PİRHA- Bayrampaşa Cezaevi’nde 19 Aralık 2000’de düzenlenen ve “Hayata Dönüş Operasyonu” olarak anılan saldırıya ilişkin davada mahkeme, zaman aşımı gerekçesiyle tüm sanıklar hakkında düşme kararı verdi.
İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 tutsağın yaşamını yitirdiği operasyona dair 194 askerin yargılandığı davanın karar duruşması, Bakırköy Adliyesi 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya sanık avukatlarıyla birlikte müşteki avukatlar da katıldı.
Mahkeme heyeti, yargılamanın üzerinden 22 yıl 6 ay geçtiğini belirterek, bu süre nedeniyle tüm sanıklar yönünden kamu davasının ayrı ayrı düşürülmesine hükmetti. Kararda, dosya için istinaf yolunun açık olduğu da vurgulandı.
PİRHA- “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Cezaevleri Katliamı kararında imzaları bulunan dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile Ali Aydın ve Ali Suat Ertosun hakkında yapılan suç duyurusunda savcı “yetkisizlik” kararı verdi.
Bayrampaşa Cezaevi’nde “Hayata Dönüş Operasyonu” adı altında 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen, 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin yaralandığı katliama ilişkin 194 sanığın yargılanması devam ediyor. Avukatlar, operasyon kararı altında imzaları bulunan dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı Ali Aydın ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun hakkında 24 Haziran’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer İbrahimoğlu’nun haberine göre, Başsavcılık, söz konusu isimlerin Ankara’da bulunması nedeniyle “yetkisizlik” kararı verdi. Başsavcılık, dosyanın incelenmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini kararlaştırdı.
“HUKUKA VE USULE AYKIRIDIR”
Kararı değerlendiren dava avukatlarından Güçlü Sevimli, 3 kişi hakkında ayrı ayrı verilen “yetkisizlik” kararının hukuka ve usule aykırı olduğunu ifade etti.
Sevimli, “Yaptığımız suç duyurusu 19 Aralık 2000’de gerçekleştirilen ‘Hayata Dönüş’ operasyonunun İstanbul Bayrampaşa hapishanesi ayağıyla ilgili. Yani suç yeri İstanbul Bayrampaşa Hapishanesi’dir. Bayrampaşa Hapishanesi de yetki olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetki alanında. Bu nedenle verilen yetkisizlik kararları Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırıdır. Bu bakımdan yetkisizlik kararlarında hakkında suç duyurusunda bulunduğumuz kişilerin bağlı olduğu kurumların Ankara’da olduğundan bahisle dosyaların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini hukuken anlayabilmek mümkün değil” dedi.
“Öte yandan yetkisizlik kararlarında ‘Hayata dönüş’ operasyonlarının tamamı hakkında suç duyurusu yaptığımız şeklinde bir anlam çıkarılmaya çalışılmış. Biz ‘Hayata Dönüş’ operasyonunun İstanbul Bayrampaşa Hapishanesi ayağıyla ilgili 3 isim hakkında suç duyurusunda bulunduk. Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davayla bağlantılı olmak üzere bu 3 isim hakkında suç duyurusunda bulunduk. Bu zaten suç duyurusu dilekçemizde de açıkça belirtiliyor. Keza suç duyurusu dilekçemizin de ekleri bu davanın belgelerinden oluşuyor. Hakkında suç duyurusunda bulunduğumuz bu 3 isim, Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık sıfatıyla dinlenmişti. Ayrıca bu 3 ismin Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren davadaki hukuki sorumluluklarına işaret eden belgeler, bu dava dosyasına girmiş olduğu için yıllar sonra tekrar bu 3 isim hakkında bu son suç duyurusunu yaptık.
PİRHA – 19 Aralık Katliamı’nın 23. yılında Kadıköy’de bulunan Dostluk ve Kültür Derneği’nde katliamda yaşamını yitiren 30 devrimci anılarak, ’19-22 Aralık Katliamı ve direnişini unutmadık, unutturmayacağız’ denildi.
Wernicke Korsakofflular ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Ağı, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi ve Dostluk ve Kültür Derneği “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın 23. yılında Kadıköy’de bulunan Dostluk ve Kültür Derneği’nde ortak anma etkinliği düzenledi.
Dayanışma Ağı’ndan İdris Yiğit, İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu sözcüsü Mehmet Acettin, Dostluk ve Kültür Derneği’nden (DKDER) Türker Demirci ve Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi’nden (TDİ) Abdülmelik Yalçın söz aldı. Konuşmaların ardından serbest kürsüye geçildi. Etkinliğe çok sayıda kişi katıldı.
“ÖRGÜTLENİRSEK ÖNÜMÜZE KOYULAN OYUNU BOZABİLİRİZ”
Mehmet Acettin, tutsakların tek tip hücrede kalıyor olmalarının işkence olduğuna dikkat çekerek, “Öyle saldırgan bir durumla karşı karşıyayız ki dışarıya çıkarmamak için her yol ve durumun yasal zeminini oluşturdular. Bizim yapacağımız tek şey var o da örgütlenmek. Eğer örgütlenirsek önümüze koyulan oyunu bozabiliriz. Biz bu süreci toplumun algısına sokarak ve örgütleyerek bununla baş edebiliriz” diye konuştu.
Türker Demirci ise konuşmasında şunlara yer verdi:
“Devrimciler tecrit edilmeye, teslim alınmaya, ideolojik olarak düşüncesinden sıyrılmasına zorlanıyor. Ve onlara uzun yıllar cezaevinde ya kalırsın ya pişman olursun dayatması yapılıyor, infazları yakılıyor. Şuan ki cezaevlerine bir tabutluğa dönüştürülmüş durumda ve dönüştürülmek için yeni yeni cezaevleri yapılıyor. Cezaevlerindeki tecrite karşı var gücümüzle destek olmalıyız. Tecrite karşı yeni kampanyalar yapmak zorundayız. Tutsaklara özgürlük kampanyasının seslendirilmesi gerekiyor.”
“Y VE S TİPİ HAPİSHANELER ÜZERİNDE ÖZELLİKLE DURULMALI”
S ve Y tipi hapishaneler üzerinde özellikle durulması gerektiğini söyleyen AbdulmelikYalçın ise, “”Şimdi geldiğimiz noktada devlet ve bakanlık herhangi bir şekilde bu hapishanelerin mimarisine dair herhangi bir açıklama gereği bile duymuyor. Biz bu hapishanelere dair bilgileri hapishanelere görüşe giden ailelerden, avukatlardan, insan hakları derneklerinden alabiliyoruz. Tutsaklar da hızlı bir şekilde bu hapishanelere sürgün ediliyor” ifadelerini kullandı.
“HAPİSHANELER KORKU İKLİMİNİN ÜRETİLDİĞİ YERLER”
İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri de günümüzde hapishanelerde yaşanan sorunlara, hak ihlallerine dair serbest kürsüde konuşarak şunları dile getirdi:
“Hapishaneler tabiiki cezalandırma mekanları ama sadece cezaevine değil bir ölüm evine konularak da infaz uygulanan yerler aynı zamanda. Topluma gözdağı olarak kullanılıyor bunu biliyoruz. Aynı zamanda korku ikliminin net olarak üretildiği de yerler. Her noktada ne yapabileceğimizi düşünmemiz lazım. Bu sorunun çözülmesi için ne yapabiliriz diye düşünmemiz lazım. Belki böylelikle içeridekiler de kendilerini bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmezler.”
Konuşmaların ardından etkinlik, Grup İsyan Ateşi, Haluk Akay ve Direnişçiler Korosu’nun seslendirdiği ezgiler ile son buldu.
PİRHA-19 Aralık Hapishane Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. Katliamın tanıklarından Rauf Erdem, yaşadıklarını anlatarak “Cezaevlerine silahla saldıracaklarını öngöremedik” diye konuştu. Erdem, yaşadıkları işkenceleri, direnişlerinin nasıl kırılmak istendiğini anlattı.
“Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. F Tipi cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen operasyona 10 binin üzerinde asker ve polis katıldı.
19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.
Katliamın tanıklarından Rauf Erdem, o dönem Gebze Hapishanesi ve sonrasında Tekirdağ F Tipi Hapishanesi’nde yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.
“GEBZE HAPİSHANESİ’NE YAPILAN, 19 ARALIK’IN İLK EĞİTİM TATBİKATIYDI”
1999’da F tipi hapishaneler gündeme geldiğinde, tutuklular ve örgütler arasında F tipi hapishanelere karşı nasıl tutum alacakları, nasıl bir seyir izleyecekleri hakkında tartışmaların açıldığını belirten Rauf Erdem, Gebze Hapishanesi’ne özel olarak operasyon yapıldığını söyledi.
Erdem, “Bu 19 Aralık’ın ilk eğitim tatbikatıydı. Komandolar bir gece yarısı gelip bizi hücrelere kapatmaya çalıştılar. Bu ‘F tipi hapishanelere sizi sokacağız’ tatbikatıydı” dedi.
Cezaevlerine bir operasyon olduğunda fiili direnişlerin gerçekleşeceğini, fiili direnişlerin noktalandığında ölüm oruçları ve açlık grevlerinin gündeme geleceğini ifade eden Erdem, “Operasyon başladığında içeride gaz atacaklarını biliyorduk. Maske yapmayı denedik, havlu ve battaniyeleri ıslak halde tutmaya çalıştık ama bu kadar şiddetli olacağını hiç hesaplamadık. Fikirler vardı hatta içeride sert direnişler yapmayı önerenler de oldu. Ama biz, cezaevlerine silahla saldıracaklarını öngöremedik” diye konuştu.
“30 SAAT DİŞE DİŞ DİRENİŞ OLDU”
19 Aralık sabah 4’e doğru operasyonun başladığını ilk girişte tutukluların üzerine ateş açıldığını söyleyen Erdem, yapılan operasyonu şöyle anlattı:
“Ambulansları gördük, bir şey olacağını biliyorduk ama yapabileceğimiz çok fazla bir şey de yoktu. Barikat vardı ama barikatımız çok sağlam da değildi. Silahların ateşlenmesinden sonra arkadaşlarımız da yaralandı. Yaklaşık 30 saat dişe diş bir direniş oldu. Tavandaki betonu deldiler orayı dolap kapaklarıyla kapatmaya çalışıyorduk çünkü gaz bombası atıyorlardı. Çimentoya benzer bir toz serptiler üzerimize tenimize değince yakıyordu. Meğerse kimyasal tozmuş çok sonradan öğrendik.”
HÜCREDE İNSANLIK DIŞI İŞKENCELER
Yapılan ilk operasyonda F tiplerinin dolu olduğu söylenince yaklaşık bir ay sonra bir daha operasyon yapıldığını dile getiren Erdem, ikinci operasyonu ve hücreye kendisini aldıklarında yapılan işkenceyi ise şöyle anlattı:
“Tekirdağ F Tipi’nin inşaatı bitmiş, sizi oraya götüreceğiz dediler. Bizi F tiplerine ilk aldıkları zaman kapı altında ‘Avrupa cezaevlerine hoşgeldiniz’ diye karşıladılar. Biz de kötü muamele olacağını, saldırıya uğrayacağımızı biliyorduk. Beni içeri aldıklarında soyunmamı söylediler. Kendi ellerimle iç çamaşırıma varana kadar bütün kıyafetlerimi çıkarmamı istediler, kabul etmedim. İnsanlık dışı bütün uygulamaları kabul etmeyeceğimi söyledim. Böyle olunca da orada saldırdılar. Üç-dört kişi arkamda kollarımı kıvırdı, biri zorla saçlarımı kesmişti kafam yara olmuştu, bıyığımın bir tarafını aldı bir tarafını bıraktı dalga geçer gibi. Sloganlar eşliğinde hücreye götürüldük ki ben o zaman ölüm orucundaydım. Hava buz gibiydi, eşyalarım var ama vermiyorlardı, su sıcak değildi buradaki amaçları hem vücut direncimizi hem de psikolojik olarak hazırlanmışlığımızı kırmak, teslim almaktı.”
“TOPLUMU SUSTURMAYI BAŞARDILAR”
Rauf Erdem, 19 Aralık Cezaevi Katliamı ve F tipi hapishanelerin günümüzde toplum üzerinde yarattığı etkiyi ise, “Farklı bir ses istemediler. Bunun için de F tipi hapishaneleri esas aldılar. Ama asıl sorun F tipi değil. Türkiye’de devrimci hareketlerin Türkiye toplumu üzerinde çok ciddi etkisi yok. Ama olabilir mantığıyla tüm toplumu susturmak için F tiplerini esas aldılar. Ve ben başarısız olduklarını düşünmüyorum. Toplumun sesini kestiler. Şu an da bile bir basın açıklamasında kaç kişi bir araya gelebiliyoruz ki? Toplumu susturmayı başardılar” şeklinde ifade etti.
PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, 19 Aralık Cezaevleri Katliamı’nın yıldönümünde açıklama yaptı. Açıklamada, “Katliama konu operasyon emrini veren tüm sorumluların yargılanmasını ve adaletin sağlanmasını bir kez daha talep ediyoruz” denildi.
Türkiye cezaevlerinde, F Tipi Cezaevlerine geçiş ve tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi yapan mahpuslara karşı 19 Aralık 2000’de, 20 cezaevinde eş zamanlı yürütülen operasyonda 30 mahpus ile 2 kamu görevlisi yaşamını yitirirken, 300’e yakın mahpus da yaralanmıştı.
“CEZASIZLIK POLİTİKASINA DEVAM EDİLMEKTE”
Cezaevleri katliamının yıldönümünde İHD Ankara Şube önünde basın açıklaması yapıldı. İHD Şube Yöneticisi Sevil Turgut, “19 Aralık Katliamı’nı unutmadık, unutturmayacağız!” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“İnsan yaşamının gözetilmediği, kimyasal gazların kullanıldığı, dehşetin yaşatıldığı bu katliama devlet tarafından ‘Hayata Dönüş’ adı verilmişti. Katliamın üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen bugüne kadar söz konusu operasyon emrini verenler, failleri ve siyasi sorumluları hakkında adaleti sağlayacak etkili bir soruşturma süreci yürütülmeyerek kamu görevlileri açısından bir zırh kalkanı olarak uygulanan cezasızlık politikasına devam edilmiştir.
İnsan Hakları Derneği, 16-17 Kasım 2002 yılındaki Olağan Genel Kurulu’nda 19 Aralık Gününü “Cezaevlerinde İnsan Hakları İçin Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir. Katliama konu operasyon emrini veren tüm sorumluların yargılanmasını ve adaletin sağlanmasını bir kez daha talep ediyoruz.
Aradan geçen 22 yıllık süreçte hapishanelerde hak ihlalleri artarak devam etmektedir. Toplum üzerinde zor aygıtı olan hapsetme sistemi sonucunda 1 Aralık 2022 itibari ile hapishanelerde 336.315 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Bu kadar kalabalık mahpus sayısı bile tek başına ihlallerin göstergesidir. Türkiye hapishaneleri, mahpusların sadece özgürlüğünden mahrum bırakıldıkları mekanlar olmaktan çıkarılmış, sürekli olarak yeni ihlaller üreten, tecridi ağırlaştıran ve insanı sosyal bir varlık olmanın dışına iten mekanizmalar haline getirilmiştir.
F Tipi Hapishaneler ile başlayan ağır tecrit uygulaması yeni inşa edilen hapishane modelleri ile daha katı ve ağır sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Yeni açılan Yüksek Güvenlikli Hapishaneler ve S Tipi Hapishaneler ile yeni bir sistem uygulanmaya başlanmış ve mahpuslar çok ağır izolasyon yöntemlerine maruz bırakılmıştır. Üstelik bu hapishanelerde İnfaz Kanunu’na aykırı bir şekilde sadece ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüleri değil tutuklu yargılananlar, süreli hapis cezaları alanlar da tutulmaktadır. Çoğunluğu tek kişilik yerlerde tutulan mahpuslar günde yalnızca 1 saat ile 1,5 saat arasında başka bir ünitede olan havalandırmaya çıkarılmakta, günün geri kalan 23 saatini tek başına hiç kimse ile konuşmadan, temas etmeden ve kimseyi görmeden geçirmektedir. Burada tutulan mahpuslara kitap, televizyon ve gazetelere erişim konusunda kısıtlamalar getirilmekte ve mahpuslar mutlak bir tecride tabi tutulmaktadırlar.”
“EN AZ 74 MAHPUS HAPİSHANELERDE YAŞAMINI YİTİRDİ”
Sevil Turgut, Türkiye’deki tüm cezaevlerinde mahpusların yoğun hak ihlallerine uğradığını vurgulayarak “2022 yılı başından bu yana tespit edebildiğimiz kadarıyla en az 74 mahpus hapishanelerde yaşamını yitirmiştir. Yaşamını yitiren mahpuslardan 34’ü sürekli hastalıkları olan kişilerdendir. Hapishanelerde şüpheli ölümler ve intihara sürüklenenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur. Sürekli bir şekilde dile getirdiğimiz üzere hapishanelerdeki tüm ölümler önlenebilir ölümlerdir. Türkiye’nin uymakla yükümlü olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, yaşam hakkının korunması bağlamında devletlere, hem pozitif hem de negatif yükümlülükler yüklemektedir. Bunlar; yaşam hakkının korunması noktasında tedbirleri alma ve hakları ihlal etmekten kaçınma yükümlülüğüdür. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre “yaşama hakkı” dokunulmaz başat hak olarak kabul edilmektedir. Ancak meydana gelen ölümlere ve ihlallere bakıldığında, devletin bu yükümlülüklerini yerine getirmediği açıkça görülmektedir” ifadelerini kullandı.
Turgut, açıklamasının devamında 19 Aralık Cezaevleri Katliamı’nda sorumluluğu olan faillerin yargılanması ve cezasızlık politikasına son verilmesi gerektiğini belirtti.
PİRHA-19 Aralık 2000 yılında ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı altında yapılan cezaevi katliamı sırasında “Diri diri yaktılar” sözleriyle hatırlanan Birsen Kars, kanser tedavisi gördüğü Almanya’da yaşamını yitirdi.
19-22 Aralık 2000’de cezaevlerine yönelik gerçekleştirilen ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı altında yapılan katliamdan yaralı kurtulan Birsen Kars, kanser tedavisi gördüğü Almanya’nın Stuttgart kentinde hayatını kaybetti. Birsen Kars, 19-22 Aralık Katliamı’nda “Diri diri yaktılar” sözleriyle hafızalarda yer edinmişti. O dönem 29 yaşında olan Kars’ın başının büyük bölümü, elleri ve sırtı ağır şekilde yanmıştı.
PİRHA-“Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan, ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan operasyonun üzerinden 21 yıl geçti.
İnsanlık tarihi açısından kara bir gün olarak kayıtlara geçtiğinde tarih 19 Aralık 2000’di. Demokratik Sol Parti (DSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Anavatan Partisi (ANAP) koalisyonu döneminde cezaevlerinde uygulamaya sokulmak istenen F tipi cezaevi sistemine karşı 19 yıl önce, 20 Ekim 2000 tarihinde yüzlerce mahkum 19 temel taleple açlık grevine girdi. Talepleri kabul edilemeyen mahkumların bir kısmı 20 cezaevinde açlık grevini ölüm orucuna çevirdi.
İçeride kritik günlere girilirken, dışarıda insan hakları kuruluşlarından oluşan bir heyet hükümet yetkileriyle görüşmeler gerçekleştirip sorunun diyalog yoluyla çözülmesine çabalıyordu. Kapalı kapılar ardında ise cezaevlerine operasyonun planları yapılmıştı. Hükümetten “teröristlerle anlaşma yapmayacaklarını, ölüm oruçlarına müdahale edilebileceğini” açıklamaları gelirken, döneminbaşbakanı Bülent Ecevit, “teröristlerle pazarlık yapmayız” diyordu.
Ölüm orucunun 61. günü, yani tarihler 19 Aralık’ı gösterdiğinde sabaha karşı 04.30 sıralarında eş zamanlı olarak operasyon başlatıldı. Yapılan operasyonlarda, 2’si asker -ki tutukluların öldürdüğü iddia edilmiş, hazırlanan adli tıp raporların G-3 tüfeği kurşunlarıyla arkadan vuruldukları ortaya çıktı- 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişinin ölümüyle sonuçlanacak olan operasyon ‘Hayata Dönüş’ adıyla başlatıldı ve tarihe 19 Aralık Katliamı olarak geçti.
Operasyon sabahı çıkan gazeteler “Devlet girdi – Sahte oruç kanlı iftar” manşetleriyle çıkarken İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “Biz bu operasyona bir yıldır hazırlanıyorduk. Jandarma, özel tim ekipleri operasyon yapılacak cezaevlerinin maketleri üzerinde uygulamalı eğitim alıyordu” açıklamasını yaparken, Saadet Partili Mehmet Bekaroğlu ise, “Bakan Türk hem arabuluculuk yapan bizleri, hem de halkı kandırdı” diyerek görüşmelerin nasıl oyalamaya dönüştüğünü söylüyordu. Hacer Arıkan adlı tutuklunun ambulanstan indirilirken “Bizi diri diri yaktılar” dediği dakikalarda Hikmet Sami Türk, “Ölüm oruçlarında insanların göz göre göre ölmesine seyirci kalamazdık” açıklaması hafızalardaki yerini aldı. Operasyondan sonra ise açıklanan Adli Tıp raporları sonrası gazeteler “Hayata Dönüş Katliamı” başlığı taşıyordu.
Operasyon sonrasında F tiplerine konulan mahkumların ölüm orucu devam etti. Cezaevinde ve dışarıda ölüm orucuna katılan 122 kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi de sürekli ya da geçici sakatlıklar yaşadı.
Tarih yıllar öncesinde Maraş katliamını yazarken, 2000 yılına gelindiğinde toplumların hafızasında silinmeyecek bir katliam daha tarihe kazındı.
PİRHA- İnsan Hakları Derneği Merkezi Hapishaneler Komisyonu, 19 Aralık Katliamının 20. Yılında açıklama yaparak “Katliamın faillerini yargılayın, cezasızlığa son verin” çağrısı yaptı.
Türkiye Cezaevlerinde F Tipine geçiş ve tecrit koşullarını protesto etmek amacıyla açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülere karşı 19 Aralık 2000’de 20 cezaevine eş zamanlı operasyon yapılmıştı. “Hayata Dönüş” adı verilen operasyonda 30 Mahpus ve 2 güvenlik görevlisi, yaşamını yitirirken, 300’e yakın tutuklu ise yaralanmıştı.
Katliamın 20. yılında İnsan Hakları Derneği Merkezi Hapishaneler Komisyonu yazılı bir açıklama yaptı. Cezaevlerinin hak ihlallerinin en fazla yaşandığı kapalı mekanlar olduğu vurgulanan yazıda şunlar ifade edildi:
“Mahpuslar bu kapalı mekanlarda sürekli olarak yeniden üretilen şiddet ve hak ihlalleri ile birlikte yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar. Sağlığa erişim haklarının engellenmesi, insanlık onuruna aykırı olarak tek kişilik ring araçlarında kelepçeli olarak uzun saatler ve günler süren sevkler, çıplak arama, ayakta sayım, fiziksel ve psikolojik işkence, mahpusların başka mahpuslarca şiddet görmesine göz yumulması, ailelerinden çok uzakta yıllarca kalan mahpusların imkanlar olmasına rağmen ailelerine yakın cezaevlerine sevk taleplerinin kabul edilmemesi, sosyal hakların ortadan kaldırılması, iletişim, bilgi edinme ve kültürel hakların yok sayılması ve daha yüzlerce hak ihlali sayılabilir.
Cezaevlerinde hastalıklardan ve intihar vakalarından kaynaklı her yıl onlarca ölümler meydana gelmektedir. Tüm bu ölümler önlenebilir ölümlerdir. Devlet tarafından ruhsal ve bedensel bütünlüklerinin korunması gereken mahpusların ölümleri araştırılmamakta, sorumlular hakkında hiçbir işlem yapılmamakta ve bu da yaşam hakkının ihlal edilmesini sürekli hale getirmektedir.”
“2020’DE EN AZ 50 MAHPUS YAŞAMINI YİTİRDİ”
“2020 yılı içerisinde yalnızca tespit edebildiğimiz kadarıyla 50 mahpus yaşamını yitirmiştir. Yine tespit edebildiğimiz kadarıyla hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunmaktadır.
Dünden bugüne cezaevlerinde devam eden hak ihlalleri ve tecrit politikalarına karşı mahpuslar bugün de açlık grevi eylemi yapmaktadır. Mahpusların üzerindeki tecrit politikalarına son verilerek hak ihlalleri giderilerek sorun bir an önce çözülmelidir.
19 Aralık Katliamının yaşanmasında sorumluluğu olan failler yargılanmalı ve Zamanaşımı usulü ile uygulanan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
Mahpuslar üzerinde tüm sosyal haklarının ortadan kaldırılarak ‘özgürlüğünden mahrum bırakılması’ cezasının üstüne sürekli olarak eklenen cezalandırmalar kaldırılmalı ve insan onuruna saygılı davranılmalıdır. Cezaevleri sivil denetim mekanizmalarına açılmalıdır. Tutuklu ve hükümlülere kötü muamele uygulayan görevliler hakkında etkin soruşturmalar yürütülmelidir.
İnsan Hakları Savunucuları olarak yaşanan katliamların peşini bırakmayacağımızı ve yaşanan tüm hak ihlaline karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”
PİRHA- “Hayata Dönüş” adı verilerek yapılan, ölüm orucunda 122, operasyon sonucu ise 32 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan operasyonun yıl dönümü.
İnsanlık tarihi açısından kara bir gün olarak kayıtlara geçtiğinde tarih 19 Aralık 2000’di. Demokratik Sol Parti (DSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Anavatan Partisi (ANAP) koalisyonu döneminde cezaevlerinde uygulamaya sokulmak istenen F tipi cezaevi sistemine karşı 19 yıl önce, 20 Ekim 2000 tarihinde yüzlerce mahkum 19 temel taleple açlık grevine girdi. Talepleri kabul edilemeyen mahkumların bir kısmı 20 cezaevinde açlık grevini ölüm orucuna çevirdi.
İçeride kritik günlere girilirken, dışarıda insan hakları kuruluşlarından oluşan bir heyet hükümet yetkileriyle görüşmeler gerçekleştirip sorunun diyalog yoluyla çözülmesine çabalıyordu. Kapalı kapılar ardında ise cezaevlerine operasyonun planları yapılmıştı. Hükümetten “teröristlerle anlaşma yapmayacaklarını, ölüm oruçlarına müdahale edilebileceğini” açıklamaları gelirken, dönemin başbakanı Bülent Ecevit, “teröristlerle pazarlık yapmayız” diyordu.
Ölüm orucunun 61. günü yani tarihler 19 Aralık’ı gösterdiğinde sabaha karşı 04.30 sıralarında eş zamanlı olarak başlatıldı. Yapılan operasyonlarda, 2’si asker -ki tutukluların öldürdüğü iddia edilmiş, hazırlanan adli tıp raporların G-3 tüfeği kurşunlarıyla arkadan vuruldukları ortaya çıktı- 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişinin ölümüyle sonuçlanacak olan operasyon ‘Hayata Dönüş’ adıyla başlatıldı ve tarihe 19 Aralık Katliamı olarak geçti.
Operasyon sabahı çıkan gazeteler “Devlet girdi – Sahte oruç kanlı iftar” manşetleriyle çıkarken İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “Biz bu operasyona bir yıldır hazırlanıyorduk. Jandarma, özel tim ekipleri operasyon yapılacak cezaevlerinin maketleri üzerinde uygulamalı eğitim alıyordu” açıklamasını yaparken, Saadet Partili Mehmet Bekaroğlu ise, “Bakan Türk hem arabuluculuk yapan bizleri, hem de halkı kandırdı” diyerek görüşmelerin nasıl oyalamaya dönüştüğünü söylüyordu. Hacer Arıkan adlı tutuklunun ambulanstan indirilirken “Bizi diri diri yaktılar” dediği dakikalarda Hikmet Sami Türk, “Ölüm oruçlarında insanların göz göre göre ölmesine seyirci kalamazdık” açıklaması hafızalardaki yerini aldı. Operasyondan sonra ise açıklanan Adli Tıp raporları sonrası gazeteler “Hayata Dönüş Katliamı” başlığı taşıyordu.
Operasyon sonrasında F tiplerine konulan mahkumların ölüm orucu devam etti. Cezaevinde ve dışarıda ölüm orucuna katılan 122 kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi de sürekli ya da geçici sakatlıklar yaşadı.
Katliamda bir kolunu kaybeden Veli Saçılık yaşananları şu kelimelerle anlattı;
“5 Temmuz 2000 tarihinde benim de içinde tutuklu bulunduğum Burdur Cezaevi’ne on bir tutuklunun mahkemede ifade vermediği bahanesiyle kanlı bir operasyon düzenlendi. Silahlar, gaz bombaları, iş makinaları kullanıldı. Koğuşa sokulan dozerle benim kolum koparıldı. Atılan gaz bombasıyla Sadık Türk’ün kafatası ağır yara aldı. Operasyon sonunda onlarca tutuklu ağır yaralanırken, bir kadın tutukluya gardiyanlar tarafından tecavüz edildi. Operasyondan bir süre sonra benim koparılan kolumun sokak köpeğinin ağzında bulunması kamuoyunda geniş tepki oluşturdu.”
Tarih yıllar öncesinde Maraş katliamını yazarken, 2000 yılına gelindiğinde toplumların hafızasında silinmeyecek bir katliam daha tarihe kazındı.