Etiket: Hatun Takmaz

  • Pir Takmaz’ın evinde Xızır Cemi: Gaxan, Xızır, Howtemal ve Newroz’a sahip çıkmalıyız-VİDEO

    Pir Takmaz’ın evinde Xızır Cemi: Gaxan, Xızır, Howtemal ve Newroz’a sahip çıkmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz, Xızır ayı vesilesiyle hanelerinde cem tuttu, qavut lokmalarını paylaştı. Kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurgulayan Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz bayramlarına sahip çıkılarak var edilmesi çağrısında bulundu.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayları devam ediyor. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur.

    Xızır ayında olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde Xızır lokmalarını pay etmeye devam ediyor. Alevi inancında önemli bir yeri olan Xızır ayında lokmalarını hazırlayan Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz hanelerinde cem tutarak lokmalarını paylaştı.

    “HERKES BİRBİRİNİN XIZIRI OLMAK ZORUNDA”

    “Herkes birbirinin Xızır’ı olmak zorunda. Darda, zorda olana yetişmek zorunda” diyen Takmaz, Xızır ayının Aleviler açısından büyük bir heyecan ile devam ettiğine vurguda bulunarak, “Xızır darda olana umuttur, murat isteyene murattır. Ararsan Xızır’ı bulursun, aramaz isen Xızır senden uzaktır. Yeter ki toplumun içerisinde sevgi, muhabbet olsun. Xızır her daim oradadır. Kim neye inanmak istiyorsa inansın, özgürdür. Ama kimse kimseye şekil, kılıf biçmesin. Herkes kendi doğallığı ile var olsun. Herkes birbirinin Xızır’ı olmak zorunda. Darda, zorda olana yetişmek zorunda. Fikirlerin farklı olması zenginliktir. Yolumuz da birdir, ama farklılıkları da zenginliktir. Cemlerde kadın-erkek ayrımı Aleviliğe göre değildir. Bunu kabul etmez” dedi.

    “KIŞ AYLARI ALEVİLER İÇİN İBADET ZAMANIDIR”

    Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam eden kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurguladı. Bu ayların Aleviler içerisinde toplumsallığı, komünaliteyi daha güçlendirdiğini ifade eden Takmaz şunları dile getirdi:

    “Gaxan ile başlayan süreç Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam ediyordu. 6 Mayıs’tan sonra Aleviler için çalışma, ekin ekme zamanıdır, yani üretime dahil oldukları dönemdir. O dönem yoğunluklu çalışmaktan kaynaklı ibadetler daha az yapılır. Her perşembe, her hafta cem yapılmazdı. Şimdiler de ise bu rutine dönüştü.

    Kış ayı Aleviler için ibadet ayıdır. Çünkü karakıştır ve çalışma imkanları yoktur. İşte Gaxan, Xızır, Howtemal, Newroz gibi ibadetler ve bayramlar bu zamanlarda yapılır. Gaxan’da her evden bir şey toplanır ve durumu iyi olmayana pay edilirdi. Kış geldiğinde herkes birbirinin eksiğini giderirdi. Herkes birbirinin halini bilirdi. Diğeri açta, açıkta kalmazdı. Komünal bir dayanışma vardı. Şimdi bu bayramlar unutuldu, başka bayramlara bel bağlandı. Gaxan’ın, Xızır’ın yerine şimdiler de şeker bayramı kutlanmaya başlandı.

    Alevi inancı doğa ile endeksli bir inançtır. Merkezine doğayı alır. Börtü böcekten, ağaca, kuşa kadar hepsi ile ikrarlıdır. Dersim’de 9 Mart’tan itibaren bıçak, orak gibi kesici aletler kaldırılır, çatıların arasına saklanırdı. 9 Mart’tan itibaren doğa yeniden canlılık kazanmaya başlıyordu. Cemreler düşerek doğa yeşilleniyordu. İşte doğanın yeniden canlılık kazanması için saygı duyuluyor, ona kendisini yeşertebilmesi için şans tanınıyordu. O yüzden derya deniz olan inancımız içerisinde olan Xızır’ı var etmek, onu çocuklarımıza anlatmak zorundayız.”

    Çerağlar uyandırılan cemde, Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz söylediği nefesler sonrası semah dönüldü. Herkesin getirdiği lokmalar sonrasında ise geçen haftadan hazırlanan Xızır Qavutu lokması ve niyazlar gülbengler ile pay edildi.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’de Takmaz ailesinden Xızır’ı karşılama ritüeli: Qavut-VİDEO

    İzmir’de Takmaz ailesinden Xızır’ı karşılama ritüeli: Qavut-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Xızır hazırlıklarına başlayan Pir Hamza Takmaz ve Ana Hatun Takmaz, uzun süredir Xızır’ı karşılama olan Qawut lokması geleneğini devam ettiriyor. Takmaz ailesi, Aleviler için kutsal olan, bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeleyen Xızır ayının ve birçok bayramın canlı kalması için herkese sahiplenme çağrısında bulundu.

    Her yıl karşılanan Xızır, aylarında oruç tutulur, qavut yapılır, ziyaretlere gidilerek lokmalar pay edilip çerağlar yakılır, kurbanlar kesilir. Bu gelenek kapsamında yapılan en önemli ritüellerden biri de kavrulmuş öğütülmüş buğdaydan yapılan qavuttur. Köylüler bir araya gelip lokma yapar. Qavut yapılıp ocak önüne konur ve Xızır’ın o evi ziyaret ederek Qavut’tan lokma alacağına inanılır.

    Xızır’ın bu Qavut’tan lokma alması berekettir, bolluktur. Bunun yanı sıra evli olmayanlar Xızır’ın son günü oruç tutar, su içmez çünkü evlenecekleri kişinin o gece rüyasına gireceği ve kendisine su vereceğine inanılır. Xızır ayının olduğu ay boyunca gün batımında evlerde de çerağlar yakılır.

    Birbiri ile bağlantılı olan Gaxan, Xızır ayları, Kara Çarşamba (Çarşema Reş) ve Hawtemal/Heftemal gibi kutsat günler 90 günlük kara kış içerisinde yerini alıyor. Kışın başlangıcı olarak kabul edilen 21 Aralık en uzun ve en karanlık gecedir.

    Xızır orucu için esas alınan 30 Ocak sıradan bir tarih olmanın ötesinde önemli bir geleneğin sembolüdür. Xızır için belirlenmiş bugün, 21 Aralık’ta başlayan kış mevsimi süresince bölgede uygulanan Gaxan, Kara Çarşamba ve son olarak da Hawtemal/Heftemal bağlamında ele alınmalıdır. Bu bayramlar ve kutsal günler için kabul gören tarihler, 90 günlük kış mevsimini 40-20-30’lu dilimlere ayıran eski bir gelenekle ilişkilidirler. Bu bağlamda Gaxan ile başlayan ilk kırk günlük dilim ”Büyük Çile” (çile, Kurmanci ve Farsça’da kırk anlamına gelir) olarak adlandırılır ki, bu da 30 Ocak’ta kapanır. İlk kırk gün aynı zamanda dervişlerin çile çekme dönemlerine denk gelir ve bu Xızır Orucunun başladığı gün bitirilmiş olur. 30 Ocak’tan 20 Şubat’a kadarki süreye ise ”Küçük çile” denmektedir. Küçük Çile’nin başlangıcı Hızır Orucu’na, sonlandığı 20/21 Şubat ise kime yörelerde Hıdırnebi kutlamalarına vesile olur. İklim açısından ele alındığında bu aynı zamanda kış mevsiminin en soğuk ve fırtınalı günleriyle özdeşleştirilir. 21 Şubat’tan sonra kış çözülmeye başlar ve aşamalı olarak gelecek baharın habercileri doğada görünürler. Böylece, Kara Çarşamba ve Hawtemal/Heftemal için hazırlıklar da başlamış olur.

    “KIŞ VAKTİ KİMSE AÇ KALMAZDI” 

    Zorlu geçen kış şartlarında toplumsal dayanışma ile kimsenin aç kalmadığını hatırlatan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Dersim’de Xızır orucunun aşiretler arasında belli sıra ile tutulduğunu ifade ederek, “Köylerde Qavut komşular ile birlikte yapılıyordu. Onlarla bir araya gelinirdi. Bu aya içerisindeki Salı-Çarşamba-Perşembe günleri niyet edilir ve bir aşiret oruç tutardı. Diğer hafta farklı bir aşiret oruç tutardı. Yani bu aylar Xızır ayıdır. Gaxan’ın bitiminden sonra Xızır ayı başlar. Kışın tipidir ve soğuktur. Erzakları az olanlar vardı. O ay boyunca lokmalar ve kurbanlar dağıtılır, geri kalanı fakirlere giderdi. Kış vakti kimse aç kalmazdı. O ocağın piri o aylar içerisinde tüm taliplerini gezerek gitmeye çalışırdı. Xızır kültürünü canlı tutardı” dedi.

    “HALK MAHKEMELERİ OLAN DAR KALKINCA ALEVİLER BÜYÜK ZARAR GÖRDÜ”

    Xızır ayı gelmeden önce küskünlerin ve dargınların bu aya özel olarak hassasiyet gösterdiği ve barıştığına işaret eden Takmaz, Alevilerin gördüğü en büyük zararın halk mahkemeleri olan dar kültürünün yaşatılmaması olduğuna vurgu yaptı.

    Takmaz, zorlu geçen ve çalışma imkanlarını kısıtlayan kış aylarının Alevi toplumu için ibadet ayları olduğunu belirterek, “Yaz ayları bizim için sürekli çalışma zamanıdır. Çetin geçecek kışa hazırlık yapılır. Kış ayları biz Aleviler için ibadet aylarıdır. Bayramlar bu aylarda kutlanır. Xızır bittikten sonra 9 Mart’ta güneş ışınları toprağa dik düşer ve canlılık yeniden başlar. Aleviler bu aylarda asla küs kalmazdı. İşte Aleviliğin burada gördüğü en büyük zarar halk mahkemelerinin kalkmasıdır. Sorgu ve denetimin kaldırılmasıdır. Her talibin piri geliyordu. Onların geleceğini bilen herkes barışırdı. Onlar dahi kimseyi küs bırakmazdı. Kimse de benlik yapmazdı. Barışmaya gelmeyen, benlik yapanın kimse ne ekmeğini yer ne de suyunu içerdi” diye konuştu.

    “DÖRT GÖZLE XIZIR BEKLENİRDİ, KAVGALI KİMSE KALMAZDI”

    “Dört gözle Xızır’ı bekliyorduk” diyen Hatun Takmaz ise Qawut’un zahmetli bir iş olduğunu ve şehirlerde öğütme taşları olmadığı için zaman içinde kaybolduğunu, yapılmamaya başlandığını dile getirdi.

    Hatun Takmaz, ayrıca Xızır günü genç erkek ve kadınların tuzlu gıdalar alarak su içmediğini, o gün kim rüyada gördüğü kişiye su verirse onunla evleneceğine inandıklarını sözlerine ekleyerek, şunları şöyledi:

    “Perşembe günü temizliğimizi yapıyorduk. Kömbemizi, niyazlarımızı pişirirdik. Eskiden unu bir gün önce kimsenin girmediği bir odaya koyuyorlardı. Ertesi gün erkenden kalkıp bakıyorlar, eğer işaret varsa unda, ahıra gider kapısını açar, hangi hayvan kapının arkasında ise onu getirip kurban kesiyorlardı. Ziyaretlerimize, mezarlarımıza giderdik. Lokmalarımızı dağıtırdık. Her tarafa kar yağardı, beyaza bürünürdü. Xızır günleri hep güneşli oluyordu. Aklıma hep güneş geliyor o günlere dair. Güneş bizi aldatırdı ama biz aşkla ziyaretlerimize giderdik. Eskiden dövüşlü, kavgalı kimse olmazdı. Kimse küs kalmazdı. Küs olanlar dahi Xızır ayında barışırlardı. Şimdi insanlar birbirini öldürüyorlar.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Dersim’in kadim Xızır’ı karşılama ritüeli: Xızır’ın eli Qavut- VİDEO

    Dersim’in kadim Xızır’ı karşılama ritüeli: Xızır’ın eli Qavut- VİDEO

    PİRHA- Aleviler için kutsal olan aynı zamanda bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeleyen Xızır ayı devam ediyor. İzmir’de Xızır hazırlıklarına başlayan Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz, uzun süredir Xızır’ı karşılama olan Qawut lokması geleneğini devam ettiriyor.

    Her yıl karşılanan Xızır, aylarında oruç tutulur, qavut yapılır, ziyaretlere gidilerek lokmalar pay edilip çerağlar yakılır, kurbanlar kesilir. Bu gelenek kapsamında yapılan en önemli ritüellerden biri de kavrulmuş öğütülmüş buğdaydan yapılan qavuttur. Köylüler bir araya gelip lokma yapar. Qavut yapılıp ocak önüne konur ve Xızır’ın o evi ziyaret ederek Qavut’tan lokma alacağına inanılır.

    Xızır’ın bu Qavut’tan lokma alması berekettir, bolluktur. Bunun yanı sıra evli olmayanlar Xızır’ın son günü oruç tutar, su içmez çünkü evlenecekleri kişinin o gece rüyasına gireceği ve kendisine su vereceğine inanılır. Xızır ayının olduğu ay boyunca gün batımında evlerde de çerağlar yakılır.

    Birbiri ile bağlantılı olan Gaxan, Xızır ayları, Kara Çarşamba (Çarşema Reş) ve Hawtemal/Heftemal gibi kutsat günler 90 günlük kara kış içerisinde yerini alıyor. Kışın başlangıcı olarak kabul edilen 21 Aralık en uzun ve en karanlık gecedir.

    Xızır orucu için esas alınan 30 Ocak sıradan bir tarih olmanın ötesinde önemli bir geleneğin sembolüdür. Xızır için belirlenmiş bugün, 21 Aralık’ta başlayan kış mevsimi süresince bölgede uygulanan Gaxan, Kara Çarşamba ve son olarak da Hawtemal/Heftemal bağlamında ele alınmalıdır. Bu bayramlar ve kutsal günler için kabul gören tarihler, 90 günlük kış mevsimini 40-20-30’lu dilimlere ayıran eski bir gelenekle ilişkilidirler. Bu bağlamda Gaxan ile başlayan ilk kırk günlük dilim ”Büyük Çile” (çile, Kurmanci ve Farsça’da kırk anlamına gelir) olarak adlandırılır ki, bu da 30 Ocak’ta kapanır. İlk kırk gün aynı zamanda dervişlerin çile çekme dönemlerine denk gelir ve bu Xızır Orucunun başladığı gün bitirilmiş olur. 30 Ocak’tan 20 Şubat’a kadarki süreye ise ”Küçük çile” denmektedir. Küçük Çile’nin başlangıcı Hızır Orucu’na, sonlandığı 20/21 Şubat ise kime yörelerde Hıdırnebi kutlamalarına vesile olur. İklim açısından ele alındığında bu aynı zamanda kış mevsiminin en soğuk ve fırtınalı günleriyle özdeşleştirilir. 21 Şubat’tan sonra kış çözülmeye başlar ve aşamalı olarak gelecek baharın habercileri doğada görünürler. Böylece, Kara Çarşamba ve Hawtemal/Heftemal için hazırlıklar da başlamış olur.

    “XIZIR AYINDA HERKES BARIŞIR, KİMSE BENLİK YAPMAZDI”

    Zorlu geçen kış şartlarında toplumsal dayanışma ile kimsenin aç kalmadığını hatırlatan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Dersim’de Xızır orucunun aşiretler arasında belli sıra ile tutulduğunu ifade etti.

    Xızır ayı gelmeden önce küskülerin ve dargınların bu aya özel olarak hassasiyet gösterdiği ve barıştığına işaret eden Takmaz, Alevilerin gördüğü en büyük zararın halk mahkemeleri olan dar kültürünün darbelenmesi olduğuna vurgu yaptı.

    Takmaz, “Köylerde Qavut komşular ile birlikte yapılıyordu. Onlarla bir araya gelinirdi. Bu aya içerisindeki Salı-Çarşamba-Perşembe günleri niyet edilir ve bir aşiret oruç tutardı. Diğer hafta farklı bir aşiret oruç tutardı. Yani bu ay Xızır ayıdır. Gaxan’ın bitiminden sonra Xızır ayı başlar. Kışın tipidir ve soğuktur. Erzakları az olanlar vardı. O ay boyunca lokmalar ve kurbanlar dağıtılır, geri kalanı fakirlere giderdi. Kış vakti kimse aç kalmazdı. Xızır bittikten sonra Hıdırellez başlar. Yaz dönemi hasat ayıdır ve çalışma dönemidir. Aleviler bu ayda asla küs kalmazdı. İşte Aleviliğin burada gördüğü en büyük zarar halk mahkemelerinin kalkmasıdır. Sorgu ve denetimin kaldırılmasıdır. Her talibin piri geliyordu. Onların geleceğini bilen herkes barışırdı. Onlar dahi kimseyi küs bırakmazdı. Kimse de benlik yapmazdı. Barışmaya gelmeyen, benlik yapanın kimse ne ekmeğini yer ne de suyunu içerdi” diye konuştu.

    “EVLER TEMİZLENİR, DÖRT GÖZLE XIZIR BEKLENİRDİ”

    “Dört gözle Xızır’ı bekliyorduk” diyen Hatun Takmaz ise  Qawut’un zahmetli bir iş olduğunu ve şehirlerde öğütme taşları olmadığı için zaman içinde kaybolduğunu, yapılmamaya başlandığını dile getirdi.

    Hatun Takmaz, ayrıca Xızır günü genç erkek ve kadınların tuzlu gıdalar alarak su içmediğini,  o gün kim rüyada gördüğü kişiye su verirse onunla evleneceğine inandıklarını sözlerine ekleyerek, şunları şöyledi:

    “Perşembe günü temizliğimizi yapıyorduk. Kömbemizi, niyazlarımızı pişirirdik. Eskiden unu bir gün önce kimsenin girmediği bir odaya koyuyorlardı. Ertesi gün erkenden kalkıp bakıyorlar eğer işaret varsa unda, ahıra gider kapısını açar, hangi hayvan kapının arkasında ise onu getirip kurban kesiyorlardı. Ziyaretlerimize, mezarlarımıza giderdik. Lokmalarımızı dağıtırdık. Her tarafa kar yağardı, beyaza bürünürdü. Xızır günleri hep güneşli oluyordu. Aklıma hep güneş geliyor o günlere dair. Eskiden dövüşlü, kavgalı kimse olmazdı. Kimse küs kalmazdı. Küs olanlar dahi Xızır ayında barışırlardı. Şimdi insanlar birbirini öldürüyorlar.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • ‘Qawut bende Xızır’ın evime girmesi gibi bir şey’- VİDEO

    ‘Qawut bende Xızır’ın evime girmesi gibi bir şey’- VİDEO

    PİRHA- PİRHA- Alevilerin Xızır ayında yaptığı Qawut, birlik, beraberlik ve bereketi simgeliyor. İzmir Evka 2’de konuk olduğumuz Takmaz ailesinde bir araya gelenlere Qawutu sorduk. Kimi  “Qawut bende Xızır’ın evime girmesi gibi bir şey” diye tanımlarken kimisi de “Yani kutsal olduğu için her Xızır’da pişirilir” diyor. 

    Dersim coğrafyasında Alevi Kızılbaşlara özgü olan Xızır ayında yapılan Qawut İzmir’in Evka 2 Mahallesi’nde Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz’ın evinde yapıldı. Metropol şehirlerde bu geleneği sürdürmenin zorlukları olsa da Pir Takmaz, taliplerini ve komşularını toplayarak lokmasını da pay etti. Deyişler söylendi çerağlar yakıldı, komşular ise yıllardır yapmadıkları qawutun taşlarını çevirmenin tadını çıkardı.

    Qawut için buğdaylar önce tüpün üstünde kavruldu. Tamamı kavrulduktan sonra ‘Ya Xızır’ deyip taşları çevirmeye başladı. Uzunca bir süre alan qawut yapma işlemi kimi zaman eski anıların anlatılmasıyla, tebessümlerle kimi zaman da duygusal anların yaşanmasıyla devam etti.

    Qawut’un Xızır ayında pişirildiğini kaydeden Hatun Takmaz, “Yani kutsal olduğu için her Xızır’da pişirilir” dedi. Eski geleneği anımsayan Takmaz, “Eskiden unu bir gün önce kimsenin girmediği bir odaya koyuyorlardı. Ertesi gün erkenden kalkıp bakıyorlar eğer işaret varsa unda, ahıra gider kapısını açar, hangi hayvan kapının arkasında ise onu getirip kurban kesiyorlardı” diye konuştu.

    “ESKİDEN ZİYARETLERİN YANINA VARMADAN TAŞINI ÖPERDİK”

    Alevilik inancın metropol şehirlere göç ile zayıfladığını belirten Hatun Takmaz, şöyle devam etti:

    “Eskiden dağına taşına inanıyorlardı, ziyaretlerin yanına varamadan o taşları öperlerdi. Ne oldu, küçük mü gördüler yoo hepimizden de üstündüler. Bu memleketlere geldiğimizde baktık ki buradakiler rahat yaşıyorlar, niye biz yaşamayalım dedik. Bizde ayrı ev tutuk, bizde aileden ayrıldık, büyükleri saymaz olduk. Böylelikle kaybettik. Eskiden yaşlılar cem sonuna kadar diz çöküp ceme katılırdı ama şimdi gençler ceme girince ‘niye diz çöküyoruz’ diyorlar. Biz böyle olmuşuz. İnancı olanlar var ama gençlerimiz bunu kabul etmiyor. Hz Ali’nin elinde niye kılıç var gibi şeylerin peşine düşmüşüz, yolumuzu unutmuşuz.”

    “METROPOL ŞEHİRLERE GÖÇ GELENEKLERİ UNUTTURDU”

    65 yaşındaki Hatun Vural da Dersim’li. Eski geleneklerin kaybolduğundan şikayet ediyor Vural. Xızır ayında üç gün oruç tuttuklarını belirterek, “Bu qawutumuzu yapıyoruz, milleti çağırıyoruz. Herkes gelip qawut yiyor. Bereket mi diyeyim bilmiyorum ama kendimi bildiğimden beri bunu yapıyoruz.” diye konuştu.

    Metropol şehirlere göç ile birlikte köylerini unuttuklarını üzülerek söyleyen Hatun Vural, qawutun zahmetli bir iş olduğunu ve şehirlerde öğütme taşları olmadığı için zaman içinde kaybolduğunu, yapılmamaya başlandığını kaydetti.

    KÖY YAŞAMINA ÖZLEM DUYUYOR

    Gülizar Doğan da 40 yıl önce Dersim’den İzmir’e göç etmiş.  Doğma büyüme Dersim’li olduğunu ama 40 yıldan fazla süredir İzmir’e göç ettiklerini söyleyen Doğan, köy ile şehrin aynı olmadığını köylerde hayvanlarının olduğunu, bostan ektiklerini ve işlerinin çok olduğunu  söyleyerek o günlere özlem duyduğunu belirtti.

    “QAWUTA XIZIR ADINI VERİYORUZ”

    Doğan, qawutun hazırlanışını şöyle anlattı:

    “Çarşamba günleri qawut yapıyorduk. Perşembe günü ise oruç tutup kurbanlarımızı keserdik. Kurban kesemeyen de lokmasını verirdi. Qawutu Xızır adına veriyoruz. Sonbahardan buğdayı hazırlıyorduk. Qawut yaptığımızda insanlar bir araya geliyor. Öyle az da pişirmiyoruz bir teneke buğday öğütüp yapıyorduk.”

    “XIZIR’DA TUZLU LOKMALAR YENİLİR RÜYA GÖRÜLÜRDÜ”

    Gülizar Doğan, Xızır günü gençlerin tuzlu gıdalar alarak su içmediğini o gün kim rüyada su verirse onunla evleneceğine inandıklarını söyledi.

    Gülerek gençliğinde gördüğü rüyayı anlatan Doğan, rüyada amcasının evinin önünde su içtiğini ve gerçekten de amcasının oğluyla evlendiğini ifade etti. KiDoğan son olarak, Alevi toplumuna güzel dileklerde bulundu.

    “HAKKIN VARLIĞININ XIZIR’DA OLDUĞUNA İNANIRIZ”

    Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hamza Takmaz da, Xızır ayının önemine dikkat çekerek, özellikle Dersim yöresinde  Xızır’ı anma açısından Kızılbaş gelenekleri daha fazla yaşatıldığını belirtti.

    Kızılbaş anlayışında Xızır’ın hakkın kendisi olduğunu vurgulayan Takmaz, “Alevi Kızılbaşlar özellikle Xızır’ın anlayışıyla darda, zorda olana yetişen Aleviler açısından bir semboldür. Xızır’ı çağırdığında ya Pirini görür ya mürşidini görür ya rehberini görür. Xızır kalu beladan beri gelen kah Ali’dir kah Veli’dir diyoruz ya ona bir tanrı misyonu da yüklemişiz. Hakkın varlığının orada olduğuna inanırız” diye konuştu.

    Eskiden köylerde çocukların Alevi olarak doğup büyüdüklerini söyleyen Pir Takmaz, “Ama şimdi öyle değil. Metropollerde İslamcı bir yapıya sahip. Bu devletin de katkılarıyla gittikçe yoğunlaşıyor. Bu da bizler için bir tehlike. O sebeple biz Xızır’ı biran önce hayata geçirmek zorundayız. Biran önce bunu gençlerimize anlatmak zorundayız” dedi.

    “XIZIR DARDA OLANSA SURİYE’DEKİ SAVAŞI DEDE GÖRMEK ZORUNDA”

    “Xızır eğer darda zorda olansa Suriye’deki savaşı elbetteki biz dede ve yol önderleri bunu düşünmek zorunda. Hatta her talibin de bunu düşünmesi gerekir” diyen Takmaz, Aleviler bir temenni yaptığında önce çevresi için eder daha sonra çocukları için dilekte bulunur gerçeğine işaret etti.

    Takmaz, konuşması şöyle sürdürdü;

    “Bizim derdimiz bir cennet cehennem kargaşasında beklediğimiz bir şey değildir. Bizim derdimiz çevre, bitki, doğa, insan, evrensel her şey doğallığıyla yaşıyorsa incitilmiyorsa işte bizim için haktır.

    Alevilerin ikinci yanlışı da devlete teslim olmak. Çevresindeki İslamcı kanatları özellikle şeriat örgütlerin Suriye’nin kadınlarını Türkiye sınırlarına satanlardır. Bunu görmüyorlar mı? Peki biz dedeler olarak ne yapmamız lazım, sessiz mi kalalım? İşte orada Xızır’a çağırmamız lazım. Bunu yaparken de o sınırda olmamız lazım.”

    “XIZIR ORUCU MUHARREM ORUCUNA GÖRE DAHA DEMOKRATTIR”

    Alevilerin en kutsal ayının Muharrem ayı olduğunu söyleyen Hüseyin Karakoç, “Muharrem orucu ağırdır. Ama Xızır ayı öyle değil. Eskiden nenelerimiz derdi ki orucu ne kadar geç açarsan o kadar iyi derlerdi. O sebeple İmamlara göre Xızır daha demokrattır.” dedi.

    “KENTLERE GÖÇ İNANCI ZAYIFLATTI”

    Eskiden itikatın çok olduğunu kentlere göç ile birlikte inancında zayıfladığını belirten Karakoç, şöyle dedi:

    “Xızır’ı çağırmanın bir zamanı yok. Her zaman hazır ve nazırdır. Kerametini de gördüğüm için çok inanıyorum. Önceden Xızır’ı çağırdıklarında gözyaşı dökerlerdi, içten geliyordu. Ama şimdi ne itikat kaldı ne sevgi ne saygı hiçbir şey kalmadı. Bunun sebebi de metropol şehirlere göç. Gençler çok özgürlük istedi, çok demokrat o sebeple hiçbir şey kalmadı. İyi ki pirimiz var bu geleneği sürdürüyoruz.”

    “QAWUT, XIZIR’IN EVİME GİRMESİ GİBİ BİR ŞEY”

    “Qaut bende Xızır’ın evime girmesi gibi bir şey.” diyen Hülya Takmaz,  her niyetlerinde Xızır’ı çağırdıklarını belirtti. Takmaz, “Herkesin bir araya gelmesi, emek harcaması, gülmesi ağlaması her duygu oluyor içinde o sebeple Xızır’ı ocağımıza almak oluyor” diye konuştu.

    Hülya Takmaz, iş için ocak kurmak için, eğitim ve sağlık için çerağ yaktığını belirtti.

    PİRHA/İZMİR