Etiket: Hasta tutuklular

  • İHD Ankara Şubesi’nden Kayıplar Haftası açıklaması: Kuşaklar boyu süren bir travmadır-VİDEO

    İHD Ankara Şubesi’nden Kayıplar Haftası açıklaması: Kuşaklar boyu süren bir travmadır-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi tarafından, 17-31 Mayıs Kayıplar Haftası’na ilişkin yapılan açıklamada, “Bugüne dek süren cezasızlık kültürü, yeni ihlallerin önünü açmış; toplumsal barış ve hukuk devleti ilkelerinin önünde büyük bir engel oluşturmuştur” denilerek taleplerinin hayat bulmasının ancak kalıcı bir barış ortamında mümkün olacağı vurgulandı.

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, 17-31 Mayıs Kayıplar Haftası’na ilişkin basın açıklaması yaptı. Sakarya Caddesin’de yapılan basın açıklaması İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi Eş Başkanı Aslı Saraç okudu.

    “SEVDİKLERİMİZ NEREDE?”

    Saraç, Kayıplar Haftası’na girildiğini hatırlarak, “Devlet görevlileri ya da devlet destekli yapılar tarafından kaybedilen insanların aileleri olarak yıllardır aynı soruyu sormaya devam ediyoruz: Sevdiklerimiz nerede? Israrla altını çiziyoruz: Gözaltında kaybetmeler sadece kaybedilenlerin değil, geride kalanların da hayatını karartan; kuşaklar boyu süren bir travmadır. Bu suç zaman aşımına uğratılamaz, görmezden gelinemez. Bugüne dek süren cezasızlık kültürü, yeni ihlallerin önünü açmış; toplumsal barış ve hukuk devleti ilkelerinin önünde büyük bir engel oluşturmuştur” dedi.

    “CEZASIZLIK UYGULAMALARINA SON VERİLSİN”

    Aslı Saraç, Kayıplar Haftası vesilesiyle kayıp yakınları ve insan hakları savunucularının taleplerini şöyle sıraladı:

    “Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın, suçun fail ve sorumluları yargılanarak adalet önünde hesap versin, gözaltında kaybetme Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak tanınsın, cezasızlık uygulamalarına son verilsin, Türkiye, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın ve hayata geçirsin, Galatasaray Meydanı’ndaki anayasa ve hukuk dışı mekan yasağı ile sayı sınırlamasına derhal son verilsin.”

    “SİLAH BIRAKMANIN GERÇEK BİR BARIŞIN KAPISINI ARALAMASINI DİLİYORUZ”

    Taleplerinin hayata geçmesinin ancak kalıcı bir barış ortamında mümkün olacağını belirten Aslı Saraç, şunları kaydetti:

    “Bu nedenle silah bırakma kararlarıyla ortaya çıkan ‘negatif barış’ sürecine; hakikat, yüzleşme ve adalet eşlik etmelidir. Gerçek anlamda barış, ancak toplumsal hafızanın onarılması, adaletin eksiksiz işlemesi ve insan haklarının tam anlamıyla tanınmasıyla mümkün olabilir. Barış fırsatı siyasi hesaplara kurban edilmemeli; adil ve kalıcı bir barışın tesisi için güçlü bir siyasi irade ortaya konmalıdır. Kayıplar Haftası vesilesiyle, silah bırakmanın gerçek bir barışın kapısını aralamasını diliyor; tüm duyarlı kamuoyunu hakikat, adalet ve onurlu bir barış talebimize ortak olmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bakırhan: Zihinlerde de silahsızlanma olmalı; ret ve inkar da zihinlerden çıkmalı-VİDEO

    Bakırhan: Zihinlerde de silahsızlanma olmalı; ret ve inkar da zihinlerden çıkmalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu. Sırrı Süreyya Önder’in durumunun stabil olduğunu belirten Bakırhan, mevcut sürece ilişkin de konuştu. Bakırhan, “Silahlar elden çıkmalı ama zihinlerde de silahsızlanma olmalı. Ret ve inkar da zihinlerden çıkmalı” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi.

    Kalp krizi ve ciddi bir ameliyat geçiren ve tedavisi yoğun bakımda süren Sırrı Süreyya Önder için “görülmemiş bir dayanışma ve sahiplenme ortaya çıktığını” söyleyen Bakırhan, “Sırrı Süreyya Önder’in birleştirici gücü barışın da ortak paydası oldu. Barışın şifası önce Sırrı arkadaşımıza, sonra bütün ülkeye yayılsın, umut büyüsün, yaşam büyüsün” dedi.

    KÜRT GAZETECİLER GÜNÜ’NÜ KUTLADI

    Bakırhan, 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü’nü kutlayarak, “O günden bugüne, 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü olarak kutlanıyor. 127 yıl önce sürgünde başlayan Kürt gazeteciliği, bugün de son derece zor koşullar altında varlığını ve çalışmalarını sürdürüyor. Bu coğrafyada hakikatleri yazma çabasında olan çok sayıda gazeteci katledildi; birçok gazeteci, gerçekleri yazdığı için ömrünü hapishanelerde geçirdi. Özgür gazetecilik geleneğinden taviz vermeyen, hakikatleri yazma konusunda kararlılık gösteren tüm özgür basın emekçilerini Apê Musa şahsında saygıyla anıyor, Kürt Gazeteciler Günü’nü kutluyorum” dedi.

    SIRRI SÜREYYA ÖNDER’İN DURUMU

    Bakırhan, DEM Parti İmralı Heyeti Sırrı Süreyya’nın sağlık durumuna işaret ederek, “Geçtiğimiz hafta çok talihsiz bir olay yaşadık. Meclis Başkanvekilimiz, İmralı Heyeti üyemiz, aynı zamanda barış için büyük emek veren bir barış emekçisi olan Sayın Sırrı Süreyya Önder, çok ciddi bir kalp krizi geçirdi. Hemen hastaneye kaldırıldı ve büyük bir operasyon geçirdi. Biliyorsunuz, Sırrı Süreyya Önder barış çalışmalarını yürütüyordu; İmralı Heyeti üyesiydi. Birçok rahatsızlığı bulunmasına rağmen asla çalışmalardan geri kalmadı, sağlık sorunlarına rağmen çalışmalara aktif bir şekilde katıldı. Umarız en kısa zamanda iyileşir, aramıza döner ve kaldığı yerden daha güçlü bir şekilde mücadeleye devam eder. Buraya gelmeden önce hem hastane yönetimiyle hem de hastanede bulunan arkadaşlarımızdan bilgi aldık. Durumu stabil, yani hâlâ direniyor, mücadele ediyor. Bu durumu yenmeye çalışıyor. Yeneceğine olan inancımızla, bir kez daha ailesine, sevenlerine ve partimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” diye konuştu.

    “GÖRÜLMEMİŞ BİR DAYANIŞMA VE SAHİPLENME ORTAYA ÇIKTI”

    Bakırhan, şöyle devam etti:

    “Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. İlk günden beri Türkiye’nin bütün renkleri, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri hastane önündeydi. Mesaj gönderdiler, bizi aradılar. Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumunu yerinde incelediler, ilgilendiler. Gerçekten görülmemiş bir dayanışma ve sahiplenme ortaya çıktı. Bu vesileyle, süreci en başından beri takip eden, bizi arayan ve soran Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a, ana muhalefet partisi genel başkanına, siyasi parti genel başkanlarına ve yöneticilerine, bileşen partilerimize, ittifak güçlerimize dayanışmalarından ve sahip çıkmalarından dolayı teşekkür ediyorum.

    “BARIŞIN ORTAK PAYDASI OLDU”

    Sayın Mesut Barzani şahsında, bizi yurt dışından arayan siyasi parti liderlerine, siyasetçilere, sanatçılara da teşekkür ediyorum. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın birçok yerinden kurumlar ve kişiler bizi aradı. Dünyanın her yerinden mesajlar aldık. Ayrıca aydınlar, sanatçılar, demokratik kitle örgütleri, bireyler, kadınlar, gençler; herkes oradaydı, bizimle dayanışma halindeydi. Bu nedenle ilgilenen, arayan, soran herkese bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum. Sırrı Süreyya Önder’in sağlığına kavuşması için canı gönülden emek veren hastane çalışanlarına ve doktorlarına da şükranlarımı iletmek isterim. Bir kez daha gördük ki tüm farklılıklara rağmen insanlar, Sırrı arkadaşımızın sağlık durumu etrafında ortak bir duyguda buluştular. Bu, gerçekten çok kıymetlidir. Sevgili Sırrı’nın birleştirici gücü, aynı zamanda barışın da ortak paydası oldu. Sadece hastalıklarda, acıda ve tasada değil; çok önemli günlerde, barış sürecini tartıştığımız bu dönemde de ortak duygu ve dayanışma içinde olmayı umuyor ve istiyoruz.

    “TOPLUMUN BARIŞLA KURDUĞU BAĞ HALA GÜÇLÜDÜR”

    Sırrı Süreyya Önder arkadaşımız barış için gösterdiği çabaya, halklar için yürüttüğü mücadeleye hepimiz tanıklık ettik, hepimiz şahidiz. Sırrı arkadaşımızın hastalığıyla birlikte ortaya çıkan bu büyük dayanışma, halkların gönlündeki yerini bir kez daha gözler önüne serdi. Tüm bu yaşananlar bize bir gerçeği gösterdi; Toplumun barışla kurduğu bağ hâlâ güçlü. Toplum hala canlı ve güçlü bir şekilde, Sırrı Süreyya Önder şahsında barışa verilen emeği sahiplendi. Bu çok değerli, çok kıymetliydi. Milyonlarca insan, onun sağlığını kendi sağlığı gibi hissetti ve öyle değerlendirdi.

    “ARTIK BARIŞIN TAKVİMİNİ ÇEVİRELİM”

    Bu dayanışmada gerçekten çok berrak ve sade bir umut vardı. Siyaset yoktu. Bu dayanışmada barışa güçlü bir refakat vardı. Biz bunu çok önemsiyoruz. Çünkü biliyoruz ki barış, aynı zamanda sağlıktır. Barış, bir toplumun iyileşmesidir. Barış, toplumsal şifadır. Bu ülkenin her karışında, her köyünde, her parça toprağında barış uğruna bedel ödemiş insanların canları vardır. Biz takvim yapraklarını çevirdiğimizde, emin olun, her gün yitirdiğimiz insanları o takvim günlerinde anıyoruz. Artık istiyoruz ki, bundan sonra çevirdiğimiz takvimlerde yitirdiğimiz insanlar değil, barışın tarihi yazılsın. Artık barışın takvimini çevirelim.

    BARIŞ TÜRKİYE İÇİN TERCİH DEĞİL ZORUNLULUKTUR

    Hem dünyada hem de bölgemizde fırtınalı bir dönemden geçiyoruz. Küresel dengeler alt üst olmuş durumda. Büyük güçler arasında kıyasıya bir kavga, kıyasıya bir rekabet var. Böylesi bir dünyada, hala iç barışını kuramamış, siyasetini normalleştirememiş, hukukun işlemediği bir ülkenin ayakta kalması çok zorlaşır. Ayağını yere sağlam basmayan bir ülke, emin olun fırtınalarda savrulur. İşte tam da bu nedenle bugün Türkiye için barış ve demokratik toplum süreci, sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu süreç, Türkiye’nin en büyük şansıdır. En büyük fırsatıdır. Umarım bu şans ve fırsatı hep birlikte değerlendiririz.

    “BARIŞ DALGASINI ISKALARSAK 85 MİLYON CEREMESİNİ ÇEKERİZ”

    İç barışını sağlamış bir Türkiye, 85 milyon insanıyla bu fırtınalara hazır olur. Büyük şair Shakespeare, yapmış olduğu ilk oyunda aynen şöyle der: ‘İnsan ilişkilerinde gelgitler vardır. En yüksek dalgayı doğru zamanda yakalayan başarıya ulaşır.’ Biz de diyoruz ki içinden geçtiğimiz bu barış süreci tam da böylesi bir dalgadır. Doğru zamanda 85 milyonla bu dalgayı yakalarsak, bu ülkenin kaderini değiştiririz. Bu ülke demokrasi ve adaletle buluşur. Ama bu barış dalgasını eğer elimizden kaçırır, ıskalarsak, emin olun 85 milyon olarak en başta ekonomisinden demokrasisine kadar birçok ceremesini çekeriz. Dolayısıyla Shakespeare’in dediği gibi, bu dalgayı yakalayabileceğimiz en önemli aşamadayız. Umarım herkes, bu dalgayı yakalamak için siyasi iradesini ortaya koyarak Türkiye’yi yeni döneme demokratik bir zemine kavuşturuz. ”

    “ÖCALAN SÜREÇTEN UMUTLU”

    Dün heyetimiz Sayın Öcalan ile görüşmek için İmralı Adası’na gitti. Verimli, önemli ve değerli bir görüşme gerçekleştirdi. Elbette görüşmenin önemli bir gündemi Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu olmuştur. Sayın Öcalan geçmiş olsun dileklerini iletmiştir. Çok önemli bir aktör olduğu için üzüntülerini belirtmiştir. Ancak yürütülmekte olan ve ivme kazanması gereken çözüm tartışmaları ile sürecin genel değerlendirmesi de aynı şekilde ele alınmıştır. Bu kapsamda Sayın Öcalan’ın yüksek bir tempoda ve yüksek bir moral ile çalışmalarını sürdürdüğünü arkadaşlarımız bizlere ilettiler. Sayın Öcalan önümüzdeki haftalarda sürece ivme kazandıracak gelişmelerin yaşanmasının herkesin ortak beklentisi olduğunu dile getirmiştir. O da süreçten umutlu. Önümüzdeki günlerde bu sürecin ivme kazanacağını düşünüyor. Sayın Öcalan’ın çalışmalarını bu çerçevede yaptığını arkadaşlarımız bizlere aktarmıştır. Yapılan görüşme kurullarımız tarafından değerlendirilecek ardından kamuoyuna bu görüşmeyle ilgili bir açıklama yapılacaktır.

    HASTA TUTUKLULAR 

    İktidara da muhalefete de sesleniyoruz: Türkiye siyaseti artık normalleşmeli, barış süreci ivme kazanmalı ve devlet demokrasiye duyarlı bir hale gelmelidir. Başta infaz kanununda ve cezada adalet olmak üzere yasal düzenlemelerin yapılması, hasta tutsaklardan siyasi nedenlerle cezaevinde tutulanlara kadar cezaevlerinin boşalması Türkiye’ye rahat bir nefes aldıracaktır. Gelin, hep birlikte bu ülkenin yolunu açalım.

    YENİ ANAYASA ÇAĞRISI

    Nasıl ki sağlam bir çınar kökleriyle dimdik duruyorsa, bu ülke de köklerindeki çoğulculukla yeşerecek. Tarihsel korku ve önyargılardan çıkmak görev olarak önümüzde duruyor. Silahlar devreden çıkmalı. Sadece eldekiler değil, zihinlerde de bir silahsızlanma olmalı, ret ve inkar son bulmalı. Gelin, 23 Nisan’ın yapıcı ve ortaklaştırıcı ruhunu yeniden canlandıralım. Demokratik ulus mutabakatıyla eşit, adil, demokratik bir anayasa yaparak gelecek yüzyılı birlikte inşa edelim.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Hatimoğulları: Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor; bizler bu büyük utancı görüyoruz!-VİDEO

    Hatimoğulları: Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor; bizler bu büyük utancı görüyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarının devam ettiğini hatırlatarak, Alevi kadınlara yönelik şiddete ve kaçırmalara tepki gösterdi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis grup toplantısında konuştu.

    Ticaret savaşlarının Orta Doğu’da, İran merkezli gerilimlerin tırmanması ve bölgesel savaş risklerini ciddi bir biçimde büyüttüğünü söyleyen Tülay Hatimoğulları, Asya Pasifik’te dinmeyen hesaplamaların, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları koridorunun giderek artan bir krize dönüştüğünü kaydetti.

    “ALEVİ CANLARIMIZIN YANINDAYIZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Suriye’de halklar ve inançlar yok sayılıyor. Geçici hükümet kuruluyor 5 yıllık bir anayasa hazırlanıyor ama bu anayasada ne yazık ki Suriye’de yaşayan farklı halklar ve inançlar yok, Kürtler yok, Aleviler yok. Bu anayasada kadınlar yok. Ve ben buradan bir kez daha altını çizmek istiyorum. Alevi katliamı Suriye’de devam ediyor. Lazkiye’de ve kıyı şeridinde yaşayan Suriyeli ve Arap Alevilerin üzerindeki katliam kimilerine göre bitti kimilerine göre azaldı dense de gerçekler öyle değil, oradan bizlere gelen haberler öyle değil. Aleviler orada ciddi bir biçimde sistematik bir katliama maruz bırakılmış, yerinden yurdundan topraklarından edilmeye devam ediliyor. Ve burada HTŞ ile iletişim içinde olan başta Türkiye hükümeti olmak üzere bütün hükümetlere, bu ilişkiyi sürdüren bütün kesimlere buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. Alevi katliamının son bulması için herkes gerekli girişimleri yapmak durumundadır.

    Şu bilinsin ki biz DEM Parti olarak orada yaşayan Alevi canlarımızın yanındayız, yanında olmaya devam ediyoruz, onlar için mücadele etmeye onların Türkiye ve bütün dünyada sesi soluğu olmaya devam edeceğiz. Bugün Orta Doğu’daki baskıcı rejimlerin önünde iki seçenek var. Ya halkların taleplerine direnecekler ve krizlerle boğuşacaklar ya da gerçek anlamda demokratikleşme ve iç barışın sağlanması için adım atacaklar. Bizim her  daim önerimiz başta Türkiye olmak üzere Orta Doğu’daki bütün bölge ülkelerinin tamamının demokrasiyi, tamamının özgürlükleri seçmesidir. Aksi takdirde buradaki bu gelişmelere baktığımızda bölgenin halkları çok daha fazla zarar görecek.

    FİLİSTİN’E YÖNELİK SALDIRILAR

    Filistin meselesi sıcaklığını hala korumaktadır. Netenyahu’nun başlatmış olduğu katliamda 50 bini aşkın Filistinli insan yaşamını kaybetti. Sözüm ona anlaşmalar yapıldı ama anlaşmaların gereklilikleri yerine getirilmediği için oradaki katliam ve yerinden yurdundan etme  politikaları hala devam ediyor. Şimdi kimisi bunu yumuşatmak için Filistinliler  için diyor ki hicret etmek. Hayır bunun adı tehcirdir, bunun adı zorla sürgündür bunun adı katliamdır. Tarihte Yahudilere yapılan zulmün aynısı şimdi Filistinlilere yapılıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu insanlığın en güncel ayıbıdır en çıplak en yalın utancıdır. Geçici çözümlerle saldırıların durdurulamayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Filistin’de yaşananlar bunun en canlı örneğidir. Filistin halkının meşru ve demokratik talepleri tanınmadan, kalıcı bir çözümü inşa etmek mümkün değildir.

    TÜRKİYE DEMOKRASİ ADINA OLUMLU BİR ADIM ATMADI

    27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı asrın çağrısından bu yana geçen sürede ne yazık ki Türkiye’de demokrasi adına bırakın olumlu bir adım atılmasını daha iç karartıcı bir tablo ile karşı karşıyayız. İktidar bu süreçte iyi bir sınav vermedi. Tarihi çağrı bir metinden ibaret değildi. Bunu her fırsatta söyledik. Bu tarihi çağrı Türkiye’de yaşayan 85 milyon yurttaşımızın adil demokratik bir toplumda yaşaması için yapılmış bir çağrıdır ve bu demokratik toplumun dönüşüm davetidir. Ama iktidar bu çağrının ruhunu yok saydıkça gereğini yapmadıkça ülkede demokratikleşmenin yolu açılamaz. Bu tıkanıklığın patlak verdiği son olayları hatırlayacak olursak birisi HDK ve Kent Uzlaşısın a dönük gerçekleşen operasyon, diğeri 19 Mart sürecidir. Bakın 19 Mart’tan bu yana Türkiye  halklarının yükselen sesi sadece sıradan bir tepki değildi, sadece bir şahsın özgürlüğü için değildi. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu tepkiler eşit, adil, özgür ve demokratik bir yaşamı talep etmek için ortaya çıkan tepkilerdir. Gençler, öğrenciler hep bir ağızdan haykırıyor. Bu ülke bizim, bugün bu ülke bugün de bizim, yarın da bizim, gelecekte de bizim diyor gençler.

    İŞKENCEYE ÖDÜL

    İktidar yükselen bu seslere karşı ne yapıyor bu sesleri duymazdan gelerek baskılarını artırıyor. Öğrencilere sokak ortasında işkence yapılıyor. Hepimiz izledik televizyonlarda ya da katıldığımız eylemlerde. O öğrencilere ve gençlere jopla vuran ve gaz sıkan polislere her birine 10 bin TL ödül verdiniz. Siz kaç ülke bilirsiniz ki yeryüzünde işkenceye ödül veriyor apaçık. Ama ne yazık ki kendi ülkemizde buna kötü bir biçimde tanıklık ettik. İşkenceye prim vererek iç barış sağlanamaz. Aksine toplumsal barışa zarar verir, ortak yaşamı zehirler. Siz batıda gençleri joplayanlara bu şekilde prim verirseniz Kağızman’da bir uzman çavuş cafede yan baktın diye bir insanı herkesin gözü önünde katleder. Bu cesaretin kaynağı cezasızlık politikası ve iktidarın açık korumasıdır. Üstelik üzerine de ödül veriyorsunuz. Yani teşvik ediyorsunuz şiddete. Bu apayrı bir suçtur, bunu biliyor musunuz. Evet suç işliyorsunuz. Bu apayrı bir suçtur, suça teşvik etmek de suçtur, suçluyu ödüllendirmekte suçtur. Bunu bizler asla kabul etmiyoruz. Bu antidemokratik uygulamalar bitmiyor. Şöyle bir ara vermek, bir nefeslenmek bile gelmiyor akıllarına. Yine bu zorlayıcı gündemleri sürdürüyorlar. Bakın iktidar tüm bunların dışında okullarda öğretmen avında. Proje okullarında öğretmenlere dönük siyasi tasfiyeye girmiş durumda. Buradan milli eğitim bakanına sesleniyorum, öğretmen atamaları, yönetici görevlendirmeleri, tayinler şeffaf, denetlenebilir ve liyakat esaslı olmalıdır. Öğretmenlere dönük bu siyasi operasyon sadece öğretmene dönük değildir. Bilime, bu ülkenin demokratik geleceğine dönük de bir müdahaledir, bir operasyondur. Ayrıca mülakat mağduru öğretmenler bugün Milli Eğitim Bakanlığı önünde toplandılar, eylem gerçekleştiriyorlar. Alenen hukuksuzlukla karşı karşıya kalmış öğretmenlerimizin ve onlara sahip çıkan öğrencilerimizin yanındayız, yanında olmaya devam ediyoruz.

    BARIŞ DEMOKRASİYLE OLUR

    Hakkı, hukuku yok sayan hiçbir politika meşru değildir. Demokrasi karşıtıdır, topluma zarar verir, barışa hizmet etmez. Bu ülkede sahici bir barış olacaksa bu ancak demokratik bir dönüşümle mümkündür. Barış demokrasiyle olur. Bunun altını bizler her fırsatta çizmeye devam edeceğiz. Unutmayalım, bu süreçte atılacak önemli adımlar vardır. Bu adımlarda en önemli sorumluluk devlete ve iktidara düşmektedir. Doğru, ama aynı zamanda bu talepler etrafında örgütlenen bütün kesimlere yani hepimize yani alanları meydanları dolduran gençlere kadınlara, toplumsal muhalefetin öncüsü olan bütün kesimlere de görev ve sorumluluk düşmektedir. Hep birlikte bizler elimizi taşın altına koyarsak biz bu ülkede ciddi bir değişim ve dönüşümü hep birlikte inşa edebiliriz. Şairin dediği gibi; ‘hangi yangın bir başına söndürülebilir’. Bütün toplumu yakan yangını birlikte söndüreceğiz. Bu karanlıktan birlikte el ele vererek çıkabiliriz, çıkmalıyız. Başka çaremiz yok. Kendimize güveniyoruz, gençlere güveniyoruz, kadınlara inanıyoruz. Bizler başaracağımıza inanıyoruz. Mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız.

    “KADINLAR KAÇIRILIYOR, BU BÜYÜK UTANCI GÖRÜYORUZ

    Sevgili kadınlar barış bizim için çok önemlidir. En temel gündemlerimizden birisidir. Savaşları çıkaran erkek egemen zihniyete karşı biz kadınlar barışta ısrarcıyız. Savaşın yarattığı şiddet, tacizi, tecavüzü, yoksulluğu, işsizliği sömürüyü en derinden biz kadınlar yaşıyoruz. Bakın savaşın en ağır bedelini biz kadınlar ruhumuzda tenimizde, bedenimizde hissediyoruz. Yakın zamanda çıkan savaşlarda Ezidi kadınların çeteler tarafından nasıl kaçırıldığını, küçük Ezidi kız çocuklarının nasıl kaçırıldığını ve Ankara’nın göbeğinde dahi onların satıldığını gayet iyi biliyoruz. Şimdi aynı uygulama Suriye’de Arap Alevi kadınlar üzerinden gerçekleşiyor. Arap alevi kadınlar, kız çocukları küçük yaştaki çocuklar kaçırılıyor ve bizler büyük bir utancı görüyoruz hep birlikte. 21. yüzyılda kız çocukları ve kadınlar adeta köle pazarında satılır gibi satılıyorlar. İşte biz o yüzden savaşın bütün negatifliğini bedenimizde, tenimizde, ruhumuzda o yüzden hissediyoruz. Bakın bununla ilgili mücadele eden dünyada çok önemi örnekler var. Siyahi kadınlar Filistinli kadınların kurduğu barış için kadın koalisyonu İrlandalı kadınların kadın destek ağı, Kolombiyalı kadınların güzel rotası, Kürt barış anneleri barış için kadın girişimi. Bu dünya deneyimlerinin ortak noktası var. O ortak nokta şudur. Kadınlar barış istiyor.

    EKONOMİK KRİZ

    Şimdi bütün bu yoksulluğun içerisinde bu krizin içerisinde sıcaklığın aniden düşmesiyle çiftçilerin tarladaki ürünü zarar gördü. Meyvecilikle geçimini sağlayan bölgeler özellikle büyük bir darbe aldı. Yaşanan don olayları yüzünden üreticiler yüzde 80 oranında rekolte kaybı yaşadı. Tarım Bakanlığı derhal harekete geçmelidir. Üreticilerin zararları derhal giderilmelidir. Üreticiler olmadan soframıza ulaşacak ürün de olmaz. İktidar çiftçilerin üzerindeki yükü hafifletilecek tedbirleri zaten almalıdır. Ama şu anda yaşanmış doğal afet karşısında mevcut olan iktidar ve ilgili bakanlık acilen devreye girmelidir. AKP iktidarında demiştik ki yoksulluk, kriz daha da derinleşiyor. İnsanlar barınamıyor. İnsanlar kira ödeyemez bir hale gelmiş durumdalar. Mart ayında enflasyon yüzde 38 olarak açıklandı. Ancak nisan ayı kira artış oranı yüzde 51 olarak belirlendi. Asgari ücrete sene başında sadece yüzde 30 emekli maaşında yüzde 15. 75, memur maaşına ise yüzde 11.54 oranında zam yapıldı. Yurttaş ne yiyecek, yurttaş ne içecek? Yurttaş nasıl geçinecek?

    1O BİNLERCE BARIŞ GÖNÜLLÜSÜYLE EV ZİYARETLERİNE BAŞLIYORUZ

    1 Ekim’de başlayan 27 Şubatta sayın Öcalan’ın tarihi çağrısı ile taçlanan Barış ve Demokratik Toplum süreci üzerinden tam 6 ay geçti. Bu 6 ay boyunca bir gün bile yerimizde durmadık. Asya’dan Okyanusya’ya oradan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir yanını dolaştık. Her yerde heyetlerimiz bu süreci dünya ülkeleriyle paylaştı. Bir çok ülkenin temsilcisiyle elçilikleri ve kurumlarıyla bir araya geldik. Heyetlerimizle bu süreci anlattık ve çözümü tartıştık. Türkiye’nin dört bir yanında il il ilçe ilçe dolaştık. Halklarımızla barışı konuştuk. 100 bine yakın yurttaşımızla barış için açık ve şeffaf haliyle toplantılar gerçekleştirdik. Şimdi 10 binlerce barış gönüllüsüyle tek tek ev ziyaretlerine başlıyoruz. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında 10 binin üzerinde barış elçisiyle, arkadaşımız ve yoldaşımla tek tek evleri ziyarete başladık. Yetişemediğimiz yerlere milyonlarca mektup yollayacağız. Online toplantılar yapacağız. Bugüne kadar yaptığımız onca çalışmanın bize gösterdiği tek gerçeklik var ki o da çok önemli. Toplum barış istiyor, halk barış istiyor. Herkes buna hazır. Barışı esnetin, uzatın yaklaşımına da toplum karşı. Barış istiyoruz, acil ve hemen diyorlar. Geçtiğimiz her yer konuştuğumuz herkes bu süreci canı gönülden destekliyor.

    ERDOĞAN VE DEM PARTİ GÖRÜŞMESİ

    En son Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile DEM Parti İmralı Heyetimiz bir görüşme gerçekleştirdi. Daha önce de kamuoyu ile paylaşıldığı gibi görüşme olumlu geçti Heyetimiz toplumun kafasındaki soru işaretlerini gözlemlerimizi ve önerilerimizi Sayın Erdoğan’a aktardı. Beklenti bu görüşmenin barış sürecine hız kazandırması ve çözümün kapısının aralanmasıdır. Elimizde büyük bir fırsat var, tarih yapma ve tarihe geçme fırsatı. Ama açık konuşalım ki aradan 2 ay geçmesine rağmen çağrıya denk düşen bir adım adım ve iradeyi henüz göremedik. Toplum net konuşuyor son derece makul konuşuyor son derece rasyonel ifade ediyor. Diyor ki iktidar neden adım atmıyor, bu süreç neden tek taraflı ilerliyor bir oyalamı mı var. Biz de buradan yürütme erkine soruyoruz. Tecrit sürerken bir tek somut adım atılmazken, tam tersine hergün yeni anti demokratik uygulamalar devreye girerken kayyımlar devam ederken sizce biz bu yurttaşlara ne cevap verelim. Bunlar çok büyük soru işareti olarak toplumun kafasında duruyor. Güven sadece güzel sözlerle değil pratik ve güven verici somut bir zeminin tesis edilmesiyle olur. Bu zemin nasıl sağlanır? Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim özgürlüğünün sağlanmasıyla mesela. Meclisin silahsızlandırma süreci için bir yasa çıkarmasıyla örneğin. Demokratik dönüşüm ve barış teklifinin hazırlanmasıyla. Bu kanunu meclisten hep beraber çıkarmakla. İlk adım olarak bunları yaparsak tüm Türkiye rahat bir nefes alır ve toplumun kafasındaki bu soru işaretleri az da olsa yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar. Mücadelemizle güncel, somut ve acil ihtiyaçlarımızın altını çizmeye devam edeceğiz.

    HASTA MAHPUSLAR VURGUSU

    Mahir Polat’ın tahliyesi hepimizi çok mutlu etti. Ve şimdi daha iyi koşullarda tedavi edileceğine inanıyoruz. Buradan da kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. İçerde onun gibi yüzlerce ağır hasta tutsak var. Özge Özbek, Hatice Yıldız, Soydan Akan, Server Yıldırım, Hatice Öneren gibi daha burada sayamayacağım yüzlerce insan hapishanelerde hem hapishane koşullarıyla hem de hastalıklarıyla boğuşmak zorunda. İktidara ve meclis başkanlığına sesleniyorum. Güven artırıcı adımlar atabilirsiniz. İnsani ve hukuki olan bu meselede cesur davranabilirsiniz. Toplum hasta tutsaklarla, infazı keyfekeder bir şekilde yakılan mahpuslarla ilgili atılacak adımları beklemektedir.

    “GÜN BARIŞI ERTELEME DEĞİL, BARIŞI BİRLİKTE KURMA GÜNÜDÜR”

    Barış ve Demokratik Toplum için bizleri ayrıştırmasına izin vermeden daha güçlü bir biçimde ortak ses çıkarmaya devam etmeliyiz. Bunun için cesurca mücadele etmeye devam etmeliyiz. Bizler bu tarihi sürecin sonuna kadar arkasındayız. Elimizden gelenin fazlasını yapmak için yoğun bir çaba içindeyiz. Zamanın daraldığının farkındayız. Küresel krizlerin uzandığı bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde barış ve çözüm asla ertelenemez. Biz buradan bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz, toplumun beklentisi yürütme erkinin başı olan Sayın Erdoğan’ın zamanın ruhuna uygun bir şekilde cesurca adım atması ve tarihsel bir meseleye dair tarihi bir sorumlulukla yaklaşmasıdır. Halk çözümden yana kararlı bir duruş sergilemektedir ve somut bir adım beklemektedir. Türkiye’deki bütün halklar için emekçiler için işçiler için yoksullar için kadınlar, gençler için 85 milyon yurttaşımız için gerekli adımlar atılmalıdır. Gün barışı erteleme değil barışı birlikte kurma günüdür. Türkiye hazır Kürtler hazır DEM Parti hazır muhalefet hazır, en önemlisi de toplum hazır. Artık barış için harekete geçmenin tam vaktidir. Toplumun yüreği barış için atıyor. Rüzgar hiç olmadığı kadar barıştan yana. Konuşmamı Mevla’nın bir sözü ile tamamlayacağız. Mevlana der ki; insan aradığı şey ile ölçülür. Biz barışı arıyoruz, demokrasiyi arıyoruz. Bizim ölçümüz barıştır demokrasidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti: Hasta tutukluları ölüme mahkum etmekten, cenazelere saygısızlıktan vazgeçin!

    DEM Parti: Hasta tutukluları ölüme mahkum etmekten, cenazelere saygısızlıktan vazgeçin!

    PİRHA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu hasta tutuklulara ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Hasta tutsakların insani olmayan koşullarda yaşamını yitirmesine sebep olanlardan hukuk önünde hesap soracağımızın bilinmesini isteriz” denildi. Açıklamada, 40 günlük tedavinin ardından yaşamını yitiren hasta tutuklu Şefik Esen’in cenazesinin hiçbir tıbbi tedbir alınmadan açık yaralarla ailesine teslim edilmesine de sert tepki gösterildi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu hasta tutuklulara ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    AKP iktidarının tecrit ve kötü muamele politikalarının cezaevlerini işkencehaneye dönüştürdüğüne, hasta tutuklulara yönelik adeta idam cezası uygulandığına dikkat çekilen açıklamada bu politikalar sonucunda son aylarda 5 hasta tutuklunun cezaevlerinde hayatını kaybettiği belirtildi.

    Ayrıca 40 günlük tedavinin ardından yaşamını yitiren hasta tutuklu Şefik Esen’in cenazesinin hiçbir tıbbi tedbir alınmadan açık yaralarla ailesine teslim edildiği, Diyarbakır’a götürülmek üzere Ankara Esenboğa Havaalanına götürülen Esen’in cenazesi hastanede kefenlenirken kana bulandığı, babasının tüm ısrarlarına rağmen yaraları kapatılmadığı ve tabutundan kan damladığı görüntülerin basına yansıdığı belirtilen açıklamada “Cenazesine yapılan bu saygısızlık; iktidarın tüm ahlaki, vicdani, dini ve insani değerlerden ne kadar çok uzaklaştığını göstermektedir” denildi.

    “HAPİSHANELERDE YAŞAM HAKKI İHLALLERİ ADETA BİR KIYIMA DÖNÜŞMÜŞ DURUMDADIR”

    Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

    “İHD verilerine göre cezaevlerinde 651’i ağır en az 1517 hasta tutsak bulunuyor. Hasta tutsakların yaşam mücadelesi verdiği hapishanelerde yaşam hakkı ihlalleri adeta bir kıyıma dönüşmüş durumdadır. Başta Kürtler olmak üzere iktidara muhalif her kesimin ağzını açtığı için 3713 sayılı kanun ve özel yargılama biçimleri kullanılarak “terörist” ilan edilip konulduğu hapishanelerde yaşamını yitirenlerin sayısı bu vahameti ortaya koymaktadır. Nitekim MED-TUHADFED verilerine göre;  2021 yılında  52 kişi, 2022 yılında 78, 2023 yılında 43, 2024 yılının ilk altı ayında ise 26 kişi yaşamını yitirmiştir. Adalet Bakanlığının verilerine göre 2018-2023 yılları arasında toplam 2.258 mahpus cezaevlerinde yaşamını yitirmiştir ve durum oldukça vahimdir.

    “ESEN’İN CENAZESİNE YAPILAN SAYGISIZLIK TÜM İNSANİ VE HUKUK KURALLARINI ALAŞAĞI ETMİŞTİR”

    Daha bir hafta önce hapishanede yaşamını yitiren hasta tutsak Yıldırım Han’ın acısını yaşarken, 27 Haziran günü bir başka ağır hasta tutsak yaşamını yitirdi. Afyon Bolvadin T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan hasta tutsak Şefik Esen, Eskişehir’deki hastanede 40 günlük tedavinin ardından yaşamını yitirmiştir. Örgüt propagandası yaptığı gerekçesi ile tutuklu bulunan Esen, birçok kronik hastalığına rağmen infaz erteleme talebi kabul edilmeyerek serbest bırakılmamıştır. Şefik Esen’e yönelik bu düşmanca tutum hastaneye kaldırılıp 40 gün yaşam mücadelesi verdiğinde dahi vazgeçilmemiştir.

    Düşman ceza hukuku ile tutuklanıp düşman infaz rejimi yüzünden yaşamını yitirmesi yetmemiş, yaşamını yitirdikten sonra bu sefer de cenazesine düşmanca muamelede bulunulmuştur. Esen’in cenazesi hiçbir tıbbi tedbir alınmadan açık yaralarla ailesine teslim edilmiş, Amed’e gitmek üzere Ankara Esenboğa Havaalanına götürülen Esen’in cenazesi hastanede kefenlenirken kana bulanmış, babasının tüm ısrarlarına rağmen yaraları kapatılmamış ve tabutundan kan damladığı görüntüler basına yansımıştır. Cenazesine yapılan bu saygısızlık; iktidarın tüm ahlaki, vicdani, dini ve insani değerlerden ne kadar çok uzaklaştığını göstermektedir.

    Esen’in ağır hastalığına rağmen serbest bırakılmaması, sağlık hakkına erişiminin engellenmesi ve cenazesine yapılan saygısızlık tüm insani ve hukuk kurallarını alaşağı etmiştir. Yumuşama-normalleşme söylemini dilene pelesenk edenlerin Şefik Esen şahsında Kürtlere reva gördüğü “normal”in ölüm ve zulüm olduğu maalesef bir kez daha ortaya çıkmıştır.

    “HUKUK ÖNÜNDE HESAP SORACAĞIMIZIN BİLİNMESİNİ İSTERİZ”

    Siyasi iktidar, hasta tutsakların sağlığa erişim hakkını insan onuruna yakışır bir hale getirmek ve ağır hasta tutsakların durumuna ilişkin çözüm sağlamak yükümlülüğü altındadır. Siyasi iktidar cezaevlerini, muhalifler için ölüm evlerine çevirmekten vazgeçmeli, ağır hasta tutsakların tahliyesini bir an önce sağlamalıdır. Son olarak Şefik Esen’in acılı ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Hasta tutsakların insani olmayan koşullarda yaşamını yitirmesine sebep olanlardan hukuk önünde hesap soracağımızın bilinmesini isteriz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, tutuklu Özge Özbek’in durumuna dikkat çekti-VİDEO

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, tutuklu Özge Özbek’in durumuna dikkat çekti-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 462. Hafta açıklamasında “Hapishane şartlarında kalması uygun değildir” raporu olmasına rağmen cezaevinde tutulan Özge Özbek’in durumuna dikkat çekerek, serbest bırakılmasını istedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 462. Hafta basın açıklamasında hapishanelerde hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunları bir kez daha gündeme getirdi.

    İHD Ankara Şube önünde yapılan açıklamada “Tedavi haktır engellenemez. Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açıldı.

    Yapılan açıklamada hapishanelerde sağlığa erişim haklarının önündeki engeller sıralanırken, mahpusları “ağır bir yaşam savaşı” verdikleri ifade edildi.

    İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun olduğu bilgisi verildi.

    Basın açıklamasını okuyan Nuray Çevirmen, Sincan Kadın Kapalı hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Özge Özbek’in durumuna dikkat çekti. Özbek’in üniversite öğrencisi olduğu yıllarda hakkında dava açılmış ve dava sonucunda 6 yıl 3 ay hapis cezası aldığını söyleyen Çevirmen, Özbek’in, çoklu beyin tümörü, epilepsi, astım hastalıklarının yanı sıra depresyon tedavisi  gördüğünü de belirtti.

    “SAĞLIKLI BİR TEDAVİ GERÇEKLEŞTİRİLEMİYOR”

    Nuray Çevirmen, Özge Özbek’in, beyninde tümör olması sebebiyle 2020 yılında açık beyin ameliyatı geçirdiğini, hakkında yakalama kararı olması nedeniyle ameliyatının hemen ardından hastanede tutuklandığını aktardı. Çevirmen, açıklamasına şu sözlerle devam etti:

    “Durumunun ağır ve yeni ameliyat olması nedeniyle yapılan başvurular sonucunda, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından 3 ay infaz erteleme kararı verilmiş, 3 ay bittikten sonra kararı yeniden uzatılmamış ve tekrar tutuklanarak Gebze Kadın Kapalı Cezaevine götürülmüştür. Sağlık Bakanlığı Darıca Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 24.12.2021 tarihli Sağlık Kurulunun vermiş olduğu kararda “Hapishane şartlarında kalması uygun değildir” raporu olmasına rağmen, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bu rapor kabul edilmemiş ve “Hapishanede kalabilir” raporu verilerek sağlık hakkı ihlal edilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporda Nöroloji, Üroloji ve Psikiyatri doktorlarının imzası bulunmakta ancak asıl görmesi gereken Beyin Cerrahının bu kararda imzası yoktur.

    09.06.2022 tarihinde tekrar Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesine yapılan başvuruda durum bildirir raporunda cezaevinde kalabilir raporu verilmiştir. Oysa Özge Özbek, cezaevinde sürekli şiddetli baş ağrıları çekmekte, denge kaybı yaşamakta ve tümörlerin duyu organlarına baskı yaptığından kaynaklı işitme kaybı problemleri yaşamaktadır. Hastane MR raporlarında beyninde birden fazla tümör bulunduğu için sürekli kontrol altında olması gerektiği, ameliyatını gerçekleştiren doktoru tarafından ailesine söylenmiştir. Ancak ne yazık ki sağlıklı bir kontrol ve tedavi gerçekleştirilemiyor. Daha önce Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi 24.12.2021 tarihinde heyet raporunda ‘cezaevinde kalamaz’ kararı verilmiş ve bu raporun 2 yıl geçerlilik süreci bulunmaktadır.

    “TÜMÖRDE BÜYÜME TEŞHİSİ!”

    Cezaevinde kaldığı süre içerisinde hastalığı hızlı bir şekilde ilerledi ve epilepsi, vertigo gibi dengesizlik belirtileri olan hastalıklar da nüksetti. Beyi tümörleri organlara baskı yapmaktadır. Şu an tümörden kaynaklı olarak sol kulağında %72 işitme kaybı vardır, ellerde titreme, kimi zaman idrarını tutamama durumlar da meydana gelmiştir. Bu durum ileride görme, hafıza ve hareket kaybına neden olacaktır.

    2023 yılı Ocak ayında tekrar heyet işlemleri başlatıldı. Gebze Cezaevi aracılığıyla ancak bir önceki MR ile karşılaştırıldığında tümörlerde büyüme ve çoğalma olduğu, hayati risk oluşturabileceği söylenerek ve acil bir şekilde 13 Ocak’ta Ankara’ya sevk edilmiştir. Ancak Gazi Üniversitesinden mahkum koğuşu olmadığından ameliyat olamayacağı, Gamma Knife (Lazerli Ameliyat) için de daha önce ışın tedavisi alan hücrelerin olumlu yanıt vermediğinden tek çözüm olarak 1 yıl sonra kontrol edilebileceği söylenmiştir. Bu süreç içinde Sincan Kadın Hapishanesinde tutulmaya devam edilmektedir.

    Bulunduğu yerde sık sık denge problemleri yaşıyor ve kafasını çarpıyor. Sürekli olarak düşüp yaralanmaktadır. 10 Temmuz günü (5 gün önce) sabah uyandığında önce bazaya çarpmış daha sonra da kafasını duvarda bulunan bağlamaya çarpmıştır. Oluşan şişlik nedeni ile önce kampüs hastanesine götürülmüştür. Çekilen tomografide çekilen bölümde beyinde kanama görülmüş ve 3 saat sonra tekrar tomografi çekilmiştir. Onda da kanamanın hala olması nedeni ile acil bir şekilde Etlik Şehir Hastanesine götürülmüştür. Travma yoğun bakımında müşahede altında tutulmuştur. Çekilen yeni tomografide “Kanın dağılmadığı, tümörlerin hayati risk oluşturduğu yapılacak tek müdahalenin cerrahi operasyon olduğu, bunun da yüksek ihtimalle koma veya ölümle sonuçlanabileceği” bilgisi verilmiş ve dilekçe yazması istenmiştir. Kendisi de sonucu koma veya ölüm olabilecek bir ameliyatı talep etmediğini ifade ederek taburcu olmuştur.

    “TUTUKLULUK HALİ HASTALIĞINI İLERLETTİ!”

    Ankara’ya tedavi amaçlı sevk edilmesine rağmen çekilmesi gereken MR ancak 2 ay sonra çekilebilmiştir. Kimi randevularına da araç ayarlanmadı şeklinde gerekçelerle götürülmüyor. Doktorlar tarafından tümörler için patates kökü, mayın tarlası, karınca yuvası gibi tabirler kullanarak hızlı çoğaldığı ifade edilmektedir. Ayrıca panik atak başladığından hastaneye gitmekte zorlanıyor. Kimi zaman hastane sevkleri tekli ring araçlarıyla yapılmakta, bu durum da ham panik atağını tetiklemekte hem de tümörlerden ve epilepsiden kaynaklı olarak yaşamını riske atmaktadır.

    Mahpus olmasından kaynaklı olarak özel hastanelerde tedavisi yapılamıyor. Oysa daha önce ameliyatını yapan hastanede ve ameliyatı yapan hekim tarafından kontrol altında tutulması gerekirken tutuklanması hem tedavisini engelledi hem de hastalığının ilerlemesini sağlayarak durumunu daha da kötüleştirdi. Tek başına kalamıyor, mutlaka gözetim altında tutuluyor.”

    “TAHLİYESİ ZORUNLUDUR”

    Nuray Çevirmen, Özge Özbek’in durumunun oldukça kritik olduğunun altını çizerek “Hapishanede kalamayacağı hem çekilen MR ve tomografilerde hem de raporlarında belirgindir. Hapishanede kaldığı her saat, her gün yaşam hakkı ihlalini meydana getirecektir. Bir gün dahi hapishanede kalamayacağı ortada olan Özge Özbek’in acil olarak tahliyesinin edilmesini talep ediyoruz. Devlet yaşam hakkını korumak zorundadır ve tahliye etmeyerek bu sorumluluğunu yerine getirmiyor. Özge Özbek’in dışarıda tam teşekküllü hastanelerde tedavi edilebilmesi, kontrol altında tutulması için tahliyesi zorunludur” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Adalet Bakanlığı’ndan, hasta tutuklular için genelge!

    Adalet Bakanlığı’ndan, hasta tutuklular için genelge!

    PİRHA-Adalet Bakanlığı, hasta tutuklular için genelge yayınladı. 8 maddelik genelgeye göre, hasta tutuklu ve hükümlülerin tahliyelerin önündeki en büyük engel olan ATK’nın yetkileri azaltıldı. ATK, sadece sürekli hastalık, sakatlık ve kocama halinin bulunup bulunmadığını tespit etmekle yetinecek.

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler”e yönelik bir genelge yayımladı.

    Bakan Bozdağ imzalı 8 maddelik genelge bütün Ceza İşleri Genel Müdürlüğü kurumlarına gönderildi.

    Genelgede, şunlar belirtildi:

    “-Hükümlülerin durumunun sürekli hastalık, sakatlık veya kocama hali olup olmadığının teşhis ve tespiti için tam teşekküllü bir devlet hastanesi sağlık kuruluna sevk edilmesi,

    -Hükümlüye tam teşekküllü devlet hastanesinden sağlık kurulu raporu alındıktan sonra evvelce verilmiş tüm tetkik ve raporlar da talebine eklenerek, hükümlünün durumunun sürekli hastalık, sakatlık veya kocama hali olup olmadığının teşhis ve tespitine ilişkin Adli Tıp Kurumu’ndan bilimsel ve teknik görüş istenilmesi,

    -Adli Tıp Kurumu’na görüş için gönderilen evrakın tasdikli birer örneğinin Cumhuriyet Başsavcılığındaki dosyasında saklanması,

    -Hükümlünün, muayenesi istenmedikçe ve muayene için gün alınmadıkça bulunduğu yer ceza infaz kurumundan Adli Tıp Kurumu’nun bulunduğu yer ceza infaz kurumuna sevk edilmemesi,

    -Adli Tıp Kurumu’nun hükümlüde bahsedilen hastalıkları tespit etmesi halinde ilgili evrakın derhal Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesi

    -Adli Tıp Kurumu’nun hükümlüde, “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” hallerinin bulunmadığına dair teşhis ve tespiti durumunda sadece kurumun bu teşhis ve tespitini içeren görüşü ile sağlık kurulu raporunun onaylı bir örneğinin Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesi,

    -Hükümlünün veya kanunu temsilcisinin talebinden vazgeçmesi ya da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen başlatılan işlemleri reddetmesi halinde cezaların hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerinin sürdürülebileceği hususunun değerlendirilmesi,

    -Hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan tutuklu yönünden cezaların hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerine tevessül olunamayacağından, bu şekilde talebin tahliye işlemi mahiyetinde kabul edilerek gereğinin mahallinde takdir edilmesi (…)”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Nurşen Çığlık: Kadınlar olarak Aysel Tuğluk’a sahip çıkmamız gerekiyor-VİDEO

    Nurşen Çığlık: Kadınlar olarak Aysel Tuğluk’a sahip çıkmamız gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-Tutuklu bulunduğu cezaevinde ‘demans’ tanısı konulan Aysel Tuğluk‘un durumu gün geçtikçe kötüleşiyor. Düşüncelerinden dolayı cezaevinde olan demans hastası Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık, “Kadınlar olarak Aysel Tuğluk’a sahip çıkmamız gerekiyor” dedi.

    Kandıra Cezaevi’nde 2016 yılından beri tutuklu bulunan ve demans teşhisi konulan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un durumu gün geçtikçe kötüleşiyor. “Cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmeyen Tuğluk‘un serbest bırakılması için çağrılar da sürüyor.

    Geçtiğimiz yıldan bu yana “demans” teşhisi konulan ve hastalığı ilerleyen Aysel Tuğluk hakkında “cezaevinde kalabilir” diyen Adli Tıp Kurumu (ATK), 28 Şubat Davası’ndaki Çevik Bir hakkında ilk başvuruda “cezaevinde kalamaz” dedi. ATK’nin verdiği bu karar tepkilerle karşılanırken, çifte standartın ortadan kaldırılması istendi.

    Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık, Aysel Tuğluk‘un durumuna ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Dersimli bir kadın olarak düşüncelerinden dolayı cezaevinde olan demans hastası Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen Nurşen Çığlık, “Çünkü gerçekten zor durumda. Hiçbir hasta tutsak cezaevinde kalamaz. Kadınlar olarak Aysel Tuğluk’a sahip çıkmamız gerekiyor” dedi.

    Nurşen Çığlık, adalet, hukuk ve insan haklarına saygı istediklerinin altını çizerek, hasta tutukluların bir an önce evlerine dönmelerini istediklerini ifade etti.

    PİRHA/MERSİN

  • CHP’li Ali Şeker, Aysel Tuğluk ve Gültan Kışanak’ı ziyaret etti

    CHP’li Ali Şeker, Aysel Tuğluk ve Gültan Kışanak’ı ziyaret etti

    PİRHA- CHP Milletvekili Ali Şeker, Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutulan ve sağlık sorunları yaşayan HDP’li siyasetçi Aysel Tuğluk ile Gültan Kışanak’ı ziyaret etti. Şeker ziyarete ilişkin, “Demokrasiye karşı işlenen bir cürüm var ve bunun sonucunda da bu kişiler hedef seçilmiş durumda. Tuğluk’la ilgili bir Adli Tıp süreci acilen sonuçlandırılmalı. Aysel Tuğluk’un sağlığına kavuşması için tahliye edilmesi şart” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutulan demans hastalığı teşhisi konulan ve sağlık sorunları yaşayan HDP’li siyasetçi Aysel Tuğluk ile Gültan Kışanak’ı ziyaret etti.

    Şeker yaptığı ziyareti sosyal medya hesabından paylaşarak, “Kandıra cezaevinde Aysel Tuğluk ve Gültan Kışanak’ı ziyaret ettim. Aysel Hanım’ın demans hastalığının cezaevi koşullarında tedavisi mümkün değildir. Adli Tıp Kurumu’nun incelemesini acilen tamamlaması ve cezaevinden tahliyesi tıbbi ve insani bir gerekliliktir” ifadelerini kullandı.

    “AYSEL TUĞLUK’UN SAĞLIK DURUMU ACİLEN TAHLİYESİNİ GEREKTİRİYOR”

    Ziyarete ilişkin PİRHA’ya da konuşan Şeker, şunları dile getirdi:

    “Aysel Tuğluk’un sağlık durumu acilen tahliyesini gerektirecek noktada. Hasta insanların tutuklu olarak kalması kesinlikle doğru değil. Mutlaka cezaevi koşullarından çıkartılıp, bir an önce sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi gerekiyor. Bir hekim olarak bunu gözlemledim. Gülten Kışanak’la da bir görüşme yaptım. İkisi de iyiydi, moralleri yerindeydi.

    “DEMOKRASİYE KARŞI İŞLENEN BİR CÜRÜM VAR VE BU KİŞİLER HEDEF SEÇİLMİŞ DURUMDA”

    Bu dönem maalesef siyasi olarak bedel ödetilen bir dönem. Gerek Selahattin Demirtaş gerek Aysel Tuğluk gerek Gültan Kışanak ve diğer siyasi tutuklular bu dönemin bedelini ödüyorlar. Demokrasiye karşı işlenen bir cürüm var ve bunun sonucunda da bu kişiler hedef seçilmiş durumda. Aynı şekilde Gezi tutukluları da bu dönemin bedelini ödüyorlar. Bu bedel demokrasi adına ödeniyor. Bu insanlar haksız yere tutuklular. Bu sürecin bir an önce son bulması için hepimize görevler düşüyor. Türkiye’de barışın bir an önce sağlanması gerekiyor. Bu kapsamda da demokratik siyaset mücadelesi verenlere uygulanan bu tecrit ve cezalandırma sürecinin de bir an önce son bulması gerekiyor.

    “TUĞLUK’UN ADLİ TIP KURUMU SÜRECİ ACİLEN SONUÇLANDIRILMALI”

    Son olarak şunu söylemek istiyorum; Aysel Tuğluk’la ilgili bir Adli Tıp Kurumu süreci var. Bunun acilen sonuçlandırılması gerekiyor. Aysel Tuğluk’un sağlığına kavuşması için tahliye edilmesi şart. Türkiye’deki bütün yurttaşların adalete ihtiyacı var ama bazılarının adalete olan ihtiyacı daha acil. Aysel Tuğluk da bunlardan birisi.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • İzmir’de hasta mahpuslar için fotoğraf sergisi

    İzmir’de hasta mahpuslar için fotoğraf sergisi

    PİRHA- Aysel Tuğluk ve Hasta Mahpuslara Özgürlük Platformu hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla fotoğraf sergisi düzenliyor. 25 Haziran Cumartesi günü Konak İskele önünde gerçekleşecek sergi saat 19.00’da başlayacak.
    Cezaevlerinde, tutuklulara yönelik hak ihlalleri her geçen gün giderek derinleşiyor. Diğer yandan hasta tutukluların durumu da gün geçtikçe ağırlaşıyor. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) son açıkladığı verilere göre, 651’i ağır olmak üzere toplam bin 517 hasta tutuklu bulunuyor.
    Aysel Tuğluk ve Hasta Mahpuslara Özgürlük Platformu hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla Konak İskelesi önünde 25 Haziran cumartesi günü saat 19.00’de hasta tutukluların fotoğraflarını ve hikayelerini yansıtan bir fotoğraf sergisi düzenlenecek.

    Aysel Tuğluk ve Hasta Mahpuslara Özgürlük Platformu kuruluşunu deklere ettiği 4 aydan bu yana Menemen, Çiğli, Karşıyaka, Konak, Buca, Bornova, Bayraklı ve Torbalı’da imza stantları açmış ve toplanan imzalar Karşıyaka PTT önünde yapılan basın açıklamasının ardından Adalet Bakanlığı’na gönderilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hasta tutuklu yakını iki kadın, adliye önünde darp edilerek gözaltına alındı-VİDEO

    Hasta tutuklu yakını iki kadın, adliye önünde darp edilerek gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yapmak isteyen hasta tutuklu yakını iki kadın darp edilerek gözaltına alındı. Gazetecilerin görüntü almasını da engellemeye çalışan polis, duruma tepki gösteren avukatları da darp etti.

    İstanbul Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı önündeki ‘Adalet Nöbeti’nin ardından adliye önünde açıklama yapmak isteyen hasta tutuklu yakını iki kadın, polis tarafından darp edilerek gözaltına alındı. Hasta ve infazları yakılan mahpusların serbest bırakılması ve artan hak ihlallerinin son bulması için haftalardır adalet nöbeti tutan ailelerin adliye önünde açıklama yapmasının kaymakamlık tarafından yasaklandığını belirten polisler, iki kadını darp ederek gözaltına aldı.

    Gözaltı işlemi sırasında gazetecilerin görüntü almasını da engellemeye çalışan polisler, duruma tepki gösteren avukatları da darp etti.

    PİRHA / İSTANBUL

  • HDP Ankara İl Kongresinde ‘Hasta tutsaklar’ vurgusu!-VİDEO

    HDP Ankara İl Kongresinde ‘Hasta tutsaklar’ vurgusu!-VİDEO

    PİRHA-HDP Ankara İl Örgütü’nün 4. Olağan Kongresi başladı. Kongrede hasta mahpusların durumuna vurgu yapılırken, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, konuşmasında “Seçim bir gündür, mücadele her gündür. Onun için biz diyoruz ki, demokrasi ittifakını ortak mücadele üzerine kuruyoruz. Seçim birlikteliğini de bu zeminde inşa edeceğiz. mesajı verildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü, “Şimdi Kazanma Zamanı” sloganı ile 4’üncü Olağan Kongresi’ni yapıyor. Yenimahalle Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılan kongrede salona “Simdi kadınlar zamanı”, “Şimdi gençlik zamanı”, “Şimdi demokrasi zamanı”, “Şimdi eşitlik zamanı” yazılı pankartlar asıldı.

    Hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çekilen kongrede, salona “Aysel Tuğluk Hafızamızdır, Hasta Tutsaklara Özgürlük” pankartıyla birlikte Deniz Poyraz ve Garibe Gezer’in fotoğrafları da asıldı.

    Geniş katılımın görüldüğü kongreye Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkevleri, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Emekli Sen, Barış Vakfı, Devrimci 78’liler Federasyonu, İnsan Hakları Derneği (İHD), 78’liler Girişimi, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) temsilcileri katıldı.

    “ONURLU BARIŞI BU TOPRAKLARA GETİRMEK İÇİN…”

    Kongrenin ilk konuşmacısı HDP Ankara İl Eşbaşkanı Pakize Sinemillioğlu oldu. HDP’nin ezilen halkları temsil ettiğini ifade eden Sinemillioğlu, şu konuşmayı yaptı:

    “Üçüncü yol ittifakını hep birlikte kuracağız.  Vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. İzmir il Binasında katledilen Deniz Poyraz yoldaşımız için, cezaevinde yaşamını yitiren Garibe Gezer için, İstanbul Sözleşmesini hayata geçirmek için, Suruç’ta 10 Ekim’de yaşamını yitiren yoldaşlarımız için ve onurlu barışı bu topraklara getirmek için mücadele edeceğiz. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere tüm hasta tutsaklara selam olsun. Cezaevlerinde baskı ve zulüm politikalarına karşı direnen tutsaklara selam olsun.”

    “SİZ GİDİYORSUNUZ, BİZ GELİYORUZ”

    HDP Ankara İl Eşbaşkanı Vezir Parlak da tutuklu siyasetçilere işaret ettiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Onlar nasıl ki iktidarın baskıcı politikalarına baş eğmediyse, cezaevlerinde de baskılara boyun eğmiyorlar. Tutuklu siyasetçiler cezaevlerinden çıkana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Özgür Kürdistan ve demokratik Türkiye bizim mücadelemizle sağlanabilir. Güney Kürdistan’daki siyasi partilere de sesleniyoruz sesinizi kirli politikalara karşı çıkarın, kirli politikalara alet olmayın.

    Bu kongre öncesinde yine kimi engellemelerle karşılaştık. Deniz Poyraz ve Aysel Tuğluk pankartları salona alınmadı. Onlar bilsin ki Aysel Tuğluk da, Selahattin Demirtaş ta, İdris Baluken de, Figen Yüksekdağ da biziz. Siz gidiyorsunuz, biz geliyoruz.”

    “BOYUN EĞMEYEN BİR İL ÖRGÜTÜMÜZ VAR”

    Kongrede konuşan bir diğer isim ise HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu oldu. Ankara’nın sorunların yumağı olduğunu dile getiren Kerestecioğlu, şunları söyledi:

    “Ankara demek polislerin engellenmesiyle sürekli karşı karşıya kalmak demektir. Her türlü zorluğa, baskıya, engellemeye rağmen boyun eğmeyen bir il örgütümüz var. Bizim yoksulu daha yoksul eden 5’li, 10’lu çetelerimiz yok. Zeytinliklere, ormanlara giren dozerlerimiz yok. Çocuk istismarlarını, kadın katliamcılarını aklayan yargımız yok. Bizim yasaklarımız, panzerlerimiz, hapishanelerimiz yok. Bizim haklara düşmanlığımız yok. Yoksulluğa, haksızlığa, adaletsizliğe karşı büyük bir mücadelemiz var. Bizim kendimizin olmasa bile zeytinliklere, ormanlara sevgimiz var.

    Kandıra Cezaevi’nden Figen Yüksekdağ, Sebahat, Gültan, Sincan’dan Günay Kubilay, İdris Baluken, Edirne’den Selçuk Mızraklı, Selahattin Demirtaş duyuyor mu? Ankara’nın sesini onlara çok daha güçlü duyuralım. HDP halktır, halk burada.”

    “SARAY TEK RENGE DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYOR”

    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise partisinin il kongresinde yaptığı konuşmada, değişimin başlayacağı en önemli illerden birisinin Ankara olduğunu söyledi. “Ankara, devletin asık suratlı, zalim, gri rengiyle tanınır ama biz Ankara’yı halkların yer alacağı şehir haline getireceğiz” diyen Sancar, şu konuşmayı yaptı:

    “Yeni bir başlangıç ve inşa yolunda şimdi Ankara’da HDP zamanıdır. Ankara’ya üniversite okumaya geldiğimde Cebeci Kampüsü’nün etrafı panzerlerle çevriliydi. Ankara’nın sokaklarında gri, karaya dönüşmüştü. Askeri darbenin etkisi biraz gözlerden kaybolduğu yıllar içinde o kara biraz griye döndü. Ankara esasen devletin o asık suratlı gri rengiyle bütün topluma baktı. Ama biz biliyoruz Ankara bu renkten ibaret değildir. Ankara özgürlüğün mavisi, eşitliğin beyazı, dayanışmanın kızılını da içeriyor. İşte biz bütün bunları bir araya getirmek için şimdi HDP zamanıdır diyoruz.

    Birlikte yürümek için güçleniyoruz, güçlendikçe değişim daha da yaklaşıyor. Sizlerle bütün bedel ödeyen cezaevindeki yoldaşlarla birlikte şimdi değişimi başlatmak zamanıdır. Herkesin kurtuluşu artık ortak mücadeleden geçmektedir.

    Onlar bütün ülkeye Ankara başta olmak üzere bütün memlekete hükmetmek istiyorlar. Renkleri teke indirmek istiyorlar. Bütün kaynakları kendilerine ve yandaşlarına peşkeş çekmek istiyorlar. Bütün diğer halklara ezilenlere reva gördükleri yoksulluk ve sefalettir. İşte bunu değiştirmek için şimdi HDP zamanıdır diyoruz.

    Bu kongre bu başlangıcın en önemli adımların biri olacak. Ankara’nın bir yüzünü de hatırlatarak bu umudun kaynaklarının ne kadar güçlü olduğunu vurgulamak istiyorum. Bir de Ankara, gençliğin Ankara’sıdır, devrimci mücadelenin Ankara’sıdır. Ankara ODTÜ’dür. Cebeci’dir, mahallelerin Ankara’sıdır. Biliyoruz Ankara’da faşizmi durduran mahallelerdeki devrimci örgütlenmedir. İşte Ankara’nın bize öğretecekleri bunladır. Mahirlerin, Denizlerin, Kürt özgürlük hareketinin, Kürt siyasal mücadelesinin, Türkiye devrimcileri ile bir araya geldiği bu sokaklar, mahalleler, kampüslerdir. Asıl Ankara asıl Türkiye budur. Türkiye’nin geleceği buradadır.

    Bizler HDP’liler olarak Hüseyin Gazi’de Alevi, Çinçin’de Roman, OSTİM’de emekçi, Haymana’da Kürdüz. Biz bu ülkenin bütün renkleriyiz, inançlarıyız. Emek veren, emeğiyle yaşayan, emek için hayat için ter döken bütün kesimleriz. HDP budur, HDP’nin büyütmek istediği demokrasi ittifakının da temeli budur.

    Türkiye’de büyük barışı ve kalıcı demokrasiyi güçlü demokrasi kalıcı adaleti sağlamak için yürüyoruz, mücadelemizi büyütüyoruz. Türkiye’de halkların alternatif bekleyişi vardır, inandırıcı bir seçenek istiyor halklarımız. Sadece kuru kağıtlarla boş mesajlarla ne iktidar kolay kolay gider ne de düzen değişir. İktidarı göndermeye ahdettik, ant içtik. Bunun yolu halklara gerçek bir alternatif sunmaktan geçer. Bizler HDP olarak demokrasi ittifakını halklar için gerçek alternatif haline getirmeye çalışıyoruz. Biliyoruz ki 20 yıl iktidarda kalan hiçbir güç bu nimetleri bırakmak istemez. Arkasında koca bir suç sicili vardır, ondan korkar. Hem nimetleri bırakmak istemez hem de kaybetme korkusu yerini sarar.

    Seçim gününü bekleyerek, sonucu ulaşmanın mümkün olmadığını buradan tekrar hatırlatalım. Seçim bir gündür, mücadele her gündür. Onun için biz diyoruz ki, demokrasi ittifakını ortak mücadele üzerine kuruyoruz. Seçim birlikteliğini de bu zeminde inşa edeceğiz. Çünkü seçim de ancak her gün yürütülen bir mücadelenin parçası haline getirilirse başarılı sonuçlara yol açabilir. Yoksa sadece sandıkların kurulduğu günü mücadelenin tek alanı olarak görürsek kazanmamız mümkün olmaz. Biz o nedenle birlikte hep birlikte demokrasi güçleriyle, halklarla, emekçiler, yoksullarla bütün inanç gruplarıyla en geniş demokrasi ittifakını ortak mücadele temelinde inşa ediyoruz ve büyütüyoruz. Şiarımız ortak mücadele, her gün yeniden başlayan büyük mücadele kararlı inanlı yürüyüş.”

    SİNEMİLLİOĞLU VE PARLAK YENİDEN SEÇİLDİ!
    Kongrede HDP Ankara İl Örgütü’nün faaliyet ve mali raporlarının okunması ardından seçime gidildi. HDP Ankara İl Eşbaşkanlığı’na yeniden Pakize Sinemillioğlu ile Vezir Coşkun Parlak seçildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da 37 kadın hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi!

    Ankara’da 37 kadın hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi!

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 391. Hafta basın açıklamasında kadın mahpusların durumuna dikkat çekerek “hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 391. Hafta basın açıklamasında 8 Mart haftası nedeniyle Hapishanelerdeki Kadın Mahpusların durumlarına dikkat çekti.

    Sakarya Caddesinde yapılan basın açıklamasını Nuray Çevirmen ile Sevil Turgut okudu. Türkiye hapishanelerinde kadın mahpusların maruz kaldığı pek çok sorunun olduğuna dikkat çeken inisiyatif üyeleri, “Hasta mahpuslar sağlık hakkına yeterince erişemiyor. Kelepçeli muayene, sağlıksız tek kişilik ring araçlarıyla sevkler, yapılmayan ya da aksatılan hastane sevkleri ve daha birçok etkenin yanı sıra 24 saat acil tıp hizmeti zorunlu olan hapishanelerin bunlardan yoksun olması gibi nedenler sağlığa erişimin önündeki engellerdir” dedi.

    “İNFAZLARININ ERTELENMESİ GEREKMEKTE”

    Ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenmediği için tahliye olamadıklarına da vurgu yapılarak Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde 17, Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesinde 18, Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesinde 1, Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesinde olmak üzere tespit edebildikleri kadarıyla İç Anadolu Bölgesinde 37 Kadın hasta mahpus olduğunu bilgisini aktarıldı.

    Yapılan açıklamada hsta tutuklular ile ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

    “Canan Utangaç, vücudunda 2. derecede yanıklar var. Beline ve bacağına kırıklar sebebiyle vidalar takılmış, enfeksiyon kapmaması gerekiyor. Koğuşta normal işlerini dahi yapamıyor.

    Dilber Tanrıkulu: Kalça protezi kullanıyor ve bundan kaynaklı sorunları var. Sağ kolunda parça var ancak tedavisi yeterli şekilde yapılmadığından kas ve doku kaybı oluşuyor. Ayrıca midede reflü, böbrekte taş ve kalp kapağında da basıklık var, bunun için herhangi bir tedavi görmüyor.

    Fadik Adıyaman: İki kere rahim ameliyatı oldu. Anal fistül ameliyatı olması gerekiyor. Tiroid hastası, midede polipler var.

    Pınar Tikit: Beyinde araknoid kist var. Kist şu an 8 cm, bayılma, kriz şeklinde ataklar yaşıyor. Kist 10 cm olduğunda risklere rağmen cerrahi müdahale zorunlu olacak.

    Rihan Kavak Özbek: Kas ve sinir erimesi var. Astım hastası. Zehirli gautr teşhisi konuldu, ameliyat oldu. Bel fıtığı var. Göğüslerinde kitle var, yılda bir kez momografi çektiriyor. Panik atak rahatsızlığı bulunmaktadır.

    Ayşe Topçu: Ciğerinde ve sırtında şarapnel parçaları var, tedavi olamıyor. Nefes alıp verme güçlüğü çekiyor. Sırtındaki parça sinirlere geldiği için kollarında uyuşma var.

    Bermal Birtek: Kalp Hastası.

    Bircan Yorulmaz: Çölyak hastası.

    Demet Resuloğlu: Hipertansiyon, kalp yetmezliği, şeker, troid, cilt rahatsızlığı, uyku apnesi, bel fıtığı ve romatizmal hastalıkları var. Ayrıca astım ve Koah hastalıkları başladı. Kapalı alan fobisi var ve raporlanmıştır, kapalı yerlerde panik atak başlıyor ve tansiyonu yükseliyor.

    Dilek Hatipoğlu: Kalça kemiği rahatsızlığı (Bursit) hastalığı var. Ayrıca Vertigo hastasıdır.

    Elif Çetinbaş: Rozasea (gül) hastalığı var. Guatr hastasıdır. Bel fıtığı hastasıdır ve 2020’de ameliyat oldu.

    Gülşan Adet: Kronik anklikozan spondolit (eklem iltihaplanması) ve ülser rahatsızlıkları bulunmaktadır.

    Nilüfer Şahin: Aşırı unutkanlık ve ellerde titreme var. Ayrıca hipertiroid hastasıdır ve tedavisi devam ediyor.

    Nedime Yaklav: Böbrek hastası. Ayrıca guatr, alerji ve yüksek tansiyonu hastalıkları var.

    Sabite Ekinci: Hepatit B taşıyıcısıdır. Karaciğerde yağlanma var. Eklem romatizması, kemik erimesi, kalpte ritim problemi (Taşikardi), migren, kronikleşmiş mide ve bağırsak problemleri var.

    Selver İspir: Kalp Hastası

    Zeynep Bingöl: Tansiyon Hastası.

    Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesi:

    Dicle Bozan: Bir bacağı kesik olup diğer bacağında şarapnel parçaları vardır. Bağırsakları parçalanmış olup dışarıda olan bağırsaklar için kolostomi torbası takılıdır.  Ayrıca migren atakları var ve epilepsi hastalığından ötürü sürekli bayılmalar yaşamaktadır.

    Dilşad Şengül: Bir böbreği yok, el parmakları yok, yaralı olarak tutuklanmış, vücudunun farklı yerlerinde şarapnel parçaları var.

    Gülazer Akın: Yumurtalıklarında kist var. Ayrıca mide ülseri sorunları da var. Son olarak boğaz kanseri teşhisi konuldu.

    Medya Aslan: Nefes darlığı, ileri derecede astım hastası ayrıca bel fıtığı var.

    Muhlise Karagüzel: Şeker hastası, yüksek tansiyon hastası, astım hastası ve bu hastalıklarına dair raporları bulunmaktadır. Bel fıtığı olduğundan yürüme ve hareket etmekte sorunlar yaşıyor ve böbreklerinden dolayı da sancılar çekmektedir. Yüksek şekerin gözüne vurmasından dolayı gözü iyi görmemektedir. Kalp hastası ve yakın zamanda kalp krizi geçirmiştir.

    Naime Encü: Bir gözünde katarakt var. Bir gözünde tümör çıkmış, ameliyat olacak. Diş tedavileri yapılmıyor. Bel ve boyun fıtığı var.

    Nazlı Soglin: Cezaevinde bulunduğu 11 yıllık süre zarfında midede ülser, beyninde iki damarı tıkalı ve lekeler oluşmuştur, Kalp kapakçığında kalınlaşma, eklem hastalığı, yumurtalıklarında kist, nefes darlığı vb. birçok hastalıkları mevcuttur.

    Dilan Çetiner: Beyninde kitle var. Kusma, baş ağrısı, titreme, kulak uğuldaması var. Ayrıca boyun kemiğinde çatlak var.

    Yazgül Şahin: Astım ve şeker hastası.

    Zerga Açar: 57 yaşında, iki gözünden ameliyat olmuş, sol elini kullanamıyor.

    Ahiret Turan: Epilepsi hastası.

    Gülgeş Tatlı: Her iki kol ve kalçasında ağır yaralar var ve tedavisinde aksaklıklar yaşıyor.

    Hacer Halil Yusuf: 24 yıldır hapishanede, bağışıklık sisteminde sorun var. Memesinde sorun var hastalık ilerliyor.

    Havva Bayram: Damar tıkanıklığı var, beyne doğru iltihap gidiyor ayrıca tansiyon hastası.

    Jiyan Ay: Bel fıtığı var, bacakları ise zaman zaman tutmuyor.

    Merve Aydoğan: Çölyak hastası.

    Nergiz Okan: Kolundan ameliyat edilip platin takılmış ancak yeniden ameliyat olması gerekiyor.

    Pakize Bilenci: 54 yaşında, panik atak hastası, düzenli günlük 2 öğün aldığı panik atak ilaçları alıyor. Karaciğer rahatsızlığı var, Hepatit-B hastası.

    Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesi

    Ülkü Eyilcim: İleri derecede astım, kalp, şeker ve hipertansiyon hastalıkları var.

    Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesi

    Mukadder Alakuş: Bel ve boyun fıtığı, iltihaplı eklem romatizması rahatsızlığı var. İltihaplı eklem romatizması gözüne sıçramış. Diş sorunlar var. Safra kesesinde taş var ameliyatı göze alamıyor.

    Kadın hasta mahpusların tüm sağlık kontrollerinin ve tedavilerinin aksatılmadan yapılması, hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir. İnsanlık onuruna aykırı kelepçeli muayene ve tekli ring araçlarıyla sevklere son verilmelidir. Hapishanelerde acil müdahalede bulunan sağlık ekipleri bulundurulmalı, revire çıkarılma ve hastane sevkleri hızlandırılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • İstanbul’da Adalet Nöbeti, Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutuklular için tutuldu-VİDEO

    İstanbul’da Adalet Nöbeti, Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutuklular için tutuldu-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Adalet Sarayı önündeki 102’inci Adalet Nöbeti, Avukat Aysel Tuğluk ile tüm hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla tutuldu. AİHM kararlarının uygulanması talebiyle yapılan açıklamada konuşan Av. Mebuse Tekay, “Bugün görüyoruz ki hekimler ve hakimler ya politik husumetle ya da aldıkları talimatla davranıyorlar. Bunların ikisi de suç oluşturuyor” dedi.

    Avukatlar tarafından İstanbul Adalet Sarayı önünde tutulan ‘Adalet Nöbeti’nin 102’inci buluşması Av. Aysel Tuğluk ile tüm hasta tutuklular için gerçekleştirildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması talebiyle yapılan açıklamada, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Av. Mebuse Tekay ile Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkan Yardımcısı Av. Gürkan Altun söz aldı.

    “POLİTİK HUSUMET YA DA TALİMATLA DAVRANIYORLAR”

    Sözlerine Rusya ile Ukrayna arasında başlayan çatışmalara değinerek başlayan Av. Mebuse Tekay, “Umuyorum ki barışla son bulur” dedi. AİHM kararlarının uygulanmamasını eleştiren Tekay şunları söyledi:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen Selahattin Demirtaş ile Osman Kavala hala tutuklu bulunuyor. Bu yüzden kaygılı ve kuşkuluyuz. Bugün iki odak noktamız var. Biri hasta tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılmasına karar vermeyen hekimler, diğeri de AİHM kararlarını uygulamayan hakimler. Her iki kesim de aslında tarafsız ve bağımsız karar vermek zorunda olan, muayene ettiği hastayı ya da yargıladığı kişiyi siyasi görüşlerine veya etnik kimliğine göre etkilenmemesi gerekir. Bugün görüyoruz ki hekimler ve hakimler ya politik husumetle ya da aldıkları talimatla davranıyorlar. Bunların ikisi de suç oluşturuyor.”

    “TÜRKİYE’DE BİR ADLİ TIP SORUNU VARDIR”

    TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise Türkiye’de bir Adli Tıp sorunu olduğunu belirtti. Fincancı, “Savaşların halk sağlığı sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatalım. İnsanlığa karşı suçların ötesinde bir halk sağlığı sorunudur ve bunun ne anlama geldiğini çok yakından bu topraklarda da gözlüyor ve yaşıyoruz. Biz bu topraklarda pek çok acıyı yaşıyoruz. Bunlardan biri de özgürlüğünden alıkonulmuş olanların bunun ötesinde cezalandırılmaya, bir intikam alma sürecine dahil edilmeleridir. Devlet neredeyse yirmi yıldır ölüm cezasını yasalarından çıkartmış olabilir ama fiilen ölüm cezasını uygulamaktadır. Nasıl? Hasta mahpuslar üzerinden onları görmeyerek, tek başında dahi kalamayacak hücrelerde kalmasına göz yumarak uygulamaktadırlar. Tutuklular sağlık hakkına erişmede çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Türkiye’nin bir Adli Tıp sorunu vardır” ifadelerini kullandı.

    “HUKUK GÜVENLİĞİ ORTADAN KALKMIŞTIR”

    TBB Başkan Yardımcısı Gürkan Altun da şöyle konuştu:

    “Ülkemizde hukuk güvenliği ortadan kalkmıştır. OHAL’in olağanlaştığı bir süreçte gazetecilere, akademisyenlere, siyasilere ve biz avukatlara toplumun bütün muhalif kesimlerine yönelik haksız ve hukuksuz uygulamalar, hukuka aykırı gözaltı ve tutuklama gibi birçok uygulama bugünkü mevcut yargı pratiği, mahkemelerin ve yargı sisteminin siyasal etki ve baskı altında olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Avukat Aysel Tuğluk ve yaşadıkları ağır sağlık sorunları nedeniyle cezaevlerinde tedavileri mümkün olmayan tüm tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması gerekmektedir. Yurttaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin güvencesi, koruyucusu ve kollayıcısı olan avukatlar olarak adalet talebimizi bir kez daha yüksek sesle haykırıyoruz. Hukuksuzluğa karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘ALS hastası Abdulkadir Kuday bir an önce tahliye edilmeli’

    ‘ALS hastası Abdulkadir Kuday bir an önce tahliye edilmeli’

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, ağır hasta tutuklu Abdulkadir Kuday’ın tahliyesi için açıklama yaparak “Tedavisi olmayan ALS hastalığı nedeniyle infazının ertelenmesi talebiyle başvurular yapılmış ancak herhangi bir sonuç alınmamıştır. Bir an önce tahliyesi yönünde başvuruların kabulü ve raporlarının aldırılarak infazının ertelenmesi gerekmektedir” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların duruma dikkat çekmek için 388. Hafta açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde yaptı.

    “Tedavi haktır engellenemez, hasta mahpuslara serbest bırakılsın” pankartının açıldığı eylemde İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen konuştu. İstanbul Metris Rehabilitasyon Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta tutuklu Abdulkadir Kuday’ın durumuna dikkat çekilen açıklamada Kuday’ın 8 yıldır cezaevinde olduğunu ve bunun 6 yılını Tekirdağ Cezaevi’nde geçirdiği bilgisi paylaşıldı.

    Nuray Çevirmen, Kuday hakkında yanlış teşhis konulduğunu vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Yaklaşık 4 yıl önce sağlık sorunları yaşamaya başlamış ancak bu süre boyunca tedavileri yapılamamıştır. Hastane sevkleri bir yana revire dahi çıkarılmamıştır. Aile tarafından tedavisinin yapılması yönünde cezaevi yönetimi ve bakanlık dahil olmak üzere pek çok kuruma başvurular yapılmıştır. Yapılan tetkikler sonucunda sekiz ay önce bel fıtığı teşhisi konulmuş ve Haziran 2021’de bel fıtığı teşhisi ile ameliyat olmuştur. Ancak teşhisin yanlış konulmasından dolayı ameliyattan sonra durumu düzelmemiş ve şikayetleri daha da çok artmıştır.”

    ALS TEŞHİSİ KONULDU!

    Sağ ayağı felç kalan Kuday’ın tedavisinin yapılmadığını belirten Çevirmen, 3 ay sonra tekrar yapılan tetkikler sonucunda kendisine ALS teşhisi konulduğunu söyledi. Çevirmen sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu hastalık; kaslara hareket emri veren sinir hücrelerinin uyarılar gönderemez duruma gelmesidir ve kesin tedavisi bulunmamaktadır. Ancak hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak ilaçlar kullandırılarak, hastanın mümkün olduğunca rahat ettirilmesi, normal hayatını sağlıklı koşullarda devam ettirilmesinin sağlanması gerekmektedir.”

    İNFAZIN ERTELENMESİ TALEBİNE HALEN CEVAP VERİLMEDİ!

    Kuday’ın kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve tedavi olamadığı için 12 Ocak tarihinde Tekirdağ’dan Metris R Tipi Cezaevi’ne götürüldüğünü belirten Çevirmen, “Burada tek başına tutulmaktadır, ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve bulunduğu yer hijyenik koşullara uygun değildir. Ailesi, yaptıkları görüşte durumunun daha da kötüye gittiğini, iki bastona rağmen ayakta artık kesinlikle duramadığını, hastalığının görme problemi yarattığını, sağ tarafındaki felcin yüzündeki sinirleri de etkilendiğini ve yüzünü hissedemediğini, kas kasılmaları nedeniyle yere düştüğünü aktarmıştır. Tedavisi olmayan ALS hastalığı nedeniyle infazının ertelenmesi talebiyle başvurular yapılmış ancak herhangi bir sonuç alınmamıştır” dedi.

    Kuday’ın mevcut olan durumuyla cezaevinde kalabilmesi ve yaşamını devam ettirebilmesinin mümkün olmadığını söyleyen Çevirmen, “Bir an önce tahliyesi yönünde başvuruların kabulü ve raporlarının aldırılarak infazının ertelenmesi gerekmektedir” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tekten: Hasta tutukluların serbest bırakılmaması nefretin ete kemiğe bürünmüş halidir -VİDEO

    Tekten: Hasta tutukluların serbest bırakılmaması nefretin ete kemiğe bürünmüş halidir -VİDEO

    PİRHA-PSAKD Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, cezaevinde kalamaz raporuna rağmen hala Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan HDP’nin eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk nezdinde tüm hasta mahpusların serbest bırakılmasını istedi. Tekten, “O durumda o insanları içerde tutmak eğer birilerine ders olur düşüncesiyle yapılıyorsa bu yanlıştır. Daha çok nefret uyandıran, toplumu ayrıştıran bir durumdur” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, cezaevinde kalamaz raporuna rağmen hala Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan HDP’nin eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk nezdinde tüm hasta mahpusların serbest bırakılmasına ilişkin konuştu.

    Tekten, tek başına yaşamını idame ettiremeyecek duruma gelmiş insanları ısrarla içeride tutmanın husumet siyaseti olduğunu belirterek, bu tutumun kinin ve nefretin ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu söyledi. Tekten, insanlıktan ve vicdandan yoksun kimselerden de aman dilemenin yersiz olduğunu dile getirdi.

    “HASTA MAHPUSLARI SERBEST BIRAKMAK DEVLET BAŞKANI’NIN YETKİSİNDEDİR”

    Aysel Tuğluk nezdinde tüm hasta mahpusların serbest bırakılmasını istemenin insanlığa karşı vicdani bir borç olduğunu vurgulayan Tekten, “Hasta mahpusları serbest bırakmak Devlet Başkanı’nın yetkisi dahilindedir. Bu durumdaki hastalar -duyduğumuz kadarıyla bir çoğu gerçekten ölümün eşiğine gelmiş durumda- kendi ihtiyaçlarını göremez haldedir. Bir insanın cezaevine kapatılması demek, işlediği suçtan pişman olması ve ıslah olması içindir. Cezaevleri bunun için vardır.  Özgürlüğünü kısıtlayarak, insanları bir yerde cezalandırılmış gibi gösterip diğer yandan o suçu bir daha işlememesini sağlamaktır, mantığı budur” dedi.

    “O DURUMA GELMİŞ BİRİNİ ISRARLA İÇERDE TUTMAK NEFRET SUÇUDUR”

    Aysel Tuğluk’un bir an önce serbest bırakılmasını ve tedavisinin dışarıda yapılması gerektiğini belirten Tekten, şöyle devam etti:

    “O duruma gelmiş bir insanı ısrarla içeride tutmak husumet siyasetinden başka bir şey değildir. Kinin ete kemiğe bürünmüş halidir, nefret suçudur.  Dolayısıyla o durumda o insanları içerde tutmak eğer birilerine ders olur düşüncesiyle yapılıyorsa bu yanlıştır. Daha çok nefret uyandıran, toplumu ayrıştıran bir durumdur. Ona yol açar bu inat. İnsanlıktan ve vicdandan yoksun insanlardan aman dilemekte yersiz bir talep olur.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Mat’tan Aysel Tuğluk çağrısı: Bir tek insanlık kaldı, onu da elbirliğiyle öldürmek istiyorsunuz

    Mat’tan Aysel Tuğluk çağrısı: Bir tek insanlık kaldı, onu da elbirliğiyle öldürmek istiyorsunuz

    PİRHA- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, sağlık durumu kritik evrede olan Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılması çağrısını yineleyerek, “Bir tek insanlık kaldı, onu da elbirliğiyle öldürmek istiyorsunuz” dedi.

    Türkiye’de bulunan cezaevlerinde hasta tutuklular tedavi edilmedikleri için yaşamlarını yitiriyorlar. Serbest bırakılıp tedavi edilmesi gereken binlerce tutukludan biri de Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde 2016 yılından beri tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında sağlık durumu kritik evrede bulunan Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    Siyasi tutuklu hastaların ölümünün beklenmesinin insanlığın ölümü olduğunu belirten Mat, “Bir tek insanlık kaldı, onu da elbirliğiyle öldürmek istiyorsunuz. Benzin bidonuyla insanları diri diri yakanlar serbest bırakılırken, suçsuz olan siyasi tutsak hastaların ölümünün beklenmesi tabiri caizse aslında insanlığın ölümüdür” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    “Demans” tanısı konulan HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, 5 yılı aşkın süredir Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuluyor. Tuğluk, 13 Eylül 2017’de annesi Hatun Tuğluk’u kaybetti.
    Hatun Tuğluk için Ankara’da yapılan cenaze törenine düzenlenen ırkçı saldırı ardından Tuğluk’un bedeni gömüldüğü yerden çıkartıldı ve memleketi Dersim’de toprağa verildi.

    Sevk edildiği Kocaeli Üniversitesi Hastanesi 15 Mart 2021’de Tuğluk’a demans tanısı koydu. KOÜ Adli Tıp Anabilim Dalı 12 Temmuz’da açıkladığı kesin raporunda ise; “Demansın ilerleyebileceğini, cezaevi koşullarında tıbbi destek ve bakımın yeterliliğinde sorun yaşanabileceğini, Tuğluk’un yaşamını bir başkasının yardımı olmaksızın sürdürmesinin mümkün olmadığını, zorunlu ihtiyaçları karşılayamayacağını, infazının ertelenmesi gerektiğini, infaz kurumunda hayatını yalnız idame ettiremeyeceğini” belirtti.

    Tuğluk’un avukatı Reyhan Yalçındağ, üçüncü bir rapor verilmesi için başvuru yaptı ve Tuğluk 21 Aralık’ta yeniden hastaneye sevk edilmişti. Hastane ardından Tuğluk’un durumu ATK tarafından bir kez daha incelenecek.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Türkdoğan: Tuğluk için umarız bu sefer tıp neyi gerektiriyorsa onun kararını verirler-VİDEO

    Türkdoğan: Tuğluk için umarız bu sefer tıp neyi gerektiriyorsa onun kararını verirler-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, sağlık durumu kritik evrede olan Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılması gerektiğini belirterek “Hak, adalet, hukuk nerede kaldı? Bütün meselelere siyasal bakarsanız devleti yönetemezsiniz. Nitekim Türkiye yönetilemez bir noktaya da geldi. Aysel Tuğluk’a yapılan muamele kesinlikle kabul edilemez” dedi.

    Tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk, son iki yıldır yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle, kişisel ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılayamaz hale geldi. Avukatların “serbest bırakın” çağrısına karşılıksız kalan Adalet Bakanlığı, uzmanların “Cezaevinde kalamaz” kararlarını da yok saydı.

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN KONUSU HALİNE GELMİŞTİR”

    İnsan Hakları Derneği de Aysel Tuğluk için kimi girişimlerde bulunan kurumlardan oldu. İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, gelinen süreçte, bir grup aydın, sanatçı ve aktivist ile birlikte Aysel Tuğluk’un tedavi özgürlüğüne kavuşması için çalışma yürüttüklerini belirtti. Türkdoğan, uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturma çabalarının da olduğuna vurgu yaparak konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Tabii Türkiye’deki siyasal iktidarın geldiği durum çok da iyi bir durum değil. Yargı yolu ile baskı politikasını izlediği gibi, özellikle siyasal kişilikleri hapiste tutarak bir nevi rehine politikası izliyor. Ama bu artık hiçbir şekilde katlanılamaz duruma gelmiş durumda. Hasta mahpusların siyasal kimliklerine göre maalesef karar veriliyor ve Aysel hanımın adli tıp kurumunda maruz kaldığı muameleyi böyle özetleyebiliriz. Halbuki, adli tıp kurumunun meseleye tamamen tıbbi yaklaşması gerekirdi. Ama siyasal iktidarın kontrolünde oldu için hatta ve hatta Adalet Bakanlığı da doğrudan siyasi iktidarın kontrolünde olduğu için böylesi kötü sonuçlarla karşılaşıyoruz. Ama tabii ki buna karşı mücadele edeceğiz.

    Aysel hanım gibi yüzlerce ağır hasta mahpus var. Onların tedavi olabilmesi için mutlaka tahliye edilmesi gerekiyor. Bu duyarsızlık nereye kadar sürdürülecek? Elbette ki herkes bunu görüyor. Sonuç itibarıyla de artık bu bir demokrasi mücadelesinin konusu haline gelmiştir ve gelmelidir de. Dolayısıyla sadece siyasi mahpusların hapiste tutulması değil bu, siyasi tutsaklar uzun süre hapiste kalınca hastalanıp ve ağır hale geliyorlar. Dolayısıyla sadece Meclisteki partilerin meseleye ‘tutukluluk’ olarak değil daha insani açıdan bakmaları gerekir. Biz de o duyarlılığın artması noktasındaki ki çabalarımızı sürdürüyoruz.”

    “ADALET, HUKUK, EŞİTLİK NEREDE KALDI?”

    Avukat Öztürk Türkdoğan, Cumhurbaşkanının özel af çıkarma yetkisine de değinerek “Bugüne kadar çok büyük oranda hep adli mahpuslar için özel af yetkisini kullandı. Siyasi mahpuslar bakımından bu yetki kullanılmamıştır” vurgusunu yaptı. Türkdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hasta mahpuslar konusunda ayrımcılık yaptığını söyleyen Türkdoğan, şöyle devam etti:

    “Elbette ki yeni siyasi aidiyetler burada belirleyici oluyor. Şimdi devleti yönetenler, hak, adalet, hukuk, eşitlik nerede kaldı? Bütün meselelere hep siyasal bakarsanız, devleti yönetemezsiniz. Nitekim Türkiye aslında yönetilemez bir noktaya geldi. Aysel hanıma yapılan muamele kesinlikle kabul edilemez ve mutlaka tedavisi için tahliye edilmesi gerekir.”

    Türkdoğan son olarak Aysel Tuğluk hakkında yeniden bir adli tıp sürecinin başlayacağını söyleyerek “Yeniden tetkik ve tahlillerinin yapıldığını biliyoruz. Avukatlarından aldığımız bilgi bu şekilde. Yeniden bir süreç başlamış durumda. Umarız bu sefer tıp, neyi gerektiriyorsa onun kararını verirler” dedi.

    EREN GÜVEN/ANKARA

     

  • Av. Cinbaş: Tuğluk’un, telefonun ahizesini kaldıracak gücü bile yoktu; tahliye edilmeli -VİDEO

    Av. Cinbaş: Tuğluk’un, telefonun ahizesini kaldıracak gücü bile yoktu; tahliye edilmeli -VİDEO

    PİRHA- HDP’nin eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk ile görüşen Avukat İbrahim Cinbaş, Tuğluk’un durumunun çok iyi olmadığını ancak yürütülen kampanyanın Tuğluk’un sağlığına olumlu etkisinin olduğunu kaydetti.

    Türkiye’de bulunan cezaevlerinde hasta tutuklular tedavi edilmedikleri için yaşamlarını yitiriyorlar. Serbest bırakılıp tedavi edilmesi gereken binlerce tutukludan biri de Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde 2016 yılından beri tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk.

    Türkiye hapishanelerinde İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor.

    Geçtiğimiz hafta Aysel Tuğluk ile görüşen Avukat İbrahim Cinbaş, Tuğluk’un durumuna dair PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “TELEFONUN AHİZESİNİ KALDIRACAK GÜCÜ BİLE YOKTU”

    Aysel Tuğluk’un durumunun çok iyi olmadığını dile getiren avukat İbrahim Cinbaş, “Görüşmeye gittiğimizde bizi tanıyamadı. Sağlığından kaynaklı kapalı görüş gerçekleştirdik. Telefonun ahizesini kaldıracak gücü bile yoktu. Cezaevindeki koşulların etkisi ile durumunun daha da ağırlaştığını söyleyebiliriz” dedi.

    “KAMPANYADAN KAYNAKLI AYSEL TUĞLUK’UN UMUDU ARTTI”

    Aysel Tuğluk’un yürütülen kampanyanın önemine vurgu yaptığını belirten Cinbaş, aynı cezaevinde tutuklu bulunan Gültan Kışanak’la da görüştüklerini ifade ederek, “Kampanya büyürse ancak o zaman tahliye olacağını ifade etti. Gültan Kışanak’la yaptığımız görüşmede de kampanyadan kaynaklı Aysel Tuğluk’un umudunun arttığını bunun da sağlığına olumlu etki yarattığını söyledi. Gültan Kışanak, bundan kaynaklı kampanyanın büyütülmesi çağrısında bulundu” diye konuştu.

    Avukat İbrahim Cinbaş,  hukuksal sürece dair de yaptığı değerlendirmede, Aysel Tuğluk ve arkadaşları şahsında Kürt kadınlarının ve kadın mücadelesinin cezalandırılmak istendiğine işaret ederek, “Hukuk işletilse Aysel Tuğluk ne bu cezayı alırdı ne de sağlık durumu bu noktadayken ve hastane raporlarıyla sabitlenmişken cezaevinde kalırdı. Aysel Tuğluk ve cezaevinde bulunan ağır hasta tutuklular bir önce tahliye edilmeli. Demokratik kamuoyundan beklentisi var” diye belirtti.

    Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER
    > Dersim Barosu: Aysel Tuğluk ve diğer hasta tutukluların infazı ertelensin
    > Sanatçı Aynur Doğan, hasta tutuklu Aysel Tuğluk için adalet istedi
    > Ali Kenanoğlu: Alevi kurumları, Aysel Tuğluk’a olan vefa borcunu ödemeli!
    > ‘Hafıza kaybı’ yaşayan Aysel Tuğluk için infaz erteleme talep edildi
    >  ‘Aysel Tuğluk, annesine yapılanları ve buna müsaade edenleri unutmadan yaşar’
    > ATK, Aysel Tuğluk’un talebini reddetti
    > ‘Aysel Tuğluk bir an önce tahliye edilmelidir’
    > Ulutaş ve Tunçdemir’den çağrı: Aysel Tuğluk geç olmadan tahliye edilmelidir!
    > Dersimli kadınlardan çağrı: Aysel Tuğluk serbest bırakılsın; zalimlik yapılmasın
    > ‘Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak susturdu bizler unutmayalım, hatırlatalım’
    >  Avukat Yoleri: Hasta mahpuslar, sağlığa erişim engeli nedeniyle yaşamlarını yitiriyorlar
    > DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Cezaevindeki her insanın sesine ses olmalıyız
    > Figen Yüksekdağ: Zulüm yanıbaşımızda yaşıyoruz, Aysel Tuğluk’a dönük baskıya son verilmeli!
    68 kadın örgütünden Aysel Tuğluk için tahliye çağrısı!
    DEDEF Kadın Meclisi: Aysel Tuğluk ve tüm hasta mahpuslar serbest bırakılsın
    Aysel Tuğluk’un abisi Aladdin Tuğluk: Tek talebimiz doğru bir teşhis ile tedavi edilmesi
    > Aysel Tuğluk’un abisi Aladdin Tuğluk: Tek talebimiz doğru bir teşhis ile tedavi edilmesi
    > ‘Aysel Tuğluk’un tahliye edilmemesi intikamcı bir yaklaşımdır’
    > Paris Alevi Kültür Merkezi’nden Aysel Tuğluk için tahliye çağrısı
    > DAD Kadın Meclisi’nden Aysel Tuğluk açıklaması: Bir an önce serbest bırakılmalı
    > Yazar Mehmet Kabadayı’dan Alevi kurumlarına Aysel Tuğluk çağrısı
    > Sürgündeki kadın milletvekillerinden Aysel Tuğluk açıklaması
    >‘Aysel Tuğluk’a özgürlük’ kampanyasına destek büyüyor
    >Kamilağaoğlu: Aysel Tuğluk için kadın örgütleri, insan hakları örgütleri ses vermeli

  • Hasta tutuklu Hakan Kanat’a, ameliyat sonrası yatak dahi verilmedi!

    Hasta tutuklu Hakan Kanat’a, ameliyat sonrası yatak dahi verilmedi!

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 383. Hafta basın açıklamasında tutuklu Hakan Kanat’ın durumuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada Kanat’ın Tiroid ameliyatı sonrasında yaşadığı mağduriyete vurgu yapılarak “Hakan Kanat 6 günlük ameliyatlı haliyle ve dikişleri bile alınmadan Sincan 3 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiş ve karantina odasına konulmuştur. İlk gün ilaçları, kahvaltısı verilmemiş; koğuşta yatak olmadığı ve pislik içinde olmasından dolayı büyük mağduriyet yaşamıştır. hijyenik olmayan koşullarda iyileşebilmesi mümkün değildir ” denildi.

     

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 383. Hafta basın açıklamasında bir kez daha cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çekti. İHD Ankara Şube binası önünde yapılan açıklamayı Sevil Turgut okudu. Turgut, ağır hasta mahpusların, tedavi edilemeyerek ve tahliyeleri sağlanmayarak adeta ölüme mahkum edildiklerini ifade etti.

    İLAÇLARI DAHİ VERİLMEDİ!

    383. Hafta basın açıklamasında Sincan 3 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan kanser hastası Hakan Kanat’ın durumuna dikkat çekildi. Kırşehir’de tutuklanıp cezaevine konulan Hakan Kanat’ın yakın zamanda boğazında şişlikler oluşmaya başladığını söyleyen Sevil Turgut, şu açıklamayı yaptı:

    “Hakan Kanat, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesine 2021 Eylül ayında sevk edilmiş, biyopsi yapılmış ve 24 Eylül’de 2021’de Troid Kanseri teşhisi konulmuştur. Teşhis konulmasının ardından 20 Ekim’de Sincan Ceza İnfaz Kurumuna tedavi amaçlı olarak sevk edilmiş ve 21 Ekim’de Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi Kulak Burun Boğaz bölümünde 6 saat süren bir ameliyat geçirmiştir.

    Hakan Kanat, ameliyattan 2 saat sonra kan kustuğu için boğazına atılan 60 dikişin 35’inin patlamasından dolayı tekrar dikiş atılmıştır. Eşinin verdiği bilgilere göre; görmesine ve refakatçi olmasına izin verilmemesi, hiçbir şey yapamaması ve kalacak yerinin de olmamasından dolayı memleketine geri dönmek zorunda kalmıştır.

    Hakan Kanat ameliyat edilmesinden 3 gün sonra ve boğazında 60 dikişiyle hastanenin hasta mahkum koğuşuna götürülmüş ve orada fenalaşmış, doktor çağırılmış ve adeta ölümden dönmüştür. Mahkum koğuşunda da 5 gün kalmıştır. Tümörün lenf bezlerine ve tükürük bezlerine yayıldığı için onlar da alınmış ve metastaz yapma riski de bulunmaktadır. Hakan Kanat 6 günlük ameliyatlı haliyle ve dikişleri bile alınmadan Sincan 3 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiş ve karantina odasına konulmuştur. İlk gün ilaçları, kahvaltısı verilmemiş; koğuşta yatak, bardak, tabak, kaşık ve sıcak suyun olmadığı ve koğuşun pislik içinde olmasından dolayı için ameliyatlı haliyle temizlemeye çalışmıştır. Dilekçe yazarak yatak, tabak, yemek ve ilaç istemiş; tek başına çaresiz ağrı içinde aç susuz kalmış ve kanser hastası olmasına rağmen bunları yaşamak zorunda bırakılmıştır. 7 Aralık’ta ailesi ile açık görüş hakları olmasına rağmen Hakan Kanat’a Covid-19 için ikinci aşının yapılmadığı için görüş haklarının olmadığı ailesine söylenmiş ve görüş yaptırılmamıştır.

    Avukat ile yapılan son görüşmede atom tedavisi yapılacağından dolayı Ankara Şehir Hastanesine götürülüyormuş ancak bu kadar ağır durumda olmasına rağmen ambulans tipi araçla değil tabutluk olarak tabir edilen tekli ring araçlarıyla sevk ediliyor. Sevklerde; yemek, su ve tuvalet ihtiyaçları giderilmiyor ve akşama kadar bu sağlıksız araç içinde bekletilmekteler. Hastalıktan kaynaklı olarak diyet yemeği doktor tarafından yazılmış, idareye söylemesine rağmen bu diyet ihtiyacı karşılanmadan 2 gün boyunca normal yemek verilmiştir. Hijyene ihtiyacı var ancak bulunduğu ortamda bunu karşılayamıyor.

    Hakan Kanat’ın ağır seyreden kanser hastalığı nedeniyle hijyen koşullarının sağlanabildiği, yeterli beslenmesi ve psikolojik olarak da kendisini iyi hissedeceği bir ortamda tedavisinin yapılması gerekmektedir. Ancak tekli ring araçlarıyla sevk edildiği, beslenmenin yetersiz olduğu, hijyenik olmayan koşullarda iyileşebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bir an önce tahliye edilerek yaşam hakkının korunması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Kadın Meclisi’nden Aysel Tuğluk açıklaması: Bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    DAD Kadın Meclisi’nden Aysel Tuğluk açıklaması: Bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Demans hastası olan tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un ile birlikte tüm hasta tutukluların serbest bırakılmasını istedi. Kadın Meclisi, siyasi mahkumların ölüme terk edildiğini belirterek, iktidara tepki gösterdi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, hem yazılı bir açıklama yaparak hem de hazırladıkları videolarla, tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk ve diğer hasta tutukluların serbest bırakılması çağrısında bulundu.
    Aysel Tuğluk’un bir ocak evladı olduğunu hatırlatan Demokratik Alevi Dernekleri Kadı Mecilisi, siyasi tutukluların ölüme terk edildiğini kaydetti.

    Cezaevlerinde 604’ü ağır 1605 hasta mahpus bulunduğunu belirten Kadın Meclisi, “Biz Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi olarak mevcut durumu asla kabul etmiyoruz. Zulümle abad olunmaz. Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutsakların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi’nin açıklaması şöyle:

    “Onlarca yıldır kendi ömür sınırlarımız içinde kendi yurttaşı ile savaşan, kendi kendine kutsallık atfeden, bunun üzerine zulüm üreten bir tekçi zihniyet ile karşı karşıyayız. Çok geriye gitmeden son yüzyıla baktığımızda katliamlar silsilesiyle karşılaşırız. Ermeni, Rum, Kürt, Alevi, Süryani, Ezidi, onlarcası. Gerekçesi tekçi ulus devlet inşası. Tüm uluslara ve inançlara giydirilmeye çalışılan tekçi deli gömleği toplumsal gerçekliğin duvarına çarptı, yırtıldı atıldı. Tutmadı, tutmayacak. Zulüm ile abat olanın ahirî berbat olur.
    Kapitalist modernitenin topluma dayattığı tekçi zihniyet yapısı, demokratik moderniteyi inşa etmeye çalışanların karşısında yenilgiye uğradı. Değişim ve dönüşüme kapalı olan tekçi zihniyet kurumsal yapısını korumak için demokratik yeni yaşam mücadelesi veren, ikrar ve rızalık esası üzerine bir yaşamı esas alan, hakikat ve özgürlük arayışında olan cümle canların onbinlercesini zindanlara doldurdu, onbinlercesini sürgüne maruz bıraktı.

    “CEZAEVLERİ İŞKENCE VE İMHA MERKEZLERİNE DÖNÜŞTÜ”

    Cezaevleri uzun zamandır rıza toplumu perspektifini ilke edinenler için işkence ve imha merkezlerine dönüştü. Pandemi bahanesiyle hırsız, arsız, nursuz, soyguncu, taciz ve tecavüz hükümlüleri serbest kalırken, siyasi rehinelerin en ağır hastaları bile sağlık hakkından mahrum edildi, tahliye edilmediler. Yaşam hakkı doğumdan kaynaklı bir haktır; evrendeki bütün cümle canın yaşam hakkı kutsaldır.

    “AYSEL TUĞLUK BİR OCAK EVLADIDIR”

    Aysel Tuğluk canımız bir ocak evladıdır. Rêya Hakk Alevî inancının rengine boyanmış, kültürünü içselleştirmiş yaşadığı demi devranın sanığı, tanığı, mahkumu olmuş bir canımızdır. Toprağından ve ailesinden aldığı kültürel direniş hattına yaşamı boyunca ikrar vermiştir.
    Siyasi rehinelerden Aysel Tuğluk’un annesinin naaşı sırlandığı toprağından alınıp, memleketi Dersim’e götürülmek zorunda kalındı. Bu toprakların üstünde nasıl yaşayacağımıza karar vermeye çalışanlar nasıl öleceğimize de karar vermek isterler. Bu zülüm akıl, vicdan sınırlarımızı çoktan aşmıştı. Aysel buna zihnini kararttı. O demans hastası. Kandıra F Tipi Cezaevi’inde tutuklu. Kocaeli Tip Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı’ındaki dokuz uzman doktorun muayene sonucu teşhis koyduğu kronik ve ilerleyen, cezaevi koşullarında tedavisi mümkün olmayan, tek başına yaşamını idame ettiremeyeceğine dair raporu mevcuttur. İstanbul Adli Tıp Kurumu çok kısa ve rencide edici sözlerin eşliğinde cezaevinde kalabilir raporu verdi. Bir Kürt Alevi kadınının hastalığından korkan zihniyet Alevilere yönelik açılımlar yapmasının bir karşılığı yoktur.

    Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tıbbi etikten tamamen yoksun bir tutum sergilemiş, tam teşekküllü hastanelerin raporlarını kabul etmemiştir. Devlet tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve yaşam hakkından sorumlu olduğu halde, uluslararası sözleşmelere de uymayarak hastalığı ceza aracına dönüştürüyor. Bizler biliyoruz ki, cezaevlerinde hiç bir can Hakk’ın emri rızası ile ölmüyor.

    “SİYASİ MAHPUSLAR ÖLÜME TERK EDİLDİ”

    2020 yılı İnsan Hakları Derneği’nin raporuna göre 604’ü ağır 1605 hasta mahpus bulunuyor. 2013 yılında infaz yasasında ağır hastaların tahliye edilmesiyle ilgili maddeye “toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmaya ağı” koşulunun eklenmesiyle siyasi mahpuslar ağır hastalıkları pençesinde ölüme terk edildi.
    Alaaddin Çakıcı gibi muhalefeti açıktan tehdit eden faşist mafya babaları ise toplum için güvenlik tehdidi oluşturmadığından serbest bırakıldı.

    “MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR” 

    Üst üste yaşanan ölüm olayları hiç olağan görünmüyor. Ceza evlerinde ölümün normalisazyonu yaşanıyor, ölüm hakikatinden uzaklaşıyor. Tanıkların sesi kısılmaya çalışılıyor. Cenazeler kaçırılıyor, otopsiler cenaze sahiplerinden, avukatlardan gizlenerek yapılıyor. Devletin Adli Tıp Kurumu hukuksuzluğu onaylamaktan başka bir işe yaramıyor. Kısacası mızrak çuvala sığmıyor. Bilinmelidir ki, hiç bir zulüm gizli kalmayacaktır. Hakikat için gayret eden her can hak meydanında, gönül sarayımızda görünür olur. Aysel canımızın gayreti bize delil olacaktır.
    Biz Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi olarak mevcut durumu asla kabul etmiyoruz. Zulümle abad olunmaz. Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutsakların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
    Yaşamak her canlının hakkıdır. Yaşam hakkı kutsaldır. Hasta tutsaklara özgürlük. Zaman sahipsiz, mekan rızasız mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/ İSTANBUL