Etiket: Hasan Hayri Sanlı

  • ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Kur’an’ı ezbere okuyorum ama alışamıyorum. Yıllardır taviz vermeden pirlik yapmaya çalışsam da, bugün artık takiyye uygulamak zorunda kalıyorum” dedi. Dedeliğin Muhammet Ali soyundan gelmediğini, soy zincirinin incelenmesi gerektiğini belirten Şanlı, “Ama bunu söylediğim zaman bir tek dayak yemediğim kalıyor” diye ekledi.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde ciddi sıkıtınlar oluşturuyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “KUR’AN BİZİM YOLUMUZA HİÇ UYMUYOR”

    Kur’an’ın ilk Türkçe mealini 1964’te okuduğunu ve o zamandan beri yıllardır okumaya devam ettiğini belirten Şanlı, kendisinin bu konudaki hikayesini şöyle anlatıyor:

    “Ben Kur’an okuduğum vakit babama anlatırken, o diyordu değiştirilmiş. Ya baba değiştirilmişse yenisi ne? 1956’da ilkokulu bitirdim. Bir öğretmen, “Okula yazalım” dedi. Babam kabul etmedi, “Yok Kur’an okuyacak”. 1961’de bana yetki verdi. Ondan sonra 1964’te baktım tecvid (Tecvid: Kur’an’ı belli kurallara göre, doğru bir biçimde okumayı öğreten bilim) bilmiyorum, tecvidi de öğrendim. Ondan sonra Kur’an’ın Türkçe anlamına baktığım vakit, bir baktım ki Yolumuza hiç uymuyor. Bıraktım, yapmadım. Hatta amcam Haydar Dede “Oğlum illa yapacaksın” dedi. “Ya amca yanlış olduğuna inandığım bir şeyi ben nasıl yapayım” dedim.

    “KUR’AN’I EZBERE OKUYORUM AMA ALIŞAMIYORUM”

    Bundan 6-7 sene önceydi. Kur’an’ı aldım, baştan sonuna kadar bize uygun ne var diye baktım. Zaten yanlış diyorum ama yanlış dediğim vakit, bugün bile bir dayak yemediğim kalıyor. O zaman seçe seçe bizim dualarımıza, bizim  Yolumuza uygun çok az şey seçtim. Onları bugün bazı yerlerde okuyorum. Kitap koymuyorum önüme, ezbere okuyorum ben. Ama alışamıyorum. Örneğin bir cenaze erkanına gidiyoruz ya, Yol’u erkanı, erkana göre yapıyorum. Bakıyorum sonradan birisi gelmiş. Hani cenaze namazı kılmadın sen diyor. Sen nereden biliyorsun diyorum. Ha yani bugün insan mecbur kalıyor. Takiyye uygulamak zorunda kalıyorum.”

    “İLK PİRLER MÜSLÜMAN DEĞİL ALEVİYDİ”

    Şimdi artık pir, ağzıyla kuş tutsa bile talibin buna itibar etmediğini, hatta Irak’a gidip Şii eğitim görüp dönenlerin olduğunu anlatan Şanlı, “Nefes Dergisi’nin 21. sayısında ilk ‘soy zinciri sorgulanmalı’ yazısını ben yazdım. Hani babadan oğula geçen dedelikten bahsediyorum. Benim, babaannem Kürt kızı, anneannem Kürt kızı, büyük nenem o da Kürt kızı. Pirlik ne zaman başladı? Pirlik mesela diyorlar ki Muhammed Ali’den hayır değil. Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı. Alamut sonrası her şey dağılınca, Baba Seyit İnan (?)‘ın yani görevlendirdiği kişiler de bitince, Nasır-ı Hüsrev, kendisiyle birlikte gelen arkadaşının soyundan pir atadı oraya. O pirler yönlendiriyorum, ama o pirler Müslüman değildi. Onlar Alevi’ydi” dedi.

    “EN BÜYÜK ENGELİM YİNE KENDİ HALKIM”

    Dedelik için zaten yıllardır erkan yürütülmediğini söyleyen Şanlı, dedelik yaparken yaşadıklarını, örnekler vererek şöyle ifade ediyor:

    “Yıllardır taviz vermeden dedelik yapmaya çalışıyorum ama bir tek dayak yemediğim kalıyor. Mesela Çakmaklı köyünden Pir Seyfi Gülatar Dede’nin cenazesinde, cenaze namazı kılmak istemiyorum diye bir sürü insanın içinde tehdit ettiler, arkadan vurdular. Zeynel Dede’yi çağırıp cenaze namazı kıldırdılar. Halbuki biz yolcumuzu cennete göndermiyoruz ki. Seyfi Dede’nin günahı mı vardı? Cennete gitmenin yolu Sünni İslam’da namaz kılmaktır ama biz Sünni değiliz ki. Ben taviz vermem. Asla. Ama benim önümde en büyük engel yine kendi halkım. Gerektiğinde onlar bana karşı çıkıyor. En çok da akrabalarım.

    “BAHÇELİ’YE ZÜLFİKAR VERDİLER, BİZİ DAHA İYİ KESSİN DİYE”

    Şimdi Ali Arif Özzeybek Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı oldu. Bu adam Kılıçdaroğlu’nun danışmanıydı. Ondan ayrıldı. Soylu’nun danışmanı oldu. O zaman başlamıştı köyleri geziyordu. Cemevlerini geziyordu. Hatta o dönemde Ali Kenanoğlu bu konuyu meclise taşıdı. Cevap da alamadı. E şimdi bakıyorsun, en gözde dedeler onun yanında.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’
    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

  • ‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    ‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Biz varlık ötesi bir şeye inanmıyoruz. Bizim varlık dediğimiz bilimseldir, görünen varlıklardır. İnsanın gerçek bilgiye ulaşabilmesi için soyut ile somutu birbirinden ayırması lazım” dedi. Allah ile Hakk’ın farklı mana içerdiğini belirten Şanlı, Alevi inancında kurban kesmek olmadığını da ekledi.  

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde sıkıtınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “BİZİM YOLUMUZ SEMAVİ DİNLERDEN FARKLIDIR”

    Öncelikle yol erkanın ne için yapıldığını anlamak ve çok eski zamanlardan günümüze gelen ilkelerin bilinmesi gerektiğini belirterek söze başlayan Şanlı, “Bizi diğer semavi dinlerden veyahut başka dinlerden ayıran, vahdet-i mevcutta, tasavvuf felsefesinde, doğanın iki özelliği var. Düşünce özelliği, düşünce sistemini kurarken, nitelik özelliği de fiziksel nesneler sistemini kurar. Birincisi Allah düşünce sistemi. İkincisi Hakk. Birincisindeki Allah cismani değil, görünmezdir, hayali diyebiliriz. İkincisinde cismanidir. Cismani dediğimiz, yer kaplayan. O da nedir. Tüm evren. İşte biz bu evrenin tümüne Hakk diyoruz. Bu söylediklerimiz diğer dinlere göre batıldır. Fakat biz kimseye batıl demiyoruz” dedi.

    Bu bilgileri öğrenilebilmesi ve yolun sürdürülebilmesi için, Pirlerin belli kurallar koyduğunu, bunun da eğitimle mümkün olduğunu söyleyen Pir Şanlı, “Bu erkan nedir? Yol erkan sürüyoruz ya, görgü gibi. Onu niye yapıyoruz? Onu yapmamızın nedeni yemine vurdurarak yola almak. Yola alındığı vakit o sırrı başkalarına faş etmemek içindir, yani anlatmamak içindir. Çünkü her taraftan düşmanlık var. Her taraftan saldırıyorlar” ifadelerine yer verdi.

    “BİZ EVRENİN TÜMÜNE HAK DİYORUZ”

    Hakk’ın bütün evreni, doğayı kapsadığını söyleyen Şanlı, evrenle ilgili şunları ifade etti:

    “Evrende mesafe ışık hızı ile ölçülüyor. Işığın saniyedeki hızı dünyamız ile ayın mesafesi kadar. Bizim galaksimizin bir ucundan bir ucuna mesafe 90 bin ışık yılı. Evrende bizim galaksimiz gibi bir milyon galaksi var. Hatta bazıları daha fazla diyor. Uçsuz bucaksız, önsüz, sonsuz. Bize en yakın Andromeda takım yıldızlarıyla bizim aramız bir milyon ışık yılı.

    Bugün geliştirilmiş elektronik aletlerle insanlık, 20 milyar ışık yılı ötedeki bir gezegeni görüntüleyebiliyor. Ondan geriye gidemiyoruz. Gerisi kaostur. Kaos dediğimiz, Big Bang (Büyük Patlama) öncesi gibi milyar derecelik fırın gibidir. İşte biz Batıniler, bu önsüz, sonsuz, uçsuz, bucaksız evrenin tümüne Hakk, doğa, tabiat, kainat diyoruz.

    Biz de yine o doğanın bir parçasıyız. Doğayı bizim eskilerimiz üçe bölmüş; Cematat, Nebatat, Hayvanat. Cematat cansız varlıklardır. Nebahat bitkiler, otlardır. Hayvanat da bizim de içinde bulunduğumuz canlı varlıklardır. Bu canlı varlıkların en görkemlisi insandır. İnsan düşünen beyniyle tüm evreni bilebilir, sırlarını çözebilir. En mükemmel varlıktır.”

     “DİNLER KURULDUĞU GİBİ KALMIYOR, DEĞİŞİME UĞRUYOR”

    Pir Hasan Hayri Şanlı, başlayan her şeyin bir sonu olduğunu, bir şey başlamışsa mutlaka sonunun da geleceğini belirterek, “Semavi dinler, kurucu peygamberlerin kurduğu dinlerdir. Dinler kurulduğu gibi kalmıyor, her şey değişime uğruyor. Büyük patlamanın arkasında toz bulutu var. Bizim evrenimiz de bir gün patlayacak. Daha Hazreti Muhammed sağlığında ‘Ümmetimin 73 bölüğünden 72’si cehennemliktir demişti. Demek ki farkındaydı ki kendi kurduğu yol devam etmeyecek. O da biliyordu. Ne olacak? Big-bang öncesine döneceğiz. Kaos bir gün patlayacak. Yeni bir evren, yeni galaksiler doğacak. Sonra insanlar gelecek. İnsanların içinde çeşitli dinler oluşacak. Ve bu dinlerin içerisinde haham, papaz, imam ve bizim gibi dedeler olacak” diye konuştu.

    Kendisini “Ben Batıniyim” diyerek tanımlayan Şanlı,yola bağlı olmanın önemine işaret etti.

    “CENNETE-CEHENNEME İNANMIYORUZ; BİZİM VARLIK DEDİĞİMİZ BİLİMSELDİR, GÖRÜNENDİR”

    Semavi dinlerin düşünce sistemini kurarken Allah’a görünmezlik verildiğinin, soyut olduğunun, cismi olmadığının altını çizen Şanlı, “Cismani olmadığı için toplum ne yapıyor? Görmediği Tanrıya, Allah’a görmeden tapıyor kendisine. Yani cismi yok, olmayan bir şey. Ama Hakk dediğimizde cismi var. Görünüyor. Musa, Tur Dağı’na giderken, Turda ararken, Tanrı’yla konuşurken, Tanrı, ‘siz beni asla göremezsiniz’ demiş. Yani varlık ötesi ama biz varlık ötesi bir şeye inanmıyoruz. Mesela cennet cehennem. Biz ona inanmıyoruz. Bizim varlık dediğimiz bilimseldir, görünen varlıklardır. Melekler de aynı düşünce sisteminin içinde. Yani soyut. İnsanın gerçek bilgiye ulaşabilmesi için soyut ile somutu birbirinden ayırması lazım. Melekelerin yeri yok ama bugün sürülen yollarda bugünkü duruma baktığımız vakit ben buna Alevilik diyemem asla. Bunlar Sünniliğin bir kolu gibi. Bunlar toplumun içinde doğru bilinen yanlışlardır” şeklinde dile getirdi.

    “BİZDE CENAZE NAMAZI YOK, KURBAN YOK”

    Alevilerde cenaze namazı olmadığını, namaz kılmadıklarını ama bunu söylediği zaman diğer dedelerin kendisine karşı çıktığını anlatan Şanlı, şunları aktardı:

    “Çünkü eğitim yok. Gerçek yok. Bilimle gidilmeyen yolun kesinlikle karanlık olduğunu söyleyebiliriz. Bizim inancımızda peygamberin yeri yok. Kurbanın yeri de yok. 2001 yılında kurban kitabım çıkmıştı. Orada aynen şöyle yazmıştım: Cematat, Nebatat ve Hayvanat diye bir ayrım yapıyorduk ya. Mesela hayvanat cüzünde hayvanla insan aynı cüzde. Tabiatın bir varlığı. Semavi dinlere göre bakarsak, eğer Allah’a kurban kesiyorsak kurbanı kesip yiyince el açıyor. Sana kurban kestik. Ben Allah’ın yerinde olsam derim, ben seni de dünyada yaşamaya gönderdim onu da. Sen onu öldürdün. Sen katilsin diyeceğim. Ben olsam öyle derim.Bizim yol erkanımızda, Seyit Seyfi’nin dediği gibi, ‘Kıyamazsan baş u cana. Ağır dur girme meydana. Bu meydanda nice baş, kesilir de soran olmaz.’

    “ASIL KURBAN HAYVAN BOĞAZLAMA DEĞİL”

    Geçmişte ‘Musahiplik Erkanı’ yapıldığını vurgulayan Şanlı, “Ben de yaptırıyordum. O erkan yapılırken bir tane kurban tığlıyorlardı. Etini pişirip yiyorlardı. Orada asıl kurban hayvan boğazlama değil. Asıl kurban cananı tarafından öz canı sızdırılan talibin kendisi. Kendisine sorulmuşsa, gelme, gelme. Dönme, dönme. Gelenin malı, dönenin başı.” şeklinde konuştu.

    (Yarın devam edecek)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

    ‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’

  • Pir Hasan Hayri Şanlı: Hawtemal bizim değerimiz, devam ettirilmeli-VİDEO

    Pir Hasan Hayri Şanlı: Hawtemal bizim değerimiz, devam ettirilmeli-VİDEO

    PİRHA- Baharın gelişini müjdeleyen Hawtemal’e ilişkin PİRHA’ya konuşan Derviş Cemal Ocağı’ndan Hasan Hayri Şanlı, “Bizim köyde toplu olarak Munzur Baba’ya gidiyorlardı. Bazen köylüler ortak bir kurban alıp, orada kesiyordu. Ondan sonra herkes kendi pirinin evine gidip, cem yapıyordu. O günler güzeldi. Hawtemal bizim değerimiz. Bırakılmamalı, devam ettirilmeli” dedi.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hawtemal, mart ayının ilk haftasında başladı. Hawtemal, Dersim toplumunda önemli bir yere sahiptir. Gaxan ile başlayan Dersim toplumunda Hızır ayı ve ardından da Hawtemal ile devam eder. Baharın gelişini müjdeleyen Hawtemal yeni yılın da başlangıcı kabul edilir.

    “HAWTEMAL ARYAN KÖKENLİ BİR İNANIŞ”

    Hawtemal’e ilişkin PİRHA‘ya konuşan Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı, “Mart ayının ilk haftasında başladığı için Hawtemal deniliyordu. Hawtemal Aryan kökenli bir inanış. İslam öncesi yıllık bayramlar vardı. O bayramların en sonuncusu ve ilki mart ayına denk geliyor. 11 Mart’ta başlayan inanış 21 Mart’a kadar sürüyor. O günlere göre Tanrı insanları 16 Mart’ta yaratmaya başlamış, 21 Mart’ta tamamlamış deniliyor. 21 Mart aynı zamanda gece ile gündüzün eşit olması, gündüzün geceyi geçmesi, aydınlığın karanlığı yenmesidir. 21 Mart gecesi atalarının evlerine geleceklerine inanıyorlardı. O gün yemek yaparlardı, sabaha kadar uyumazlardı. Güya atalarının ruhları gelip, yemeği yesin, eğlensin diye. 21 Mart gecesinin ateşin yaratıldığı gün kabul edilir. Ateş için atalarımız, “Tanrının ruhudur” derdi. Ateş ısıtır, ışıtır. Isıtır ama insanı yakmaz. Işıtırken de evreni karanlıktan kurtarır. İnsanın gönül gözünü açar, gönül çerağını yaktırır. İnsanın kendi gönül çerağı yanmadıkça, mum yakmak hiçbir şey değil” dedi.

    “HAWTEMAL BİZİM DEĞERİMİZ, UNUTULMAMALI”

    Eskiden Hawtemal zamanı yapılan ritüellere de değinen Şanlı, şunları söyledi:

    “Babam 15 gün oruç tutardı. 21 Mart haftasının perşembeye gelen günü kurban keserdi. Aynı akşam cem yapıyordu. Zaten o dönemde her perşembe cem vardı. Hawtemal’de en çok ‘bıçka şiri’ pişirilirdi. Yenildikten sonra gülbeng okunurdu. Gülbeng yeterliydi ama onu aşarak kuran okutuyorlardı. Kuranı niçin okuyorlardı? Bazıları Muhammed’in ölümü, bazıları da Ali’nin doğum günü diyorlardı. Halbuki ne Muhammed o ay vefat etmişti, ne de Ali o ay doğmuştu. Yani Şia’nın uzantısı. Bizim köyde toplu olarak Munzur Baba’ya gidiyorlardı. Bazen köylüler ortak bir kurban alıp, orada kesiyordu. Ondan sonra herkes kendi pirinin evine gidip, cem yapıyordu. O günler güzeldi. Hawtemal bizim değerimiz. Bırakılmamalı, devam ettirilmeli. Mart’ın yedisinden başlayıp, yirmi birine kadar sürüyor.”

    ŞANLI’DAN CEMEVİ BAŞKANLIĞINA TEPKİ

    Pir Hasan Hayri Şanlı, Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Cemevi Başkanlığı’na da değinirken, “Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kuruldu. Başkanı da Ali Arif Özzeybek. Kayyum atayacaklar, aylığa bağlayacaklar, istedikleri gibi yönlendirecekler. Yani o zaman Hawtemal verdiğimiz zaman da gidip Özzeybek’ten izin alalım. Özzeybek “Bu yanlıştır” diyecek. Niye yanlış olsun ki? Toplumu bir araya getiren, kaynaştırandır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pir Şanlı: Alevi köylerine cami yapılması, ezan dinletilmesi asimile etmek için-VİDEO

    Pir Şanlı: Alevi köylerine cami yapılması, ezan dinletilmesi asimile etmek için-VİDEO

    PİRHA-Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Hasan Hayri Şanlı, Dersim’de Alevi köylerinde karakollardan ezan okutulmasına tepki gösterdi. Şanlı, “Alevi köylerine camilerin yapılması ve ezanın dinletilmesi yeni bir şey değil. Karakoldan ezan okunuyordu ama köylere okunmuyordu” diye konuştu.

    Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Muxundi (Darıkent), Germisi (Bulgurcular) ve Farac (Akdüven) köylerinde karakollardan ezan okutulmaya devam ediliyor. Köylüler, Alevi yerleşkelerinde bu tür uygulamaların kabul edilemez olduğunu ifade ederken, duruma bir tepki de Derviş Cemal Ocağı Piri Hasan Hayri Şanlı’dan geldi.

    “KÖYLÜLER ZORLA DİNLESİN DİYE OKUTULUYOR”

    “Alevi köylerine camilerin yapılması ve ezanın dinletilmesi yeni bir şey değil önceden de vardı” diyen Şanlı, “Bizim köyde cami yapmışlardı, camiye bir de hoca tayin etmişlerdi. Hoca çıkıp ezan okuduğu zaman Zeynep Ana, ‘Ula hoca türkü söylüyorsan gel bizim yanımızda söyle’ diyordu. Karakoldan ezan okunuyordu ama köylere okunmuyordu” dedi.

    Şanlı şöyle devam etti:

    “Yani zorla köylüler dinlesin, kendilerine hoş gelir diyerek insanlara zorla ezan dinletiliyor. Ben bugün kuran okuyorum çünkü mecbur kalıyorum. Bir seferde topluma aşılayamıyorsun o kadar toplumun içine işlemiş ki, anlatamıyorum neden böyle oluyor anlamıyorum. Zaten ezan da dinletildikten sonra tamamen bizi yok etmek istiyorlar. Asimile etmek için çalışıyorlar, yaptılar bile. Mesela cenaze namazı kıldırıyorlar bizim cemevlerinde. Yani cemevlerinde yapılan cenaze namazıyla Sünnilerin bize dayattığı ezan ile arasında bir fark yok” dedi.

    Cihan BERK/PİRHA

  • ‘Xızır umut kapısı, bahara kavuşma umuduyla yaşanan bir inançtır’-VİDEO

    ‘Xızır umut kapısı, bahara kavuşma umuduyla yaşanan bir inançtır’-VİDEO

    PİRHA-Xızır inancını anlatan Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı ve Şeyh Delil Berxecan Ocağı’ndan Fırat Gezici, “Xızır umut kapısı, halkın bir zorluktan bir darlıktan çıkma umuduyla, bahara kavuşma umuduyla yaşanan bir inançtır. Xızır’ın Alevilikte ki önemi dar günlerde, zor günlerde hazır ve nazır olmasıdır” dedi.

    Aleviler için kutsal olan aynı zamanda bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeleyen Xızır ayı devam ediyor.

    Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı ve Şeyh Delil Berxecan Ocağı’ndan Fırat Gezici Xızır ayını anlattı.

    “ESKİDEN CEM YAPILIRDI VE TOPLUM BİRBİRİYLE KAYNAŞTIRILIRDI”

    “Biz doğaya inanırız bizim dinimiz doğaya inanmak” diyen Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı, Xızır ayına dair Dersim’deki gerçekleşen ritüellere değindi. Şanlı, “Kış ayları gelince malımız, davarımız hep içeride, sabah insanlar kalktığı gibi önce ahıra gider malına davarına bakar ondan sonra da Munzur’a iner ellerini yıkarlar ve dua ederler. Derlerdi ki  Munzur Baba toplumumuza refah ve mutluluk getir, 38 gitti bir daha geri dönmesin diye dua ederler. Biz doğaya inanırız, bizim dinimiz doğaya inanmak. Mesela görgü cemlerimiz vardı yani sorgulanma, arınma, barıştırılma. Bu yıl niyaz pişirdik ve babamın mezarına gittik orada dağıttık. Eğer eskisi gibi olsaydı o akşam ceme de gelirlerdi perşembe akşamı komşular niyazlarıyla beraber gelirlerdi. Cemde dargın olanlar barıştırılırdı, sorun çözülürdü sorun çözüldükten sonra babam diyordu ki gelin komşular birliğimiz, huzur ve güven için gelin hakka çağıralım deyip sazını alır ceme başlardık. Gaxan ayı geldiği gibi cemler başlar her hafta cem yapılırdı toplum birbiriyle kaynaştırılırdı. Bazı yerlere sekiz gün oruç tutuyorlardı, kurbanları vardı kurbanlarını kesiyorlardı birde kavut yapıyorlardı o akşam da cem yapılır ve insanlar toplanırlardı” diye vurguladı. 

    “ARTIK ESKİ RİTÜELLER YERİNE GETİRİLMİYOR”

    Xızır ayının Dersim’de özel olarak karşılandığına işaret eden Şeyh Delil Berxecan Ocağı’ndan Fırat Gezici ise Dersim’in hemen her yerinde bir Xızır nişangahı olduğunu söyledi.

    Dönem içinde gerçekleşen ritüel uygulamalarının zayıfladığına ayrıca değinen Gezici şöyle konuştu:

    “Xızır umut kapısı, halkın bir zorluktan bir darlıktan çıkma umuduyla, bahara kavuşma umuduyla yaşanan bir inançtır. Xızır’ın Alevilikte ki önemi dar günlerde, zor günlerde hazır ve nazır olmasıdır. Xızır’ın Dersim’de ayrı bir özelliği var Xızır’ın Dersim’de her yerde nişangahı var. İnsanlar oralara gidip niyazlanırlar. İnsanlar buğdayı kızartırlar yüksek bir yere koyarlar sabah kalktıklarında ilk olarak o tepsiye bakarlar eğer tepside el izleri varsa Xızır buradan geçmiştir ve bolluk, bereketlik gelmiştir o eve. İnsanlar o gün kavut yapar, göme yaparlar ev ev dolaşırlar, mezar ziyaretleri yaparlar. Akşam da köylüler toplanır ve dede insanlardan rızalığını alır ve insanlara da birbirinden rızalığını aldırır, duasını ve gülbengini verir ve cem yapar. Şuan da Xızır ritüelleri eskisi gibi değil çünkü; eskiden dedeler, pirler, talipler hep beraberdi, bir okul gibi birbirlerini eğitirlerdi. Şimdi pirler, talipler birbirinden kopuk yaşıyorlar ve bu ritüeller yerine getirilmiyor. Artık ne pirlik, ne kirvelik, ne de musahiplik biliniyor, bunlar hep inanç sisteminin eksikliğinden kaynaklanıyor. Köylerin boşaltılması, insanların birbirinden uzak yaşaması gibi engelleyici durumlar da var.”

    CİHAN BERK/DERSİM

  • Doğaseverler Dersim için yürüdü: Vahşi saldırıları durdurmak için ayaktayız-VİDEO

    Doğaseverler Dersim için yürüdü: Vahşi saldırıları durdurmak için ayaktayız-VİDEO

    PİRHA-Munzur Koruma Kurulu ve Dersim Dernekleri Federasyonu’nun (DEDEF) çağrısıyla İstanbul Kadıköy Süreyya Operası önünde bir araya gelen doğaseverler, alkışlar, halaylar ve sloganlar eşliğinde “Munzur özgür akacak” diye seslendi.

    Munzur Koruma Kurulu ve Dersim dernekleri Federasyonu’nun (DEDEF) çağrısıyla doğaseverler Kadıköy’de bulunan Süreyya Operası önünde toplandı. Burada önce davul zurna eşliğinde halaylar çeken ve sloganlar atan doğaseverler Kadıköy İskelesi’ne doğru yürüdü.

    “Tarih ve doğa bizden hesap soruyor Munzur için zaman tükendi ne duruyoruz?”, “Dost ve düşman bilsin ki dersimde doğa kazanacak”, “Munzur doğa, tarih, kültür ve yaşam demektir Dersim’de barajlara hayır”, “Bir dağ, bir nehir, bir vadi yok edilişe direniyor Munzur darda Dersim isyanda”, “Bırakın Munzur özgür aksın Hasankeyf’ine baksın” pankartlarının açıldığı eylemde sık sık “Munzur özgür akacak”, “Dersim onurdur onuruna sahip çık”, “Baraj yapma boşuna yıkacağız başına” sloganları atıldı.

    “DOĞAMIZA VE YAŞAM ALANLARIMIZA EL KOYMAK İSTİYOR”

    Eylemde basın metnini okuyan Pir Hasan Hayri Şanlı, Dersim’in son yılların en ağır ve yoğun saldırılarıyla karşı karşıya olduğunu ifade ederek şunları belirtti:

    “OHAL koşullarını da kendine güç edinen hükümet ve sermaye, onca yargı kararlarına rağmen Konaktepe Barajı ve HES I-II için aldığı acele kamulaştırma kararı, yaz aylarında olduğu gibi askeri operasyonlardan sonra yakılan  ormanlar, kayyum atanan belediye, halkın uzun yıllardır emekleriyle ördüğü festivali gasp etmesi, birçok alanda maden ve taş ocağı faaliyetleri, yıllardan beridir ıslah ve sulama kanalı bahanesiyle tahrip edilen dereler, inancımıza zerre tahammülü olmadıkları halde düzenlenmek istedikleri gözeler, son olarak da kiralanma bahanesiyle büyük şirketlere peşkeş çekilmek istenen araziler ve bitirilmek istenen küçük aile çiftçiliği… Paranın gücüne tapanlar, doğamıza ve yaşam alanlarımıza el koymak istiyor!”

    “GÖÇE ZORLANARAK YURTSUZLAŞTIRILIYORUZ”

    Toprakların kiralanma bahanesiyle sermaye sahiplerine peşkeş çekildiğini vurgulayan Şanlı, “Dersimin yerel tarımı ve yaşam biçimi ortadan kaldırılmak isteniyor. Atalarımızın, dedelerimizin yüzyıllardır koruyup kolladığı, bizlere emanet ettiği yaşam alanlarımızdan, göçe zorlanarak yurtsuzlaştırılıyoruz. Yaşam alanlarımıza, suyumuza, toprağımıza göz koyanlar durmuyor! Buna rağmen, bütün bu saldırılar, bulunduğu her yerde yerel halkın direnişiyle karşılaşıyor. Mücadelenin gücü bütünleşerek çoğalıyor!” şeklinde konuştu.

    “PROJE SAHİPLERİNİ BİR KEZ DAHA UYARIYORUZ”

    “Bizler, suyuna, toprağına, yaşam alanlarına, tarihi- kültürel ve sosyal değerlerine sahip çıkan Dersim halkı olarak; akıl, bilim ve izandan yoksun projelerin uygulayıcıları ve sahiplerini bir kez daha uyarıyoruz. Sizlerin, yaşam alanlarımızı yok edecek projelerinize Dersimde yaşam hakkı tanımayacağız.” diyen Şanlı konuşmasına şöyle devam etti:

    “Sularımıza, derelerimize, vadilerimize, ovalarımıza, yaşam alanlarımıza yapılan vahşi saldırıları durdurmak için AYAKTAYIZ. Egemenlerin doğamıza karşı yönelttiği hegemonyaya karşı, doğa haklarını anayasal güvenceye kavuşturmak için AYAKTAYIZ. Yaşamın çağrısına kulak verenlerle birlikte “Bütün Temel Haklarımız için,  Barış içinde İnsanca Yaşam için, Eşit, Özgür, Demokratik Bir Ülke için AYAKTAYIZ. İnsanca yaşamı savunmak, emekçilerin, ezilenlerin, mağdurların, yoksulların, işsizlerin, kadınların, gençlerin, çevrecilerin, barış yanlılarının sesine ses katmak için AYAKTAYIZ… ve her zaman da ayakta olacağız.”

    “DERSİM’DE BULUŞMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Şanlı’nın ardından söz alan CHP Dersim Milletvekili Gürsel Erol, Dersim’in kutsal değerlerine hiç kimsenin dokunmasına müsaade etmeyeceğini vurgulayarak, “Biz parlamentoda görev yapan tüm Dersim’li milletvekilleri önce bürokratik ilişkilerle sorunun çözümüyle ilgili girişimlerde bulunacağız. Eğer çözümü bürokratik ve siyasi yollarla bulamazsak önce parlamentoda oturma eylemi yapacağız sonra Dersim’e giderek Munzur’un kenarında oturma eylemine devam edeceğiz. Bu direniş hikayesine Türkiye’nin her tarafında yaşayan Dersimlileri çağırıyoruz. Köşe yazarlarını, sanatçıları, edebiyatçıları, doğaseverleri Dersim’de buluşmaya davet ediyoruz.” dedi.

    “MEVCUT İKTİDAR SERMAYENİN İKTİDARI”

    HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş da, mevcut iktidarın sermayenin iktidarı olma yolunda sürdürdüğü politikalarla ülkenin doğasını ve canlı cansız varlıklarını tehdit eden yönelim içinde olduğunu kaydetti. 80 milyonun yaşam alanının çok küçük bir azınlık tahrip edilecek şekilde bakanlar kurulu kararlarıyla ve düzmece ÇED’lerle sermayeye peşkeş çekildiğini belirten Ataş, parlamentoda faaliyet yürüten Çevre Komisyonu’nda yer aldığını söyleyerek konuşmasına şöyle devam etti:

    “Komisyon üyeleri dahil para için neredeyse HES’lerle, barajlarla, nükleer santrallerle ve doğa tahribatıyla ilgili kararlar çıkarmak istiyorlar. Aslında bir 10 yıl önce Çevre Komisyonu’nda bulunan vekiller hangi siyasal partiden olursa olsun yaklaşımları genelde faaliyet bölümünü yürütme yapar ama onlar genelde gidip o meselelere sahip çıkmaya çalışırdı. Denetleme yapardı. Bakardı orada bir haksızlık ya da müfredat dışı bir uygulama var mı diye. Bugün tam tersi bir durum söz konusu. Yani Çevre Komisyonu neredeyse bütün bu baraj meselelerini savunan bir anlayışa dönüşmüş durumda. Ne toplanıyor, ne işlevli olarak bu meseleyi sürdürüyor ne de bu yaklaşım doğrultusunda bir adım atıyor.” (HABER MERKEZİ)

  • Pir Hayri Şanlı: Aleviliği asimile etmek için Avrupa’ya gönderildiler-VİDEO

    Pir Hayri Şanlı: Aleviliği asimile etmek için Avrupa’ya gönderildiler-VİDEO

    PİRHA – Derviş Cemal Ocağı Piri Hasan Hayri Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevi dedelerini ‘Nevruz ve Hıdırellez görevlendirmeleri’ adı altında Avrupa’ya göndermesine tepki gösterdi. Pir Şanlı, “Avrupa’ya gönderilmeleri Aleviliği asimile etmekten başka bir şey değil” dedi. 

    Diyanet İşleri Başkanlığı, Tunceli İl Müftülüğü’ne iki ayrı yazı göndererek “Nevruz ve Hıdırellez Görevlendirmeleri” adı altında toplam 13 dedeyi Avrupa’ya göndermesine Derviş Cemal Ocağı Piri Hasan Hayri Şanlı tepki gösterdi.

    “ASİMİLE ETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL”

    Pir Şanlı, “Bunlar bilinçli olarak yapıyorlar, zaten dedelerde gerekli olan bilgi de yok. Onları araştırdım sordum, devlet kendilerine bin Euro para veriyor gidip geliyorlar, bir şey yaptıkları da yok. Konuşuyorum kendileriyle Aleviliği bilmiyorlar. Zaten Avrupa’ya gönderilmesi de asimile etmek. Bunu fazlasıyla yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Pir Şanlı, bir diğer asimilasyon politikasını ise şöyle belirtti:

    “Şu anda Cem Vakfı olsun veya diğer dedeler olsun, ellerindeki bilgi tamamen Sünni etikten ödünç aldıkları bilgilerdir. Bunu almışlar Şia boyasına batırmışlar. Ona batırdıktan sonra getirip Alevilik diyorlar. Yıllardır böyle.”

    “SULTAN MAHMUT DA SECERELERE MÜHÜR BASARDI”

    “Örneğin Sultan Mahmut vardı. Sultan Mahmut fellik fellik arıyordu ki bir yerde Alevi bulsun öldürsün. Dedeleri de çağırıyordu. Secerelerine mühür basıyordu; gidin dedelik yapın diye. Mühürlerken gidip ne yapacaklarını da söylemiştir kendisine” diye konuşan Pir Şanlı, tepkisini şöyle getirdi:

    “Ben bunlara dede diyemem. Mesela Ali Ekber Yurt; cemevine, vurulan birini getirdiler almadı. Yapılacak iş miydi? Kendi pirini Davutoğlu’na şikayet eden yine Ali Ekber Yurt. Bize düşen görev bunları deşifre etmek. Bunlar işbirlikçi insanlar. Olacak iş mi kendi öz pirini Davutoğlu’na şikayet etsin. Yani sorunlar varsa kendi aranızda halledin.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

     

  • Munzur’un kerametine sinmiş bir bilge ve bozkırda bir kitabevi-VİDEO

    Munzur’un kerametine sinmiş bir bilge ve bozkırda bir kitabevi-VİDEO

    PİRHA- Munzur, Onbinlerce masumun süngülerle katledilmesine çığlığını kattığı için mi, yoksa Pir Hayri Şanlı’nın dediği gibi, ‘Hakkın yeryüzündeki sureti olduğu için’ mi kutsaldır Alevilerin gözünde? Her ikisi de Munzur’un hakikatidir elbette. Ancak kıyısına, bilgi ve irfan dağıtan bir kitabevinin olması ise çok yakışıyor bu kutsal nehire.

    Haberin Videosu

    Kıvrımlarına nice büyüler saklayan bu nehrin gözesinde kurulu bu kitabevi, hakkın ve hakikatin levh-i kalemi gibi, bu bozkırda ışıldamaya devam ediyor. Işığı Munzur’un ışığına, aydınlığına karışıyor en mütevazi haliyle.

    Derweş Cemal Ocağı’na mensup Pirlerden olan Hasan Hayri Şanlı, yıl 2000’i gösterirken alıyor bu kararı. “Munzur’u anlamlandıran en önemli şeyin kendisini ve Alevi Kızılbaş hikmetini anlatan kitapları buraya taşımak gerekiyordu” diyor PİRHA kamerasına!

    Üstelik, İstanbul ve büyük şehirlerde sayısız olanakların kendisine sunulmasına aldırış etmeden yürümüş elindeki bastonuyla bu bozkırın ortasına.

    “MUNZUR KONUŞUR BEN DİNLERİM”

    Çok sıkıntılarla da karşı karşıya kalıyor Pir Hayri Şanlı. “Kışın kervan geçmez bu dağ başında, yapayalnız kalırdım, Munzur bana öyküsünü, hikmetini ve ağıdını anlatırdı usul usul” derken, o duygu denizini içer gibi dudaklarını titretiyor bizlere.

    İlk önce kendisinin yazdığı Munzur efsanesinin dışında hiçbir kitap satılmaz oluyor burada, ancak giderek bu kitabevi tanınmaya başlıyor. Birçok insan geldiği yerlerde kitapevleri olmasına rağmen, Hayri dedeyle sohbet etmek, özgün Alevi- Kızılbaş görgüsünü, bu insan-ı kamilden öğrenmek ve kitap almak  için uğrar  buraya.

    İnsan-ı kamillerimizdendir Hayri Dede, edebini ve erkanını, sözlü tarihin o cevahirinden almıştır kendisi. Ancak giderek sönümlenmesin, ak kağıtlara nakşolsun, belgelensin diye yazmaya başlamıştır bildiklerini. Onlarca kitaba imzasını atmıştır.

    ÜÇ DEĞERLİ KİTAP DAHA YAYINEVİNDE

    Kulübe şeklinde yapılmış kitapevinin önünde, buranın öyküsünü anlatırken bizlere, ayrıca yayınlanmaya hazır kitaplarından da bahsediyor Pir Hayri Şanlı.

    “Munzur yaşasın istiyorum, barajlarla yok olmasın diyedir burada ısrar etmemin nedeni” diyor Pir Şanlı ve ekliyor “Üç kitabım hazır yayınlanacak yakında. Birincisi ‘Munzur efsanesi 2, ikincisi ‘Alevi cenaze erkanı ve üçüncüsü ise ‘Derweş Cemal Ocağı’, özellikle Derweş Cemal Ocağı ile ilgili kitabım çok tartışılacak” ifadesini kullanıyor.

    “MUNZUR HAKKIN YERYÜZÜNDEKİ SURETİDİR”

    Dogmalara, vahiylere, Tanrının uzaklarda ulaşılmaz bir yerde olduğuna inanmadığını belirten Pir Şanlı “ Tanrı bizim inancımızın da dediği gibi, benim gönlümdedir, insanın suretindeki anlamdadır”  şeklinde tarif ediyor kendisini.

    Son olarak “Munzur hakkın yeryüzündeki yansımasıdır, onu terketmek yerine, onunla hemhal olmaktır, hayatın anlamı”  derken dudakları titriyor, o genç yüreğine rağmen, ihtiyarlaşmış göz kapaklarındaki nemini silmeye başlıyor sessizce.

    Ahmet BAKIR/DERSİM