PİRHA- Cumartesi Annelerinin sembol isimlerinden ve Galatasaray Meydanı’nda ilk eylemi başlatan annelerden olan Emine Ocak Hakk’a yürüdü.
Yaklaşık bir aydır hastanede tedavi altında olan Cumartesi Annesi Emine Ocak’ın Hakk’a yürüdüğü duyuruldu. Cumartesi Anneleri X sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Cesaretiyle, ısrarı ve kararlılığıyla hakikat ve adalet mücadelemizin en güçlü sesi Emine Ocak’ı kaybettik” denildi.
Paylaşımda, “Cenaze törenine ilişkin bilgiler ayrıca duyurulacaktır” denildi.
Emine Ocak, 1995’te işkenceyle katledilen ve bedeni İstanbul Beykoz ormanlarında bulunup kimsesizler mezarlığına defnedilen Hasan Ocak’ın annesi. Emine Ocak, 30 yıldır oğlunun faillerinin açığa çıkması için adalet mücadelesi veriyordu.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, 1043. haftada 1995’te gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Ocak için adalet istedi. Maside Ocak “30 yıldır işlemeyen adaletsizlik, hukuksuzluk nasıl anlatılır, nasıl dayanılır. Biz Hasan’ın fotoğraflarında gördüğümüz yaralarına karanfil basarak geldik. O yaralar bizim yaralarımız oldu, her gün kanamaya devam etti. Yaralarımız kanadıkça Hasan’ı unutmuyoruz. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerinin yargılanması talebiyle 21 Mart 1995 yılından bu yana İstanbul Taksim’deki Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri, 1043’üncü haftada 34 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Ocak için adalet istedi.
Galatasaray Meydanı’ndaki 1043’üncü eylemde, 34 yıldır gözaltına alındığı inkar edilen Hasan Ocak’ın akıbetinin açıklanması ve adaletin sağlanması talebiyle buluştuklarını belirten ailelerin yaptıkları açıklamada, şunlar ifade edildi:
HASAN OCAK İÇİN ADALET İSTİYORUZ
“1043. haftasında kendisinden olmayanı düşmanlaştıran zihniyetin gözaltında kaybettiği Hasan Ocak için adalet istiyoruz.
Sosyalist kimliğiyle tanınan 30 yaşındaki Hasan Ocak, atanmayı bekleyen bir öğretmendi. Bu süre zarfında Beyazıt’taki bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 günü akşam saatlerinde işyerinden ayrıldı. Annesini telefonla arayarak, “Balık getireceğim, akşam için yemek hazırlama” dedi. Ancak Hasan ne o akşam ne de sonrasında bir daha Avcılar’daki evine dönemedi.
Hasan’dan haber alamayan ailesi, onun gözaltına alındığını öğrendi. Ancak emniyet bu durumu ısrarla inkâr etti. Aile, savcılığa başvurmasının ardından İstanbul Emniyeti, İstanbul Valiliği, TBMM, Başbakanlık, ilgili bakanlıklar, hastaneler ve Adli Tıp Kurumu nezdinde yoğun girişimlerde bulundu.
Oluşan kamuoyu baskısı sonucunda, dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir yaptıkları açıklamalarda “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığını ve suçlu olarak aranmadığını” ifade etti.
Ancak gerçekler farklıydı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini; iki kişi ise Hasan’ın ismini emniyetteki parmak izi listesinde okuduklarını belirtti. Ayrıca, Newroz nedeniyle gözaltına alınan bir başka tanık da şubede bir hareketlilik olduğunu, polislerin kendi aralarında “Hasan Ocak getirildi” dediklerini duyduğunu ifade etti.
58. GÜNÜN SONUNDA KİMSESİZLER MEZARLIĞINDA BULUNDU
Ailenin ısrarlı arayışı 58 gün sürdü. Sonunda, Hasan Ocak’ın ağır işkence izleri taşıyan bedeni, “meçhul kişi” olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu. Olay yeri tutanağında, Hasan’ın üzerinde kimliğinin, kemerinin, saatinin, ayakkabı bağcıklarının bulunmadığı; parmaklarında ise mürekkep lekeleri olduğu kaydedilmişti. Bu detaylar, onun gözaltına alınan kişilere uygulanan rutin işlemlerden geçtiğinin açık kanıtıydı.
Durum o kadar netti ki, dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, yaptığı açıklamada “Ocak’ı konuşturmak için gözaltına aldılar. Orada uygulanan işkence ve darptan sonra öldürülüp Beykoz’a atıldı” diyerek, Ocak Ailesinden ve toplumdan özür diledi.
İÇ HUKUK YETERSİZ KALDI
Ne var ki, ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. 2004 yılında AİHM, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüne ilişkin yeterli ve etkin bir soruşturma yürütülmediğine hükmederek, Türkiye’yi mahkûm etti.
Buna rağmen, iç hukukta dosya kovuşturma aşamasına dahi geçemedi. Hasan Ocak dosyası, uluslararası sözleşmeler ve anayasa ile güvence altına alınmış hakları ihlal eden, etkin soruşturma ve kovuşturma yükümlülüklerini yerine getirmeyen yargı mensupları tarafından Beykoz Adliyesi’nin tozlu raflarında zamanaşımına terk edildi.
Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişinin 30. yılında, bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Uluslararası teamüllere uyun. Dosyayı, insanlığa karşı işlenen suç kapsamında değerlendirin. Zamanaşımını işletmeyin. Etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütme görevinizi yerine getirin.
Kaç yıl geçerse geçsin; tüm kayıplarımız için, Hasan Ocak için adalet istemekten ve devleti evrensel hukuk normlarına uymaya çağırmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
Ocak ailesi adına Ali Ocak ve Maside Ocak konuştu. Ali Ocak, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda ve tüm mücadele alanlarında adalet ve hakikat istediklerini vurgulayarak, “Etkin soruşturmalar yürütülerek yüzleşilmesini istiyoruz. Cezasız kalan suçlar toplumu çürüttü. Kaç yıl geçerse geçsin hakikatin peşinde, kayıplarımızı bulmak için mücadele edeceğiz” dedi.
Maside Ocak da, 88 yaşında olan Emine Ocak’ın selamlarını ileterek başladığını konuşmasında, “Her zaman oturduğu yerde olamamak üzüntü kaynağı. Annem ‘Ben size Galatasaray’ı böyle emanet etmedim’ diyerek sitemlerini iletti. 30 yıldır işlemeyen adaletsizlik, hukuksuzluk nasıl anlatılır, nasıl dayanılır. Biz Hasan’ın fotoğraflarında gördüğümüz yaralarına karanfil basarak geldik. O yaralar bizim yaralarımız oldu, her gün kanamaya devam etti. Yaralarımız kanadıkça Hasan’ı unutmuyoruz. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından kayıplar için karanfiller bariyerlerin ardındaki anıta atıldı.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 991. Haftasında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ve gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 29 yıldır kardeşinin akıbetinin açıklanması isteyen Ali Ocak, “Kaç yıl geçerse geçsin Hasan’ın akıbetini sormaktan vazgeçmeyeceğiz ”dedi.
Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.
Cumartesi Anneleri eyleminin 991.haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu adına İHD Eş Başkanı Eren Keskin okudu. Keskin’in okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“HASAN OCAK İÇİN ADALET İSTİYORUZ”
Yargı ve muktedir arasındaki ilişkinin bu kadar belirgin hale geldiği, erkler ayrılığının bu kadar önemsizleştiği, “cezasızlık kültürü” nün bu kadar ağırlaştığı bir dönemde, hakikat ve adalet talebiyle buradayız. Galatasaray’dayız çünkü bin bir emekle yargıya taşınabilen az sayıdaki kayıp davası, Ankara JİTEM Davası ve Kulp Davası’nda olduğu gibi hukuki gerekçelere dayanmaksızın, evrensel hukuka aykırı biçimde cezasızlıkla kapatılmaya devam ediyor. Bu kararlarla hakikatin izlerini örtmeyi amaçlayanlar bilmeli ki, buna izin vermeyeceğiz; hakikati söylemekten, anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. 991. haftamızda bir kez daha, devletin gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerini açıklama ve suçun faillerini tespit ederek cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirmesini talep ediyor, devletin bu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek 29 yıldır her gün yeniden kaybettiği Hasan Ocak için adalet istiyoruz.
30 yaşındaki Hasan Ocak, atanmayı bekleyen bir öğretmendi. Bu bekleme sürecinde Beyazıt’taki bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 günü akşamüzeri işyerinden ayrıldı. Annesini telefonla arayarak “Balık getireceğim, akşam için yemek hazırlama” dedi. Ancak Hasan, ne o akşam ne de sonrasında bir daha Avcılar’daki evine gidemedi. Hasan’dan haber alamayan ailesi onun gözaltına alındığını, ancak bu durumun emniyet tarafından inkâr edildiğini kamuoyuna açıkladı. Savcılığa başvuran aile, ardından İstanbul Emniyeti, İstanbul Valiliği, TBMM, Başbakanlık, bakanlıklar, hastaneler, Adli Tıp nezdinde girişimlerde bulundu. Oluşan kamuoyu baskısı üzerine dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığını ve suçlu olarak aranmadığını açıkladı.
Oysa İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan iki kişi Hasan’ı şubede gördüklerini, iki kişi de Hasan’ın ismini emniyetteki parmak izi listesinde okuduklarını söyledi. Newroz nedeniyle gözaltında tutulan başka bir tanık ise şubede bir hareketlilik olduğunu ve polislerin kendi aralarında “Hasan Ocak getirildi” diye konuştuklarını duyduğunu söyledi. 58 günlük ısrarlı bir arayışın sonunda Hasan’ın ağır işkence izleri taşıyan bedenine “meçhul kişi” olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı. Olay yeri tutanağında,Hasan’ın bulunduğunda üzerinde kimliğinin, kemerinin, saatinin, ayakkabı bağcıklarının olmadığı ve parmaklarında mürekkep lekeleri olduğu yazılıydı. Bunlar, onun gözaltına alınan kişilere uygulanan rutin işlemlerden geçtiğine işaret ediyordu.
“AİHM TÜRKİYE HAKKINDA İHLAL KARARI VERDİ”
Her şey o kadar açıktı ki, dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, yaptığı araştırmalara dayanarak “Ocak’ı konuşturmak için gözaltına aldılar ve orada uyguladıkları işkence ve darptan sonra öldürülmüş halde Beykoz’a attılar” diyerek Ocak Ailesi ve toplumdan özür diledi. Ancak ailenin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı. İç hukuktan sonuç alamayan aile, AİHM’e başvurdu. 2004 yılında AİHM, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüyle ilgili koşulların belirlenmesi için yeterli ve etkin bir soruşturma yürütülmediğini tespit ederek Türkiye hakkında ihlal kararı verdi ancak iç hukukta dosya kovuşturma aşamasına bile gelemedi. 991.haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: AİHM içtihatlarına göre gözaltında kaybetmelerde, bedenin bulunması kaybedilen kişinin akıbetinin sadece bir yönünü aydınlatır. Devletin kaybetmenin ve ölümün nasıl gerçekleştiğini açıklama, suçun faillerini belirleyerek cezalandırma yükümlülüğü ise devam eder. 991. haftamızda bir kez daha Savcılık makamını ve Adalet Bakanlığını 29 yıldır sürüncemede bırakılan Hasan Ocak soruşturmasında yasal yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Hasan Ocak için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.
“HASAN’IN AKIBETİNİ SORMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Açıklamanın ardından ilk sözü 29 yıldır kardeşinin akıbetinin açıklanması isteyen Ali Ocak aldı. Ali Ocak “Hasan öğretmendi. Gençlerin tabulara boğulmuş, korkutulmuş bir nesil değil aydınlık geleceğe yürüyen bir nesil yetiştirme ideali vardı. Karanlık güçler onun bu idealleri yok etmek için onu kaybettiler. Biz 29 yıldır onun bu ideallerini topluma duyurmak için sorguluyoruz, hesap soruyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Hasan’ın akıbetini sormaktan vazgeçmeyeceğiz ”dedi.
“BU MEYDANIN İKİNCİ KUŞAĞIYIM”
Ardından Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak söz alarak şunları dile getirdi:
“Hastalığından dolayı annem burada değil ama annem sizlere iletmemi istedi. Annem, “Çok yaşlıyım gelemiyorum ama ne olursa olsun Hasan’dan da arkadaşlarımın çocuklarından da vazgeçmedim “dedi. Ben bu meydanın ikinci kuşağıyım. Biz Ocak ailesi olarak bugün bu meydanda üç kuşağız. Ama on kişi sınırlamasından dolayı ağabeyimle birlikte bariyerlerin önündeyiz” dedi.
Ocak, konuşmasının devamını basın mensuplarına doğru değil Hasan’la ve diğer kayıplarla buluştukları mekana doğru yapmak istediğini ifade ettikten sonra Galatasaray Meydanı’na dönerek “Emin olun ki biz sizden hiç vazgeçmedik sizinle buluştuğumuz meydanımızdan hiç vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Her birinizin akıbeti açıklanıp sorumlularınız çıkarıldığı güne kadar nerede olursak olalım sizden de meydanımızdan da vazgeçmeyeceğiz” diye haykırdı.
Son sözü İHD İstanbul Şube başkanı Gülseren Yoleri aldı. Yoleri, Hasan Ocak dosyasının zamanın aşımına uğratılmak istendiğinde dikkat çekerek ne olursa olsun hukuki mücadelelerini sürdürecekleri kaydetti.
Cumartesi Annelerinin 991.hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasının ardından son buldu.
PİRHA- Gözaltında kaybedilen ağabeyi Hasan Ocak’ın faillerinin bulunması için mücadele eden Maside Ocak, Galatasaray Meydanı’nda geçirdiği ömrünü PİRHA’ya anlattı. Ocak, “İlk Galatasaray’a çıkışımız 27 Mayıs 1995’te ve sadece 4-5 kayıp yakını ve insan hakları savunucuları vardı. Toplam 20-25 civarı insandık. Galatasaray’da oturmalarımız devam ettikçe, diğer kayıp yakınları da duydukça, Galatasaray Meydanı kayıp yakınlarının buluşma yeri oldu” dedi.
Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak‘ın kardeşi Maside Ocak, 1990’lı yılların başından itibaren gözaltında kaybetme ve faillerin açıklanmamasına karşı 1995 yılından bugüne dek sürdürdüğü mücadeleyi PİRHA’ya anlattı.
Türkiye’de gözaltında kayıp politikasını çok yakından bilen bir aile olduklarını belirten Maside Ocak, Hasan Ocak’ın gözaltında katledilmesini şöyle anlattı:
“Sadece 3-4 ay önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci ile aynı mahallede oturuyorduk. Basından ya da içinde olduğumuz çalışmalardan gözaltında kayıpların yaşandığını çok iyi biliyorduk. 21 Mart’ta ablamın doğum günü için Hasan abimi beklerken, eve gelmedi ve o günden itibaren biz yoğun bir arayışa başladık. Hasan’ın arkadaşları, Ocak ailesi ve İnsan Hakları Derneği olarak çok geniş bir kampanya yürüttük bu kampanyanın sonucunda 58 gün sonra Hasan’ın cansız bedenine Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştık.”
Gözaltına alındığı emniyet tarafından inkar edilse de, Maside Ocak, Hasan Ocak’ın katledilmesine ilişkin, “Hasan’ın ölüm nedeni tel veya iple boğulma olsa da, yoğun işkenceden geçirilmişti. Üzerinde ayakkabı bağcıkları, kemeri, kimliği, saati yoktu. Bunlar gözaltına alınan herkese uygulanan yöntemdir ve aynı zamanda yine olay yeri ve otopsi raporuna göre de ellerinde parmak izi alırken kullanılan mürekkep lekeleri vardı. Tabii uzun bir arayıştı, 58 gün sonra Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkardık ve kendi geleneklerimize göre Gazi Mahallesi’nde on binlerce insanın katıldığı bir cenaze töreni ile Hasan’ı defnettik” dedi.
Maside Ocak, ‘mezar yerimiz’ dedikleri Galatasaray Meydanı’na atılan ilk adımı şu sözlerle anlattı:
“Hemen arkasından kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak İnsan Hakları Derneği’nde bir toplantı yaptık ve Arjantin’deki Plaza de Mayo Anneleri’nin mücadelesinden esinlenerek, onları örnek alarak her cumartesi saat 12:00’de Galatasaray Meydanı’nda buluşmaya karar verdik. İlk Galatasaray’a çıkışımız 27 Mayıs 1995’te ve sadece 4-5 kayıp yakını ve insan hakları savunucuları vardı. Toplam 20-25 civarı insandık. Tabi Galatasaray’da oturmalarımız devam ettikçe, diğer kayıp yakınları da duydukça Galatasaray Meydanı kayıp yakınlarının buluşma yeri oldu.”
“BİZİ AYAKTA TUTAN KAYIPLARIMIZA OLAN BAĞLILIĞIMIZ”
Ağabeyi için verdiği mücadelenin kendisini ayakta tuttuğunu belirten Maside Ocak, “28 yıldır aslında her cumartesi ben yüreğimde büyük bir ağrıyla uyanıyorum. Çünkü yaşadığımız bir travma var. Biz her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda ya da bulunduğumuz her yerde gündeme getirdiğimiz kayıbın yakını oluyoruz. Her cumartesi buna pandemide evde yaptığımız dönem de dahil olmak üzere yüreğimde büyük bir ağrı ve boğazımda büyük bir düğümle uyanıyorum. Gece uyuyamıyorum ve bu hafta işleyeceğimiz kaybın yakını oluyorum. Belki travmalarımız büyüyor her seferinde ama bizi ayakta tutan kayıplarımıza olan bağlılığımız, özlemimiz ve kararlılığımızın verdiği güç” diye konuştu.
“ADALETSİZ, CEZASIZ, MEZARSIZ ORTAM”
Maside Ocak, sadece 28 yıllık mücadele hayatlarının değil cumhuriyet tarihinin bir katliam ve adaletsizlik tarihi olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Bu ülkede bir 38 Katliamı yaşandı ve benim annem henüz bebekken bu katliamın ortasında kalmıştı. Katliamlar tarihi çok eski, kayıplar tarihi de çok eski. Biz cumhuriyet tarihinde şunu gördük: Maalesef ki her zaman büyük zulümler, katliamlar ve gelmeyen adalet… Aslında bizim için Cumhuriyet’in 100. yılında Galatasaray’da kayıplarımızı ararken geçirdiğimiz 28 yıl var ancak ve ancak gerçek adaletin sağlandığı koşullarda demokratik bir ortamda cumhuriyetin ikinci yüzyılına girişini umutla bekleyebiliriz. Biz kendi yasalarını dahi uygulamayan bir yönetimle karşı karşıyayız. Cumhuriyetin 100. yıl kutlamaları aslında bize maalesef ki bu içinde bulunduğumuz adaletsiz, cezasız, mezarsız ortamda kutlanacak ya da umut edecek bir yer bırakmıyor.”
PİRHA- İHD İstanbul Şubesi, Güzel Ana’yı aramızdan ayrılışının 6. yılında mezarı başında andı.
Cumartesi Anneleri eylemi başta olmak üzere insan hakları mücadelesine büyük emek veren Güzel Şahin (Ana) aramızdan ayrılışının 6. yılında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından anıldı. Gülsuyu’ndaki mezarı başında şiirler ile anılan Güzel Ana’nın mücadelesini yaşatma mesajları da verildi.
İnsan hakları savunucu Güzel Şahin’in kızı, aynı zamanda kendisi de bir hak savunucu olan Meral Nergis Şahin, annesinin mezarı başında konuştu. Şahin, Güzel Ana için şunları söyledi:
”Yaşamı anlamlı kılan, ona yön vererek katkılar sunmaktır. Sıradan bir köylüden, sıradan bir ev kadınından militan ve mücadeleci bir kişiliğe bürünmenin sayısız örneklerinden tarih tanıklık etmiştir. Yakın tarihimizde yitirdiğimiz Güzel Ana’mız da bu militan örneklerimizden bir tanesidir. Zulmün ve vahşetin olduğu yerde direnmek meşru bir eylemdir. Aksini düşünmek veya sessiz kalmak ise teslimiyet zulmün, zorbalığın hüküm sürmesinin zeminini güçlendirir. O bizim direngen yanımız, sevgi dolu şaşmaz pusulamızdı. Gerilediğimizde, yenildiğimizde, tökezlediğimizde kavgada kalmamızı işaret eden özgün bir anamız ve yoldaşımızdı”
Hasan Ocak’ın kardeşi Ali Ocak ise anmada “Umut ve enerji taşıyan iradesi önünde saygıyla eğiliyorum. Onu unutmadık unutmayacağız” dedi.
PİRHA-Gözaltında öldürülen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç, ‘Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ kapsamında mezarları başında anıldı. Anmada konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Ortada bir cinayet varken fail yok. Cezasızlık politikasından yararlananlar var. Bugün, zihniyetin, yaklaşımın aynı olduğunu görüyoruz. Mücadele eden insanları her hafta iktidar engellemek istiyor” dedi.
Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç, Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında anıldı. Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından gerçekleştirilen anma programına Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, HDP İstanbul eski milletvekili Musa Piroğlu, HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, İHD İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri‘nin yanı sıra kayıp yakınları da katıldı.
“DEVLET KENDİ ANAYASASINA UYMAKLA YÜKÜMLÜDÜR”
Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında ilk olarak Rıdvan Karakoç’un daha sonra da Hasan Ocak’ın mezarı başında anma yapıldı. Burada konuşan Av. Gülseren Yoleri şunları söyledi:
“17-31 Mayıs gözaltında kaybedilenleri anma haftasındayız. Gözaltında kaybedilenlere dair tüm hafızamızı tazelemek istiyoruz. 28 yıl boyunca dile getirdiğimiz bir talebimiz var. Failler bulunsun hesap sorulsun. Kaybedilenlerin tarihini daha da geriye götürebiliriz. Biz o zamanlardan bu zamanlara adalet için yakınlarının mücadele ettiğini biliyoruz ve Cumartesi Anneleri’nin bu mücadeleyle en büyük etkilerinin kayıp suçunun işlenmesinin önüne geçmesidir. Bu süre boyunca engellemelere rağmen durmadılar.
İnsanlığa karşı işlenen bu suç bütün toplumu tehdit ediyor. Devlete sorumluluklarını hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Ona şunu hatırlatmak zorundayız ‘bağlı olduğu uluslarası sözleşmelerde bu topraklarda yaşayan herkesi korumak zorundadır. Bu doğrultuda da gösteri ve protesto hakkını kolaylaştırması gerekir. Uluslararası sözleşmelere uyulmak zorundadır. Devlet kendi anayasana uymakla yükümlüdür.”
“DEVLET SUÇ ÜSTÜ YAKALANMIŞTIR”
Yoleri‘nin ardından söz alan Maside Ocak ise “Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkarıp buraya getirdiğimizde babam ‘burası Hasan’ın düğünüdür’ demişti. Burada bir mezar var ve üzerinde ‘Hasan Ocak’ yazılıdır. Adaletin olmadığı yerde kayıpları olan bütün ailelerle bir araya geliyor ve gelecek. Söyleyecek söz kalmadı belki ama söyleyeceklerimiz de bitmedi. Biz birbirimizden ve bizi destekleyenlerden aldığımız güçle adaletin sağlanacağı güne kadar durmayacağız” dedi.
Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da “Hasan Ocak nezdinde devlet suçüstü yakalanmıştır. Biz mücadele etmeye çalışırken onlar engellemeye çalışıyorlar. Bizim susmayan bir irademiz var. Biz Hasan’ın arkadaşlarıyla mücadele ettik mücadelemize de devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“CEZASIZLIK POLİTİKASINDAN YARARLANANLAR VAR”
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise şöyle konuştu:
“Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç şahsında tüm kayıpları anmak istiyorum. Hakikat ve adalet mücadelesi bitmedi, bitmeyecek. Faillerin 28 yıldır yargılanmamış olması bizim bu mücadeleyi büyütmemiz gerektiğine dikkat çekmiştir. Ortada bir cinayet varken fail yok. Cezasızlık politikasından yararlanan insanlar var. Bugün, zihniyetin, yaklaşımın aynı olduğunu görüyoruz. Mücadele eden insanları her hafta iktidar engellemek istiyor. Bu engellemeler demokrasiye yöneliktir. Biz de asla kayıplarımızın akıbetlerini sormaktan asla vazgeçmeyeceğimizi buradan bir daha ilan ediyoruz.”
Buldan, 28 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan ikinci tur cumhurbaşkanı seçimlerine de değinirken, “Belki de önümüzde son bir tercih fırsatı var. Bu tercih karanlık ve aydınlık arasındadır. 28 Mayıs’ta faşizmi göndermek demokrasiye erişmek gerekiyor herkesin sandığa gidip oy kullanması bu açıdan elzemdir” dedi.
PİROĞLU: SONUNDA KAZANAN BİZ OLACAĞIZ
Eski HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise “Devletler, kendilerine muhalif olanlara en vahşi uygulamaları yaptı. Bunların en vahşisi de gözaltında kaybetmektir. Bu politika bütün toplumu esir alma politikasıdır. Kaybedilmeleri ortadan kaldırmak toplumun bu tehditten kurtulması demektir. Cumartesi İnsanlarının yürüttüğü mücadele; ülke halkının insanca yaşama mücadelesidir. Kaybedenler, kaybedecek. Bu mücadele tarih boyunca yürüdü. Bundan sonra da yürüyecek. Sonunda kazanan biz olacağız” ifadelerini kullandı.
Gözaltına kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız oğlunun arandığı günden bugüne başından geçen süreci anlatarak, “Ben devleti tanımıyordum. Beni ‘oğlun silahla öldürülse daha mı iyi?’ diyerek kandırdılar. Oğlumu çağırdım ‘gel’ dedim o da beni kırmadı geldi. Sonra oğlumu kaybettiler. Her ölüm acıdır. Bir mezar olur insan teselli bulur ama bizim öyle bir tesellimiz olmadı. Ben Hanife bu da oğlum Murat Yıldız onu aramaktan vazgeçmeyeceğim” dedi.
PİRHA-Gözaltında kaybedilişlerinin 27. yılında Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç Gazi Mezarlığı’ndaki mezarları başında anıldı. Hasan Ocak’ın mezarı başında konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, “Dün engellediğimiz gözaltında kaybetme suçu bugün yeniden işlenmeye çalışılıyor” dedi. Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak da gözümüzde Hasan’ın işkence edilmiş bedeninin fotoğrafı var. Biz Hasan’ın sıcağını çok özlüyoruz” diye konuştu.
Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” kapsamında gözaltında katledilişlerinin 27. yılında Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç‘u İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında andı. Anmaya Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, kardeşleri Maside Ocak, Hüseyin Ocak, Ali Ocak ile Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç’un yanı sıra Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyeleri de katıldı.
Ağabeyi Rıdvan Karakoç’un mezarı başında konuşan Hasan Karakoç, “Gözaltında kaybedilen yakınlarımızın akıbeti ortaya çıkarılsın diye mücadele ediyoruz. 28 yıldır anneler ağlamasın evlatlar annesiz babasız kalmasın, bu kan, bu zulüm bitsin diye mücadele ediyoruz. Yakınlarımızı en ağır, en barbar şekilde katlettiler. Katillerini buluncaya kadar, son kayıp bulunana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“KAYBETME SUÇU YENİDEN İŞLENMEYE ÇALIŞILIYOR”
Hasan Ocak’ın mezarı başında yapılan anmada ise İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri ise “Dün engellediğimiz gözaltında kaybetme suçu bugün yeniden işlenmeye çalışılıyor. Devleti bu insanlığa karşı suçu işlemeye vazgeçmeye yarayacak büyüklükte mücadeleyi büyütmek zorundayız. Bu, sadece kayıp yakınlarının değil hepimizi tehdit eden bir olgu olduğu için hepimizin sorumluluğu” dedi.
“YARALARIMIZ HİÇ DİNMİYOR”
Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak da “Bazı şeyleri hiç unutmuyoruz” diyerek şöyle devam etti:
“Hatırlatmak istiyoruz. Çünkü hatırlatmazsak kanayan yaramaz asla iyileşmeyecek. Hasan’ın gözaltında olduğunu biliyorduk. Çünkü tanıkları vardı. Ama Hasan’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Devletin ilgili makamları Hasan’ın gözaltında olmadığını açıkladı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe ‘Hasan Ocak bizim için aranan şahıs değildir’ dedi. Aradan 27 yıl geçti. Ne Hasan’ın katilleri bulundu ne devletin devamcıları Hasan’la ilgili bir işlem yaptı. Ama bizim yaralarımız hiç dinmiyor. Çünkü bizim gözümüzde Hasan’ın işkence edilmiş bedeninin fotoğrafı var. Biz Hasan’ın sıcağını çok özlüyoruz” diye konuştu.
Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da, “Adalet arayan insanların sayısı alabildiğine yükseldi. Çünkü 100 yıldır bu coğrafyada yüzleşilmeyen sorunlar katlanarak büyüyor. Dedik ki ‘Kaybedenler kaybedecek’. İnsanlığın vicdanında ve bilincinde failler kaybetti. Ama cezasızlık politikası, suçluları koruma zırhıyla ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar” dedi.
PİRHA-886. hafta buluşmasında gözaltında katledilen Hasan Ocak için adalet talebini yineleyen Cumartesi Anneleri yaptığı açıklamada “Devlet, Hasan Ocak dosyasında cezasızlığa son versin. Etkin, insan haklarına saygılı ve adil bir soruşturma yürütmelidir” ifadelerine yer verdi.
Cumartesi Anneleri 886. hafta buluşmasında 21 Mart 1995 tarihinde gözaltına alındıktan sonra cansız bedeni 15 Mayıs 1995 günü kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak için adalet istedi. Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, abisi Ali Ocak, kardeşi Maside Ocak, dosya avukatı Gülseren Yoleri ile Ocak’ın yeğeni Dican Acer, 886. hafta buluşmasında açıklamalarda bulundu.
“23 MART’TA ÇAĞLAYAN’DAYIZ”
“Abim Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişinin 27. yılındayız” diyen Maside Ocak haklarında açılan davaya da değinerek şunları söyledi:
“27 yıldır Hasan ve tüm kayıplarımız için sürdürdüğümüz hakikat ve adalet mücadelesi 700. haftaya kadar Galatasaray’da ve 700. haftada polis tarafından uygulanan yoğun şiddetli müdahalenin ardından İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde devam etti. Polis ablukasına rağmen İHD önünde sürdürdüğümüz açıklamalarımız pandemi dolayısıyla şu anda evlerimizde ve her yerde kamuoyu karşısına çıkarak devam ediyor.
Unutma ve unutturmama mücadelesinde 700. haftamızdan dolayı hakkımızda açılan dava 23 Mart Çarşamba günü Çağlayan Adliyesi’nde görülecek. Biz kayıp yakınları ve hak savunucuları için göze alamayacağımız tek şey insanlık onurumuzdan vazgeçmektir. Bizler nerede ve ne koşulda olursa olsun kayıplarımızı aramaktan ve Galatasaray’ı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
“HAKİKATİ KARARTMAK İSTİYORLAR”
Emine Ocak ise “Adalet istiyoruz. Galatasaray Meydanı’nı istiyoruz” dedi. Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak da kardeşini gözaltına öldürenlerin yargılanmadığını hatırlatırken, “21 Mart 1995 gününün akşamından itibaren 57 gün boyunca her dakikamızda Hasan’ın yaşadığı işkenceleri hissedip, kendimizi vurduk sokaklara. Bu arayışımızdan sonra onun cansız bedenine ulaştığımızdan bugüne dek süren adalet arayışımızda hukuk kurumlarının, yetkililerin basiretsizliğini içimiz yanarak izliyoruz. Başta gözaltında kaybetmeler olmak üzere yaşanan insanlık suçlarının cezasız kalması; keyfilik, mafyalaşma ve çeteleşmeyi geliştirip, güçlendirdi.
Yaşanan acılara, belgelere, tanıkların çığlığına rağmen cezasızlık politikasının ülkeyi nasıl yönetilmez bir hale getirdiğine şahit oluyoruz. Asıl içimizi kanatan ise toplumun bu suçlara karşı duyarlı olmasının engellenmesi ve buna alıştırılmasıdır. Yanı başındaki insanlık suçlarına yabancılaşan yöneticilerin nasıl yozlaşıp, çürüdüklerini, toplumu çöküşe götürdüklerinin yüzlerce örneği var. Derdimiz adaletin, hukukun görünür ve işler hale getirilmesidir. İşlenen suçlar ile yüzleşip, hesaplaşmayan, suçluları hak ettiği ceza ile cezalandırmayan her iktidar yaşananlara ortak olur. Hasan’ı gözaltına alıp, katledenler yargılanmadı ama kayıplarımızın akıbetini soran bizler yargılanmak istiyoruz. Yaşananları unutturmak, hakikati karartmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.
“AİHM YAPILAN BAŞVURUDA İHLAL KARARI VERDİ”
Dosya avukatı Gülseren Yoleri ise dava sürecine ilişkin yaptığı açıklamada şunlara değindi:
“21 Mart 1995 günü gözaltına alındı ama gözaltına alındığı kabul edilmedi. 15 Mayıs 1995 günü kimsesizler mezarlığına defnedildiği yönünde bir bilgiye ulaşıldı. 19 Mayıs’ta da defnedildiği yerden ailesinin uygun bulduğu Gazi Mezarlığı’na defni sağlandı. Bu süreçte iç hukukta yol alınamadı ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuruda ihlal kararı verildi.
Hasan Ocak’ın işkence edilerek, öldürülmesine ilişkin dosyasında faillerin tespit edilmesine yönelik uzunca yıllar herhangi bir işlem, etkili bir soruşturma yürütülmedi. 17 Haziran 2016 tarihinde ise savcılık takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatma girişiminde bulundu. Yapılan itiraz üzerine 5 Ocak 2017 tarihinde Sulh Ceza Hakimliği takipsizlik kararının kaldırılmasına ve davanın açılmasına işaret eden bir karar verdi. Bunun üzerine savcılık dosyayı yeniden açtı ve yürütmeye başladı. Ancak uzunca süre yine etkin bir soruşturma yürütülmedi.
Şu an beklentimiz Hasan Ocak’ı gözaltında kaybeden, işkenceyle öldürme suçlarını işleyen ve bu suçları işlediklerine yönelik haklarında iddialar bulunan sanıkların haklarındaki soruşturma işlemlerinin tamamlanması ve davanın açılarak, Hasan Ocak’ın akıbetinin ve Ocak için talep edilen adaletin gerçekleşmesi yönünde. Hukuki mücadeleyi bu yönde sürdüreceğiz.”
Cumartesi Anneleri adına 886. hafta buluşmasının basın metnini ise Hasan Ocak’ın yeğeni Dican Acer okudu.
“HASAN OCAK DOSYASINDA CEZASIZLIĞA SON VERİLSİN”
İç hukukta hiçbir sonuç alamadıklarını belirten Acer, şöyle konuştu:
“Devlet, Hasan Ocak dosyasında cezasızlığa son versin. Ailelerin gözaltına kaybedilen sevdiklerinin başına ne geldiğini bilmeye ve gerçeğe ulaşma hakkı vardır. Bu hak gözaltında kaybetmelerin meydana geldiği koşulları, suça kimlerin iştirak ettiklerini tam ve eksiksiz bilme anlamına gelir. Biz bu hakkımızı kullanabilmek için mücadele ederken iktidarlar değişse de, değişmeyen bir tutum ile karşılaşıyoruz. İnkâr ve cezasızlık. Devlet, taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden ve anayasasından doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği için her yolu her yöntemi kullanmamıza rağmen bir sonuç alamıyoruz.
886. haftamızda 27 yıldır gerçeği bilme ve adalete ulaşma hakkımızın engellendiği Hasan Ocak dosyamızı bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz. Sosyalist kimliğiyle bilinen 30 yaşındaki Hasan Ocak atama bekleyen bir öğretmendi. Bu bekleme sırasında da Beyazıt’taki bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 tarihinde akşam üzeri annesini telefonla arayarak, “Balık alacağım. Akşam yemek hazırlama” dedi. Avcılar’daki evine gitmek için ayrılan Hasan’dan bir daha haber alınamadı.”
“CANSIZ BEDENİNE 58 GÜN SONRA ULAŞILDI”
Ocak’ın gözaltına alındığının inkâr edildiğini hatırlatan Acer, “Hasan’ın gözaltına alındığını ancak bu durumun inkâr edildiğini kamuoyuna açıklayan ailesi savcılığa başvurarak, oğullarının akıbetinin açığa çıkarılmasını talep etti. Aile ayrıca TBMM, Başbakanlık, bakanlıklar, hastaneler ve adli tıp nezdinde de girişimler de bulundu. Bunun üzerine dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığını, suçlu olarak aranmadığını açıkladılar.
Oysa İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan iki kişi Hasan’ı şubede gördüklerini, iki kişi de Hasan’ın isminin emniyetteki parmak izi listesinde okuduklarını açıkladı. Newroz nedeniyle gözaltında tutulan başka bir tanık ise şubedeyken bir hareketlilik olduğunu ve polislerin “Hasan Ocak getirildi” diye aralarında konuştuklarını aktardı. Büyük bir kampanya yürüten aile Hasan’ın gözaltında kaybedilmek istendiğini kamuoyuna duyurdu. İlk kez bir kaybedilme iddiası yaygın medyanın gündemine girdi. Ana haber bültenlerinde yer aldı. 58 günlük ısrarlı bir arayışın sonunda Hasan’ın ağır işkence taşıyan bedenine meçhul kişi olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı” dedi.
Acer, Hasan Ocak’ı kaybedenlerin 27 yıldır cezasızlık zırhı ile korunduklarını kaydetti. Acer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Olay ile ilgili düzenlenen resmi rapor Hasan’ın işkence ile öldürüldüğüne işaret ediyordu. Olay yeri tutanağı ise bulunduğunda kimliğinin, kemerinin, saatinin, ayakkabı bağcıklarının olmadığını ve ellerinde parmak izi alınırken kullanılan mürekkep lekelerinin olduğunu kayıt altına alarak, onun gözaltında bulunan kişilere uygulanan rutin işlerden geçtiğini kanıtlıyordu. Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu yaptığı araştırmalara dayanarak, Ocak’ın gözaltında uygulanan işkence ve darptan dolayı öldüğünü, devletin Ocak’ın ölümünden sorumlu olduğunu, devletin bazı unsurlarının Ocak’ın nasıl öldürüldüğünü ve kimin öldürdüğünü bildiğini söyledi. Ocak Ailesi’ni ziyaret ederek Emine Ocak’tan devlet adına özür diledi.
AİHM Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüyle ilgili koşulların belirlenmesi için yeterli ve etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini tespit ederek, Türkiye hakkında ihlal kararı verse de, Ocak Ailesi’nin iç hukuktaki tüm girişimleri sonuçsuz bırakıldı. Dosya 27 yıldır Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’nın tozlu raflarında bekletilmeye devam ediyor. 27 yıldır Hasan’ı kaybedenler cezasızlık zırhıyla korunuyor.
“ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
886. haftamızda bir kez daha hatırlatıyor ve talep ediyoruz. Devlet yaşam hakkı ve işkence yasağının ihlal edildiği durumlarda suçun faillerini tespit edip, cezalandırılmalarıyla hükümlüdür. Devlet bu sorumluluğunun gereği olarak cezasızlığa son verip, Hasan Ocak dosyasında etkin, insan haklarına saygılı ve adil bir soruşturma yürütmelidir. Kaç yıl geçerse geçsin, Hasan Ocak ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içerisinde hareket etme zorunluluğu olduğunu hatırlatmaktan, 187 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA- 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar haftası kapsamında kayıp yakınları ve İHD İstanbul Şubesi, gözaltında kayıplar mücadelesinde simge isimlerinden Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un mezarları başında bir anma yaptılar.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra sonra cansız bedenlerine ulaşılan Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’u mezarı başında andı.
İHD İstanbul Şubesi ve Cumartesi Anneleri, kaybedilenler için adalet mücadelesinin 26’ncı yılında Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç için Gazi Mahallesi’nde anma düzenledi.
Anma, gözaltında kaybedilenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Çok sayıda kişinin katıldığı anmada sık sık, “Rıdvan’dan Hasan’a sürüyor, sürecek mücadelemiz” sloganları atıldı.
“DEVLETİN TAŞERON ÖRGÜTLERİ KATLETTİ”
Anmada ilk olarak söz alan Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, devlet içerisindeki taşeron örgütlerin gözaltında kaybetme suçunu işlediğini ifade etti. 26 yıldır adalet mücadelesi sürdürdüklerinin altını çizen Karakoç, “26 yıldır kayıplara ilişkin mücadele ediyoruz. Onların yolunda, izinde olduğumuzu ifade ediyoruz. Devletin içerisindeki katiller, taşeron örgütlerin katlettiği biri de abim. 26 yıldır baskıya, zulme, işkence ve kaybedilme korkusuna rağmen bu mücadeleyi inatla sürdürüyoruz. İnatla, inançla mücadele ediyoruz. Binlerce insan bu mücadele ile hayattan koparılmaktan kurtarıldı. Kaybedilen, henüz akıbeti ortaya çıkarılmayan binlerce insanı da saygıyla anıyorum. Kardeşimin ve yoldaşlarının gözü arkada kalmasın. Mücadeleniz ilham kaynağımızdır” diye konuştu.
“GÖZALTINDA KAYBETME SUÇUNUN MEKANİZMALARI AYAKTA TUTULUYOR”
Kitle, Rıdvan Karakoç’un mezarı başında yapılan anmadan sonra Hasan Ocak’ın mezarına doğru sloganlarla yürüdü. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri burada yaptığı açıklamada, gözaltına kaybedilenlerin dosyalarının zaman aşımı gerekçesiyle kapatılmak istendiğine vurgu yaptı.
Yoleri, faillerin korunduğunu ve gözaltında kaybetme suçunun işlenmesine yönelik mekanizmaların ayakta tutulduğunu ifade ederek şöyle devam etti:
“1995 yılında başlayan Cumartesi Anneleri ismiyle de bu güne kadar mücadelenin bir kazanımı gözaltında kayıpların durdurulmasıydı. 2016 yılından bu yana artan kaçırma, kaybetme girişimleri mevcut. Acılar bitmediği, kayıplar bulunmadığı halde dosyalar kapatılarak hakikat gizlenmeye çalışılıyor. Failler halen korunuyor. Yeniden gözaltına kaybetme suçunun işlenmesine imkan verecek mekanizmalar ayakta tutuluyor. Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç şahsında adalet arayışının neden kıymetli olduğunun bir kere daha altını çiziyoruz. Adaletin sağlanması demek bir daha gözaltına kayıpların yaşanmaması demektir. Devleti bu politikayı uygulamadan vazgeçirecek bir toplumsa güce ihtiyacımız var. Hakikat ve adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz.”
“HASAN’I BULDUK, KATİLLERİNİN PEŞİNDEYİZ”
“26 sene önce Hasan’ı bulduk, 26 senedir katillerin peşindeyiz” diyen Hasan Ocak’ın kardeşi Ali Ocak ise, ağabeyinin 1995 yılında Alevilere yönelik gerçekleşen Gazi Katliamı’nda direnenlerden birisi olduğunu hatırlattı.
Ocak, adalet mücadelelerinde defalarca kez işkenceye, saldırılara uğradıklarını kaydederek, “1995’te devlet çeteleri tarafından Alevilere yönelik bir katliam gerçekleştirildi. Hasan Ocak’ta bu çetelerin katliamlarına öfkesini ortaya koyan on binlerce insanlardan biriydi. Hasan’ı gözaltına aldılar, kaybettiler. 26 sene önce Hasan’ı bulduk, 26 senedir katillerin peşindeyiz. İğne ile kuyu kazar gibi hakikati ortaya çıkardık. Hakikat ortaya çıktıkça onlar yalan perdesine sığınıyorlar. Onlar önümüze polisle, jopla, mahkeme ile çıkıyorlar. Hasan’ın katillerini ortaya çıkarmadıkça mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Hakikatlerin üstünü karartamazsınız” ifadelerini kullandı.
Anma mezar başlarına karanfil bırakma ile son buldu.
PİRHA- İstanbul’da 21 Mart 1995’te gözaltına alındıktan sonra işkence görmüş bedenine kimsesizler mezarlığında ulaşılan Hasan Ocak’ın ailesi ve insan hakları savunucuları, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Soylu’ya tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Hasan Ocak ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile ilgili yürütülen kara propaganda nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız” denildi.
İnsan Hakları Derneği’nin İstanbul’daki şubesinde açıklama yapan insan hakları savunucuları adına açıklamayı okuyan Sebla Arcan, “Hasan Ocak ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile ilgili yürütülen kara propaganda nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız” dedi.
Arcan, açıklamaya şöyle devam etti.
“Son dönemde Hasan Ocak’ı şüphe altında bırakmak suretiyle, kamuoyu algısı oluşturmak ve bundan siyasi bir sonuç elde etmek amacıyla hukukun temel ilkeleri çiğnenmektedir.
İktidara yakın medya kuruluşları tarafından da Hasan Ocak üzerinde bir suç şüphesi yaratmaya yönelik yayınlar yapılmaktadır. Bu yaklaşım, Ocak Ailesi’ni, kayıplar mücadelesini ve Canan Kaftancıoğlu şahsında kayıplara karşı mücadeleye destek olanlara gözdağı vermek ve karalamak amacına hizmet etmektedir. Aynı zamanda Ocak Ailesi’ni ve Canan Kaftancıoğlu’nu açık hedef haline getirdiği, can güvenliklerini tehlikeye attığı da ortadadır.
Altını çizerek söylüyoruz: Hasan Ocak hakkında herhangi bir örgüte üye olduğuna dair bir mahkeme kararı yoktur. Kendisinin aranan şahıs olmadığı dönemin devlet yetkililerince de beyan edilmiştir. Gözaltında kaybedilen insanlara suç isnat ederek ailelerinin hakikat ve adalet mücadelesini toplum nezdinde gölgelemek isteyenlere hatırlatırız ki, zorla kaybedilmeler için fiili savaş durumu da dahil hiçbir gerekçe ileri sürülemez. İstisnasız hiç kimse zorla kaybedilmeye maruz bırakılamaz.
Bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz: Zorla kaybetme uluslarası hukuka göre kime yönelmiş olursa olsun insanlığa karşı suç kapsamındadır. İnkara, cezasızlığa ve kara propogandaya son verin. Kayıplarımızı ve meşru adalet arayışımızı kriminalize etmeye son verin. Kayıplarımız üzerinden kayıplar mücadelesinin destekçilerine gözdağı vermeye son verin. Cumartesi Anneleri’nin ve toplumun adalet talebini karşılayın.”
17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar haftası kapsamında Cumartesi Anneleri, gözaltında kayıplar mücadelesinde simge durumunda olan Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un mezarları başında bir anma düzenlediler.
17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar haftası kapsamında Cumartesi Anneleri, gözaltında kayıplar mücadelesinde simge durumunda olan Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un mezarları başında bir anma düzenlediler.
Cumartesi Anneleri, 17-31 Mayıs uluslararası gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında, Türkiye’de gözaltına kayıplar mücadelesinin başlamasına vesile olan Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un mezarları başında bir anma düzenledi. Anmaya, Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak’ın ailelerinin yanı sıra ESP ve İHD’den temsilciler ve gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un çocukları katıldı.
“ÇEYREK ASIRDIR MÜCADELE EDİYORUZ”
İlk olarak Rıdvan Karakoç’un mezarı başında yapılan anmada Rıdvan’ın ağabeyi Hasan Karakoç kısa bir konuşma yaptı. Hasan Karakoç konuşmasında şunları söyledi; “25. yılımızı tamamladık, kayıplar mücadelesinde 25 yıl önce abimi gözaltına alan işkenceci katiller, yoğun işkenceler sonrası abimi katlettiler, Beykoz kimsesizler mezarlığına attılar. Rıdvan’ın cenazesini bulduk, defnettik. 25 yıldır bu işkenceci katillerin kaybettiği insanların akıbetini sormak için mücadele ediyoruz. 25. Yılında sevdiklerimizin yolunda, izindeyiz. Yıl önce söz vermiştik. Şimdi yine söz verdiğimiz gibi başuçlarındayız, yollarındayız, izlerindeyiz. Onları unutturmayacağız. İşkenceciler, katiller onları yok ederek bu insanlık mücadelesini bitirebileceklerini düşünüyorlardı, hesapları tutmadı. Çeyrek asır süren bir mücadeleden bahsediyoruz. Onları kaybedenlerden hesap soruncaya kadar bu mcüadelemiz devam edecek. Onları yalnız bırakmayacağız. “
“RIDVAN VE HASAN MÜCADELENİN YÜKSELEN SESİ OLDU”
Rıdvan Karakoç’un mezarı başında yapılan anma sonrası Hasan Ocak’ın mezarı başına gelen aileler, burada da kısa bir anma gerçekleştirdi. Anmanın bu yıl pandemi dolayısıyla az sayıda insanlar yapıldığını belirten Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak, “Sembolik olarak mezar başındayız, bir kez daha Hasan ve Rıdvan’a merhaba demeye geldik” dedi.
Maside Ocak sonrası bir konuşma yapan Hasan Ocak’ın abisi Hüseyin Ocak ise şunları söyledi;
“Salih Bozışık’tan Sabahattin Ali’den bu yana gözaltında kayıplarımızı tanıyoruz. Bugün mücadelemizin başlangıcı olan Hasan Ocak’ın mezar naklinin yapıldığı gün. O günden bugüne mücadelenin yükselen sesi oldu Rıdvan ve Hasan. Hepsinde devlet suçüstü yakalandı. Özellikle son içişleri bakanlığının cumartesi annelerine karşı saldırısının bir nedeni de budur. Hasan’ın gözaltına alındığına tanıklar vardı.
Hasan daha öncede gözaltına alınmıştı. Beykoz’da bulunduktan sonra Cumhuriyet Savcılığı aldığı parmak izlerini emniyete gönderildi, otopsi öncesi yine alınan parmak izleri İstanbul emniyetine gönderildi. Hasan Beykoz Cumhuriyet Savcılığına gelmeden öncede parmakları mürekkepliydi. Ne tesadüf ki gözaltında kayıplar ve ölümü şüpheli olanların dosyalarını Adli Tıp kurumundan alıp yakmaya gönderiyorlardı. Algan Hacaloğlu 1995’te Adli Tıp kurumuna el koydu. Oradaki raporlara göre 290tane kimsesizlere gömülen ceset var. Onların üçte ikisi işkence ile öldürülen cesetler. Bunlarla ilgili bir araştırma yapılamadı. Bugün yaşanan saldırının nedeni ise devlet suçüstü yakalandı. Bugün 25. Yılında bir kez daha haykırıyoruz; lütfen failleri korumayın. Geçmişle hesaplaşma yasalarını çıkartın. “
“HAKİKAT VE ADALET İSTİYORUZ”
Hüseyin Ocak’ın açıklaması sonrası kısa bir açıklama yapan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise, Türkiye’de gözaltında kayıplar ile ilgili yaşanan cezasızlık politikasına değinerek, hakikat ve adalet arayışlarının hiçbir zaman son bulmayacağını belirterek şunları söyledi;
“Bu yıl yine Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası etkinlikleri kapsamında buradayız. Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un kaybedişleri ve bulunmasına kadar geçen süre Türkiye’de gözaltına kayıplara karşı mücadelede oldukça önemli yer tutuyor. Sadece yaşadığımız coğrafyada değil, tüm dünyada kaybedilen, akıbetleri bile yok edilen insanlarla ilgili bir mücadelenin haftasıdır. Aynı zamanda baştan bu yana var olan hakikat ve adalet talebimizi bir kez daha seslendiriyoruz. Adaletin gerçekleştirilmesi talebimiz halen güncel. 25 yıldır halen aynı şeyleri söylüyoruz, hakikat ve adalet istiyoruz. Türkiye’de cezasızlık politikası devam ediyor. Halen suç işleyenler korunuyor.
Cumartesi Anneleri 790’ncı kez yetkililere çağrıda bulundu. 1995’te gözaltında kaybedilen Hasan Ocak için adalet talep eden Cumartesi Anneleri savcılığı göreve davet etti.
Haberin Videosu
Korona virüsü tedbirleri nedeniyle 790’ncı hafta açıklamalarıni da internet üzerinden yapan Cumartesi Anneleri, Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişini şöyle anlattı: “Sosyalist kimliğiyle bilinen 30 yaşındaki Hasan Ocak İstanbul Avcılar’da yaşıyordu. 21 Mart 1995 tarihinde işyerinden annesini arayarak, akşam yemeği için balık getireceğini söyledi. Hasan ne o akşam ne de sonrasında bir daha evine gelemedi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini söyledi. İki kişi de Hasan Ocak’ın ismini emniyetteki parmak izi listesinde gördüklerini açıkladı. Newroz nedeniyle gözaltında tutulan bir tanık ise şubedeyken bir hareketlilik olduğunu ve polislerin ‘Hasan Ocak getirildi’ diye aralarında konuştuklarını söyledi.
Ocak Ailesi savcılıklara başvurarak Hasan’ın akıbetinin açığa çıkarılmasını talep etti. Aile ayrıca; TBMM, Başbakanlık, Bakanlıklar, savcılıklar, hastaneler ve Adli Tıp nezdinde de girişimlerde bulundu. Bu girişimler sonucunda dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in imzasını taşıyan resmi yazıda ‘Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığı, hiç gözaltına alınmadığı, suçlu olarak aranmadığı’ belirtildi. Resmi makamların tüm engellemelerine karşı 58 günlük ısrarlı bir arayışın sonunda ailesi Ocak’ın ağır işkence izleri taşıyan bedenine ‘meçhul kişi’ olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştı. İşkenceyle ölümü resmi raporlara girmiş olan Hasan’ın cansız bedeni tüm ilgili makamlardan geçirildiği halde onu soran ailesine “bizde yok” denildiği açığa çıktı.”
AİHM İHLAL KARARI VERSE DE…
Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu yaptığı araştırmalara dayanarak ‘Ocak’ı konuşturmak için gözaltına aldılar ve orada uyguladıkları işkence ve darptan sonra öldürülmüş halde Beykoz’a attılar’ diyerek Ocak Ailesi ve toplumdan özür diledi. Hacaloğlu ayrıca devletin Hasan Ocak’ın ölümünde sorumluluğu olduğunu, AİHM’e verdiği ifade de ‘Devletin bazı unsurlarının Ocak’ın nasıl öldürüldüğünü ve kimin öldürdüğünü bildiğini’ söyledi.
AİHM, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüyle ilgili koşulların belirlenmesi için yeterli ve etkin bir soruşturma yürütülmediğini tespit ederek Türkiye hakkında ihlal kararı verse de, Ocak ailesinin iç hukuktaki tüm girişimleri sonuçsuz bırakıldı.
17 Ekim 2016 tarihinde Beykoz Cumhuriyet Savcılığı ‘zaman aşımı’ nedeniyle dosyada kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. 29 Kasım 2016 tarihinde bu karara yapılan itiraz sonucu İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hakimliği “toplanan delillere göre dava açılması gerekir” diyerek zamanaşımı kararını kaldırdı ve soruşturmanın devamına karar verdi.
“SAVCILIK MAKAMINI GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”
Ocak ailesi açılan davayla ilgili yetkililere çağrıda bulundu: “Yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza soruşturmasının etkili olabilmesi için maddi gerçeğin açığa çıkartılmasına, sorumluların belirlenmesine ve cezalandırılmasına imkan verecek nitelikte olması gerekir. 790. haftamızda bir kez daha savcılık makamını ve Adalet Bakanlığı’nı çeyrek asırdır sürüncemede bırakılan Hasan Ocak soruşturmasında yasal yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Hasan Ocak için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz!”
PİRHA- Cumartesi Anneleri, 21 Mart 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra cenazesi Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunan Hasan Ocak’ı, gözaltında kaybedilişinin 25. yılında bir video yayınlayarak andı.
Cumartesi İnsanları’nın seslendirdiği videoda şu sözlere yer verildi:
“Sevgili kardeş, boyun eğmez mücadele azminle son gözaltı kaybımızı buluncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Yaramız her geçen gün büyüyor ama senin için, herkes için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz. Adalet istiyoruz, unutmadık, unutturmayacağız! Yokluğuna alıştırmaya çalışıyorlar, alışmayacağız. Unutturacaklarını sanıyorlar, unutturmayacağız. Af olmaya çalışıyorlar, affetmeyeceğiz. Sen hala tazecik gülümsemenle bakıyorsun çerçevelerden bize. Ne seni unutacağız, ne de adalet arayışımızdan vazgeçeceğiz. Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o, yoldaştı o. Faillerinden hesabını sorana kadar adalet arayışımızdan vazgeçmeyeceğiz. Adını ve düşlerini unutturmamaya adadık ömrümüzü. Ne seni ne de tüm gözaltında kaybedilenleri unutturacağız… ”
Videoda konuşan, Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak da “Merhabalar, 25 senedir Hasan için yola çıktık. Bir mezarı bulunsun, herkesin mezarı bulunsun” diyerek 25 yıldır dile getirdiği adalet talebini yineledi.
PİRHA- Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası kapsamında, kayıp yakınları ve İHD İstanbul Şubesi, 24 yıl önce gözaltına alınıp öldürülen Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak’ı mezarı başında andı.
Mezarlığa yakın bir mesafede bir araya gelen Ocak ve Karakoç aileleri ile çok sayıda kişi Gazi Mezarlığına doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş esnasında Hasan Ocak’ın ve Rıdvan Karakoç’un posterleri taşınırken ‘Hasan Ocak’ı ve Rıdvan Karakoç’u unutmadık’ pankartı açılarak ‘Hasan, Rıdvan ölümsüzdür’, ‘Failler belli kayıplar nerede’, ‘Susma sustukça sıra sana gelecek’ ve ‘şehit namırın’ sloganları atıldı.
Mezarlığa gelen kitle ilk önce mezarlık girişinde bulunan Hasan Ocak’ın mezarına gelerek burada tüm gözaltında kaybedilenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Cumartesi Anneleri’nin simgesi haline gelen Emine Ocak, oğlu Hasan Ocak’ın mezarı başında “Gençlere, annelere, halkımın toprağına ve herkese ayrı ayrı selam söylüyorum” diyerek herkesi selamladı. Ardından kitle Rıdvan Karakoç’un mezarı başına doğru yürüyüşe geçti.
“HİÇBİRİNİZ KİMSESİZ DEĞİLDİNİZ”
Rıdvan Karakoç’un mezarı başında konuşan Ocak ailesinden Hüseyin Ocak, Rıdvan Karakoç’un cansız bedenini nasıl bulduklarını anlattı. Kenan Bilgin sandıkları cansız bedenin Rıdvan Karakoç’a ait olduğuna sonradan fark ettiklerini belirten Ocak, soruşturmayı yürüten savcıların sürekli olarak değişmesine dikkat çekti. Ocak, “Bu sistemde, bu hükümet yönetiminde bir şeylerin ortaya çıkacağına inancımız olmasa da her zaman kayıplarımıza verdiğimiz sözü yerine getirerek onların katillerinin ortaya çıkması için ne gerekiyorsa yapacağız” dedi.
Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ise mezarı başında “Merhaba hevale Rıdvan, roj baş” diyerek Rıdvan’ı selamladı. Kimsesizler mezarlığına gömülen Rıdvan’ın kimsesiz olmadığını vurgulayan Karakoç, “Sen ve senin gibi özgürlük, bağımsızlık, insan hakları ve demokrasi mücadelesi veren arkadaşların, hiçbir yoldaşın yalnız değildi” ifadelerini kullandı.
HDP Sultangazi İlçe Eş Başkanı Zübeyde İnce de yıllardır yöneticilerin değiştiğini fakat zihniyetin hep aynı kaldığını belirtti. Ocak ve Karakoç’u bir mezar taşları olduğunu fakat birçok kaybın bir kemiğinin dahi bulunamadığını dile getiren İnce, hapishanelerde tecrite karşı açlık grevleri ve ölüm oruçlarına başlayan tutsakların anneleri ile ilgili de “Çocuklarımızın ölmesin diye hapishaneler önünde çocuklarının yaşamasını isteyen anneleri dahi sürükleyen zihniyetle Rıdvan, Hasan ve nicesini kaybeden zihniyet aynıdır” dedi.
Hasan Ocak’ın mezarı başında Ocak ailesinden Ali Ocak bir konuşma yaptı. Hasan’ın ömrünün karanlık faşist zihniyete karşı mücadele ile geçtiğini vurgulayan Ocak, karanlık güçlerin bütün kinini son olarak Gazi Katliamı’nda öne çıkan Hasan’ı katletmekte bulduklarını ifade etti.
“AĞRIMIZ DAHA DA ÇOĞALIYOR”
İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri’nin de dava sürecine dair bilgilendirmelerde bulunduğu anma etkinliğinde Ocak ailesinden Maside Ocak ise her yıl bu mezarlığa gelmenin kendileri için daha da ağırlaştığını belirterek şöyle konuştu:
“Suruç’tan sonra Hasan’ın karşısına dizilen mezarlar çoğaldıkça, yüreğimizde Hasan’a dair büyüttüğümüz ağrı daha da çoğaldı. Bu yıl da Hasan’ın yanı başına gelen İrfan’ı görünce ağrımız biraz daha çoğaldı. Biz Hasan’a, tüm kayıplarımıza ve Hasan’dan öğrenip faşizmi bir adım daha geriletmek için mücadeleye katılan tüm dostlarımıza bir kez daha söz veriyoruz; unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz”
“DEVLETİN KAYBETME VE KATLİAM POLİTİKASI SONA ERMEDİ”
Son olarak konuşan ESP/SKM MYK Üyesi Ezgi Bahçeci, “Bu coğrafyada kayıplar mücadelesi ne yazık ki hala çok güncel. Çünkü devletin kaybetme ve katliam politikası sona ermedi” diyerek kaybedenlerin yargı önüne çıkarılmadığını belirtti. “Bizler sosyalistler olarak faillerin bulunması, hesap sorulması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu topraklarda adalet mücadelesi ne yazık ki çok canlı bir mücadele” diyen Bahçeci, Suruç’u, Gazi’yi, Roboski’yi, Çorum’u ve Sivas’ı unutmayacaklarını ve adalet aramaya devam edeceklerini dile getirdi.
PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 730’uncu haftasında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak dosyasında faillerin açığa çıkartılarak yargılanması istendi.
Cumartesi Anneleri, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için 730. kez bir araya geldi. Buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda toplanmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eylemi de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde polis ablukasında gerçekleştirildi.
Cumartesi Anneleri, üzerinde kaybedilen yakınlarının fotoğraflarının bulunduğu tişörtler giyerek, kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını ve kırmızı karanfiller taşıdı. Eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kayıp yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Bu haftaki eylemde 21 Mart 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra cenazesi Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunan Hasan Ocak’ın akıbeti sorularak adalet talebinde bulunuldu.
Eylemde basın metnini gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, “İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini söyledi. İki kişi de Hasan Ocak’ın ismini emniyetteki parmak izi listesinde gördüklerini açıkladı. Newroz nedeniyle gözaltında tutulan ve kendisi de kayıp yakını olan bir tanık ise şubedeyken bir hareketlilik olduğunu ve polislerin ‘Hasan Ocak getirildi’ diye aralarında konuştuklarını duyduğunu söyledi” diye konuştu.
“DEVLET HASAN OCAK’IN ÖLÜMÜNDEN SORUMLU”
Tosun, tüm girişimler sonucunda dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in imzasını taşıyan resmi yazıda “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığı, hiç gözaltına alınmadığı, suçlu olarak aranmadığı” yönünde bilgi verdiğini hatırlattı. Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Resmi makamların tüm engellemelerine karşı 58 günlük ısrarlı bir arayışın sonunda ailesi Hasan’ın ağır işkence izleri taşıyan bedenine ‘meçhul kişi’ olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştı. Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu yaptığı araştırmalara dayanarak ‘Ocak’ı konuşturmak için gözaltına aldılar ve orada uyguladıkları işkence ve darptan sonra öldürülmüş halde Beykoz’a attılar’ dedi. Ayrıca Hacaloğlu, Devletin Hasan Ocak’ın ölümünde sorumluluğu olduğunu, Devletin bazı unsurlarının Ocak’ın nasıl öldürüldüğünü ve kimin öldürdüğünü bildiğini söyledi.”
“AİLENİN GİRİŞİMLERİ SONUÇSUZ KALDI”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Ocak davasında Türkiye’yi mahkum ettiğini hatırlatan Tosun, Ocak Ailesi’nin iç hukuktaki tüm girişimlerinin bugüne kadar sonuçsuz kaldığını ifade etti.
Basın açıklamasının ardından konuşan Ocak ailesinin avukatı Gülseren Yoleri, dava dosyasındaki 24 yıllık hukuksuzluğa dikkat çekti. Yoleri, “Davanın ve mücadelenin takipçisi olmaya devam edeceğiz” dedi.
Ardından konuşan Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak, “Bir insanlık suçu olan gözaltında kayıplara neden olanları utanmaya çağırıyorum. Bu duygunuzu yitirdiğinizde insanlığınızı yitirirsiniz” ifadelerini kullandı.
“KAYIP KIZLARIMI VE OĞULLARIMI ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİM”
Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak 24 yıldır adalet talebinde bulunduğunu dile getirerek, “Burada kaybedilenlerin hepsi benim çocuklarımdır. Kayıplarımızı ve Galatasaray Meydanı’nı istiyoruz. Kayıp kızlarımı ve oğullarımı aramaktan vazgeçmeyeceğim” dedi.
“YASIMIZ BİTMİYOR”
Son olarak konuşan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak ise sosyal medyada yayınladıkları Hasan Ocak’ın görüntülerini hatırlattı. Ocak, “Hasan’ın gülen yüzünü ve en kısa sürede görüşmek üzere dediklerini duymuşsunuzdur. 24 yıl sonra Hasan aranan şahıs değilken devlet yetkileri tarafından terörist ilan ediliyor ve bizimle yan uyana duranlar hakkında soruşturmalar başlatılıyor. Bu hükümet neyi tespit etmiş de bu suçlamalarda bulunuyor? Diğer kayıp yakınlarımızın bir mezar yeri olmadığından ve gerçek bir adalet sağlanmadıkça yasımız bitmiyor” dedi.
Cumartesi Anneleri’ne destek mesajı paylaşan model Didem Soydan hakkında “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.
Model Didem Soydan hakkında Cumartesi Anneleri’ne destek verdiği bir sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle “Terör örgütü propagandası yaptığı” iddiasıyla soruşturma başlatıldı.
Sabah’ın magazin eki Günaydın’ın manşete taşıdığı Dilek Yaman imzalı haberde, Soydan’ın “Bir terör örgütü mensubu ile annesinin fotoğrafını paylaştığı” iddia edildi.
Haberde “terör örgütü mensubu” olarak nitelenen kişi Gazi Katliamı sonrası Mart 1995’te gözaltına alınıp kaybedilen ve cansız bedeni mayıs 1995’te bulunan Hasan Ocak. Ocak’ın cansız bedeni bulunduktan sonra gözaltına alınmasının ardından işkenceyle katledildiği ortaya çıkmıştı.
Sabah’ın haberinde “terör örgütü mensubunun annesi” olarak tanımlanan kişi ise 1995’ten bu yana oğlu için adalet arayan Cumartesi Annesi Emine Ocak.
“BİR ANNE EVLADINI ARIYOR”
Soydan, 28 Ağustos 2018 tarihli instagram paylaşımında “Canım anne ve senin gibi değerli anneler: Bu olanlar yüzünden sizden özür dilerim. Açıklama yapmaya, ağır neden ve sebepleri anlatmak bile gereksiz. Fotograf yeterli. Bir anne, evladını arıyor. Gözaltına alınmış ve kaybedilmiş evladını. Onların adı benim için sevginin, vazgeçmemenin, yüreğin, analığın sözlük karşılığıdır. Cumartesi anneleri özür diliyorum, bütün bu başınıza gelenler ve gördüğünüz muamele için özür diliyorum. Sizler çöp yığının üzerine düşen çiğ tanelerisiniz. Özür dilerim” demişti.
Sabah’ın haberinde Soydan’ın suçmuş gibi “Cumartesi Anneleri’ne destek vermesi” ve bunu “Emniyet güçlerinin tespit ettiği” ifadelerine yer veriliyor.
Savcılığa suç duyurusunu Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yaptığı belirtiliyor. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemleri olarak kabul edilen 90’lı yılların olaylarından biri de Gazi Katliamı. 24 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nın failleri ise hala cezalandırılmadı.
12 Mart 1995 akşamı, saat 20:45 sularında kimliği belirlenemeyen kişiler, gasp ettikleri bir taksi ile Gazi Mahallesinde bulunan Öntaş, Yavuz ve Dostlar kahvehaneleri ile Sarıoğlu Pastanesini silahla taradı. Saldırı sonucu 76 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır 25 kişi yaralandı. Sonrasında saldırganlar kaçırdıkları taksinin şoförünü de öldürerek kayıplara karıştı.
Saldırının duyulmasının ardından Gazi Mahallesi halkı sokağa çıkarak saldırıyı protesto etti. Polis halkın üzerine ateş açtı ve Mehmet Gündüz’ü öldürdü.
Ertesi gün cenaze töreni için cemevi önünde toplanan binlerce kişiye ateş açıldı. Öğleden önce üç kişi, öğlenden sonra 12 kişi daha yaşamını yitirdi. Hepsi de kurşun yarasıyla ölmüştü. Aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi, Zübeyde Hanım ile Esentepe mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Mahallelerin giriş ve çıkışlarına polis barikatı kuruldu ve giriş, çıkış polis kontrolünde yapıldı. Sokağa çıkma yasağı Gazi Mahallesi direnişini engelleyemedi. Bunun üzerine bölgeye askeri birlikler gönderildi.
Bu arada, Ankara’da Gazi katliamı ve sokağa çıkma yasağı Kızılay’da protesto edildi; polis gösteriye saldırdı, 36 kişi yaralandı.
ÜMRANİYE’DE 5 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ
Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi halkı da, Gazi’deki katliamı protesto etmek için 15 Mart’ta sokaklara çıktı. Polis orada da silah kullandı. Kalabalığa ateş açtı. O gün 1 Mayıs Mahallesi’nde de beş kişi öldürüldü.
HASAN OCAK KAYBEDİLMİŞTİ
Dört gün içerisinde Gazi Mahallesi’nde 17 ve 1 Mayıs Mahallesi’nde beş olmak üzere toplam 22 kişi öldürüldü, 300’den fazla kişi de yaralandı. Yapılan otopsi sonucu olaylarda öldürülenlerden 17 kişinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı.
Gazi Mahallesi direnişinde bulunan Hasan Ocak 21 Mart günü gözaltına alındı ve kaybedildi. Ailesinin ve kamuoyunun mücadelesi sonucu Hasan Ocak’ın cansız bedeni bulundu.
KATLİAMIN SORUMLULARI YARGILANMADI
Gazi katliamı yaşandığında; İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’di. Polise yetki veren Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, “Bin operasyon yaptık” diyerek katliamı savunmuştu. İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu olayları bastırmak için sokağa çıkma yasağı ilan edip Gazi Mahallesini polis ablukasına aldırmıştı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe “Polis silah kullanmadı” demişti. Başbakan Tansu Çiller, “Vatan için kurşun yiyen de, atan da şereflidir” demişti. Süleyman Demirel ise Cumhurbaşkanıydı. Hiçbiri yargılanmadı.
Gazi Katliamı, aradan geçen 24 yıla rağmen asıl failleri karanlıkta bırakılan bir dosya oldu. Olay sonrası açılan davada sanık koltuğuna sadece 20 polis oturtuldu. Ancak bunlar arasında üst düzey yetkililer yoktu. Güvenlik gerekçesiyle 3 şehir gezdirilen dava, sadece iki polisin 4 yıl 32 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı.
Ümraniye Katliamı davası ise 23 yıl aradan sonra 2018 yılında tekrar görülmeye başlandı. Dava dosyası kapsamında 220 polis memuru yargılanıyor.
PİRHA- 2018 yılının son haftasında da polis ablukası altında bir araya gelen Cumartesi Anneleri, “2019’da da korkunun esaretine karşı umudun özgürleştirici gücüne sarılmayı sürdüreceğiz. Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Yılın son buluşmasını gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, 2019’da da kayıplarını aramaktan vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için 23 yıldır mücadele veren Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdiği buluşma 18 haftadır polis tarafından engelleniyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile Beyoğlu Kaymakamı tarafından 700. haftasında yasaklanan Cumartesi Anneleri eylemi 18 haftadan bu yana İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yapılıyor.
Bu haftaki eyleme HDP Milletvekilleri Hüda Kaya ve Oya Ersoy ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. 718. hafta basın açıklamasını İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’dan Sebla Arcan okudu.
“GALATASARAY MEYDANI GÖZALTINDA”
Kayıplarına ulaşmak ve kaybedenlerden adil bir yargı önünde hesap sormak dileğiyle buluştuklarını dile getiren Arcan, “25 Ağustos 2018’den beri taleplerimizi haykırmayalım diye Galatasaray polis ablukasına alınmış, çelik bariyerlerle çevrilmiş ve ağır silahlı polislerce adeta gözaltına alınmış durumda. Meşru taleplerimizin muhatabı olan devlet; TOMA’sıyla, kalkanıyla, gözaltı araçlarıyla, silahları ve gaz bombalarıyla bize karşı barikat kurmuş. Bütün bunlar Anayasa’nın ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin güvencesinde olan, barışçıl toplanma hakkımızı kullanmak istediğimiz için yapılıyor.” dedi.
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRATİK BİR YÖNETİM İÇİN VAZGEÇİLMEZDİR”
İfade özgürlüğünün demokratik bir yönetim biçiminin işleyişi için vazgeçilmez olduğuna dikkat çeken Arcan, Cumartesi Anneleri’ne yönelik keyfi hak ihlallerine son verilmesini ve Galatasaray’daki ablukanın kaldırılmasını talep etti. İfade özgürlüğünün mekan seçme hakkını da kapsadığına dikkat çeken Arcan şöyle devam etti:
“27 Mayıs 1995’den beri buluşma mekanımız olan Galatasaray’da barışçıl açıklama yapma hakkımızın engellenmesine son verilsin. Kayıplarımızın akıbetini açığa çıkartacak, failleri adil bir yargılama sonucunda cezalandıracak siyasi ve adli irade gösterilsin.”
“HAK VE ÖZGÜRLÜKLERDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
2019 yılında da hak ve özgürlüklere sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceklerini belirten Arcan, “2019’da da korkunun esaretine karşı umudun özgürleştirici gücüne sarılmayı sürdüreceğiz. Kayıplarımızdan ve onlarla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
Gözaltında öldürülen Gazeteci Ferhat Tepe’nin kız kardeşi Ayşe Tepe ise, Kayıp yakınlarının yeni yıla hiçbir zaman coşku ve kutlama ile giremediğini söyledi. Yeni yılda da hak, adalet, barış ve demokrasi taleplerinden vazgeçmeyeceklerini ifade eden Tepe devlet yetkililerine seslendi: “Bunu bir inatlaşma olarak algılamayın. Kimse bizim yaşadığımız acıları yaşamasın istiyoruz. Bu annelerin kayıplarını arama mücadelesidir, en insani mücadeledir. Ve şu an yapılan bu insanları tekrar cezalandırmaktır” dedi.
“HERKESİ İNSAN OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da, “2018 yılında da adalete erişmemiz engellendiği gibi yeni insanlık suçlarının işlendiğine tanık olduk. Bizim Galatasaray Meydanı’nda hak arama talebimizi engelleyen neden nedir? Adil demokratik bir toplumda yöneticiler tarafından cevabı verilmiş değil. 23 yıldan beri hak ve hakikat mücadelemizi engellediğiniz için demokrat olma vasfını yitirdiniz. Ve burada yetkililere sesleniyoruz utanma duygunuzu kaybetmeyin çünkü utanma duygusunu kaybettiğiniz zaman insanlığınızı kaybetmiş olacaksınız. Biz 2019 yılında herkesi insan olarak görmek istiyoruz.” diye konuştu.
PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eyleminde konuşan gözaltından kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, “Adalet istiyorum, adalet, adalet… Başka bir şey değil” dedi.
Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 678’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde bu hafta 21 Mart 1995 tarihinde gözaltına alındıktan sonra cenazesine ulaşılan ve kayıplar mücadelesinin sembol ismi olan Hasan Ocak’ın failleri soruldu. Yere bırakılan “Failler belli, kayıplar nerede?” pankartının üzerine kırmızı karanfiller, Hasan Ocak’ın fotoğrafları, bağlaması ve dinlediği kasetler bırakıldı.
Eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’n da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin katıldığı eylem öncesi Ocak’ın sevdiği ezgiler de dinletildi.
“İŞKENCE İZLERİ RAHATLIKLA GÖRÜLEBİLİYORDU”
Eylemde konuşan Cumartesi İnsanları’ndan Nimet Tanrıkulu ise, kayıp yakınları mücadelesine başladıklarında Hasan Ocak’ın akıbetini sorarken ki anılarını anlattı. Nimet konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Hasan’ı her yerde aradık. Adli Tıp’ta ve bütün cesetlere bakıyorduk. Hepsi Hasan olabilirdi. Bir tanesinin Hasan olabileceğini düşünmek, anlatamam… Hasan’ı kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkardığımız anı da unutamam. Tarif edemeyeceğim iki mezar arasında dar bir yere gömülmüştü. Ayakkabı bağcıkları boynundaydı. İşkence izlerini rahatlıkla görebilirdiniz. O tanıklık bambaşka bir şeydi. Hasan’dan sonra bu meydanda oturma ve adalet arama mücadelemiz başladı.”
“ADALET, ADALET…”
Dava sürecini ve o süreçte karşılaştıkları hukuksuzlukları anlatan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise, “Hukuki mücadelemiz devam edecek” dedi.
Daha sonra söz alan ve konuşmakta zorlanan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak ise şöyle dedi: “23 yıldır burada bekliyorum. Katilin bulunması ve adalet istiyorum. Arkadaşlarımızla bu yola çıktık. Adalet istiyorum, adalet, adalet… Başka bir şey değil.”
“BU KENTİN HER YERİNDE BİR ANIMIZ VAR”
“Hasan’ın sofrasına hoş geldiniz” diyerek söze başlayan Hasan’ın kardeşi Maside Ocak da, “Hasan’ımıza adalet istememizden bu yana hafızalarımızda 2 fotoğraf var. Birincisi elimizde tuttuğumuz ailemizin güleç yüzlü çocuğu Hasan’ımıza ait olan fotoğraf. Bu meydanda yer alan her tiyatro, her sinema salonunda bir anımız var. Bu kentin her sokağında Hasan ile bir anımız var. Sadece biz değil bu kentin çocukları, Hasan’ın dostları da bu meydanda Hasan’ı bekliyor. İkinci fotoğraf ise Hasan’ı bulduğumuzda paramparça edilmiş yüzünün fotoğrafıydı. O fotoğraflarda gördüğümüz şey öfkeydi. O kadar çok şey anlatıyordu ki insanlığın ve vicdanın öldüğünü… Bizim hafızamıza da dün, bugün ve yarınımızın ısrarı, katillerden hesap sormamızdaki inadımız olarak geçti. Dün olduğu gibi işlenmiş insanlık suçlarına ve katillere karşı Hasan’ı ve o 2 fotoğrafıyla birlikte duracağız” diye belirtti.
SON GÖZALTISINDA ‘BİR DAHA GELİRSEN BURADAN SAĞ ÇIKAMAZSIN’ DENİLMİŞTİ
Yapılan konuşmalar ardından bu haftaki basın metnini ise Gazeteci Pınar Gayip okudu. Hasan Ocak daha önce iki defa gözaltına alındığı ve son gözaltısında “Bir daha gelirsen buradan sağ çıkamazsın” diye tehdit edildiği için ailesinin hemen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı’na başvurduğunu söyleyen Pınar, şöyle devam etti:
“23-28 Mart 1995 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini söyledi. Yine Hasan Ocak’ın ismini gözaltına alınan kişilerin parmak izi listesinde gördüklerini açıklayan 2 kişi daha vardı. Bir başka tanıksa, şubedeyken bir hareketlilik olduğunu ve polislerin ‘Hasan Ocak getirildi’ diye aralarında konuştuklarını duyduğunu söyledi. Ocak ailesi TBMM, Başbakanlık, Bakanlıklar, savcılıklar, hastaneler ve Adli Tıp nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak başvurdukları her yerde ‘Bizde yok’ cevabıyla karşılaştı. Devletin tüm engellemelerine karşı, aylar süren ısrarlı bir arayışın sonunda Adli Tıp Kurumu kayıtlarından Hasan’ın izine ulaşıldı. Ailesi her yerde Hasan’ı ararken onun ağır işkence izleri ile dolu cansız bedeninin, tüm resmi makamlardan geçirilerek ‘Kimliği meçhul kişi’ olarak gizlice Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiği gerçeği açığa çıktı. Tüm veriler Hasan’ın işkence ile öldürüldüğünü doğruluyordu. Bu gerçek karşısında dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, ‘Toplumdan hükümet adına özür diliyorum’ dedi.”
HUKUKİ GİRİŞİMLER SONUÇSUZ KALDI
Hasan’ın faillerinin bulunup yargılanması için yapılan tüm hukuki girişimlerin sonuçsuz kaldığını kaydeden Pınar, “Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’nın 1995/1075 hazırlık numarasıyla takip ettiği dosyada, rutin yazışmalar dışında bir işlem yapılmadı. Dosya takipsizlik ve zamanaşımı kararlarıyla kapatılmak istendi. 29 Kasım 2016 tarihinde zamanaşımı kararına itiraz başvurusu yapıldı. İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hakimliği zamanaşımı kararını kaldırdı ve CMK 173/3 Maddesi uyarınca soruşturmanın genişletilmesine karar verdi. Ancak bugüne kadar dosyada kayda değer bir gelişme yaşanmadı. AİHM’e taşınan davada ise Mahkeme, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüyle ilgili koşullarının belirlenmesi için yeterli ve etkin bir soruşturma yürütülmediğini tespit etti. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2’nci maddesini usul yönünden ihlal ettiğine karar verdi” diye kaydetti.
“HASAN İÇİN ADALET”
Pınar son olarak şöyle dedi: “Artık yeter. Hasan Ocak ve tüm kayıp dosyalarında yargılama faaliyetlerinin tarafsız ve bağımsız biçimde, evrensel hukukun ilkelerini esas alarak gerçekleşmesini istiyoruz. Hasan Ocak’ın güvenlik güçlerince gözaltına alındığını ve onların kontrolü altında öldüğünü doğrulamaya yetecek veriler mevcuttur. Soruşturma olayın tam olarak nasıl meydana geldiğini belirleyecek; sorumluları tespit edecek ve cezalandırılmalarını sağlayacak etkinlikte yürütülmelidir. Hasan Ocak için adalet istiyoruz” diye konuştu.(HABER MERKEZİ)
PİRHA- Ayşenur Şimşek’in ilk gözaltına alınmasının sebebi ‘savaşa hayır’ pankartı taşımaktı. 23 yıl önce gözaltından kaybedilen kızının adalet ve barış mücadelesini sürdüren anne Şerife Şimşek, “Elbette bugünler tarihin sayfalarına geçtiğinde sizler Bedreddin’den bu yana en onurlu yerde olacaksınız” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Cumartesi Anneleri eylemlerinin 671. haftasında 23 yıl önce kaybedilen Eczacı ve Ankara Sağlık-Sen kurucusu Ayşenur Şimşek’i andı faillerin yargılanmasını istedi. 671. buluşmada Cumartesi Anneleri, barış talebinde ısrarcı olacaklarının altını çizdi.
Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine kayıpların resimleri ve kırmızı karanfiller konuldu.
“SUÇLULARI KORUMA ZIRHINDAN ÇIKARIN”
İlk sözü alan Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak, 23 yıldır bu meydanda devletin insanlık suçuna karşı çığlık çığlığa adaleti aradıklarını söyledi. Ocak, “Devlette süreklilik esastır. Katillerle ortaklığı da esastır. Bugün de Şerife Anneni adalet çığlığına çığlığımızı katıyoruz. Suçluları koruma zırhından çıkarın” dedi.
Ayşenur Şimşek’in kardeşi Ercan Şimşek, Ayşenur’un ilk gözaltına alınmasının sebebinin elinde ‘savaşa hayır’ pankartı taşımak olduğunu hatırlattı. Şimşek, “Savaşın bir an önce bitirilmesinin terör suçu olduğu bu dönemde Ayşenur’un eylemi o dönemde daha anlamlı oluyor” dedi.
“UTANÇ ONLARIN ACI BİZİM OLSUN”
Şimşek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu acı kutsal bir acıdır. Eğer bugün zalimler tüm güçlerine rağmen elinde silah olmayanlarda korkuyorsa bu közün sonucudur. Onların düşüncesi bizim onurumuzdur. Onları kalleşçe kaybedenlerden hesap sorulacak. Hukuku elinde silah olarak kullananlar. Utanç onların acı bizim korku onların olsun.”
Sağlık sorunları nedeniyle toplantıya katılamayan Ayşenur’un annesi Şerife Şimşek ise mektup gönderdi. Mektubunu Ayşenur’un ablası Fatma Şimşek okudu.
“SENDEN SONRASI OLMADI HİÇ”
Şerife annenin mektubundan satır başları şöyle:
“Nereden başlamalı nasıl anlatmalı bilemiyorum, yokluğunun ardından geçen zamanın ağır yükünü. Senden sonra diye başlayan bir cümle kuramıyorum, senden sonrası olmadı ki hiç. Sen hep yanımdasın, benimlesin. Ben seni kanımdan, canımdan doğurdum. Nereye baksam kalbinin güzelliğinin yansıdığı yüzün aklımda.
23 yıl oldu katillerin seni aramızdan alması. Hep anlatırdın dünyanın adaletsizliğini, insanların hak ettiği biçimde yaşamadığını, kızardım sana ama içimden de haklı olduğunu bilirdim, başına bir şey gelsin istemezdim.
“UMUDUN UMUDUM, DİRENCİN DİRENCİM”
Her anne gibi korumak isterdim seni kızım ama koruyamadım.
Ülkemizde çok şey değişmedi. Karanlık biraz daha koyulaştı sadece. Yine senin gibi sadece insanların mutluluğu için yüreklerini kavgaya atanları öldürmekle kalmayıp zulmün hükümdarlığına güvenerek herkesi öldürmek istiyorlar. Korku bir gölge gibi hep onları takip ediyor.
Elbette bugünler tarihin sayfalarına geçtiğinde sizler Bedreddin’den bu yana en onurlu yerde olacaksınız. Gelecekte yaşayanlar onların daha özgür, daha eşit ve daha güzel bir dünyada yaşamaları için feda ettiğiniz hayatınızı saygıyla okuyacaklardır.
Kızım umudun umudum, direncin direncim olsun.”
“SAVAŞ POLİTİKALARINI ELEŞTİRMEK HAKTIR”
Bu haftaki açıklamayı Cumartesi İnsanlarından Yeter İşler yaptı. İşler, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin gözaltına alınmalarına değinerek, “Böylesi bir süreçte biz de bir sağlık çalışanı için adalet istiyoruz. Savaş karşıtlarına yöneltilen soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar üzerine bir kez daha hatırlatıyoruz: Türkiye’de yürürlükte olan hukuk, anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler açısından ‘barış talebi’ haktır. Yine Türkiye’nin de taraf olduğu Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’ de ‘Savaş propagandası ve düşmanlığı savunma yasağı’ vardır. Kısacası, hukuki açıdan suç olan savaş karşıtı olmak değil, savaş propagandası yapmaktır” dedi. Hükümetin savaş politikalarını eleştirmek, karar vericileri savaşın yıkıcı etkilerine karşı uyarmak ve sorunları demokratik yöntemlerle çözmeye çağırmanın tüm yurttaşların hakkı olduğunu ifade eden,,, herkesin hükümete karşı politik eleştiri yapma özgürlüğü ve siyasal yaşama aktif olarak katılma hakkını engellemenin suç olduğunu belirtti.
“79 GÜN SONRA AYŞENUR’A ULAŞILDI”
27 yaşındaki Ayşenur Şimşek’in 1990’da Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra eczacı olarak çalışmaya başladığını aktaran İşler, “1991 yılından itibaren de sağlık emekçilerinin örgütlenmesi çalışmalarının içinde yer aldı ve Sağlık Sen Ankara Şubesi Kurucu Başkanı oldu” diye konuştu. Şimşek’in bu çalışmaları sırasında iki kez gözaltına alınıp uzun süre ağır işkence gördüğünü dile getiren İşler, ailesini defalarca telefonla arayan kişilerin “Bu işleri bırakmazsa sonu kötü olur” diyerek tehditlerde bulunduklarını söyledi. İşler,1993’ün Ekim ayında hakkında bir yakalama kararı çıkartılan Ayşenur Şimşek’in polis tarafından arandığı için ailesinin evine gidemediğini ancak haberleşmelerinin 24 Ocak 1995’e kadar düzenli olarak devam ettiğini kaydetti. Bu tarihten sonra Ayşenur Şimşek’ten haber alınamadığını aktaran İşler, “Bunun üzerine emniyete, savcılığa ve İçişleri Bakanlığına başvuran aileye ‘Gözaltına alınmamıştır’ denildi. Tüm yasal girişimleri sonuçsuz kalan aile, 21 Mart 1995 tarihinde yaptıkları basın açıklaması ile arama kampanyası başlattı. Kampanya devam ederken bir gazetede yayımlanan haber üzerine savcılığa başvuran ailesi 79 gün sonra Ayşenur’un izine ulaştı” ifadelerini kullandı.
“KİMSESİZLER MEZARLIĞINA DEFNEDİLDİ”
Şimşek’in otopsi raporuna göre 28 Ocak 1995’da öldürülen Ayşenur Şimşek’in bedeninde işkence izlerinin olduğunu belirten İşler, “Kafasından ve göğsünden ateşli silahla yakın mesafeden vurulan Ayşenur Şimşek 29 Ocak 1995’te Kırıkkale yolunda bulunmuştu. Ailesi devletin tüm kurumlarına başvurmasına rağmen, Ayşenur’un cansız bedeni üç hafta boyunca morgda bekletildikten sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak Kırıkkale kimsesizler mezarlığına defnedilmişti” dedi.
“23 YILLIK CEZASIZLIK SON BULMALI”
Ayşegül Şimşek’in dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın emrindeki Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alınıp, işkence görüp kaybedildiğini savunan İşler, ”Tansu Çilleri’in Başbakan, Nahit Menteşe’nin İçişleri Bakanı olduğu 50’nci hükümet, ailenin başvurularına rağmen Ayşenur Şimşek’in gözaltında kaybedilmesini engelleme yükümlülüğünü yerine getirmedi. Ayşenur Şimşek dosyasındaki 23 yıllık cezasızlık son bulmalıdır. Ayşenur Şimşek’in kaybedilmesinde sorumluluğu olan, kaybedilmesini engelleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen herkes yargılanmalıdır” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)