Etiket: hapis

  • DAD Mersin Şube Eş Başkanı Çelik: AKD Başkanı Yılmaz’a verilen cezayı kınıyoruz- VİDEO

    DAD Mersin Şube Eş Başkanı Çelik: AKD Başkanı Yılmaz’a verilen cezayı kınıyoruz- VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Antep Şube Başkanı olarak atanan Hasan Çolak hakkında “İhtiyati Tedbire Muhalefet” gerekçesiyle verilen 3 günlük hapis cezasının onanmasına tepki gösteren DAD Mersin Şube Başkanı Hüsniye Çelik, “Genel merkezin yapılan yolsuzluğa müdahale etmesinin ardından böyle bir ceza verilmesi kanunsuzluktur, kınıyoruz” dedi.

    AKD Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen ve yönetim kurulu üyeleri, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’yla görüştükleri için ve yolsuzluk yaptıkları iddiası ile AKD Genel Merkezi tarafından 8 Ocak’ta görevden alınmıştı. Bunun üzerine AKD Antep Şubesi’ne geçici yönetim atanmıştı.
    Yılmaz Demirdelen ve yönetim kurulu üyeleri, 22 Şubat’ta mahkemede ifade vermişti.

    Gelinen aşamada Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Antep Şube Başkanı olarak atanan Hasan Çolak hakkında “İhtiyati Tedbire Muhalefet” nedeniyle hapis cezası verildi ve 1 Mart 2024’te Ankara’da yapılan duruşmada Yılmaz ile Çolak hakkında 3 gün disiplin hapsi cezası uygulanması yönünde karar çıktı. Alevi Kültür Dernekleri’nin ihtiyati tedbir kararına yönelik yaptığı itiraz talebi, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddedildi. 3 günlük disiplin hapis cezası uygulanması yönünde karar çıktı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile ilgili çıkan ve onanan hapis cezası kararını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “VERİLEN CEZA KANUNSUZLUKTUR”

    Hüsniye Çelik, Alevi inancındaki ‘Eline, beline, diline sahip olacaksın’ düsturuna işaret ederek, “Buradaki ana mesaj çalmamak, kötü söz söylememektir. AKD Genel Başkanı Seher arkadaşımız da bu duruma karşı çok yerinde bir kararla Antep’e gidip olaya müdahale etmiştir. Burada bir yolsuzluk yapılmış, tabi ki genel merkez bu tavra karşı gereken tavrı alacaktır” dedi.
    Verilen cezayı kınadığını belirten ve bu cezayı bir kurumun iç işleyişine karışmak olarak değerlendiren Çelik, “Genel merkezin yapılan yolsuzluğa müdahale etmesinin ardından böyle bir ceza verilmesi kanunsuzluktur. Ayrıca arkadaşımızın kadın olması başka bir anlam yüklüyor. Kadınlara yönelik yapılan baskı ve yok sayma hayatın her alanında var” diye konuştu.

    “ALEVİLİĞİ DERDEST ETME ÇABALARI BOŞUNA”

    Çelik, verilen cezanın devletin Aleviler üzerinde uyguladığı asimilasyon ve bölme hamlelerinin devamı olduğunu dile getirdi.

    Bu politikalardan birinin de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı olduğuna vurgu yapan Çelik, “Devlet, Alevileri Osmanlı döneminden bu yana belli bir kalıbın içerisine sokmaya çalışıyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu anlayışa hizmet ediyor. Çünkü onlar devletin dayattığı resmi bir Alevilik modeli yaratmaya çalışıyorlar. Bu minvalde verilen bu ceza da Aleviliği derdest etme üzerinedir. Ama buna bugüne kadar hiç kimsenin gücü yetmedi, bundan sonra da yetmeyecek” ifadelerini kullandı.

    Çelik, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Seher’e (Seher Şengünlü Yılmaz) yapılan bu cezanın tutarlı hiçbir tarafı yoktur. Kendisi de demişti 3 gün değil 3 bin gün de olsa gider cezamı yatarım ama yolumdan dönmem demişti. Bu da onun ilkeli tavrını çok net gösteriyor. Kendisinin yanındayız.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Celalettin Can’a adliyede kötü muamele: Kelepçe takıldı, karakolda hücreye konuldu

    Celalettin Can’a adliyede kötü muamele: Kelepçe takıldı, karakolda hücreye konuldu

    PİRHA- Özgür Gündem’le dayanıştığı için verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası onanan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can’a Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde kötü muamelede bulunuldu. Kelepçeli vaziyette hastaneye götürülen Can, ardından adliye karakolunda hücreye konuldu.

    78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can’ın, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışma amacıyla bir günlük yayın yönetmenliği yapması nedeniyle aldığı 1 yıl 3 ay hapis cezasını infaz etmek için bugün hapishaneye giriyor.

    bianet’te yer alan habere göre, Celalettin Can’a, infaz işlemleri için gittiği Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde kötü muamelede bulunuldu. Kelepçeli vaziyette hastaneye götürülen Can, ardından adliye karakolunda hücreye konuldu.

    bianet’e konuşan insan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu, sabah saat 10.00 sularında Celalettin Can’la birlikte adliyeye geldiklerini belirterek şunları söyledi:

    “Ağır ceza mahkemesindeki üç infaz hakimi 12 gündür dosyaya bakmamış. Bugün 13. gün ve hala bakmamışlar. Savcılık işlemleri sonrası Celalettin polise teslim edildi. Şu an hücrede tutuyorlar. Akşam 17.30’da Metris’e götürecekler. Ben dışarıda oturtulması ısrarında bulundum ve kendi teslim oldu dediysem de dinlemediler. Saat 12.00 gibi Celattin’e yemek götürdüm ancak onun hastaneye götürüldüğünü ve bunun rutin bir kontrol olduğunu söylediler. Davranışları iyi değildi. Bir sonra Celalettin geldi, kelepçe takmışlardı. Bu duruma itiraz etmesi nedeniyle bir komiser ona kötü davranmış. Doktor muayenesine de polisle ve kelepçeli vaziyette alınmış. Tekrar hücreye götürüldü. Buna yeniden itiraz etmemiz üzerine ‘Sorun çıkarmayın’ dediler.”

    Polisin “Erken geldiniz, hücrede bekleyeceksiniz” dediğini belirten Tanrıkulu, Celalettin Can’ın kendi imkanlarıyla Metris Hapishanesi’ne gitme talebinin de kabul edilmediğini kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sanatçı Kutsal Evcimen’e Erdoğan’a hakaret iddiasıyla hapis cezası

    Sanatçı Kutsal Evcimen’e Erdoğan’a hakaret iddiasıyla hapis cezası

    Sanatçı Kutsal Evcimen, sosyal medya paylaşımlarıyla AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hakaretten 11 ay 20 gün hapis cezası ve idari para cezasına çarptırıldı.

    Sosyal medya paylaşımları nedeniyle AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hakaretten yargılanan halk müziği sanatçısı Kutsal Evcimen, 7 Mart Salı günü İstanbul Anadolu Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde son kez duruşmaya çıktı. Evcimen, 11 ay 20 gün hapis cezasına ve idari para cezasına çarptırıldı.

    ANKA’dan Esra Alus’un haberine göre, mahkeme, araştıracak bir husus kalmadığını belirterek Evcimen’e Erdoğan’a karşı ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçunu işlediği gerekçesiyle önce 1 yıl hapis cezası verdi.

    Eylemin umuma açık sosyal paylaşım sitesinde gerçekleştirilmesi nedeniyle ceza 6’da bir oranında arttırıldı. Bu düzenlemeyle Evcimen’in cezası 1 yıl 2 aya yükseldi. Suçun sosyal medya üzerinden işlenmiş olmasını artırım gerekçesi gören mahkeme, daha sonra Evcimen’e verilecek cezanın geleceği üzerindeki olası olumsuz etkiler oluşturmaması için lehine takdir indirimi uyguladı. Ceza, bu kez 6’da bir oranında indirilerek 11 ay 20 gün hapis olarak düzenlendi.

    Hapis cezası, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sırasında gösterdiği pişmanlık ve suçun işlenmesindeki özellikler göz önünde bulundurularak adli para cezasına çevrildi. 11 ay 20 gün hapis cezasının karşılığı olarak 350 gün adli para cezası, günlüğü takdiren 20 TL’den paraya çevrilmek suretiyle Evcimen’in ödeyeceği adli para cezası 7 bin lira olarak belirlendi. Bu para da 20 eşit taksite bölündü.

    SOYLU’YA HAKARET SUÇUNDAN 365 GÜN ADLİ PARA CEZASI

    Evcimen, İçişleri Bakanı Soylu’ya görevinden dolayı hakaret suçundan 365 gün adli para cezasına çarptırıldı. Evcimen’in hakaret suçunu sosyal paylaşım sitesi üzerinden işlemesi artırım gerekçesi oldu. Mahkeme, sanığın cezasında 6’da bir oranında artırım yaparak 365 gün adli para cezası olan cezayı 425 güne çıkardı. Daha sonra verilen bu cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası olumsuz etkileri olacağını göz önünde bulunduran mahkeme takdiren 6’da bir oranında indirim yaptı.

    AVUKATLARINA DA VEKALET ÜCRETİ ÖDEYECEK

    Eylemlerinden dolayı toplam 14 bin 80 TL adli para cezası ödeyecek olan Evcimen, Erdoğan ve Soylu’nun avukatlarına da Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca ayrı ayrı 9 bin 200 TL’den toplam 18 bin 400 TL vekalet ücreti ödeyecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Oğlunu öldüren kişinin fotoğrafını paylaşan anneye hapis cezası talebi

    Oğlunu öldüren kişinin fotoğrafını paylaşan anneye hapis cezası talebi

    Alkollü araç kullanırken Bisiklet Sporcusu Umut Gündüz’ü katleden Çağdaş Şenyüz’ün fotoğrafını paylaşarak “katil” diyen anne Asuman Gündüz’ün, 4 yıl hapis ile cezalandırılması talep edildi. 

     Alkollü araç kullanırken 19 yaşındaki Umut Gündüz’e çarpması sonucu yaşamını yitirmesine neden olan Çağdaş Şenyüz, hakkında açılan davada 4 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. 

     Mahkeme kararına tepki gösteren anne Asuman Gündüz, sosyal medya hesabı üzerinden Şenyüz’ün fotoğrafını, “Şu yüzü iyice ezberleyin, Umut’u katleden Çağdaş Şenyüz. Alkollü ve aşırı hızlı araç kullanırken evine giden Umut’a çarpıp kaçtı. Cezası 4 ayla sınırlı kaldı. Yine alkol kullanıp araç kullanırken size de çarpıp kaçabilir” mesajı paylaştı.  

     Şikayet üzerine hakkında açılan hakaret davasında takipsizlik kararı verilen anne Şenyüz’e, Ankara Batı Asliye Ceza Mahkemesi tarafından Şenyüz’ün fotoğrafını paylaştığı gerekçesiyle dava açtı. Gündüz hakkında açılan davada, 2 yıldan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. 

    (HABER MERKEZİ) 

  • Murtaza Demir’e ‘cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla hapis cezası-VİDEO

    Murtaza Demir’e ‘cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla hapis cezası-VİDEO

    PİRHA-Tokat’ta bulunan Keçeci Baba Dergahı’nın camiye çevrilmesine ilişkin yazdığı yazı nedeniyle yargılanan PSAKD Kurucu Başkanı ve Yazar Murtaza Demir, cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına çarptırıldı. Ceza ertelenirken, dosyanın istinaf yolu ise açık.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Başkanı/Yazar Murtaza Demir’in, Tokat’taki Keçeci Baba Dergahı’nın camiye çevrilmesi üzerine kaleme aldığı yazısı nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla yargılandığı davanın beşinci duruşması İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Demir hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasından beraat verirken, ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasından 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına çarptırdı. Ertelenen cezanın istinaf yolu ise açık.

    “CUMHURBAŞKANINA MUHALİFİM AMA HAKARET ETMEDİM”

    Mütalaaya ilişkin savunma yapan Demir, “Dava uzun süredir devam ediyor. Cumhurbaşkanına hakaret etmek gibi bir durum söz konusu değildir. Cumhurbaşkanına muhalifim, çok eleştiririm doğru ama hakaret etmedim. Sosyal medya hesabımı ele geçirdiler. Asıl bana yapılan bir hakaret söz konusudur. Bunu yapanların ortaya çıkarılması gerekir. Alevilerin dergahlarına el koyuluyor ama bir yandan da cemevlerine yönelik düzenlemelere girişiliyor” dedi.

    “DEMİR’İN HESABI ELE GEÇİRİLDİ”

    Demir‘in avukatı Tugay Topbaş da sosyal medya hesabına ilişkin emniyetten gelen yazıya dikkat çekti. Topbaş, “Emniyetten gelen cevapta sosyal medya hesabının Murtaza Demir’e ait olabileceği gibi, Demir’e ait olmayabileceği de ifade edilmiştir. İhtimaller üzerinden ceza verilemez. Demir’in hesabı ele geçirilmiştir. Ele geçirenlerin açık paylaşımları vardır” ifadelerini kullandı.

    DEMİR HAKKINDA HAPİS CEZASI VERİLDİ

    Kararını açıklayan mahkeme Demir hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasından beraatine, ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasından ise 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına hükmetti. Cezayı erteleyen mahkeme, istinaf yolunun ise açık olduğunu belirtti.

    “TOPLUMU SUSTURMAYA ÇALIŞIYOR”

    Kararın ardından adliye önünde açıklama yapan Demir, iki yıldır süren dava sürecini özetlerken, şunları kaydetti:

    “Mahkeme sanki ceza vermek zorundaymış gibi davrandı. Kendileri de ikna olmamasına karşın böyle bir ceza verdiler. Bana cezayı mahkeme değil cumhurbaşkanının kendisi vermiş oldu. Cumhurbaşkanı hiçbir şekilde eleştiriye tahammül etmiyor. Bu ülkenin her sorununa karşı söz söylemeye çalışan insanlara zaman zaman gözdağı vererek, toplumu susturmaya çalışıyor.”

    “KURULACAK BAŞKANLIĞI ALEVİLER OLARAK KABUL ETMİYORUZ”

    Murtaza Demir, AKP tarafından ‘Alevi açılımı’ adı altında kurulacağı duyurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na da tepki göstererek, “Bu başkanlık aslında Alevilere hiçbir şey vermediği gibi, Alevilerin meşru haklarını da bir anlamda gasp etmeye ve devletleştirmeye çalışıyor. Bir kere cemevinin ibadet hakkını, ibadethane olduğunu tanımıyor. Cemevini ve Aleviliği bir alt kültür olarak görüyor. Aslında bize bir şey veriyor değil, bizden bir şeyler alıyor. İtikadımızı bizden alıyor, bir alt kültür olarak ikame etmeye çalışıyor. Aleviliğin geleneksel inancını bozmaya, devletleştirmeye, Alevi toplumunu da biat etmeye zorluyor. Aleviler olarak bu başkanlığı kabul etmiyoruz” dedi.

    “DEVLET, CAMİ DE CEMEVİ DE YAPMASIN”

    Demir, “Devlet cami de, cemevi de yapmasın. Devlet imamın da, dedenin de maaşını vermesin. İnanç bireyin özelidir, kamusal bir alan değildir. Buna kamunun para ayırması ancak bizim gibi geri ülkelerde görülür. Devletten herhangi bir talebimiz yoktur. Bizi olduğumuz gibi kabul etmesini, özgürlüğümüzü istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • 7 Alevi örgütünden açıklama: Haksız ve hukuksuz kararların karşısındayız, Gezi yargılanamaz!

    7 Alevi örgütünden açıklama: Haksız ve hukuksuz kararların karşısındayız, Gezi yargılanamaz!

    PİRHA- Gezi Davası’nda verilen hapis cezası kararlarına tepkiler yükseliyor. Ortak yazılı bir açıklama yapan 7 Alevi örgütü, “Verilen hüküm, ne Gezi direnişi, ne de şahıslaradır: Hüküm, Türkiye adalet sistemine bir bütün olarak verilmiştir. Haksız ve hukuksuz bütün kararların karşısındayız. Gezi yargılanamaz” dedi. 

    2013’teki Gezi Parkı eylemlerine ilişkin beraat kararının bozulmasının ardından Çağlayan Adliyesi’nde görülen üçüncü Gezi Parkı davasının karar duruşması sonucunda Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, 16 kişiye ise 18’er yıl hapis cezası verildi.

    Mücella Yapıcı, Can Atalay, Çiğdem Mater, Yiğit Ekmekçi, Hakan Altınay ve Mine Özerden’in tutuklanmasına karar verildi.

    Gezi Davası’nda verilen hapis cezası kararlarına tepkiler yükseliyor. Bir tepki de Alevi örgütlerinden geldi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve     Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu ortak yazılı bir açıklama yaparak, “Haksız ve hukuksuz bütün kararların karşısındayız. Gezi yargılanamaz” dedi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “2013 yılında yaşadığımız Gezi Parkı ve sonrasında gelişen, ülkedeki baskıcı siyasi iktidara karşı protestolar ve gösterilen direniş meşrudur. Biz bu davada yargılananın Gezi Parkı veya protestolar olmadığının farkındayız. 

    Verilen hüküm, ne Gezi direnişi, ne de şahıslaradır: Hüküm, Türkiye adalet sistemine bir bütün olarak verilmiştir.

    Adalet sistemimiz siyasi iktidar tarafından tümüyle tahakküm altına alınmıştır. Yargılamalar, AKP’li yıllarla birlikte başlayan Türkiye adalet sistemindeki yeniden yapılandırma ve dönüştürmenin bir uzantısıdır.

    “VERİLEN KARARLAR TEMEL İNSAN HAKLARIYLA BAĞDAŞMAZ”

    Verilen kararlar hukuki olmanın uzağında, temel insan haklarıyla bağdaşmaz durumdadır. Türkiye’de hukuk, artık hakimlerin kararlarının uzağında, siyasilerin kararlarıyla işletilen bir kurum olmuştur.

    AKP, Türkiye’nin ilerici kurumlarını ve unsurlarını tasfiye ederken hep siyasi davaları kullanmıştır. Ancak bugüne kadar yürüttüğü siyasi davaların hepsi çökmüştür. Bugün biz şunu görmekteyiz ki, bu dava da çökecektir. 

    Gezi direnişi ve bugün tutuklanan insanlar Türkiye halkının bilincinde zaten aklanmıştır. Ancak onları mahkum eden AKP iktidarı gerek halk gerekse hukuk nezdinde hiçbir zaman aklanmayacaktır.

    Haksız ve hukuksuz bütün kararların karşısındayız. Gezi yargılanamaz!”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Ulviye Avağ’ı öldüren Mehmet Demir ‘indirimli’ müebbet cezası aldı

    Ulviye Avağ’ı öldüren Mehmet Demir ‘indirimli’ müebbet cezası aldı

    PİRHA-Sultangazi’de Ulviye Avağ’ı öldüren, öncesinde de ısrarla görüşmek  isteyen sanık Mehmet Demir’in davası karara bağlandı. Mahkeme, savunmasında “Bundan dolayı pişmanım, bir anlık gaflettir” diyen sanığa ‘iyi hal indirimi’ de uygulayarak müebbet hapis cezası verdi.

    Sultangazi’deki Gazi Kent Ormanı’nda 10 Ağustos 2021’de Ulviye Avağ ile ısrarla görüşmek isteyen Mehmet Demir’in, Avağ’ı silahla vurarak öldürmesine ilişkin görülen davada karar verildi. İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Ulviye Avağ’ın ailesi de katıldı.

    Duruşmada son savunmasını yapan fail Mehmet Demir, “Olay günü maktulün bana, çocuklarıma ve eşime yönelik olumsuz davranışları nedeniyle bu eylemi gerçekleştirmek zorunda kaldım. Bundan dolayı pişmanım, bir anlık gaflettir” dedi. Failin avukatı ise ortada haksız tahrik durumunun olduğunu bunlar göz önüne alınarak karar verilmesini talep etti.

    Mahkeme, fail Mehmet Demir’in ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan iyi hal indirimi de uygulayarak müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

    UZAKLAŞTIRMA KARARLARINA RAĞMEN 9 YILDIR PEŞİNİ BIRAKMADI

    Avağ’ın ağabeyinin beyanında, şüphelinin kardeşinden uzaklaştırma kararının bulunduğunu söylediğinin anlatıldığı iddianamede, şüphelinin savunmasında Avağ’ı öldürdüğünü kabul ettiği kaydedildi. Fail Mehmet Demir’in ateşli silahla, birden fazla kez ateş ederek Ulviye Avağ’ı kasten öldürdüğünün belirtildiği iddianamede, ‘kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılması talep edilmişti.

    AVAĞ’IN YEĞENLERİ PİRHA’YA ANLATTI

    Olayın hemen ardından, Mardin’de koruculuk görevi yürüttüğü ifade edilen Mehmet Demir’in, Ülviye Avağ’ı yaklaşık 9 yıldır taciz ettiğini söyleyen iki yeğen, bu süre zarfında ailece tehdit edildiklerini aktarmıştı. Demir’in, silah şarjörü ve kurşunlarının olduğu fotoğrafları Avağ’a göndererek, “Ben devletim. Devlet bana bir şey yapamaz. Ben devletin adamıyım zaten. Üzerine bir şey atarım, sıktım derim. Bana bir şey olmaz. Ya benim olacaksın ya da toprağın” dediği belirtilmişti.

    Ülviye Avağ’ın, fail Mehmet Demir isimli erkeğin yıllar boyunca süren tacizleri nedeniyle ikametgâhını farklı yerde gösterip, farklı yerlerde yaşamak durumunda kaldığı ve son olarak da yurt dışına gitme düşüncesinin olduğu belirtildi. İki yeğen ayrıca Mehmet Demir’in, aile üyelerinin hemen hepsinin adreslerini bildiğini, Avağ’a daha önceden attığı mesajlarda, “Gelmezsen, gidip birisine zarar vereceğim” dediğini aktardılar.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    “Ben devletim bana devlet bir şey yapamaz”

     

  • ‘Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak susturdu bizler unutmayalım, hatırlatalım’

    ‘Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak susturdu bizler unutmayalım, hatırlatalım’

    PİRHA-Tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Aysel Tuğluk ile ilgili bir yazı kaleme alan T24 Oya Baydar, “Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak, yaşananları unutarak susturdu; Garibe Gezer ise hayatına son vererek. Bizler unutmayalım, susmayalım, hatırlayalım ve hatırlatalım” ifadelerini kullandı.

    Tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Aysel Tuğluk ile ilgili bir yazı kaleme alan T24 yazarı Oya Baydar yazısına, “Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak, yaşananları unutarak susturdu; Garibe Gezer hayatına son vererek. Bizler unutmayalım, susmayalım, hatırlayalım ve hatırlatalım. Yazmasam kendi yüzüme bakamam, yazmasam suça ortak olurum, dediğim konular birikince, öfke, çaresizlik, vicdan yükü altında eziliyorum; yazamıyorum. Sonra suskunluğumdan utanıyorum, bugün olduğu gibi yazmaya oturuyorum” sözleriyle giriş yaptı.

    AYSEL TUĞLUK’UN KARARAN BELLEĞİ

    Baydar şu ifadeleri kullandı:

    “Zalim, vahşi, sapık faşizan zihniyetin çürüttüğü bir toplumda yaşıyoruz. Çürüme baştan aşağı yayılıyor. Dört beş yıl önceydi; kin ve nefret söyleminin yükseldiği; şiddetin, işkencenin, ölümün kadınlara, çocuklara, bütün ötekilere, kedilerden kuşlara uzandığı günlerde, “toplum cinnet geçiriyor”, diye yazmıştım. Cinnet hâli, muktedirlerin kendilerinin de yabancısı olmadıkları o zalim, vahşi, sapık zihniyeti palazlandırmalarıyla bugün bütün toplumu pençesine almış durumda. Meğer o günlerde cinnetin henüz başlangıcındaymışız. Mecazi anlamda söyleyecek olursak bugün toplum kafasında huni, elinde kanlı bıçakla dolaşıyor.

    Aysel Tuğluk, beş yıl kadar önce HDP eş genel başkan yardımcısıyken tutuklandığında sapasağlamdı. Şimdi ağır bellek sorunlarıyla boğuşuyor. Başka türlü söyleyecek olursak, belleği silindi. Hafızası kendini kapattı, çünkü kendisine yaşatılanları hatırlasaydı yaşayamazdı.

    NE OLMUŞTU AYSEL TUĞLUK’A?

    Baydar yazısının devamında ise, 2017 yılında anacığı yaşama veda ettiğinde cenazesine katılmasına izin verilmişti ancak cenaze defnedilemedi, o iğrenç zihniyetin taşıyıcısı bir güruh mezarlığı bastı, cenaze merasimine katılanlara saldırdı. Sadece taş, tuğla atmak değil havaya ateş etmek dâhil, polisin müsamahalı gözetiminde her türlü rezilliği yaptı. Bununla yetinmediler. “Burası Sünnî mezarlığı Alevileri buraya defnettirmeyiz” diye böğüren saldırganlar – patronları uyarmış olmalı- “Burası Ermeni toprağı değil Türk toprağı” naralarıyla, küfürlerle, her türlü aşağılık saldırganlıkla cenazeyi mezardan çıkardılar. Kürt hareketinin en barışçı insanlarından biri, iki halkın “ortak vatanda ortak yaşam” umudunun taşıyıcısı Aysel Tuğluk bunlara şahit oldu, o korkunç anları, yaşadı ve hücresine döndü.

    Onun belleğini karartmasına yol açan; sadece annesinin cenazesine yapılan dine,  ahlaka, insanlık değerlerine saldırı değil, halklar arasında barış ve ortak yaşam idealinin -ki o, bu ideali hayata geçirmek için ağır bedeller ödemişti- bir kez daha yerle bir edilmesiydi.

    Saldırganların elebaşısının, İçişleri Bakanı Soylu ile fotoğrafları çıktı. Bu nedenle istifası istenen Soylu’nun: “Ben bir fotoğraf ile istifa edecek adam değilim. Onlar yerelin eşraflarıdır, fotoğrafımın olması doğaldır” mealindeki sözleri hatırlardadır. Sadece üçü tutuklu yargılanan 19 kişinin; bir halka, bir mezhebe yönelik hakaretten, ölüye diriye saldırıdan, nefret suçundan değil, “İnanç, düşünce, ifade hürriyetinin kullanılmasını engellemekten” ve “Toplantı, gösteri yürüyüşleri yasasına aykırı davranmaktan” yargılandıklarını; tutuklu “eşraftan” üç sanığın ilk duruşmada serbest bırakıldıklarını da hatırlayalım.

    O “eşraf”ın ve muktedir destekçilerinin zihniyeti ile hücresinde intihar eden/öldürülen(?) Garibe Gezer’e cenaze arabasını çok gören, cenazeyi almaya gelen aileyi “Alın ölünüzü gidin” diyerek aşağılayan zihniyet; insanlarımızı zehirleyen, ülkemizi cinnet toplumuna dönüştüren zihniyet aynıdır: Türkçü faşist, etnik ayrımcı, insanlık değerlerine olduğu kadar dinî değerleri de hiçe sayan, ahlak vicdan tanımayan zorbaların zihniyeti.

    KENDİMİZLE YÜZLEŞELİM: BİZ NE YAPIYORUZ?

    Peki, bizler: Hak, hukuk, adalet, eşitlik diyen; kadın hakları, insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi cafcaflı sözleri ağzından düşürmeyen, ülkenin halleri karşısında duyarlı olduğunu iddia eden bizler, ne yapıyoruz bu zihniyet ve bu olaylar karşısında diye soran Baydar:

    “Kendimizle yüzleşelim: Anlı şanlı, gerçekten övgüye değer kadın hareketimiz, muhalif medyamız, sivil toplum,  münferit karşı çıkışlar, benim gibilerin aslında vicdan rahatlatmaya yarayan birkaç yazısı dışında ne yaptık? Mesela Aysel Tuğluk için, mesela Garibe Gezer’in ölüsüne dirisine yönelen saldırılara karşı?  HDP’li kadın milletvekillerinin Meclis’teki Garibe Gezer protesto eylemine CHP’li kadın milletvekillerinden katılan oldu mu? Neden muhalefet deyince her konuda sesi gürleyen Meral Hanım dut yemiş bülbül? Neden İzmir’deki HDP merkezinde, bir elinde silah öteki eliyle bozkurt işareti yapan katilin öldürdüğü Deniz Poyraz cinayetinde olduğu gibi suskun?

    Shakespeare’in Venedik Taciri eserinde Yahudi tefeci Shylock’un unutulmaz repliğinde dile getirdiği: “Çünkü Yahudiyim ha!” yı anımsayarak, “Çünkü onlar Kürt ha!” diyorum.

    Kadın olmak da gerekmiyor, olup bitenler kadın meselesi değil; insanlık, ahlak, vicdan meselesi; bir kesimin genetik kodlarına işlenmiş faşizan etnik milliyetçiliği aşamama meselesi. Vatan, millet, Türklük, din maskesi altında her türlü ahlakî değeri ayaklar altına alan bu gerçek terörist bölücü tetikçilere ve onları kullanan iktidara karşı, Türk, Kürt, Ermeni, vb. ayrımlarını aşan bir cephede buluşamama meselesi. Bu zihniyetle araya gerekli mesafeyi koyamama meselesi… Terörü, şiddeti defalarca en açık şekilde reddeden HDP’ye dönüp ikide birde “terörle arana mesafe koy” diyenler, faşist terörle, etnik milliyetçi katillerle aralarına mesafe koymakta neden bu kadar isteksizler? Korkudan mı ideolojik kökleri, genetik kodları yüzünden mi?”

    VİCDAN İTTİFAKI’NA İHTİYACIMIZ VAR

    Ne millet ittifakı, ne demokratik ittifakı! Vicdan ittifakına ihtiyacımız var diyen Baydar şu ifadelerle yazısını sonlandırdı:

    “Sağı, solu, ideolojileri, siyasal, dinsel, etnik aidiyetleri aşan bir ittifak. Cephe hattının: Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesini mezarından çıkaranlar, onları destekleyip, palazlandırıp ortaya sürenlerle, bundan utanan, utanmakla kalmayıp sesini yükseltenler; yani iyilerle kötüler arasından geçtiği bir ittifak.

    Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak, yaşananları unutarak susturdu; Garibe Gezer hayatına son vererek. Bizler unutmayalım, susmayalım, hatırlayalım ve hatırlatalım. Hatırlamakla, hatırlatmakla kalmayıp bu ölümcül zihniyeti taşıyan iğrenç yaratıklara ve o zihniyetin sahipleri muktedirlere karşı, önyargılarımızı yenerek Vicdan Cephesi’nde kenetlenelim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Yücel, Tuğluk için özgürlük istedi; ‘Onun hapiste olması kimseyi ilgilendirmiyor mu?

    Yazar Yücel, Tuğluk için özgürlük istedi; ‘Onun hapiste olması kimseyi ilgilendirmiyor mu?

    PİRHA- Yazar Müslüm Yücel, 2016 yılından bu yana tutuklu olan HDP’nin eski Milletvekili Aysel Tuğluk için özgürlük istediğini belirten bir yazı kaleme alarak; “Aysel Tuğluk adı coşku veriyor. Aysel, kaç yıldır hapiste? Durumu nasıl? Onun hapiste olması sanırım kimseyi ilgilendirmiyor. Kendi adıma onunla aynı zaman diliminde olmak bana güç veriyor” dedi.

    Yazar Müslüm Yücel, bir yazı kaleme alarak, 2016 yılından bu yana tutuklu olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Milletvekili Aysel Tuğluk için özgürlük istedi. Yücel yazısında, Tuğluk’un yaşadıkları üzerinden insani değerlerin artık kaybedildiğini ve yerini faydacılığın aldığını ifade ederek, ‘Karakterimiz kaderimizdir’ vurgusu yaptı.

    “ONUN HAPİSTE OLMASI SANIRIM KİMSEYİ İLGİLENDİRMİYOR”

    Tarihin kendilerine artık yön veren özelliklerini kaybettiğini ve Aysel Tuğluk’un unutulduğunu ifade eden Yücel yazısında şunları dile getirdi:

    “Geçmişin görkemli bir halkı olmamız bu günümüze hiçbir şey vermiyor. Belki bir teoloji, belki bir milliyetçilik, belki görkemli bir ağanın, beyin, paşanın torunu olmak gibi bir ayrıcalık, belki büyük bir aşiretin ferdi olma! Tarih, bir amaç ve bir proje sunduğu zaman anlam kazanıyor. Bir büyük anlatı da değil, hatta bir kaderin derin çizgisi de… Soylu, seçkin, görklü bir geçmişe sahip olmak bile olsa olsa, bugün ki aksaklığımı, bir anlığına siliyor… Ötede bildiğim bir şey var: Tarih aklın hoş bir hilesidir, hangi üniversite, benim için bir zar atacak! Hangi ülke, kendini anlatırken bana küçük bir yer ayıracak?

    Kendi zamanınım tarihini bu yüzden önemsiyorum, bu yüzden kendi tarihim içinde Aysel Tuğluk adı coşku veriyor. Aysel, kaç yıldır hapiste? Kime ne? Durumu nasıl? Onun hapiste olması sanırım kimseyi ilgilendirmiyor. Kendi adıma onunla aynı zaman diliminde olmak bana güç veriyor. Benim zamanımın bir anlamı da yoktur ama benim için, benim zamanım bir çığdır ve ben altında kaldım. Başkasının doğasıyla, benim zamanımın tarihi örtüşmüyor ve tarih yazıcıları, beni çağın dışına itiyor, biliyorum: Her kesin/ her kesimin, tarihsellikte aradığı nedenselliktir, benim anladığımsa, sırlardır; bu sırlar, imgelerdir, bütünler burada çözülür, kimseye ispat edemezsem de, bana dayatılan tarihler, temsillerden ibarettir: Temsiller genelde kendilerini temsilden yoksun kimseler tarafından verilirler. Bu da benim, size atacağım hoş bir kazıktır. Hem kim tarihten ne anladığını anlatabilir ki? Çok tarih kitabı okuyan birinin (Nietzsche) vardığı sonuç bile tarihi siyasal ve eleştirel bir araç olarak yorumlamaktan öteye gitmedi. Tarih, (her zaman) şimdileşerek, bir şeyleri ima etme derdindeydi, tanıyorum onu, hem de çok. Ya şimdi!”

    “ZAHİRİDEN YOLA ÇIKARAK SORUN ÇÖZÜLMEZ”

    Sistemin herkese rıza göstermeyi dayattığını vurgulayan Yücel sözlerine şu şekilde devam etti:

    “O unutulmak denilen büyük hapishane, o fethedilen büyük sur ve dalgalandığı zaman, elimi ayağımı düşüren hastalık… Şimdinin tarihi tıkanmadır; tıkanma, son ya da tekrarı olmayacak denildiği zaman hakikatten uzaklaşmayı emreder ve insana bir tek şey söyler: Rıza! Bana şimdi, her şeye ve herkese rıza göster diyorlar.

    Ama! Siyasetin, işi/ görevi teşhis etmek, edebiyatın, felsefenin görevi ifade etmektir. Eğer benim bir şiirim, bir tutsağı özgür edemiyorsa neye yarar, siyasetim bir özgürlüğün kavgasını vermiyorsa neye yarar? Felsefem, Gorgias’ın sonunda hikâye edilen, yer altı yargıçlarının önünden geçen ruhları, yargıdan geçerken alkışlamıyorsa neye yarar; burada bedenin değil, ruhun bir cesareti vardır, asaleti vardır ve herkes, özünde olan hakikati göstermek zorundadır.

    Tıkanmanın en önemli yanı, olayların/eylem ve dizgilerin karar verilmez hale gelmesidir; bir mesele karar verilmez bir hale gelmişse, artık şunu söylemek gerek: Hakikat yoktur. Bu bize bezen sahte hakikatler dayatır. Bazen de hakikat yok sayılır, o zaman hakikat meydana gelir…

    Ayırt edilmeyecek tek bir şey vardır, bu, özgürlüklerdir; herkesin, adalet önünde eşitliğidir; bu olmayınca tıkanma, tıkanmayla önlenir. Tıkanmayı, tıkanmayla açıklayan bir öğreti, öğreti değildir. Bu zapt altına almak değildir, bu zapt ettiğini, çözdüğünü ilan etmektir. Gizli/ ya da açık bir alındır.

    Hakikat, vardır; adlandırılmayan iyilikler ve adlandırılmayan kötülüklerdir. Adlandırılmayan her şey, felakettir. Zahiriden yola çıkarak sorun çözülmez, somut örneklere/ olaylara dönerek, yeni başlangıçlar yapmak gereklidir. Bu yapılmadığı zaman, güç ve enerji boşuna harcanmış olur ve taraflar iki tıkaç olmaktan öteye gitmez ve her taraf, mitler yaratarak bir süreliğine yaşar; bir süreliğine yaşamak, diğerini ve kendini zinde bir kuvvet haline getirmektir; kitle, burada savrulur artık, ekonomi, birlikte yaşama alaşağı olur. İnsan tehdit altında yaşadığı sürece, bir tek şey yapar: Korkar. Bu da onu, korkulan bir kimse yapar.”

    “DEĞER DİYE BİLİNEN BİRÇOK ŞEY VE KİMSE RAFA KALDIRILMIŞTIR”

    Günümüzde değerlerden çok faydacılık üzerinden ilişkilerin yürütüldüğünü söyleyen Yücel yazısında şunları belirtti:

    “Siyaset, felsefe ve edebiyat çözülmeyen toplumsal ve bireysel sorunları teorik zeminde anlamak, çözümler üretebilme olanağına sahiptirler. Sorunun kendisi haline geldikleri zaman ise dar birer gösteri alanına dönerler; buradan erdem çıkmaz, buradan gösteri çıkar, bir sorun çözülmez, birileri gösteri yapar ve biz de, bizim üzerimizden oynanan oyunda figüran haline geliriz. Aşırılığın siyaseti, felsefesi ve edebiyatı, sahte cennetler üreten peygamberlerdir; bunlar, kendi önleri açılsın diye, herkesin önünü tıkar. Liderler burada belirir, burada adlarını ve unvanlarını bırakır, tıkanmayı önlerler.

    Marx üzerinden öğrendiğimiz iki şey vardır; ilki fayda, ikincisi değerdir. Benim kimseden bir faydam olmaz, değerlerim olur ve ilişkide olduğum ya da olmadığım zamandaşlarımla böyle bir bağım vardır. Son üç yıldır, gördüğüm, duyduğum bir fayda realitesidir ve değer diye bilinen birçok şey ve kimse rafa kaldırılmıştır. Seçmen, ben ya da benim gibiler de seçimlerde ayağa kaldırılan mübadele değeri taşıyan bir nesne olmuşuzdur. Ortaklığımız ölmüştür. Kim öldürdü: Çıkar! Bir hastalık hasıl oldu! Eşyanın yerini bilmiyoruz, tanıdığımız kimselerin adları ve yüzlerini unutmuşuz, hatta, eşyaları en uygunsuz yerlere koymaya başlamışızdır, hatta, dışarıda, bunu yaşamayanlar için komiğizdir. Kimseleri hatırlamıyoruz? Kimse bizi hatırlamıyor. Hatırlamaya hatırlamaya artık unutulmuşuzdur. Biri bize tesadüfen soru bile sorsa, cevabı unutuyoruz, cevap versek soruyu. Biraz ilerisi, cümle, kelimeler birden dağılıyor…”

    “ANNEMİZ ÖLMÜŞTÜR, AMA BİRİLERİ ONU TOPRAKTAN ÇIKARTMIŞLARDIR”

    ‘Bir hafızımız vardır, annemiz!’ diyen Yücel; “Annemiz, olduğu müddetçe bir baba evimiz vardır. Annemiz ölmüştür, ama birileri onu topraktan çıkartmışlardır; birileri, ölümüzü istemiyorlar, dirimizi de… Sevdiklerimiz bizi unutursa ne yaparız biz, ölülerimiz bizi unutursa ne yaparız? Bildiğimiz bir işe yaramaz, bildiklerimiz, bizi ablukaya alır, sonra, bildiklerimiz, bir köşede durup bizi sıkıştırırlar… Para üstünü almayı unuturuz, uyumayı, uyanmayı unuturuz, bildik, bütün becerilerimiz, bir anda, bu sıkışma anında, söküğümüzü dikmek için elimize aldığımız iğne birden parmağımıza batar, acı çeker ama acıyı duymayız, bu neyin acısıydı ki, bu kimin acısı…

    Dilimiz, isteriz ki imdadımıza koşsun, ama kelimeler, tıpkı anılar gibi geri çekilince adlar da anlamını yitirince, soru sormamız, cevap vermemiz, bir anlama gelmeyince, tekrar edip, bir makam bulmayınca, kıyaslar, kısıtlanınca, ağız, şişmeden, duygular, balon gibi şişince, evet, çığlık, içe çevirir kendini; konuşsak konuşmuyoruz, sussak susmuyoruz. Bugün günlerden ne, saat kaç, ayın kaçı, her gün aynı, her saat aynı ve bu kadar aynı içinde, bir adım, bir unvanım yoktur ve elbette ki bunlar unutulmuştur. Artık bunların bir anlamı da yoktur. Sinirlensem, kimin umurunda, duyduğum seslerle kim, niye ilgilensin, bir karşılığım yok ki… Benim en yakınımdakiler bile bir karşılık bulmuyor bende… Ne istiyorum ki ben? Hastayım, açıkça bunu söylüyor herkes; insiyatifimi kaybetmişim, kendimi ifade bile edemiyorum, duygularım yalnızca bir çöküntü, elini başıma koy, bir serinlik gelsin alnıma, elimi tut, bırakma beni.”

    “ONUN HALKIN GÖZLERİ İÇİNDE YERİ VARDIR”

    Belleksizleştiğimizi dile getiren Yücel, Aysel Tuğluk’un aynı zamanda hasta bir tutuklu olduğunu da aktararak şunları kaydetti:

    “Gültan Kışanak, hoş bir ödül aldı ama bu ödül, internet sitelerinin ve bir iki gazetenin yalnızca kıssalarında yer aldı; kimi vekillerin twitter hesabında bile bu sevinç paylaşılmadı. Canan Kaftancıoğlu bu ödülü alsaydı, elbette ki vekillerimiz, basın yayınımız, birinci haber olarak verirdi! Niye mi? Çünkü Kaftancıoğlu, bizimle tokalaşırken, yüzü başka yerde, bize bir adam gözüyle bakmıyor, bir vali edasında. Hele Ekrem İmamoğlu olsaydı, şölen yapılırdık. Onlarla bir fotoğrafımız cep telefonumuzda ise zaten dertlerimiz kalmamıştır. Sevinmesini bilmediğimiz gibi, üzülmeyi de unuttuk. Birileri/ onlar istediği zaman seviniyor, istedikleri zaman üzülüyoruz.

    Cezaevinde hasta tutuklular var ve bu tutukluların bazılarının durumu ağırdır. Aysel Tuğluk da bunlardan biridir. Brecht, devrimi çizmek isteyene, hamile bir kadının resmini çiz diyordu. Aysel, bugün çizilmesi, şarkı olarak söylenmesi gereken yüzlerce kadından biridir. Aysel bir simgedir. Yeryüzünde, inandığı ve sevdiği partisi dışında kimsesi de yoktur. Kürtlerin varsa şerefi, o temsil ediyordur. Bir halkın belleği acılarıdır, sevinçleridir. Bunlar bellek oluşturur. Dünyanın hiçbir tragedyasında, Aysel’in yaşadığı tragedyaya benzer bir tragedya olmamıştır: Annesi ölmüş ama cenazesi topraktan çıkartılmıştır. Ölüye saygısızlık ne kadar büyük bir şey ise, Aysel’in hastalığı, bu hastalığa karşı cezaevinde olması ve bunun için hiçbir şeyin, bir kampanyanın bile yapılmaması da o kadar utançtır. Aysel vekil olmayacaktır, parti bir görev veremeyecektir belki ama onun halkın gözleri içinde yeri vardır; toprağın gözü gibidir halkın gözü, tek bir tohumunu dışarı bırakmaz, tek bir bakışı…”

    “KARAKTERİN KADERİNDİR”

    Yücel son olarak; “Kürtler bugün başı dik yürüyorlarsa bu kadınların verdiği kavganın yüzü hürmetinedir. O oy verdiğimiz HDP, kadın partisi, kadın hareketi olarak vardır ve bununla, bütün ona oy veren seçmenler olarak gurur duyarız. Ama İyi partiden bir hadsiz, Pervin Buldan’a ağır sözler eder, kimseden ses çıkmazsa da, durup verdiğimiz oyu düşünmemiz gereklidir; bugünün bilgisi de değildir, İlahi Komedya’dan öğrendiğimiz bir şeydir bu, deriz: “Karakterin kaderindir.” Çok şey de istemiyoruz, “diken gibi sivri bulun dik davran, başına gülden çelenkler örsün devran” dedi.

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Cem Şimşek’e hapis cezası

    Gazeteci Cem Şimşek’e hapis cezası

    PİRHA- Gazeteci Cem Şimşek’e 11 ay 20 gün hapis cezası verildi. 

    Evrensel gazetesi eski Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cem Şimşek hakkında “Alman karikatüristler Erdoğan’ı fena çizdi” başlıklı haber nedeniyle “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla açılan davanın karar duruşması görüldü.

    Bakırköy 27’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Cem Şimşek’in avukatı Devrim Avcı ve müşteki avukatı hazır bulundu. Av. Avcı, Şimşek için beraat isterken, mahkeme, “Cumhurbaşkanına hakaret etmek” iddiasıyla Şimşek’e 11 ay 20 gün hapis cezası verdi. Cezanın hükmünün infazı geriye bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Süryani Rahip Sefer Bileçen’e 2 yıl 1 ay hapis cezası

    Süryani Rahip Sefer Bileçen’e 2 yıl 1 ay hapis cezası

    Süryani Rahip Sefer (Aho) Bileçen’in “Örgüte yardım” iddiası yargılandığı davada 2 yıl bir ay hapis cezası verildi.

    Mardin’in Nusaybin ilçesinde 9 Ocak 2020’de 10 kişi ile birlikte gözaltına alınarak 10 Ocak 2020’de tutuklanan ve 14 Ocak 2020’de ise tahliye edilen Mor Yakup Manastırı Rahibi Sefer (Aho) Bileçen hakkında açılan davanın karar duruşması Mardin 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşmada Rahip Bileçen’in avukatı hazır bulundu.

    Savcılık “Örgüte yardım ettiği” iddiası ile ceza istemine dönük mütalaasını yinelerken, Rahip Bileçen’in avukatının savunmasının ardından kararını açıklayan mahkeme Bileçen’e 2 yıl 1 ay hapis cezası verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yargıtay, HDP’li Gergerlioğlu’na verilen hapis cezasını onadı

    Yargıtay, HDP’li Gergerlioğlu’na verilen hapis cezasını onadı

    Yargıtay, “terör örgütü propagandası yapma” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan HDP’li Gergerlioğlu’nun cezasını onadı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Gergerlioğlu hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla verilen 2 yıl 6 ay hapis cezası Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından onandı.
    (HABER MERKEZİ)
  • KHK ile kapatılan Özgür Gündem davasında 21 yıl hapis

    KHK ile kapatılan Özgür Gündem davasında 21 yıl hapis

    KHK’yle kapatılan Özgür Gündem gazetesinin ana davasının karar duruşmasında, gazetenin imtiyaz sahibi Kemal Sancılı, Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya ve Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin’e 6 yıl 3 ay, Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya’ya ise 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi. 

    Kanun Hükmünde Kararname(KHK) ile kapatılan Özgür Gündem gazetesi ana davasının 4’üncü duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak”, “Örgüt üyeliği”  ve “Örgüt propagandası” suçlamaları ile yargılanan gazeteyle dayanışma amacıyla bir gün Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni olan Eren Keskin ve gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya hazır bulunurken, gazetenin sahibi Kemal Sancılı ile Genel Yayın Yönetmeni Zana (Bilir) Kaya, duruşmaya katılmadı.

    Kimlik tespitiyle başlanan duruşmada Keskin ve Kızılkaya’nın son sözleri alındı. Ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Sancılı, Kızılkaya ve Keskin’e “Örgüt üyeliği” suçlaması ile 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Kaya’ya ise “Örgüt propagandası” suçlamasıyla 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi. (MA)

  • Alevilere hakaret eden profesöre 8 ay hapis cezası verildi-VİDEO

    Alevilere hakaret eden profesöre 8 ay hapis cezası verildi-VİDEO

    PİRHA- “Aleviler cemevinde dansöz oynatıyor. Böyle bir din mi olur? Hepsi teröristtir” diyen İstanbul Tıp Fakültesi’nde görev yapan Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’in, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçuyla yargılanmasına bugün devam edildi. Mahkeme, Demirel’e 8 ay hapis cezası verdi. 

    2015’te Çorlu’dan İstanbul’a tedavi olmak için gelen İbrahim Kartal, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde görev yapan Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’in nefret söylemine maruz kalmıştı. Demirel’in Alevilere yönelik hakaretleriyle karşılaşan Kartal, olay sonrasında savcılığa suç duyurusunda bulunup, Başhekimliğe şikâyet dilekçesi vermişti.

    Kartal’ın şikayetinin ardından açılan davanın 4. duruşması bugün İstanbul Çağlayan 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İbrahim Kartal ve avukatı duruşmada hazır bulundu.

    Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’e, halkı ‘kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ etme suçundan 8 ay hapis cezası verildi. Mahkeme sanığa iyi hal ve pişmanlık indirimi yapmadı.

    Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’in sabıkası olmaması nedeniyle, hapis cezası ertelendi. 1 yıl boyunca denetimde kalacak, bu sürede kasıtlı bir suç işlenesi durumunda ceza infaz edilecek. Karara istinaf mahkemesinde itiraz hakkı bulunuyor.

    Bu arada İbrahim Kartal’a destek için duruşmaya gelen isimler arasında Alevi Dernekleri Federasyonu Genel başkanı Celal Fırat, Kilyos Cemevi Başkanı Ali Çiftçi, Esenler Anadolu Canlar Cemevi Başkanı Cemal Özdemir ve HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da vardı.

    Duruşma sonrası adliye önünde PİRHA‘nın sorularını yanıtladılar.

    İBRAHİM KARTAL: ZAFER BİZİM OLDU, KAZANDIK

    Davacı Alevi yurttaş İbrahim Kartal, “Başta vekilime, avukatlarıma ve dernek başkanlarıma çok teşekkür ediyorum. Bana davanın sonuna kadar yanımda oldular. En sonunda zafer bizim oldu, kazandık” dedi.

    AV.ÖZGE ÇETİN: İYİ HAL, PİŞMANLIK İNDİRİMİ YAPILMAMASI ÖNEMLİ

    İbrahim Kartal’ın avukatı Özge Çetin, “Müvekkilin yönelik bir devlet kurumunda maruz kaldığı nefret söylemi ve ayrıştırıcı söylemlerle ilgili yargı sürecinin bugün sonuna geldik. Mahkeme sanığın, müvekkile yönelik olarak, onun dini değerlerini aşağıladığı gerekçesiyle TCK’nın 216 maddesinin 2. fıkrasından 8 ay cezalandırılmasına karar verdi.
    Sevindirici olan kısım şu: Sanık hakkında herhangi bir iyi hal ya da pişmanlık indirimi yapılmadı. Bu tarz söylemlerde bulunanlar için caydırıcı olması açısından kararın son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu yolculukta emek veren tüm meslektaşlarım, herkesin emeğine sağlık” diye konuştu. 

    KENANOĞLU: ALEVİLERE HAKARET EDİLDİĞİNDE CEZAYA ÇARPTIRILMASININ MÜMKÜN OLDUĞUNU GÖRDÜK

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da şunları söyledi:

    “Uzun süredir bu mahkemelerde, adliyelerde hep mahkumiyet kararlarıyla ya da demokrasi mücadelesi verenlerin aleyhine çıkan kararlarla gidiyorduk. Bugün iyi bir şey oldu ve bir Alevi canımıza, İbrahim cana hakaret eden doktor hak ettiği şekilde cezalandırıldı. Şu açıdan önemliydi: Bu ülkede Alevilere hakaret edildiği taktirde cezaya çarptırılmasının mümkün olduğunu da göstermiş olduk. Bütün mücadeleyi aslında İbrahim Kartal yürüttü. Burdan da bütün Alevi toplumuna yönelik bir derstir bu. Yani bir hakarete, kötü söze, kötü muameleye maruz kaldığınız zaman hakkınızı aramaya devam edin. Hakkınızı ısrarla ve talepli bir şekilde aradığınız zaman mutlaka bir yerlerden bir sonucu oluyor. Bugün bu sonucu çok uzaklara gitmeden burada almış olduk. Mutluyuz. Bu Xızır günlerinde, hepimize hayırlı uğurlu olsun.”

    CELAL FIRAT: MAHKEMENİN VERDİĞİ CEZA ANLAMLI

    Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat ise, “Hipokrat yemini etmiş bir Profesör Doktorun bu çirkin söylemlerde bulunması çok acı. Biz Hipokrat yemini etmiş hocalarımızdan topluma hizmet etmelerini bekliyoruz. Ama gelin görün ki birileri Tokat’ta Alevi köylerini işaretler, birileri tedavi olmak isteyen bir hastaya Alevi olduğu için hakaret eder. Mahkemenin verdiği bu ceza değerlidir, anlamlıdır. Bu sebeple İbrahim Kartal abimize Alevi inancına, gelenek göreneklerine sahip çıktığı için, bir dede olarak Alevi toplumu adına teşekkür ediyorum. Umut ediyorum ki bir daha böyle çirkinlikler olmasın. Bu ülkede sevginin egemen olması lazım. Dili, dini, ırkı kökeni ne olursa olsun insanların bir arada yaşama özgürlüğünü hep beraber yaşamalı. Avukatlarımıza, İbrahim Kartal’a toplum adına teşekkür ediyorum” diye konuştu.  

    NE OLMUŞTU?

    2025 yılında Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinden Çapa Tıp Fakültesi’ne giden şeker hastası İbrahim Kartal, Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel tarafından muayene edilmiş daha sonra kendisine “Nerelisin, Alevi misin?” şeklinde sorular yöneltilmişti.

    Kartal Alevi olduğunu söyleyince, Demirel ” Aleviler cemevinde dansöz oynatıyor, şarap içiyor, buralar cümbüş evidir. Böyle din mi olur? Alevilerin hepsi teröristtir. Aleviler ve Kürtler DHKP-C ve PKK’lidir” demişti.

    Doktor, tahlillerini gösteren Kartal’ın sağlık durumuyla da ilgilenmezken, ilaç yazmamış ve “Bir şeyin yok senin, Berkin Elvan dosyasını oku gel, öyle konuşalım” demişti.

    Kartal, Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel hakkında Fakülte Dekanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuştu.

    Alevi örgütleri, Demirel’i Çapa Fakültesi Dekanlığı önünde protesto etmişti. HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu de konuya ilişkin soru önergesi vermişti.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Can Dündar’a 27 yıl 6 ay hapis cezası verildi

    Can Dündar’a 27 yıl 6 ay hapis cezası verildi

    Cumhuriyet Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a, MİT tırları ile ilgili yargılamada 27 yıl 6 ay hapis cezası verilip, hakkında kırmızı bülten çıkarıldı.
    Cumhuriyet Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ın MİT tırlarına ilişkin “gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etme” ve “örgüte yardım” suçlamalarıyla yargılandığı davanın karar duruşması İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Dündar ve avukatları duruşmaya katılmadı.
    Savcı, bir önceki duruşmada verdiği mütalaayı tekrar etti.
    Kararını açıklayan mahkeme, Dündar’ı “gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek” suçlamasından 18 yıl 9 ay, “silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etmek” suçlamasından 7 yıl 21 ay olmak üzere toplamda 27 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.
    KIRMIZI BÜLTEN KARARI
    Mahkeme, ayrıca Dündar hakkında daha önce verilen tutuklamaya yönelik yakalama kararının devamına, tutuklama kararına yönelik hakkında kırmızı bülten çıkarılmasına ve iade talepleri işlemlerinin başlatılmasına karar verdi.
    (HABER MERKEZİ)
  • Hastanede doktoru yaralayan sanığa 20 yıl hapis cezası

    Hastanede doktoru yaralayan sanığa 20 yıl hapis cezası

    İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli asistan doktor Kadir Songür’ü yaralayan sanığa 20 yıl hapis cezası verildi. 

    İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 16 Ekim 2019’da Bayram asistan doktor Kadir Songür’ü boğazından yaralayan Bayram Kaynak’ın tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşması İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık Kaynak, cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katıldı. Asistan doktor Songür duruşmaya katılmazken, ailesi, İzmir Tabip Odası avukatı Mithat Kara ve taraf avukatları duruşmada hazır bulundu.

    Duruşma kimlik tespitinin ardından başladı.

    ÜST SINIRDAN CEZA TALEP EDİLDİ

    Sanık Bayram Kaynak, ilk duruşmada MS rahatsızlığı olduğunu, bu nedenle iş bulamadığını, psikolojisinin bozuk olduğunu bildirerek, kendisine büyü yapıldığını, bunun etkisiyle suçu işlediğini öne sürmüştü. Songür’ün avukatı İsmail Can Yavuz, sanığın akli dengesine ilişkin savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunu, sanığın pişmanlık göstermediğini ve üst sınırdan ceza uygulanması gerektiğini ifade etti.

    Ardından söz alan İzmir Tabip Odası avukatı Mithat Kara, mahkemenin vereceği kararı Türkiye’deki tüm sağlık çalışanlarının beklediğini belirterek, “Bu olay tüm sağlık çalışanlarını ilgilendiriyor. Vereceğiniz karar sağlık çalışanlarının yüreğini soğutacak, içine su serpecektir” dedi.

    CEZADA İNDİRİM UYGULANMADI

    Sanık Kaynak ve avukatı tahliye talep ederken, Mahkeme heyeti, sanığın, “Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs” suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına, olayın teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle 20 yıl hapis cezasına çarptırılmasına hükmederek, cezada indirim uygulanmamasına ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Reina sanığı Masharipov’a 40 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

    Reina sanığı Masharipov’a 40 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

    Ortaköy’deki eğlence mekanı Reina’da 2017 yılbaşı gecesi düzenlenen ve 39 kişinin öldüğü saldırıya ilişkin, aralarında saldırıyı gerçekleştiren Abdulkadir Masharipov’un da bulunduğu 60 sanığın yargılandığı davada, karar açıklandı.

    İstanbul Ortaköy’deki eğlence mekanı Reina’da 2017 yılbaşı gecesi düzenlenen ve 39 kişinin öldüğü saldırıya ilişkin, aralarında saldırıyı gerçekleştiren Abdulkadir Masharipov’un da bulunduğu 60 sanığın yargılandığı davada, karar açıklandı.

    İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısında bulunan salonda yapılan duruşmada sanık avukatları, müvekkillerinin suçsuz olduklarını öne sürerek, beraatlerini istedi.

    Tutuklu sanık Abdulkadir Masharipov, karar açıklanmadan hemen önce kendisine verilen sözde şunları söyledi.

    “Mahkemede bu suçlamaları kabul etmediğimi söyledim. Bunları tekrarlıyorum. Güçlü bir delil olması için parmak izlerinin ve güvenlik görüntülerin eşleştirilmesini Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınmasını talep etmiştik. Hiçbiri kabul olmadı. Bundan dolayı güçlü bir delil yoktur. Ciddi söyleyecek bir şeyim yok. Polis ifadelerimin bahsi geçti. Ben işkence ve baskı altında ifade verdim. Kamera görüntüleri var. İsterseniz alabilirsiniz. Bundan sonrası size havale. Beraatimi istiyorum.”

    Diğer tutuklu sanıklar da beraatlerini talep etti.

    CEZALARDA İNDİRİM UYGULANMADI

    Mahkeme heyeti, saldırıyı gerçekleştiren sanık Abdulkadir Masharipov’u “Anayasa’yı ihlal” ve aralarında polis memuru Burak Yıldız’ın da bulunduğu 39 kişiye karşı “kasten öldürme” suçundan 40 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

    Sanık Masharipov’u 79 kişiye karşı “öldürmeye teşebbüs” ile “vahim nitelikte ruhsatsız silah taşıma” suçlarından 1368 yıl hapis ve 375 bin lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamını kararlaştırdı.

    Mahkeme, sanık Masharipov’un suçun işlenmesinden sonraki ve yargılama safhasındaki davranışları, işlediği suçlara verilecek cezanın geleceği üzerindeki etkisini düşünmemesi, mahkemeyi tanımaz tutum ve davranışlarda bulunması nedeniyle cezalarında indirim uygulanmasına yer olmadığına hükmetti.

    Saldırının planlayıcılarından olduğu ve Masharipov’a yardım ettiği gerekçesiyle tutuklu sanıklardan İlyas Mamaşaripov’a “Anayasa’yı ihlal etmeye yardım etme” suçundan 20 yıl hapis cezası veren mahkeme, sanığı ayrıca aralarında polis memuru Burak Yıldız’ın da bulunduğu 39 kişiyi karşı “tasarlayarak öldürmeye yardım etme” ile 79 kişiyi karşı “tasarlayarak öldürmeye teşebbüse yardım etme” suçlarından 1432 yıl hapis cezasına çarptırdı.

    Mahkeme, Abdulkadir Masharipov’un resmi nikahlı eşi Zarina Nurullayeva ve örgüt içinde “kadı” olarak görev yaptığı belirtilen ve saldırıyı gerçekleştiren Masharipov’a eylem talimatını getirdiği belirtilen “Ebu Cihad” kod adlı tutuklu sanık Yasser Mohammed Salem Radown’un da aralarında bulunduğu 12 kişiyi, “terör örgütüne üye olmak” suçundan 12’şer yıl hapis cezasına çarptırdı.

    Toplamda 48 sanığa “terör örgütüne üye olmak” suçundan ceza verildi. Sanık İrfan Taşkan’ın dosyasının ayrılmasına hükmeden mahkeme, 16 sanığın tutukluluk halinin devamını kararlaştırdı. Bir sanığın tahliyesine karar veren mahkeme, Celil Çelik ile Zarina Nurullayeva’nın tutuklanmasına hükmetti. Mahkeme ayrıca 11 sanığın tüm suçlardan beraatine karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Seçilmiş Belediye Eşbaşkanı Mızraklı’ya verilen hapis cezası onandı

    Seçilmiş Belediye Eşbaşkanı Mızraklı’ya verilen hapis cezası onandı

    PİRHA- Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’ya verilen 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasını onadı. Mızraklı’nın avukatları Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunacak.

    İçişleri Bakanlığı tarafından 19 Ağustos 2019’da görevden alınarak yerine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı hakkında, itirafçı Hicran Berna Ayverdi’nin ifadeleri doğrultusunda “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi tarafından onandı.
    Mızraklı’nın avukatları, 9 Mart’ta verilen cezaya karşı yaptığı istinaf başvurusu, 8 Haziran’da Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi’ne gönderildi. Dosyayı inceleyerek 13 Temmuz’da karar veren mahkeme, avukatların “duruşma” talebini reddetti.
    BAŞVURU REDDEDİLDİ
    Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı yerinde bulan mahkeme, “Yapılan yargılamaya, dosya ve duruşmaya tutanakları münderecatına, karar yerinde gösterilip tetkik edilip tartışılan hukuken geçerli ve elverişli delillere, mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan kanaat ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve tatbikine, cezayı teşdit ve tahfif sebeplerinin nitelik ve derecesi takdir olunarak, savunmanın inandırıcı gerekçelerle reddedilmesine,  hukuka uygun ve yeterli olarak izah edilen gerekçeye göre, verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından istinaf sebepleri yerinde görüşmemiş olmakla, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1.a maddesinin ilk cümlesi gereğince” ifadelerine yer vererek, istinaf başvurusunu reddetti.
    TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA KARAR VERİLDİ
    Mızraklı hakkında tahliye talebini de reddeden mahkeme, “Suçun niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunu gösteren dosya kapsamındaki bilgi ve belge münderecatı, isnat edilen suçun CMK’nin 100/3-a11 maddesinde öngörülen suçlardan oluşu, hükmolunan ceza miktarı karşısında kaçma şüphesinin varlığı, adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı ve atılı suç bakımından tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir niteliği taşıması…” diyerek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5 ve 6’ncı maddelerine dayanarak, tutukluluk halinin devamına karar verdi.
    Mızraklı’nın avukatları, temyiz için Yargıtay’a başvuruda bulunacak.
  • Kaftancıoğlu’na 7 yıl önceki tweetleri nedeniyle verilen 9 yıllık ceza onandı

    Kaftancıoğlu’na 7 yıl önceki tweetleri nedeniyle verilen 9 yıllık ceza onandı

    PİRHA – CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 7 yıl önceki tweetleri nedeniyle aldığı 9 yıl 8 aylık hapis cezası, istinaf mahkemesi tarafından onandı. 

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun geçmiş yıllarda attığı tweetler nedeniyle aldığı 9 yıl 8 aylık hapis cezası, istinaf mahkemesi tarafından onandı.

    2012-2017 yılları arasındaki sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle yargılanan Canan Kaftancıoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni alenen aşağılama”, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından toplam 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına mahkum edilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sağlık emekçisi Esin Kavruk’a 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası

    Sağlık emekçisi Esin Kavruk’a 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası

    PİRHA- Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük operasyonu sırasında “Savaşa hayır” paylaşımı yaptığı için tutuklanan sağlık emekçisi Esin Kavruk’a, örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verildi. Kavruk, Çağlayan’daki İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında ise tahliye edilmişti.

    Türkiye’nin Kuzey-Doğu Suriye’ye dönük operasyonuna ilişkin sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 11 Ekim 2019’da tutuklanan ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Esin Kavruk’un ikinci duruşması Çağlayan’daki İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Esin Kavruk ve avukatları duruşmada hazır bulundu.

    “SAVAŞA KARŞI OLMAK SUÇ SAYILAMAZ” DEMİŞTİ
    Kavruk, 23 Ocak günü görülen ilk duruşmasındaki savunmasında savaşa karşı olmanın suç sayılamayacağını belirtirken, kimsenin iktidarı sevmek veya düşüncelerini onaylamak zorunda olmadığını söylemişti.
    Sosyal medya paylaşımlarının dünya görüşünü yansıttığını söyleyen Kavruk, “Ben Alevi ve sosyalist bir ailede doğdum. Sosyalist dünya görüşüne mensubum. İktidar tarafından oluşturulan korku ortamıyla muhalif tüm kesimler baskılanmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda çeşitli dernekler ve sendika mensuplarıyla ilgili olarak sayısız davalar açılmaktadır. Hukuk, muhalefeti bastırma aracı olarak kullanılmaktadır. Hukuki değil siyasi kararlar verilmektedir. Savaşa karşı çıktım. Savaşa birçok ülke ve milyonlarca insan karşı çıkmaktadır. Yine Türkiye halkının büyük bir kısmı savaşa karşı çıkmaktadır. Herkes siyasi iktidarı sevmek veya desteklemek zorunda değildir. Fosfor bombalarını desteklemek zorunda değilim. İzin verilen mitingler suç unsuru olarak gösterilmektedir. DİSK’e bağlı Der-Sağlık İş üyesiyim. HDK kongre üyesiyim. Suçlamaları kabul etmiyorum” şeklinde savunma yapmıştı.
    Kavruk’un avukatı Gülizar Tuncer de savaş tezkerelerinin meclise sunulması sonrası her şeyin suç sayıldığını vurgulayarak, hiç kimsenin iktidarın savaş politikalarını desteklemek zorunda olmadığını kaydetmişti.
    Çağlayan’daki İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen ikinci görülen duruşmada ise mahkeme, Esin Kavruk’a sosyal medya paylaşımlarında örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verdi. Mahkeme iyi hal indirimi uygulamadı.
    PİRHA/İSTANBUL