Etiket: hanak

  • 2022 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması sonuçlandı!

    2022 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması sonuçlandı!

    PİRHA – Gazeteci-Yazar Ümit Kaftancıoğlu adına Yalın Ses Yayınları tarafından bu yıl 18’ncisi düzenlenen öykü yarışması sonuçlandı.

    11 Nisan 1980’de öldürülen Gazeteci Yazar Ümit Kaftancıoğlu adına 18’ncisi düzenlenen öykü yarışması sonuçlandı. Ödül töreninin yapılacağı yer ve zamanın ise ilerleyen günlerde belirleneceği açıklandı.

    Adnan Özyalçıner, Mehmet Güler, Öner Yağcı, Zeynep Aliye, Feyza Akbulut Öner, Hakan Cucunel, Eşref Karadağ ve Öztürk Tatar’dan oluşan seçici kurulun yaklaşık 3 aylık okumaları sonucunda dereceye giren ilk 10 öykü şu şekilde sıralandı:

    Birincilik: “Saka Kuşunun Ölümü” adlı öyküsü ile İlhan GÜNAY

    İkincilik: “Midas’ın Berberine Ne Oldu?” adlı öyküsü ile Engin KÜKRER

    Üçüncülük: “Çarpık Necmi” adlı öyküsü ile Serap KARAKUŞ BESİ

    Mansiyon:

    “Mavi Balonn” adlı öyküsü ile Neval OĞAN BALKIZ

    “Kapı” adlı öyküsü ile Mustafa ÜNVER

    “Heimat” adlı öyküsü ile Anıl ÇETİNELÖRSELLİ

    “Erkekler Neler Doğurur” adlı öyküsü ile İ. Usame YÖRDEM

    “Deniz Kızı” adlı öyküsü ile Özlem KESKİN

    “Aç Ağzını” adlı öyküsü ile Seher TANIDIK

    “Dantel Perdeler” adlı öykü ile Nes

    ÜMİT KAFTANCIOĞLU KİMDİR?

    Ümit Kaftancıoğlu, 1935 yılında Ardahan’ın Hanak ilçesinin Koyunpınarı (Saskara) köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu Dede Korkut boylarının zengin anlatım geleneği içerisinde, halk âşıklarının, söz sohbet bilenlerin dizinin dibinde destan, masal, türkü, efsane dinleyerek, okuyarak geçti. İlkokulu bitirdikten sonra köy çocuklarına açık tek kapı olan Cılavuz Köy Enstitüsü’ne girdi. Kaftancıoğlu, Cılavuz Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra Mardin’in Derik ilçesinde ilkokul öğretmeni olarak görevine başladı. Daha sonra Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirip bir süre Rize’nin Pazar ilçesinde Türkçe öğretmenliği yaptı.

    TRT’nin açtığı sınavı kazanarak, Köy Yayınları bölümünde göreve başladı. TRT İstanbul Radyosu’nda “Av Bizim Avlak Bizim”, “Dilden Dile” ve “Yurdun Dört Bucağından” gibi programlarla halk kültürünü, halk âşıklarını, halkın eksiğini ve sıkıntılarını mikrofona taşıdı. “Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz. Halkın sözlü edebiyatını yazıya geçirecek, değerlendirecek olanlar da halk çocuklarıdır.” der. Bu gözlemlerini doğrularcasına, Anadolu’yu gezerek derlemelerle halkın sözlü yazınını ve halk türkülerini yazıya döktü.

    Radyo programcılığı yanında edebiyat dünyasında da adını duyuran Kaftancıoğlu, “Dönemeç”le (Öykü) TRT Büyük Ödülü birincilik (1970) ve “Hakullah”la (Röportaj) Milliyet Gazetesi Karacan Ödülü birinciliği (1972) aldı.

    11 Nisan 1980’de görev yaptığı TRT İstanbul Radyosu’na gitmek için çıktığı evinin önünde öldürüldü.

    Yapıtları:

    * Dönemeç (Öykü) 1972 (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)

    * Hakullah (Röportaj) 1972

    * Yelatan (Roman) 1972

    * Tek Atlı Tekin Olmaz (Halk Masalları) 1973

    * Tüfekliler (Roman) 1974 (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)

    * Köroğlu Kolları (Halk Destanları) 1974

    * Çarpana (Öykü) 1975

    * İstanbul Allak Bullak (Öykü) 1983

     

    Çocuk Kitapları:

    * Kekeme Tavşan (1974) (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)

    * Çizmelerim Keçeden (1979)

    * Altın Ekin (1979)

    * Dört Boynuzlu Koç (1979)

    * Kan Kardeşim Doru Tay (1979)

    * Hızır Paşa (1980)

    * Çoban Geçmez (1980) (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)

    * Şülgür Deresi (1981)

    * Salih Bey (1981)

    PİRHA/ANKARA

  • Yoksul Alevi çocukları imam hatibe gönderiliyor-VİDEO

    Yoksul Alevi çocukları imam hatibe gönderiliyor-VİDEO

    PİRHA- Ardahan’da Türkmen Alevi Koyunpınar Köyü’nden 4 çocuk ve İncedere Köyü’nden bir çocuk olmak üzere toplamda yoksul 5 Alevi ailenin çocuğu Hanak İmam Hatip Ortaokulu’na gönderildi. 

    Koyunpınar Köyü (Saskara) Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı bir Türkmen Alevi köyü. Çoğu Alevi köyü gibi Koyunpınar da hükümetlerin Aleviler üzerine uyguladığı asimilasyon politikalarından nasibini almış. Köye 1950’li yıllarda bir cami yaptırılmış ancak köylüler minare yaptırmamışlar. 2014 yılında ise gurbetteki köylülerin çabasıyla köyde bir cemevi yaptırılmıştı. Bu süreçten sonra köyde yapılan asimilasyon çalışmalarından dolayı köy camiciler ve cemeviciler olarak ikiye ayrılmıştı.

    Daha önce bu tartışmalarla gündeme gelen Koyunpınar Köyü, şimdi de bazı öğrenciler Hanak ilçe merkezinde bulunan imam hatip ortaokuluna gönderilmesiyle gündemde.

    ALEVİ ÇOCUKLARI İMAM HATİBE GÖNDERİLİYOR

    Koyunpınar Köyü’nden 4 çocuk ve İncedere Köyü’nden bir çocuk olmak üzere toplamda 5 Alevi ailenin çocuğu Hanak İmam Hatip Ortaokulu’na gönderiliyor.

    Aslen Koyunpınarlı olan Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, önce köy muhtarını ve köydeki akrabalarını arayarak konuyu teyit ettiğini ardından da Hanak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne müracaat ettiğini söyledi. Yılmaz, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile konuşmalarını şöyle aktardı:

    “İlçe milli eğitim müdürünü aradık ‘olayı basına düşürmeden siz halledin ve bu çocukları geri gönderin’ dedik. Onlar da ‘Biz zorla almadık buraya’ dediler.”

    AİLELERİN EKONOMİK DURUMUNU KULLANIYORLAR

    Yılmaz, yaşanan duruma tepkilerini de şöyle dile getirdi:

    “Zorla almadınız ama rüşvetle aldınız. Onlara bir imkan verdiniz de aldınız. Yoksa bu çocuk evinden kalkacak 10 kilometre mesafedeki okula mı gider yoksa köyünün içindeki okula mı gider. Oradaki akranlarıyla mı okur yoksa hiç tanımadığı bilmediği köyün çocuklarıyla mı okur. Burada bir çapanoğlu var.”

    İmam hatibe gönderilen çocukların ailelerinin ekonomik durumlarının iyi olmadığını ekleyen Yılmaz, bu durumun Alevileri asimile etmek için hükümet tarafından kullanıldığını ifade etti. Yılmaz, ayrıca edindikleri bilgilere göre çocukların da imam hatip ortaokuluna gitmekten memnun olmadıklarını belirtti.

    CAMİ HOCASI ALEVİ ÇOCUKLARINI KUR’AN KURSUNA ÇAĞIRIYOR

    Köyde bulunan cami hocasının kapı kapı gezerek Alevi çocuklarını Kur’an kursuna çağırdığını belirten Yılmaz, Hanak Müftülüğü’nü arayarak köydeki hocayı şikayet ettiğini de söyledi. Yılmaz, “Bu Sünni geleneği de değil Emevi İslamını öğretmek. Bizim çocuklarımız imece usulüyle öğretilerimizi dedelerimiz, babalarımız, ailelerimizden alıyor zaten. Ayrıca biz bilime inanan insanlarız. Çocuklar belli bir yaşa geldikten sonra okuyarak da öğreniyorlar. Cemlerde öğreniyorlar.” dedi.

    “GELİN HAK MUHAMMED ALİ YOLUNDAN GİDELİM”

    Köydeki cemevi aktif hale gelince asimilasyon çalışmalarının da hızlandığına vurgu yapan Yılmaz, sözlerini duyarlılık çağrısı yaparak sonlandırdı:

    “Saskara köyünde yaşayan siyasiler, iş adamları, bilim adamları çünkü bizim 20’nin üzerinde öğretim üyemiz var, bunların içinde profesör düzeyinde 4-5 kişi var. Onların da sorumluluğu var. Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüz. O çocuklar bizim çocuklarımız. O çocukları kimse asimile etmemeli. Ederse benim vicdanım kanıyor da sizinki kanamıyor mu, sizde vicdan yok mu? Bu konuda herkesi duyarlılığa çağırıyoruz. Gelin Hak Muhammed Ali yolundan gidelim.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • HES şirketi Çat köylülerini dolandırdı, köylüler hala mağdur-VİDEO

    HES şirketi Çat köylülerini dolandırdı, köylüler hala mağdur-VİDEO

    PİRHA-Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı Türkmen Alevi köyü olan Çat Köyü’nde yapılan HES köylüleri mağdur etmeye devam ediyor. HES’in köyün mera alanına yapılması nedeniyle hayvanlarını otlatacak yer bulamayan köylülerin bir kısmı geçim sıkıntısı çekiyor. Sorunlarını ajansımız ile paylaşan köylüler köye geri dönüşler başlamışken tekrar göçlerin başladığını ifade ettiler. 

    Adını iki suyun birleşmesinden, çatışmasından alan Çat Köyü, Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı bir Türkmen Alevi köyü.

    2014 yılına kadar Aşağı Çat ve Yukarı Çat ismiyle iki mahalleden oluşan köy, 2014 yılında Aşağı Çat’a HES yapılınca aşağıda bulunan aileler Yukarı Çat’a taşındı. HES’in yapılmasının ardından köye ait mera yerinin azalması nedeniyle çoğu köylü artık hayvancılık yapamaz duruma geldi. Mağduriyetlerini PİRHA ile paylaşan köylüler, köye geri dönüşler başlamışken HES yapıldıktan sonra tekrar köyden göçlerin başladığını belirttiler.

    VERİLEN SÖZLER TUTULMADI

    HES’in yapılmasının ardından Aşağı Çat’ın adeta köstebek yuvasına döndüğünü kaydeden Çat Köyü’nün muhtarı Hamzayar Aktaş, kendilerine verilen hiçbir sözün tutulmadığını söyledi. Aktaş, “Neredeyse kendi yerlerimize bizi bırakmayacaklar şimdi. O duruma geldik yani. Dolandırıldık. Cemevimiz yapılacaktı, evlerimiz, yollarımız, mezarlıklarımızın etrafı yapılacaktı, 56 tane ev yapılacaktı. Hiçbiri yapılmadı. Yanı başımızdaki o sular, o güzellikler mahvoldu. Malzemeyi geri toparlamadılar, araziyi de batırdılar, berbat ettiler çevreyi, pislik içerisinde bıraktılar” dedi.

    HES’in yapıldığı yerde bulunan köyün eski mezarlığının da tahrip edildiğini ifade eden Hamzayar Aktaş, bu konu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Suç duyurusundan sonra mezarların önüne duvar örülerek kapatıldığını söyleyen Hamzayar Aktaş, şikayetlerinin savcılık tarafından çok kaile alınmadığını, savcının ‘Bunlar suç teşkil etmiyor’ diyerek takipsizlik kararını yazıp ellerine tutuşturduğunu vurguladı.

    “DOLANDIRILDIK, PERİŞAN OLDUK”

    HES çökeltim havuzunun aşağı tarafında kalan üç-beş tane evin öylece durduğunu ifade eden Hamzayar Aktaş, HES yapıldıktan sonra o evlerde yaşayan insanların başka yerleri olmadığı için İstanbul’a göç emek zorunda kaldıklarını belirtti. Bütün bunları en başından HES inşaatını yapan şirketle konuştuklarını söyleyen Hamzayar Aktaş, şunları kaydetti:

    “Aslında hepsini konuştuk, dedik ki ‘Biz hayvancılıkla geçiniyoruz. Burada Aşağı Çat’ta yaşayan insanlara herkesin hem evini hem ahırını yapacaksınız.’ Anlaşmalara riayet etmediler. O şirketin mümessil müdürü Muharrem Samurcu diye birisi dalaverecinin, dolandırıcının ta kendisi. Hem köyü dolandırdı, hem şirketi dolandırdı. İşçilerin bile paralarını yediler onunla bizim esi muhtar Yüksel Mete. Bütün köylünün arazi paralarını tek başlarına aldılar, mal mülk sahibi oldular, arazi sahibi oldular, ev sahibi oldular hiçbir şeyleri yokken. Biz de böyle dolandırıldık perişan olduk.”

    HES YÜZÜNDEN HAYVANCILIK YAPAMIYORLAR

    Köyün mera alanına yapılan HES yüzünden artık hayvancılık yapamaz duruma geldiklerine dikkat çeken Hamzayar Aktaş, komşu köylerin mera alanlarını kullanmalarına izin vermediklerini belirterek “Hayvancılık öldü. Yerimiz kalmadı. Yani üç beş tane hayvanımız var götürüp nerede otlatacağımızı bilmiyoruz. Şaştık kaldık. Çaresiz kaldık şu anda” dedi.

    “KİMSE HES’E KANMASIN”

    Kimsenin HES’e kanmaması gerektiğine vurgu yapan Hamzayar Aktaş, “Barajdır, şudur budur diye doğayı alt üst ediyorlar. Öyle tatlı giriyorlar, insanlara tatlı, şirin gözüküyorlar, işe başladıktan sonra kendi işlerini yapıyorlar, köylü mağdur osun, perişan olsun, aç kalsın, göç etsin gitsin, ne olursa olsun umurlarında değil” şeklinde konuştu.

    “YAPTIKLARI EVLER ARDAHAN’IN İKLİM KOŞULLARINA UYGUN DEĞİL”

    Köye geri dönüşler başlamışken HES yüzünden tekrar göçlerin başladığını ifade eden Hamzayar Aktaş, köylünün geçim sıkıntısı çektiğini de ekledi. Şu an inşaat halinde olan cemevini de HES’i yapan şirketin yapması konusunda anlaştıklarını ancak şirketin hiçbir sözünü tutmadığını belirten Hamzayar Aktaş, köyde birkaç kişiyle birlikte şirkete karşı dava açtıklarını ve mahkemenin hala devam ettiğini söyledi. Şirketin köylüye söz verip yaptığı evlerin de Ardahan’ın iklim koşullarına uygun olmadığını ifade eden Hamzayar Aktaş, “Yaptıkları evler yayla evleri gibi. Burası soğuk memleket. Kış oluyor, 6 ay karın altında. Bir türlü ısıtamıyoruz o evleri” dedi.

    “EVİMDEN SİLAH ZORUYLA ÇIKARDILAR”

    Köyde yaşayan 70 yaşındaki Rıza Akçay da şirketin kendisini jandarma zoruyla evinden attığını kaydetti. HES’in yapıldığı yerin kendisine ait olduğunu söyleyen Akçay, mağduriyetini şöyle dile getirdi:

    “Beni evimden silah zoruyla çıkardılar. Eşeğime varana kadar çıkardılar. Evdeki eşyalarımı tarumar ettiler. Elimi kelepçeleyip beni attılar arabanın içine. Ailemi de başka bir yere. Üç ay burada çadırda kaldım. Hayvanlarımı zorla çıkardılar içeriden. Evimden hiçbir eşya alamadım. İçeriye giriyorlar hepsini alıyorlar hiç haberim yok ki evimden neyimi aldılar neyimi almadılar. Bana yaptıkları ev de inşaat halinde. Yarım yaptılar. Şimdi inşaatta yatıyorum. Ne boya var, ne sıva var ne de kapı var. Hiçbir şey yok. Hayvanım da bitti. 6 tane hayvanım kaldı 30 hayvan gitti. Koyacak yer yoktu hayvanlarımın çoğunu sattım. Üç tane birine götürdüm, iki tane birine götürdüm dışarıda kaldı hayvanlarım. Körpe danalarım dışarıda kaldı suyun içinde, yağmurun altında. Neler çektim. Ahırımı ve evimin çatısını hayvan satarak kendim yaptım.”

    ZATEN AZ OLAN ARAZİ HES’TEN SONRA DAHA DA AZALMIŞ

    Yıllar önce köyden İzmir’e göç eden ve yazları tatil amaçlı köye gelen Mert Ali Aktaş ise HES’in yapıldığı dere kenarında yerleri olduğunu ancak şimdi HES yüzünden kullanamaz durumda olduklarını kaydetti. Zaten az olan arazinin HES yapıldıktan sonra daha da azaldığını belirten Mert Ali Aktaş, şirketin yapmaya söz verdiği evlerin arasında kendi evinin de olduğunu ancak sadece yüzde 70’inin yapıldığını söyledi. Mert Ali Aktaş, yetkililere de bu konuda duyarlı olmaları konusunda çağrıda bulundu.

    Suay ABAK/ARDAHAN