PİRHA- Dersimli kadınlar, sağlık durumu kötüleşen tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un bir an önce serbest bırakılması için çağrı yaparak, “İnancı, dili, kimliği ne olursa olsun tüm hasta tutsakların serbest bırakılmasını istiyoruz. Bizim inancımızda hasta olanlara zalimlik yapılmaz” ifadelerini kullandılar.
Önceki dönem DTK Eşbaşkanı da olan HDP’nin eski Eş genel Başkan Yardımcılarından Aysel Tuğluk’un sağlık sorunları günden güne artıyor. HDP’li kadın Milletvekilleri, Tuğluk’a ilişkin yaptıkları açıklamada “Aysel Tuğluk, bu topraklarda görülen en büyük vahşetle karşı karşıya kaldı” diyerek yaşadığı travmaya işaret etti.
Siyasetçi Aysel Tuğluk, cezaevindeyken annesi Hakk’a yürüdü. Annesinin cenazesi Ankara’da toprağa sırlandıktan sonra faşist grupların saldırısına uğradı. Aysel Tuğluk, yaşadığı bu travma nedeniyle ağır bir hastalığa maruz kaldı. Uzmanlar, Tuğluk’un hafızasını etkileyen hastalığı sebebiyle, tek başına kalmasının mümkün olmayacağına vurgu yaptı.
BİLİRKİŞİ RAPORLARI DA DİKKATE ALINMIYOR!
Kocaeli Tıp Fakültesi 12 Temmuz’da Aysel Tuğluk ile ilgili kararını açıklayarak, ‘hastalığının kronik seyirde olduğu ve ilerici vasıf seyrettiği, tıbbi bakımı konusunda sorun yaşayacağı, cezaevi koşullarında hayatını tek başına yürütemeyeceği’ tespitine vardı. Ancak Adli Tıp Kurumu, 3 ay sonra Aysel Tuğluk’un cezaevinde kalabileceğine dair karar verdi.
“BİZİM İNANCIMIZDA KADINA, HASTA OLANLARA ZALİMLİK YAPILMAZ”
Tuğluk’un durumunun her gün biraz daha kötüye gitmesine karşılık Dersimli kadınlar da harekete geçti.
Uzun yıllar Alevi kurumlarında hizmet yürüten Hatice Çevik, “Hasta tutsakların, içeride büyük sıkıntılar yaşadıklarını duymaktayız. Onlardan biri de Aysel Tuğluk” diyerek şunları söyledi:
“Aysel Tuğluk’un ağır hasta olduğunu öğrendik. Hasta tutsakların serbest bırakılmasını, sadece Aysel Tuğluk değil; inancı, dili, kimliği ne olursa olsun bütün hasta tutsakların serbest bırakılmasını, aileleri ile zaman geçirmelerinin daha sağlıklı olacağına inanıyorum. Aysel Tuğluk, Dersimli olmakla beraber Kürt’tür, Alevidir. Bizim inancımızda kadına, çocuklara, doğaya ve hasta olanlara zalimlik yapılmaz. O nedenle inancımız gereği Xizir, Aysel Tuğluk’un yardımcısı olsun.”
“DEVLETİN TUTUMUNU KINIYORUM”
Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Çiğdem Camkıran da Tuğluk’un serbest bırakılması için çağrı yapanlardan biri oldu. Camkıran, 14 Eylül 2017’de anne Hatun Tuğluk’un Hakk’a uğurlandığı gün yaşanan saldırıya işaret ederek, “Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Annesinin cenazesine yapılan saldırıdan dolayı travma yaşamış olup hastalığının şiddeti ilerlemiş ve alzheimerın son noktasına gelmiştir. Devletin yapmış olduğu ırkçı ve gerici bu tutumu kınıyor ve Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” dedi.
PİRHA- Ankara’da bulunan demokratik kitle örgütleri, Seyit Rıza ve arkadaşlarının andı. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen panelde konuşan Tarihçi-Yazar Mehmet Bayrak, “Dersim planlı bir katliamdır ve Cumhuriyet tarihinin en büyük soykırımıdır” dedi.
Dersim direnişinin öncülerinden Seyit Rıza ve arkadaşları katledilmelerinin 84’üncü yılında Ankara’da anıldı.
Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçiler Sendikası (Tüm Bel-Sen) binasında yapılan anma, katledilenler için çerağ uyandırma ile başladı. Ardından katledilen Seyit Rıza ve arkadaşları için dara duruldu.
Etkinliği düzenleyen Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ana Fatma Cemevi, Devrimci Parti, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Karakoçan ve Yöresi Derneği, Kürdistan Komünist Partisi (KKP), Partizan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Ankara İl Örgütü, Yeşil ve Sol Parti Ankara ve 78’liler Girişimi Ankara Şubesi adına okunan ortak basın açıklamasını Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz okudu.
“DERSİM ARŞİVLERİ AÇILSIN”
Kılavuz, Seyit Rıza’nın “Ben sizin yalan hilelerinizle baş edemedim bu size dert olsun, ben de sizin önünüzde diz çökmedim buda size dert olsun!” sözleriyle konuşmasına başlarken şu şekilde devam etti:
“Dersim halkı hala direnmeye ve asimilasyon politikalarına karşı durmaya çalışıyor. Bugün Dersim’in ormanları yakılıyor. Barajlar, HES’ler ve madencilikle doğası yok ediliyor. Türkiyeli devrimcilere, sosyalistlere ve Kürtlere karsı yapılan soykırımlar ile tüm muhaliflere diz çöktürmeye çalışıyorlar ama geçmişte yaptıkları politikaları bu toplum nasıl boşa çıkartı ise yine boşa çıkaracaklardır. 2009 yılında verilen sözler, yapılan özürlerin günümüzde hiçbir anlamı olmadığını biliyoruz. Samimi olmayan bir özrü, Dersimliler de dostları da kabul etmemiştir. 84’üncü yılında geçmişte yaptığımız açıklamalar ile yaptığımız talepler hala geçerlidir. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı, Hakikatleri İnceleme ve Araştırma Komisyonu kurulmalı, Dersim katliamı tüm yönleri ile birlikte açığa çıkarılmalı, baraj, HES projeleri ve madencilik faaliyetlerine son verilmeli. Köylerimizin Kürtçe isimleri geri verilmeli, kayıp çocuklarımızın, evlatlık verilenlerin ve sürgünlerin akıbetleri açıklanmalı, devlet arşivleri süzgeçten geçirilmeden olduğu gibi tüm çıplaklığı ile açılmalıdır.”
“DERSİM COĞRAFYASINDA HALA KATLİAM YERLERİNDEN KEMİKLER ÇIKIYOR”
Yapılan ortak açıklamanın ardından “84. Yılında Kefensiz Yatan Canlarımızı Anıyoruz” başlıklı panel düzenlendi.
Panelde ilk olarak Dersimliler Derneği üyesi Hatice Çevik söz aldı. Çevik, Dersim’de katledilen çocukların ve kadınların yaşadıklarına değinerek; “Dersim coğrafyasında hala katliam yerlerinden kemikler çıkıyor. Birçok canımızın yerini bilmiyoruz. En son yapılan araştırmalar yüzün üzerinde katliam bölgesi olduğu ve buralarda çocukların kadınların daha çok katledildiği tespit ediliyor. 37-38’de mağaraya sığınan kadın ve çocuklardan bahsediyoruz. İnsanlar o dönemde dere kenarlarında toplu şekilde katlediliyor. Kalanlar ise kara vagonlarla bilmedikleri inançların, kültürlerin bulunduğu alanlara gönderiliyorlar. O zaman ki öteki olmak daha vahimdi. Mağaralara bakıldığında kadınlar ve çocuklara dair hakikatler var. Kadınlar, çocuk ağlamasını askerler duymasın diye göğsüne bastırırken, öldürdüğünü biliyoruz. Yaşam devam ediyor gibi gelse de yaşam çok sağlıklı bir şekilde devam etmiyor. Hala Dersim’in kayıp kızlarının akıbetleri hala bilinmiyor. Tecavüze mi uğradılar, katledildiler mi meçhul. Arşivler hala kapalı. Her yıl arşivlerin açılmasını istiyoruz. Evlatlık verilen kız çocukları hayal meyal geçmişlerini hatırlıyorlar. Bu gerçeklerle yüzleşilmesi gerekir” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE TARİHİ DİNSEL TEMİZLİK, TEK TİPLEŞTİRME VE TÜRK-İSLAMLAŞTIRMA TARİHİDİR”
Panelin ikinci kısmında ise Tarihçi-Yazar Mehmet Bayrak, söz aldı. Bayrak, Dersim’e ‘Tunceli’ isminin verilmesinin de bir hakaret olduğunu belirterek Mustafa Kemal’in o dönemde Kürtlere verdiği sözlerin inkarının girişimlerinin 1920’li yıllarda başladığını ifade etti. Bayrak, ardından şunları dile getirdi:
“Mustafa Kemal 1919’da Amerikan asıllı ajan Fransız gazeteciyle yaptığı gizli görüşmeler 1920, 1921 yıllarında görüştü. Kemalist kadroların yüzde 95’i eski İttihatçı kadrolardır. Yakın dönem tarihimizi iyi incelememiz gerekiyor. Devlet açık planda ret ve inkârcı gizli planda itiraf ve kabulcüdür. En azından son 120 yıllık Türkiye tarihi etno-dinsel temizlik, tek tipleştirme ve Türk-İslamlaştırma tarihidir. Abdülhamit Dönemi’nde Êzidî köylere zorla camii yaptırması gibi bugün de Êzidî bölgelerine zorla cami yaptırılıyor. O Abdülhamit, bu AKP. Zihniyette değişiklik yok. 1915 Ermeni Soykırımı, Süryani, Ezidî Kürt soykırımı, gizli anlaşmalardan sonra Rumların da ipleri çekildi. Kürtler kalmıştı. Lozan’ın bedeli Kürtlere ödetildi. Lozan ile birlikte Kürt coğrafyası 4’e bölündü. 1921 Anayasa’sına özerklik ve eşitlik maddeleri konuldu. 1922 yılında Meclis’te gizli görüşmelerde “özerklik” kanunu geçirildi.”
“DRSİM’İN ARAŞTIRILMASI İÇİN KOMİSYON KURULDU AMA İŞLEMİYOR”
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu sıkıştırmak için gösterdiği “Dersim Belgesi”ni hatırlatan Bayrak, “O belgede 13 bin 500 kişinin katledildiği yazıyordu. Kılıçdaroğlu da ‘Madem öyle açın Dersim arşivini’ dedi. Meclis’te Dersim’in araştırılması için bir çalışma grubu oluşturuldu. Arşiv oluşturulması için komisyon kuruldu. Sordum o zaman 40 bin belge toplandığını söylendi. Ben gittiğimde komisyona Genel Kurmay, MİT, Dışişleri belgeleri göndermiş mi diye sordum. Ancak gönderilmediğini gördüm. Ancak bunlar belgeleri gönderirse, Dersim arşivi olur. Bana o zaman elimde olmayan iki fotoğraf gösterdiler. Bunlardan birinde Dersimliler bir tarlada toplanmış, kurşuna dizilmek üzere bekletiliyor, diğerin de de açık arazide Dersimliler toplanmış, trenlerle sürgüne gönderilmek üzere. Bu iki fotoğraf için bizden dilekçe aldılar. Hala incelemek için bekliyorum” dedi.
“DERSİM TAMAMEN PLANLI BİR KATLİAMDIR”
Alevilerin ve Kürtlerin tarihinde 7 uğursuz ‘T’ olduğunu ifade eden Bayrak son olarak şunları dile getirdi:
“Bunlar tedip, tenkil, taqtil, tehcir, temsil, temdin, tasfiye gerçekleştirilmişti. Tedip, askeri harekatla hizaya getirmedir. Tehcir, sürgün, temsil, asimilasyon demektir. Temdin, medenileştirme. Devletin resmi mezhebi Hanefiliktir. 1925’de Diyanet İşleri kurulduğunda Mustafa Kemal, Kur’an tefsiri yapılacak, Aleviliğe yer verilmeyeceği gibi Şafiilik de yer almayacak diyor. 1925 katledilen insanların sayısı 15 bin 500’tür. Türkiye nüfusu o zaman 12 milyondur. Türk Devleti o zaman 16 filoluk zehirli gazla müdahale ediyor. Ağrı-Zilan’da sayı bilinmiyor. Dersim tamamen planlıdır. 1935’te Tunceli diye bir il oluşturuldu. Dersim coğrafyası büyük bir eyalettir. Parçalama ve yönetme politikası kapsamında küçük bir il oluşturuldu. Oraya Korgeneral rütbesinde bir Vali’nin atanmasını İsmet Paşa istiyor. 1936’da Celal Bayar’da aynı şeyleri onaylıyor. 1936’da aşiretlerin silahları toplandı. Silahları toplayan Umumi müfettişlikler (sömürge) valilikleridir. Devlet kimde ne kadar silah olduğunu biliyor. Çünkü Osmanlı döneminde Ruslara karşı devlet veriliyor. 3 kolordu ve iki süvari tümeniyle giriliyor. 1938’de Harbut merkezinde tam teçhizatlı kolluk kuvvetleri yürüyüş yapıyor. 40 bin kişidir. Tüm batılı devletlerin büyükelçileri, Hava, Kara ateşeleri loca da izliyor. Ders alınması gereken önemli hususlardır. Dersim soykırımdır. Cumhuriyet tarihin en büyük soykırımıdır.”
Gerçekleştirilen anma, panelin ardından çerağ sırlama ve deyişlerle sona erdi.
PİRHA- İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, ‘Alevilikte Aşk ve İkrar’ paneli düzenledi. Yamanlar Cemevi konferans salonunda gerçekleşen ve Gazeteci-Yazar Hatice Çevik’in moderatörlüğünü yaptığı panele Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz ve Sanatçı Gani Pekşen panelist olarak katıldı.
Panele, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Açılış konuşmasını yapan İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, Alevi inancının iktidarlar tarafından yok sayıldığının altını çizerek, Alevi kurumlarının örgütlü güç haline gelmeden başarıya ulaşamayacağını vurguladı. Bozkurt’tan sonra Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem vererek çerağ uyandırdı.
“BİRLİKTE DİRİ OLURSAK BAŞARIRIZ, ÖZÜ BULURUZ”
Panelistlerden ilk olarak söz alan ve aynı zamanın panelin moderatörlüğünü yapan Gazeteci-Yazar Hatice Çevik, Alevi toplumunun birlikte ortak akıl ile hareket ederek ve özünü yakalaya bilerek yolunu sürdülebileceğini vurguladı. Çevik, sistemin tüm saldırılara ve asimilasyon politikalarına rağmen en tehlikeli asimilasyonun içeriden olduğunun altını çizerek, “Herkesin özümüze dönmesi gerektiğini, birlikte diri olup bunu çözebileceğimizi ve yolumuzu sürdürebileceğimizi çağrısında bulunduk. Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Bizim bütün ritüellerimiz sır içinde sır iken hakka yürüme erkanımız meydan ile ayan oluyor. Şimdiye kadar yapılan takiyeler takiye olmaktan çıkmış, yolumuzun bir parçasıymış gibi algılanıyor. Pirlerimiz bununla ilgili mücadele verdi ve hala vermekteler. Yolu sürdüren canlarımız tarafından kabul görmeye başladı. Asimilasyon öyle akşamdan sabaha olmadı. Yıllardır sistemin, Alevileri yok sayanların eliyle ve bin bir yöntemle ciddi anlamda bir asimilasyon politikaları izlendi. Bunların yanında kendi içimizden de asimilasyon başlamış oldu. Buda dışarıdan gelenden daha tehlikeli. Bilgilendirmek, bilince çıkarmak elbette ki önemli. Yolu yürürken ben Aleviyim yetmiyor. Bu yürümede belli kurallar dizisinde, belli anlayış ve felsefe doğrultusunda oluyor. Alevi anne, babadan doğmakla Alevi olunmuyor. Yol yürütülmüş, bedel ödenmiş. Bizler bu bedelin sayesinde hala var olabiliyoruz” diye konuştu.
“HAKKA YÜRÜME ERKANLARI ÖZE GÖRE YÜRÜTÜLMELİ”
Yolun büyük zorluklara günümüze ulaştığını söyleyen Sanatçı Gani Pekşen,bu dönem içinde sanatın ve müziğin çok iyi kullanıldığı ifade etti. Cemevlerinin Alevilerin toplumsal özüne, yaşam biçimine eğitim vermesi ve hakka yürüme erkanı yürütmesi gerektiğine dikkat çeken Pekşen şunları dile getirdi:
“Yol bize ulaştı. Yolu bize ulaştıran belkide adını bilmediğimiz nice pirler, aşıklar var ama hizmetleri bizim için çok büyük. Yol bize gelirken bin bir zorlukla geldi. Gelirken sanatı, müziği çok iyi ve üst derecede kullandılar. Biz bunu herhangi bir etkinlikte, konserde çalınan ezgi olarak görmedik. İnsanlar arındıktan sonra ruhsal terapi olarak ta hak aşıklarının hak kelamlarıyla taçlandırmaya çalıştı. Hak aşıklarının bu kelamlarını dinlerken müzikal anlamda beğenme değil de, o sözlerdeki anlamları yakalamaya çalışırsak yola biraz daha yaklaşmış oluruz. Bizlerin bu cemevlerinde bir araya gelmesi zorunlu. Ancak yapılması gereken tek şey var; yaşayan ölüleri diriltmek. Biz kendimizi o korkudan, baskıdan sakladık ve inancımızı gizli yaptık. Kendimize öz olan bir şey vardı ve onun açığa çıkmasını istemiyorduk. Gizli iken hepsinin içerisinde bir aşk vardı. Toplumsal olarak kendi kimliğimiz ile ilgili kavgalar verilirken bu insanları yalnız bırakamayız. Bu kurumlardan da şunu bekliyoruz; yolumuz, inancımız neyse onun sürmesidir. Eğer burada başka inançların erkanları yapılıyorsa burayı kurmanıza gerek yok. Sizin yaşam biçiminize uygun uygun olan eğitim, öğretim ve hakka yürüme erkanlarını burada uygulamamız lazım.”
“AŞK ALEVİLİKTE MEYDANA GİRMEK, İKRAR VEREBİLMEKTİR”
“Aşk, Alevilikte meydana girebilmektir, o cesareti göstermektir” diye belirten Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Alevilik de aşkın ikrar vererek toplumsal ilişkiler, yasalar ve doğaya karşı sorumluluk kazanması olduğunu vurguladı. Bireysel kararlılık yanında aynı zamanda da toplumsal kararlılığın geliştiğine dikkat çeken Harmancı şimdi ki modern insanın ise kendine farklı düzenler bularak toplumsal varlıktan koptuğunun altını çizdi. Harmancı sözlerine şöyle devam etti:
“Alevi geleneğinde bir meydana taşınacak iseniz eşikten geçersiniz. Siz adımınızı atar o eşik ile niyazlaşırsanız meydana doğru yolculuk yaparsınız.Kapı dediğimiz şey de Alevilikte boyun kırmayı gerektirir. Yani o dikliğinizi, her şeyinizi bedeniniz üzerinde bina ettikleriniz için birazcık eğilip kırılmanız gerekiyor. İşte o eşikten geçip de aşk meydanına doğru yolculuk ettiğinizde karşınıza çıkacak olan şey ikrardır. Aşk, Alevilikte meydana girebilmektir, o cesareti göstermektir. Cesaret körü körüne değildir. Cesaret için bir bilgiye ve bilgilendirene ihtiyaç var. Ona da rehber diyoruz. Nefesler bize büyük rehberdir. İkrar da işte bu kararlılığı gösterebilmektir. Aşk ise bu duyguya sahip olmaktır. Doğa dışında yasalar da olduğunu biliyoruz. Örneğin bir Müslüman be Hristiyan cennete gitmek için mücadele eder. Ama bunlara inanmayan biri bu dünyada daha uzun yaşamak için mücadele eder. Doğa yasasında belli minarelleri eksik alırsan ve bunun tamamlarsan sağlığınız uzar. ”
“Marifet dediğimiz şey ise çoğunlukla günümüz insanının fark etmeden ulaştığı süreçtir. Marifet, şimdi ki modern insanın eğitim sürecini iyi tamamlamasından, sosyal kimliği, adalet duygunun gelişmesi ve diğer topluluklara empati yapabilmesinden belli bir insan seviyesine gelmiş insan pozisyonudur. Yol bilgisini kurallaştırmadığı için, onu açıktan ikrarlaştırmadığı için doğal olarak dengesi bozulabiliyor. Alevilikte adalet duygusunu insana açıktan öğretmezler. Bunun için sizin yola inanmanız, aşk etmeniz lazım. Önemli olan kapıdan girdikten sonra sizin kendi gönül gözünüzün açıklığıyla ikrar alacak boyuta gelmenizdir. Buda, ‘gelenin canı, dönenin canı’ olarak ifade edilir. Günlük hayatınızda nasıl ki kararlı, düzenli bazı şeylerden sapmamanız gerekirse, yol bunun iki katını ister. Bireysel kararlılığın yanında bir de toplumsal kararlılık var. Eskiden köylerde olsa bazı şeyleri yapamazdınız. Ama şimdi toplumsal varlık açısından siz istediğiniz yere katılıp kendinize düzen bulabiliyorsunuz.”
“Eskiden insanlar hem gezerlerdi hem de okurlardı. Bu gezme ve okumaya bir olarak bakarlardı. Hallacı Mansur’u biliriz. Aşkın ilk şehidi yada kurbanıdır. Onun başından geçenlerin kolay olmadığını düşünüyoruz. Onun başından geçenleri sahiplenmek, onun düşün-düşün dünyasını amaçlamak, sahiplenmek ve toplumsal sınırı yakalayabilmek biraz olsun kendinizi yeni bir insana taşımak oluyor. ”
“EVİMİZ VE AŞIMIZDA AŞK KALMADI”
“İkrar, insanın belli bir yaşama gelerek kendini bulmaya başlaması, düşünmesi, güç kazanması ve sonrasında kendisinin toplumsal kararlar almasıdır” diyen Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz ise, toplumsal ilişkilerin zamanla zayıfladığını hatırlattı. Bu ilişkilerin zayıflaması ile yola ikrarın da zayıfladığını hatırlatan Takmaz şunları vurguladı:
“Doğum ile ölüm arasında ta ki köylerimize kadar halk mahkemeleri vardı. O aşklar bitti. İkrar verilen kararlar demektir. İnsanın belli bir yaşama gelerek kendini bulmaya başlaması, düşünmesi, güç kazanması ve sonrasında kendisinin toplumsal kararlar almasıdır. Bizde ise yola verilen söz anlamına gelir. Evlerimizde aşk kalmadı. Yemeği pişirir iken kaç tane anamız şarkı, türkü veya deyiş okuyor. Yada kapıyı açarken birbirine ‘hoş geldin can’ deme lüksü kaç kişide kaldı. Doğum ve ölüm arası cemlidir. Bizler hep başkaları için yaşamaya başladık. Biz kendimiz olamadık. Alevilik, musahiplik ve kirvelik ikrarları dahi yürütülümez hale geliyor. Köylere pir geleceği zaman bir heyecan vardı. Küsler barışır, hazırlık yapılır ve bir eve mihman olunurdu. Herkes bir aşk tarifi yapar. Eğer yol aşkı olacaksa birbirinize kenetlenin, kavga etmeyin buda yeter. Cemler yapıyoruz ama aramızda küskünler var ve lokmalarımızı paylaşmıyoruz. Çocuklarını cemevine getirin. Özellikle dağı,taşı ziyaret olan Dersim’de devlet eliyle asimilasyon devam ediyor. Çocuklar namaza götürülüyor. Bu bir tehlikedir, görmek lazım. Kendi erkanlarımızı kendi özümüze göre yürütmemiz gerekiyor. Cemevlerinizi harekete geçirin. Dedeleri de sorgulayın. Biz ikrarlı bir toplumuz. Talibin olmadığı yerde pirin olması bir şey ifade etmez. Piri ve mürşidi de belli yere taşıyan talibidir.”
PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü dolayısıyla Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde panel düzenlendi. Panelde konuşan gazeteci Hatice Çevik, “Kısal kesimde üretime katılan kadınlar kente geldiğinde eve hapsoldular. Alevi kadınların büyük bir kısmı eve kapatılırken küçük bir kesimi fabrikalarda iş buldular fakat burada da Alevi kimliğini gizlemek zorunda kaldı. Bu hem psikolojik, hem toplumsal hem de politik bir şiddettir” dedi.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde panel gerçekleştirildi. Panele gazeteci Hatice Çevik ve eğitimci Helin Mutlu katıldı.
Panelde ilk olarak söz alan eğitimci Helin Mutlu, kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan her türlü davranışın kadına yönelik şiddet olarak tanımlandığını kaydetti.
ŞİDDET TÜRLERİ
Ağır bir insan hakkı ihlali olan kadına yönelik şiddetin kültürel, ekonomik, coğrafi sınır tanımaksızın tüm dünyada varlığını sürdürmekte olduğunu belirten Mutlu, şiddet türlerini şöyle açıkladı:
“Fiziksel şiddet; yumruklama, tokat atma, vurma, ısırma, çimdikleme, tekmeleme, saç çekme, itip kakma, yakma, boğazını sıkma, bir aletle vurma.
Cinsel şiddet; istenmeyen cinsel davranışları yapmaya zorlama, istemediğiniz halde cinsel ilişkiye zorlama, cinsel yöneliminize bağlı davranışlarınızı değersizleştirme, taciz etme, cinsel ilişki sırasında güç kullanma.
Psikolojik şiddet; küsmek, baskı uygulamak, intihar etmekle tehdit, çocukları uzaklaştırma, arkadaşlarınıza, ailenize sizinle ilgili yalanlar söyleme, onları görmenizi engelleme, güveninizi kırma, bilgi saklama, kıskançlık, gözdağı verme.
Ekonomik Şiddet; ekonomik özgürlüğü kısıtlama, eve para bırakmama veya çok az bırakma, sürekli hesap sorma, parayı kullanarak aşağılamaya çalışma.
Flört şiddeti; sevgilinin sana karşı fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunmasıdır. Sevgilin, sana karşı şiddet göstererek senin üzerinde egemenlik kurmayı, seni kontrol etmeyi ve gücünü göstermeyi hedefler. Flört şiddeti, bitmiş ya da sürmekte olan heteroseksüel ya da homoseksüel ilişkilerde ortaya çıkabilir.”
ŞİDDETE NEDEN OLAN FAKTÖRLER
Tarihsel olarak toplumsal şiddetin kaynağının üstünlük kurma isteği olduğunu vurgulayan Mutlu, bu kaynakta bazı faktörlerin olduğunu söyleyerek bunları şöyle sıraladı:
“Kültürel faktörler; kadınlar ve erkeklere yüklenen roller ve beklentiler. Erkeklerin güçlü, kadınların zayıf olduğu inancı, erkeklerin kadınlar üzerinde söz hakkı olduğu inancı, erkeklerin şiddet uygulamasının ‘normal’ olduğu görüşü, evlilik gelenekleri (başlık parası, çeyiz), ev içinin ve ailenin özel alan olduğu ve bu alanın erkeklerin kontrolünde olduğu görüşü.
Ekonomik faktörler; kadınların ekonomik olarak erkeklere bağımlı hale getirilmesi, kadınların ekonomik kaynaklara ulaşım sınırlılığı, mülkiyet hakları, boşanma sonrası ekonomik haklar vb. konularda ayrımcılık, çalışma hayatına katılımda yaşanan güçlükler, kadınlara eğitimde eşit fırsat tanınmaması.
Yasal faktörler; yasalarda ve uygulamalarda kadınların ikincil yasal statüsü, boşanma, velayet, mirasa ilişkin yasalar, kadına yönelik her türlü şiddetin yasal tanımlamaları, yasa koyucu ve uygulayıcıların konuya dair yeterli donanım ve duyarlılığa sahip olmaması.”
Tüm bunlara karşı şiddetin her türlüsünü özellikle de aile içinde teşhir etmek gerektiğini ifade eden Mutlu, Türk ceza yasasında kadına yönelik işlenen suçlar ve cezaların yeniden gözden geçirilerek kadınlar lehine sonuçlanması için kadın cinayetleri ve şiddet konusunda duyarlı olmak gerektiğini kaydetti.
“ALEVİLİKTE KADININ ADI VAR FAKAT VARLIĞI YOK”
Mutlu’nun arkasından söz alan gazeteci Hatice Çevik de Alevi kadınların toplumun bir parçası olarak diğer kadınlardan ayrı düşünülemeyeceğini ve şiddetin her çeşidini yaşadıklarını belirtti.
“Alevi toplumunda şöyle bir algı var: Alevilerde kadın kutsaldır kadın daha değerlidir, kadın baş tacıdır. Ama bu yalan. Alevilikte evet kadın var, ama kadının adı var, kendisi var varlığı yok” diyen Çevik, kentlere göç başlamadan önce kırsal kesimde yaşarken kadınların çok sağlam bir yapısı olduğunu ifade etti. Gelinen anaerkil yapıdan dolayı ananın kutsal olduğunu baba ocağı değil ana ocağı dendiğini söyleyen Çevik, yaşanan Alevi katliamlarından en çok Alevi kadınların etkilendiğini, baskılardan dolayı kentlere göç etmek zorunda kaldıklarını vurguladı. Kentlere göçle birlikte anaerkil yapının bozulmayla karşı karşıya kaldığına işaret eden Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ALEVİ KADIN DAHA SOKAĞA ÇIKMADAN ŞİDDETE MARUZ KALMAYA BAŞLADI”
“Kırsal kesimde üretime katılan kadınlar kente geldiğinde eve hapsoldular. Öncelikle Alevi kadının kırılması ve uğradığı en büyük şiddet buydu. Alevi kadınların büyük bir kısmı eve kapatılırken küçük bir kesimi fabrikalarda iş buldular, fakat Alevi kimliğini söylemedi. Zaten kadın kimliğinden dolayı şiddete maruz kalması ile birlikte Alevi olması Kürt olması, Ermeni olması, farklı kimlikte olması sanki bir suç unsuruymuş gibi gizlenmesine neden oldu. Çoğunluk Sünni toplumdan oluştuğu için Sünni toplumun oluşturduğu baskıdan dolayı gizlenme durumunda kalıyorduk. Onun için evde tembihlenirdi, ‘Alevi olduğunu söylersen işten çıkarırlar, kötü gözle bakarlar’. Hepimizin yakından bildiği birçok nedenden dolayı baskı uygulandı. Bu da bir şiddettir. Hem psikolojik, hem toplumsal bir şiddettir. Hem de politik bir şiddettir. Alevi kadını daha sokağa çıkmadan bir şiddete maruz kalmaya başladı. Sır gibi saklar oldu Alevi olduğunu, tarihsel süreç içerisinde yayınlanmış olan fetvalar Alevi kadınının kendisini gizlemesine neden oldu.”
“ALEVİ KADIN DA ŞİDDETİ GİZLİYOR”
Alevilerin evlerinde de şiddetin olduğunu ifade eden Çevik, bunun derecesinin diğer toplumlardan farklı olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Biz de bir düşkünlük kurumu var. Kadına şiddette bulunan, tacizde bulunan, tecavüzde bulunan, zina yapan kimse şiddet uyguluyorsa toplumda dara çekilir ve düşkün ilan edilir. Şimdilerde dar cemleri, görgü cemleri kırsal kesimde var olan erkanlarımızı, ritüellerimizi şehirde çok fazla uygulayamadığımız için ne şikayet edebileceğimiz bir merci, ne paylaşacağımız bir ortam, hatta bunu dara çekecek hangi birim bir çoğunun bilgisinde dahi değil. Kendi başına yalnızlaştırılmış olarak yaşıyor kadın. Dar çevrede yaşayanlar birbirleriyle sorunlarını paylaşıyorlar, ilişkililer ama aile huzuru, aile içinde şiddet var mı, yok mu Alevi kadında bunu gizliyor. O da dışarıya çok yansımıyor, diğer kadınlar gibi. Öğretilmiş davranışlarla böyle öğretildiği için bizim kadınlarımızda aynı şekilde gizleme saklama mutluymuş gibi görünme, huzurluymuş gibi görünme, evde çocuğuna bakmak onun göreviymiş gibi eşine itaat etmek, ezelden beri öyleymiş gibi yaşamaya başladığı için o da ataerkil topluma geçiş sağladı.”
PİRHA – Kadına Şiddete Hayır Platformu ve Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, 24 Kasım Cumartesi günü Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası Mücadele günü konuşulacak.
Ankara’da Kadına Şiddete Hayır ve Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi 24 Kasım Cumartesi günü saat 16.00’da ‘Kadın hakikatın kapısıdır’ konulu panel düzenliyor.
Panelde Kadına karşı Şiddet belgesel gösterimi yapılacak. Eğitimci Helin Mutlu, Kadına karşı şiddetle mücadele konusunu anlatacak. Gazeteci Hatice Çevik ise Alevi kadına karşı şiddet ve mücadele konusunu anlatacak. PİRHA – İSTANBUL
PİRHA- Mersin’de çalışma yürüten Alevi kadınların düzenlediği 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu bugün sona erdi. İki gün süren sempozyumda Alevilikte yer alan temel kavramlar kadınların gözüyle yorumlanıp anlatıldı.
Mersin’de yer alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Derneği ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda çalışma yürüten kadınlar 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’nu düzenledi. İki gün süren sempozyum bugün sona erdi. Alevilikte yer alan birçok önemli kavramın Alevi kadınların gözünden anlatılıp yorumlandığı sempozyum çeşitli oturumlar şeklinde gerçekleşti.
“MUSAHİPLİK TOPLUMSAL ÖRGÜTLÜLÜK VE DAYANIŞMAYI SAĞLAR”
Mersin Cemevi Şube Sekreteri Nuran Engin Kılıçkaya rızalık, ikrar, musahiplik kavramları hakkında bilgi verdi. Kılıçkaya, musahip olmak isteyen canların önce konuyu ailelerine açtıklarını ve bir yıl boyunca musahip olacak canların hal ve davranışlarının akil insanlar tarafından gözlenerek musahip olmaya uygun olup olmadıklarına karar verildiğini kaydetti. Musahip olmaya uygun bulunduklarında ikrar ceminin kurularak herkesten rızalık alınıp musahipliğin tamamlandığını ifade eden Kılıçkaya, musahipliğin toplumsal örgütlülük, dayanışma ve barışı sağladığını belirterek “Benlikte kin ve kibirden arınmadır. Ölmeden önce ölüp yeniden doğmanın başlangıcıdır” dedi.
“RIZALIK ÜÇ BÖLÜMDE ELE ALINABİLİR”
Rızalığın üç bölümde ele alınabileceğini söyleyen Kılıçkaya, “Birincisi kişinin kendi ile olan rızalığıdır. Kişinin dara durup kendini yargılamasıdır. İkincisi ise kişinin toplumla olan rızalığıdır. Toplumun kişiden rızalığıdır. Kişinin eline, belinde, diline sahip olmasıdır. Üçüncüsü ise kişinin yol ile rızalığıdır. Yola giren her can rıza ile girer. Hiçbir baskı yoktur. Yola giren can yolun gereklerini yerine getirir. Böylece üç rızalık birleşmiş olur” şeklinde ifade etti.
“KİRVELİK TOPLUMSAL BARIŞI SAĞLAR”
Demokratik Alevi Derneği Kurucu Üyesi Hatice Çevik kirvelik, dara durmak, düşkün kavramları hakkında bilgi verdi. Kirveliğin ikrar verme ile başladığını ifade eden Çevik, kirve olabilmek için toplumda sevilen sayılan birisi olmak gerektiğini kaydetti. Kirvenin düşkün olmaması gerektiğine değinen Çevik, kirveliğin esas olarak toplumsal barışı sağlamak, dostluk kurulmasına hizmet ettiğini söyledi.
DAR VE DÜŞKÜNLÜK
Dar kelimesinin ağaç anlamına geldiğini ve Alevilikte dara durmak olarak kullanıldığını ifade eden Çevik, kişinin sorgulanması olarak anlamlandırıldığını belirtti. Dara durmak, özünü dara çekmek gibi kişinin kendi kendini sorgulaması ya da bir başkası tarafından sorgulanması olarak da anlamlandırıldığını kaydetti.
Alevi inancının kendisinin hukuksal anlamda bir düzenleyişi olduğuna vurgu yapan Çevik, inancın içinde düşkün ilan etmenin bir ceza olduğunu dile getirdi. Düşkünlüğün daimi ve geçici olarak ikiye ayrıldığını belirten Çevik, düşkün ilan edilen kişinin Alevi erkanına, cemlere alınmadığını söyledi. Çevik, düşkün ilan edilen kişinin dardan indirildikten, kurbanı kesildikten sonra Alevi erkanına ve cemlere katılabileceğini ekledi.
“METROPOLLERE GÖÇLE BİRLİKTE CİDDİ ANLAMDA KÜLTÜR ŞOKU YAŞANDI”
Çevik’in konuşmasının ardından başka bir oturuma geçildi. Bu oturumda da Mersin Cemevi Üyesi Aysel Demir, köyden kente Alevi kadının sosyolojik konumu konusunda bilgiler verdi. Köylerden Avrupa şehirlerine verilen göçlerle Kanada, Avustralya gibi ülkelere verilen göçler arasında farklılıklar olduğuna dikkat çeken Demir, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerin iş alanında çalıştırmak için kalifiye elemanlar talep ettiklerini ama Avrupa ülkelerinin kalifiye olsun olmasın bütün kişileri kabul ettiğini belirtti. Köyden çıkıp kendini büyük Avrupa metropollerinin ortasında bulan insanların bir kültür şoku yaşadıklarını ve bulundukları yerlere ayak uydurma konusunda ciddi problemler yaşadıklarını ifade eden Demir, bunun içinde Alevi kadının Sünni kadının yaşadığı problemlerden farklı şeyler yaşamadıklarını ancak bulunduğu topluma ayak uydurma noktasında daha iyi olduğunu söyledi.
Mersin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Bedia Çaka, Alevi edebiyat geleneği ve deyişler konusunda konuşma yaptı. bu bölümde deyiş, saz, turna, zakir, nefes, cem, semah, cemal, niyaz ve post gibi kavramlar işlendi.
Konuşmaların ardından deyişler söylendi semahlar dönüldü. Yöresel kıyafetleriyle sempozyuma gelen Tahtacı Alevileri yöresel oyunları olan mengi oynadılar.
Ardından sempozyumu değerlendiren kadınlar böyle buluşmaların önemine dikkat çekerek Mersin’den bir ışık yaktıklarını ve bu ışığın büyümesini temenni ettiklerini belirttiler.
Konuşmaların bitmesinin ardından çerağın sırlanmasıyla birlikte sempozyum sona erdi.
PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Haberin Videosu
Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.
Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.
Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.
Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
Değerli Canlar,
Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..
Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.
Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.
Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.
Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!
Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.
Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.
Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.
Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.
Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.
Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.
Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.
Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.
Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.
Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.
İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!
Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.
Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI
Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.
Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.
Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.
Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.
Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.
4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.
Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.
Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.
Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.
‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.
Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.
İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.
ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder. Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.
Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.
Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.
Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!
Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir. Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.
Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.
HIZIR
Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.
Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.
RIZALIK
Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.
Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.
ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.
Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.
Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.
Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.
Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.
Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.
Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.
Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.
Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.
Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.
ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!
Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.
Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.
KİRVELİK ERKÂNI
Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.
Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.
NİKÂH ERKANI
Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.
MUSAHİPLİK ERKÂNI
Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.
Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.
Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.
HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI
Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.
Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.
Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.
Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir. Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.
Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.
Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.
ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !
Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR
Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.
Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.
Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması, öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.
CEM ERKÂNI
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?
Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.
Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.
Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.
Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.
Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.
Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.
ÂŞIKLIK, ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.
Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.
ALEVİLİK VE GENÇLİK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
ALEVİLİK VE KADIN
Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır. Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır. Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek, Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.
Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER
Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.
Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.
Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.
Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.
Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.
Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.
Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.
DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ
Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.
Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.
Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.
Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.
Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.
Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları, aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.
BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.
Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.
Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.