Etiket: Hanım Tosun

  • Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    PİRHA – Hanım Tosun’un hayatı, bir kaybın ardından durmadı; o kaybın peşine düşerek yeniden kuruldu. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen eşi Fehmi Tosun’un akıbetini sormak için çıktığı yolda, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri’nden biri oldu. Tosun, hem gözaltında kaybedilenlerin hesabını soruyor hem de çatışmalı sürecin yükünü taşıyan bir anne olarak barış talebini yineliyor.

    Kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreçte gözaltında kaybedilenlerin yakınları, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soruyor ve faillerin yargılanmasını talep ediyor.

    19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’daki evinin önünden kaçırılan Fehmi Tosun da, faili meçhul binlerce dosya gibi hâlâ aydınlatılmayı bekleyen kayıplar arasında yer alıyor.

    YAKILAN KÖY, GÖÇ VE GÖZALTINDA KAYBEDİLME

    Tosun ailesi, çatışmalı ortam nedeniyle hem yaşam alanlarını hem de yakınlarını kaybetti. 1993 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Lîcok Köyü’nde yaşayan aile, köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.

    Beş çocuk babası 35 yaşındaki Fehmi Tosun’un, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kaçırılması, ailenin yaşamında yeni bir kırılma yarattı. Köy yakmalar, göç, tutuklamalar ve ardından gelen gözaltında kaybedilme, Tosun ailesini uzun soluklu bir hak mücadelesinin öznesi haline getirdi.

    “GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEDİK”

    Hanım Tosun, eşinin kaybedilmesinin hemen ardından Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine dahil oldu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen 30 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmediklerini söyleyen Tosun, özellikle son bir yılın ağır hak ihlalleriyle geçtiğini belirtti.

    Barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Hanım Tosun, son bir yılda yaşananların önceki dönemlerden daha ağır olduğunu dile getirdi:

    “Barışı kim istemez ki? Eğer bu ülkede savaş ve çatışma olmasaydı, bu kadar insan neden gözaltına alınıp kaybedildi? 1995’te başladık, 1996 çok kötüydü; saldırıya uğradık, gözaltına alındık ama 2025, o yıllardan bile daha kötü geçti. O zamanlar gözaltına alındığımda çocuklarım beni televizyondan izliyordu. Şimdi ise çocuklarımla birlikte gözaltına alındım.”

    Tosun, gözaltı sırasında yaşananlara da dikkat çekti:

    “Kızımın ‘kollarım kırıldı’ diye bağırdığı o an kulaklarımdan hiç çıkmıyor. Yedi kelepçeyi üst üste takmaya çalıştılar. Kızımın ve oğlumun kemiklerini kırmaya çalıştılar. Buna birebir tanık oldum. Nasıl ‘iyi bir yıl geçirdik’ diyebilirim ki? Benim için en kötü yıldı.”

    “ÇOCUKLARIM BABALARINA AİT BİR İZ ARIYOR”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaşan Hanım Tosun, çocuklarının hâlâ babalarına ait bir mezar taşı dahi olmadığını söyledi:

    “Çocuklarım hâlâ babalarına ait bir şey arıyor. Bir mezarları bile yok. Yıllarca ben aradım, şimdi onlar arıyor. Ben bir Kürt kadınıyım. 1991’den bu yana bu mücadelenin içindeyim. Eşim, kardeşim ve köylülerimiz gözaltına alındı; 22 gün boyunca nerede olduklarını bilmiyorduk.”

    1993 yılında köylerinin yakıldığını hatırlatan Tosun, tüm yaşananlara rağmen barış talebini sürdürdüğünü vurguladı:

    “Her şeye rağmen barış diyoruz. Bundan sonra kimse gözaltında kaybedilmesin. Kimsenin çocuğu babasız, hiçbir ana evlatsız kalmasın. Dünyanın en güzel şeyi barıştır.”

    “BARIŞ OLURSA GALATASARAY’DAN VAZGEÇERİZ”

    Kürt kimliğine yönelik inkâr ve ayrımcı dile de dikkat çeken Tosun, kullanılan dilin terk edilmesi gerektiğini ifade etti:

    “Kürtlere ve Kürt liderlerine hâlâ ‘terörist’ deniliyor. Bu kelimelerin artık kaldırılmasını istiyoruz. Kürtler de bu ülkenin sahibidir ama hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz.”

    Cumartesi Anneleri açısından barışın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlayan Hanım Tosun, taleplerinin 30 yıldır değişmediğini söyledi:

    “Galatasaray’dan ancak gerçek bir barış olursa vazgeçeriz. Devlet arşivlerini açmalı, kayıpların kimler tarafından ve neden kaybedildiğini açıklamalı. Mezar yerleri gösterilmeli, failler yargılanmalı ve devlet özür dilemeli.”

    Tosun, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Biz katilleri affedemeyiz. Beş çocuğum baba sevgisinden mahrum kaldı. Devletin çocuklarıma bir baba borcu var. O eksik yan geri gelmez ama barış olursa belki yaralarımız biraz iyileşir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Hala sokak ortasında gazeteciler katlediliyor, hukuk yok!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hala sokak ortasında gazeteciler katlediliyor, hukuk yok!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1073. Hafta eyleminde 19 Ekim 1995’te kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir dosyasını gündeme getirdi. Hanım Tosun, konuşmasında “Ülkeyi yönetenlerden bazıları ‘bu hikayi dinlerden etkilendim’ diyor. Eğer etkilenseydiniz adalet adımı atardınız. Hala sokak ortasında bir gazeteci dövülerek öldürülebiliyorsa bu ülkede ne adalet ne de hukuk yoktur” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak adına 1073. hafta eylemi için yine Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    Ellerinde karanfillerle alana gelen Cumartesi İnsanları, bu hafta gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu.

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Özlem Zıngıl okudu.

    “DELİLLER TOPLANMADI, SORUMLULAR AÇIKLANMADI”

    “Fehmi Tosun nerede?” sorusunun 30 yıldır cevapsız bırakıldığını söyleyen Zıngıl, şu açıklamayı yaptı:

    “Dosyalar, hiçbir esaslı işlem yapılmaksızın zamanaşımına sürükleniyor. Yargı, ihlali ortadan kaldıracak adımları atmıyor. Böylece kaybedilenlerin akıbeti hâlâ bilinmiyor, failler ise cezasızlık zırhıyla korunuyor. Bu durum, hem adalet duygusunu yok ediyor hem de ailelerin yaralarının sarılmasını engelliyor. Gözaltında kaybedilmelerle ilgili hakikatin inkâr edilmesi ve suçların cezasız bırakılması, kayıp yakınlarında derin travmalar yaratan bir devlet şiddeti olarak sürüyor.

    1073.haftamızda, inkârın, cezasızlığın ve şiddetin gölgesinde, üç kuşaktır hakikat ve adalet mücadelesi yürüten Tosun Ailesi ile birlikte soruyoruz: Fehmi Tosun nerede?

    35 yaşında, beş çocuk babası Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995 sabahı, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte Avcılar’daki evinde kahvaltı etti. Kahvaltıdan sonra iki arkadaş birlikte evden ayrıldılar. Aynı günün akşamında, silahlı, telsizli, sivil giyimli üç kişi, 34 UD 597 plakalı beyaz bir Renault araçla Fehmi Tosun’u evinin önüne getirdi. Eşi ve çocuklarını görünce , ‘Beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar yanına koştu, ama Fehmi zorla araca bindirilerek götürüldü. Hanım Tosun hemen Avcılar Karakolu’na giderek eşinin kaçırıldığını bildirdi. Aracın plakasını verdi, müdahale edilmesini istedi. Ancak polisler, plakayı kontrol ettikten ve bazı telefon görüşmeleri yaptıktan sonra, ‘Bizim yapacağımız bir şey yok.’ diyerek hiçbir işlem yapmadı.

    Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, tüm yasal yollara başvurdu ve olayı kamuoyuna taşıdı. Ancak Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı inkâr edildi. Ve o günden sonra, ne Fehmi’den ne de birlikte evden çıktığı Hüseyin Aydemir’den bir daha haber alınamadı. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada şöyle dedi:

    “Hükümetimiz, Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir.”

    Fehmi Tosun’un yaşam hakkının ihlalindeki devletin sorumluluğunu AİHM’de kabul etmesine rağmen, iktidar bu dosyada etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmedi. Zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilen dosya kapatıldı. Takipsizlik kararlarına yapılan itirazlar reddedildi. Aile, tüm iç hukuk yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvurudan da sonuç alamadı.

    Sonuçta, Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedilmesini açığa çıkaracak hiçbir adım atılmadı. Deliller toplanmadı, sorumlular tespit edilmedi. Dosya, bilinçli biçimde zamanaşımına sürüklendi.

    Bugün bir kez daha adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Artık yeter! İnkâra ve cezasızlığa son verin. Evrensel insan hakları hukukundan doğan yükümlülüklerinizi yerine getirin. Fehmi Tosun dosyasında adaleti sağlayın.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “SİZ DE BU KAYIPLARDAN BİRİ OLABİLİRDİNİZ!”

    Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise konuşmasında şunlara dikkat çekti:

    “30 sene önce burada mücadeleye başladım. Mücadeleye başlarken de şunu söyledim; ‘Eşimin geri gelmeyeceğini bilmiyorum ama bir daha kimse gözaltında kaybolmasın diye buradayım’. Eğer bu ülkede demokrasiden, hukuktan bahsediliyorsa önce yollarını Galatasaray’dan çevirsinler. İnsanlar buradan gelip geçerken bizlere bakıp gezmelere gidiyorlar! ‘Bu insanlar neden buradalar?’ diye sormuyorlar bile. Şunu biliyoruz ki dünyaya sesimizi duyurmasaydık rğer siz de bu kayıplardan birisi olabilirdiniz. bir daha kimse bizim gibi acı çekmesin, göz altındaydı ailesini kaybetmesin. Ama maalesef ülkeyi yönetenler sağırdır, kördür. Ülkeyi yönetenlerden bazıları ‘bu hikayi dinlerden etkilendim’ diyor. Hayır, etkilenmediniz. Eğer etkilenseydiniz, kendinizi o insanların yerine koysaydınız adalet adımı atardınız. Hala sokak ortasında bir gazeteci dövülerek öldürülebiliyorsa bu ülkede ne adalet ne de  hukuk yoktur. Benim şu an bu hükümetten hiçbir umudum yok ama şunu onlara söylüyorum; vazgeçmeyeceğiz.”

    “BEYAZ TOROSLARIN KAPTAN ŞOFÖRLERİ DE VAR!”

    Fehmi Tosun dosyasının “Tam bir beyaz Toros dosyası” olduğunu söyleyen Avukat Eren Keskin ise şu konuşmayı yaptı:

    “Gerçekleri ortaya çıkarmayan her dönemin iktidarı, aynı dosyanın altına imza atıyor. ‘Beyaz Toroslar dönemi kötüydü’ demek yetmiyor, onların ‘Kaptan şoförleri’ var. Onlar halen aramızda. Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve daha birçok isim… Çok tanık var ama savcı dinlemedi. Siz eğer kontra güçlerin özel hayatını koruyorsanız zaten bu suça ortaksınız. Yargı, bu tür dosyaların daima örtüsü oldu.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 1044’üncü buluşmasında Ali Karagöz’ün akıbeti soruldu. Kayıp yakınları bayramda mezara gideceklerine Galatasaray Meydanı’na geldiklerini vurgulayarak, “Bize de bir mezar taşı gösterin, bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” dedi.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1044’üncüsünü gerçekleştirdi. Karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bu hafta 1993 yılında Cizre’de katledilen Ali Karagöz‘ün faillerin yargılanmasını istedi.

    Burada yapılan basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.

    “KARAGÖZ’ÜN AKIBETİNİ SORAN EŞİNE ÖLÜM TEHDİDİ”

    Setenay Yarıcı, 27 Aralık 1993 sabahında askerlerin ve Kamil Atak’a bağlı korucuların Ali Karagöz’ün evine baskın düzenleyerek gözaltına alındığını, ardından da kendisinden haber alınamadığını belirtti. Setenay Yarıcı, Ali Karagöz’ün kaybedilmesine ilişkin şunları aktardı:

    “Ayşe Karagöz, eşini zorla götüren askerlerin peşinden gitti. Bir süre sonra yolda Şevkiye Aslan ile karşılaştı. Şevkiye, eşi İskan Aslan’ın da gözaltına alındığını ve Ali Karagözle ellerinden birbirlerine bağlanarak korucubaşı Kamil Atak’ ve Kukel Atak’ın evinin altındaki bodruma götürüldüklerini söyledi. Ayşe Karagöz, eşinin serbest bırakılmasını talep etmek için Atak’ların evine gitti ancak ‘eşini sormaya devam ederse kendisinin de öldürüleceği’ tehdidiyle karşılaştı. Bunun üzerine savcılığa dilekçe ile başvurdu ve eşinin bulunmasını talep etti. Ayşe Karagöz daha sonra savcılığa verdiği dilekçeyle ilgili gelişme olup olmadığını sorduğunda dilekçesinin işleme konmadığını öğrendi. Eşini aramaya devam eden Ayşe Karagöz, sürekli tehdit edildi, hiçbir bilgiye ulaşamadı.

    2009 yılında Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade veren korucu Mehmet Nuri Binzet, Kamil ve Kukel Atak’a ait Cudi mahallesinde bulunan evin bodrum katlarında nezarethane olarak kullanılan odalar bulunduğunu, buraya getirilen kişilerin Cemal Temizöz’ ün bilgisi dahilinde sorgulandıktan sonra infaz edildiklerini anlattı. Ayşe Karagöz, 18 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar başvurdu. 2009/435 soruşturma numarasıyla ifadesi alındı ancak bu güne kadar etkili bir soruşturma yürütülmedi. Ali Karagöz’ün akıbeti karanlıkta bırakıldı, bilinen failleri cezasızlıkla korundu. Kaç yıl geçerse geçsin, Ali Karagöz ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BURAYI MEZAR BİLDİK”

    Burada yapılan konuşmalarda kayıp yakınları arife gününde diğer insanlar gibi sevdiklerinin mezarını ziyaret etmek istediklerini, kayıplarının bulunmasını söylediler. Kayıp yakınlarından Hanife Yıldız, “30 yıldır buradayız, 59 bayram geçti kaybedilen insanların mezarı olmadığı için burayı mezar olarak bildik ve buraya geliyoruz. Ama yalnızca kendimiz için burada değiliz. Son zamanlarda adalet isteyen yurttaşlar ağır müdahalelere uğruyor. İşkenceci polislere sesleniyorum; şiddet uyguladığınız çocukların ailelerinden aldığınız paralarla geçiniyorsunuz. Öfkenizi asıl sorumlulara yöneltmelisiniz. Bugün Maltepe’de yapılan mitingi de selamlıyoruz” dedi.

    Ardından konuşan bir diğer kayıp yakını İkbal Eren, 89 bayramdır eksik hissettiklerini dile getirerek, “Sevgimiz yarım, duygularımız eksik çünkü sevdiklerimize sarılamıyoruz. Onlara sarılamadığımız gibi mezarları bile yok. Bu mekan özellikle bayramlarda sevdiklerimizin fotoğraflarına sarıldığımız bir mekan ama bunu da bize çok gördüler. 7 yıl boyunca burayı bize yasakladılar. Galatasaray meydanını görün artık, kayıplarımızın akıbetini açıklayın ve bize teslim edin artık” ifadelerini kullandı.

    Son olarak konuşan kayıp yakını Hanım Tosun ise “Herkes mezarlığa koşuyor ama biz maalesef Galatasaray Meydanı’na geliyoruz. Burası bizim için çok önemli çünkü gidecek bir mezarımız yok. Kayıplarımızın nerede olduğunu bilmiyoruz o nedenle nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Bu güzel insanların hiçbir suçu yoktu. Yargısız infaz ve işkence yaptılar. Yarın bayram herkes sevdiklerinin yerine gidecek ama dönüp bir de Galatasaray’a bakın. Bize de bir mezar taşı gösterin bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından kayıplar için karanfiller bariyerlerin ardındaki anıta atıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Gözaltında kaybetme suçu, topluma korku salma yöntemi olarak uygulandı’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetme suçu, topluma korku salma yöntemi olarak uygulandı’-VİDEO

    PİRHA-Kayıplar haftası nedeniyle bir açıklama yapan Cumartesi Anneleri ve İHD İstanbul Şubesi, “Türkiye’de de gözaltında kaybetme suçu topluma korku salma ve muhalifleri susturma yöntemi olarak yaygın bir biçimde uygulandı. İnsanlık onurunu hedef alan gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesi yürütmekten asla vazgeçmeyeceğiz!” ifadelerini kullandı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 1995’ten itibaren her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasındaki dönemi “Kayıplar Haftası” olarak anıyor. İHD İstanbul Şubesi’nde konuya ilişkin bir açıklama yapıldı. Açıklamaya İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri ile kayıp yakınları Zübeyde Tepe, Ayşe Tepe, Hanife Yıldız, Hanım Tosun ve Ali Tosun katıldı.

    “GÖZALTINDA KAYBETME TOPLUMA KORKU SALMA YÖNTEMİ OLARAK KULLANILDI”

    İHD İstanbul Şubesi ve Cumartesi Anneleri adına ortak basın açıklamasını ise Zübeyde Tepe okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Her yıl olduğu gibi bu yıl da “17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” kapsamında düzenlediğimiz hafta etkinlikleri ile; uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan gözaltında kaybetme suçuna, bu suçun işlenmesine imkan  yaratan cezasızlık politikalarına, inkar edilen gerçeklere ve bu insanlığa karşı suçla mücadelenin önemine dikkat çekecek, hakikat ve adalet talebimizin karşılanmasını isteyeceğiz.  Arjantin’den Şili’ye, Kolombiya’dan Pakistan’a, Filistin’den Kıbrıs’a birçok ülkede bir baskı, sindirme ve cezalandırma yöntemi olarak karşımıza çıkan “gözaltında kaybetme” insanlığa karşı suç niteliğinde olup, insan haklarının ve temel özgürlüklerin ağır ve açık ihlalidir. Uluslararası hukuka göre tüm devletler gözaltında kaybetme suçunun sorumlularını istisnasız biçimde soruşturma, yargılama ve yaptırıma tabi tutma yükümlülüğü altındadırlar.

    Türkiye’de de gözaltında kaybetme suçu topluma korku salma ve muhalifleri susturma yöntemi olarak yaygın bir biçimde uygulandı. Yüzlerce insan evlerinden, işyerlerinden, kafelerden, otobüs duraklarından, otobüslerden, otomobillerinden gözaltına alındılar ve bir daha geri dönemediler. Akıbetleri ailelerinden dahi gizlendi, hakikat karartıldı. Yüzlerce insan gözaltında kaybedilmesine rağmen bu suç yok sayıldı ve iddialar derin bir suskunlukla karşılandı. Gözaltında kaybetme suçu adalet sistemi eliyle cezasız bırakıldı. Diğer ağır hak ihlallerinde olduğu gibi gözaltında kaybetmelerde de hakikatin açığa çıkartılması ve adaletin sağlanmasına yönelik politikalar hayata geçirilmedi. Aksine AİHM’in de işaret ettiği gibi Türkiye’de cezasızlık, bilinçli ve sistemli bir devlet politikası olarak uygulandı.

    “GÖRÜYORUZ, BİLİYORUZ, TANIKLIK EDİYORUZ”

    Hiç şüphe yok ki gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının iş birliği ile örtbas edildi. Bu yüzden bu suç yaygın ve sistematik biçimde işlenebildi ve sonuçsuz/ cezasız bırakılarak işlenmeye devam etti. Nitekim 1915 yılından bu yana, bu topraklarda yaşanan gözaltında kaybetme pratiğine dair hiçbir iktidar yüzleşme ve hesaplaşma iradesi göstermedi. İnkar ve cezasızlık politikaları iktidarlar değişse de devam ettirildi. Derneğimize yapılan başvurular; 2016 OHAL ilanı sonrasında kaçırılma, alıkonulma ve gözaltında kayıp iddialarının dikkat çekici bir şekilde arttığını gösterdi. Sadece OHAL süresince en az 32 kişi gözaltında kaybedilme girişimine maruz kaldı. Sonrasında 26’sı bulunurken, Yusuf Bilge Tunç’tan halen bir haber alınamadı.

    2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemal Kaşıkçı’nın kaybedilmesi ile ilgili failler bulunmazken, dava fail durumundaki Suudi Arabistan’a devredildi. Gözaltında kaybedildiği TBMM Raporu ile itiraf edilen Cemil Kırbayır dosyası; delillere, belgelere, tanıklara rağmen zamanaşımıyla kapatıldı. Hatırlanacağı üzere; 699 hafta boyunca gerçekleştirilen Cumartesi buluşmaları 700. Haftasında 25 Ağustos 2018 ve devamında  Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Anayasa Mahkemesi’nin Maside Ocak Kışlakçı, Aydın Aydoğan ve Gülseren Yoleri başvuruları üzerine verdiği kararları ile Kaymakamlık yasaklarının hukuka aykırı olduğu tespit edildiği halde yasak uygulaması sürdürüldü ve cumartesi insanları halen her hafta gözaltına alınıyorlar.

    Bu ağır baskı ve hukuka aykırı müdahale koşullarında, kayıp yakınları ve hak savunucuları olarak 28 yıldır; “Görüyoruz, biliyoruz, tanıklık ediyoruz” diyerek, gözaltında kaybetmeler gerçeğini yüksek sesle duyurmaya, kamuoyunun gündemine taşımaya çalışıyoruz. Cezasızlığı ve adaletsizliği aşmak, hakikate ulaşmak için mücadele etmenin bir yurttaşlık görevi olduğuna dikkat çekiyoruz. Gözaltında kayıp vakalarının yeniden gündeme gelmesi ve adalet arayışımızın bastırılmaya çalışılması karşısında, mücadelenin daha etkin sürdürülmesinin bir zorunluluk olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız ve  bu kez de Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesi ile insanım diyen herkesi mücadeleye omuz vermeye çağırıyor, bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz:

    “CEZASIZLIK POLİTİKASINA SON VERİN”

    • Hakikat ve adalet talebimizin gereğini yerine getirin. Kayıplarımızın akıbetini açıklayın, cezasızlık politikasına son verin, kayıp dosyalarında etkin soruşturma yürütün, failleri cezalandırın.
    • Devletlere, Zorla kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma, gözaltında kaybetmelerin önlenmesi ve geçmişte yaşanan kaybetmelere dair hakikat ve adalete erişimin sağlanması sorumluluğu getiren, BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın ve uygulayın.
    • Beş yıla yakın bir süredir hiçbir hukuki dayanağı olmadan bize ve tüm topluma kapattığınız Galatasaray’daki yasağı derhal sonlandırın, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayın.
    • Kayıp yakınları ve hak savunucularına yönelik polis şiddetine ve yargı tacizine son verin.

    İnsanlık onurunu hedef alan gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesi yürütmekten asla vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 916. hafta açıklamasında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu. Dava avukatlarından Eren Keskin dosyaya ilişkin “Deliller var olmasına rağmen değerlendirilmemiş olması zorla kaybetme olaylarında hukukun bir kılıf olarak kullanılması ve hukukun araç olarak kullanılan bir devlet suçu olduğu ortadadır” ifadelerini kullandı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması amacıyla sürdürdükleri eylemlerinin 916. haftasında Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından yapılan açıklamaya Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ile dava avukatlarından Eren Keskin de katıldı.

    “CEZASIZLIK SONUCU KAYIPLARIMIZA VE ADALETE ULAŞAMIYORUZ”

    İHD İstanbul Şubesi’nden Leman Yurtsever‘in okuduğu açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Türkiye’de yüzlerce insan gözaltında kaybedilmesine rağmen, bu insanlığa karşı suç, yönetenler tarafından yok sayılmaya devam ediliyor. Zorla kaybetme suçunda sistematikleştirilen cezasızlık uygulaması sonucu, kayıplarımıza ve adalete ulaşamıyoruz. Kayıp yakınlarının “sevdiklerimizin biz öldükten sonra bulunmasını istemiyoruz” haykırışı ise 916 haftadır karşılık bulmuyor. Devletin kayıpları bulmama ve sorumluları cezalandırmama geleneği yüzünden, bir babamız daha son nefesini evladının adıyla verdi.

    916. haftamızda; geçtiğimiz günlerde 27 yıllık arayışını bize miras bırakarak aramızdan ayrılan Selahattin Aydemir’in
    bıraktığı yerden, ‘Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun’u unutmadık’ diyerek kamuoyu karşısındayız. 35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun ve 34 yaşındaki 6 çocuk babası Hüseyin Aydemir Liceliydiler. Yaşadıkları ağır baskılar nedeniyle Lice’yi terk ederek aileleriyle birlikte İstanbul’a taşınmak zorunda kaldılar. 19 Ekim 1995 sabahı Fehmi Tosun ve arkadaşı Hüseyin Aydemir, birlikte kahvaltı ettikten sonra Tosun ailesinin Avcılar’daki evinden çıktılar.

    “AİLE TÜM YASAL YOLLARA BAŞVURDU”

    Fehmi Tosun; akşam saatlerinde, silahlı ve telsizli sivil polisler tarafından, 34 UD 597 plakalı beyaz Toros bir araçla evinin önüne getirildi. Kendisini gören eşi ve çocuklarına “Gözaltına alındım, beni öldürecekler!” diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca, zorla araca bindirilerek evinin önünden götürüldü. Olaya çevredeki komşular da tanık oldu. Hemen Avcılar Karakolu’na giden Hanım Tosun olanları anlattı, aracın plakasını verdi ve duruma müdahale edilmesini istedi. Plakayı kontrol eden ve telefonla görüşmeler yapan görevliler “Bizim yapacağımız bir şey yok” dedi.
    Hüseyin Aydemir’in İstanbul Aksaray’da sivil polisler tarafından gözaltına alındığını öğrenen Aydemir Ailesi de, tüm yasal yollara başvurdu.

    Her yerde oğullarını arayan aile, Hüseyin’in polisler tarafından Ankara’ya götürüldüğü, Ankara emniyetindeyken de askeri yetkililerce teslim alındığı bilgisine ulaştı. Tosun ve Aydemir Aileleri tüm yasal yollara başvurdu, ancak Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi. İç hukuktan sonuç alınamayınca, dava Hanım Tosun tarafından AİHM’e taşındı. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada; “Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2.
    maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir.” dedi ve yaşam hakkı ihlallerinde gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etti.

    “İKTİDARI, GEREKLİ ADIMLARI ATMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Zamanaşımı nedeniyle takipsizlik kararı verilen Fehmi Tosun dosyası, İHD avukatı Eren Keskin tarafından Anayasa
    Mahkemesi’ne taşındı. Hükümetin taahhüdüne rağmen cezasızlık geleneğini bozmayan Anayasa Mahkemesi de zamanaşımı gerekçesiyle dosyayı kapattı. Aile, Fehmi Tosun’un götürüldüğü aracın araştırılması ve tanıkların dinlenerek yeniden soruşturma yapılması talebiyle 31 Mayıs 2022 tarihinde Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedildiğini uluslararası mahkeme önünde kabul eden AKP hükümetini, verdiği taahhüdü yerine getirmeye ve bir an önce gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.

    Gözaltında kaybedilişlerinin 27. yılında; adli mercileri, Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltında kaybedilmesiyle işlenen suça ortak olmaktan vazgeçerek, etkin soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütmeye çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 217 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “ORTADA, HUKUKUN ARAÇ OLARAK KULLANILDIĞI BİR DEVLET SUÇU VAR”

    Okunan açıklamanın ardından söz alan Hanım Tosun ise “Devlet yetkililerine sesleniyoruz. Bir an önce Galatasaray Meydanı’nı açın. Galatasaray Meydanı’nı kapatmak, ağzımızı kapatmak değil. Son kayıp bulunana, devlet hesap verene kadar ne olursa olsun kayıplarımızı aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Av. Eren Keskin ise şunları söyledi:

    “Türkiye’deki zorla kaybetme dosyalarında 20 yılda hiçbir delil toplanmadan bütün dosyalar zaman aşımına düşürülüyor. Fehmi Tosun dosyasında aile bütün delilleri en başında savcılığa sunmuş. Tosun’un kaçırıldığı aracın plakası elimizde. Yeniden Küçükçekmece Savcılığına başvurduk. Savcıların yapacağı aslında çok basit bir şey. Söz konusu olay tarihinde bu aracın kime ait olduğunu sormak. Ama aylar geçmesine rağmen hala bir sonuç alamadık. Deliller var olmasına rağmen değerlendirilmemiş olması zorla kaybetme olaylarında hukukun bir kılıf olarak kullanılması ve bunun sistematik olması, sadece gözaltına alan polisleri değil soruşturmayan savcıların, dava açılsa bile karar vermeyen mahkemelerin hepsinin sistematik olduğu yani bunun çok açıkça hukukun araç olarak kullanılan bir devlet suçu olduğu ortadadır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma amaçlıydı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma amaçlıydı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 910. hafta buluşmasında Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isterken darp edilerek gözaltına alınmalarına tepki gösterdi. Açıklama yapılmasını engelleyenler hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirten Cumartesi Anneleri, “10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma ve gözdağı vermeyi amaçlıyordu” dedi. 

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerin 910. haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde açıklama yaptı. Bu haftaki buluşmada, 30 Ağustos Salı günü İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isterken darp edilerek gözaltına alınmaları protesto edildi. Açıklamaya, kayıp yakınları Maside Ocak, Hanım Tosun, Hanife Yıldız, Ali Ocak, Hasan Karakoç ile Avukat Ahmet Cihan katıldı.

    “İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ ADETA GÖVDE GÖSTERİSİ YAPTI”

    “Ne Kayıplar Mücadelesinden Ne De Haklarımızdan Vazgeçmeyeceğiz!” başlıklı 910. hafta açıklamasını Maside Ocak okurken, 30 Ağustos günü Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı önünde yaşanan polis müdahalesine değindi. Ocak şunları söyledi:

    “BM tarafından 21 Aralık 2010 tarihinde ilan edilen 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü nedeniyle kayıplar sorununa dikkat çekmek amacıyla dünyanın dört bir yanında etkinlikler düzenleniyor. Zorla kaybetmelerin sorumlularının yargılanması için devletlere çağrılar yapılıyor. Biz de kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak bu kapsamda 30 Ağustos günü Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı önünde bir basın açıklaması yapmak, ardından da kimsesiz mezarlara karanfil bırakmak istedik. Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nı seçme nedenimiz 1995 yılında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un işkence izleri taşıyan bedenlerine aylar sonra burada ulaşmış olmamızdı. 90’lı yıllarda İstanbul’da gözaltında kaybedilenlerin tıpkı Hasan ve Rıdvan gibi “kimliği meçhul” kişi olarak Altınşehir’e defnedilmiş olma ihtimalleriydi.

    30 Ağustos sabah saatlerinde gittiğimiz Altınşehir’de tüm bölgeyi kapsayan polis ablukası vardı. Ağır silahlı bir polis ordusu, çok sayıda toma, gözaltı aracı bize basın açıklaması yaptırmamak üzere konuşlandırılmışlardı. Bu orantısız güç yığılması ile ellerinde yalnızca karanfil bulunan kayıp yakınlarına ve hak savunucularına karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü adeta gövde gösterisi yapmıştı. Mezarlık girişine yöneldiğimizde, bizleri bir polis ordusu karşıladı ve ablukaya aldı. Kayıp yakınlarına müdahale eden kolluk güçlerinin başında, daha önce çok sayıda barışçıl gösteri hakkı kullanımı sırasında provokatif tavırları ve görev sınırlarını aşan müdahaleleriyle bilinen İstanbul Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin bulunuyordu. Hanifi Zengin, Kaymakamlık tarafından etkinliğimizin yasaklandığını söyledi ve açıklamaya izin vermeyeceklerini belirtti.”

    “10 SAAT SÜREN HUKUKSUZ GÖZALTI YILDIRMA AMAÇLIYDI”

    Ocak, gözaltına alındıktan sonra yaşananları ise şöyle anlattı:

    “Yapılan müzakere sonuç vermeyince; içimizde yaşlı, açık kalp ameliyatlı, yüksek tansiyon hastası, geçirdikleri operasyonlar nedeniyle kol ve omuzları sargılı arkadaşlarımızın da bulunduğunu, gaz ve şiddete maruz kalınması durumunda ağır sonuçlar doğabileceğini değerlendirerek açıklamamızı başka bir yerde yapmak üzere dağılmaya karar verdik. Dağılma kararımızı kendisine açıkladığımız halde, Hanifi Zengin keyfi olarak gözaltı kararı verdi. Ayrıca basın mensupları polis tarafından olay yerinden zorla uzaklaştırıldığı için polis rahatça bir yandan “dağılın” anonsu yaparken bir yandan da ablukayı kaldırmayarak dağılmamızı engelledi. Dağılması engellenen 14 kişi  “Niye dağılmadınız” suçlamasıyla kelepçelenerek gözaltına alınıp, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’ye götürüldük.

    Bu arada ailelerimize ve avukatlarımıza ulaşma hakkımız engellendi. Hukuki destek vermek üzere Emniyet Müdürlüğü’ne gelen avukatlarımızdan ikisi “fazla avukat var” denilerek ifadeye alınmadı. İfadeler alındıktan sonra bizlere ve avukatlarımıza  “hastane kontrolünden sonra serbest bırakılma kararı var” dendi ancak, hastaneye götürülmek üzere bindirildiğimiz ve dışarıdaki yoğun sıcağa rağmen iklimlendirme imkânı olmayan araçta iki saat tutulduk ve bu arada hiçbir açıklama yapılmadı. Biz emniyet bahçesinde araç içinde, avukatlarımız ve ailelerimiz dışarıda serbest bırakılacağımızı beklerken, iki saat sonra üst araması için tekrar emniyete götürüleceğimiz söylendi ve araçtan indirilerek emniyet binasına geri götürüldük. Rutin gözaltı işlemleri yapılarak hiçbir açıklama yapılmadan nezarete konulduk. Bu hukuksuz gözaltı İHD’nin, siyasi partilerin, milletvekillerin girişimleri sonucunda saat 22.00’de son buldu. Tam 10 saat boyunca süren bu hukuksuz gözaltı hiç şüphe yok ki yıldırma ve gözdağı vermeyi amaçlıyordu.”

    “ANAYASAL HAKKIMIZ ENGELLENDİ”

    Anayasal haklarının engellendiğini belirten Ocak, müdahaleye ilişkin suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti. Ocak, “30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde basın açıklamamızı yasaklama kararı veren Küçükçekmece Kaymakamlığı, basın açıklaması yapmamızı şiddet yoluyla engelleyen kolluk güçleri ve ortada bir suç yokken iki kez gözaltı kararı veren Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı görevlerinin gereklerine aykırı davranarak hukuka aykırı işlem tesis etti ve görevlerini kötüye kullandı. Toplantı ve gösteri hakkının kullanımını sağlamak ve kolaylaştırmak devletin yükümlülüğüdür. Kamu görevlilerinin başlıca görevi bu hakkın güvenli bir şekilde kullanılması için gerekli önlemleri almak ve görevlerini insan hakları yaklaşımı içinde yapmaktır. Ancak bizim Anayasal hakkımızı kullanmamız, Küçükçekmece Kaymakamlığı, İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü ve Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı tarafından engellendi. Bu yüzden yasal haklarımızı kullanarak haklarında suç duyurusunda bulunacağız. Gözaltında kaybedilenlerin yakınlarını susturmak isteyen iktidara sesleniyoruz: Anayasal hakkını kullananların engellenmesi, gözaltına alınması hukuku ve Anayasa’yı yok saymaktır. Ülkeyi anayasasızlaştırmak suçtur” diye konuştu.

    “YAŞANAN GERÇEKLERİ ORTADAN KALDIRMAYA GÜÇLERİ YETMEYECEK”

    Açıklamaya katılan kayıp yakınları da polis müdahalesine tepki gösterdi. Hanım Tosun, Diyarbakır’daki sokağa çıkma yasakları sırasında ölen oğlunun kemiklerinin 7 yıl sonra bir kutu içerisinde babası Ali Rıza Arslan’a verilmesini hatırlatırken, “Biz seneye yine orada olacağız. Biraz utansınlar. Kayıplarımızın kemiklerini kargo ile ailelere gönderdiler yıllar önce. Kargodaki kemikleri bile kaybettiler. Demek ki o kadar korkuyorlar mücadelemizden, kemiklerimizden. Kimsesizler mezarlığına bir çiçek bırakmak istedik. O çiçekten de korkuyorlar. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Kayıplarımızı aramaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Hanife Yıldız ise “Ben evladımı devlete teslim ederken, başına bir şey gelmesin diye götürdüm oraya. Ama ne yazık ki onu yaşatmadılar. Yaşam hakkını elinden aldılar. Mezar hakkını da vermediler. Cumhurbaşkanının 2011 yılında Berfo Ana’ya verdiği sözü tutmasını isterdim. Ama sokaklar, eylem alanımız yasak edildi. Ancak mezar ziyaretinin yasak edilmesini de ancak AKP’de gördüm” ifadelerini kullandı. Hasan Karakoç ise “Kayıp yakınlarının içinde ne acıdır ki en şanslı ailelerden birisiyiz. Çünkü bizim çiçek koyup, ziyaret edebileceğimiz bir mezarımız var. Binlerce insan bu haktan mahrum bırakıldı. Yakınlarının kemiklerine hasret yaşadılar” diye konuştu.

    Ali Ocak “Belki susturabilir, ortadan kaldırabilirler bizi. Ama yaşanan gerçekleri ortadan kaldırmaya güçleri yetmeyecektir” derken; kayıp yakını ve Avukat Ahmet Cihan da “Düşman hukukunu uygulayan bir zihniyetin ürünüdür. Saat 22.00’ye kadar müvekkillerimin gerekçesiz ve hukuka aykırı bir şekilde hürriyetleri tahdit edilmiştir. 700. hafta ile beraber başlayan yasak, “Artık kıpırdayamazsınız” denilen noktaya gelmiştir” şeklinde konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >İHD’nin basın açıklamasına polis engeli: 13 kişi gözaltına alındı-VİDEO
    >Gözaltına alınan 13 insan hakları savunucusu serbest
    >Serbest bırakılan 13 insan hakları savunucusu, yeniden gözaltına alındı

  • Cumartesi Anneleri 865. Hafta eyleminde Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 865. Hafta eyleminde Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi annelerinin, 865. Hafta eyleminde bir kez daha gözaltında kaybedilen insanların akıbeti soruldu. Yapılan basın açıklamasında, 1995’te evinden kaçırılan Fehmi Tosun’a işaret edilerek “AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı, ardından onun gözaltında kaybedildiğini inkar etmeye devam etti” denildi.

    Cumartesi Annelerinin, faili meçhul olaylara dikkat çekmek amacıyla bir kez daha basın açıklaması yaptı. 865. Hafta eylemi, pandemi koşulları sebebiyle online gerçekleşti.

    “KAYIPLARIMIZI İSTİYORUZ”

    865. Hafta eyleminde 1995 yılında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu. “Fehmi Tosun için adalet istiyoruz” başlıklı basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Aylin Tekiner okudu. Tekiner, AKP iktidarının, Tosun’un gözaltında kaybedildiğini inkar ettiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun İstanbul/ Avcılar’da yaşıyordu. 19 Ekim 1995 sabahı evine gelen arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kahvaltı ettiler. Kahvaltı sonrası evden birlikte çıktılar. İki arkadaş bir daha ailelerine geri dönemediler.

    Akşam saatlerinde silahlı, telsizli, sivil giysili üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı beyaz Renault araçla evinin önüne getirildi. Bu kişilerle evin bahçesine doğru ilerlerken kendisini gören eşi ve çocuklarına ‘Beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca zorla araca bindirilerek götürüldü. Olaya mahalleliler de tanık oldu.

    Eşi Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, yasal yollara başvurdu, olayı hükümetin ilgili birimlerine ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Ancak Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı devletin tüm kademelerince inkar edildi ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

    AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı, ardından onun gözaltında kaybedildiğini inkar etmeye devam etti.

    865. haftamızda Tosun Ailesi ile birlikte ‘Fehmi Tosun dosyasında hakikatin ve adaletin sağlanması için kuşaktan kuşağa aktararak sürdürdüğümüz mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!’ diyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 24 yıldır adalet arayan Besna Tosun: Ben haklıyım, siz suçlusunuz-VİDEO

    24 yıldır adalet arayan Besna Tosun: Ben haklıyım, siz suçlusunuz-VİDEO

    PİRHA- Lice katliamında dedesini, kaybetti, ardından köyü yakılıp boşaltıldı ve İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. İstanbul’da ise babası gözaltında kaybedildi. Besna Tosun, “24 yıldır, bağırıyorum ve hakikate ulaşana kadar bağırmaya devam edeceğim” diyerek hakikat mücadelesi veriyor. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eylemlerinin 760. haftasında Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin Beyoğlu’nda bulunan binası önünde toplanan kayıp yakınlarına HDP milletvekilleri Musa Piroğlu, Oya Ersoy, Dilşat Canbaz, Züleyha Gülüm Ahmet Şık, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, Turan Aydoğan ile CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, ve TİP milletvekili Erkan Baş destek verdi.

    “ŞİDDETİN DEĞİL BARIŞIN VE HUKUKUN YANINDA OLACAĞIZ”

    Cumartesi Anneleri adına basın metnini İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, 759. buluşmalarındaki polis müdahalesine değinerek, “Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerinin açıklanması, onları kaybedenlerin yargılanarak cezalandırılması, hiç kimsenin kaybedilmediği ve yaşam hakkının güvencede olduğu barışçıl bir hukuk devleti istediğimiz için engellenmemiz, suçlanmamız, şiddete uğramamız keyfidir, hukuk dışıdır. Hakikat ve adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Yasaklara, baskılara rağmen demokrasi, barış ve adalet talebimizde ısrar edeceğiz. Ölümü değil, yaşamı savunacağız. Şiddetin değil, barışın ve hukukun yanında olacağız” dedi.

    “GÖZALTINA ALINDIKLARI İNKAR EDİLDİ”

    760. haftalarında gözaltında kaybedilişlerinin 24. yılında Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’i unutmadık diyerek buluştuklarını söyleyen Yoleri, “35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun ve 34 yaşındaki 6 çocuk babası Hüseyin Aydemir Liceliydiler. Yaşadıkları ağır baskılar nedeniyle Lice’yi terk ederek aileleriyle birlikte İstanbul’a taşınmak zorunda kaldılar. 19 Ekim 1995 sabahı Fehmi Tosun ve arkadaşı Hüseyin Aydemir, birlikte kahvaltı ettikten sonra Tosun ailesinin Avcılar’daki evinden çıktılar. Fehmi Tosun akşam saatlerinde silahlı, telsizli sivil polisler tarafından 34 UD 597 plakalı Beyaz Toros araçla evinin önüne getirildi. Kendisini gören eşi ve çocuklarına ‘Gözaltına alındım, beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca zorla araca bindirilerek evinin önünden götürüldü. Olaya çevredeki komşular da tanık oldu” diye konuştu.

    “Tosun ve Aydemir Aileleri tüm yasal yollara başvurdu ancak Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkar edildi” diyen Yoleri, “İç hukuktan sonuç alınamayınca dava Hanım Tosun tarafından AİHM’e taşındı. Zaman aşımından takipsizlik kararı verilen Fehmi Tosun dosyası İHD avukatı Eren Keskin tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Hükümetin taahhüdüne rağmen cezasızlık geleneğini bozmayan Anayasa Mahkemesi’de zaman aşımı gerekçesiyle dosyayı kapattı. Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedildiğini uluslararası mahkeme önünde kabul eden ancak bugüne kadar hiçbir taahhüdünü yerine getirmeyen AKP hükümeti, bir an önce gerekli adımları atmalıdır. Adli mercileri Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltında kaybedilmesiyle işlenen suça ortak olmaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. Fehmi Tosun, Hüseyin Aydemir ve tüm kayıplarımızı aramaktan, 61 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “HAKİKATE ULAŞINCAYA KADAR BAĞIRMAYA DEVAM EDECEĞİM”

    Açıklamanın ardından gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun söz aldı. Tosun, babasının sivil polisler tarafından gözaltında kaybedilişinin 24. yılı olduğunu hatırlatarak, “Sözün bittiği yer demeyeceğim çünkü 24 yıldır sözüm bitmedi. Söyleyecek çok sözüm var. Ben korkmuyorum çünkü suç işlemiyorum. Ne yapıyorsam hukuk çerçevesinde, hukuk kuralları içinde yapıyorum. Sizlerse hukukun dışındasınız ve suç işliyorsunuz. Burada eylem yapmak, düşüncelerimi ifade etmek suç değil, siz bu hakkı ihlal ediyorsunuz. Geçen hafta kötü muamele görmeme hakkımı ihlal ettiniz. Amiriniz bana ‘bağırma’ dedi. Benim babam sizin devletiniz tarafından gözaltına alındı hemde gözlerimin önünde. 24 yıldır, bağırıyorum ve hakikate ulaşana kadar bağırmaya devam edeceğim. Sizler suçlu bir devletin memurları olarak buradasınız. Görevinizi yapmıyorsunuz. Bana ‘görevimi yapıyorum’ demeyin. Size suç işlemeyi öğretiyorlar. Beni korkutamazsınız çünkü 24 yıldır hatta 30 yıldır tüm şiddetinizi yaşadım. 4 gün sonra Lice katliamının yıl dönümü, dedemi katlettiniz. Evimi yaktınız sonra babamı aldınız katlettiniz. Neyle yargılıyorsunuz beni? Ben intikam duygusuyla konuşmuyorum, hakikatin sağlanmasını istiyorum. Bu da sizin göreviniz, görevinizi yapın” diyerek geçen haftaki polis müdahalesine tepki gösterdi.

    “ÇOCUKLAR BABASIZ KALMASIN”

    Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise şunları söyledi:

    “Kızımın söylediği gibi artık yeter diyorum. Suçlu değiliz, haklı olduğumuz için bu meydanlarda direniyoruz. Kimsenin kaybolmasını istemiyoruz. Hiçbir çocuğun babasız büyümesine ben göz yummuyorum. Beş tane çocuğu babasız büyüttüm. Bu ülkede çocuklar babasız kalmasın. İnsanım insanca yaşamak istiyorum. Bu insanları savunmaya devam edeceğim. Hiçbir zaman geri adım atmıyorum. Haklı olduğumuz için haklılığımızdan güç alıyoruz. Meydanlardan, kayıpları aramaktan, hesap sormaktan vazgeçmeyeceğiz. Kayıpların mücadelesini vermeye devam edeceğiz.”

    “ONLARIN ÇOCUKLARI OLMAKTAN GURUR DUYUYORUZ”

    Hüseyin Aydemir’in oğlu Aziz Aydemir’in gönderdiği mektubu Abdülmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın okudu. Aydemir’in gönderdiği mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “Bizler yıllardır bu acıların içinde yaşayan bir halkız. Babalarımızı kardeşlerimizi, çocuklarımızı kaybettik. Emin olun bizler de sevdiklerimizin bulunması için kaybedilmeye hazırız. Bütün kayıplarımızın, faili belli cinayetlerin hesabı soruluncaya dek mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Biz Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun aileleri olarak onları hiç unutmadık unutmayacağız. Onlar gibi onurlu, gururlu babaların çocukları olmaktan gurur duyduk ve ölene dek onları aramaya devam edeceğiz.”

    “FEHMİ TOSUN BİAT ETMEYEN ONURLU BİR İNSANDI”

    Tosun ailesinin avukatı Eren Keskin gönderdiği mektupta ise, “Fehmi Tosun da bu coğrafyada kaybedilen diğer insanlar gibi biat etmeyen, onurlu, aydın bir insandı. Biat etmeyen Tosun, başta çocukları olmak üzere dalga dalga yayılarak mücadelenin devamını sağlıyor. Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedilmesine ilişkin dosya diğer tüm kayıp dosyaları gibi zaman aşımı gerekçesiyle sonlandırıldı. Anayasa Mahkemesi de ‘zaman aşımı’ gerekçesiyle başvurumuzu reddetti. Dosya yeniden AİHM’e gönderildi. AİHM bugüne dek ayrımcılık suçunu düzenleyen 14. maddeden T.C. Devletini hiç cezalandırmadı. Oysa Fehmi  Tosun Kürt olduğu için kaybedildi. İnsan hakları savunucuları olarak AİHM’i T.C. Devletine karşı 14. Maddeyi uygulamaya çağırıyoruz” ifadeleri yer aldı.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri’nden Güzel Şahin, 2. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden Güzel Şahin, 2. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin eylemi başta olmak üzere hak arama eylemlerinin önemli isimlerinden Güzel Şahin, ölümünün 2. yılında İstanbul Gülsuyu’ndaki mezarı başında anıldı.

    Haberin videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cumartesi annelerinden Güzel Şahin’in ölümünün 2. yıldönümden dolayı İstanbul Gülsuyu’nda bugün saat 13:00’te mezarı başında anma gerçekleştirdi.  Anmaya Güzel Şahin Ana’nın ailesi, Cumartesi Anneleri, sevdikleri ve yoldaşları katıldı. Anma bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

    Saygı duruşuyla başlayan anmaya katılanlar Güzel Ana’yla ilgili son yaşadıklarını paylaştılar.

    İlk sözü alan İHD İstanbul Şubesi Yöneticilerinden Leman Yurtsever, “Güzel Anne diğer anneler gibi çocukları için mücadele ederken aslında mücadelesini bir insanlık mücadelesine dönüştüren annelerden biriydi. Güzel Anne ödün vermeden, vazgeçmeden hep meydanlardaydı. Onun bıraktığı yerden mücadelemize devam edeceğiz. Onların onurlu mücadelesini sürdüreceğiz. Demokrasi için, barış için insan hakları için hak ve özgürlükler için mücadelemize devam edeceğiz “dedi.

    “MÜCADELEDEN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEYEN BİR ANNEYDİ”

    Cumartesi annelerinden Hanım Tosun ise, “Güzel Anne unutmayacağız. Güzel Anne benim için çok çok önemli birisidir. Güzel Anne ile Galatasaray Lisesi önünden tut cezaevleri kapılarına kadar 24 yıl birlikte mücadele ettik. İyi günlerimizde oldu kötü günlerimizde de oldu. Ama mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmeyen bir anneydi” diye konuştu.

    Tosun’dan sonra söz alan Cumartesi Annelerinden Hanife Yıldız ise, “Ben sizin arkanızdan sizden sonra bugünlere geldim. Sizin izinizde, sizin gölgenizde sizin mücadelenizi sizin kadar olmasa da devam ettireceğim” şeklinde konuştu.

    “HAKSIZLIĞA VE ZULME KARŞI DİRENENLERE SES OLMUŞTUR”

    Güzel Şahin’in kızı Meral Nergiz Şahin ise sürgündeki çocuklarının gönderdiği mektubu okuyarak şunları kaydetti:

    “Bugün aramızdan fiziki olarak ayrılan Güzel Anamızın 2. yıldönümü içinde yaşadığımız koşullar nedeniyle böylesi anlamlı etkinliğe çocukları olarak katılamamamız bizlerde hüzün ve burukluk yaratsa da, bizler çok iyi biliyoruz ki, fiziksel ayrılıklar tali ayrılıklardır. Asıl olan bilincin ve yüreğin aynı ateşin yalımlarıyla titreşmesidir.

    İHD’nin yapmış olduğu bu etkinliğe katılım sağlamış olanlar ve koşullarından kaynaklı katılamayıp ancak yürekleri ve direnç dolu iletileri ile yanımızda hissettiklerimiz Güzel Anamızın yol arkadaşları ve çocuklarıdır.

    Güzel Anamız her türlü grupçuluğa, ayrımcılığa, oportünizme, kavga kaçkınlığına karşı yüzünü düşmana dönenlerin mihenk taşı olurken, haksızlığa ve zulme karşı direnenlere de ses olmuştur. Bu anlamda ona ve onun yaşamına dair yazacağımız her cümle bir yanıyla eksik kalacaktır.

    Bizler Güzel Anamızın çocukları olarak, başta böyle bir etkinliğe önderlik ettiği için İHD ve onun bileşenleri Cumartesi Analarımızı, kurumlarımızı, içindeki umut ışığını hiç söndürmeyen ötekilerimizi, sürgün yüreklerimiz ile selamlayıp kucaklıyoruz. Ve ant olsun ki, o sıkılı yumruğu Devrim ile taçlandırana dek rehberimiz olmaya devam edecektir. Selam olsun evimizin, barkımızın, yüreğimizin öncüsü, komutanı Güzel Anamıza.”

    “AMASIZ, FAKATSIZ İRADESİNİ SAVUNMASINI ÖNEMSİYORUM”

    Son olarak konuşan Cumartesi İnsanlarından Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak ise, “Benim Güzel Ana’dan öğrendiğim en güzel şey zulme, haksızlığa, yanlışlığa ve nerede bir itiraz varsa orada olmasıydı. Amasız, fakatsız iradesini sahiplenmesini çok önemsiyorum. Bu güzel Ana’dan aldığımız en güzel mirastır. Bence her devrimcinin, her mücadele eden insanın öğrenmesi gereken en önemli değer budur. Bunu yaşatmaya davet ediyorum herkesi” dedi.

    Anma, lokmaların paylaştırılmasıyla ile sona erdi.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

     

     

     

     

  • Cumartesi Anneleri Kiraz Şahin’in bıraktığı yerden sordu: İsmail Şahin nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Kiraz Şahin’in bıraktığı yerden sordu: İsmail Şahin nerede?-VİDEO

    PİRHA- 720’inci eylemlerini yine abluka altında gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, 4 yıl önce hayatını kaybeden mücadele arkadaşları Kiraz Şahin’in “Akıbetine ömrümü adadığım” dediği eşi İsmail Şahin’in akıbetini sormak için buluştu.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve adalet arayan Cumartesi Anneleri bugün 720’inci eylemlerini gerçekleştirdi. 700’üncü haftasından bu yana İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta bulunan İstanbul Şubesi önünde gerçekleştirilmeye çalışılan eylem yine abluka altında yapıldı.

    Sanatçı Nur Sürer ve HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun da katıldığı eylem 4 yıl önce hayatını kaybeden kayıp yakını Kiraz Şahin’in hastaneden Cumartesi Anneleri’ne gönderdiği ses kaydı dinletilerek başladı.

    “KİRAZ’LA YAN YANA OTURURKEN ÇOCUKLARIMIZ FOTOĞRAFLARIN ÜZERİNDE UYUYORDU”

    Gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, bugün mücadele arkadaşları Kiraz Şahin’in ölüm yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, “Bugün iki tane acımız bir arada. Ama biz acılarımızı bir kenara bırakıp mücadelemize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Çünkü bizim mücadelemiz farklı bir mücadeledir.” dedi. Galatasaray’dan vazgeçmeyeceklerini duyuran Tosun, “Galatasaray bizim için mezar taşıdır. Kiraz’la yan yana otururken çocuklarımız fotoğrafların üzerine uyuyordu. O çocukların elini tutup götüreceğimiz bir mezar taşımız olmadığı için Galatasaray Meydanı bizim için önemli bir meydan” diye ifade etti.

    “BU ÜLKEDE ADALET OLSAYDI BELKİ KİRAZ ÖLMEZDİ”

    Ölmeden önce Kiraz Şahin’in “Asla ve asla kimse demesin ki ben kanserden ölüyorum. Ben bu ülkede adaletsizlikten ölüyorum.” sözlerini hatırlatan Tosun, “Bu ülkede adalet olsaydı belki Kiraz ölmezdi” dedi. Kayıplarından ve mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini kaydeden Tosun, kayıplarının hesabını ülkeyi yönetenlerden sormaya devam edeceklerini vurgulayarak “Kayıplarımız nerede?” dedi.

    “GALATASARAY HUKUKSUZ ŞEKİLDE ENGELLENİYOR”

    Basın metnini okuyan gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun, 21 haftadır Galatasaray Meydanı’ndan kamuoyuna açıklama haklarının hukuksuz gerekçelerle engellendiğinin altını çizdi. Tosun, “Bu engelleme, Anayasa’nın ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin ihlalidir. İktidarı, bu ihlale son vermeye, talep ve görüşlerimizi herhangi bir baskı ve sansüre uğramadan Galatasaray’dan açıklayabilme ve kamuoyunu bilgilendirme hakkımızı güvence altına alma sorumluluğunu yerine getirmeye çağırıyoruz” dedi.

    İSMAİL ŞAHİN’E NE OLDU?

    720’inci haftalarında 4 yıl önce hayatını kaybeden mücadele arkadaşları Kiraz Şahin’in “Akıbetine ömrümü adadığım” dediği eşi İsmail Şahin’in akıbetinin açıklanması için buluştuklarını söyleyen Tosun, İsmail Şahin’in gözaltında kaybolmasına ilişkin şu bilgileri paylaştı:

    “36 yaşındaki 2 çocuk babası İsmail Şahin, Beyoğlu Belediyesi’nde temizlik işçisi olarak çalışıyordu. DİSK Genel İş Sendikası üyesiydi. 18 Ocak 1996 günü saat 06.30 da iki belediye çalışanı ile birlikte görev yaptığı 34 ATZ 59 plakalı temizlik aracında iş başı yaptı ve bir daha geri dönmedi.

    Çalışma arkadaşı olan iki kişi araçla Mimar Sinan Üniversitesi’ne geldiklerinde İsmail Şahin’in elindeki süpürgesi ile birlikte ortadan kaybolduğunu söyledi. Şahin Ailesi sürekli ağlayan bu kişilerin çelişkili bilgiler verdiklerini ve konuşmaktan korktuklarını fark etti. Aynı günlerde İsmail’in dört yaşındaki kızı annesine, babasını televizyonda polislerle gördüğünü söyledi.

    “AİLENİN GİRİŞİMLERİ SONUÇSUZ KALDI”

    Aile Beyoğlu Belediyesi’ne başvurdu. İsmail Şahin’in mesai saatleri içerisinde kaybolduğunu ve bundan işveren olarak sorumlu olduklarını söyleyerek olayın araştırılmasını istedi. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusu yaptı. Savcılığa suç duyurusunda bulunarak İsmail Şahin’in akıbetinin soruşturulmasını istedi. Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek için yaptıkları girişimler ise sonuçsuz kaldı.”

    Tosun, 2011 yılında dönemin Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşen kayıp yakınlarının arasında olan Kiraz Şahin’in Erdoğan’a; ‘Eşim sizin işçinizdi, mesai saatleri içinde kayboldu. İsmail Şahin’in akıbetinin açıklanması sizin de sorumluluğunuzdur’ dediğini hatırlattı.

    YETKİLİLERE ÇAĞRI

    21 yaşında iki küçük çocuğuyla Galatasaray’a gelen Kiraz Şahin’in 19 yıl boyunca eşinden bir haber alma umuduyla girişimlerini sürdürdüğünü ama hiçbir bilgiye ulaşamadan 2015 yılında hayata veda ettiğini dile getiren Tosun, “Devlet yalnız gözaltında kaybedilenlerin değil, ortadan kaybolan kişilerin de akıbetini araştırmak ve açığa çıkartmakla yükümlüdür. Savcıları İsmail Şahin’in akıbetini açıklığa kavuşturacak etkin bir soruşturma başlatmak için göreve çağırıyoruz.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD Genel Kurulu’nda Cumartesi Anneleri için oturma eylemi-VİDEO

    İHD Genel Kurulu’nda Cumartesi Anneleri için oturma eylemi-VİDEO

    PİRHA- İHD 19. Olağan Genel Kurulu’nda, tek adam rejiminin inşasına varan süreçte artan insan hakları ihlalleri ve antidemokratik uygulamalara tepki vardı. Cumartesi Anneleri’nin de katıldığı genel kurulda, Galatasaray Lisesi önünde izin verilmeyen oturma eylemi için hep birlikte merdivenlerde oturma eylemi yapıldı. 

    İnsan Hakları Derneği’nin 19. Genel Kurulu Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi’nde devam ediyor. Cumartesi Anneleri’ne destek olmak için kurula ara verilerek dışarıda basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına Cumartesi Anneleri, İHD üyeleri ve kayıp yakınları katıldı.

    “BASKI VE ŞİDDETE KARŞI TAVİZ VERMEYECEĞİZ”

    İlk olarak gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun söz aldı. 700’üncü haftadan beri Galatasaray’a çıkmak için direndiklerini söyleyen Tosun, bulundukları her yeri Galatasaray’a çevireceklerini kaydetti. “Gittiğimiz her yerde Galatasaray’da olduğu gibi oturacağız ve haykıracağız” diyen Tosun, kayıplarını unutmayacaklarını, baskı ve şiddete karşı taviz vermeyeceklerini ve haklı olduklarını dile getirdi.

    “DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE TALEBİMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Tosun’un arkasından Avukat Gülseren Yoleri ise Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki basın metnini okudu. 710 haftadır gözaltında kaybetme suçunun görülür ve sorumlularının hesap verir olması için sokaklarda olduklarını kaydeden Yoleri, 710 haftadır devlete yüzlerce insanın gözaltında kaybedilmesinden sorumlu olanları cezalandırma görevini yerine getirmeleri çağrısında bulunduklarını belirtti. Devleti yönetenlerin görevlerini yapmak yerine adalet talep eden seslerine Galatasaray’ı yasakladığını vurgulayan Yoleri, Galatasaray’dan düşüncelerini anlatabilme haklarının polis zoruyla engellendiğini, adalet ve hukuk taleplerine karşı gaz bombalı, kalkanlı, ağır silahlı polislerin konuşlandırıldığını ifade etti. Kayıplarını unutmayacaklarını dile getiren Yoleri, adaletin tesis edildiği, herkes için hukuki güvenliğin sağlandığı demokratik bir Türkiye talebimizden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın açıklamasında Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta etkinliğinde yaşanan polis şiddeti ve Süleyman Soylu’nun bu sabah yaptığı açıklama kınandı. Toplantıda, “Bizi susturamazsınız, adalet arayışımız sürecek” vurgusu yapıldı.

    Cumartesi Anneleri’nin  25 Ağustos’ta Galatasaray Meydnaı’nda 700’üncü hafta gerçekleşecek oturma eylemine yapılan polis saldırısı ve kayıp yakınlarının işkence edilerek gözaltına alınması İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile protesto edildi. “Kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” yazılı pankartın asıldığı toplantı salonuna, gözaltında kaybedenlerin fotoğrafları da asıldı. Toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Garo Paylan, Hüda Kaya, Oya Ersoy, Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Ali Şeker,  İHD İstanbul Şubesi Başkanı avukat Gülseren Yoleri, çok sayıda kayıp yakını ve gözaltına alınanların bir kısmı katıldı.

    “MÜDAHALE ANAYASAL HAKLARIN GASPI”

    Toplantıda ilk olarak Gülseren Yoleri konuştu. Yoleri, “Bu olayın 700’üncü haftada yaşanan bir boyutu vardı. Bugün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama ile bu tutum da başka bir boyut kazanmış durumda” dedi. Grup adına basın açıklamasını da okuyan Yoleri, müdahalenin anayasal  hakların gaspı olduğunu belirterek, protesto ettiklerini söyledi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kararı ile keyfi olarak eylemin yasaklandığını söyleyen Yoleri, 47 kişinin gözaltına alındığını hatırlattı. Hukuk dışı bu yasağı protesto ettiklerini söyleyen Yoleri, “Hükümeti bu yanlışı tekrar etmemeleri için uyarıyoruz” dedi.

    Her hafta bir kayıp hakkındaki hakikatin paylaşıldığını ve olayın faillerinin isim isim belirtildiğini anlatan Yoleri, “700 haftalık bu mücadele kimi zaman cılız da olsa bazı faillerin hesap vermesine neden oldu. Ancak yine de eylemi büyütmeye ihtiyaç var. Bu nedenle de 700’üncü haftaya destek vermek için çok sayıda kişi Galatasaray Lisesi’ne gelmiştir. Hepsine teşekkür ederiz. Bundan sonra da 701’inci eyleme de geleceklerini ve koruyacaklarından dolayı şimdiden teşekkür ederiz” dedi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ ANNELİĞİ İSTİSMAR ETMEMEKTE”

    Cumartesi Anneleri’nin haklı mücadelesinin bu ülkeyi yönetenler tarafından bilindiğini söyleyen Yoleri, Süleyman Soylu’nun açıklamasının, devletin suçlarını örtmeye yönelik olduğunu ve gözaltında kayıp davalarına siyasi müdahale olduğunu belirtti. Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri ile yaptığı görüşmeyi Süleyman Soylu’ya hatırlattıklarını söyleyen Yoleri, “Konu hakkındaki raporu da hatırlatıyoruz. Devlet 31 yıldan sonra Cemil Kırbayır’ı katlettiğini açıklamıştır. Hasan Ocak’a dair de gerçek bilgi verilmedi. Cumartesi Anneleri anneliği istismar etmemekte annelik hakkını kullanarak çocuklarının kemiklerine ulaşmak istemektedir. Bu talep hepimizin talebimizdir. Bitmeyen bu yas sürecinin tamamlanması ve adaletin sağlanması devletin görevidir” dedi.

    MASİDE OCAK: BİZİ TEHDİT EDECEĞİNE YASALARI İŞLET

    “Polisin uyguladığı şiddet ortamı provoke etmiştir” diyen Yoleri, bu saldırıyı protesto ettiklerini yineledi. Daha sonra Maside Ocak konuştu. Ocak, “Hepiniz iyi biliyorsunuz ki her cumartesi bizim Galatasaray’da yükselttiğimiz sessiz çığlıkla biz kaybedenlerin yargılanmasını kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz. Bize uygulanan şiddet karşısında şunu söyleyebiliriz, Hasan’ın gözaltında iken tanıkları vardı. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Adli Tıp Raporu’nu hatırlatıyoruz. Bugün Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama Hasan ağabeyimin davasında olduğu gibi pek çok davayı etkileyecek. Savcıların bu dosyaları kapatmasına yönelik bir müdahale olduğunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berfo Ana’ya verdiği bir söz vardı. Cemil Kırbayır’ın bulunması için halen daha dosyaları canlandırmadılar. Biz devlet yetkililerinden yasaları işletmesini isterdik. Biz, Süleyman Soylu’nun bizi tehdit etmesi yerine, Soylu’nun dosyaların takibi için savcılara seslenmesini ve yasaları işletmesini söylemesini isterdik. Bize paçoz diyeceğine, savcılara, ‘Bu dosyaları sonuçlandır’ demesini isterdik. Bizim bitmeyen yasımız var. Bize tehditler savurmasını anlayamadık. Süleyman Soylu yaptığı açıklama ile suç işlemiştir, yalan beyanda bulunarak suç işlemiştir, mahkemelere müdahale ederek suç işlemiştir. Bu suçu asla cezasız kalmayacaktır” dedi.

    MİKAİL KIRBAYIR: GÖREVİN O MEYDANA GELİP BİZİ DİNLEMEKTİR

    Ocak’ın ardından gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır konuştu. Kırbayır, 23 yıldan bu yana devleti muhatap alarak sessiz direnişi ve haklılıklarını ifade ettiklerini belirterek, “Bizim canlarımızı yüreklerimizi alanlar, haksızdır. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Biz şunun ya da bunun müdahalesi altında hareket etmiyoruz. Biz irademizi ve cesaretimizi haklılığımızdan alıyoruz. Sen kaybetmişsin. Senden davacıyız. Sen bu meydandan bizi götüremezseniz. Senin görevin bizi oradan uzaklaştırmak değil, oraya gelip bizi dinlemektir. Lütfen gel ve bizi dinle” dedi.

    HANİFE YILDIZ: EVLADIMI DEVLETE GÖTÜRDÜM ŞİMDİ DEVLETTEN ALAMIYORUM

    Daha sonra söz alan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, 1996’da Ankara’ya gittiğini ifade ederek, tüm yetkililerin kendisini başından savdığını belirtti. “Ben evladımı arıyorum kim bana sahip çıkarsa ben onların yanında olurum” diyen Yıldız, “Ben buraya Murat’ın annesi olarak geldim ama baktım bir sürü Murat var. Ben onların da annesiyim” dedi. Kendisinin de Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan görüşmede olduğunu hatırlatan Yıldız, “Erdoğan bizim üzerimizden boy gösterdi. Süleyman Soylu da boy gösterdi. Bizi dinleseydi ya trafiği takip edeceğine. Beni kimse kullanmıyor. Beni buraya yüreğim getirdi. Ben evladımı devlete götürdüm şimdi devletten alamıyorum. Biz sizden eşya istemiyoruz. Biz sizden canlarımızı istiyoruz” dedi.

    İKBAL EREN: DÜNYA TÜRKİYE’DEKİ CUMARTESİ ANNELERİ’Nİ KONUŞUYOR

    Yıldız’ın arkasından söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, 25 Ağustos’un kara cumartesi olarak kayıtlara geçtiğini belirterek, “Biz 699 hafta dile getirdik. Oturmaya başladığımızdan 306’ıncı haftaya kadar bizi duyan olmamış, o hafta bizimle tanışmak istemiş. Annelerimiz, O’nunla tanışınca şunu söylemiş. ‘Kayıp yakınlarının acılarını dindirmek için hükümet olarak üzerine düşeni yapacaklarını’ belirtmiş. Dönemin başbakanı o zamanki. Ben de 38 yıl önce kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Sonra Emine Erdoğan açıklama yapmış. Emine, yıllardır mücadele eden annelerin başbakanın karşısına çıkmadığına şaşırmış, ‘Tüm cumartesi annelerinin acısını paylaşıyorum’ demiş. 306’ıncı haftamızdan sonra 394 hafta daha oturduk. Ne değişti? 306 haftada ne söylüyorsak, başbakanla görüştükten 394 hafta sonra da aynı şeyi söyledik. Bizim taleplerimiz değişmedi. Bizim ne topumuz ne silahımız var. Bizim sadece sözlerimiz var. Ne yapmıştık biz? Ne istedik? 699 hafta sessiz çığlığımızı yükseltmek istedik. 700’üncü hafta bizi duymuyorlar, görmüyorlar. Daha görünür olalım dedik. Bu mu bunun karşılığı? Bazı şeyler vardır sizi görmezler duymazlar. Bir fotoğraf karesi vardır sizin söylediklerinizden çok daha fazlasını anlatır. Biz hak hukuk adalet istedik. Hükümet bir tek adım atmadı. Ben 38 yıldır ailemle birlikte hak, adalet, hukuk arıyorum. Bu ülkede biz bunu bulamadık. Dünya bizi duydu. Şu anda dünya Türkiye’deki hukuksuzluğu, Cumartesi Anneleri’ni konuşuyor” diye konuştu.

    “ANNELİK BAŞKA BİR ŞEY SÜLEYMAN SOYLU, SEN BİLMEZSİN”

    Süleyman Soylu’ya yönelik de konuşan Eren, “Annelik istismar edilmiyor. Annelik aranıyor. Hasan Ocak’ı çukurdan çıkardı Emine Anne hangi istismardan söz ediyorsunuz? Süleyman Soylu sen bunları bilmiyor musun? Anneleri meşrulaştırmıştı senin başındaki. Sen şimdi bizim anneliğimizi inkar ediyorsun. Bizi, sizin gazınız, tüfeğiniz susturamaz. Siz de haklısınız, kendi kendinizi mi yargılayacaksınız. Mehmet Ağar da sizin hükümette ortağınız. Bizi susturmaya gücünüz yetmez. Adalet arayışımız devam edecek. Annelik başka bir şey Süleyman Soylu sen bilmezsin” dedi.

    HANIM TOSUN: GALATASARAY MEYDANI’NDAN VAZGEÇMEYİZ

    Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanım Tosun söz aldı. Tosun, kendilerine yönelik şiddeti kınadığını belirterek, “Üstten emir verenleri şiddetle kınıyorum. Biz 700 haftadır burada oturuyoruz kime ne zararımız oldu? Biz şunu istiyoruz. Kayıplar bulunsun failler yargılansın. Biz bunu söyledik” dedi. Süleyman Soylu’nun açıklamasını utanç verici olarak nitelendiren Tosun, “Zaman zaman bizimle görüşmek isteyen devlet yetkilileri nasıl bu açıklamayı yapıyorlar? Biz yıllar önce Cenevre’de bir toplantıya katıldık. O toplantıdan sonra beni gözaltına aldılar. Sorguda bana ‘Bu toplantıya neden katıldın?Falanca derneğe neden üyesin?’ diye sordular. ‘Ben neden İHD’ye üyeyim, sen benden daha iyi bilirsin dedim polise. Beni öldürsen de parçalasan da benim eşim gözaltında kayboldu bunu söyleyeceğim.’ Sonra o masaya iki tane Fehmi Tosun dosyası geldi. Evet biz biliyoruz devletin  arşivlerinde her şey kayıtlı. Benim eşim nereye gitti nerede kayboldu.Tüm bilgiler devlette vardır. Bir kaybımız kalsa da iki elimiz onların yakasında olacak. Galatasaray bizim için meşru bir yerdir. Oradan bizim sesimizi duydu herkes. Biz Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyiz, vazgeçmeyeceğiz. Biz haklıyız, kararlıyız, inatçıyız. Onların açıklaması onlar da kalsın. Bizim analık babalık vicdanımız var. Vicdanı olan biri varsa gelsin bizim karşımıza çıksın, ‘Neden buradasınız?’ diye sorsun” dedi.

    Son olarak konuşan Maside Ocak,  701’inci haftada Galatasray’da olacaklarını belirtti. 

    PİRHA/İSTANBUL

  • ’23 yıldır oğlumun anneler günün kutlu olsun demesini bekliyorum’ – VİDEO

    ’23 yıldır oğlumun anneler günün kutlu olsun demesini bekliyorum’ – VİDEO

     PİRHA – Cumartesi Anneleri’nin 685’inci oturumunda konuşan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “23 yıldır oğlum kapıdan çıkıp gelecek, ‘anneler günün kutlu olsun’ diyecek diye bekliyorum. Yüreklerimizi yakanlar, acıyı yaşatanlar anneler gününü kutlamasınlar” dedi.

    Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 685’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Her hafta olduğu gibi yine, “Failler Belli, Kayıplar Nerede?” pankartı açan Cumartesi Anneleri, pankartın üzerine yaşamını yitiren Cumartesi Anneleri, kayıpların fotoğrafı ile kırmızı karanfil ve barışı simgeleyen beyaz tülbent bıraktı. Oturma eylemine Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda kişi katıldı.
    Bu hafta 4 Mayıs 1992 tarihinde gözaltında kaybedilen İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi Hüsamettin Yaman ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi Soner Gül’ün akıbeti soruldu.
    ‘26 YIL EMEK VERDİĞİM OĞLUMU 38 YILDIR ARIYORUM’
    Yaşamını yitiren Cumartesi Anneleri’nin anılmasıyla başlayan oturma eyleminde ilk olarak 21 Ekim 1980’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren konuştu. Annesi Elmas Eren’in sağlık sorunlarından kaynaklı gelemediğini belirten Eren, annesinin göndermiş olduğu mesajı paylaştı.
    Elmas Eren’in mesajı şu şekilde: “Burada birlikte mücadele eden Cumartesi Anneleri ve insanlarını selamlıyorum. 26 yıl emek verdim, oğlumu bu topluma faydalı bir insan olarak yetiştirdim. Ama oğlumu yetiştirme tarzı bu ülkedekileri rahatsız etmiş olmalı ki onu kaybettirdiler. 26 yıl emek verdiğim oğlumu 38 yıldır arıyorum. Bugün sağlığım bedeniyle aranızda değilim. Ama bu mücadelemden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Mücadelemi sürdüreceğim. Yaşamını yitirenler anneler bilsin ki emanetleri emanetimizdir. Bizden önce giden annelere yıldızlar içinde uyu diyemiyorum. Burada nasıl karanlıktaysalar orada karanlıktalar. Kaybedilen çocuklarından uzaktalar. Yarın anneler günü Müslümanlık yarışına girenler ‘cennet annelerin ayağının altında’ diyecekler. Ayağımın altındaki sizi ilgilendirmez, oğlumu verin. Son nefesime kadar mücadele edeceğim.”
    “YÜREKLERİMİZİ YAKANLAR ANNELER GÜNÜNÜ KUTLAMASINLAR”
    23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız da, “Benim gibi çok anne var. Hangi birini anlatayım size. Buradaki herkesin annesiyim ama ben 23 yıldır tek olan oğlumu kaybettim. 23 yıldır oğlum kapıdan çıkıp gelecek, ‘anneler günün kutlu olsun’ diyecek diye bekliyorum. Yüreklerimizi yakanlar, acıyı yaşatanlar anneler gününü kutlamasınlar. Yakışmıyor onların ağızlarına. 23 yıldır bize yaptıkları hakaret yeter” diye belirtti. Yıldız, annelere seslenerek, “Meclisin önü tırak, gelin anneler hep beraber oturak. Bir siz söyleyin bir biz. Tamam diyek sıkıldık bu zulümden kurtulak” dedi.
    “HANGİ ANNELERİN ANNELER GÜNÜ?”
    19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun da, “Biz burada oturan anneler hep kayıp yakınlarıyız. Ülkeyi yönetenler ‘anneler günü kutlu olsun’ diyecekler. Peki hangi annelerin anneler günü kutlanacak. Çocukları, bebekleriyle cezaevine giren annelerin mi? Taybet ananın mı? Cemileyi buzdolabında saklayan annenin mi? Parmaklıklar ardından olan annelerin elini kim öpecek? Hanife annenin elini kim öpecek?” diye sordu. Tosun, faillerden hesap soruluncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
    “BU MEYDAN BUNLARIN HESABINI SORACAK”
    Hüsamettin Yaman’ın ağabeyi Feyyaz Yaman da, “Yarın anneler günü ve annelerin sembolü olan karanfil 685 haftadır kayıpların fotoğraflarının üzerine bırakıyoruz. Karanfil mutluluk sembolü olabilir ama birileri için acının sembolüdür” dedi. Kardeşi Hüsamettin Yaman ve arkadaşı Soner Gül’ün kaybedilme hikayesini anlatan Yaman, “Yıllardır kayıplar. Bu bir adalet sorunudur. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin utanç sorunudur” diye ifade etti. Kardeşi Yaman’ın 12 Eylül çocuğu olduğunu belirten Yaman, “12 Eylül ile yüzleşemeyenler olarak hala bunun acılarını yaşıyoruz. Cizrelerin, Ankara, Silopi, Suruç’un katliamlarının bedellerini ödeye ödeye geliyoruz. Bu meydan bunların hesabını soracaktır. Burayı hiç bir toprak dolduramayacak” diyerek hesap sormaya devam edeceklerini söyledi.
    “BU TOPRAKLARA ADALET GELECEK”
    HDP Milletvekilli Hüda Kaya da yaşamını yitiren anneleri anarak konuşmasına başladı. Kaya, iktidarı yönetenleri kast ederek, “Kadınları kutsadıklarını ve annelerin anneler gününü kutladıklarını sabah akşam dinlemeye devam edeceğiz. Biz dinlemiyoruz ama onlar toplumun büyük bir kısmına dinletmeye devam edecekler. Annelere cehennemi yaşatıyorsunuz. Hangi inançta olursa olsun, annelerin ve kadınların gözyaşlarının rengi yoktur, inancı yoktur” diye konuştu. “Cennetlik, kutsallık argümanlarına kullanmasınlar” diyen Kaya, “Siz bir insana, topluma cehennemi yaşattığınız kadar cehennemliksiniz. Bir insana ve topluma cenneti yaşattığınız kadar cennetliksiniz. İnançların tümünün özü budur. Bunun aksini iddia edenler yalancıdır” diye belirtti. İnsanlık demeye devam edeceklerini aktaran Kaya, “Annelerin acılarını bize bıraktıkları davayı takip etmeye, adaleti tesis edinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu topraklara adaletin geldiği günlere de şahitlik edeceğiz” diye ifade etti.
    “BİZİ MEZARSIZ BIRAKANLARA KARŞI SESSİZ KALMAYIN”
    Bu haftaki basın açıklamasını ise 21 Mart 1995’te gözaltında kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak yaptı. Taleplerinin net olduğunu vurgulayan Ocak, şunları söyledi: “Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybedilen evlatlarımıza ne olduğunu öğrenmek ve onları kaybedenlerin tarafsız ve bağımsız bir yargılama faaliyeti sonunda cezalandırılmalarını istiyoruz. Annelerin düşlerini evlatlarının mezarlarına ulaşmak ile sınırlayan bu hukuk dışı, insanlık dışı sisteme itiraz ediyoruz.” Kamuoyuna seslenen Ocak, “Bizi mezarsız bırakanlara, taleplerimizi görmezden gelenlere karşı sessiz kalmayın. Bu toprakların bütün evlatlarının özgür, eşit, adil bir biçimde yaşayabilmesi adına, vicdan adına, adalet adına, insanlık adına ‘herkes için adalet’ diyerek itiraz edin” dedi.
    ‘GÖZALTINA ALINDIKLARI KABUL EDİLMEDİ’
    Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün annelerinin 26 yıllık bekleyişine seslerine ses olmak istediklerini sözlerine ekleyen Ocak, şöyle devam etti: “22 yaşındaki Hüsamettin Yaman İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Genç bir cam sanatçısı olan Hüsamettin sanata, edebiyata, müziğe meraklıydı. Öğrenci hareketi içinde yer aldı. Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün kadar cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye oldu. 21 yaşındaki Mehmet Soner Gül Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Üniversite eğitimi için Mersin’in Değirmendere köyünden İstanbul’a geldi. Öğrenci hareketi içinde yer aldı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü ve ölümle tehdit edildi. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından aranıyordu. Hüsamettin Yaman 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evden çıktı. 4 Mayıs Pazartesi günü ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi.”  Yaman ailesinin birçok mercie başvurduğunu söyleyen Ocak, Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığının kabul edilmediğini belirtti. Ocak, son olarak, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetlerini açığa çıkarılmasını istedi.