Etiket: hasankeyf

  • Munzur Üniversitesi öğrencileri: Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olacağız -VİDEO

    Munzur Üniversitesi öğrencileri: Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olacağız -VİDEO

    PİRHA- Munzur Üniversitesi öğrencileri yaptıkları açıklamada, “Tüm kadınların 8 Mart Mücadele Günü’nü kutluyoruz. Biz hep vardık ve yaşamın her alanında hep var olacağız. Ulusal ve sınıfsal sömürüye karşı Yaşasın 8 Mart” dedi. Arkadaşları Gülistan Doku ve Rojvelat Kızmaz’ı sormaya devam edeceklerini belirten öğrenciler, “Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olmaya ve dayatmaya çalıştığınız ataerkil zihniyetinize karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” dediler.

    Dersim’de Munzur Üniversitesi öğrencileri, Üniversiteli Genç Kadınlar (Xeta Jinê) çatısı altında 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladı. Munzur Üniversitesi kampüsünde, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Gülistan Doku Nerede’ sloganları, halaylar ve zılgıtlar eşliğinde yapılan kutlamada, yapılan açıklamayı öğrencilerden Seher Alkın okudu.

    “1857’DEN BERİ BU ATEŞ HİÇ SÖNMEDİ”

    8 Mart 1857’de tekstil işçisi kadınların 16 saatlik çalışma saatlerine, düşük ücretlere ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı greve çıkmalarının bir isyanın fitilini ateşlediğini belirten Seher Alkın, “Kadınlar artık kendilerini insanlıktan çıkaran çalışma düzenlerine razı gelmeyeceklerini söylediler. O gün, o tekstil fabrikasında çoğu kadın 129 tekstil işçisi önlerine kurulan barikatlardan ve kilitlenen kapılardan kaçamadıklarından dolayı çıkan yangın sonucu hayatlarını kaybettiler. 8 Mart o günden bu yana mücadele günü oldu” dedi.

    “JİN, JİYAN, AZADİ: ÖZGÜR KADINI GÜNEŞ GİBİ DOĞURACAĞIZ”

    O günden beri bu ateşin hiç sönmediğini, yer yer coşkulu yer yer durgun yanmaya devam ettiğini vurgulayan Algın, 8 Mart’ın önemine ilişkin şunları ifade etti:

    “Burjuva feodal düzen çeşitli yöntem ve saldırılarla kadınları zapturapt almaya çalışırken, erkek egemen sistemlerin tüm imkanlarıyla kadın kimliğine ve yaşam alanlarına yönelik saldırılara karşı, öfkeyle bilenmiş direniş ruhuyla karşılıyoruz 8 Mart’ın 167.yılını. Kadına, işçi, emekçi, başarılı kadın gözüyle bakmayı reddeden, kadını değersizleştiren ve metalaştıran zihniyetlere karşı eşitlik ve özgürlük mücadelemiz devam etmektedir. 8 Mart Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü’nü, 129 tekstil işçisinden devraldığımız direniş ruhuyla karşılıyoruz. ‘Jin jiyan azadi’ (Kadın, yaşam, özgürlük) şiarıyla özgür kadını güneş gibi doğuracağız. Kadının biçimleştirilmediği, kadın üzerine olan çirkin terminolojilerinin ortadan kaldırıldığı yarınlar için mücadele edeceğiz. Tüm kadınların 8 Mart mücadele gününü kutluyoruz. Biz hep vardık ve yaşamın her alanında hep var olacağız. Ulusal ve sınıfsal sömürüye karşı Yaşasın 8 Mart.”

    “GÜLİSTAN DOKU NEREDE DİYE SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Sözü 5 Ocak 2020’de kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan, başına ne geldiği öğrenilemeyen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya getiren Algın, “En başından beri ciddiyetsizlikle ilerleyen bu konuda Gülistan Doku’nun akıbeti sonuçlanana, fail veya failler cezalandırılana kadar, ‘Gülistan Doku nerede’ diye sormaya devam edeceğiz” dedi.

    ROJVELAT KIZMAZ’IN HİKAYESİ

    Munzur Üniversitesi öğrencilerinden Seher Alkın, Gülistan ile benzer bir akıbeti yaşayan yakın arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın hikayesi ile ilgili olarak da şunları aktardı:

    “Rojvelat’ın aramızdan ayrılmasında da yine ne kadar ciddiyetsizlikle hareket edildiğini bir kez daha gördük. Rojvelat Kızmaz, 9 Şubat’ta erken saatlerde Batman’da evinden çıktıktan sonra 3 gün boyunca kendisinden haber alınamadı ve 3 gün sonra Hasankeyf, Ilısu Barajı’nda ölü olarak bulundu. 3 gün içerisinde Rojvelat’ın ailesi, arkadaşları onu bulmak için ellerinden gelen tüm imkanları seferber ettiler. Defalarca gittikleri emniyet ve kolluk kuvvetleri, üstünde durulacağını söylenmesine rağmen hiçbir sonuca varılamadı. Her dakikası adım adım izlenen şehir merkezinde bir genç kadının nereye gittiği tespit edilemedi. Ne kadar intihar süsü verilmeye çalışılsa da biz bu durumun altında çok ciddi eksikliklerin bulunduğunu biliyoruz.

    “ROJVELAT’IN VE GÜLİSTAN’IN ÇIKARAMADIĞI SES OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Rojvelat’ın 12 Şubat’ta cansız bulunan bedeninde, otopsi raporlarından gördüğümüz gibi bir gün önce boğulma gerçekleşmiş. Yani kaybolduktan 2 gün sonra ve Rojvelat’ın Hasankeyf’te görüldüğünü bulan da yine ailesiydi. İstenilen anda, her dakika da kişinin yer tespitini yapan Mobese kameralarının ve güvenlik politikalarının biz kadınları bir kez daha nasıl görmezden geldiğini en acı bir şekilde gördük.

    Biz genç kadınlar olarak Rojvelat’ın, Gülistan’ın çıkaramadığı ses olmaya, katledilen, kaybettirilen, istismar edilen ve yaşamın her alanında ezilmeye, fiziksel, cinsel ve psikolojik olarak dayatmaya çalıştığınız ataerkil zihniyetinize karşı sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. İşçi emekçi devrimci kadınlardan aldığımız bu direnişi dünyanın dört bir yanında kıvılcımlarla yangına dönüştüreceğiz ve varolduğumuz sürece bu mücadelemiz devam edecektir.”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Ferhat Tunç yeni albümü ‘Memleketçe’ ile sevenleriyle buluşuyor!

    Ferhat Tunç yeni albümü ‘Memleketçe’ ile sevenleriyle buluşuyor!

    PİRHA-Ferhat Tunç’un 11 eserden oluşan “Memleketçe” adlı albümü 18 Şubat’ta dinleyiciye ulaşacak.

    Sanatçı Ferhat Tunç’un “Memleketçe” adını taşıyan ve 11 ezgiden oluşan yeni albümü, dinleyicisiyle buluşuyor. Müzik yönetmenliğini Osman İşmen’in yaptığı albümün kayıt ve mix’i İstanbul ADA stüdyosunda yapıldı. Hakkında açılan davalar ve aldığı hapis cezası nedeniyle 3 yıldır Almanya’da sürgünde yaşayan Tunç, albümde yer verdiği 11 eserin okumalarını Frankfurt’ta Nihat Ulaş’ın stüdyosunda gerçekleştirdi. Ulaş, aynı zamanda sanatçının “Memleketçe” adlı yeni klibini de yönetti.

    ÇOK SAYIDA İSMİN İMZASI VAR

    Royem Müzik etiketiyle çıkacak olan albümdeki 2 eserin sözleri Ferhat Tunç’a ait. Tunç, tarihi Hasankeyf’in sular altında bırakılarak yok edilmesini anlattığı “Hasankeyf” adlı eserinde Kürt Opera Sanatçısı Pervin Çhakar ile düet yaptı. Diğer sözlerde Ahmet Can Akyol, Selahattin Demirtaş, Doğan Munzuroğlu, Hıdır Işık, Hüseyin Aşkın ve Hakan Kerimoğlu’nun imzaları var. Sekiz eserin bestesi ise Tunç’a ait. Sanatçı, albümde söz ve müziği Aram Tigran’a ait ‘Xemilî Zozan’ adlı Kürtçe esere de yer verdi.

    18 ŞUBAT’TA DİJİTAL PLATFORMLARDA!

    Albüm, 18 Şubat Cuma akşamı Türkiye saatiyle saat 00.00’da Spotify, Apple Music, Deezer ve Fizy gibi dijital platformlarda yer alacak. Aynı akşam ‘Memleketçe’ adlı esere çekilen klip, ilk kez sanatçının YouTube kanalında gösterime açılacak.

    CD olarak da müzik marketlerde yer alacak olan albümün dağıtımını KOM Müzik üstlendi. Albümde yer alan eserlerin tamamı, Nihat Ulaş’ın çekimleriyle video olarak sanatçının YouTube kanalından da izlenebilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kaz Dağları’ndaki yıkım Hasankeyf’i de etkiliyor; mücadeleyi ortaklaştırmalıyız’-VİDEO

    ‘Kaz Dağları’ndaki yıkım Hasankeyf’i de etkiliyor; mücadeleyi ortaklaştırmalıyız’-VİDEO

    PİRHA – Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nde yıkıma karşı mücadeleyi yükseltmeye çağrı yapan Hasankeyf Koordinasyonu’ndan Ali Ergül, ülkede büyük bir korku ikliminin hakim olduğunu, ekoloji alanında da büyük yıkımlar yapıldığını belirtti.

    Hasankeyf, Dicle Vadisi ve bir bütün ekolojik yıkımlara ilişkin PİRHA’ya konuşan Hasankeyf Koordinasyonu’ndan Ali Ergül, “Hasankeyf’te, Temmuz ayında Ilısu barajı kapakları kapatıldı, gölet giderek büyüyor. Bir taraftan Tarihi Liman adını verdikleri alan bitmek üzere. Hemen arka tarafında bütün Ilısu barajının bütün projeleri gibi Tarihi Liman projesi de sıkıntılıydı. Bitirdiler şu anda yeni bir güçlendirme yapıyorlar alanda. Tarihi çarşı boşaltıldı, orda yıkımlar devam ediyor bir taraftan arkeolojik kazılar devam ediyor. El Rızk Cami’sinin son parçası kalmıştı bu bölgede. Onun taşınmasına yönelik yeni bir yol inşaatı var. Bütün bir yıkımın, yok etmenin hâkim olduğu bir alanla karşı karşıyayız şu anda Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nde. Biz de buna karşı, bütün bu yıkıma karşı mücadeleyi yükseltmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BİRÇOK YERDE DEVLET AKILLARI DİRENİŞİN KARŞISINDA VAZGEÇTİ”

    Mücadeleyi her daim sürdüreceklerini belirten Ergül, Hasankeyf’teki yıkıma ilişkin şunları söyledi:

    “Hasankeyf için Dicle Vadisi için her zaman umut vardı. Başından beri mücadele yürütücüleri ve şu anda bizler şunu söylüyoruz. O baraj bitti, su da tutuyor. Hasankeyf sular altında kalabilir, Dicle Vadisi sular altında kalabilir. Bu olsa bile mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü bu bütünüyle yıkmaya, yok etmeye yönelik Ilısu baraj projesinin neresinden dönersek hiç fark etmiyor, yani neresinden dönersek yaşam için hafıza için tarih için canlılar için insanlar için herkes için bütünüyle iklim için son denemde çok konuşulan iklim değişikliği meselesi için bile çok önemli. Neresinden dönebilirsek neresinden tutabilirsek bir kazanım olacaktır. Dünya da bunun örnekleri de var. İran’da var, Yunanistan’da var, çeşitli ülkelerde baraj projesi bitmiş, inşaat bitmiş gövdesi tümüyle bitmiş projeler halkın tepkisinden dolayı iptal edildi. Çünkü doğru değildi. Yöneticiler, devlet aklı en sonunda bu direnişin karşısında doğru bir şey yapmadığını fark etti, vazgeçti. Ilısu baraj projesi de neden öyle olmasın. Çünkü diğer projeleri düşündüğümüz zaman Ilısu baraj projesi bunun daha önceden vazgeçilmesi gerekiyordu. Bir devlet ısrarı var, devlet aklı, devlet projesi olarak duruyor karşımızda. Devlet bundan vazgeçmiyor, yanlış yapmadığı üzerine kuruyor ama ilk önce kurdukları biçimle bugün arasında dağlar kadar fark var. Düşünemedikleri, akıl edemedikleri çeşitli şeyleri eklemek zorunda kaldılar. Hala ısrar ediyorlar ve bu ısrarlarından dolayı ciddi bir tahribat söz konusu.”

    “MÜCADELENİN YÜKSELMESİ GEREKİYOR”

    Türkiye’deki enerji politikalarını, kalkınma zihniyetini eleştiren Ergül, “Türkiye’de şu anda sadece bugünkü hükümetten bahsetmek elbette ki yanlış olur. Türkiye’deki enerji politikaları, kalkınma zihniyeti, biçimi bütünüyle doğayı, halkı, tarihi hafızayı yok eden, bunu hiçbir şekilde önemsemeyen bir noktadaydı. Bu hükümetle birlikte bu tahribat daha da görünür oldu. Çünkü her tarafta, Türkiye’nin dört bir yanında farklı isimlerle kimisinde RES, kimisinde HES, kimisinde JES diye. Farklı isimlerle doğa yok edildi. Ama şunu biliyoruz. Türkiye’nin bir enerji ihtiyacı yok. Şu anda elektrik mühendisleri odasının akademisyenlerle yaptığı, uzmanlarla yaptığı, yıllardır bunun mücadelesi veriyor ve Türkiye’nin bir enerji ihtiyacı yok. Buna karşılık şunu görüyoruz. Bütünüyle bir yıkım söz konusu. Bir taraftan doğa saydığımız enerji politikası üzerinden yok ediliyor, diğer taraftan da maden politikaları üzerinden yok ediliyor” dedi.

    “Dersim’de yıllarca Munzur’u barajlarla yok etmeye çalıştılar, orada ciddi bir hukuki mücadele yürütüldü. Barajlar iptal edildi. En son 1 ay önce tekrar bir baraj iptal edildi orada yürütülen mücadeleyle. Bu sefer barajlarla yok edemeyecekleri yerleri madenle -aynı gündü sanırım. Baraj iptal kararı paylaşıldı hukukçular tarafından. Aynı gün şeyi öğrendik. Dersim, bütün o Munzur, madem arama sahası olarak kabul edilmiş, böyle garip her tarafı yok eden bir zihniyetler karşı karşıyayız açıkçası” diye konuşan Ergül, ülkedeki korku ikliminin ekolojiye yansımasını şöyle aktardı:

    “Türkiye’de şöyle bir mesele var. Sürekli şu söyleniyor, gündem sürekli değişiyor diye. Hayır bu ülkede gündem değişmiyor ne yazık ki… Türkiye’nin son 40-50 yılını düşündüğümüz zaman dört tane meselesi var. Bu meselelerden bir tanesi; kadınlar, çocuklar sokak ortasında öldürülüyor. Diğeri işçiler, iş cinayetine kurban gidiyor. Bir diğeri de çevre ve ekoloji meselesidir. Bütünüyle birbirine bağlı meselelerden bahsediyoruz ve çeşitli zamanlarda çeşitli bölgelerde ekoloji mücadeleleri veriliyor ama şunu anlatamadık sanırım.  Ekoloji mücadelesi yürütenlerin de bir kusuru olarak yaşam mücadelesi yürütenlerin bir kusuru olarak da karşı çıkış, çevreci daha marjinal, görünen bir biçimdeyken yavaş yavaş toplum şunu da fark etmeye başladı. Özellikle 2000’li yıllarda Kürt illerinde bu ciddi bir şekilde fark edildi. Son dönemde biraz daha Ege, Kaz Dağları üzerinden söyleyebiliriz. Toplumun geneli ekolojik yıkımın aslında bütün bu meselelerin öznesi olduğunu, nedeni olduğunu, dünya yeni yeni iklim krizi üzerine tartışıyor. Yeni yeni fark edilmeye başladı. Çünkü siz bir doğayı yok ederseniz insan sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisi oluyor. İnsan biraz da insanın çıkarcı tarafından baktığınız zaman, insanın ben-merkezci tarafından börtünün-böceğin onun için kıymetli olmadığını düşündüğümüzde bile aslında oradaki börtünün-böceğin, onun yaşamı açısından ne kadar kıymetli olduğunu fark etmeye başladı. Tekrardan bir mücadele yürütülüyor, yükselmesi gerekiyor. Tabi çok zorlu gidiyor. Biz bir taraftan zorlu giden bir mesele var. Ülkede bir korku iklimi hâkim. Bu ekoloji mücadelesine de yansıyor açıkçası.”

    “TEMEL HEDEFLERİ; BÜTÜN HAFIZA ALANLARINI YOK ETMEK”

    Bölgedeki yıkıma dikkat çeken Ergül, şunları kaydetti:

    “Meselenin paydasına baktığımız zaman şunu görüyoruz. Kürt illerinde bir yıkımdan bahsediyoruz. Hasankeyf’ten üzerinden bahsettiğimiz zaman 5 tane ilden bahsediyoruz. Dersim’de veya Karadeniz’de ciddi hafızanın birçok toplumun yaşadığı bir alanda oluyor. Ege’de biraz daha mitolojiden başlayıp günümüze geldiğimiz farklı toplumların hafızası var ve bu hafızaların hepsini yok etmeye çalışıyorlar. İstanbul’un hafızasını yok etmenin çok bir şeyi yok. Temel hikayeleri bütün bu hafıza alanlarını yok etmek. Onlar açısından şunu söylüyoruz. Bir enerji politikası var. Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var gibi bir şeyler var ama gizili ajandanın hedefi Türkiye’de bu topraklarda, Mezopotamya’da yani şu anda sadece yaşayan halk açısından söylemiyorum. Hasankeyf örneğinde gördüğümüz bütün dünya halklarının ayak izleri var. Bu ayak izlerini yok etmeye çalışıyorlar ve bu yok olursa tam da TOKİ mantığıyla tek tipleşen bir toplum yaratmanın önü daha da açılmış olacak. Hedefleri bu açıkçası.”

    “HİÇBİRİMİZİ AYIRMIYORLAR, ORTAK MÜCADELE ETMEMİZ GEREKİYOR”

    Ergül, Kanal İstanbul Projesi’nin İstanbul’u öldüreceğini belirterek, “Kanal İstanbul ile ilgili sanki yeni önerilmiş bir projeden bahsediliyor gibi konuşuluyor. Bu kenti öldürecek bir proje. Tam da bunu söylemek lazım. İstanbul’u, İstanbul’un çevre illerini öldürecek bir projeden bahsediyoruz. Bütünüyle sıkışmış, ekonomik krizin bir şekilde yine şişirilerek inşaat sektörü üzerine tekrardan yerine getirilmesi tekrardan biraz daha toparlama gibi göstermeye çalışıyorlar ama İstanbul’un hikayesi o. Biraz da uluslararası güçlerin dengesini biraz da tehdit etmek. Gerçekleşen birçok şey görülmüyor. İşin ilginç bir tarafı var. Kanal İstanbul’daki o tarihi alanların nasıl korunacağı ile ilgili bölümlerde şunu yazıyor. Hasankeyf’te şunu başardık, yani tarihi alanını taşıdık, başarılı bir işti, Kanal İstanbul’da da bunu yapacağız. Hasankeyf’te tarihi alanı kurtarma kazılarıyla temizledik, tespit ettik. Üzerine betonla kapattık, başarılı. Kanal İstanbul’u da bu şekilde yapacağız. Aslında bütünüyle birbiriyle bağlantılı. Şöyle düşünün, Hasankeyf’in genişletilmiş ÇED’i yapıldı, biraz uluslararası mahkememeler için. Oranın bilirkişi ekibindeki kişi Mudanya’daki arkeolojik alan üzerinde -biliyorsunuz AVM yapıldı- orayı onaylan kişi muhtemelen aynı ismi şeyde görüyoruz Kanal İstanbul’da görüyoruz” dedi.

    Ergül, “Organizeler ve bu organizasyon ciddi bir şekilde toplumun bütün kesimlerini -çok demokratlar bu noktada sanırım- hiçbirimizi ayırmıyorlar. Ülkenin bütün dört parçasını da aynı şekilde yok etmeye yöneliktir. Ama bizim bu noktada ortak mücadele yürütmemiz lazım. Çünkü ekoloji mücadelesi, yaşam mücadelesi dediğimiz şey sadece o değil. Kaz Dağları’nda yürütülen mücadeleyi de sahiplenip, Ege’de yürütülen mücadeleyi de sahiplenip bütün bu mücadeleleri de ortaklaştırdığımız zaman kurtarabiliriz. Çünkü biz Dicle Vadisi’ni kurtardık. Hadi Hasankeyf mücadelesi başarılı oldu diyelim. Kaz Dağları’ndaki yıkım, Hasankeyf’i de etkiliyor. Oradaki insanları da etkilediği için ortak mücadele yürütmemiz gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yurttaştan Kaz Dağları tepkisi: Ülkem sömürge değildir-VİDEO

    Yurttaştan Kaz Dağları tepkisi: Ülkem sömürge değildir-VİDEO

    PİRHA – Dilek Taş adlı yurttaş, Kaz Dağları’ndaki doğa talanına dikkat çekmek amacıyla Ankara’daki Doğu Biga Madencilik binası önünde basın açıklaması yaptı. Taş, “Kaz dağları ve ülkemizdeki birçok eko sistem yabancı emperyalist şirketler ve Doğu Biga Madencilik gibi yerli taşeronlar tarafından talan edilmekte” dedi.

    Haberin videosu

    Alamos Gold adlı şirketin Kaz Dağlarındaki maden faaliyetine tepkiler dinmiyor. Kanadalı şirketin 10 yıllık ruhsat süresi 13 Ekim’de son buluyor ancak ruhsatın yenilme ihtimaline dair çevrecilerin de itirazı sürüyor.

    “DOĞAMIZ VAHŞİCE TAHRİP EDİLMEKTE”     

    Dilek Taş adlı yurttaş, Alamos Gold ile işbirliği yürüttüğü iddia edilen Doğu Biga Madencilik adlı şirketin bulunduğu adrese giderek eylem yaptı. “Doğu Biga Mad. Kazdağlarından defol” pankartını şirketin girişine asan Taş, aynı zamanda şu açıklamada bulundu:

    “Arkamda gördüğünüz binada faaliyet gösteren Doğu Biga Madencilik, Kaz Dağlarını altın uğruna talan eden, hukuksuzca milyona ulaşan rakamlarda ağaç kesen, Çanakkale halkının tek içme suyu havzasında siyanür havuzları açan, milyonlarca canlının yaşam alanını yok eden Kanadalı ALAMOS GOLD şirketinin yerli işbirlikçisidir!

    Kaz Dağları ülkemizin akciğerleridir. İklim kriziyle karşı karşıya olduğumuz günlerde, Kaz Dağları ve ülkemizdeki birçok eko sistem yabancı emperyalist şirketler ve Doğu Biga Madencilik gibi yerli taşeronlar tarafından talan edilmekte.

    Çanakkale’nin halkı, sebzesi, meyvesi, peyniri büyük tehlike altındadır. Çıkarılacak ve yalnızca % 4’ü ülkemize bırakılacak olan altın için doğamız vahşice tahrip edilmektedir.

    Ülkemizin kaynaklarını yabancılara peşkeş çeken Maden Yasası derhal değiştirilmelidir. Benim ülkem sömürge ülkesi değildir. Bilinsin ki bu topraklarda emperyalizmin oyunlarına karşı direnecek olanlar bitmeyecektir.

    2018 yılının 3 Mart’ında ‘Kadına, çocuğa, hayvana, doğaya yönelik taciz, tecavüz ve cinayetlere’ karşı Çanakkale’den Ankara’ya kadar süren yürüyüşle 3 ANNE 3 KADIN 3 İNSAN Hareketini başlatmıştım. Bu hareketteki anneler, kadınlar, insanlar ülkenin tüm çağdaş, iyi yürekli, cesur, yurtseverleridir. Şimdi de Anayasanın 56. Maddesinin bana yüklediği sorumluluk gereği işbirlikçi, Kanada taşeronu Doğu Biga Madencilik’i protesto ediyor, Kaz Dağlarından derhal gitmesini istiyorum.

    67 Gündür Çanakkale Kirazlı’da direnen Su ve Vicdan Nöbetçilerini, Salda, Hasankeyf, Munzur, Kuzey Ormanları, Murat Dağı, Fatsa, Cerattepe ve tüm alanlarda insanca yaşam için direnenleri selamlıyorum.”

    PİRHA / ANKARA

     

  • ‘Amasız fakatsız iklim için adalet talep ediyoruz’-VİDEO

    ‘Amasız fakatsız iklim için adalet talep ediyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Ankara iklim platformu üyeleri, küresel iklim grevi dahilinde Kuğulu Park’ta bir araya gelerek, “Herkesi tüm dünyada yükselmekte olan ekoloji ve iklim mücadelesine katılmaya ve bu değişimin bir parçası olmaya davet ediyoruz” çağrısı yaptı.

    Haberin videosu

    Ankara İklim Platformu üyeleri, Küresel İklim Grevi dahilinde Ankara Kuğulu Park’ta bir araya geldi. “İklimi değil sistemi değiştir” sloganı atan platform üyeleri, Kaz Dağları, Munzur, Hasankeyf ve daha birçok adreste sürmekte olan çevre felaketlerine dikkat çekti.

    Etkinliğe DİSK’e bağlı sendika yöneticileri de destek verirken basın açıklamasını Ankara İklim Platformu üyesi Buse Uçer okudu.

    Uçer, gezegenin bütünüyle tehlike atlında olduğuna dikkat çekerek, dünyada her gün yaklaşık 200 canlı türünün yok olduğunu söyledi.

    “AMASIZ, FAKATSIZ İKLİM İÇİN ADALET TALEP EDİYORUZ”

    Açıklamanın devamında şunlara dikkat çekildi:

    “6. kitlesel yok oluşun ortasındayız. Bu yok oluşa gitmenin temel sebebi mevcut üretim biçimi, tüketim ilişkileri ve yaşam biçimleridir. 1 Milyon canlı türü yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. İnsan kaynaklı iklim değişikliği, sel, sıcak hava dalgası, kasırga, kuraklık gibi afetlere neden olarak yeryüzündeki tüm canlıların yaşamını tehdit ediyor. 100 Yıllık sıcaklık rekorlarının kırıldığı bir dönemdeyiz. Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz havzası ise son 900 yılın en ağır kuraklığını yaşıyor. İklim krizi yüzünden göçler artıyor. Sadece 2018’de dünyada 17 milyon insan göç etti. Son 10 yılda bu sayı 265 milyonu buldu. 2050 yılında ise 200 milyon insanın iklim nedeniyle göç etmesi bekleniyor. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde örneklerini gördüğümüz dünya çapındaki ekolojik tahribat ve iklim krizi arasında doğrudan bir ilişki var. Yakın zamanda tekrar gündemimize giren Kaz Dağları, Munzur, Cerattepe, Salda Gölü, Hasankeyf, Kavaklık ve seri orman yangınları kısa dönemde telafi edilemeyecek ekolojik yıkımın örnekleridir. Birleşmiş Milletler İklim Konferansı Raporu bize iklim krizine karşı acilen somut önlemler almamız gerektiğini söylüyor. Bu kapsamda İsveçli 16 yaşındaki iklim aktivisti Greta’nın başını çektiği Türkiye’deki öğrencilerin de katıldığı iklim için okul grevi hareketi herkesi bu görevlere ve Türkiye için, iklim için hareket etmeye davet etti. İklim krizi yalnızca öğrencilerin omuzlarına yüklenmeyecek kadar büyük ve acil bir konudur. Etkilerini görmekte olduğunuz ve çok daha ağır şekilde göreceğimiz bütün bir ekosistem üzerinde yıkıcı etkiye sahip olan iklim krizine karşı hep beraber cevap vermek için Türkiye’nin de bir an önce harekete geçmesi gerekiyor.

    Bizler iklim ve ekoloji meselesini dert edinen her kesimden vatandaşlar olarak, şirketlerin kar hırsına devletlerin Ekonomik büyüme kaygısını korkunç sonuçlarına, fosil yakıt kullanımına, nükleer ve termik santrallere, madenlere, orman yangınlarına ve tahrip alanlarına karşı somut yaptırımlar ve değişimler talep ediyoruz. Herkesi tüm dünyada yükselmekte olan ekoloji ve iklim mücadelesine katılmaya ve bu değişimin bir parçası olmaya davet ediyoruz. Hemen şimdi, amasız ve fakatsız iklim için adalet talep ediyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Hasankeyf ve Munzur’a sessiz kalmak ihanettir’-VİDEO

    ‘Hasankeyf ve Munzur’a sessiz kalmak ihanettir’-VİDEO

    PİRHA- Çanakkale’de Kirazlı Köyü Balaban Mevkiinde altın madeni projesi kapsamında yapılan ağaç katliamına yönelik başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti’ne katılan Tiyatrocu Ali Yıldırım, ülkenin farklı bölgelerinde doğaya ciddi anlamda saldırıların olduğunu vurguladı.  Yıldırım, “Her kim ki ben çağımdan ve su içtiğim toprağımdan yanayım diyor ise Çanakkale’deki Hasankeyf ve Munzur’daki insanlarla dayanışma içerisinde olması gerekiyor” diye konuştu. 

    Haberin Videosu

    Çanakkale merkeze bağlı Kirazlı Köylü Balaban Mevkii’nde altın madeni projesi kapsamında yapılan ağaç katliamına yönelik başlatılan ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ 19’uncu gününe girdi.

    Su ve Vicdan Nöbeti’ne katılan tiyatrocu Ali Yıldırım, Kaz Dağları, Hasankeyf ve Munzur’da yaşanan doğa katliamlarının ciddi bir saldırı olduğunu belirterek ortak mücadele çağrısı yaptı.

    “DOĞAYA CİDDİ SALDIRI VAR”

    Kaz Dağları’ndaki ağaç katliamına binlerce insanın karşı durduğunu ifade eden Yıldırım, yaşam alanlarına karşı bir saldırı olduğunu söyledi. Artvin, Hasankeyf ve Munzur’da aynı projelerin uygulanmaya çalışıldığını belirten Yıldırım, “Kaz Dağları’ndaki doğa katliamını protesto etmek, sebeplerini anlamak ve anlatmak için buradayız. İstanbul’dan bir grup arkadaş olarak geldik. Buradaki ağaç katliamını gördüm. Buraya tekrar gelme ihtiyacı hissettim. Sadece burada değil ülkenin birçok yerinde ciddi anlamda saldırılar var. Aynı şekilde Artvin’de altın çıkarıyorlar. Toprağı ve yer altı sularını zehirliyorlar. Yine Hasankeyf ve Munzur’da projeler var.  Nefes alabileceğimiz ormanlara, doğaya saldırı var. Buna karşı mutlaka mücadele etmek, bir araya gelmek lazım” dedi.

    “DERSİM’E SESSİZ KALMAK İHANETTİR”

    Ülkenin farklı bölgelerindeki doğa katliamlarına da aynı şekilde duyarlılık gösterilmesi gerektiğinin altını çizen Yıldırım, bunlar karşısında ses çıkartılmamasının samimi olmayacağına dikkat çekti. Yıldırım “Kaz Dağları’ndaki bu katliama karşı çıkarken Hasankeyf’teki o 12 bin yıllık tarih yıkımına ve insanlık tarihinin bilincinin ortadan kaldırılmasına sessiz kalmak samimi bir davranış değildir. Bilim insanları yine Munzur Dağları’ndaki suyun bir buzul olduğunu ortaya çıkardı. Dolayısıyla bu buzulun ortaya çıkartılması ile birlikte erimesi yeniden küresel ısınmanın farklı boyutları ile yüz yüze geleceğiz. Bu sadece Dersim’e değil bütün insanlığa ihanettir. Bütün bunların durdurulmasını istiyorum. Sonuna kadar da mücadele edeceğim” diye konuştu.

    “SUYU VE TOPRAĞINDAN YANA OLAN MÜCADELEYE”

    “Her kim ki ben çağımdan ve su içtiğim toprağımdan yanayım diyor ise bu mücadelenin içerisinde olması gerekiyor” diyen Yıldırım, doğa katliamlarının birbirinden bağımsız olarak ele alınamayacağını vurguladı. Yıldırım, şunları ifade etti:

    “Birey olarak burada bulunmam çok önemli. Kendisini özgür birey hisseden herkesin buraya gelip burada yaşayan halk ile dayanışma içerisinde olması gerekiyor. Çanakkale’deki insanların da Hasankeyf’teki, Munzur’daki insanlarla dayanışma içerisinde olması gerekiyor. Özgür ve çağdaş insanın yapması gereken en önemli şeylerden bir tanesi budur. Her kim ki ben çağımdan ve su içtiğim toprağımdan yanayım diyor ise bu mücadelenin içerisinde olması gerekiyor. Ben tiyatrocuyum ve dolayısıyla bunu tiyatro sanatı ile dile getiriyorum. Bu mücadeleye sanat ile katkı sunmaya çalışacağız.”

    Ahmet Bakır/Ersin Özgül
    ÇANAKKALE

  • Dersimli sanatçılar: Bu talancılara izin vermeyeceğiz-VİDEO

    Dersimli sanatçılar: Bu talancılara izin vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Munzur Dağları’nın maden sahası ilan edilmesi ve şirketlere verilmesine ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimli sanatçılar Erdoğan Emir ile Metin Kahraman, “Baraj projeleriyle, maden sahalarıyla bize ‘Burada yaşamayın’ denilmek isteniyor. Fakat Kaz Dağları’nda yakılan ateş bütün ülkeyi sardı. Hiç dönüşü yok, biz bu iktidara, bu talancılığına fırsat vermeyeceğiz” ifadelerini kullandılar. 

    Haberin videosu

    Son dönemde ekolojik tahribat hat safhaya ulaşmış durumda. Dersim’de bulunan Munzur Dağları’ndan Çanakkale’deki Kaz Dağları’na, binlerce yıllık tarih olan Hasankeyf’in su altında bırakılma projesinden Artvin’deki baraj projelerine kadar birçok yerde doğa talanı sözkonusu.

    Doğaya karşı açılmış bu yıkıcı politikalara her gün bir yenisi eklenirken sanatçılar da bu duruma sessiz kalmıyor.

    PİRHA‘ya konuşan Dersimli sanatçılar Erdoğan Emir ve Metin Kahraman da, bu doğa talanına karşı durarak duyarlılık çağrısında bulundular.

    “PROJELER; DEĞERLERE GÖRE PLANLANMIYOR”

    Madenlerin  tarihin hiçbir anında orada yaşayan toplulukların ihtiyaç ve hassasiyetlerine dair bir vaziyetle planlanmadığını belirten Erdoğan Emir, “Orada yaşanmış binlerce yıllık hayatın bir önemi yoktur. Amaçlanan oradaki madenin çıkarılmasıdır. Bizim dağlarımız istila edilebilir; birçok coğrafya buna benzer meselelere maruz kalabilir. Ama bir birey kendi hatıralarına, geçmiş hikayelerine duyarsızlaştığı dönemde yanı başımızda birçok şey oluyorken basit bir şekilde meseleyi tasarruflandırıyoruz. Ancak karşısında durma noktasında öğrenmemiz gereken şeyler var. Yeni bir aksiyon ve benzer çalışmalar çıkacak karşımıza. İnandığımız bütün değerler burada. Bu meselelere karşı beraber durmanın değerli olduğu düşünüyorum. Burada yaşayan insanların çıkardığı bu duyarlılığa diğer insanların da karşılık vermesiyle büyük bir duyarlılık yaratılır” ifadelerini kullandı.

    “KOCA BİR TARİH, YAĞMALANIYOR, MEZAR EDİLİYOR”

    Munzur Dağları’nda, Hasankeyf’te ve Kaz Dağları’nda yaşanan ekolojik tahribata değinen Emir, şunları aktardı:

    “Kaz Dağları koca bir tarih, belki kültür turizmine açıldığı anda bütünlüğü doğru bir planlamayla arşınlandığı anda veya kazıldığı anda, koca bir medeniyet tarih çıkarabilir ve bir şekilde kısa vadede çıkaracağınız basit karı on yıllara yaydığınızda insani duruşu, insanı memnun eden aynı zamanda doğal yaşamı koruyacak şekilde rehabilite edebilirsiniz ama istilayı esaslandırmış bir meselenin sonucu; tabi ki buna karşıyız ve karşı duracağız. Buna karşı durmak erdemin bir gereğidir. Aksi takdirde bizim kendi mezarlarımızı kazamayacağımız koca bir boşlukla yüz yüze kalacağız. Benim için bu coğrafya çok değerli ve önemli. Bir sürü doğruyu açığa çıkarmış, birçok inancın yan yana yaşadığı derin bir felsefe oluşturan bir yer.

    Batman gözümüzün önünde, kazmaya gerek kalmadan, insanların bugüne bıraktığı çok güzel bir miras iken bugün yağmalandı, talan edildi. Basit bir baraj göletine koca bir tarih mezar edildi.”

    “SAVAŞIN UZAMASI; TALANCILARIN HESAPLARINDAN KAYNAKLANIYOR”

    Metin Kahraman ise Dersim’de yaşanan ekolojik tahribata şöyle değindi:

    “Esasen yıllar öncesinde Dersim kamuoyu bunları tartışıyordu. Dersim’de 150’ye yakın mekan, madencilere peşkeş çekildi. Bugün Türkiye genelinde yeni bir uygulamayla hayata geçiriliyor Çanakkale’den Dersim’e kadar. Yıllardır bütün vadilerde kalekollar yapıldı. Biz bu kalekolların çözüm sürecinde yapılmasına anlam verememiştik. Ama devamında kuleler yapıldı. Buradan Erzincan’a, Elazığ’a kadar düşünülen yeni yol projelerinden haberdar olduk. Dersim merkezden Pülümür’e doğru düşünülen yol vadiden geçmeyecek dağlardan gidecek. Bunların sebebi, savaşın uzamasının da sebebi işte bu emperyalistlerin, talancıların, fırsatçıların planlarından, hesaplarından kaynaklanıyor.”

    “PROJELER; ŞİRKETLERE HİZMET OLSUN ANLAYIŞI İLE YAPILIYOR”

    Dersim’deki yol projelerine değinen Kahraman, yapılanların halka hizmet anlayışı ile değil şirketler için olduğunu belirterek “Yollar aslında bize hizmet olsun diye değil; yarın öbür gün çıkarılacak olan madenlerin taşınması için. Yapılan kalekollar, kuleler bu maden firmalarını korumak için. Yakın zamanda bir haber daha okudum; üniversitede golf sahası kurulacakmış. Dersim halkının gidip golf oynayacak hali yok. Bu da buraya gelmek isteyen maden mühendislerine hizmet olsun diye düşünülüyor” dedi.

    “YAYLALARIMIZDAN, ÇİÇEKLERİMİZDEN, SAĞLIĞIMIZDAN OLACAĞIZ”

    Munzur havzasındaki altın madeni projelerine değinen Kahraman, şunları kaydetti:

    “Dersim’de altın madeni, diğer madenlerin bu kadar çok alanda olması konuşuluyordu yıllardır. Bunların çıkarılması demek; Dersim’in ölümü demek. Artık tulum peynirinden vazgeçeceğiz, çiçeklerimizden, yaylalarımızdan, balımızdan vazgeçmemiz gerekiyor. Sağlığımızdan olacağız hepimiz.”

    “PROJELERLE BİZE ‘BURADA YAŞAMAYIN’ DENİLMEK İSTENİYOR”

    “Munzur suyu, Türkiye’deki en sağlıklı içme suyudur açıklaması yapıldı; bir ay sonrasında da bütün Dersim’in maden sahası olduğu ilan edildi. Bu, Dersim’e vurulacak son darbe olacak, gerçekten çok büyük bir yıkım. Su her şeyden kıymetli, o nedenle bütün Anadolu’nun, bütün Mezopotamya’nın içme suyu kaynağı olan, Fırat’ın, Dicle’nin kaynadığı Mezopotamya’da bu projeler bütün insanlık için yıkım getirecektir”diye konuşan Kahraman, şöyle çağrı yaptı:

    “Baraj projeleriyle, maden sahalarıyla bize ‘Burada yaşamayın’ denilmek isteniyor. Fakat Çanakkale’de Kaz Dağları’nda yakılan ateş bütün ülkeyi sardı. Hiç dönüşü yok, biz bu iktidara, bu talancılığına fırsat vermeyeceğiz sanatçılar olarak.”

    PİRHA/DERSİM

  • Tarım Orkam Sen: Rant uğruna ne gözleri doyuyor ne vicdanları sızlıyor

    Tarım Orkam Sen: Rant uğruna ne gözleri doyuyor ne vicdanları sızlıyor

    PİRHA – Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam Sen) başta Kaz Dağları olmak üzere çevre felaketlerine yol açan hükümet kararlarına tepki göstererek “Yaşam kaynaklarımız katledilmek üzere devlet eliyle sermayenin denetimine veriliyor” dedi.

    Günden güne artan çevre felaketlerinin son bulması adına tepki gösteren bir kurum da Tarım Orkam Sen oldu. Yazılı açıklama yapan sendika yönetimi, hükümetin çevre politikalarını eleştirerek başta Kaz Dağları olmak üzere birçok ilde süren doğa kıyımına dikkat çekti.

    Merkez Yönetim Kurulu Adına Genel Başkan Hamit Kurt’un paylaştığı yazıda “Tüm karşı çıkışlarımıza rağmen hükümet ve sermaye ısrarla doğa katliamlarına her gün bir yenisini ekliyor. Cerattepe, Allianoi, Hasankeyf, Karadeniz dağları ve dereleri, Munzur Dağları, İznik ormanları, Salda Gölü, Kaz Dağları ve daha onlarca doğa harikasına rant ve para uğruna saldırıyorlar. Yaşam kaynaklarımız katledilmek üzere devlet eliyle sermayenin denetimine veriliyor. Ağaçları kesiyor, maden arama adı altında sularımızı ve derelerimizi kirletiyor, toprağımızı zehirliyorlar, çölleşiyor.” denildi.

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “GÖZLERİNİ RANT BÜRÜMÜŞ”

    Kaz dağlarında 195 bin ağacı bir çırpıda kesenler “tam olarak o kadar değildi” diyerek ağaç katliamının boyutunu gizlemeye çalışırlarken kendi verdikleri rakamın bile korkunçluğunun zerre kadar farkında olmuyorlar. Çünkü gözlerini rant bürümüş…

    Madencilik faaliyetleriyle ilgili alınan onlarca, yüzlerce yargı kararını hiçe sayıyor, her seferinde farklı yöntemlerle ormanlarımıza, yaylalarımıza iş makineleriyle, kimyasal maddelerle güvenlik güçlerinin korumasında yeniden yeniden girmeye çalışıyorlar.

    Altın ve diğer metaller çıkarılırken doğaya zarar vermeden işleneceğini iddia ediyorlar. Oysa; Kaz Dağları ve civarı bırakın siyanürle altın aramayı, hiçbir şekilde dokunulmaması gereken bir coğrafyadır. Binlerce yıllık bir geçmişi olan Kaz Dağları bölgenin can damarıdır, nefes borusudur. Flora ve fauna olarak oldukça zengin içeriğe sahip bölgenin maden arama adı altında kıyıma uğraması ileride telafisi imkansız sonuçlar doğuracaktır. Bölgedeki madencilik faaliyeti yaşamsal öneme sahip olan su başta olmak üzere diğer kaynakları da doğrudan etkileyecektir. Hakeza Hasankeyf, gerek endemik bitki yapısıyla ve gerekse de binlerce yıl onlarca uygarlığa ev sahipliği yapmasıyla dünyada eşi benzeri olmayan, geçmişi bugüne bugünü geleceğe bağlayan bir tarih köprüsüdür.

    Kanadalı maden şirketi Alamos Gold’un açıklamasına göre söz konusu alanda 3 milyon ons altın bulunmuş. Değeri 4 milyar dolar yani 22 milyar 640 milyon lira. Yaptıkları yatırım sadece 100 milyon dolar ve ekliyor: ‘Mütevazi bir yatırım yaptık. Üretime 2020 yılında başlayacağız ve 15 sene sürecek. TL’nin değer kaybetmesi maliyetleri düşürdü. Yabancı işçi çalıştırmıyoruz. Türkler taş taşımakta çok iyiler. Türklerin çok iyi yaptığı bir şey, hatta dünyada en iyilerden biriler; hafriyat ve taşları bir yerden bir yere taşımak. Dünyada onların tecrübesinde çok az ülke bulabilirsiniz.” İfadelerini kullanıyor. Yani diyor ki1 koyup 100 alacağız!..

    Yerli ve yabancı şirketlerin zenginliğine zenginlik katan bu yağma yasadışı ya da hukuk dışı mı? Hayır! Minareyi çalan kılıfını kendince uyduruyor. Alenen Anayasa’ya aykırı değişikliklerle yağmanın önünü açılıyor, yağmanın nitelik ve nicelik sınırlarını genişletiliyor. 6831 sayılı Orman Kanunu AKP hükümetleri döneminde 15 kez değiştirildi. Değişikliklerin çoğu da aynı kanunun 16, 17 ve 18. maddeleri. Yani, ormanların ormancılık dışı amaçlarla kullanımına ilişkin izin ve irtifak işlerini düzenleyen maddeler. ÇED raporları ise sadece ‘yatırımların doğaya/çevreye zarar vermediğini’ gösteren uyduruk manzumelere dönüşmüş durumda. Ormanlar göz göre göre katlediliyor ama Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde apaçık desteklediklerini beyan eden Orman Mühendisleri Odasının sesi çıkmıyor. Yaşadığı ülkenin doğasına sahip çıkmak bir insanlık görevidir.

    Bugün Kaz Dağlarına, Salda Gölüne, Hasankeyf’e, Munzur dağlarına sahip çıkanlar aynı zamanda emek ve demokrasi mücadelesi de vermektedirler. Çünkü biliyoruz ki, doğamıza saldıranlarla ekmeğimizi elimizden almak isteyenler aynı çevrelerdir, aynı güçlerdir. Deresine, ormanına, dağına, yaylasına sahip çıkan insanlarımıza saldıranlar şunu bilmeli ki, tarihine ve coğrafyasına sahip çıkmayanlar asıl o zaman ölürler.

    Hükümet yetkilileri Kaz Dağlarındaki madencilik faaliyetinin etkileriyle ilgili olarak hem yargıyı hem de kamuoyunu yanıltacak açıklamalar yapmaktan vazgeçmeli, doğanın talanına son verilmelidir. Bizleri zehirleyecek, nefessiz bırakacak, doğamızı telafisi mümkün olmayacak zararlara uğratacak projeler derhal durdurulmalıdır. Bu tür projelerden rant sağlayan ve sağlamak isteyenlerin tüm ticari faaliyetleri yasaklanmalıdır.

    Tarım Orkam-Sen ve konfederasyonumuz KESK olarak doğamıza ve tarihimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bunun için verilen mücadelenin asli unsuru olacak; yaşlısı, genci, kadını, erkeği ile doğasına, yaylasına, ormanına, suyuna, Enerjisine sahip çıkanlarla omuz omuza mücadele edeceğiz.

    Doğamız, toprağımız ve suyumuz için bütün herkesi mücadele etmeye çağırıyoruz.

    PİRHA / ANKARA

  • Ege Çevre Platformu: Hasankeyf, para hırsına kurban edilmemeli

    Ege Çevre Platformu: Hasankeyf, para hırsına kurban edilmemeli

    PİRHA – Hasankeyf’in, “enerji bahanesiyle sermayenin para hırsına kurban edilmesine” karşı çıkan EGEÇEP üyeleri, antik kentin korunarak geleceğe taşınmasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, herkesi mücadeleye davet etti.

    Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) üyeleri, Ilısu Barajı’nın sularına gömülmek istenen 12 bin yıllık geçmişe sahip antik kent Hasankeyf’in korunması için çağrı yaptı. Alsancak semtinde bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılan açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticileri ve birçok sivil toplum örgütü temsilcisi de destek verdi.
    “Hasankeyf’e Dokunma, Dicle Özgür Aksın” pankartı açılan eylemde, açıklamayı EGEÇEP Dönem Sözcüsü Alime Yalçın okudu.
    “Hasankeyf sular altında bırakılamaz” diyerek sözlerine başlayan Yalçın, barajda su tutulma işlemlerine bugün başlanmasına rağmen Hasankeyf kentini ve Dicle vadisini kurtarmaya dönük umutlarının hala sürdüğünü ifade etti.

    “BİR ÇOK UYGARLIĞIN KALINTILARI VAR”

    Hasankeyf’in açık hava müzesi özelliğini taşıdığını söyleyen Yalçın, şunları belirtti: “Hasankeyf, tarih öncesi dönemlerden başlayarak Helenistik dönemden Büyük Selçuklular’a kadar pek çok farklı kültürün mirasını barındıran özgün bir doğal ve arkeolojik SİT alanıdır. Tarihi Ilısu kaplıcalarının kaynağında yapılmakta olan Ilısu Barajı su tuttuğunda, bazı bilim insanlarına göre Göbeklitepe ile aynı yaştaki antik Hasankeyf kenti sulara gömülecek, çoğu henüz kazılmamış olan 289 höyük de risk altında olacak. Antik kentin üzerine kurulduğu kaya kütlesinin, Dicle Nehri ve onunla birleşen küçük akarsuların 100 binlerce yıllık aşındırması sonucu meydana geldiği düşünülmektedir. Hasankeyf ve çevresini besleyen Dicle nehrinin alüvyonları altında, insanlık tarihine ışık tutacak daha kim bilir kaç uygarlığın kalıntıları var.”

    “HASANKEYF PARA HIRSINA KURBAN EDİLMEMELİ”

    Barajla birlikte yörede yaşayan insanların tüm geçmişi ve geleceğinin de sular altında kalacağını ifade eden Yalçın, Dicle vadisinin ekolojik, tarihi ve kültürel yapısının onarılmaz biçimde bozulacağını kaydetti.
    Yalçın, bugün bitme aşamasına gelen Ilısu Projesi yapılırken, ulusal ve uluslararası birçok sözleşme ve yasanın dikkate alınmadığını da vurguladı.
    Yalçın, “Projenin bilimsel bir Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu dahi bulunmamaktadır. Hasankeyf, enerji bahanesiyle sermayenin para hırsına kurban edilmemelidir. Dünya kültür mirasının bir parçası olan Hasankeyf’in korunarak geleceğe taşınmasının, tarihsel bir sorumluluk olduğunun bilinciyle, herkesi Hasankeyf’in korunması mücadelesine katılmaya çağırıyoruz” dedi.

    “SULAR ÖZGÜRCE AKARSA YAŞAM VAR”

    HDP Ekoloji Komisyonu üyesi Turgut İner ise, yaptığı konuşmada Hasankeyf’te geçtiğimiz günlerde yaşanan yangına dikkat çekti.
    Kentin kimler tarafından yakıldığının hala belli olmadığını ve ne kadar hasar olduğunu bilmediklerini söyleyen İner, Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’ne inceleme izni verilmesi gerektiğini söyledi. İner, “Binlerce yıllık insanlık tarih yakılmak istendi. Orada milyonlarca canlı ve ekoloji sistemine sahip alan zarar görecek. Dicle Vadisi 400 km boyunca gittiği her yere hayat veriyor. Sular özgür akarsa ancak yaşam vardır, ekosistem vardır” diye konuştu.

    Eylem, yapılan konuşmaların ardından alkışlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • 17 baro başkanı Hasankeyf’te: Bırakın Dicle özgür aksın

    17 baro başkanı Hasankeyf’te: Bırakın Dicle özgür aksın

    Hasankeyf’te bir araya gelen 17 kentin baro başkanları, tarihin yok edilmemesi için Ilısu Baraj Projesi’nden vazgeçme çağrısında bulundu. 

    Aydın, Antalya, İzmir, Tekirdağ, Kırklareli, Yalova, Diyarbakır, Bursa, Bitlis, Urfa, Şırnak, Ağrı, Bingöl, Mardin, Dersim, Muş ve Siirt baro başkanları ve avukatların katılımıyla Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin sular altında bırakılmaması için basın açıklaması yaptı. Batman Barosu’nun çağrısıyla Hasankeyf Seyir Terası’nda yapılan açıklamada, “Tarihi yaşatalım insanlığı yaşatalım Hasankeyf’i yaşatalım” ve “Bırakın Dicle özgür aksın” yazıl pankartlar açıldı.

    “SÖZLEŞMELERE UYULMAMIŞTIR”

    17 baro adına açıklama yapan Batman Barosu Başkanı Abdulhamit Çakan, Hasankeyf’in kurtarılabilir ve yaşatılabilir olduğunu dile getirerek, Hasankeyf’in binlerce yıldır kesintisiz bir şekilde insan yaşamına ev sahipliği yaptığına dikkat çekti. Türkiye’nin Ortaçağ’a ait bütünlüğünü koruyan tek tarihi alan olduğuna vurgu yapan Çakan, 1978 yılında sit alanı ilan edilmesine rağmen gerekli kazıların yapılarak sonraki nesillere bırakılması için ise hiçbir işlemin yapılmadığını söyledi. Kazı uzmanları tarafından 70 yıla yakın bir çalışmanın gerekli olduğunun belirtildiğini dile getiren Çakan, “Tüm bunlar bilinmesine rağmen ömrü 50 yıl olabilecek Ilısu Barajı ve HES projesine feda edilmek isteniyor. Ilısu yapılırken ulusal ve uluslararası hiçbir sözleşmeye uyulmamıştır. En basitinden ÇED raporu dahi bulunmamaktadır” dedi.

    “UNESCO SESSİZ KALDI”

    UNESCO’nun da Hasankeyf’e ilişkin sessiz kaldığını ifade eden Çakan, AHİM’in de kısa zaman önce verdiği ret kararıyla yıkıma ortak olduğunu vurguladı. Tüm yaşananlara rağmen yapılan yıkıma rağmen Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılabilir olduğunu söyleyen Çakan, “Yakında su tutmanın başlayacağının farkındayız. Bu baraj dolayısı ile çok ciddi anlamda maddi harcamaların da yapıldığının ve pek çok alanın kamulaştırıldığının da farkındayız. Ancak tüm bunlara rağmen Hasankeyf’in, Dicle Vadisi’nin tarihi ve kültürel dokusu düşünüldüğünde, bu baraj nedeniyle bunların yok olacağı göz önüne alındığında iptal edilmesi, ülkemizin daha faydasına olduğunu düşünmekteyiz” dedi.

    “KOD DÜŞÜRÜLSÜN”

    Baraj kodunun düşürülerek Hasankeyf’in sular altında kalmasını engelleyecek bir seçeneğin daha olduğunu öneren Çakan, “Hasankeyf gerisinde kalan kamulaştırılan alanların ıslah yolu ile park, mesire ve orman alanlarına dönüştürülmesi ayrı bir seçenek olarak düşünülebilir. Böylece bu bozkır yeşil bir havzaya da dönüşür. Sonuç olarak bütün yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılması için harekete geçmelerini bekliyor ve bu yolla ayrı ayrı saygı ve şükranlarımı iletiyorum” diye konuştu.

    “PROJEDEN VAZGEÇİN”

    Çakan’ın ardından batı illerinden gelen baro başkanları da kısa konuşmalar yaparak, Hasankeyf’in yok edilmemesi için baraj projesinden vazgeçme çağrısında bulundu.

    (Kaynak: MA)

  • ‘Hasankeyf için henüz geç değil’

    ‘Hasankeyf için henüz geç değil’

    HDP Ekoloji Meclisi’nin, Ilısu Barajı bölgesinde yapmak istediği açıklama polis ve jandarma engeline takıldı. Engelleme üzerine Ilısu Mahallesi girişinde yapılmak zorunda kalınan açıklamada, AKP iktidarının kendi renksizliği ile bütün renkleri yok etmeye çalıştığını söyleyen HDP Milletvekili Murat Çepni, henüz geç olmadığını belirterek herkesi Hasankeyf için mücadeleye davet etti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Meclisi üyeleri, 12 bin yıllık tarihe sahip olmasına rağmen yapımı devam eden Ilısu Barajı’nın suları altında bırakılmak istenen Hasankeyf’e gitti. Partili milletvekilleri Ayşe Acar Başaran, Feleknas Uca, Necdet İpekyüz, Mehmet Rüştü Tiryaki, Züleyha Gülüm, Murat Çepni, Meral Danış Beştaş, Hişyar Özsoy, Semra Güzel, Dersim Dağ, Pero Dündar, Erdal Aydemir, Nuran İmir, Hüseyin Kaçmaz ve Hasan Özgüneş ve bazı belediye eş başkanlarının da yer aldığı kalabalık grubun ilçeye gelişi öncesinde Hasankeyf Seyir Terası ile birlikte HDP İlçe Örgütü binası, jandarma ve polis ablukasına alındı.

    Partililer, kurulan bu abluka nedeniyle bir süre buradan Ilısu Barajı’nın inşa edildiği Mardin’in Dargeçit ilçesine bağlı Ilısu Mahallesi’ne gitmek üzere araçlarıyla yola çıktı.

    Yolda iki ayrı noktada kurulan polis ve jandarma kontrol noktalarından geçen partililer, Ilısu Mahallesi girişinde bir kez daha durdurulup, geçillerine izin verilmedi.

    “ILISU’YA GİRİŞE İZİN VERİLMEDİ”

    Jandarmalar, basın açıklaması yapılmak istenen baraj bölgesinin “Güvenlik Bölgesi” olması nedeniyle girişe yasak olduğunu ileri sürdü. Yapılan görüşmelerde baraj bölgesine sadece kendilerinin girebileceği ifade edildi. Bunu reddeden milletvekilleri, mahalle girişinde açıklama yapacaklarını duyurdu.

    Buradan gidilen mahalle girişinde açılan “Kimliğimiz, kültürümüz, doğamız, tarihimiz, Hasankeyf’tir dokunma” pankartı arkasında açıklama yapılmaya başlandı. O anları kayıt altına alan çok sayıda polis ve askerin yanı sıra iki adet drone ile de gökyüzünden çekim yapılması dikkat çekti.

    “PROESTO EDİYORUZ”

    Açıklama yapan HDP Ekoloji Meclisi Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Murat Çepni, 12 bin yıllık bir tarihin ve Dicle Vadisi’nin sular altında bırakılmasına karşı olduklarını, doğa ile tarihi korumak amacıyla mücadele ettiklerini söyledi.

    Ilısu Köyü’nde ve baraj çevresine gitmelerinin engellenmesine tepki gösteren Çepni, “İnsanlık tarihine sahip çıkması gerekenlerin, burada bizlere engel koymasını kabul etmiyor ve bu durumu protesto ediyoruz. Sadece biz vekillerin girişine izin verildiği için bu durumu kabul etmedik, o yüzden açıklamayı burada yapıyoruz” dedi.

    Hasankeyf’te yarın yapılacak “Dicle’ye büyük atlayış” etkinliğini hatırlatan Çepni, bu etkinlik öncesi uygulanan engellerin bir an önce kaldırılması konusunda yetkililere çağrıda bulundu.

    “AKP YOK ETMEK İSTİYOR”

    12 bin yıllık bir tarihin baraj için silinmeye ve yok edilmeye çalışıldığını vurgulayan Çepni, şunları söyledi: “Bugüne kadar burası Moğollar tarafından saldırıya uğradı. Ama buna rağmen tarih toparlanabildi. AKP döneminde ise tamamen yok edilmek isteniyor. Burası bırakın yıkmayı, halen kazı alanıdır. AKP’nin yapması gereken buraları korumaktır. Burası aynı zamanda endemik bitki ve canlıların yaşam alanıdır. Ama AKP burayı yok etmek istiyor.”

    “HASANKEYF İÇİN MÜCADELE EDELİM”

    Baraj projesiyle Dicle Vadisi’ndeki ekosistemin de yok edilmek istenildiğine dikkat çeken Çepni, “Tarih ve doğanın sadece sınırları içinde bulunan ülke ve iktidarlara bırakılmaması gerekiyor. Burası insanlığın ortak mirası ve yaşam alanıdır. AKP iktidarı kendi renksizliğini ile bütün renkleri yok etmeye çalışıyor. Onlar için varsa yoksa para, beton ve inşaattır. İnsanlığa açılmış bir savaştır bu. İnsanlığın ortak mirasının karar mercii insanlıktır” dedi. Hasankeyfliler, ekolojistler, demokrasi mücadelesi verenlerin projeye karşı olduğunu ifade eden Çepni, “İktidara bir kez daha sesleniyoruz. Halka karşı yürütülen kültürel savaşlar bugüne kadar kimse kazanamamıştır. Bunu da kazanamayacaktır” dedi.

    Açıklama, Çepni’nin henüz geç olmadığını vurgulayarak herkesi Hasankeyf için mücadeleye davet etmesiyle sona erdi.

    (Kaynak: MA)

  • ‘Medeniyetler başkenti Hasankeyf’e sahip çıkalım’-VİDEO

    ‘Medeniyetler başkenti Hasankeyf’e sahip çıkalım’-VİDEO

    PİRHA – Ankara Hasankeyf Koordinasyonu, 11 bin 500 yıllık geçmişe sahip Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı inşasına dair açıklama yaparak “Hasankeyf için geç değil” dedi.

    Aralarında siyasi partiler, inanç ve meslek örgütlerinin de bulunduğu Ankara Hasankeyf Koordinasyonu, Batman’da yapımı süren Ilısu Baraj inşasının son bulması için basın açıklaması yaptı.

    Koordinasyon adına hazırlanan ortak basın metnini hazırlayan Fatma Kılıçarslan, “Hasankeyf için geç değil” diyerek Hasankeyf’in birçok kültürün izlerini taşıdığını söyledi.

    550 KÜLTÜREL VE TARİHİ VARLIK SUYA GÖMÜLECEK

    Kılıçarslan’ın okuduğu metinde şunlara değinildi:

    “Hellenistik dönemden Büyük Selçuklulara kadar Roma, Bizans, Eyyubi ve Akkoyunlular gibi farklı kültürlerden çok katmanlı kültürel mirası ve doğal çevre ilişkisi ile özgün bir doğal ve arkeolojik sit alanıdır. İnsanlık tarihinin önemli olaylarına tanıklık etmiş bu yerleşim UNESCO Dünya Mirası kriterlerinin onda dokuzunu karşılayan nadir alanlardan biridir. Ancak, Türkiye, Hasankeyf’in Dünya Mirası Listesi’ne alınması için UNESCO’ya resmî bir başvuru yapmamış, UNESCO da tüm sivil toplum çağrılarına rağmen Hasankeyf’e ilgisiz kalmıştır. Ayrıca, baraj göl alanı sınırları içerisinde tarih öncesi dönemlerden Ortaçağ’a kadar izler taşıyan ve büyük bir çoğunluğu kazılmamış 289 höyük de Hasankeyf ile birlikte risk altındadır.

    Hasankeyf, sivil toplum kuruluşların Europa Nostra’ya başvurusu üzerine 2016 yılında ‘En Tehlike Altındaki 7 Kültür Mirası’ listesine girdi. Hasankeyf’te günümüze kadar keşfedilen 550 kültürel ve tarihi varlık bulunuyor. Hasankeyf 1978 yılında Arkeolojik sit alanı ilan edilmesine rağmen, korunması ve sonraki nesillere bırakılması için gerekli hiçbir çalışma yapılmamıştır. Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi’nin eski müdürü Prof Adolf Hoffman’a göre, 1986 yılından beri kazılar yapılmasına rağmen kazılması gereken yerlerin en fazla %10’u kazılabildi.

    Baraj gölü oluşursa büyük bir bölgede iklimin değişmesi ve daha dengesiz bir yağış rejimi olması bekleniyor. Bu değişimden dolayı sağlık sorunları da artacaktır. Baraj kapakları kapanır ve Ilısu Barajı ile HES projesi su tutarsa yaklaşık 80 bin insan evlerinden ayrılmak zorunda kalacak. Bir kısmı da ‘yeni Hasankeyf’e yerleştirilerek geçmişinden ve geleceğinden koparılacak.

    Ilısu Barajı’nın akış aşağı bölge üzerinde çok olumsuz etkileri olacaktır; özellikle Bağdat ve Musul gibi çok sayıda Irak şehrinin içme suyu temininde ciddi sorunlar çıkacak ve büyük oranda nehirlerden sulamaya dayalı Irak tarımı büyük risk altına girecektir.”

    50 YILLIK BARAJ İÇİN MEDENİYETLER BAŞKENTİ SULAR ALTINDA

    Ekonomik ömrünün 50 ile 75 yıl arasında olacağı öngörülen Ilısu Barajı projesi 1997’de yatırım programına alınsa da 2002 yılında durduruldu. Ilısu Baraj ve HES projesinin resmî temel atma töreni 5 Ağustos 2006’da gerçekleştirilse de barajın vereceği zararları ve protestoları göz önünde bulunduran uluslararası destekçiler 2009’da geri çekildi. Daha sonra Halkbank, Akbank ve Garanti Bankası’nın verdiği krediyle 2010 yılında inşaata başlandı. Bitme aşamasına gelmiş Ilısu Projesi yapılırken ulusal ve uluslararası birçok sözleşme ve yasa dikkate alınmamıştır. En basitinden projenin bilimsel bir Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu dahi bulunmamaktadır. Ilısu Projesi, 2013 yılında ilgili idari mahkeme tarafından ÇED hazırlanmadığı için durduruldu, ancak yasalar ve mevzuat değiştirilerek inşaata devam edildi.

    Yedi anıt yüzyıllardır bulundukları bağlamdan koparılarak 2017’den itibaren ‘Yeni Hasankeyf’ ilçesine bitişik ‘Kültür Parkı’na taşındı.

    Dünyada benzeri olmayan bir evrensel miras alanı olan Hasankeyf için geç değil. Bazı eserleri taşınmış ve kale etrafında devasa set örülmüş olsa bile Hasankeyf için geç değil. Baraj kapakları kapatılsa da geç değil. Baraj gölü dolsa da geç değil.

    Unutmayın, Hasankeyf sadece taşınan o 7 eser değil. Umudumuz, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni suları altında bırakarak doğa, yaşam, tarih, kültür ve hafızayı yok edecek Ilısu barajını durdurmak. Umudumuzu asla kaybetmeyeceğimizi burada bir kere daha ilan ediyoruz! Ve biliyoruz, bir gün bu projeyi durduracağız ve taşınan 7 eseri tekrar eski yerine taşıyacağız! Hayalperest değiliz. Hasankeyf ve Dicle Vadisi kadar gerçeğiz!”

     PİRHA / ANKARA

  • Hasankeyf için mücadele çağrısı

    Hasankeyf için mücadele çağrısı

    Hasankeyf Koordinasyonu, Ilısu Barajı ile sular altında bırakılmak istenmesi nedeniyle “Hasankeyf için geç değil” diyerek, herkesi bu konuda sorumluluk alarak mücadele etmeye davet etti.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan Mehmet Kızmaz, Hasankeyf’in gelişiminden başlayarak basın toplantısına dair bir bildiri okudu. Kızmaz, Hasankeyf’in içinde bulunduğu Dicle Vadisi’nin önemli bir mirasa sahip olduğunu belirterek, baraj gölü oluşursa bölgede iklimin değişeceğini ve bu değişimden dolayı sağlık sorunlarının da artacağını ifade etti.

    Kızmaz, sona yaklaşılmış olsa da Ilısu Projesi’nin durdurulması ve iptal edilmesi gerektiğini belirterek, “Hasankeyf Koordinasyonu olarak Hasankeyf’in ve Dicle vadisinin kurtarılması için, Ilısu baraj projesi bitmiş olsa bile su tutulmasına karşı durmak ve su tutulsa bile baraj havzasındam suyu boşaltmak için mücadelenin genişletilerek devam ettirilmesi gerektiğini vurguluyoruz.” dedi.

    Toplantının devamında Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Üyesi Dr. Taner Gören, çevre yıkımına karşı bilinçli olmak gerektiğinin farkındayız diyerek, Türk Tabipler Birliği’nin bu sürece destek verdiğini belirtti.

    HASANKEYF İÇİN ULUSLARARASI ÇAĞRI

    HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ise, mücadelelerini hala sürdüren ve direnenleri selamlayarak konuşmasına başladı. Gülüm, “Öyle bir iktidarla karşı karşıyayız ki her şeyi rant olarak görüyorlar, Hasankeyf de bunun sonuçlarından biri. Geçmişimizi, bugünümüzü ve geleceğimizi yok ediyorlar” dedi. “Bir yıkım ve talan varsa bu tüm dünyayı etkilemelidir” diyen Gülüm uluslararası platformları da desteğe davet etti.

    Toplantının sonunda CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu Hasankeyf için “Hasankeyf’e yapılanlar katliamcı bir zihniyetin sürdürülmesidir. İnsanlığa büyük bir darbe vurulmuştur, neyin yok edildiğinin farkındayız” diyerek Hasankeyf için geç değil kampanyasını destekleyeceğini ifade etti. (HABER MERKEZİ)

  • Hasankeyf’teki tarihi mağara betona gömüldü

    Hasankeyf’teki tarihi mağara betona gömüldü

    Tarihi Hasankeyf’te bulunan 10 bin yıllık mağara betona gömüldü. Rehber Şehmus Turgay, tarihi mağaranın binlerce yıllık hikayesinin, ömrü 50 yıllık olan bir baraj için yok edildiğini belirtti.

    Yapımı devam eden Ilısu Barajı nedeniyle sular altında bırakılmak istenen 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf’te yıkım bu hafta da devam etti. Mezopotamya Ajansı’ndan Metin Yoksu’nun haberine göre ilçede bir yandan yıkım devam ederken diğer yandan ‘restorasyon’ adı altında tarihi Hasankeyf Kalesi’nin betonla kaplama işlemleri sürüyor. Kaleye çıkan onlarca mağaranın da betonla kaplandığı görüldü. Kaleden tarihi Hasankeyf Çarşısı’na doğru giden yolun başında bulunan ve tarihi net olarak bilinmeyen; ancak 10 bin yıllık olduğu tahmin edilen Hasankeyf’in en ünlü mağarası da kepçeler eşliğinde yıkılarak betona gömüldü.

    KORUMA ADI ALTINDA BETONLAŞTIRMA

    Yıkımların başladığı günden itibaren ilçenin en önemli tarihi eserleri olan Zeynelbey Türbesi, İmam Abdullah Türbe ve Zaviyesi, El-Rızk Camii ve Minaresi, Selahattin Eyyubi Camii ve Minaresi, Artuklu Hamamı ve tarihi kaleye çıkan Roma Kapısı yerinden edildi. Raman Dağı eteklerine kurulan yeni Hasankeyf yerleşkesinde bulunan Arkeopark alanına götürülen eserlerin, taşıma sırasındaysa ne kadar tahribata uğradığı bilinmiyor. Taşımaların yanı sıra ‘restorasyon’ ve ‘sudan koruma’ adı altında tarihi Hasankeyf Kalesi betonla kaplanıyor.

    TARİHİ MAĞARA BETONA GÖMÜLDÜ

    Hasankeyf’te bugüne kadar yüzü aşkın mağara ‘restorasyon’ çalışması veya incelemeler yapılmadan iş makineleriyle betona gömüldü. Dev kepçeler ile kimi mağaralar yıkılırken bir çoğu da betona gömüldü. Binlerce yıllık tarihe sahip kimi mağaralar beton ile kaplandı, kentin en tanınan mağarası ise geçtiğimiz günlerde kepçelerle yıkılmasının ardından betona gömüldü.

    Yönetmen Atıf Yılmaz’ın 1974’te çektiği ‘Kuma’ filminden kalan ve sahnelerinin çekildiği mağarada, filmden kalan boş bir beşiğin konulmasıyla birlikte özellikle 2000’li yıllarda turist gezilerinde rehberler ve halk, mağaraya “Boş Beşik Mağarası” adını verdi. Tüm turist gezilerinde ziyaretçilerin uğradığı mağaranın tarihi tam olarak bilinmese de en az 10 bin yıllık olduğu tahmin ediliyor.

    REHBERLER MAĞARAYI ANLATMAYA DEVAM EDİYOR

    Yıkımlara ve taşımalara rağmen Hasankeyfli turizm rehberleri de, her fırsatta gelen ziyaretçilere, yıkım öncesini anlatan kitapçıklar vererek ilçeyi anlatmaya devam ediyor. Hasankeyfli rehberlerden Şehmus Turgay, tarihi mağaranın betona gömülmesinden büyük üzüntü duyduklarını söyledi. Tarihi mağaranın binlerce yıllık hikayesinin olduğunu; ancak bu hikayenin ömrü 50 yıllık bir baraj için yok edildiğini belirten Turgay, “Artık ne yapacağımızı bilmiyoruz. Doğduğumuz bu topraklardan çıkartılıyoruz ve bu kimseyi mutlu etmiyor” dedi.

    Küçüklüğünden bu yana mağarayı ve kenti, gelen ziyaretçilere anlattığını dile getiren Turgay, ömrü yettiği oranda da Hasankeyf’i, yıkım görüntüsüne rağmen herkese anlatmaya devam edeceğinin altını çizdi.

  • ‘Kaz Dağları’na, Artvin’e, Munzur’a, Hasankeyf’e sahip çık’-VİDEO

    ‘Kaz Dağları’na, Artvin’e, Munzur’a, Hasankeyf’e sahip çık’-VİDEO

    PİRHA – Mamak Platformu Girişimi, Hasankeyf’te yapılan Ilısu Baraj Projesine karşı sokağa çıkarak “Hasankeyf için geç değil. Yağmaya, talana ve ranta karşı Hasankeyf’e ses ver” dedi.

    AKA-DER, Alınteri, DAD, Devrimci Parti, ESP, HALKEVLERİ, HDK, HDP ve Partizan üyeleri, Mamak Tekmezar Hacı Bektaş Veli Parkı’nda bir araya gelerek Ilısu Baraj Projesinin iptali için basın açıklaması yaptı.

    “YAĞMA VE TALAN PROSESİ OLAN ILISU BARAJ PROJESİ İPTAL EDİLSİN”

    Basın metnini okuyan HDP Mamak İlçe Eş Başkanı Mustafa Akkaya “12 bin yıllık antik kent Hasankeyf’i, 199 köyü ve üstün biyoçeşitliliğe sahip Dicle Vadisi’ni sular altında bırakacak olan Ilısu Baraj Projesinde sona yaklaşıldı” diyerek projenin biran önce iptal edilmesi gerektiğini söyledi.

    Akkaya açıklamanın devamında şu ifadeleri kullandı:

    “20 yıldır bu projeye karşı çıkıp tepkilerini ortaya koyan yerel halk ve dünyanın çeşitli yerlerindeki gruplara, çevrelere, örgütlere rağmen bir yağma ve talan projesi olan Ilısu Projesi devletin çıkardığı yeni yasalarla kaynak yaratılarak projeye devam edilmiştir.

    “HASANKEYF’İN BARAJ ALTINDA BIRAKILMASI, KÜLTÜREL BİR SOYKIRIMDIR”

    Ilısu Projesi baştan sona yanlış ve yıkım getiren bir projedir. Devlet’in söylediği gibi yerellerdeki topluma sosyo-ekonomik yararı olacağı tamamen yalan ve aldatmacadır. Başta Hasankeyf olmak üzere Yukarı Mezopotamya bölgesinin önemli bir kültürel miras alanını sular altında bırakacağı gibi 80 bin insanı yoksulluğa sürükleyecek ve halen çok önemli bir biyoçeşitliliğe sahip olan Dicle Vadisi’nin yok olmasını beraberinde getirecektir. Bölgede yapılan diğer baraj projelerinde deneyimlendiği ve görüldüğü üzere Ilısu Barajı Projesi de sosyal, ekonomik, kültürel ve ekolojik kıyımlara neden olacaktır. Dicle Nehri ile bütünleşen kültürel ve doğal miras alanı olan Hasankeyf güvenlikçi ve temeli olmayan ekonomik çıkarlar sonucunda geri dönülemez çok boyutlu yıkımlara maruz bırakıldı.

    “UNESCO VE AİHM SESSİZ KALARAK ŞUÇ İŞLEMEKTEDİR”

    2017 yılından beri Hasankeyf’ten 7 kültürel varlığın doğal ortamlarından yapay alanlara taşınma işlemi yapılmıştır. Bu taşıma sürecinde kültürel varlıklar fiziki anlamda zarar görmüş ve yüz yıllardır taşıdığı anlamı kaybetmiştir. Proje kapsamında doğal vadi ve tarihi mağaralar milyonlarca metre küp dolgu ile doldurulmuş kayalar patlayıcılarla düşürülmüş ve restorasyon adı altında tahrip ve yok edilmiştir. 12 bin yıldır aralıksız bir şekilde birçok medeniyete ev sahipliği yapan tarih ve kültürle şekillenen tarihi Hasankeyf’in yıkımına dönük politikaların devamı olarak yeni diye tabir edilen fakat hafızası olmayan bir yerleşke inşa edilmiştir. Bu yerleşke ile ilgili yerel halkın yaptığı bütün itirazlar reddedilmiş ve yeni mağduriyetler yaratılmıştır. Suyun tutulması boşaltma ve göç ettirme için gerekçe olarak kullanılmak istenmektedir. Suyun  tutulmasıyla birlikte Dicle Nehrinin doğal ekosistemi yüzlerce kilometreler boyunca bozulacaktır. Hasankeyf’in dışında Yukarı Mezopotamya’da araştırmalara konu bile ol(a)mayan yüzlerce höyük ve antik yerler de kültürel soykırımın hedefindedir. UNESCO, belirlediği 10 kriterden 9’una sahip bir dünya mirası olan Hasankeyf’in yıkım ve talanına sessiz kalmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kültürel mirasın korunmasının İnsan Hakları Sözleşmesinin kapsamına girmediği yönünde karar vererek bu yıkım ve talana suç ortağı olmuştur.

    “HERKESİ HASANKEYF’E SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Hasankeyf için geç değildir. Bu dünyada inşaatı biten ve faaliyete geçmeyen baraj, nükleer santral ve başka projeler var. Oralarda son ana kadar mücadele etmiş  ve kazanımlar elde edilmiştir. Bizim de bu mücadeleyi başarıya ulaştırmamız için herkesi ve her kurumu yanımızda durmaya davet ediyoruz.

    “TARİHİN, KÜLTÜRÜN VE İNSANLIĞIN KATİLİ KAPİTALİST TALANA DUR DİYELİM”

    Elbette bir yağma, talan, yok etme, inkar ve hırsızlık düzeni olan kapitalizm ve devletinin Hasankeyf özelinden yapmaya çalıştığı doğa ve tarih katliamı ne ilk ne de son katliam olacaktır. Gökova’dan Akkuyu’ya, Kaz Dağları’ndan Artvin’e, Munzur’dan Hasankeyf’e kadar yaşamın, tarihin, insanlığın ve doğanın katili olan kapitalizm varlığını sürdürdüğü müddetçe bu katliam, yağma ve talan devam edecektir. Tarihlerimizin, kimliklerimizin, doğamızın katledilmediği bir dünya yaratmak için tüm halkımızı birleşik bir mücadeleye çağırıyoruz.”

    Basın açıklamasından sonra Yoldaşca Türküler grubundan Mustafa Ceylan’ın seslendirdiği  Munzur türküsünün ardından halaylarla etkinlik sonlandırıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ilısu Barajı’nda kapakların kapatılması ertelendi

    Ilısu Barajı’nda kapakların kapatılması ertelendi

    Hasankeyf ilçesini su altında bırakacak Ilısu Barajı’nın 10 Haziran’da kapatılması düşünülen kapakları, “test aşaması” ve “Irak Hükümeti’ne suyun bir süre daha kesilmeyeceğine dair güvence verildiği” için kapatılmadı.  

    Yapımı devam eden Ilısu Barajı nedeniyle 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf su altında bırakılacak. Barajda su tutulması halinde Hasankeyf’in yanı sıra Dicle Nehri boyunca 199 yerleşim yeri de su altında kalacak. Hasankeyf sakinleri için Raman Dağı eteklerinde yeni bir yerleşim alanı inşa edildi. Daha önce ilçede yapılan koordinasyon toplantısı ile yerleşim yerini boşaltma işlemlerinin 15 Mayıs ile 15 Haziran tarihleri arasında yapılacağı açıklandı. Ancak yeni yerleşim yerinin alt yapısı bitmediği için Hasankeyf’te ev boşaltma işlemleri yapılamadı.

    KAPAKLAR KAPATILMADI

    AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 31 Mart seçimleri öncesinde yaptığı konuşmada, Ilısu Barajı’nın yüzde 98’nin tamamlandığı ve 10 Haziran’da su tutulacağını açıklamıştı. Dün su tutulması beklenilen Ilısu’da ise baraj kapakları kapatılmadığı ve uzun bir süre daha kapakların kapatılmayacağı kaydedildi.

    Devlet Su İşleri (DSİ) yetkilerinden alınan bilgilere göre, Erdoğan’ın daha önce verdiği bu tarihe göre işlemler yapıldığını, ancak teknik olarak baraj kapaklarının kapanmasının mümkün olmadığı ifade edildi. DSİ yetkilileri, “Bu yıl aşırı yağışlar nedeni ile baraj alanında su seviye kotu 435’lere kadar ulaşmıştır. Şimdi ise 412’lere kadar indi. Kapağın kapatılması için ise kotun daha da düşmesi gerekmektedir” dedi.

    “BARAJ HALA BİTİRİLMEDİ”

    Başka bir DSİ yetkilisi ise, Hasankeyf’te dolgu ve taşıma işlemlerinin henüz tamamlanmadığını belirterek, Irak Hükümeti’ne daha önceki yıl suyun bir süre daha kesilmeyeceğine dair güvence verildiğini söyledi. Barajın halen bitirilmediğini kaydeden yetkili, barajın test aşamalarının da sürdüğünü ifade etti.

  • Sanatçılardan Hasankeyf için acil çağrı

    Sanatçılardan Hasankeyf için acil çağrı

    12 bin yıllık tarihe sahip olan Hasankeyf’in yapılacak olan Ilısu Barajı altında kalmaması için sanatçı ve aydınlardan Ekoloji hareketlerinin yaptıkları çağrıya destek geldi.

    12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf’i, suları altında bırakması beklenen ve 50 yıllık ömre sahip olan Ilısu Barajı’nda 10 Haziran’da su tutulmaya başlanacak. Ekoloji hareketlerinin Hasankeyf’in sular altında kalmaması için yaptıklara çağrıya sanatçılardan ve aydınlardan destek geldi.

    Sanatçı Haluk Levent, “Çocuklarımız, torunlarımız bizi affetmeyecek” ifadelerini kullanırken, yazar Ahmet Ümit “Bu korkunç bir hatadır. Biran önce bu hatadan geri dönülmesi gerekmektedir. Hasankeyf’i korumak demek Türkiye’yi, çocuklarımızı korumak demektir. Ülkene sahip çık. İnsanlığa sahip çık” dedi.

  • Hasankeyf için 35 ayrı noktada eylem yapılacak

    Hasankeyf için 35 ayrı noktada eylem yapılacak

    Hasankeyf İçin Küresel Eylem Günü dolayısıyla bu yıl 35 farklı noktada eylem yapılacak.

    7-8 Haziran Hasankeyf İçin Küresel Eylem Günü dolayısıyla 35 ayrı yerde eylem düzenlenecek. Hasankeyf Yaşatma Girişimi Uluslararası Sözcüsü Ercan Ayboğa, ekolojistlere ve tarih severlere seslenerek, “Hasankeyf’e ses verin” çağrısında bulundu.

    Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında Dicle Nehri üzerindeki Ilısu Barajı’nın yapımı devam ediyor. 2006 yılında başlanan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi’ne dair yapılan resmi açıklamalara göre, 10 Haziran tarihi itibariyle baraj kapakları kapatılarak, su tutulma işlemine başlanacak. Bu durumda 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf başta olmak üzere 199 yerleşim yeri sular altında bırakılacak.

    HASANKEYF İÇİN BİR ÇIĞLIK

    Hasankeyf Yaşatma Girişimi ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nin de aralarında bulunduğu 87 ekoloji hareketi, 7-8 Haziran Hasankeyf İçin Küresel Eylem Günü çağrısı yaptı. MA’dan Metin Yoksu’ya konuşan Hasankeyf Yaşatma Girişimi Uluslararası Sözcüsü Ercan Ayboğa, dünyanın çeşitli ülkelerinde Hasankeyf için eylemde olacaklarını belirtti. Hasankeyf’e, doğaya, tarihe gönül vermiş herkesin bireysel seslerinin yanı sıra örgütlü bir şekilde ses çıkarmasının önemine dikkat çeken Ayboğa, en ufak bir sesin Hasankeyf’i yaşatmak için bir çığlık, haykırış olduğunu vurguladı.

    7-8 Haziran Hasankeyf İçin Küresel Eylem Günü kapsamında bu yıl Avusturya, ABD, Fransa, Irak, Türkiye ile birçok ülkede eylem ve etkinlik gerçekleştireceklerini dile getiren Ayboğa, “Irak’ta 10 ayrı kentte eylem olacak. Bunun daha fazlasını Türkiye’de yapabilmeliyiz. O yüzden ekolojist, tarih severlere yeniden çağrı yapmak istiyoruz; Hasankeyf’e ses olmalıyız. Bu bir sergi, basın açıklaması, yürüyüş her şey olabilir” dedi.

    Kamuoyunun Hasankeyf’in sular altında kalmasına karşı sessizliğini eleştiren Ayboğa, tarihi kentin sular altında kalmaması için dayanışmanın büyütülmesi gerektiğine işaret etti. Eylemlerini sürdüreceklerini aktaran Ayboğa, “Su tutsa dahi yaratıcı eylemlerle mücadelemizi sürdüreceğiz. Ama bunlara katkı gerekiyor. Daha fazla ses vermeliyiz. Bugün Hasankeyf için çok az kişi mücadele ediyor. O yüzden daha fazla kişinin taşın altına elini koyması gerekiyor. Mücadeleye daha fazla destek olalım. Toplumsal mücadele yürütenlere şunu söylememiz gerekiyor; umutsuz değiliz, mücadele bitmedi, devam ediyor. Dünya üzerinde Ilısu’dan daha büyük bütçeli projeler, mücadeleyle sonlandırıldı. Bu bize umut veriyor” dedi.

  • AİHM’den Hasankeyf’te kültürel mirasın korunması için yapılan başvuruya ret

    AİHM’den Hasankeyf’te kültürel mirasın korunması için yapılan başvuruya ret

    AİHM, Hasankeyf’te kültürel mirasın korunması için yapılan şikayet başvurusunu reddetti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Ilısu Barajı nedeniyle sular altında kalacak 12 bin yıllık tarihi Hasankeyf’te, kültürel mirasın korunması için yapılan başvuruyu bugün karara bağladı.

    Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, Prof. Dr. Oluş Arık, Prof. Dr. Metin Ahunbay, Özcan Yüksek ve avukat Murat Cano’nun 22 Şubat 2006’da yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, başvuruyu “kabul edilemez” buldu.

    Karar, AİHM üyelerinin çoğunluk oyuyla alındı.

    Gerekçeli kararda, başvurunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hükümlerine uygun olmadığı savunulurken, üye ülkeler arasında evrensel kültür mirasının korunmasının AİHS’in hükümlerine dahil edilmesi konusunda şu ana kadar fikir birliği ve ortak eğilim olmadığı söylendi.

    Başvuru sahipleri, AİHS’nin özel yaşama saygıyla ilgili 8. maddesinin, eğitim hakkıyla ilgili 1. protokolün ikinci maddesinin Türkiye tarafından ihlal edildiği şikayetinde bulunarak, baraj inşaatının durdurulmasını talep etmişti.

    BİNLERCE YILLIK TARİH YOK OLACAK

    İlk yerleşimin M.Ö. 10.000’li yıllara uzandığı Hasankeyf, dünya üzerindeki en eski yerleşim alanlarından biri olma özelliğine sahip.

    20’den fazla medeniyetin izlerini taşıyan Hasankeyf, Dicle Nehri’nin kıyısına kurulu.

    Hasankeyf, kireçtaşından kayalara oyulmuş evleri, Neolitik dönemden kalma mağaraları, Roma döneminden bir kaleyi, Artuklular ve Osmanlı zamanından yapıları barındırıyor.

  • Sur ve Hasankeyf için ortak eylem: Gitmiyoruz, gitmeyeceğiz-VİDEO

    Sur ve Hasankeyf için ortak eylem: Gitmiyoruz, gitmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- 28 Nisan Sur ve Hasankeyf Küresel Eylem Günü nedeniyle Batman, Diyarbakır, Van ve Urfa’nın da aralarında bulunduğu bir çok kentte yapılan eş zamanlı eylemlerde, “Surdayız, Hasankeyf’teyiz, Dicle’deyiz, gitmiyoruz, gitmeyeceğiz” denilerek, Ilısu Barajı ile Sur’daki yıkımın durdurulması istendi.

    Hasankeyf Gönüllüleri ve Sur’la Dayanışma Platformu, 28 Nisan Sur ve Hasankeyf Küresel Eylem Günü kapsamında Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması düzenledi. “Sur ve Hasankeyf için hala vakit var”, “Su ve Hasankeyf için ses ver” pankartını açan grup, “Hasankeyf’te yıkım ve taşınma dursun halk göçe zorlanmasın”, “Sur’a Hasankeyf’e Çekerek Irmağı’ndan bin selam” el dövizleri açtı.
    Grup adına ortak açıklamayı dansçı Zeynep Tanbay yaptı.

    Mezopotamya Ekoloji Hareketi, Sur’un Yıkımına Hayır Platformu, Sur’la Dayanışma Platformu ve Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi tarafından hazırlanan ortak basın açıklamasını dansçı Zeynep Tanbay yaptı.

    “SUR VE HASANKEYF’İN SESİ İÇİN BİR ARADAYIZ”

    Sur ve Hasankeyf’in sesini duyurmak için bir araya geldiklerini söyleyen Tanbuy, “Bugün çok sayıda ülkede bu iki antik kent üzerinde devam eden yıkım ve taşınmanın durdurulması için eş zamanlı olarak bir dizi eylem ve etkinlik yapılacak. Biz de Sur’dan Sur’un sesini duyurmak için buradayız. Dicle ve Hasankeyf için buradayız. Bugün bu kentler ile ilgili tarihe bir not düşmek için buradayız, Bu doğal ve tarihsel alanların çığlığını dünyaya duyurmak için buradayız” dedi.

    ‘MİRAS ALANLARI İÇİN YAPACAĞIMIZ ÇOK ŞEY VAR’

    Asırlardır kesintisiz bir yaşamın sürdüğü Sur ve Hasankeyf’in yok olma ile karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Tanbay, “Dicle nehrinin kenarında bulunan bu iki kültürel ve doğal miras alanı, dar bir çevrenin ekonomik ve siyasi çıkarları uğruna son yıllarda telafisi mümkün olmayan çok boyutlu yıkımlara maruz kaldı. Bu yıkımlar karşısında yüksek siyasetin ilgisizliğini eleştiriyor ve bu sessizliğin kırılmasını istiyoruz artık. Neoliberal, rantçı, baskıcı ve savaşçı politikalara yıkımı ve yapımı ile malzeme haline getirilmek istenen bu ortak miras alanlarımız için yapabileceğimiz çok şey var” dedi.

    Çatışmaların sona ermesinden sonra Sur’un gerçek sahiplerini teslim etme yerine yıkım yapıldığını ifade eden Tanbay, yasağın olmadığı mahallelerde “kentsel dönüşüm” bahanesiyle insanların zorla evlerinden çıkarıldığını kaydetti.

    ‘DEMOGRAFİK YAPIYI DEĞİŞTİRMEK İNSANLIK SUÇUDUR’

    Sur’u insansızlaştırmanın ve demografik yapısıyla oynamanın insanlık suçu olduğunun altını çizen Tanbay, “Sur’da yasaklar neden kalkmıyor? Sur’daki hafriyatın tarih ile birlikte yok edilmesinin amacı neydi? Surluların evlerine ve mahallelerine dönmelerine neden izin verilmiyor? Ya orada yapılan villalar kimlere satılacak?” diye sordu.

    Tanbay, Sur ile ilgili mahallede oturan yurttaşlar, hukukçular, mimarlar ve göç uzmanları ile görüşmelerde ortaya çıkan taleplerini şöyle sıraladı:

    “* 6 mahallede uygulanan sokağa çıkma yasağı kaldırılmalı, mahalleler uluslararası uzman heyetlere ve ilgili kent dinamiklerinin incelemesine açılmalıdır.

    * Acele Kamulaştırma kararı kaldırılmalı, bu kararlara şu ana kadar yapılan uygulamalara itirazın hukuk yolu açık tutulmalıdır.

    * Sur’da kentsel dönüşüm, kentin tarihsel, kültürel, ekolojik ve politik yıkımıdır. Kentsel dönüşüm bir an önce durmalıdır.

    * Yıkım süreci ile birlikte revize edilen KAİP yeniden düzenlenmeli veya eski haline getirilmeli.

    * Yeniden yapılacak yapılarda bu duruma göre KAİP referans alınmalı

    * Bu mahallelerde yapılan yeni evlerin yapımı ve satışı durdurulmalı, yeni yapılan evler KAİP –Koruma Amaçlı İmar Planı – restore edilmeli ve mahallede oturan hak sahiplerine herhangi bir sözleşme ve borçlanma talep edilmeden teslim edilmelidir.

    * Mülkiyet devri iptal edilmeli, yurttaşların mülklerine el konulmasından vazgeçilmeli, evrensel hukuk normları ile güvence altına alınmış olan ‘Barınma ve Mülkiyet Hakkı’ derhal sağlanmalıdır.

    * Surlular evine dönmelidir.

    * Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde yapılan evlerin tümü mülk sahiplerine teslim edilmeli, bu evler hiçbir koşulda şirketlere verilmemeli, ticari faaliyetler için değil yurttaşların barınma ihtiyacı için kullanılmalıdır.

    * Sur halkının kültüründen uzaklaştırılıp asimile edilmesine, ekonomik olarak yoksullaştırılmasına, toplumu tek tipleştirme aracı olarak kullanılan TOKİ konutlarına borçlandırma ve takas yoluyla mahkûm edilmesine son verilmelidir.

    * Surlular evlerine ve mahallelerine geri dönmeden, Sur kenti asıl sahiplerine teslim edilmeden buradaki sorunlar çözülmeyecektir.

    10 İLDE EŞ ZAMANLI EYLEM

    28 Nisan Sur ve Hasankeyf Küresel Eylem Günü kapsamında birçok kentte eş zamanlı eylemler yapıldı. Batman’ın Hasankeyf ilçesinde Seyir Tepesi’nde bir araya gelen çok sayıda kişi, tarihi kentin Ilısu Barajı altında bırakılacak olmasını protesto etti. Hasankeyf Yaşatma Girişimi öncülüğünde düzenlenen eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Mehmet Ali Aslan ve Ayşe Acar Başaran, Eğitim Sen, Petrol-İş, Genel-İş, SES yöneticileri de destek verdi. Hasankeyf Yaşatma Girişimi pankartının açıldığı eylemde milletvekilleri kısa birer konuşma gerçekleştirirken, 10 ilde eş zamanlı eylemlerde hazırlanan basın metni okundu. (HABER MERKEZİ)