Etiket: hatun esen

  • Ağuçan Ocağı’ndan çağrı: Dersim birleşmezse topraklarımız talan edilecek-VİDEO

    Ağuçan Ocağı’ndan çağrı: Dersim birleşmezse topraklarımız talan edilecek-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesinin Bargini (Karabakır) köyünde bulunan Ağuçan Cemevi ve Kültür Merkezi’nde ‘Kızılbaş Alevilikte Doğa ve Sekasur’ konulu panel düzenlendi. Yaşadıkları toprakların yüzyıllardır tahrip edilmediğini belirten Ağuçan Ocağı Piri Mithat Güler, “Bugün maden çıkarmak için egemen güçler birleşmiş ve ruhsatlar verip topraklarımızı talan edilecek. O yüzden bütün köylülerin ve Dersim’in birleşmesi lazım” dedi.

    Dersim’in Hozat ilçesinin Bargini (Karabakır) köyünde bulunan Ağuçan Cemevi ve Kültür Merkezi’nde ‘Kızılbaş Alevilikte Doğa ve Sekasur’ konulu panel düzenlendi.

    Panelden önce Ağuçan Ocağı’nda Ağuçan Ocağı Piri Mithat Güler ve Ağuçan Ocağı Piri Abidin Bakır gülbeng okudu. 

    Ağuçan Ocağı Piri Mithat Güler, Ağuçan Ocağı Piri Abidin Bakır, Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, Geyiksuyu Çevre Köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Alişan Çelik, Avukat Sinan Can’ın konuşmacı olarak katıldığı panele DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “TOPRAKLARIMIZ TALAN EDİLECEK”

    Yaşadıkları toprakların yüzyıllardır tahrip edilmediğini belirten Ağuçan Ocağı Piri Mithat Güler, “Bugün maden çıkarmak için egemen güçler birleşmiş ve ruhsatlar verip topraklarımızı talan edilecek. Peki maden çıkartıldıktan sonra köylerin hâli ne olacak? Hayvanları nerede otlanacak? O yüzden bütün köylülerin ve Dersim’in birleşmesi lazım” dedi.

    Ağuçan Ocağı Piri Abidin Bakır ise konuşmasında şunları ifade etti:

    “Maden şirketleri sadece kendi menfaatlerini düşünerek doğamızı tahrip etmek istiyor. Türkiye’nin neresinde olursa olsun canlı yaşamını yok etmek isteyenlere karşı birlik içerisinde mücadele etmemiz gerekiyor.”

    “DİRENMEDEN DOĞAMIZI KORUYAMAYIZ”

    Türkiye’nin dört bir yanında maden projelerine karşı halkın direnişte olduğunu vurgulayan Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Direnmeden doğamızı koruyamayız. Bugün Sekasur’da köylüler direnmeseydi maden şirketi çoktan çalışmalara başlamıştı. Bir tarafında Ağuçan Ocağı diğer tarafında ise Sultan Hıdır Ocağı var, 1938’de katledilen 24 canımızın anıtının olduğu yere kepçe vurmak hangi vicdana sığar. Böyle bir yıkımı bizler asla kabul edemeyiz” diye belirtti.

    Pamza madenciliği ile birlikte bölgedeki su kaynaklarının, bitki örtüsünün ve coğrafi yapısının ciddi anlamda zarar göreceğini söyleyen DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, “Pomza madeni çalışmalarına izin verdiğimiz zaman bitki örtümüz tamamen yok olacak ve ancak 50 yıl sonra yeniden kendine gelebilecek. Dersim’in doğasını korumak için bütüne kadar mücadele ettik, bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz” diye ifade etti.

    “MADEN PROJELERİ YERELDEN DESTEK ALINARAK YAPILIYOR”

    Dersim’in muhalif kimliğinden dolayı defalarca katliamlara ve sürgünlere maruz kaldığını belirten Geyiksuyu Çevre Köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Alişan Çelik, “Ama yapılan tüm saldırılara karşı Dersim dik durmayı başarmıştır. Egemenler ise artık Dersim’e yönelik yeni saldırı planlarıyla karşımıza çıkmaktadır. Dersim’in toprakları satın alınarak demografik yapının değiştirilmesi istenmektedir. Arazilerini satmak isteyen hemşerilerimiz iyice düşünsün daha sonra karar versin” şeklinde konuştu.

    Pomza maden şirketinin sahiplerinin Dersimli olduğunu söyleyen Avukat Sinan Can, “Dersim’deki maden projeleri iktidarın politikalarından bağımsız değil. Bunun da farkında olmak gerekiyor. Sadece şirketlere tepki gösterme yaklaşımı eksik olur. Dersim’deki maden projeleri maalesef yerelden destek alınarak yapılıyor” diye belirtti.

    “TOPRAKLARIMIZA SAHİP ÇIKIP, ÜRETİM YAPMAMIZ LAZIM”

    Meclis’ten geçen son yasa ile birlikte maden şirketlerine büyük rantlar sağladığını vurgulayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Sekasur ve Geyiksuyu’nda yürütülen mücadele Dersim için doğayı korumak için önemli bir deneyim. Aynı zamanda doğasına sahip çıkan, nöbet tutan ve herkesi birliğe çağıran ruh çok önemli” dedi.

    Madencilik projelerine karşı yapmaları gereken tek şeyin birlikte mücadele etmek ve üretim yapmak olduğunu söyleyen Dersim Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, “Eğer biz meralarımıza sahip çıkarsak, maden projelerini durdurabiliriz. 1990’larda ilimizde 860 bin hayvan varken şu anda 460 bin hayvan var. Onun için kendi topraklarımıza sahip çıkıp, üretim yapmamız lazım” diye konuştu.

    Panel konuşmaların ardından Murat Akar ve Grup Başak’ın müzik dinletisiyle sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ paneli yapıldı- VİDEO

    Dersim’de ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ paneli yapıldı- VİDEO

    PİRHA- 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 4. gününde ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ paneli yapıldı. İlk oturumda madencilik yasası, Dersim coğrafyasındaki ekolojik tahribat ve İliç’teki maden faciası konuşuldu.

    23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin son günü iki oturumlu ekoloji paneliyle başladı.

    1. oturum ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ başlığıyla yapıldı. Sanat Sokağı’nda yapılan panelin 1. oturumunun moderatörlüğünü Hasan Şen yaparken; Munzur Çevre Derneği’nden Hatun Esen, Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ve İliç Çevre Felaketi Avukatı Ümit Altaş konuşmacı olarak yer aldı.

    “İLİÇ, ADIM ADIM GELİYORUM DİYEN BİR FELAKETTİ”

    İliç Çevre Felaketi Avukatı Ümit Altaş, İliç’teki maden faciasının tarihsel sürecini anlattı ve madenlerin önlenmemesi halinde nasıl felaketlerin yaşandığına dikkat çekti.

    “İliç’teki facianın arka planında adaletsizliklerin sonucunda gelinen çaresizlik var” diyen Altaş, “Erzincan’a bağlı Çöpler Köyüne ‘sizin kaderinizi değiştireceğiz’ diye geldiler. Maden için köyü taşımak isterken arazilere baktılar, pahalı geldi köyü mera alanına taşıdılar. Bu da köydeki hayvancılığı bitirdi ve buradaki insanların tamamını maden ocağına işçi olarak alıp, halk madene bağlı bir hale getirildi. Türkiye Mimar Mühendisler Odası her genişlemeye karşı dava açtı. Çünkü facianın adım adım geldiği çok açıktı. Oraya gidip dava açmak isteyen avukatlara halk, ‘madeni istiyoruz’ diyerek geri gönderdiler. Aynısını Sabırlı köyünde de yaptılar. Sonucunda 9 insanın hayatını kaybettiği, Fırat nehrinin siyanürle dolduğu bir facia yaşandı. Maden kapandı, 9 insan öldü, ölen insanların ailelerine ‘para verelim şikayetçi olmayın’ denildi. İnsanların adalete inancının olmadığı bir yerde de ailelerin çoğu tazminatı kabul etti. Görülecek davanın takipçisi yalnızca 2 aile oldu. İliç halkı çaresizliğe sürüklendirilerek madenlere mecbur bıraktılar. Faciadan sonra da çevre illerdeki madenlere çalışmaya gitti insanların çoğu. Bu adaletsizlikler sonucu hala yargılama devam ediyor. Sonuç belli değil. Altın madeni girişine izin verdikten sonra bazı noktalara engel olamıyorsunuz. Ve bir yerden sonra çaresizlik noktasına geliyorsunuz. Bunun olmaması için başından bu yana bunun önüne geçmek lazım” dedi.

    “DERSİM’E KAZMA VURULURSA COĞRAFYAMIZDAN ESER KALMAYACAK”

    Munzur Çevre Derneği’nden Hatun Esen, Dersim’in inancı, kültürü, dili sebebiyle uzun yıllardan bu yana yok edilmek istendiğini söyleyerek topraklarının da aynı sebepten dolayı aynı tehlikeyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Dersim topraklarının kendileri için kutsal olduğunu belirten Esen, “Sermaye sahipleri bakkaldan bir şey alır gibi ÇED raporu alıyorlar, artık ona bile gerek duymuyorlar. Coğrafyamızda Munzur bir inanç merkezidir. Neden Munzur yok edilmek isteniyor, neden inanç yerlerine kazma vuruluyor? Dilimiz, kültürümüz, inancımızdan dolayı sürekli yok etme politikasıyla karşı karşıyaydık. Dersimin ormanlarını yakıp yok etmek istediler başaramadılar. İnsanlarımızı soykırıma uğratmaya çalıştılar. Bu halk tüm zorluklara rağmen yönlerini bu topraklara çevirdiler. Bu topraklar bizler için kutsaldır. Buraya madenden dolayı kazma vurulursa coğrafyamızdan eser kalmayacak” diye konuştu.

    “MADEN YASASIYLA TÜM ÜLKE MADEN SAHASINA DÖNÜŞTÜRÜLECEK”

    Son olarak konuşan Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, madencilik yasasıyla birlikte bütün ülkenin dev bir maden sahasına dönüştürüldüğünü belirterek, şunları söyledi:

    “Bu yasa sadece zeytinlik alanları ile sınırlı değil. Bu yasayla her yerin bütün yaylaları, meraları, ormanları, maden şirketlerinin hizmetine sunmuş oldu. Tüm ülkenin maden sahasına çevrileceği anlamına geliyor bu. Bugünün bir numaralı zengini Koç Holding, servetinin önemli bir kısmını madencilik faaliyetleriyle elde etti. Ama bu madenlerin bulunduğu köylerdeki insanlara içecek su vermiyorlar. Köylüler içme suyu için dava açmış durumda. Zenginler daha zengin olurken halk içme suyunu bile kaybediyor.

    Sermaye için her şey maden. Ormanlar, su, rüzgar, güneş, jeotermaller. Sermaye bütün bu madenleri değerlendirirken pek çok şeye ihtiyaç duyuyor. Bu kadar orman yangınından sonra ‘Burayı imara açacaklar’ kaygısı oluyor halkta ama imara açmasalar bile bu ormanlardan para kazanıyorlar. Yanmış ormanların ihalesini alıp, kesimini yapıyorlar ve yurtdışına satıyorlar. Bütün bunlara karşı mücadeleyi tek tek bulunduğumuz yerlerde kendi özgün sorunlarımızı dile getirerek büyütemeyiz. Topyekün bir şekilde, hep beraber ve her yer için mücadele edersek bütün bu saldırıları bertaraf edebiliriz.”

    PİRHA/ DERSİM

  • Hatun Esen: Pomza kum ocağı projesine karşı, örgütlü bir şekilde direnelim-VİDEO

    Hatun Esen: Pomza kum ocağı projesine karşı, örgütlü bir şekilde direnelim-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de yapılması planlanan pomza kum ocağı projesinin inançlarıyla aralarındaki bağları koparma amacı taşıdığını ifade eden Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Dersim’de bir kişi kalsa bile o iş makinelerinin önünde bedenimizi yere sereriz, ölürüz ama yine bir karış toprağımızı vermeyiz” dedi.

    Dersim’in Pertek ilçesinde Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylerinin mera alanlarına Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından, pomza kum ocağı yapılmak isteniyor. Projenin yapılacağı alanın Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Ağuçan ve Üryan Xızır Ocağı’nın tam ortasında yer alması da köylüler tarafından tepki gösteriliyor.

    Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, yapılmak istenen projeye ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “BİLİNÇLİ OLARAK İNANCIMIZLA ARAMIZDAKİ BAĞLARI KOPARMAK İSTİYORLAR”

    Geçmişte köyleri boşaltılan, ormanları yakılan, yayla ve mera yasağı ile karşı karşıya kalan Dersim halkının şimdi de yapılmak istenen pomza kum ocağıyla büyük tehlikeyle karşı karşıya olduğunu belirten Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Ancak projenin yapılacağı bölgede bizim inanç yerlerimiz var. Başka bir yerde kilise veya camiye bir şey olduğu zaman yer yerinden oynuyor ama bilinçli olarak, inancımızla aramızdaki bağları koparmak için geçmişten beri sürekli çalışıyorlar. Geçmişte insanlarımız dara düştüklerinde inanç merkezlerimizin olduğu yerlere gidip teberikler alırlardı. Yaşlılarımız ziyaretlere çıplak ayakla yeri öpe öpe giderlerdi, o kadar o toprakları kutsarlardı. Toprakla birlikte yaşamayı burada örmüşler, her şeylerini topraktan edinmişler. Doğadaki bitkilerden merhem yapıp yararlarını iyileştirdiler. Nasıl bizim inanç yerlerimize dokunabiliyorlar? Dersimli olan birisinin bunu yapması bizim yüreğimizi parçalıyor” dedi.

    “ÖRGÜTLÜ BİR ŞEKİLDE DİRENELİM”

    Projenin yapılacağı alanda 1938’de katledilenlerin kemiklerinin olduğu anıt mezarının olduğunu hatırlatan Esen, “1938’de bizim yüreğimiz yandı, soykırım yaşadık. 1993-1994’de köylerimiz boşaltıldı ve biz yine topraklarımızdan sürüldük. Daha sonraki yıllarda tekrar topraklarımıza geri geldik. Topraklarımızda hep beraber yaşamı inşa etmek istiyoruz. Burada yaşamak istiyoruz ama sermaye sahipleri durmuyor. Çünkü 90’lı yıllarda Dersim coğrafyası baştan başa gezilip Avrupa’ya bir rapor verildi. Değerli madenlerin çıkartılması için köyler boşaltıldı, ormanlar yakıldı, meralar ve yaylalar yasaklandı. Burası insansızlaştırıldıktan sonra rahat bir şekilde madenleri çıkartacaklarını zannettiler. Ama hiç unutmasınlar Dersim’de bir kişi kalsa bile o iş makinelerinin önünde bedenimizi yere sereriz, ölürüz ama yine bir karış toprağımızı vermeyiz. Buradan tüm Dersim halkına sesleniyorum. Bütün ayrılıklarımızı bir kenara bırakalım. Çünkü ekoloji mücadelesi, inanç mücadelesi siyaset üstü bir mücadeledir. Yan yana, omuz omuza ve örgütlü bir şekilde direnelim” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim Pertek’teki pomza kum ocağı projesine tepki: Köylerimiz yok edilmek isteniyor-VİDEO
    -Pomza kum ocağı yapmak isteyen şirketin ortağı: Kırıcı dinamit veya kimyasal kullanmayacağız-VİDEO
    -Dersim Pertek’teki pomza kum ocağı projesine ’ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildi
    -‘Pomza kum ocağı alanı Ağuçan ve Üryan Xızır Ocağı’nın tam ortasında, dokunulmasını istemiyoruz’-VİDEO
    -Celal Fırat: Kutsal mekânlarımızın olduğu bölgeyi madenciliğe açmayın-VİDEO
    -Ayten Kordu, Dersim’de yapılması planlanan pomza kum ocağı projesi için soru önergesi verdi
    -DAD: Sekasur Katliamı büyük acımızdır, kum ocağı projesiyle hafızamızdan silinemeyecek
    -Hozat’ta pomza kum ocağına karşı yürüyüş yapıldı-VİDEO

  • Munzur Çevre Derneği yöneticisi Esen: Dağ keçileri kutsallarımız, katledenler cezalandırılsın’

    Munzur Çevre Derneği yöneticisi Esen: Dağ keçileri kutsallarımız, katledenler cezalandırılsın’

    PİRHA- Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hatun Esen, son yıllarda yapılan avcılık faaliyetleriyle birlikte dağ keçilerinin tehdit altında olduğunu söyledi. Esen, “Kış aylarının gelmesiyle birlikte av turizmi adı altında yerli işbirlikçilerin avcılara rehberlik etmesiyle dağ keçileri katlediliyor. Kutsallarımızı katledenleri en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz” dedi.

    Dersim’de tepkilere rağmen avcılık faaliyetleri sürüyor. Dersim’de kutsal kabul edilen ve nesli tükenme tehlikesi altında bulunduğu için avlanması yasak olan dağ keçileri kış ayının gelmesiyle birlikte yeniden avcıların hedefi haline geldi.

    10 Aralık’ta Mazgirt’in Kale köyünde 2 dağ keçisi, 12 Aralık’ta ise Pertek’in Kolonkaya köyünün Işıklar mezrasında 1 dağ keçisi öldürülmüştü.

    Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hatun Esen, Dersim’de son 2 günde 3 dağ keçisinin öldürülmesini PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “AV TURİZMİ ADI ALTINDA DAĞ KEÇİLERİ KATLEDİLİYOR”

    Geçmişten bugüne Dersim coğrafyasının, doğasının ve sularının tehlike altında olduğunu hatırlatan Hatun Esen, “Son yıllarda yapılan avcılık faaliyetleriyle birlikte Dersim halkının kutsal gördüğü dağ keçileri de tehdit altında. Kış aylarının gelmesiyle birlikte av turizmi adı altında yerli işbirlikçilerin avcılara rehberlik etmesiyle dağ keçileri katlediliyor. Kutsallarımızı katledenleri en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Bize göre doğada yaşayan her canlının yaşama hakkı vardır ve ne için olursa olsun hiçbir canlı katledilmemelidir” dedi.

    “BÜTÜN DERSİM KURUMLARININ MÜCADELE ETMESİ GEREKİYOR”

    Egemenler tarafından yaşamın her alanına çok yönlü bir saldırı olduğunu belirten Esen, şunları dile getirdi:

    “Kayyımlar, doğa katliamı, emek sömürüsü, kadın cinayetleri gibi birçok saldırı var. Emperyalistler tarafından toplumlara bir baskı söz konusu. Her tarafa yetişemediğimiz için fazla yoğunlaşamadık ama avcılık konusunda bütün Dersim kurumları bir araya gelip güçlü bir mücadele etmesi gerekiyor. Artık sosyal medyadan vicdanı rahatlatan açıklamalar yapılması yetersizdir ve ben doğru bulmuyorum. Kurumlar olarak artık sokaklarda değiliz ve halktan kopuk bir haldeyiz. Birlikte hareket ederek, doğamız ve yaşam alanlarımız için birlikte mücadeleyi nasıl başarabiliriz konusunda kafa yormalıyız.”

    Cihan BERK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’de 2 Dağ Keçisi öldürüldü
    -Avcılar Dersim’de 1 dağ keçisini katletti

  • Esen’den ‘Çernobil’den İliç’e Doğayı ve Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz’ etkinliğine davet- VİDEO

    Esen’den ‘Çernobil’den İliç’e Doğayı ve Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz’ etkinliğine davet- VİDEO

    PİRHA – Munzur Çevre Derneği, Çernobil Faciası’nın 38. yılında, ‘Çernobil’den İliç’e Doğayı ve Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz!’ etkinliği düzenledi. Derneğin Yönetim Kurulu üyesi Hatun Esen, “Doğanın çektiği zulmü anlatmamız gerekiyor” dedi ve 27 Nisan günü herkesi bu etkinliğe davet ettiklerini söyledi.

    Munzur Çevre Derneği, 27 Nisan saat 18.00’de Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde Çernobil Faciası’nın 38. Yılında ‘Çernobil’den İliç’e Doğayı ve Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz!’ Şiarıyla etkinlik düzenleyecek. Etkinliğin detaylarına dair Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hatun Esen ile konuştuk. Esen, 27 Nisan’da düzenleyecekleri etkinliğe çağrı yaptı.

    “ÖRGÜTLENİP CİDDİ BİR DURUŞ SERGİLEMEMİZ LAZIM” 

    27 Nisan’da yapacakları etkinliğin 8. etkinlikleri olacağını dile getiren Esen, etkinliği niçin düzenlediklerini şöyle anlattı:

    “Çernobil’de çok korkunç bir facia yaşanmıştı. Bu facianın etkilerini insanlarımız yıllar sonra da yaşamaya devam ediyor. Ama o dönem çok basite alınmıştı. Belki o dönem önlemler alınsaydı insanlarımızda etkileri bu kadar fazla olmazdı ve insanlarımız ölmezdi. Çernobil’de yaşanan katliamın nükleer santrallerin bir bomba olduğunu, yaşama, çevreye çok büyük zarar verdiğini halka anlatmak için bu etkinliği düzenliyoruz. Herkes İliç Katliamı’nı göz önünde bulundurarak siyanürle altın madenciliğine karşı bir duruş sergilemeli. Çünkü orada madenler açıldığında halk ekmek kapısı olarak gördüğü için çok sevinmişti. Oysa orada cehenneme giden merdivenlerin taşları örülmüştü. İliç’te kuşlar bile ötmüyor. Sularımız kirlenecek. Bir halkı yok edecekseniz o halkın suyunu kirleterek göçe zorlayabilirsiniz. Nasıl ki Çernobil’de yaşanan o büyük faciadan sonra insanlar facianın büyüklüğünün farkında olmadıkları için köylerine geri döneceklerini zannetmişlerdi. Evlerinin kapılarına ‘evlerimize zarar vermeyin, biz geri döneceğiz’ diye notlar bırakmışlardı. Halk sonradan korkunç bir felaketle karşı karşıya olduğunu anladı. Gittikleri yerlerde ötekileştirildiler. O halk sonra ‘Çernobil halkı’ olarak anılmaya başlandı. Ülkemizde de maalesef Mersin’de bir Akkuyu var tamamlanmak üzere. En azından örgütlenip buralara karşı ciddi bir direniş sergilememiz lazım.”

    “DOĞANIN ÇEKTİĞİ ZULMÜ İNSANLARA ANLATMAMIZ GEREKİYOR”

    İliç’in diğer tarafının Munzur olduğunu ifade eden Esen, “Oysa biz toprak kutsaldır diyoruz. O toprağın altında bizim ölülerimiz yatıyor. Bizim geçmişimiz, anılarımız var. Biz çok tedirginiz. Munzur’da birçok yer ruhsatlandırılmış durumda. Oraya bir kazma vurulduğu zaman bırakın insanlarımızı bütün canlılara mezar olacak. Birlikte örgütlenip mücadele etmemiz lazım. O iş makinelerinin önüne bedenlerimizi yatırmamız lazım. Direnişten başka bir şansımız yok. Biz 38’de oraları boşalttık geri döndük. Geri döndüğümüzde insanlarımız o toprakları öpe öpe gidip elleriyle kazarak yaşamlarını inşa ettiler. 93-94’te köylerimiz boşaltıldı biz yine geri döndük. Şimdi boşalttığımız zaman dönecek yerimiz yok. İliç’te yaşanan katliamın büyüklüğü yansımıyor. Orada doğanın çektiği zulmü insanlara anlatmamız gerekiyor” diye konuştu.

    “BİZİM ÇAĞRIMIZ RENKLERİ VE COĞRAFYALARI BİRLEŞTİRMEKTİR”

    Var olan ekoloji örgütlerini de etkinliklerine davet ettiklerini belirten Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hatun Esen, “Bu mücadele sadece Munzur Çevre Derneği’nin mücadelesi değildir. Örgütlü, ilkeli, bütün ekoloji örgütlerinin yan yana olduğu bir mücadeledir. Bizim bütün halkımıza çağrımız, renkleri ve coğrafyaları birleştirmektir. Tüm halkımızı 27 Nisan günü Şişli Cemil Candaş’ta yapacağımız ‘Çernobil’den İliç’e Yaşam Alanlarımızı Savunuyoruz’ etkinliğimize davet ediyoruz” dedi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Munzur Çevre Derneği, Kaz Dağları için nöbet tutacak-VİDEO

    Munzur Çevre Derneği, Kaz Dağları için nöbet tutacak-VİDEO

    PİRHA- Çanakkale’nin tek içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı havzasında siyanürlü altın arayan şirkete karşı yurttaşlar, çevre örgütleri ve Çanakkale Belediyesinin başlattığı “Su ve Vicdan Nöbeti” desteklerle sürüyor. Munzur Çevre Derneği yöneticileri de nöbete destek için Kaz Dağları’na gidecek. 

    Haberin videosu

    Kanadalı Alamos Gold şirketinin Çanakkale’nin Kirazlı köyünde (Kaz Dağları) yürüttüğü altın madeni projesi, Türkiye’de büyük bir ağaç katliamının daha kapısını araladı. Uydu görüntülerine göre 200 bine yakın ağacın kesilmesine yol açan proje, halkın ve çevre örgütlerinin tepkisine neden oldu.

    Çanakkale’nin tek içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı havzasında siyanürlü altın arayan şirkete karşı yurttaşlar, çevre örgütleri ve Çanakkale Belediyesi’nin başlattığı “Su ve Vicdan Nöbeti”ne destekler sürüyor. Munzur Çevre Derneği ve Dersim Ovacıklılar Derneği 21 Eylül Cumartesi günü Su ve Vicdan Nöbeti’ne destek olmak için İstanbul Okmeydanı’ndan saat 10:00’da Munzur Çevre Derneği önünden araçlarla hareket edecek.

    Dersim ve Kaz Dağları’nda maden ocakları nedeni ile yaşanan doğa katliamına ilişkin Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hatun Esen, Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “YER KÜREMİZ İNSAN ELİ İLE YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Dersim Munzur Dağları ve Kaz Dağları’nda yapılması planlanan maden ocakları dolayısı ile yaşanan doğa katliamına tepki gösteren Hatun Esen, “Ne yazık ki yer küremiz insan eliyle yok edilmeye çalışılıyor. Dersim coğrafyası geçmişten beri zulüm altındaydı, içlerindeki kin ve öfke bitmemiş olacak ki dağlarımızı maden sahası ilan ettiler. Bu kin ve öfkenin sebebi nedir merak ediyoruz. Dersim halkı ne kadar barış içinde yaşamak istese de bizler barışın çok zor olduğunu iyi biliyoruz. Bu maden sahalarına bir kazma dahi vurulursa, sadece insanlar değil, hiçbir canlı orada yaşamını sürdüremez. Herkesin düşüncesi farklı olabilir fakat Dersim için birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Birlikte hareket etmezsek yol alamayacağımızı biliyoruz. Kaz Dağları için oluşturulan kamuoyunun Dersim için de oluşturulmasını bekliyoruz. Dersim, Hasankeyf hiç fark etmiyor. Bu bölgelere gelindiğinde ne yazık ki bu kadar kamuoyu oluşturulamıyor. Bizler mücadeleyi oluşturamazsak, Dersim, Hasankeyf ve nice binlerce yıllık tarih yok olup gidecek” dedi.

    “HASANKEYF’TE MEZARLAR SU ALTINDA KALIYOR”

    Hasankeyf’te mezarların su altında kaldığını ve ne yazık ki bu topraklarda ne yaşayan halka ne de ölenlere saygının kalmadığını dile getiren Esen, “Hasankeyf’te mezarlar su altında kalmasın diye kemikler taşınıp başka yerlere defnedilmiştir. Bu durum insanlara aynı acıları defalarca yaşatmaktır” diye konuştu.

    “TOPRAKLARINI SATANLAR VAR, ÇOK ACI BİR DURUM”   

    Doğup büyüdükleri ve yaşadıkları toprakların yok olduğuna dikkat çeken Esen, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Büyükşehirlerde yaşayan halkımız ‘benim o toprağa ihtiyacım yok, ben gitmiyorum torunlarım gitmiyor’ maksadıyla topraklarını satanlar da var. Bu çok acı bir durum. Bu yüzden oradaki güveni kazanıp halkımızla bütünleşmemiz gerekiyor aksi durumda bu mevcut durumdan kurtulma şansımız yok. Yazın köylerdeki haneler 80’li sayılardayken kışın bu sayı 20’lere iniyor. Bu yüzden kendi köylerimize geri dönüş yapmamız gerekiyor. Büyükşehirlerde hava kirliliğinden, betonlaşmadan ve geçimsizlikten kaynaklı yaşam şansı kalmadı. Halkın kuşku içerisinde, güvensizlikle yaşadığını biliyoruz bunun için tüm kurumlar bir araya gelip örgütlenirse halkın da bizlere güveninin sonsuz olacağını düşünüyoruz. Devletten gelecek yardıma dayalı bir yaşam değil, üreterek kendilerini var etmelerini istiyoruz.”

    “KAZ DAĞLARI DİRENİŞİNİ ORTAKLAŞTIRACAĞIMIZA İNANIYORUZ”

    Bu Cumartesi Kaz Dağları’nda devam eden ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ne dayanışmak amacıyla katılacaklarını söyleyen Esen, “Munzur’un direnişiyle, Kaz Dağları’nın direnişini ortaklaştıracağımıza inanıyoruz, halkımızı da yanımızda görmek istiyoruz. Çoğunluk yönünü Kaz Dağları’na çevirmiş olsa da Murat Dağı, Hasankeyf, Artvin ve bunun gibi birçok yer zulüm altında. Bu zulümden kaynaklanan iklim değişiklikleri yaşanıyor” şeklinde konuştu.

    Tüm çevre kuruluşlarına çağrıda bulunan Esen, kaydetti:

    “Ne olursa olsun mücadelelerimizi ortaklaştıralım, bu mücadeleleri ortaklaştırmadığımız taktirde lokal direnişlerle bir yere varamayacağız. Mücadeleleri ortaklaştırarak galip geleceğimizi biliyoruz. Son olarak da doğa için hakları için ve kayyımdan dolayı iradelerin gasp edilmesine karşı direnen tüm halkımızı selamlıyorum. Umudumuzu kaybetmedik, direniyoruz ve onurlu yaşıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Munzur Çevre Koruma Derneği Çernobil felaketine ilişkin etkinlik düzenleyecek

    Munzur Çevre Koruma Derneği Çernobil felaketine ilişkin etkinlik düzenleyecek

    PİRHA- Munzur Çevre Koruma Derneği, Çernobil felaketinin 33’üncü yıldönümüne ilişkin Şişli Kent Kültür Merkezinde (Cemil Candaş Kültür  Merkezinde) ‘Doğanın Talanına İsyan Edelim, Çevre Mücadelesinde Birleşelim’ şiarı 20 Nisan Cumartesi günü konser etkinliği gerçekleştirecek.

    Munzur Çevre Koruma Derneği Çernobil felaketinin 33.’üncü yıldönümü için ‘Doğanın Talanına İsyan Edelim, Çevre Mücadelesinde Birleşelim’ şiarıyla 20 Nisan Cumartesi Günü saat 19:00-22:00 arası Şişli Kent kültür Merkezinde (Cemil Candaş Kültür Merkezi) bir etkinlik gerçekleştirecek.

    Düzenlenecek etkinlikte konuşmacı olarak Hatun Esen ve Gazeteci Pınar Demircan yer alırken, etkinlikte  sanatçı Pınar Aydınlar, Grup İsyan, Mehmet Ekici, Ümit Taşkıran, Bağımsız Kadın Birliği Ritim ve Tiyatro grubu sahne alacak ve sinevizyon gösterimi yapılacak. Etkinliğin sunuculuğunu ise Dost Berbati ve Ayten Toprak yapacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Munzur Çevre Derneği: Baskınlar ve tutuklama furyası ile sindirilmek isteniyoruz – VİDEO

    Munzur Çevre Derneği: Baskınlar ve tutuklama furyası ile sindirilmek isteniyoruz – VİDEO

    PİRHA – Munzur Çevre Derneği, yaptığı basın toplantısında baskılara tepki gösterdi. Açıklamada, “Yaşam alanlarımıza yönelik yapılan bu saldırılar karşısında çevrenin sesi soluğu olan dernek, kurum ve çevre aktivistleri ev baskınları ve tutuklama furyası ile sindirilmek isteniyor” denildi. 

    Munzur Çevre Derneği, yöneticilerinin 5 Eylül gecesi evlerine yapılan baskınlarına ve Dersim’de devam eden orman yangınlarına tepki göstermek için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Salona “Baskılar bizi yıldıramaz,” “Çevre katliamların, Dersim’de orman yangınlarına sesiz kalmayacağız” dövizleri asıldı.

    Topnatıya HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, sanatçı Mehmet Ekici, KARDEF, Bakırtepe Çevre Platformu ve çok sayıda kişi katıldı. Toplantıda ilk olarak evine baskın yapılan Muznur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen konuştu. Ülkede bir korku furyasının yaratılmak istendiğinin altını çizen Esen, demokratik, çevreci insanların korku furyasıyla korkutup sindirmek istediklerini söyledi. Esen, 5 Eylül gecesi Munzur Çevre Derneği yöneticilerinin ve aynı gece Yeni Demokrasi Gazetesi çalışanlarının da evinin basıldığını hatırlattı.

    “YAŞAM ALANLARIMIZA SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Munzur Çevre Derneği’nin ülkenin her tarafında devam eden talana, ranta karşı çıktığını belirten Esen, Dersim’de devam eden orman yangınlarına değinerek, “Orada bizim atalarımızdan kalan evlerimiz yandı, Kültürümüz, inancımız yandı” dedi.

    Baskıların onları yıldırmayacağını söyleyen Esen, her zaman olduğu gibi yaşam alanlarına sahip çıkmaya devam edeceklerini, “Bu zor süreçte yanan börtü böceğin sesi olacağız”dedi.

    Ana akın medyanın Dersim yangınlarıyla ilgili gerçekleri yansıtmadığını kaydeden Esen, mücadele vurgusu yaparak, “Doğamıza, çevremize sahip çıkacağız” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRATİK MÜCADELE YÜRÜTENLER SİNDİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Ardından HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuştu. Kenanoğlu, konuşmasına Munzur Çevre Derneği yöneticilerine yönelik operasyonları kınayarak başladı.

    Çevre, doğa ve yaşam mücadelesi veren demokratik mücadeleyi sürdüren kesimlere yönelik bir baskı, sindirme ve demokratik mücadeleyi sonlandırmaya yönelik zamanların yaşandığını kaydeden Kenanoğlu, Munzur Çevre Derneği’nin Dersim’de yaşamı yok etmeye çalışanlara karşı bir mücadele yürüttüklerini söyledi.

    Kenanoğlu, mücadele yürütenlerin yanlarında olacaklarını ve mücadele etmeye devam edeceklerinin altını çizdi.

    “BİZİ TEHDİTLERLE YILDIRAMAZSINIZ”

    Basın açıklamasını Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Ali Yıldız okudu. Yıldız, 5 Eylül gecesi üye ve yöneticilerinin evleri çeşitli bahanelerle basılarak keyfi bir şekilde arama yapıldığını söyledi.

    Yapılan baskınların devlet nezdinde bir gövde gösterisi olduğunun altını çizen Yıldız, demokratik eylemlere bile saldırıldığını belirterek, “Bizi baskı ve tutuklama saldırıları ile tehdit edemez ve yıldıramazsınız!” dedi.

    Dersim’de yapılan festivallerin, köy ve yaylalara gidişlerin güvenlik bahanesi ile yasaklandığının altını çizen Yıldız,  Dersim’de bir ay önce askeri operasyon bahanesi ile başlatılan orman yangınlarını valilik ‘çalı çırpı yanıyor ağaçlar değil’ diyerek yalanladığını belirtti.

    “HALK GÜVENLİK GÜÇLERİ TARAFINDAN ENGELLENMEK İSTENDİ”

    Dersim’de yangını söndürmek isteyen halkın, güvenlik güçleri tarafından engellenerek yangın bölgesine geçişlerine dahi izin verilmediğini kaydeden Ali Yıldız, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Orman yangınları sadece Dersim’de değil, Bingöl, Hakkari ve Amed gibi Kürtlerin yaşadığı coğrafyada da çıkarılmış ve yine devletin tutumu aynısı olmuştur. Dünyanın hiçbir yerinde ormanların yakılmasına bir gerekçe sunulamaz. Binlerce hektarlık alana yayılan orman yangınlarını çıkaran da, izleyende egemenlerin ta kendisidir.  Elbette ki tüm bu saldırı ve baskılara rağmen yaşam alanlarını savunanların dayanışması ve direnişi de bitmeyecek.”

    Yaşam alanlarımıza yönelik yapılan bu saldırılar karşısında çevrenin sesi soluğu olan dernek, kurum ve çevre aktivistleri ev baskınları ve tutuklama furyası ile sindirilmek istendiğini söyleyen Yıldız, “Demokratik kitle örgütlerini terörize ederek çevre mücadelesinin meşruluğunu yok ediyorlar ve yaşam alanlarımızı ranta-talana daha rahat açmaya çalışıyorlar. Gölgesini satamadığınız ağaçları kesmenize, topraklarımızı talan etmenize asla izin vermeyeceğiz!” dedi.

    Son olarak Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Mehmet Soylu konuştu. Soylu’da 5 Eylül gecesi evine baskın yapıldığını ve koç başıyla evlerine girildiğini belirterek, evlerinin didik didik arandığını kaydetti.

    PİRHA – İSTANBUL

  • ‘Can güvenliği yok gerekçesi ile çıkan yangınlara sessiz kalamayız’

    ‘Can güvenliği yok gerekçesi ile çıkan yangınlara sessiz kalamayız’

    PİRHA- Munzur Çevre Derneği üye ve yöneticilerinin evlerine yönelik yapılan polis baskına ve Dersim’de askeri operasyonlar gerekçe gösterilerek ormanların yakılmasına tepki gösteren Munzur Çevre Derneği Eş Başkanı Hatun Esen, “Egemenler insanlığın ve çevrenin sesi olan kim varsa korku dalgası ile sessizliğe boğma çabası içerisinde” diye konuştu.

    Munzur Çevre Derneği Eş Başkanı Hatun Esen, önceki gün Munzur Çevre Derneği yönetici ve üyelerinin evlerine yapılan polis baskınına ve Dersim’de askeri operasyonlar gerekçe gösterilerek ormanların yakılmasına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “YAŞAM ALANLARINA VE DOĞAYA HER ZAMAN SAHİP ÇIKTIK”

    “Hepimizin bildiği gibi muhalif, demokratik olan tüm kesime yönelik farklı yönlerle göz dağı verilerek sindirmeye çalışıyorlar” diyen Esen, “Egemenler insanlığın ve çevrenin sesi olan kim varsa korku dalgası ile sessizliğe boğma çabası içerisinde. Munzur Çevre Derneği olarak yaşam alanlarımıza ve doğamıza her koşulda sahip çıktık çıkmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “KUTSALLARIMIZ YOK EDİLİYOR”

    Dersim’de uzun süredir yanan bölgeye gidip gönüllü ekiplerle yangını söndürme çalışmalarına katıldıklarını belirten Esen, “Orada bizim geçmişimiz, geleceğimiz, kutsallarımız ve ekosistemimiz yok ediliyor. Can güvenliği yok gerekçesiyle yanan ormanlara seyirci kalmamız söz konusu olamaz. Çünkü bizler ormanların içinde yanan milyonlarca canlıların, börtü böceğin ve ağaçların sesiz çığlığı olmak zorundayız. Hiçbir gerekçe bölgemizdeki orman yangınlarına sebep olarak sunulamaz ve bu kabul edeceğimiz bir durum değildir” dedi.

    “MÜCADELEYİ ORTAKLAŞTIRIRSAK KAZANIRIZ”

    Munzur Çevre Derneği Eş Başkanı Hatun Esen son olarak pazar günü yapacakları açıklamaya çağrıda bulundu:

    “Buradan bütün demokrattık kurum kuruluş ve ekoloji mücadelesi verenlere çağrımız pazar günü yapacağımız basın açıklamasına sesimize ses olsunlar bu zor süreçte bizler yan yana omuz omuza mücadeleyi ortaklaştırırsak kazanırız. Yaşam alanlarımıza ve doğamıza sahip çıkalım.. Omuz omuza verelim dayanışmayı büyütelim..”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kadın ve doğa birbirine çok yakındır; her ikisi de fedakar, merhametli ve isyankardır’-VİDEO

    ‘Kadın ve doğa birbirine çok yakındır; her ikisi de fedakar, merhametli ve isyankardır’-VİDEO

    PİRHA – Dersim’deki orman yangınlarına ilişkin PİRHA’ya konuşan Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen ve Avrupa Yardımlaşma Derneği Başkanı Aygül Aras, “Kadın ve doğa birbirine çok yakındır, her ikisi de fedakar, merhametli ve aynı zamanda isyankardır” ifadeleri kullandılar. 

    Dersim’de yaklaşık bir aydır devam eden orman yangınları devam ediyor. Birçok bölgede yangınlar, gönüllülerin çalışması sonucu söndürülürken geçtiğimiz gün Bali Deresi mevkiinde yangın yeniden alevlendi.

    Konuya ilişkin Avrupa Yardımlaşma Derneği Başkanı Aygül Aras PİRHA’ya konuştu. Aras, “10 vekilimiz gelmişti. Her gittiği noktada engellendiler. Vekillerimizin dediği gibi burada bir şey vardı ki engellendi. Ormanlarla beraber hayvanlar, köylüler yok ediliyor. 40 yıldır Almanya’da yaşıyorum. Dersim her zaman kötü şeyler gördü. Ama son izlenimlerim Dersim’in daha kötü olduğu. Her yer abluka altına alınmış.  Dersim’de psikolojik savaş var. Bunu kabullenmemiz gerekiyor. Eğer bu halk ayakta duruyorsa direnmiş demektir. Avrupa’da yaşayan Dersimlilere, ideoloji ne olursa olsun birleşme çağrısı yapıyorum” ifadelerini kullandı.

    Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen ise “Bizim coğrafyamız geçmişten beri kuşatılmış, şu anda da kuşatma altında. Biz 38’leri yaşadık, 93’leri yaşadık. Büyüklerimiz geri dönüş yaptı, her şeye rağmen yeni yaşam inşa edildi. Köylerimizi hayvanlarımızla birlikte yok ettiler” dedi.

    Kadınlara çağrı yapan Esen, kadın ve doğa birbirine çok yakındır, her ikisi de fedakar, merhametli ve aynı zamanda isyankardır” diyerek sözlerini tamamladı.

    H.Yaşar SEZGİN-Ersin ÖZGÜL

    DERSİM

  • ‘Can TV ile evlerimizin ışığı tekrar yanacak’-VİDEO

    ‘Can TV ile evlerimizin ışığı tekrar yanacak’-VİDEO

    PİRHA – 1 Mayıs’ta yayın hayatına başlayacak olan Can TV için izleyiciler gün sayıyor. Bir izleyici adayı olarak PİRHA’ya konuşan Munzur Çevre Derneği Eş Başkanı Hatun Esen, “Tüm yayın kuruluşlarımız kapatıldığı için hiçbir televizyon kanalını izleyemiyorduk. Yani evlerimizin ışığı sönmüştü evlerimizin tekrar ışığı yanacak” diye konuştu.   

    1 Mayıs’ta yayın hayatına başlayacak olan Can TV, Alevi camiasında şimdiden adından söz ettirmeye başladı. İzleyiciler de gün sayıyor. Munzur Çevre Derneği Eş Başkanı Hatun Esen, Can TV’ye ilişkin düşüncelerini Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.

    “TÜM KANALLARIMIZ KAPATILDI”

    1 Mayıs Dünya İşçi Bayramı’nda Can TV’nin açılmasının sevindirici olduğunu belirten Esen, “Hepimiz bekliyorduk. Çünkü ciddi anlamda tüm yayın kuruluşlarımız kapatıldığı için hiçbir televizyon kanalını izleyemiyorduk. Yani evlerimizin ışığı sönmüştü evlerimizin tekrar ışığı yanacak” dedi.

    “BİZİ HEP ÖTEKİLEŞTİRMEYE ÇALIŞTILAR”

    “1 Mayıs, emek günü, işçilerin günü, mücadele günü” diyen Esen, “Televizyonlarımızı kapattılar, bizi hep ötekileştirmeye çalıştılar. Ama biz tüm bu zorluklara rağmen bu ülkede varız, var olmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Munzur Çevre Derneği Eş Başkanı Hatun Esen, son olarak 1 Mayısta yayın hayatına başlayacak olan Can TV’ye ilişkin beklentilerini şöyle ifade etti:

    “Can TV başta kültürümüzü, inancımızı, dilimizi ve yok edilmeye çalışılan coğrafyamızı yansıtmalıdır. Çünkü bu konular önemli bizler için. Ve doğayla ilgili insanlarımızın verdikleri mücadeleyi de yansıtmalıdır. Bu yayın politikasını izlerse memnun oluruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Nükleer santral meselesi siyasi bir meseledir, enerji meselesi değil-VİDEO

    Nükleer santral meselesi siyasi bir meseledir, enerji meselesi değil-VİDEO

    PİRHA-Munzur Çevre Derneği’nin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla düzenlediği dayanışma etkinliğinde konuşan Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Nükleer santralleri yapmayın biz mum ışığında kalmaya razıyız. ‘Yaşamın olmadığı bir yerde enerjiye ihtiyaç var mı?’ soruyorum size” dedi.

    Munzur Çevre  Derneği dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasının 32. yılında “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla dayanışma etkinliği düzenledi.

    Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte salona asılan “Nükleer değil yaşam, yaşam için isyan”, “Munzur özgür aksın, Sinoplu nükleersiz yaşasın”, “Dersim’de HES’lere, Sinop’ta nükleere geçit vermeyeceğiz”, “Ölüm değil yaşamak istiyoruz, nükleer enerjiye hayır…!” yazılı pankartlar dikkat çekti.

    Etkinliğe çeşitli yöre ve çevre dernekleri, doğaseverler, İstanbul çevre konseyi, siyasi oluşumlar ve sivil toplum kuruluşları destek verdi.

    Çevre ve yaşam mücadelesinde ölümsüzleşenler için saygı duruşuyla başlayan etkinlikte Munzur Çevre Derneği’nin Çernobil faciasıyla ilgili hazırladığı sinevizyon gösterildi.

    “RADYASYONLU BULUTLARIN TEĞET GEÇTİĞİNİ SÖYLEYEREK DALGA GEÇTİLER”

    Sinevizyonun ardından konuşan Munzur Çevre Derneği başkanı Hatun Esen, aradan 32 yıl geçmesine rağmen Çernobil faciasının etkilerinin hala devam ettiğine dikkat çekti. Diğer ülkelerin radyasyona karşı önlem aldığını kaydeden Esen, Türkiye’yi yönetenlerinse radyasyonlu bulutların teğet geçtiğini söyleyerek insanlarla insanlarla dalga geçtiklerini belirtti. Çernobil faciasından Karadeniz’in kıyı kentlerinin çok etkilendiğini ifade eden Esen, neredeyse her evden bir kişinin hayatını kaybettiğini de ekledi.

    “NÜKLEER YAPMAYIN MUM IŞIĞINDA KALMAYA RAZIYIZ”

    Çernobilden sonra gelişmiş ülkelerin kendi ülkelerinde nükleer santralleri durdururken Türkiye’ye yöneldiklerini hatırlatan Esen, ülkemizde enerjiye ihtityaç olduğu için yapılmak istenen üç nükleer santrale dikkat çekti. Esen “Nükleer santralleri yapmayın biz mum ışığında kalmaya razıyız. ‘Yaşamın olmadığı bir yerde enerjiye ihtiyaç var mı?’ soruyorum size” dedi.

    “ATIKLAR İÇİN TOROSLARI DÜŞÜŞNÜYORLAR”

    Türkiye’de insan ölümlerinin kolaylığına işaret eden Esen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim ülkemizde insan ölümleri o kadar kolay ki taş ocaklarında ölüyoruz, çöp konteynırı patlamalarında ölüyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi Mersin’de, Sinop’ta nükleer santral yapıyorlar. Mersin’de kurulacak nükleer santral 60 yıl sonra işlevini yitirdiği zaman atıklarını nereye atacaksınız? Onun için de Torosları düşünüyorlar.”

    “BÜTÜN DERELERİMZE KELEPÇELER VURULUYOR”

    Türkiye’de doğal yaşam alanlarına saldırıların arttığını kaydeden Esen, “Kıyılarımız birilerine peşkeş çekiliyor, ormanlarımız yok oluyor. Akan bütün derelerimize kelepçeler vuruluyor. Vadilerimiz HES’lerle yok ediliyor. Sur, Hasankeyf, Dersim Sinop, Mersin her yer yok oluyor. Biz biliyoruz ki yolumuz uzun, mücadelemiz zor. Ama biz sesimizi yükselteceğiz, buna geçit vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    DİRENİŞE DEVAM VURGUSU

    Çevre mücadelesinde hayatlarını kaybeden Büyüknohutçu çiftini de unutmayarak onlara selam yollayan Esen, direnişe devam vurgusu yaparak sözlerine şöyle devam etti: “Bizler coplansak da gözaltına alınıp içeri atılsak da doğamıza, taşımıza, mahallemize, sokağımıza yönümüzü çevirerek yaşam alanlarımızı koruyacağız. Lokal direnişleri genel direnişlere çevirirsek kazanırız.”

    SİNOP’TA YAPILACAK MİTİNGE ÇAĞRI

    22 Nisan’da Sinop’ta nükleere karşı yapılacak mitinge katılımın önemli olduğunu söyleyen Esen, egemenlerin yarın öbür gün nükleer santralden sonra nükleer silah üretmek istediklerini söyleyebileceklerine de dikkat çekti.

    Esen’in ardından sahneye çıkan Musa Baki Zazaca ve Türkçe söylediği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı.

    “GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEZ”

    Baki’nin arkasından kısa bir konuşma yapan İstanbul Çevre Konseyi Başkanı Şeyma Dumrul, İğneada, Akkuyu ve İnceburun’da kurulmak istenen nükleer santrallere değindi. Bakanların nükleer santraller için mantıklı bir açıklama yapamadıklarını belirten Dumrul, amaç enerjide Türkiye’yi dış ülkelerden bağımsız hale getirmekse nükleer santrallerin değil güneş santrallerinin konuşulması gerektiğini kaydetti. “Yeşil Türkiye Projesi” adı altında Cumhurbaşkanının 23 milyon haneye mektup gönderdiği ve bunun maliyetinin de yurttaşların ceplerinden çıktığını belirten Dumrul, “Mektupta halka demişler ki ‘Çevreye daha duyarlı olun.’ Onlara şunu söylemek lazım ‘Gölge etme başka ihsan istemez.’ Siz olmazsanız bu halk yeterince çevreci, yeterince çevreye duyarlı.” ifadelerini kullandı.

    “BİZ BURADAYIZ ÇÜNKÜ TÜRKİYE BİZİM”

    Canlı ağaçların kiralanması kararının meclisten geçtiğini kaydeden Dumrul, havanın, suyun her geçen gün daha fazla kirlendiğini, ormanlık alanların her geçen gün sermayeye peşkeş çekildiğini hatırlattı. Dumrul hükümete şöyle seslendi: “Şuan buradaysak demek ki umut var. Her şeyden önce bu ülkenin kadınları var. Yaptığınız çevre kıyımlarına sessiz kalmayacağız. Biz buradayız çünkü Türkiye bizim.”

    “NÜKLEER SANTRAL BİR SİYASİ MESELEDİR ENERJİ MESELESİ DEĞİL”

    Dumrul’un arkasından söz alan Metalurji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, hazırladığı sunum ve görsellere nükleer santrallerin ne kadar zararlı olduğunu anlattı. Küçük, Türkiye’de zaten nükleerin var olduğunu vurguladı. Ortada OHAL, faşizm, baskı ve katliamların olduğunu söyleyen Küçük, OHAL’in demokratik haklar kullanılmasın ve insanlar fikirlerini söylemesin diye var olduğunu kaydetti. Sinop’ta bir salonda ÇED toplantısı düzenlenirken çevrecilerin alınmayarak taşımalı sistemle AKP’li köylülerin getirildiğini ve nükleerin etkilerinin anlatıldığını ifade etti. Bunu yaparken OHAL’den destek aldıklarını işaret eden Küçük, “Mersin’de yapılacak toplantıya katılım da böyle engellendi. Nükleer santral meselesi bir siyasi meseledir. Bir esir alma meselesidir. Enerji meselesi değil.

    Güneş enerjisi santralleri ile rüzgar tribünlerinin zararlarına da değinen Küçük, Hasankeyf’in üzerinin toprakla kapatıldığını ve bunu yapmak için de ekolojik bomba kullanıldığının söylendiğini kaydetti.

    Küçük’ün arkasından sahneye çıkan sanatçı Ayla Yılmaz türkülerini seslendirdi.

    “SİYASET SADECE ANKARA’DAN KARAR VERMEK DEĞİLDİR”

    Yılmaz’ın arkasından HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş söz alarak Mersin’de milletvekilliği yaptığı kısa dönemde nükleerle mücadeleye destek verdiğini belirtti. HDP’nin toplumun kendi siyasetini kurduğu bir siyaseti benimsediğini ifade eden Küçükkeleş, siyasetin sadece Ankara’dan karar vermek değil toplumun her alanında söz söylemek olduğunu vurguladı. İnsanların bu coğrafyada yaşayan canlılardan tek farkının konuşabiliyor olması olduğunu kaydeden Küçükkeleş, bu yaşamda eşit olmanın ve doğaya bakabilmenin başarılabildiği zaman daha yaşanılabilir bir dünyanın kurulabileceğine işaret etti.

    “İNSANLIK AYAKTA KALMAYA DEVVAM EDECEK”

    “Hiçbir yağmur, yağarken hangi insanın cebinde ne kadar parası olduğuna bakmadı. Hiçbir toprak, üzerinde gezen canlının ne kadar sarayı, ne kadar köşkü olduğuna bakmadı” diyen Küçükkeleş, insanlığın bir vicdanı olduğunu ve insanların ellerini vicdanlarına koyduğu takdirde vicdanlarının insanlığın doğru olduğunu söyleyeceğini ifade etti. Hayata ve vicdanlarına sahip çıktıklarını söyleyen Küçükkeleş, bu coğrafyada kurulan kalelerin bir gün yıkılacağını ancak insanlığın ayakta kalmaya devam edeceğini vurguladı.

    Küçükkeleş’in konuşmasının ardından sahneye çıkan Mehmet Ekici seslendirdiği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı.

             

  • Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    PİRHA – Seyit Rıza ve arkadaşları, idam edilişlerinin 80. yılında Alibeyköy’deki Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi Konferans Salonu’nda anıldı.

    İstanbul Alibeyköy’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi Eyüp Şubesi Konferans Salonu’nda idam edilişlerinin 80. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı. Müzik dinletisiyle başlayan anma programı panel ile devam etti. Moderatörlüğünü Mesut Gerçek’in yaptığı panele konuşmacı olarak HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen ve Evrensel Gazetesi yazarlarından Ercüment Akdeniz katıldı.

    MAHKEMELERDE YAŞANANLAR BUGÜNE BENZİYOR

    HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, Dersim’de söz konusu dönemde gerçekleştirilen sürgün politikalarının Seyit Rıza’nın asılmasına kadar uzandığını belirterek “Seyit Rıza’nın mahkemelerde yaşadıklarıyla bugün yaşananlar çok benzer. Hiçbir sebep göstermeden arkadaşlarımızı 17-18 yıla mahkum ediliyor. Ama dün olduğu gibi bugün de insanlık değerlerinde ısrar eden, kararlı duruş gösteren insanlar var” şeklinde konuştu.

    KOLONYALİZM BELGELERLE SABİT

    Konuşmasına “Dersim’de yaşananlar bir katliam mı yoksa isyan mıydı?” sorusuyla başlayan Ercüment Akdeniz, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi raporlarından örnekler vererek “O dönem açısından Dersim’de örgütlü bir ayaklanmadan söz etmek pek mümkün değil. Daha ziyade  kolluk kuvvetler eliyle bölgenin insansızlaştırılmasından söz edilebilir” dedi. Harekatın raporlara ‘dahili kolonizasyon’ ibaresiyle geçtiğini de belirten Akdeniz, “Uygulanan yöntemin İngiliz ve Alman emperyalizminden ihraç edilmiş olma olasılığı bir hayli yüksek görünüyor” şeklinde konuştu. Akdeniz, Seyit Rıza’nın yaşının küçükmüş gibi gösterilerek idam edilmesinin ise akıllara 1980’de yaşı büyükmüş gibi gösterilerek idam edilen Erdal Eren’i getirdiğini söyledi.

    Bir diğer konuşmacı Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen de katliamı anlatan halk söylencelerinden kesitler vererek  “Çevre ve doğanın talanıyla Dersim’de bugün de zulm devam ediyor” dedi. Panel sonunda kurumlar adına yapılan açıklamada 15 Kasım Çarşamba akşamı Galatasaray Lisesi önünde yapılacak ortak anma etkinliğine çağrı yapıldı.

  • Munzur Çevre Derneği Başkanı Esen: Ortaçağ karanlığından daha da kötü bir süreç-VİDEO

    Munzur Çevre Derneği Başkanı Esen: Ortaçağ karanlığından daha da kötü bir süreç-VİDEO

    Alevi kurum üyelerine yönelik gözaltılara tepkiler gelmeye devam ediyor. Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Ülkemiz çok zor ve karanlık bir süreçten geçiyor. Ortaçağ karanlığından daha da kötü bir süreçteyiz. Ülkemizin insanına, doğasına ve yaşam alanına topyekûn bir saldırı var” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Dersim Dernekler Federasyonu DEDEF üyelerinin gözaltına alınmasına ilişkin Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen PİRHA’ya konuştu.

    Ülkenin çok zor ve karanlık bir süreçten geçtiğini belirten Esen, “Ortaçağ karanlığından daha da kötü bir süreçteyiz. Ülkemizin insanına, doğasına ve yaşam alanına topyekun saldırı var. Bu saldırıların yanı sıra bir de psikolojik baskı var” dedi.

    “HERKESİ TEK TEK İÇERİ ATIYORLAR”

    Esen, “Yaşanan bu saldırlar karşısında herkesi tek tek içeri atıyorlar. Hapishanelerde yer kalmadı. İçeride haksız yere tutuklanan tutsaklarımız sırayla nöbetleşerek kalıyorlar. Biz bu sürece geleceğimizi biliyorduk. Çünkü Kürdistan coğrafyasında Taybet Ana’nın cenazesinin günlerce sokakta kalması ve çocuğunun eline kına yakarak buzdolabına saklayan annenin sessiz çığlığının bir gün bize de bulaşacağını biliyorduk. Şimdi yine insanlarımızın çoğu susuyor. Ancak bir gün sıra susanlara da gelecek. Sıra onlara gelmeden siyasi, ideolojik her şeyi bir kenara bırakarak yan yana omuz omuza mücadele etmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “DERSİM’DE YANGINI SÖNDÜRMEYE GİDENLERE PARA CEZASI VERİLDİ”

    “Bu süreçte yaşam alanlarımız, doğamız yok edildi ve bir sürü kurumumuz kapatıldı” diyen Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen şöyle devam etti:

    “Bursa’da Dersim Derneği Başkanımız Hediye Zengin ve arkadaşları içeri alındı. Bu haksızlığa karşı hepimiz ses olmalıyız ki bugünlerin üstesinde gelebilelim. Bir arkadaşımız 80’lerde darbe yaşadık ancak yine de duvarlara yazı yazmayı başarıyorduk. Ama bu süreçte on kişi bile bir araya gelmeyi başaramıyoruz. Dersim’de yangın söndürmeye giden çoğu arkadaşımıza para cezası verildi. Halk sindirilmiş ve korkutulmuş bir durumda. Bugün bir basın açıklamasına dahi izin verilmiyor. Basın açıklaması yapanları da yaka paça gözaltına alıyorlar. Buna hep beraber dur demeliyiz.” (HABER MERKEZİ)