 3 firari sanığı terör arananlar listesinde olmalı-VİDEO

    PİRHA – Kureyşan Ocağı’ndan Hamza Takmaz, Sivas Katliamı davasında yargılanan 3 firari sanığın terör arananlar listesine alınması gerektiğini söyledi. Takmaz, “Bugüne kadar binlerce katliamı ve günümüzde olan katliamların hiçbirisinin terör sayfalarında yer almadığını gördük”  diyerek, 3 firarinin aranlar listesine eklenmesini istedi. 

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta devlet güçlerinin gözü önünde gerici güçler tarafından Madımak Oteli’nin yakılmasıyla aralarında aydın, yazar ve sanatçıların bulunduğu 33 insan hayatını kaybetti. Zaman aşımına uğrayan Sivas Katliamı davasından dosyası ayrılan 3 firari sanıkla ilgili dava Ankara 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor.

    Sivas Katliam davasının 3 firari sanığı Eren Ceylan, Murat Songur ve Murat Karataş’ın yargılanması sürerken, sanıkların İçişleri Bakanlığı’nın terör arananlar listesine alınması için  katliamda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa’nın abisi Hüseyin Karababa’nın avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, İçişleri Bakanlığı’na başvuruda bulundu.

    “ÜLKEDE YAŞANAN BİNLERCE KATLİAM SORUMLUSUNU ARAMA LİSTELERİNDE GÖRMEDİK”

    Alevilerin kanayan yarası olan Sivas Katliamı davasının hala sonuçlanmaması ve 3 firarinin arama listelerinde bulunmamasına tepki gösteren Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Bugüne kadar yaşanan binlerce katliamı ve günümüzde de olan katliamların hiçbirisinin terör sayfalarında yer almadığını gördük” dedi.

    Takmaz, yaşananların kendilerini üzdüğünü belirterek, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini hatırlatarak, “Bizler de bu ülkenin yurttaşları olarak askerlik yapıyoruz, vergilerimizi ödüyoruz. Her defasından eksiksiz hizmetlerimizi yerine getiriyoruz. Sadece Aleviler değil burada yaşayan diğer toplumlar da Kürt, Ezidi, Süryani gibi halkların haklarının korunmadığını görmekteyiz” diye konuştu.

    “ANNENİN GÖZYAŞINA SEBEP OLMAK TERÖR SUÇUDUR”

    Gülsüm Karababa’nın abisi Hüseyin Karababa’nın verdiği dilekçeye destek veren Pir Takmaz, 3 Sivas Katliamı firarisinin biran önce terör arama listesine alınması talebinde bulundu. Takmaz, “Çünkü yaralarımızı bir nebzede olsa rahatlatır. Orada katledilenlerin ailelerinin yaşadığı acıların içlerini biraz daha rahatlatır. Her insana yapılan katliam bizim için terördür, he annenin gözyaşlarına sebep olan bizim için terördür. Bunu durdurmaları gerekiyor ve bunlara müsaade edilmemesi gerekiyor” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir’ – VİDEO

    ‘Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir’ – VİDEO

    PİRHA – Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şubesi’nde yapılan açıklamada, kimi cemaat ve tarikatlara eğitimin bir çok alanında taşeron görevi verilerek eğitim öğretim aşamaları içerisinde faaliyet yürütmelerine izin verilmekte olduğu belirtilerek, Elazığ depreminden sonra Kızılay üzerinden Ensar Vakfı’na para aklatılmasına tepki göstererek, “Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir” dedi. 

    Haberin Videosu

    Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, HBVAKV İzmir Şube Başkanı Hüseyin Han, Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz ve Sinemilli Ocağından Süleyman Deprem bir araya gelerek eğitim sisteminin yozlaştırılması ve Kızılay’da toplanan paraların Ensar Vakfı’na transfer edilmesine tepki gösterdi.

    “CEMAAT VE TARİKATLARA TAŞERON GÖREVİ VERİLİYOR”

    Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Kılıç, zorunlu din derslerinin ilkokul ve orta öğretimin bütün sınıflarında artarak devam ettiğini belirterek, cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin de desteklendiğini söyledi.

    4+4+4 yasası sonrası seçmeli adı altında yer alan din derslerinin de fiili uygulamalar sonucunda zorunlu hale getirildiğini kaydeden Kılıç, öte yandan cemaat ve tarikat örgütlenmesinin de önünün açıldığını vurguladı.  Kılıç, “Kimi cemaat ve tarikatlara eğitimin bir çok alanında taşeron görevi verilerek eğitim öğretim aşamaları içerisinde faaliyet yürütmelerine izin verilmektedir” dedi.

    “İZMİR’DE ÖZEL BİR ÇALIŞMA SÜRDÜRÜLÜYOR”

    İzmir’de özel bir çabanın sürdürüldüğünün altını çizen Kılıç, şöyle konuştu;

    “İzmir ilinde yaşananları yer yer basınla paylaşmamıza rağmen faaliyetlerinin durdurulmasını beklerken artış göstererek devam etmesi bizleri kaygılandırmaktadır. Foça ilçesinde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından velilerin talepleri olmamasına rağmen kuran kursu açılması, Berga İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğretmenlerin seminer çalışmaları kapsamında camiye çağırarak kuran dinletmesi, Çiğli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Akiş Öğütçü Orta okulunda, okul müdürünün organizesinde dışarıdan hangi cemaat ve tarikata bağlı olduğu bilinmeyen bir kişi tarafından henüz 12 yaşlarında olan öğrencilere ‘’Secadem beni özler mi? Konulu konferansı organize etmesi, Menemen İlçe MEM tarafından ‘’ Haydi çocuklar camiye projesi’’ kapsamında çocukların camiye zorlanması laiklik tartışmalarını tekrar gündeme getirmektedir.”

    “HALKIN VERGİLER CEMAAT VE TARİKATLARA AKTARILIYOR”

    Hasan Ali Kılıç, Elazığ depremi sonrası gündeme gelen Kızılay’da Ensar Vakfı’na para aktarıldığı iddialarına da tepki gösterdi. “Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir” diyen Kılıç, devletin yaşananlara sessiz kaldığını belirterek, “Cemaat ve tarikatlara halkın vergileriyle elde edilen kazançların aktarılması, devlet yetkilileri tarafından görülmemesi toplumsal bir çok kesimi ciddi bir şekilde kaygılandırmıştır” dedi.

    Gazeteci Celal Eren Çelik’in Elazığ’da yaşanan deprem sonrasında Kızılay’ın, para aktarmaya nasıl alet edildiğini kanıtlayan belgeyi yayınladığını ifade eden Hasan Ali Kılıç, “‘Belgeye göre; Başkentgaz, 2017’de Kızılay’a 8 milyon dolarlık bağış yaptı. Ancak bu cömert bağışın ilginç bir şartı vardı. Paranın 75 bin dolarını Kızılay alacak, kalan 7 milyon 925 bin dolarını da Ensar Vakfı’na yurt inşaatı yapılması için transfer edecekti” dedi. Kılıç şu soruları sordu;

    • Özel bir şirket, dinci bir vakfa yardım yaparken, esasında gönüllülük üzerine çalışması gereken bir kamu kurumunu ‘yasal payanda’ olarak niye kullanır?
    • Parayı doğrudan aktarma hakkı varken, Kızılay’a neden ‘vergi cenneti’ muamelesi yapılır?
    • Deprem gecesi SMS ile 10 TL isteyen Kızılay, ne için böyle bir ilişkinin içine sürüklenir?

    “MADIMAK ALEVİLERİN KIRMIZI ÇİZGİSİDİR”

    Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı’nın hükümlüsünü serbest bırakmasına da tepki gösteren Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Kılıç, devletin 27 yıllık adaletsizliğe devam ettiğini söyledi. Kılıç, “Madımak acımız katilin afıyla birkaç kat daha da artmıştır. Madımak katliamını affetmek hiç bir vicdana sığmaz. Madımak milyonlarca Alevinin kırmızı çizgisidir. Bir devletin yapması gereken, adaleti sağlamaktır. Madımak, Cumhuriyet tarihinde yapılan en ağır katliamdır. Bu karar ile birlikte 27 yıldır sönmeyen ateş dahada büyütülmüştür” dedi.

    Alınan karar devletin Madımak davasındaki tutumunu ortaya koyduğunu belirten Kılıç, adaletsiz, haksız ve hukuksuz kararı kınadı.

    “DEVLETİN İNSANLARA KILIK BİÇMEYE HAKKI YOK”

    Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz da Alevi çocuklarına yönelik asimilasyon politikalarının devam ettiğini söyledi. Takmaz, devletin tüm insanların inançlarına, öğretilerine kılık biçmeye hakkının olmadığını belirterek, devletin İzmir’de özel bir çaba harcadığını söyledi.

    Türkiye’nin birçok yerinde bu politikaların hayat geçirilmeye çalışıldığını kaydeden Takmaz, Kars’da Alevi Köyü’ne yapılan camiye de değinerek, devletin bu politikalardan vazgeçmeye çağırdı.

    Takmaz, Alevi kurumlarının ve eğitimcilerin çocukları bu okullardan geri çekerek İnsan Hakları Mahkemeleri’ne başvuruda bulunarak çocukların din istismarcılarının elinden kurtarılması gerektiğini vurguladı. PİRHA/İZMİR

     

     

  • Evi işaretlenen Alevi aileye dedelerden ziyaret – VİDEO

    Evi işaretlenen Alevi aileye dedelerden ziyaret – VİDEO

    PİRHA – İzmir’de evinin duvarına ‘Defol Alevi’ yazılan aileyi ziyaret eden dedeler, devletin bu sorunu çözmesi gerektiğini belirtti.

    Haberin videosu

    İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Yeşil Mahallesi’nde oturan Alevi ailenin evinin duvarına ‘Defol Alevi’ yazılarak çarpı işareti konulmasına tepkiler devam ederken, Şenal ailesine Aleviler destek ziyaretinde bulunuyor.

    Baba Mansur Ocağı dedesi Hamza Takmaz, Sinemilli Ocağı dedesi Süleyman Deprem ve Alevi aktivist Elif Bakır,  Şenal ailesini ziyaret ettiler.

    “TEDİRGİNLİK YAŞIYORUZ”

    Evi işaretlenen Güllü Kubilay, evini işaretleyenleri lanetleyerek, “Bizi vura vura bitiremeyecekler. Her zaman ayaktayız biz” dedi. Kubilay, yapılanlardan dolayı tedirginlik yaşadıklarını da belirtti, ziyaretlerin kendilerine güç verdiğini söyledi.

    “KAPI İŞARETLEMELERİ DAHA ÖNCE DE YAŞANMIŞTI”

    Kureyşan Ocağı dedelerinden Hamza Takmaz ise, Alevilere yönelik daha öncede taciz ve tehdit içerikli yazıların olduğunu hatırlatarak , devletin önlem alması gerektiğini vurguladı.

    Sinemilli Ocağı evlatlarından Süleyman Deprem de, Alevilerin kimsenin malında gözünün olmadığını kaydetti.  Deprem, “Bizler sokağa çıkmak istemiyoruz. Bizler bize bu kötülüğü yapanlara aynı kötülükle cevap vermek istemiyoruz” dedi.

    Deprem, ailenin yanında olduklarını belirtti.

    “ALEVİ KURUMLARI OLARAK BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Bunun ne ilk ne de son olacağını söyleyen Elif Bakır, “Bu sistem böyle yürüdükçe, Aleviler ikinci vatandaş olduğu sürece, bizler hep dışlanacağız” dedi. Bakır, Alevi kurumları olarak bu işin peşini bırakmayacaklarını söyledi.

    Şenal ailesinin oğlu Eren Şenal ise Alevilerin desteğinin kendilerine moral verdiğini ifade etti.

    Öte ayndan Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Remzi Akbulut, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Yıldız Yılmaz, Narlıdere Cemevi Başkanı Mustafa Aslan ve Buca Cemevi Başkanı Hüseyin Gökçe de aileye ziyarette bulunarak geçmiş olsun dileklerinde bulundu.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

  • Alevi köyüne yapılan caminin cemevine dönüştürülmesi için imza kampanyası başlatıldı-VİDEO

    Alevi köyüne yapılan caminin cemevine dönüştürülmesi için imza kampanyası başlatıldı-VİDEO

    PİRHA – Alevi köyünde inşaatı devam eden cami yapımına karşı Aşağısallıpınar Köyü’nün şehirde yaşayan köylüleri, yapılan caminin cemevine çevrilmesi için imza kampanyası başlattı. Cami inşaatına tepki gösteren dedeler Takmaz ve Deprem, bu asimilasyon politikalarına karşı gerekirse köye gidip köy meydanında cem yapacaklarını söyledi. 

    Haberin Videosu

    Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Alevi köyü Aşağısallıpınar’daki cami inşaatı devam ederken köylüler, yapılan cami inşaatının cemevine dönüştürülmesi için imza kampanyası başlattı. Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, Pir Hamza Takmaz ve Süleyman Deprem bir araya gelerek konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “YAPILAN CAMİNİN CEMEVİNE ÇEVRİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, İstanbul ve İzmir’de imza kampanyası başlattıklarını belirterek, Alevi Dernekler Federasyonu’na (ADFE) topladıkları imzaları göndereceklerini ve vakfın da toplanan imzaları kaymakamlığa, valiliğe ve TBMM’ye göndererek cami inşaatının cemevine dönüştürülmesi için mücadele edeceğini duyurdu.

    “Yapılan caminin cemevine çevrilmesini istiyoruz” diyen Candan, köydekilerin de bunu böyle istediğini fakat korkutulduklarını söyledi. Kimsenin inancına, düşüncesine ve ibadet şekline karşı olmadıklarını dile getiren Candan, Kaymakama seslenerek, “Çok yürekliyse gidip bir Sünni köyüne ‘Ben burada cemevi yaptıracağım’ desin. Bakalım Sünni köyün tepkisi ne olacak. Alevi köyüne cami yaptıracağına cemevi yaptır” dedi.

    “GİRİŞİMLER SONUÇ VERMEZSE AİHM’E GİDECEĞİZ”

    Konunun mecliste HDP milletvekili Ali Kenanoğlu tarafından da gündeme getirildiğini hatırlatan Candan, CHP’li milletvekilleriyle de görüştüğünü onların da gerekli desteği vereceğini söyledi.

    Bu konuda iyi bir kamuoyu oluştuğunu kaydeden Candan, Türkiye’nin şu anda çok hassas bir dönemden geçtiğini ve bu dönemde bu şekilde bir Alevi köyüne caminin yapılmasını doğru bulmadığını belirtti.

    Son olarak Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, yapılan girişimlerden sonuç alınmaması halinde AİHM’e gideceklerini söyledi.

    “ALEVİ KÖYÜNE CAMİ YAPILMASI DEVLETTEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR”

    Sinemilli Ocağı dedelerinden Süleyman Deprem ise Emevi İslamının iktidarından bu yana özellikle Alevilere yönelik yok etme politikasının imha, inkar ve asimilasyon olduğunun altını çizdi.

    Alevi köyüne cami yapılmasının devletten bağımsız olmadığını kaydeden Deprem, şunları söyledi;

    “Geçmişten bu yana bilinçli bir asimilasyon politikası yürütülüyor. Alevi köyüne cami yapmanın altında yatan sebep Alevileri kışkırtarak bir düşman yaratıp onun üzerinden tekrar kendi iktidarlarını pekiştirme gayretidir. Aleviler bu oyuna gelmemek üzere çatışmak ve savaşmak istemediklerinden dolayı Alevilerin bu yumuşak davranışlarını ranta çevirerek oralarda bir çatışma alanı yaratma gayretleri var. Çünkü bu iktidar anca çatışma ilişkileri içinde kendini ayakta tutabilir. Kürtler olmadı Alevilere yönelelim.”

    Deprem, kimsenin Alevileri zorla camiye, kiliseye, havraya sokmasına gönüllerinin razı olmadığını bu sebeple her türlü direniş haklarının olduğunu vurguladı.

    “ÖRGÜTLÜ BİR ÇALIŞMA GEREKİR”

    Daha önce hakka yürüme erkanı için Aşağısallıpınar Köyü’ne giden Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz, AKP’nin geldiği dönemlerde köye cami yapımı için tekliflerin olduğunu ancak köylülerin bunu kabul etmediğini vurguladı.

    Köyden birinin “Cami yapılsa da ben gitmem” sözlerini hatırlatan Takmaz, “Evet o gitmez ama kırk yıl sonra sizin çocuklarınız gidecektir camiye. Orada eğitime tabi tutulduğunda mutlaka o camiye sokulacaktır, taraftar olanlar camiye gidecek o çocuklar okullarda karşılıklı ayrışmalara neden olacaktır. Bunu Bergama köylerinde gördüm” dedi.

    Örgütlü bir çalışmanın yapılması gerektiğini söyleyen Takmaz, “Yola, ikrara bağlı olmayanlar istediği yere gidebilirler ama Alevi diyorlarsa o köy bir kişiye ait değildir herkesin köyüdür. O köy yol, ikrar bir köydür” diye konuştu.

    “DEDELER OLARAK KÖYE GİDİP KÖY MEYDANINDA CEM YAPACAĞIZ”

    Takmaz, gerektiğinde dedeler olarak Aşağısallıpınar Köyü’ne gidip köy meydanında cem yapacaklarını belirterek cami yapımına izin vermeyeceklerini söyledi.

    Takmaz, “Herkes o köye sahip çıkmalı. Bizi bir nazarda görmeyen sistem okullarda öğretmenler de dahil ellerinizi Alevilerin üzerinde çekin. Dedeler de sahip çıksın” çağrısında bulundu.

    PİRHA/İZMİR

  • Dede Takmaz’dan ailelere çağrı: Çocuklarınıza Aleviliği öğretin-VİDEO

    Dede Takmaz’dan ailelere çağrı: Çocuklarınıza Aleviliği öğretin-VİDEO

    PİRHA – “Avrupa’dan ve Türkiye’den İŞİD’e, tarikatlara, selefi gruplara 3 binden fazla Alevi gencin katıldığı belirtiliyor.” Bu sözler Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz’ ait. Takmaz, ailelerin çocuklarını Alevi inancı doğrultusunda eğitmeleri gerektiğini belirterek selefi grupların ve İŞİD’in eline bırakmamaları çağrısı yaptı. 

    Haberin videosu

    Alevi gençlerin son yıllarda İŞİD ve selefi gruplarına katıldığını gözlemleyen Kureyşan Ocağı dedelerinden Hamza Takmaz, özellikle Avrupa’da eğitilmiş kişilerin bu işi yaptığını söyledi. Beş yıl öncesinde 2 bin Alevi çocuğun İŞİD’e katıldığının konuşulduğunu söyleyen Takmaz, Avrupa ve Avustralya’da görüştüğü bir kaç ailenin olduğunu aktardı.

    Takmaz, “Bir tanesi Avustralya’da. Dersimli bir ailenin çocuğu. Suriye sınırlarında selefilerin içinde görev yaptığını biliyoruz. Diyarbakır’da patlayan bombacı da yine devrimci bir Alevi ailenin çocuğu çıktı. Anover’de cemevinin önünden geçerken bir çocuğu gösterip İŞİD’in içinde olduğunu söylediler” dedi.

    IŞİD’E KATILANLARIN SAYISI ARTIYOR  

    “Alevilerin şunu çok iyi bilmesi gerekir: Sizin tanımını koymadığınız bir Aleviliği başkası tanım koyuyor. Bunu özellikle tarikatçılar ve selefiler, dinci kesimler Aleviler üzerinden yapıyorlar” diyen Hamza Takmaz, birçok Alevi ailenin ‘başımız kurana bağlı, bizim Allahımız bir, peygamberimiz bir ‘ bu üç temel söylem üzerinden çocuklarını ablukaya aldıklarını söyledi.
    Takmaz, bunun bir tehlike olduğunu belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu İŞİD ve selefilerin içinde yer aldırmaya ve çocukların zihinlerini bulandırıp tarikatların içine koymaya çalışıyorlar. Bu bir tehlikedir. Bugün Avusturya’daki durumu herkes biliyor. Yaklaşık 27 yıldır mahkemelikler. Peki bunun sebebi nedir, söylesinler. Çocuklarımız İŞİD’in içine nasıl gidiyorlar? Bunu bir irdelesinler. Siz kalkıp kuranın altına sazı koyarsanız ve küçük çocuklara bunu öğretirseniz O çocuk yine İŞİD ve selefilerin içinde olacak. Çünkü bizim başımız kendimize bağlıdır. Ama yolumuz dilimiz de pirimize, mürşidimize, eşimize ve ikrarımıza bağlıdır.”

    Her geçen gün İŞİD’e katılan Alevi gençlerinin sayılarının arttığını söyleyen Pir Hamza Takmaz, en büyük kıyımların konuşmalarda yaşandığını,  ‘Allaha emanet ol’ gibi islami figürlerin Alevilerin söylemlerinde de olduğunu üzülerek dile getirdi.

    “GENÇLERİN İŞİD’E KATILMASINDAN AİLELER VE KURUMLAR SORUMLU”

    3 bin Alevi gencin İŞİD’e katılmasından sorumlu olanların aileler, dernek yöneticileri ve pirler olduğunu kaydeden Takmaz, şunları ifade etti:

    “Avusturya’da mihman olduğum bir aileye çocuklarının İŞİD’e gittiğini söyledim. Anne babaların İŞİD’den dahi haberleri yok. Çocuğuna ulaşamadı. Geçenlerde bir Alevi genci sınırda yakalandı ‘ben tuzağa düştüm’ diyor. Hiç mi aileler bunu görmüyor. Her aile de ‘dede biz çocuklarımıza Aleviliği anlatıyoruz’ diyor ama ne kadar anlatabiliyorlar.

    “HER ALEVİ AİLE ÇOCUĞUNA ‘BİZ İKRARLI TOPLUMUZ’ DEMESİ LAZIM”

    Özellikle çocukların tuzağa düşmesinin nedenlerinden biri de ailelerin çocuklarını bırakması. Çocuklar bir fidan gibidir. Çocukların eğitilmesi gerekir. Her Alevi ailenin çocuğuna, ‘Biz ikrarlı bir toplumuz, bizim yolumuz ve erkanımız budur’ demesi lazım. Bunu demiyorlar. Şimdi cami karşıtı cemevi gelişiyor. Özellikle 3 bin Alevinin az olduğunu düşünüyorum. Bunun yanında ramazanda oruç tutan, namaz kılan, çocukların asimilasyona uğradığının farkında bile değiliz. Bunun farkına varmıyor. O çocuklar ilk olarak selefilere gitmiyor önce bireysel alıp konuşuyorlar. Bunu Almanya’da gördüm. Psikoloji yönünden iyi eğitilmiş insanlar. Kaç aileyi ikaz etmeye çalıştık ama bizi dinlemediler.”

    Alevilere yönelik asimilsyonu da hesaplayarak bu sayının 5 bine ulaştığını söyleyen Takmaz, ailelere büyük sorumluluk düştüğünü kaydederek ailelerin çocuklarına sahip çıkması çağrısında bulundu.

    PİRHA/İZMİR

  • Yamanlar Cemevi, ‘Alevilikte Aşk ve İkrar’ paneli – VİDEO

    Yamanlar Cemevi, ‘Alevilikte Aşk ve İkrar’ paneli – VİDEO

    PİRHA- İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, ‘Alevilikte Aşk ve İkrar’ paneli düzenledi. Yamanlar Cemevi konferans salonunda gerçekleşen ve Gazeteci-Yazar Hatice Çevik’in moderatörlüğünü yaptığı panele Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz ve Sanatçı Gani Pekşen panelist olarak katıldı.

    Panele, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Açılış konuşmasını yapan İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, Alevi inancının iktidarlar tarafından yok sayıldığının altını çizerek, Alevi kurumlarının örgütlü güç haline gelmeden başarıya ulaşamayacağını vurguladı. Bozkurt’tan sonra Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem vererek çerağ uyandırdı.

    “BİRLİKTE DİRİ OLURSAK BAŞARIRIZ, ÖZÜ BULURUZ”

    Panelistlerden ilk olarak söz alan ve aynı zamanın panelin moderatörlüğünü yapan Gazeteci-Yazar Hatice Çevik, Alevi toplumunun birlikte ortak akıl ile hareket ederek ve özünü yakalaya bilerek  yolunu sürdülebileceğini vurguladı. Çevik, sistemin tüm saldırılara ve asimilasyon politikalarına rağmen en tehlikeli asimilasyonun içeriden olduğunun altını çizerek, “Herkesin özümüze dönmesi gerektiğini, birlikte diri olup bunu çözebileceğimizi ve yolumuzu sürdürebileceğimizi çağrısında bulunduk. Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Bizim bütün ritüellerimiz sır içinde  sır iken hakka yürüme erkanımız meydan ile ayan oluyor. Şimdiye kadar yapılan takiyeler takiye olmaktan çıkmış, yolumuzun bir parçasıymış gibi algılanıyor. Pirlerimiz bununla ilgili mücadele verdi ve hala vermekteler. Yolu sürdüren canlarımız tarafından kabul görmeye başladı. Asimilasyon öyle akşamdan sabaha olmadı. Yıllardır sistemin, Alevileri yok sayanların eliyle ve bin bir yöntemle ciddi anlamda bir asimilasyon politikaları izlendi. Bunların yanında kendi içimizden de asimilasyon başlamış oldu. Buda dışarıdan gelenden daha tehlikeli. Bilgilendirmek, bilince çıkarmak elbette ki önemli. Yolu yürürken ben Aleviyim yetmiyor. Bu yürümede belli kurallar dizisinde, belli anlayış ve felsefe doğrultusunda oluyor. Alevi anne, babadan doğmakla Alevi olunmuyor. Yol yürütülmüş, bedel ödenmiş. Bizler bu bedelin sayesinde hala var olabiliyoruz” diye konuştu.

    “HAKKA YÜRÜME ERKANLARI ÖZE GÖRE YÜRÜTÜLMELİ”

    Yolun büyük zorluklara günümüze ulaştığını söyleyen Sanatçı Gani Pekşen,bu dönem içinde sanatın ve müziğin çok iyi kullanıldığı ifade etti. Cemevlerinin Alevilerin toplumsal özüne, yaşam biçimine eğitim vermesi ve hakka yürüme erkanı yürütmesi gerektiğine dikkat çeken Pekşen şunları dile getirdi:

    “Yol bize ulaştı. Yolu bize ulaştıran belkide adını bilmediğimiz nice pirler, aşıklar var ama hizmetleri bizim için çok büyük.  Yol bize gelirken bin bir zorlukla geldi. Gelirken sanatı, müziği çok iyi ve üst derecede kullandılar. Biz bunu herhangi bir etkinlikte, konserde çalınan ezgi olarak görmedik. İnsanlar arındıktan sonra ruhsal terapi olarak ta hak aşıklarının hak kelamlarıyla taçlandırmaya çalıştı. Hak aşıklarının bu kelamlarını dinlerken müzikal anlamda beğenme değil de, o sözlerdeki anlamları yakalamaya çalışırsak yola biraz daha yaklaşmış oluruz. Bizlerin bu cemevlerinde bir araya gelmesi zorunlu. Ancak yapılması gereken tek şey var; yaşayan ölüleri diriltmek. Biz kendimizi o korkudan, baskıdan sakladık ve inancımızı gizli yaptık. Kendimize öz olan bir şey vardı ve onun açığa çıkmasını istemiyorduk. Gizli iken hepsinin içerisinde bir aşk vardı. Toplumsal olarak kendi kimliğimiz ile ilgili kavgalar verilirken bu insanları yalnız bırakamayız. Bu kurumlardan da şunu bekliyoruz; yolumuz, inancımız neyse onun sürmesidir. Eğer burada başka inançların erkanları yapılıyorsa burayı kurmanıza gerek yok. Sizin yaşam biçiminize uygun uygun olan eğitim, öğretim ve hakka yürüme erkanlarını burada uygulamamız lazım.”

    “AŞK ALEVİLİKTE MEYDANA GİRMEK, İKRAR VEREBİLMEKTİR”

    “Aşk, Alevilikte meydana girebilmektir, o cesareti göstermektir” diye belirten Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Alevilik de aşkın ikrar vererek toplumsal ilişkiler, yasalar ve doğaya karşı sorumluluk kazanması olduğunu vurguladı. Bireysel kararlılık yanında aynı zamanda da toplumsal kararlılığın geliştiğine dikkat çeken Harmancı şimdi ki modern insanın ise kendine farklı düzenler bularak toplumsal varlıktan koptuğunun altını çizdi. Harmancı sözlerine şöyle devam etti:

    “Alevi geleneğinde bir meydana taşınacak iseniz eşikten geçersiniz. Siz adımınızı atar o eşik ile niyazlaşırsanız meydana doğru yolculuk yaparsınız.Kapı dediğimiz şey de Alevilikte boyun kırmayı gerektirir. Yani o dikliğinizi, her şeyinizi bedeniniz üzerinde bina ettikleriniz için birazcık eğilip kırılmanız gerekiyor. İşte o eşikten geçip de aşk meydanına doğru yolculuk ettiğinizde karşınıza çıkacak olan şey ikrardır. Aşk, Alevilikte meydana girebilmektir, o cesareti göstermektir. Cesaret körü körüne değildir. Cesaret için bir bilgiye ve bilgilendirene ihtiyaç var. Ona da rehber diyoruz. Nefesler bize büyük rehberdir. İkrar da işte bu kararlılığı gösterebilmektir. Aşk ise bu duyguya sahip olmaktır. Doğa dışında yasalar da olduğunu biliyoruz. Örneğin bir Müslüman be Hristiyan cennete gitmek için mücadele eder. Ama bunlara inanmayan biri bu dünyada daha uzun yaşamak için mücadele eder. Doğa yasasında belli minarelleri eksik alırsan ve bunun tamamlarsan sağlığınız uzar. ”

    “Marifet dediğimiz şey ise çoğunlukla günümüz insanının fark etmeden ulaştığı süreçtir. Marifet, şimdi ki modern insanın eğitim sürecini iyi tamamlamasından, sosyal kimliği, adalet duygunun gelişmesi ve diğer topluluklara empati yapabilmesinden belli bir insan seviyesine gelmiş insan pozisyonudur. Yol bilgisini kurallaştırmadığı için, onu açıktan ikrarlaştırmadığı için doğal olarak dengesi bozulabiliyor.  Alevilikte adalet duygusunu insana açıktan öğretmezler. Bunun için sizin yola inanmanız, aşk etmeniz lazım. Önemli olan kapıdan girdikten sonra sizin kendi gönül gözünüzün açıklığıyla ikrar alacak boyuta gelmenizdir. Buda, ‘gelenin canı, dönenin canı’ olarak ifade edilir. Günlük hayatınızda nasıl ki kararlı, düzenli bazı şeylerden sapmamanız gerekirse, yol bunun iki katını ister. Bireysel kararlılığın yanında bir de toplumsal kararlılık var. Eskiden köylerde olsa bazı şeyleri yapamazdınız. Ama şimdi toplumsal varlık açısından siz istediğiniz yere katılıp kendinize düzen bulabiliyorsunuz.”

    “Eskiden insanlar hem gezerlerdi hem de okurlardı. Bu gezme ve okumaya bir olarak bakarlardı. Hallacı Mansur’u biliriz. Aşkın ilk şehidi yada kurbanıdır. Onun başından geçenlerin kolay olmadığını düşünüyoruz. Onun başından geçenleri sahiplenmek, onun düşün-düşün dünyasını amaçlamak, sahiplenmek ve toplumsal sınırı yakalayabilmek biraz olsun kendinizi yeni bir insana taşımak oluyor. ”

    “EVİMİZ VE AŞIMIZDA AŞK KALMADI”

    “İkrar, insanın belli bir yaşama gelerek kendini bulmaya başlaması, düşünmesi, güç kazanması ve sonrasında kendisinin toplumsal kararlar almasıdır” diyen Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz ise, toplumsal ilişkilerin zamanla zayıfladığını hatırlattı. Bu ilişkilerin zayıflaması ile yola ikrarın da zayıfladığını hatırlatan Takmaz şunları vurguladı:

    “Doğum ile ölüm arasında ta ki köylerimize kadar halk mahkemeleri vardı. O aşklar bitti. İkrar verilen kararlar demektir. İnsanın belli bir yaşama gelerek kendini bulmaya başlaması, düşünmesi, güç kazanması ve sonrasında kendisinin toplumsal kararlar almasıdır. Bizde ise yola verilen söz anlamına gelir. Evlerimizde aşk kalmadı. Yemeği pişirir iken kaç tane anamız şarkı, türkü veya deyiş okuyor. Yada kapıyı açarken birbirine ‘hoş geldin can’ deme lüksü kaç kişide kaldı. Doğum ve ölüm arası cemlidir. Bizler hep başkaları için yaşamaya başladık. Biz kendimiz olamadık.  Alevilik, musahiplik ve kirvelik ikrarları dahi yürütülümez hale geliyor. Köylere pir geleceği zaman bir heyecan vardı. Küsler barışır, hazırlık yapılır ve bir eve mihman olunurdu. Herkes bir aşk tarifi yapar. Eğer yol aşkı olacaksa birbirinize kenetlenin, kavga etmeyin buda yeter. Cemler yapıyoruz ama aramızda küskünler var ve lokmalarımızı paylaşmıyoruz. Çocuklarını cemevine getirin. Özellikle dağı,taşı ziyaret olan Dersim’de devlet eliyle asimilasyon devam ediyor. Çocuklar namaza götürülüyor. Bu bir tehlikedir, görmek lazım. Kendi erkanlarımızı kendi özümüze göre yürütmemiz gerekiyor. Cemevlerinizi harekete geçirin. Dedeleri de sorgulayın. Biz ikrarlı bir toplumuz. Talibin olmadığı yerde pirin olması bir şey ifade etmez. Piri ve mürşidi de belli yere taşıyan talibidir.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • ‘Qawut bende Xızır’ın evime girmesi gibi bir şey’- VİDEO

    ‘Qawut bende Xızır’ın evime girmesi gibi bir şey’- VİDEO

    PİRHA- PİRHA- Alevilerin Xızır ayında yaptığı Qawut, birlik, beraberlik ve bereketi simgeliyor. İzmir Evka 2’de konuk olduğumuz Takmaz ailesinde bir araya gelenlere Qawutu sorduk. Kimi  “Qawut bende Xızır’ın evime girmesi gibi bir şey” diye tanımlarken kimisi de “Yani kutsal olduğu için her Xızır’da pişirilir” diyor. 

    Dersim coğrafyasında Alevi Kızılbaşlara özgü olan Xızır ayında yapılan Qawut İzmir’in Evka 2 Mahallesi’nde Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz’ın evinde yapıldı. Metropol şehirlerde bu geleneği sürdürmenin zorlukları olsa da Pir Takmaz, taliplerini ve komşularını toplayarak lokmasını da pay etti. Deyişler söylendi çerağlar yakıldı, komşular ise yıllardır yapmadıkları qawutun taşlarını çevirmenin tadını çıkardı.

    Qawut için buğdaylar önce tüpün üstünde kavruldu. Tamamı kavrulduktan sonra ‘Ya Xızır’ deyip taşları çevirmeye başladı. Uzunca bir süre alan qawut yapma işlemi kimi zaman eski anıların anlatılmasıyla, tebessümlerle kimi zaman da duygusal anların yaşanmasıyla devam etti.

    Qawut’un Xızır ayında pişirildiğini kaydeden Hatun Takmaz, “Yani kutsal olduğu için her Xızır’da pişirilir” dedi. Eski geleneği anımsayan Takmaz, “Eskiden unu bir gün önce kimsenin girmediği bir odaya koyuyorlardı. Ertesi gün erkenden kalkıp bakıyorlar eğer işaret varsa unda, ahıra gider kapısını açar, hangi hayvan kapının arkasında ise onu getirip kurban kesiyorlardı” diye konuştu.

    “ESKİDEN ZİYARETLERİN YANINA VARMADAN TAŞINI ÖPERDİK”

    Alevilik inancın metropol şehirlere göç ile zayıfladığını belirten Hatun Takmaz, şöyle devam etti:

    “Eskiden dağına taşına inanıyorlardı, ziyaretlerin yanına varamadan o taşları öperlerdi. Ne oldu, küçük mü gördüler yoo hepimizden de üstündüler. Bu memleketlere geldiğimizde baktık ki buradakiler rahat yaşıyorlar, niye biz yaşamayalım dedik. Bizde ayrı ev tutuk, bizde aileden ayrıldık, büyükleri saymaz olduk. Böylelikle kaybettik. Eskiden yaşlılar cem sonuna kadar diz çöküp ceme katılırdı ama şimdi gençler ceme girince ‘niye diz çöküyoruz’ diyorlar. Biz böyle olmuşuz. İnancı olanlar var ama gençlerimiz bunu kabul etmiyor. Hz Ali’nin elinde niye kılıç var gibi şeylerin peşine düşmüşüz, yolumuzu unutmuşuz.”

    “METROPOL ŞEHİRLERE GÖÇ GELENEKLERİ UNUTTURDU”

    65 yaşındaki Hatun Vural da Dersim’li. Eski geleneklerin kaybolduğundan şikayet ediyor Vural. Xızır ayında üç gün oruç tuttuklarını belirterek, “Bu qawutumuzu yapıyoruz, milleti çağırıyoruz. Herkes gelip qawut yiyor. Bereket mi diyeyim bilmiyorum ama kendimi bildiğimden beri bunu yapıyoruz.” diye konuştu.

    Metropol şehirlere göç ile birlikte köylerini unuttuklarını üzülerek söyleyen Hatun Vural, qawutun zahmetli bir iş olduğunu ve şehirlerde öğütme taşları olmadığı için zaman içinde kaybolduğunu, yapılmamaya başlandığını kaydetti.

    KÖY YAŞAMINA ÖZLEM DUYUYOR

    Gülizar Doğan da 40 yıl önce Dersim’den İzmir’e göç etmiş.  Doğma büyüme Dersim’li olduğunu ama 40 yıldan fazla süredir İzmir’e göç ettiklerini söyleyen Doğan, köy ile şehrin aynı olmadığını köylerde hayvanlarının olduğunu, bostan ektiklerini ve işlerinin çok olduğunu  söyleyerek o günlere özlem duyduğunu belirtti.

    “QAWUTA XIZIR ADINI VERİYORUZ”

    Doğan, qawutun hazırlanışını şöyle anlattı:

    “Çarşamba günleri qawut yapıyorduk. Perşembe günü ise oruç tutup kurbanlarımızı keserdik. Kurban kesemeyen de lokmasını verirdi. Qawutu Xızır adına veriyoruz. Sonbahardan buğdayı hazırlıyorduk. Qawut yaptığımızda insanlar bir araya geliyor. Öyle az da pişirmiyoruz bir teneke buğday öğütüp yapıyorduk.”

    “XIZIR’DA TUZLU LOKMALAR YENİLİR RÜYA GÖRÜLÜRDÜ”

    Gülizar Doğan, Xızır günü gençlerin tuzlu gıdalar alarak su içmediğini o gün kim rüyada su verirse onunla evleneceğine inandıklarını söyledi.

    Gülerek gençliğinde gördüğü rüyayı anlatan Doğan, rüyada amcasının evinin önünde su içtiğini ve gerçekten de amcasının oğluyla evlendiğini ifade etti. KiDoğan son olarak, Alevi toplumuna güzel dileklerde bulundu.

    “HAKKIN VARLIĞININ XIZIR’DA OLDUĞUNA İNANIRIZ”

    Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hamza Takmaz da, Xızır ayının önemine dikkat çekerek, özellikle Dersim yöresinde  Xızır’ı anma açısından Kızılbaş gelenekleri daha fazla yaşatıldığını belirtti.

    Kızılbaş anlayışında Xızır’ın hakkın kendisi olduğunu vurgulayan Takmaz, “Alevi Kızılbaşlar özellikle Xızır’ın anlayışıyla darda, zorda olana yetişen Aleviler açısından bir semboldür. Xızır’ı çağırdığında ya Pirini görür ya mürşidini görür ya rehberini görür. Xızır kalu beladan beri gelen kah Ali’dir kah Veli’dir diyoruz ya ona bir tanrı misyonu da yüklemişiz. Hakkın varlığının orada olduğuna inanırız” diye konuştu.

    Eskiden köylerde çocukların Alevi olarak doğup büyüdüklerini söyleyen Pir Takmaz, “Ama şimdi öyle değil. Metropollerde İslamcı bir yapıya sahip. Bu devletin de katkılarıyla gittikçe yoğunlaşıyor. Bu da bizler için bir tehlike. O sebeple biz Xızır’ı biran önce hayata geçirmek zorundayız. Biran önce bunu gençlerimize anlatmak zorundayız” dedi.

    “XIZIR DARDA OLANSA SURİYE’DEKİ SAVAŞI DEDE GÖRMEK ZORUNDA”

    “Xızır eğer darda zorda olansa Suriye’deki savaşı elbetteki biz dede ve yol önderleri bunu düşünmek zorunda. Hatta her talibin de bunu düşünmesi gerekir” diyen Takmaz, Aleviler bir temenni yaptığında önce çevresi için eder daha sonra çocukları için dilekte bulunur gerçeğine işaret etti.

    Takmaz, konuşması şöyle sürdürdü;

    “Bizim derdimiz bir cennet cehennem kargaşasında beklediğimiz bir şey değildir. Bizim derdimiz çevre, bitki, doğa, insan, evrensel her şey doğallığıyla yaşıyorsa incitilmiyorsa işte bizim için haktır.

    Alevilerin ikinci yanlışı da devlete teslim olmak. Çevresindeki İslamcı kanatları özellikle şeriat örgütlerin Suriye’nin kadınlarını Türkiye sınırlarına satanlardır. Bunu görmüyorlar mı? Peki biz dedeler olarak ne yapmamız lazım, sessiz mi kalalım? İşte orada Xızır’a çağırmamız lazım. Bunu yaparken de o sınırda olmamız lazım.”

    “XIZIR ORUCU MUHARREM ORUCUNA GÖRE DAHA DEMOKRATTIR”

    Alevilerin en kutsal ayının Muharrem ayı olduğunu söyleyen Hüseyin Karakoç, “Muharrem orucu ağırdır. Ama Xızır ayı öyle değil. Eskiden nenelerimiz derdi ki orucu ne kadar geç açarsan o kadar iyi derlerdi. O sebeple İmamlara göre Xızır daha demokrattır.” dedi.

    “KENTLERE GÖÇ İNANCI ZAYIFLATTI”

    Eskiden itikatın çok olduğunu kentlere göç ile birlikte inancında zayıfladığını belirten Karakoç, şöyle dedi:

    “Xızır’ı çağırmanın bir zamanı yok. Her zaman hazır ve nazırdır. Kerametini de gördüğüm için çok inanıyorum. Önceden Xızır’ı çağırdıklarında gözyaşı dökerlerdi, içten geliyordu. Ama şimdi ne itikat kaldı ne sevgi ne saygı hiçbir şey kalmadı. Bunun sebebi de metropol şehirlere göç. Gençler çok özgürlük istedi, çok demokrat o sebeple hiçbir şey kalmadı. İyi ki pirimiz var bu geleneği sürdürüyoruz.”

    “QAWUT, XIZIR’IN EVİME GİRMESİ GİBİ BİR ŞEY”

    “Qaut bende Xızır’ın evime girmesi gibi bir şey.” diyen Hülya Takmaz,  her niyetlerinde Xızır’ı çağırdıklarını belirtti. Takmaz, “Herkesin bir araya gelmesi, emek harcaması, gülmesi ağlaması her duygu oluyor içinde o sebeple Xızır’ı ocağımıza almak oluyor” diye konuştu.

    Hülya Takmaz, iş için ocak kurmak için, eğitim ve sağlık için çerağ yaktığını belirtti.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

     

  • Pir Hamza Takmaz’dan, çocuklara temel Alevilik dersleri-VİDEO

    Pir Hamza Takmaz’dan, çocuklara temel Alevilik dersleri-VİDEO

    PİRHA- Dersim Çemişgezek’e bağlı Sinsor (Payamdüzü) ve çevre köylerde Alevi çocuklar ve topluma dair Alevililik eğitimi çalışmalarını sürdüren Kureyşan Ocağı pirlerinden  Hamza Takmaz, “Dersim ve Elazığ’daki cemevlerinde tek tip bir insan yaratılmış ve bu bizim inancımızda yoktur. Taliplerine sahip çıkarak gönlüne girmen, üretmen gerekiyor” dedi.

    Uzun yıllardır Avrupa ve Ege bölgesinde çalışmalar yürüten Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, ‘Avrupa’da veya Ege bölgesinde çalışma yaparken kendi köyüme hiç bir şey yapmamak bana acı verir’ diyerek çalışmalara koyulduğunu belirtiyor.

    Yılın belli dönemlerinde kendi köyündeki talipleri başta olmak üzere, diğer çevre köylerde de hizmet yürütmeye çalıştığını belirten Pir Takmaz, özellikle Alevi çocuklarına temel Alevilik dersleri verdiğini söylüyor. Lokma pay etme, delil uyandırma, lokma duası, ikrar ve musahiplik gibi temel kavramlarla çocukları inançları ile buluşturmaya çalışan Pir Takmaz, ayrıca hiçbir kurumdan destek almadan köylülerinin lokmaları ile bir cemevi projesi geliştiriyor. Çalışmalarının aileler tarafından olumlu tepki aldığını dile getiren Pir Takmaz taliplerin gönlüne girilmesi gerektiğini vurguluyor.

    “AYDIN, ÇAĞDAŞ BİR ALEVİ GENÇLİĞİ ADINA ÇEMİŞGEZEK’E GİTTİM”

    “Benim tek derdim olan gelecek nesil olan çocukların aydın fikirli, daha çağdaş bir Alevilik bilgisine sahip olmaları düşüncesiyle oraya gittim” diye konuşan Pir Hamza Takmaz, bunun bir ihtiyaç olduğunu söyledi. Köylülerin ortaklaşması ve lokmaları yapılacak cemevi ile bu ihtiyaca bir nevi çare olmak istediklerini belirten Takmaz, “Çemişgezek yöresinde bir cemevinin kaçınılmaz olduğu görülüyor. Dersim ve Elazığ’daki cemevlerinin gidişatına baktığımızda bir asimilasyonun olduğunu görmekteyiz. Kendi köyümde yaklaşık 100 hane var. Oradaki canlarla bir toplantı düzenledik ve çok olumlu geçti. Orada bir cemevi projemiz var. Diğer cemevlerinden bir farkı ise seçme seçilme hakkı var. Bunu yaratmak istedik. Oradaki halk kendi eliyle üretecek, inançları yürütecek. Talip ile pir arasındaki doku birbirleri ile rızalık mertebesinden seçime ulaşması düşüncesindeyim. Çocuklar çok akıllı, çok verimli. İlkokul çocukları bana ‘Dede bizim mahalledekiler herkes birbirine küs ama ceme gelince barıştılar’ dedi. Çocuklar bunun farkına varıyorlar. Oradaki cemevlerinde seminerlerden tutalım, arkeoloji ve sosyolojiye kadar her şey olmalı. Bir okul da aslında cemevidir. Tabi ki hepimizin evi, gönlü cemevidir” dedi.

    “DEDELER ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI”

    Eskiye rağmen sorunların daha da derinleştiğini, Alevi çocuklarının bu politikadan büyük oranda etkilenerek çıktığını belirten Pir Takmaz, Alevi pirlerinin gelecek nesiller için ellerini taşın altına koymalarını gerektiğinin altını çizerek şunları vurguladı:

    “Okulda din ve kuran dersleri kaçınılmaz halde. Ama devlet özellikle sessiz kalan toplumlarda baskıyı daha çok kullanıyor. Bunun farkına varılmıyor. Elazığ’da bir aileye mihman olduğumda o evin çocuğuna ne ders gördüğünü sordum. Çocuk namaz pozisyonuna durarak, kurandaki alfabetik harfleri söyledi. Arapça öğreniyor. Alevilikte pir-mürşit kavramına çok uzak bir çocuk gelişiyor. Alevi ailelerin endişelerini göremiyorum. Eskiden döşek, minder vardı, oturup dedelere danışılırdı ama şimdi o zaman bitti. Dedeler elini taşın altına koyacak, gelecek nesiller için bir şeyler yapacak.”

    “TALİPLERİN GÖNLÜNE GİRMEN, ÜRETMEN GEREKİYOR”

    “Kabristanlar da dahil olmak üzere sazımı elime alıp gülbenglerle birlikte deyişler okudum” diyen Takmaz, talibin piri ile sorunların çözümünde ortak noktada buluşmasını gerektiğini söyledi. Takmaz sözlerine şöyle devam etti:

    “Bunlarla anladığı dilde hasbıhal olmalıdır. Köyde çocuklar o deyişleri söylerken bile hoşnutluk var. Aileler de çocuklarını görünce memnun oluyorlar. Bizim amacımız bunu halka götürmek, sorunları anlatmak. Dersim üzerinde oynanan oyunları halkımızın görmesi gerekiyor. Taliplerimize sahip çıkmak gerekiyor. Diğer 3 köy Axuçan Ocağı’na bağlı ve saygı duyuyorum. O köylerin pirleri ayrıdır diye hiç gözardı etmedim. Avrupa’da veya Ege bölgesinde çalışma yaparken kendi köyümü hiç bir şey yapmamak bana acı verir. En azından bunun çabasını girdim, yaptım uğraştım sorgulamasına girdim. Halktan da çok iyi bir sonuç çıkıyor. Dersim ve Elazığ’daki cemevlerinde halktan gelen bir yönetim yok. Tek tip bir insan yaratılmış ve bu bizim inancımızda yoktur. Talip ve pir ortak paydalarda buluşabilmeli. Taliplerin gönlüne girmen, üretmen gerekiyor.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • Pir Hamza Takmaz: Pir, mürşit ve talip ilişkisine görevlendirme yapma kimsenin haddine düşmez

    Pir Hamza Takmaz: Pir, mürşit ve talip ilişkisine görevlendirme yapma kimsenin haddine düşmez

    PİRHA-  Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, “Nevruz ve Hıdırellez Görevlendirmeleri” adı altında toplam 13 Alevi dedesini Avrupa’ya göndermesine tepki gösterdi. Takmaz, “Ocaklar ile pir, mürşit ve talip ilişkisine görev ve emir vermek kimsenin haddine düşmez” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, “Nevruz ve Hıdırellez Görevlendirmeleri” adı altında toplam 13 Alevi dedesini Avrupa’ya göndermesine tepkiler devam ediyor.

    “Sözde temsilciler ve ocakzadeler ile Alevileri kendilerine benzetmeye ve Avrupa Alevi örgütlenmesine müdahale edilmeye çalışılıyor” diye konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Dersim’de valilik kanalı ve İçişleri Bakanlığı ortaklığı ile ilgili bu çalışmayı kınıyorum. Çünkü bu devletin görevi değildir.  Böyle bir şeye girmesine hakkı da yoktur. Bir hakkı var ise ülkede yaşayan inançlı, inançsız tüm halkların eşit haklarının verilmesidir. Bizlere ve inancımıza müdahale etme şansları yoktur. Avrupa’ya böylesi bir görevlendirmenin yapılması bu inancı sindirmedir” dedi.

    “YOLA ZARAR VERMEK İHANET ETMEKTİR”

    “Bu sözde temsilciler kanalı ile Alevileri kendilerine benzetmeye çalışıyorlar” vurgusunu yapan Pir  Takmaz, ” Avrupa’daki Alevi örgütlenmesinin örgütlülüğü ile birlikte ses çıkarması ve buraya müdahale edememeleri bunun asıl amacıdır. Özellikle Cem Vakfı ve bazı ocakzadeler ile bunu yapmaya çalışıyorlar. Eğer kendi bireysel çalışmaları olsaydı biz bütün eksikliklerine rağmen saygı duyardık. Ama böylesi birşey değil. İnsan bu topluma karşı uygulanan asimilasyonu, hak ihlalini hiç mi görmez. Ocaklar ile pir, mürşit ve talip ilişkisine görev ve emir vermek kimsenin haddine düşmez. Buna çanak tuturlarsa da, ‘bu yola uygun değil’ derim. Düşkün demem, çünkü yola bile girmemiş olabilirler. Pirine, talibine ikrar vermişler mi, halk mahkemelerinden geçmişler mi ? Yola girmeyen ve ikrar vermeyen düşkün bile ilan edilemez. Bu yola zarar vermek, ihanet etmektir.”

    “ASKER CENAZESİNDE ERKANA DURMAYAN, KABULLENMEYENLER NASIL CEME GİRER ?”

    “Devlet bir nevi Dersim’deki cemevinin içerisindedir, içten bir pazarlıktır” tepkisini gösteren Pir Takmaz, “Dersim’de bulunan cemevinin buna ön ayak olması tesadüf değildir. Bu cemevinin kuruluşundan bu yana bu vardır. Devlet bir nevi bu kurum içerisindedir. İçten bir pazarlıktır. Bunu söylediğimizde insanlar rahatsız olmuştu ama gerçek bu. Ben buna dair yazı yazdığım vakit, Vali Yardımcısı bu cemevi yöneticilerini çağırıp neden böyle bir yazı yazdığımı sorup, benden şikayetçi olmalarını istemişti. Bir asker cenazesinde erkana durmayan, cemevini kabullenmeyenler ne hakla bizlerin cemlerine girer” dedi.

    “İNANCIMIZI KURBAN ETMEYELİM, TAVİZ VERMEYELİM”

    Avrupa’ya gelen her Ocakzadenin cem sorgusu yapılarak, posta oturtulması çağrısında bulunan Pir Takmaz son olarak şunları belirtti:

    “Avrupa’ya şu çağrım olabilir. Oradaki Alevilerin ve kurumlarının tavrı nettir. Her gelen Ocakzade kolayca kurumlarımıza girememeli. Önce bir cem sorgusu yapılmalı ve öyle posta oturtulmalı. Bu inancın değerlerini farklı inançlara kurban etmemeli. Bunlara taviz verilmemeli. Hak ile hak olalım. Özümüze dönelim. Gerici ve bağnaz sistemin içerisinde yer almayalım. Bu inanca ihanettir”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

  • Pir Takmaz: Yola girmeden önce gidin kendi Pirinizi görün, baş tacı edin-VİDEO

    Pir Takmaz: Yola girmeden önce gidin kendi Pirinizi görün, baş tacı edin-VİDEO

    PİRHA – Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hamza Takmaz, Alevilikte ikrara talip olmak konusunu PİRHA’ya değerlendirdi. Takmaz, “Yola ikrar verenler için anne, baba, kardeş, bacı, abla, komşu yok. Hepsi can, canan erenler safıdır” ifadelerini kullandı. 

    İzmir’de yaşayan Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hamza Takmaz ‘Alevilikte ikrar vermek’ konusunu PİRHA’ya değerlendirdi. Takmaz, İkrara talip olmayı, “İkrara talip olmak; İkrar söz vermektir, sözünde durmaktır. İkrar verirken toplumun huzurunda söz verip en az 10 yıl boyunca toplumsal denetimden geçmektir.”

    “YOLA İKRAR VERENLER İÇİN CAN, CANAN ERENLER SAFIDIR”

    Hakkın ve halkın huzuruna çıkan kişi ikrar verdiği andan itibaren talipler tarafından, evinde, iş yerinde ve okulda, cemevinde denetimden geçer diyen Takmaz, hiçbir talibin evde ya da dışarıda bu eksikliklere göz yummayacağını belirterek şunları söyledi;

    Hiç bir talip evde dışarıda eksikliklere göz yummaz. Özellikle cemlerde ikrar veren canlara talipler tarafından, ‘bu benim yakınımdır, eşimdir, kızımdır, oğlumdur, suçunu bilmesinler’ deyip cemlerde saklamasınlar, çünkü yola bağlandıktan sonra eğer o eksikliğe göz yumulmuş ise bilin ki o toplum kirliliğe devam ediyordur, yani hastalık yok edilmemiştir.”

    “PİR ÇOCUKLARI, BABALARINDAN EL ALIR”

    Yolu yürüten pirlerin taliplerine karşı mütevazı ve alçakgönüllü olması gerektiğini kaydeden Takmaz, “Böyle olmayan Pirler yolu yürütemezler ve yola öncülük edebilecek gençler de yetiştiremezler” dedi.

    Yola giren Bektaşi Baba ve Babaganların, yola girmek isteyen gençlerin 30-40 yıl dergahlarda piştiğini ve ancak öyle Dergahlardan icazet alarak kendi bölgelerine veya farklı bölgelere gönderildiğini belirten Hamza Takmaz, “Peki, şimdi Dergâhlarda pişen var mı? Hayır. İki üç ay içinde görev veriliyor” dedi.

    Yola giren Kızılbaş Ocaklarına bağlı olan Pir çocuklarının otuz kırk yıl boyunca babalarının yanında yetiştiğini ve yol yürütmek için babalarından el aldıklarını vurgulayan Takmaz, “Taliplerde bu temelde ahlaki yetişir ve rızalık alır, Pirlerinden destur alır. Pir çocukları kendi babaları yaşlandığında ve artık yolu yürütemez, talibe gidemez duruma geldiklerinde bu sorumluluğu çocuklarından birine devr eder” ifadelerini kullandı.

    “HİÇ BİR YOL PİRSİZ DEĞİLDİR”

    “Hiç bir yol pirsiz değildir” diyen Hamza Takmaz, şöyle konuştu;

    Yola talip olanlar şunu iyi bilmeli, kendi piri görevini yapmıyorsa veya şeriatçı yapıya sahipse, onun piri vardır, pirin piri vardır. Ona gitmek gerek. Hiç bir yol pirsiz değildir. Elinizi vicdanınıza koyun ve sorgulayın şimdiki dedelere bakın babasından uzak, hatta babası bile kendi babasında uzak. Yol yürütmemiş sadece o yoldan (soydan) gelmiş diye kolundan tutup ‘siz bu cemevinin dedesi olun’ derseniz, işte bugün gelinen noktada olduğu gibi çıkarcı, menfaatçi ve Sünniler içinde yetişen, dili Arapçadan kurtulmayan dedeleri yaratırsınız.

    Yola giren canlar yola girmeden önce kendi pirlerine giderse doğru yaparlar. Biliyorsunuz ki günümüzde pirler pişmeden, tam da dediğimiz gibi devletin yarattığı pirler çoğaldı. Yani İslami Kur’an’cı pirler çoğaldı. Ama sizler yola ikrar verdikten sonra, kemerbest olduktan sonra gidin kendi pirlerinizi görün, baş tacı edin.  

    Ey yola gözcü olanlar, bilin ki, Alevi toplumunda iyi bir gözcü yoksa, iyi bir Dede, Pir veya Baba Babagan yaratamazsınız. Halk mahkemesi de adaletli olmaz. Bir düşünün 1950’den bu yana kaç tane Pir söylediğimiz gibi yetişti. Hiç sanmıyorum beş kitap okumayla savcı Hâkim, Yargıç hatta müftü olursunuz ama Pir veya Baba olamazsınız. İncitmeden, kırmadan sorgula ey gözcü. Alevi toplumunda kendini bilen her can bir gözcüdür, kemaleti bilen iyi bir gözcüdür. Gözcü yoksa Pirde yoktur, Pir yoksa iyi bir gözcüde yoktur. O zamanda halk mahkemesi hiç yoktur. Yola ikrar ver kemerbest ol.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

    Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

     PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Haberin Videosu

    Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.

    Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.

    Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.

    Değerli Canlar,

    Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..

    Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.

    Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.

    Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.

    Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.

    Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.

    Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.

    ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!

    Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.

    Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında  birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.

    Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.

    Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.

    Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.

    Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü  nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.

    Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.

    ALEVİLİK, SEMAVİ ( İBRAHİMİ ) DİNLERDEN FARKLIDIR!

    Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.

    Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.

    Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.

    İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!

    Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.

    Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI

    Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.

    Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.

    Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.

    Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.

    Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.

    4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.

    Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.

    Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.

    Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.

    ‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.

    Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.

    İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.

    ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder.  Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.

    Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.

    Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.

    Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!

    Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir.  Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.

    Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.

    HIZIR

    Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.

    Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.

    RIZALIK

    Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır.  Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.

    Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.

    ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.

    Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.

    Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.

    Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.

    Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.

    Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.

    Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.

    Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.

    Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.

    Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.

    ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!

    Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.

    Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.

    Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.

    KİRVELİK ERKÂNI

    Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.

    Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.

    NİKÂH ERKANI

    Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.

    MUSAHİPLİK ERKÂNI

    Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.

    Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.

    Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.

    HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI

    Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.

    Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.

    Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.

    Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

    Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir.  Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.

    Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.

    Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.

    ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !

    Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR

    Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.

    Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.

    Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması,  öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.

    CEM ERKÂNI

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.

    CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?

    Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak  Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.

    Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.

    Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.

    Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.

    Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.

    Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.

    ÂŞIKLIK,  ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.

    Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.

    Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.

    Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.

    ALEVİLİK VE GENÇLİK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.

    ALEVİLİK VE KADIN

    Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır.  Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır.  Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek,  Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.

    Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER

    Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.

    Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.

    Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.

    Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.

    Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.

    Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.

    Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.

    Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.

    DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ

    Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.

    Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak  İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.

    Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.

    Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.

    Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.

    Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları,  aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.

    BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.

    Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.

    Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.

    Aşk İle