Etiket: haydar buga

  • Pir Haydar Buga’dan, İslamcılara ‘Alevi Ansiklopedisi’ hazırlatılmasına tepki!

    Pir Haydar Buga’dan, İslamcılara ‘Alevi Ansiklopedisi’ hazırlatılmasına tepki!

    PİRHA – Pir Haydar Buga, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından İslamcı Akademisyenlere ve ilahiyatçılara hazırlatılan Alevi ansiklopedisinin “Zehirle ve özünden uzaklaştır” amacını taşıdığını vurguladı. Buga, her bireyin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini söyleyerek, Alevi kurumlarının da bu konu da eyleme geçmesi gerektiğini belirtti.

    MHP destekli AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın son projelerinden biri olan “Alevi Ansiklopedisi” hazırlığı, toplumun tepkisine neden oldu. Cemevi Başkanlığı, kuruluşundan bugüne Alevi toplumu tarafından kabul görmemekle birlikte, Aleviler adına sözde projelerle tepki çekiyor. Kültür Bakanlığı bünyesindeki başkanlık, inanca dair tarif ve tanımlamalarını şimdi Alevi Ansiklopedisi ile sürdürüyor.

    “OKUT, ZEHİRLE, ÖZÜNDEN UZAKLAŞTIR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesindeki Sünniler/İslamcı Akademisyenler ve ilahiyatçılar tarafından hazırlığı yapılan ansiklopediye dair bir tepki de Pir Haydar Buga’dan geldi.

    Alevilerin, söz konusu girişime karşı harekete geçmesi gerektiğini söyleyen Buga, “Geçmişte olduğu gibi bugün de bizleri kendi kirli çanaklarında yıkayıp, kendilerine benzetmek isteyen zihniyet, atalarından miras aldığı yok etme, yok edemiyorsa kendine benzetme politikasına amansızca devam etmektedir. Biz Aleviler de bu olup biteni tribünlerden izlemekle yetiniyoruz” dedi.

    Buga şöyle devam etti:

    “Birileri bizim adımıza ansiklopedi yazacak ve bu İslami eser gelecek nesillere okutularak geleceğimizi zehirleyecekler. Tıpkı Hünkardan (1209-1271) 153 yıl sonra (Manisa nüshası 1424) Nakşiler tarafından kaleme alınan Makalat name gibi. Onu okuyan içimizden bazıları, önceleri ‘Aaa biz Müslümanmışız’ diyebildiler. İyide yaşam tarzımız ve ibadet şeklimizin birçok yönü o kitap ile bağdaşmıyor! Tıpkı buyruk gibi.

    Sonraları anladık ki sistem bu iki kaynağı sırf Alevileri asimile etsin diye bilinçli olarak çoğaltmış ve her yerde serbestçe okunmasına müsaade etmiş.

    Alevilerin yazılı kaynaklarını talan eden zihniyet, kendilerinin kaleme alıp piyasaya sürdükleri sözde Alevi eserlerini bilinçli olarak toplum içerisine yaymışlar. Bu eserler aracılığı ile Alevileri kendi kirli çarkları içinde devşirmişler. İşte bu ansiklopedi ile sadece ve sadece bu amaçlanıyor. ‘Okut, zehirle, özünden uzaklaştır, bitir’…

    “HER ALEVİ SORUMLULUK BİLİNCİYLE HAREKET ETMELİ”

    Geçmişten ders çıkartarak geleceğimize, çocuklarımıza sahip çıkmanın zamanıdır. Geçmişini bilmeyen geleceğine sahip çıkamaz. Nereden geldiğini bilmeyenler, nereye gideceklerini de bilemezler. Bu ve benzeri gündemlerde Alevilik yelpazesinin tüm bileşenleri, hangi mevki ve makamda olursa olsun, her Alevinin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir.

    Unutmayın ki ne kadar güçlü olursak olalım, birbirimizle kavga ettiğimiz müddetçe kaybetmeye mahkumuz. Hep söyleriz; birleşirsek iri, bölünürsek yok oluruz. O halde başta Alevi kurumları olmak üzere tüm bileşenlerimizle bu kötü gidişata ‘dur’ diyelim. Pir’in dediği gibi ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım’Aşk ile…”

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Haydar Buga: Cemdeki sır olgusunu yok ettik!

    Pir Haydar Buga: Cemdeki sır olgusunu yok ettik!

    PİRHA – Pir Haydar Buga, devlet eliyle metropollerde açılan cemevlerinin, asimilasyona hizmet ettiğini belirtti. Buga ayrıca cemlerdeki tüm detayların medya ve sanal medya aracılığıyla yayınlanmasını da eleştirerek “Ne yazık ki cem olmak, özümüzü yoklamak, aklamak, rıza şehrini oluşturmak için değil, cemde görünmek için, görsünler diye oradayız” dedi.

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, Alevi inancındaki kimi ritüellerin “erozyona uğradığını” belirtti. Pir Haydar Buga, devlet eliyle yapılan asimilasyonlar üzerinde durarak metropollerde açılan hükümet destekli cemevlerinin barındırdığı tehlikelere de işaret etti.

    “ALEVİLERİ NASIL ERİTECEKLERİNİN HESABINI ÇOKTAN YAPTILAR”

    Pir Haydar Buga, şehirlerde açılan cemevlerinin, bireyleri Yol’dan uzaklaştırdığını ifade ederek şu yorumu yaptı:

    “Gelin canlar cem olalım, Hakk’ın cemalini görelim.

    Kadim gelenek içerisindeki erkanları her türlü baskı, kıyım, katliam ve sürgüne rağmen günümüze taşımayı başaran Yol talipleri, özellikle metropolleşme süreciyle birlikte pir, talip ilişkilerindeki kopukluklarla birlikte, bilinçli veya bilinçsiz bazı konularda erozyana uğradılar.

    1993 yılında tüm dünyanın adeta TV’den canlı yayınlarla seyrettiği Madımak Katliamı’nın ardından devlet aklı, resmiyette tanımadığı, binlerce yıldır bu topraklarda varlığını devam ettiren fakat doğduğu coğrafyada yasaklı olan Raa Heq/ Hakk yolu inancının ibadet yerlerinin açılmasına göz yumdu! Göz yumdu çünkü devlet aklı, bizim aklımızdan her zaman birkaç adım önde gidiyordu. Çünkü bizim aklımız fesat, fitneye değil dostluğa, kardeşliğe, insanca, bir arada yaşamaya çalışıyor. Ama o üst akıl, Alevileri bu yeni Dünya düzeni içerisinde kendi elleriyle kurdukları bu kirli çarkın içerisinde nasıl eriteceğinin hesabını çoktan yapmış. Açılan kurumlara kendi eliyle yetiştirip, yerleştirdikleri kişiler ile bizleri eritmeye başlamışlar bile. Halbuki Alevi cemlerinin yegane amacı, toplumsal barışı ve uzlaşıyı sağlamaktı. Bu vesileyle bizler ondan da uzaklaşmış, açılan cemevlerinin aslında yolumuzdan bizleri uzaklaştıracağının farkına bile varamamıştık.”

    “PASLI ÇİVİLERİ ŞİMDİ SÖKÜP ATAMIYORUZ”

    Pir Haydar Buga, devlet destekli açılan kimi medya organlarıyla da inancın, özünden koparılmak istendiğine değindi. Buga, medya aracılığı ile Aleviliğin Kur’an’la ilişkilendirildiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bir TV kanalı aracılığı ile her hafta banttan veya canlı yayınlar yapılarak adeta ‘Aleviler cem birler ama Fatiha’yla başlar, İhlas’la devam eder, Nur suresiyle çerağı uyandırır, Yasin’le bitirir’ noktasına getirdiler. Zamanın Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş’e “Türkiye’deki Alevi sorununu nasıl çözeceksiniz” diye bir soru sormuşlardı, cevabı çok basitti “Alevileri Kur’an’la tanıştırdığımız gün bu sorun çözülecektir’ demişti. İşte o üst akıl, kurduğu bu TV kanalı aracılığı ile Alevilerin kafasına görsel algıyla öyle bir Alevilik çizdi ki, hem Alevileri Kur’an’la tanıştırdı hem de erkanlarımızın içerisine öylesi paslı çiviler çaktı ki maalesef şimdi söküp atamıyoruz.

    “YOL’U SEMAVİ DİNLERLE YARIŞIR HALE GETİRDİK”

    TV’lerdeki cemlerde siz hiçbir canın meydana çıkarak kendini aklayıp yokladığını gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü açılan meydanlar Yahudilerin ağlama duvarlarına çevrildi. Hâlbuki cemlerin yegâne amacı toplumsal barışı ve uzlaşıyı sağlayarak, yârin yanağından gayri her şeyi ortak yaşam içerisinde paylaşmaktı. Bizler ise Yol’u semavi anlayışla yarıştırır hale getirdik. ‘Onlar her hafta cumaya gidiyor, biz de her perşembe cem birleyelim’ rüzgarına kapıldık. Halbuki Aleviler sonbahar ile ilkbahar arası geçen süreçte meydanlar açarak gönül birlerlerdi.”

    “SIRRI SIR EDENİN DEMİNE HÜÜ”

    Pir Haydar Buga, “Bu arada cemdeki sır olgusunu da yok ettik” diyerek cemlerin basın yoluyla ya da sanal medya aracılığıyla görünür kılınmasını eleştirdi. Pir Buga, cemde yapılan sohbetin dışarıya çıkmaması gerektiğini vurgulayarak şu yorumu yaptı:

    “Bazı canlar Yol sırrı ile cem sırrını birbirine karıştırıyor, oysaki ikisi farklı şeylerdir. Cem meydanındaki sır, talibin birlikte yaşam sürdüğü cümle canların huzurunda kendi özlerini dara çekerek, kendisinin veya başka biriyle olan sorununu pir huzurunda meydana dökmesi ve o meydana dökülen her sözün orada; dört duvar arasında kalacağına ve eşitler dahi (evli çiftler) meydanda duyduklarını kendi hanelerinde bile dile getiremezdi. Bundan dolayı pir, meydana dökülenin meydanda kalması gerektiğini ‘Sırrı sır edenin demine Hüü’ söylemiyle dile getirirdi. Bunun anlamı; ‘burada konuşulan her şey burada kalacak’ demekti.

    Yol sırrı ise talibe bulunduğu mevki ve makam doğrultusunda verilen Yol bilgisidir. İçinde bulunduğumuz Xızır ayı dolayısıyla cemevlerimizde talipler pirleriyle buluşuyor, Xızır bayramını kutluyor, cem oluyor, varsa içlerinde kini, kibiri, riyayı, senliği, benliği, özlerinden uzaklaştırarak Xızır bilinci içerisinde gönül birliyorlar. Xızır aşkıyla meydan alan cana aşk ola. Ama maalesef gerek günümüzde bu Xızır cemlerinde gerekse matem günlerimizde neredeyse hemen hemen her Alevi kültür merkezimiz özellikle sanal alemde çarşaf çarşaf resimlerin yanı sıra, canlı yayınlar yaparak yukarıda da değindiğimiz o furyaya teslim olmuş olmaları, sistemin bizlere dayattığı o kirli çarkın dişlileri arasında sıkışıp kalmış duruşumuzun bir göstergesidir.

    Ne yazık ki cem olmak, özümüzü yoklamak, aklamak, rıza şehrini oluşturmak için değil, cemde görünmek için, görsünler diye oradayız. Aşk ile…”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Pir Buga: Hakk’a uğurlamada Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur

    Pir Buga: Hakk’a uğurlamada Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur

    PİRHA – Pir Haydar Buga, Hakk’a uğurlama erkanlarının Alevi inancına aykırı biçimde yürütülmesini eleştirdi. Pir Buga, “Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da vicdana da ahlaka da sığmaz” dedi. 

    Alevi toplumunda uzun yıllardır tartışılan bir konu da Hakk’a yürüdükten sonra uğurlama biçimi.

    Alevi köylerine cami yapılması, çocuklara zorunlu din derslerinin dayatılması, Alevi inancının tanınmaması sorunlarının yanında Alevi Hakk’a uğurlama erkanındaki asimilasyon tartışılıyor. Alevi bir kişi Hakk’a yürüdükten sonra genellikle inancının kuralları doğrultusunda toprağa sırlanamıyor. İşte tam da bu noktada pirlerin itirazı yükseliyor.

    “ALEVİCE YAŞANIYORSA ALEVİCE SIRLANMALI”

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ konusunu “Kanayan yaramız” olarak nitelendirerek, yapılması gerekenleri anlattı. “Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur” diyen Pir Buga, şunları ifade etti:

    “Dünyanın en modern toplumundan en ilkel kabilesine kadar tüm insanlar bir canlarını Hakk’a uğurladıklarında bağlı bulundukları inanç ve de yaşadıkları coğrafik koşullar doğrultusunda çeşitli tören ve merasimler düzenlerler.

    Kadimden gelen yasaklı bir inancı yaşamaya ve de yaşatmaya çalışan biz Aleviler de yörelere göre bazı farklılıklarımız olsa da ‘Yol bir sürek bin bir’ anlayışı içerisinde Hakk’a yürüyen canlarımızın ardından ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ yürütürüz.

    Örneğin bir Hıristiyan anne ve babadan doğan çocuk önce papaz tarafından kilisede vaftiz edilir, ardından yaşamı boyunca inancı doğrultusunda her pazar kilisede papazın yürüttüğü ayin ile ibadetini gerçekleştirir. Hakk’a yürüdüğünde de yine kilise papazının yürüttüğü bir ayin ile Hakk’a uğurlanır.

    Yine imam öncülüğünde camide günde üç veya beş vakit namaz kılan Müslümanlardan bir can Hakk’a yürüdüğünde cami imamının kıldırdığı cenaze namazıyla Hakk’a uğurlanır.

    Bu camide de havrada da sinagogta da kilisede de tapınakta da böyledir. Cemevinde de böyle olmalıdır. Çünkü kişi, canı tende iken (yaşarken) kendi özgür ifadesiyle nasıl ibadet ediyorsa Hakk’a uğurlanınca da o ibadet şekline benzer uygun bir tören, merasim veya erkan ile Hakk’a uğurlanır. Aleviler de Alevice yaşıyorsa Alevice sırlanmalıdır.

    Yaşarken pir, mürşid, rehber, talip ile birlikte meydan açıp rızalık alarak, çerağı uyandırıp deyiş, duaz, nefes, gülbang, semah, lokma vs. on iki hizmet yürütülerek Hakk meydanında özlerini dar eyleyip, aklanıp paklanan, toplumsal uzlaşı ve barışı inşa edenler, elbette ki Hakk’a yürüdüklerinde de bu ibadet şekline uygun bir erkan ile Hakk’a uğurlanmalıdırlar.

    “YAŞARKEN NAMAZ KILMAMIŞ CANLARIN CANSIZ BEDENLERİNE NAMAZ KILDIRMAK YOL’A, VİCDANA SIĞMAZ”

    Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da, vicdana da ahlaka da sığmaz. Kaldı ki bu iki yüzlülüktür, iki milyara yakın Müslüman camiasına da hakarettir. Bari onlara saygınız olsun.

    Yol cümlemizden uludur. Gönül rızalığı ile yürünen yolda Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur.

    Aşk ile…

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Haydar Buga: İran’a gittik, Hace Bektaş Veli’ye ait hiçbir iz bulamadık

    Pir Haydar Buga: İran’a gittik, Hace Bektaş Veli’ye ait hiçbir iz bulamadık

    PİRHA – Pir Haydar Buga, Hacı Bektaş Veli’nin doğduğu ve yaşadığı iddia edilen İran’ın Nişabur şehri yakınlarındaki Fushenjan/Fuşencan köyüne gitti. Hünkarın doğduğu köy olduğu iddia edilen bölgede kimsenin Hacı Bektaş’ı tanımadığını belirten Buga, “Ya ülkemizde bize aktarılanlar tamamen bir kurgu idi ya da Pir’in bu diyarlarla alakası yoktu” ifadesini kullandı. 

    Hacı Bektaş Veli’ye ait resmi bir biyografinin olmaması nedeniyle hala nerede doğduğu ve yaşadığı araştırılıyor. Birçok kesim, belgelere dayalı gerçeklerden ziyade Hacı Bektaş Veli’ye ait olduğu iddiasıyla farklı yaşam hikayelerini savunuyor.

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga bu kapsamda mevcut tezlerin doğruluğunu araştırmak üzere İran’ın Horasan bölgesine gitti. Pir Buga, kendi söylemiyle ‘mevcut kafa karışıklığını yerinde incelemek üzere’ Nişabur şehrine kadar gittiğini anlattı.

    “AMACIMIZ PİR’İN İZİNİ BULMAKTI”

    “Hace Bektaş Veli Anadolu’ya nereden geldi?” sorusunu gündeme getiren Pir Haydar Buga, yaptığı geziye dair şunları aktardı:

    “Bugüne kadar hep Türkiye’de yazılıp çizilmiş olanları okuduk. Hiçbirimiz, bu yazılanların ne kadar doğru olduğunu araştırma imkanına sahip değildik. Belki gidip araştıranlar olmuştur fakat bunlar da bizlere ulaşmadı/ulaştırılmadı ya da bizim haberimiz olmadı. Ulaşanlar da Eflaki’nin yazılarından anladığımız kadarıyla Horasan bölgesinde Nişabur yakınlarındaki (9 km) Fushenjan/Fuşencan köyünü işaret etmekteydi.

    Önceleri bizlere hep Hace Bektaş Veli’nin (1209-1271) Nakşi tarikat şeyhi Ahmet Yesevi’nin  (1093 -1166) öğrencisi olduğu, tarihler uyuşmayınca, yani o varsayım tutmayınca onun öğrencisi Lokman Perende’nin öğrencisi olduğu, Anadolu’ya Türklüğü ve İslamiyeti yaymak, bu coğrafyadaki diğer toplulukları Müslümanlaştırmak üzere Nakşi tarikat şeyhi Şeh Ahmet Yesevi tarafından gönderildiği anlatıldı. Bundan dolayıdır ki önce Yeseviliğe sonra Ebu’l Vefai el Bağdadi ya da Ebu’l Vefa el Kürdi üzerinden Vefailik’e bağlandı.

    Her zaman kafamızı karıştırmış olan bu belirsizliği yerinde incelemek o bölgede pirin izini bulmak amacıyla uzun bir yolculuğun ardından İran’ın Horasan bölgesinde bulunan Nişabur şehrine ulaştık.

    Nişabur’da bizlere burada doğup büyümüş olan Hamit adında bir canımız rehberlik etti. O da bizim heyecanımıza ortak oldu. Çünkü o da bu konuda oldukça meraklıydı. Üstelik Pir’in doğup büyüdüğü yere sadece 9 km uzaklıkta olmasına rağmen Pir hakkında bugüne kadar hiçbir şey duymamıştı.

    Kısa bir yolculuğun ardından ana yoldan yaklaşık 5 km uzaklıktaki pirin doğup büyüdüğü, eğitim aldığı söylenen Fushenjan/Fuşencan köyüne vardık.

    Önceliğimiz Pir’in doğup büyüdüğü, hatta bazı iddialara göre 40 yaşına kadar burada yaşadığı, eğitim gördüğü yeri bulmaktı. Elbette bulmak öyle kolay olmadı çünkü kimsenin böyle birinden haberi yoktu.

    Köyün girişinde küçük bir Farsça tabelada “Hace Bektaş’a gider” diyordu. Bu da belli ki köy halkının dikkatini çekmemiş olmalı ki kimse oralı olmamıştı.

    Köyün içinde bir kaç tur attıktan, birkaç kişiye sorduktan sonra bir sokağın başında başka bir tabela belirdi ve yaklaşık köyden 1,5 km uzaklıktaki daha önceleri arkeolojik kazı yapılmış olan alana ulaştık.

    Tamamen bir birinden bağımsız 8 bölmeli, toplama taşlar ile yapılmış duvar genişlikleri yaklaşık 1 metre civarında olan yerden yaklaşık 70-80 cm yükseklikte 90 metrekareye yakın bir kalıntıyla karşılaştık. Farslarda çini ve mermer sanatının çok eski bir zanaat olduğunu biliyoruz fakat burada bunlardan eser bile yoktu. Üstelik Hünkar’ın varlıklı bir aileden  (Horasan Sultanı İbrâhimü’s-Sânî Seyyid Muhammed ile Nişaburlu Şeyh Ahmed adlı âlim bir zatın kızı olan Hâtem’den (Hatme) geldiğinin söylenmesine rağmen…

    Bizler bu çok eski olmayan (bu arkeologların karbon testinden sonra daha net anlaşılır ) yapı içerisinde Pir’e ait hiç bir iz bulamadık ve tekrar köye döndük.

    “SİZCE PİR HACE BEKTAŞ VELİ NEREDEN GELDİ?”

    Pir Haydar Buga, yaptıkları incelemeler doğrultusunda, bölge halkından kimsenin, Hacı Bektaş Veli hakkında bilgiye sahip olmadığının da altını çizdi. Hünkara dair hiçbir belge ve bulguya ulaşamadıklarını vurgulayan Haydar Buga şöyle devam etti:

    “Köy meydanında bir kaç kişiye Pir’i sorduktan sonra kendisinin köyün emekli imamı olduğunu beyan eden Muhammed Emkân ile bu konu hakkında konuştuk. Kendisinin veya bu civarda bu konu hakkında bilgi ve belgeye sahip olan birilerinin olup olmadığı konusunda tabiri caiz ise ince eleyip sık dokuyarak bilgi toplamaya çalıştık. Ne yazık ki Emkân dahil bu köyde (Fushenjan/Fuşencan’da) hiç kimse Pir Hace Bektaş Veli hakkında bilgiye sahip değildi. Bilinenler ise internetten okuduklarıydı. Buna vesile olan da Muhammed Emkân’ın deyimiyle 2017 yılında kendilerinin Hace Bektaş Veli’nin torunları olduklarını söyleyen bir otobüs dolusu insanın, ellerinde haritayla buraya gelip az önce uğradığımız yeri aradıklarını, bir müddet sonrada atalarının yerini bulduklarını söylemeleriydi.

    Bu gelişmelerin ardından belediyenin bu alanı kapattığını, asker/jandarma yerleştirip bu yerin koruma altına alındığını, oraya bir tabela asıldığını, hatta o tarafa kimsenin yaklaştırılmadığını, yaklaşık iki yıl sonra da belediyenin tabelayı söktüğünü, jandarmanın gittiğini, o günden bu güne de kimsenin gelip sormadığını söyledi.

    Emkan’ın beyanına göre bu köy yaklaşık 2200 yıllık bir köy ve köyde yaşayanların hepsi Farsi’ydi. ‘Burada Türk veya Kürt yoktur en yakın Türkmen ve Moğol Türklerinin köyleri olan RAŞ ABAT köyü, onlar da buradan yaklaşık 40-45 km uzakta olan 6 imamlı Alevilerdir’ diyordu.

    Halbuki Pir’in 40 yaşına kadar burada yaşadığı ve buradan Anadolu’ya irşada gittiği iddia ediliyordu. Peki Hünkar’dan önce Nişabur’da yaşamış olan Ömer Hayyam’ı herkesin bilmesi, Hace Bektaş Veli’yi hiç kimsenin bilmemesi, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayışları, Pir’den hiçbir eserin olmayışı, o yaşa kadar evlenmeyişi, aile fertlerinin buralarda olmayışı normal miydi?

    İşte bizler bu soruların cevaplarını yerinde arıyorduk fakat bununla ilgili herhangi bir belge ve bulguya ulaşamamıştık. Ya bizim ülkemizde bize aktarılanlar tamamen bir kurgu idi ya da pirin bu diyarlarla alakası yoktu. Sizce Pir Hace Bektaş Veli nereden geldi?”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    > Harmancı: Horasan’da bir Hacı Bektaş Veli bulamadık; bir mitos oluşturma çabası var-VİDEO

  • Pir Haydar Buga: Aleviler ilk kez bu kadar ahlaksızca bir süreçle karşı karşıya kaldı

    Pir Haydar Buga: Aleviler ilk kez bu kadar ahlaksızca bir süreçle karşı karşıya kaldı

    PİRHA – AKP hükümetinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açılacağını duyurması Pir Haydar Buga tarafından sert tepkiyle karşılandı. Buga, Alevi tarihinde ilk kez Aleviler bu kadar ahlaksızca, bu kadar densizce bir süreçle karşı karşıya kaldılar” yorumunda bulundu. Aleviliğin özünün devlet eliyle bozulmak istendiğini belirten Buga, iktidarı destekleyen dedeleri de eleştirdi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahındaki açıklamalarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Pir Haydar Buga, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulup, cemevi yönetimlerinin bu yöntem ile yürütülecek olmasını eleştirdi.

    “ALEVİLER İLK KEZ BU KADAR AHLAKSIZ BİR SÜREÇLE KARŞILAŞTI”

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının samimiyetten uzak olduğunu vurgulayarak, geçmişte yaptığı cemevine yönelik “cümbüş evi” söylemini hatırlattı. Pir Buga, Aleviliğin Kültür Bakanlığına bağlanmasının yanlış olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Binlerce yıllık kadim geleneği süren ve doğduğu coğrafyada yasaklı olan, her baskıcı unsur tarafından da katledilen, kıyımlara uğrayan Alevileri katlederek, sürgün ederek bitiremediler. Ama o kıyım ve katliamlar, Alevilerin onurlu sancakları oldular. Aleviler o sancakların altında bir araya geldiler ve her zaman bir olmaya, iri ve diri olmaya gayret gösterdiler.
    Alevilik tarihinde ilk kez bana göre Aleviler bu kadar ahlaksızca bu kadar densizce bir süreçle karşı karşıya kaldılar. Alevileri Turizm Bakanlığı’na bağlamak…Aleviler bu ülkenin turistleri değil. Alevileri siz Turizm Bakanlığı’na bağlarsanız sanki Alevilik bir turistik tesismiş gibi ya da turistik hizmet sunan bir yermiş gibi algılanabilir.”

    “20 YILLIK SÜREÇTE AKILLARINA ALEVİLERİ TANIMAK GELMEDİ”

    “Cumhurbaşkanının zaten geçmişteki söylemlerini biliyoruz. AKP’li Recep Tayyip Erdoğan’ın şu söylemi beni çok incitmişti, ‘Cemevleri cümbüş evidir. Ali’yi sevmek Alevilik ise ben de en iyi Aleviyim’ gibi söylemlerde bulunmuştu. Bu söylemler bile çok inciticidir. Bu nedenlerle ben şahsen kendisine inanmam. Ama şunu da görüyoruz, 20 yıldır iktidarda olan bir zümre var ama bu 20 yıllık süreç içerisinde her ne hikmetse akıllarına Alevileri tanımak gelmedi. Ama seçime birkaç ay kala beyefendilerin aklına Alevi dergahlarını ziyaret etmek ve Aleviliği tanımak geliyor. Eğer Alevi dergahlarını ziyaret ediyorsanız öncelikle Alevilerin orada temsili olarak astıkları resimlere tahammül etmek zorundasınız. Onları kaldırıp yerlerine anlamadığınız lisanda kimi tabelaların asılması bile dergahlara yapılmış olan zülden başka bir şey değildir. Ardından başka bir dergaha Kur’an’la girmesi doğru değil.
    Eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş’e bir televizyon programında ‘Türkiye’deki Alevi sorununu nasıl çözersiniz? diye sorulmuştu. Ateş cevap olarak demişti ki ‘Alevileri Kur’an’la tanıştırdığımız gün bu iş bitecektir’.

    “ALEVİLİK BÜYÜK BİR OKYANUSTUR, GÖLETİN İÇİNE SIĞDIRAMAZSINIZ”

    Pir Haydar Buga, Aleviliğin özünün devlet eliyle bozulmak istendiği vurgusunu da yaptı. Buga, iktidarı destekleyen dedeleri de eleştirerek şu sözlerle devam etti:

    “Maalesef Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı aracılığıyla yani içinde cem kelimesi bile geçmeyen ama yıllardır Alevilere ‘cem’ olarak yutturulan Cem Vakfı diye bir vakıf aracılığıyla görsel algı oluşturarak, Aleviliğin içine paslı çivi çaktılar. Ve maalesef biz o çivileri şu anda sökmekte zorlanıyoruz.

    Alevilik bana göre büyük bir okyanustur onu küçücük bir göletin içine sığdıramazsınız. Yani İslamiyet’in içerisine sığdıramazsınız. İslamiyet Alevi inancının yanında küçücük bir gölettir. Ama zoraki o koca okyanusu, ummanı küçücük bir göletin içerisine sığdırmaya çalışıyorlar. Tarihin her sayfasında Hızır paşalar vardı, bundan sonra da olmaya devam edeceklerdir. Kişiliklerini, yolunu, benliğini satmış olanlar, birilerine sürekli yamanmak için, bu Alevilerin içindeki bizim kınalı kekliklerimiz…

    “ALEVİLİK KENDİNE HAS BİR İNANÇTIR”

    Ama bu süreçten sonra bence Aleviler biraz daha silkinecek ve kendine gelecektir. En azından taraflar netleşecektir. Birileri şunu diyor ‘2 milyara yakın Müslüman var. Onlar diyor ki ‘Yeryüzünde bir tane İslamiyet var. Siz de eğer İslam iseniz mabet yeriniz camidir’. Kendilerine göre çok haklılar. Ama birisi de çıkmış diyor ki ‘Asıl Müslüman biziz. Biz İslam’ın özüyüz’.

    Bu durumda Diyanet İşleri Başkanı ile İzzettin Doğan’a şunu sormak isterim: ‘2 milyara yakın Müslüman var. Siz diyorsunuz ki ‘Asıl Müslüman biziz. Biz İslam’ın özüyüz. Tek bir mabedimiz var o da camidir’. Ama karşınızda 50 milyon olduğunu tahmin ettiğimiz bir toplumun içindeki bazı kişiler de diyorlar ki ‘Yok o 2 milyar Müslüman yalan söylüyor. Asıl İslam’ın özü biziz.’

    Bu iki şahsa ‘Önce kendi aranızda bir karar verin’ demek isterim. Eğer İslam’ın özü cem ise ve özünde cemevi varsa; muhabbet, saz, semah, lokma, çerağı, rızalık var ise o zaman siz 2 milyar Müslümanın yaptığı şey yanlış, siz geleceksiniz ‘İslam’ın özü’ diye buraya sığınacaksınız. Onlar önce kendi aralarında bunun kararını versinler. Alevilik kendine has bir inanç, yol, kültürdür.”

     “ZİHNİYET VE DÜŞÜNCELERİ EBUSUUD İLE AYNI”

    Pir Haydar Buga son olarak Aleviliğin halen Türkiye’de bir inanç olarak tanınmadığını vurgulayıp şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Aleviliği ‘Kültür evi’ olarak yorumluyor. Yani senin inançsal boyutunu göz ardı ediyor. Sana diyor ki ‘Sen inançsızsın’. Yani siz, Alevilerin inançsal boyutunu inkar eder ve Turizm Bakanlığı’na bağlarsanız Ebussuud ile aranızdaki söylem arasındaki farklılıklar ortadan kalkar. Zihniyet ve düşünce aynı. Geçmişini bilmeyen toplumlar gelecekleri hakkında söz sahibi olamazlar. Nereden geldiklerini bilmeyenler nereye gideceklerini de bilmezler. Aleviler nereden geldiklerini biliyorlar nereye gideceklerini de bilmelidirler. Gidip birilerinin kucağına oturulmamalı, birilerine kendilerini yama yapmamalı. Pir Sultan’ın itlerinin bile oturmadığı harami sofralarına gidip oturmaları bizleri rencide ediyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • AABK: Kirli ellerinizi inanç önderlerimizin üzerinden çekin

    AABK: Kirli ellerinizi inanç önderlerimizin üzerinden çekin

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Haydar Buga’nın gözaltına alınmasına ilişkin yazılı bir açıklama yayınlayarak; “Asılsız ithamlarla, Dedelerimize, Analarımıza ve kurum yöneticilerimize yönelik sindirme politikaları ile Hak ve Eşit yurttaşlık talebiyle verdiğimiz mücadelemizi sekteye uğratabileceklerini sananlar, dönüp 33 yıllık mücadelemize baktıklarında aldanacaklarını göreceklerdir” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi ve Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga ile eşi Belçika’dan Türkiye’ye giriş yaparken İstanbul’da gözaltına alınmış ve mahkemeye çıkarılarak hiçbir tedbir kararı uygulanmadan serbest bırakılmıştı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, Buga’nın gözaltına alınmasının hukuki hiçbir dayanağının olmadığı belirtilerek, Alevilere yönelik hiçbir baskının Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelelerini sekteye uğratamayacağı vurgulandı.

    “KURUM YÖNETİCİLERİMİZE YÖNELİK SİNDİRME POLİTİKALARI BOŞUNADIR”

    AABK tarafından yapılan açıklamada şu sözlere yer verildi:

    “Yine bir hava alanında alıkonulma vakası, yine asılsız ithamlarla baskı ve sindirme politikası. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) İnaç, Yol-Erkân Kurulu Üyesi ve Belçika Alevi Birlikleri Federasyonu Yol-Erkân Kurulu Sorumlusu Haydar Buga Dedemiz 22 Şubat 2022 tarihinde Sabiha Gökçen Hava Limanı’nda pasaport kontrolü sırasında gözaltına alındı. 23 Şubat 2022 tarihinde Anadolu Adliyesi’ne götürülen Haydar Buga Dedemizin kurumlarımız ve yöneticilerimiz ile ilgili tamamen yalan ve yanlış, uydurma ithamlar hakkında Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alındı.

    Haydar Buga Dedemizin bir gece göz altında tutulması, hiç bir hukuki alt yapısı olmayan zorlama haberlerle hakim karşısına çıkartılması asla kabul edilir bir durum değildir. Asılsız ithamlarla, Dedelerimize, Analarımıza ve kurum yöneticilerimize yönelik sindirme politikaları ile Hak ve Eşit yurttaşlık talebiyle verdiğimiz mücadelemizi sekteye uğratabileceklerini sananlar, dönüp 33 yıllık mücadelemize baktıklarında aldanacaklarını göreceklerdir.

    “YOLUMUZUN GEREKLERİNİ HER DAİM TAVİZSİZ YERİNE GETİRECEĞİZ”

    Hava alanlarında bizlere uygulanan baskı ve eziyet politikalarınızla insan haklarından, demokrasiden ne anladığınızı tüm dünyaya en iyi şekilde gösteriyorsunuz. Bir inancın temsilcilerine yaklaşımınız, zalimliğiniz, Aleviye her daim reva gördüğünüz kin ve nefret politikalarınızla, tarihte her daim Yezit zihniyeti olarak anılmaya devam edeceksiniz. Çekin kirli ellerinizi inanç önderlerimizin üzerinden. Alevi kurumları olarak bu ve benzeri baskılar ile YOL’umuzdan asla taviz vermeyeceğimizi ve şartlar ne olursa olsun YOL’umuzun gereklerini her daim tavizsiz yerine getireceğimizin bilinmesini istiyoruz.

    Haydar Buga Dedemize geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

    Aşk-ı muhabbetlerimizle.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gözaltına alınan Pir Haydar Buga çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı

    Gözaltına alınan Pir Haydar Buga çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı

    PİRHA-Gözaltına alınan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi ve Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi ve Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga ile eşi Belçika’dan Türkiye’ye giriş yaparken İstanbul’da gözaltına alındı.

    Savcılığın yurt dışı çıkış yasağı ile kefalet talebini reddeden mahkeme, hiçbir tedbir kararı uygulamadan Buga’yı serbest bıraktı.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >AABK Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Pir Haydar Buga gözaltına alındı

  • AABK Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Pir Haydar Buga gözaltına alındı

    AABK Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Pir Haydar Buga gözaltına alındı

    PİRHA- AABK Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga Dede İstanbul’da gözaltına alındı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga Dede İstanbul’da gözaltına alındı. Buga’nın gözaltına alınma nedeni henüz bilinmiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Haydar Buga yazdı: Aleviler niçin niyet eder?

    Pir Haydar Buga yazdı: Aleviler niçin niyet eder?

    PİRHA-Pir Haydar Buga, Alevilikte oruç tutma geleneğinin temelini sorguladı. Buga, “Aleviler niçin niyet eder?” sorusuna “İnsan-i kamil olabilmek için nefse hükmedebilmek” konusuna işaret etti.

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Alevilikte Niyet (oruç)’ başlığı ile kaleme aldığı yazıda oruç tutma ritüelini yorumladı. Buga, “Hakka yürüdükten sonra Huri, Nuri veya Gılman ile ödüllendirilmeyeceksek veya cehennem ateşinde tanrının işkence hanesinde cayır cayır yanmayacaksak, varlığın bir parçası isek, her şey şu alemde, evrende ise, günah ve sevap yerine iyilik ve kötülüğü benimsemiş Alevi bir can, niçin niyet edip oruç tutar ki?” sorularına cevap aradı.

    “ALEVİLER NİÇİN NİYET EDER?”

    Haydar Buga’nın ilgili yazısı şöyle:

    Kadimden gelen Yol süreği içerisinde en önemli ritüellerden biridir, niyet etmek, yani oruç tutmak, aç kalanın halinden anlamak, nefsi köreltmek, içindeki yedi merhaleyi (çakrayı, basamağı) aşarak özündeki Hakk ile buluşabilmek.

    Kutsal hilal olarak bilinen bereketli topraklar üzerinde adeta insanlığın hafızasını oluşturan Alevi Kızılbaş ana erk toplumu, binlerce yıldır bu yas ve şükran geleneğini sürdürmektedir. Her ne kadar özünden uzaklaştırılmış, köklerinden kopartılmaya çalışılmış olsa da binlerce yıldır sürdürülen bu gelenek, inançsal ritüel, sonradan tarih sayfasına çıkmış olan semavi dinlere de ilham kaynağı olmuştur.

    Yola verdikleri ikrar doğrultusunda her baskıya, zulme ve asimilasyon çabasına rağmen, düzenli olarak Matem, Xızır, Gaxan, Nevroz günlerinde niyet edip özlerini Dar’a çekip toplumsal rızalık içerisinde yolun gereğini yerine getirerek aklanıp paklanmışlardır.

    İçinde yaşadığımız coğrafyadaki baskıcı İslam toplulukların, dini uygulamalarını, ritüellerini, dinin onlara vadettiklerini görünce, birçok canımızın merak ettiği asıl sorularsa doğal olarak şunlar oluyor:

    Cennet, cehennem diye başka bir dünya yok ise, öldükten (Hakka yürüdükten) sonra Huri, Nuri veya Gılman ile ödüllendirilmeyeceksek veya cehennem ateşinde tanrının işkence hanesinde cayır cayır yanmayacaksak, varlığın bir parçası isek, her şey şu alemde, evrende ise, günah ve sevap yerine iyilik ve kötülüğü benimsemiş Alevi bir can, niçin niyet edip oruç tutar ki?

    Cennet arzusu veya cehennem korkusundan dolayı mı?

    Huri, Gılman arzusundan mı?

    Kıldan ince kılıçtan keskin, sırat köprüsünün korkusundan mı?

    Günahtan arınıp, sevap kazanma arzusu için mi?

    Olmayan öteki dünyada rahat etme sevdası için mi?

    Cehennemde cayır cayır yanma veya cehennem zebanilerinin korkusundan mı?

    Sırf bütün bunlardan dolayı, Alevi bir can, niyet (oruç tutuyor) ediyor olabilir mi?

    Elbette hiç biri değil.

    ‘Sofilere sohbet gerek

    Ahilere ahiret gerek

    Mecnunlara Leyla gerek

    Bana seni gerek seni’ demiyor mu Pir Yunus?

    Cenneti parasız zahide veren, cehennem korkusunu gönlünden silen Alevi toplumu içerisinde olmayan bir cehennem korkusu veya cennet sevdası olabilir mi?

    Dini sevgi olanın kıblesi aşktır.

    “ALEVİLİK İNSAN-İ KAMİK OLABİLMEYİ HEDEFLER”

    Peki Aleviler niçin niyet eder öyleyse?

    Çünkü Alevilikte insan; yaşam denilen süreç içerisinde önce insan olabilmeyi, insan kalabilmeyi, ardından kainattaki cümle varı özümseyerek yola verdiği ikrar bağı ile hal ve hareketlerini kendi akıl süzgecinden geçirerek, vicdan terazisiyle tartarak, olgunlaşmayı, olgunlaşarak kemalete ermeyi, yani insan-i kamil olabilmeyi hedefler.

    O bilir ki aslolan kemalettir, buna varabilmek için de öncelikle ‘nefs’ denilen illete hükmedebilmek, yani nefsini bilmekten benlikten kurtulmaktan geçer.

    Çünkü o bilir ki ‘ben’ diyen biz olmaktan uzaktır ve bencillik nefsin insana kurduğu en büyük tuzaktır.

    İşte toplumsal ahlak çerçevesinde ‘Eline, Diline, Beline’ sahip çıkarak yaşam boyu bu üç kutsal mührü üzerinde taşıyarak, Dört kapı kırk makam aşamasından geçebilmek, ikrarına bağlı bir yaşamı sürdürebilmek, Hakk’a göçtükten sonra da cümle canların Hakk hanelerinde, Hakk ile anılıp aşk ile yad edilebilmekten öte değildir. Bundan dolayıdır ki Her Alevi can, yılda en az bir kere halk huzurunda, Hakk meydanında bağlı olduğu ocağın pirinin darına durarak özünü yoklar, kendini aklar, yıktığını kaldırır, döktüğünü doldurur, dost gönüllerini hoş tutar. Her hesabını bu ulu divanda görür, sorgusunu ve sualini başka bir diyara, dünyaya bırakmaz.

    Niyet’in (orucun) yegâne amacı; nefsten arınıp, olgun yani ‘kâmil’ insan olabilmektir. Erdemli ve ahlaklı olabilmek.

    Adaletli ve merhametli olabilmek.

    Doğru ve dürüst olabilmek.

    Eşit ve paylaşımcı olabilmek.

    Hak ve hakikatten yana olabilmek.

    Sevgiyi özümseyerek saygılı olabilmek.

    Cümle varı hoşgörü içerisinde kucaklayabilmektir.

    Her şeyden önemlisi vicdan sahibi olabilmek ve de ‘Eline, diline, beline, eşine, işine aşına, özüne, sözüne, gözüne sahip çıkmak’ tan geçer.

    Niyet ettiğinizde eliniz, diliniz, beliniz, gözünüz, ayağınız; yani bir cümle azanız niyet etmiyor ise; diliniz yalandan, riyadan, fitne-fesattan uzaklaşmamış ise, eliniz size ait olmayanı almaktan geri durmuyorsa, başkasının hakkını gasp ve talan ediyorsa, beliniz namahrem içinde, Yol’a ve eşitine verdiği ikrara bağlı değil ise gözünüze, sözünüze, özünüze sahip değilseniz o günün yegâne kazanımı aç kalmaktan öte gitmez.

    Unutmayın ki niyeti (orucu) unutkanlık içinde bilmeden aldığınız bir yudum su, ağzınıza attığınız sakız, yediğiniz bir lokma ekmek veya almak zorunda olduğunuz ilaç bozmaz.

    Niyeti /Orucu;

    Ahlaksızlık bozar.

    Onursuzluk bozar.

    Yalancılık bozar.

    Hırsızlık bozar.

    Hillekarlık bozar.

    Arsızlık bozar.

    Edepsizlik bozar.

    Başkasının hakkını gasp etmek bozar

    Bir cana kıymak bozar.

    Nefsine hakim olamamak bozar.

    Kısacası niyeti, vicdansızlık bozar.

    Alevi bir can sadece Matemde, Gağanda veya Xızır da değil, bir yaşam boyunca o üç kutsal mührü (eline, diline, beline) üstünde, özünde taşıyarak, içinde yaşam sürdürdüğü bu evrenin bütün canlıların ortak yaşam alanı olarak görmesi, birlikte yaşadığı toplumun tüm fertleriyle müsahip olma zorunluluğu vardır. Ancak böyle olunur ise hak yemeden, hak yedirmeden alemde yaşayan her canlının hakkına ve hukukuna riayet ederek, hiç kimseyi dilinden, ırkından, renginden veya cinsiyetinden dolayı ayırt etmeden barış ve hoşgörü içerisinde yaşayabilir insan.

    Şayet bunlar yaşamda karşılık buluyorsa, bilin ki o can Hakk yolunun yolcusu olmuş, deryalara doğru yelken açmış olur. O deryaya yelken açan cana Aşk-ı niyazımız ola.”

    (HABER MERKEZİ)