Etiket: Haydi çocuklar camiye

  • ‘Haydi çocuklar camiye’ projesinde çok vakit namaza gidene ödül!

    ‘Haydi çocuklar camiye’ projesinde çok vakit namaza gidene ödül!

    PİRHA – Yozgat Valiliği, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı katkılarıyla, Yozgat Belediyesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Müftülüğü ve TÜGVA ile birlikte ‘Haydi Çocuklar Camiye’ projesi hayata geçirmek üzere çağrıda bulundu.

    Yozgat Valiliği, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı katkılarıyla, Yozgat Belediyesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Müftülüğü ve TÜGVA  tarafından organize edilen ‘Haydi Çocuklar Camiye’ projesini hayata geçirmek için çağrı yaptı.

    Ramazan ayı boyunca devam edecek projeyle, ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin camiye alışmaları, cemaat ortamında milli birlik ve beraberliğin sağlanması, manevi değerlerin canlı tutulmasının amaçlandığı kaydedildi. Düzenlenen etkinlik sonunda, daha çok vakit namazına giden, cemaate katılan öğrencilere çeşitli ödüller verileceği bildirildi. (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Ali Yıldırım: ‘Haydi çocuklar camiye projesi’ misyonerlik faaliyetidir-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım: ‘Haydi çocuklar camiye projesi’ misyonerlik faaliyetidir-VİDEO

    PİRHA-Toplumun birçok kesiminde tepkiyle karşılanan “Haydi Çocuklar Camiye Projesi”ne dair konuşan araştırmacı yazar azar Ali Yıldırım “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ile velilerin isteği dışında, çocuklara hiçbir kurum din eğitimi veremez. Ama Milli Eğitim Bakanlığı yalnızca okulda din eğitimi vermekle kalmıyor çocukları boş bırakmayıp Şubat tatilinde de camiye gitsinler istiyor” dedi.

     Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, Milli Eğitim Bakanlığı ile Server Gençlik ve Spor Kulübü’nün ortak yürüttüğü Haydi Çocuklar Camiye projesi hakkında PİRHA’ya konuştu. Yıldırım, “Toplumsal hayatın dinselleştirilmesi noktasında iktidar çevrelerinin pek de başarılı olamadığı her gün biraz daha ortaya çıkıyor” dedi.

    Yapılan bir araştırma sonucuna da dikkat çeken Yıldırım, ateist eğilimin arttığına işaret ederek konuşmasına şöyle devam etti:

    “Dindar, kindar nesil yetiştirme tavrı, isteği, talebi ne yazık ki Türkiye gerçekliğinin duvarına çarpıp geri dönüyor. Türkiye’de ateist eğilimin yüzde 100 arttığı saptandı. İktidar çevreleri bunu fark etmiş olacak ki sömestr tatilinde bu projeyi devreye sokmuşlar. Şubat tatili öğrencilerin iple çektiği bir tatildir. Ders yorgunluğundan sonra biraz eğlence, biraz dinlenme öğrenciler için bir sevinç kaynağıdır. Fakat iktidar, öğrencilere böyle bir şans tanımama niyetinde ve Server adlı bir spor kulübü ile oturmuş Milli Eğitim Bakanlığı bir protokol imzalamış.”

    “SERVER SPOR KULÜBÜ KİMDİR, NEDİR, ŞİRKET MİDİR, DERNEK MİDİR, VAKIF MIDIR?”

    Server Spor Kulübü hakkında net bir bilgi sahibi olunamadığını söyleyen Ali Yıldırım, “50 bin çocuğu sömestr tatilinde camiye taşıyacaklarmış. Peki neden?” sorusunun da karşılık bulmadığını belirterek şunları aktardı:

    “Bu anayasaya da aykırı, eğitim kanununa da aykırı, temel insan hakları sözleşmesine de aykırı. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de açık ve net bir biçimde şunu ortaya koymuştu; velilerin isteği dışında onlara hiçbir kurum din eğitimi veremez. Ama burada Milli Eğitim Bakanlığı yalnızca okulda din eğitimi vermekle kalmıyor çocukları boş bırakmak istemiyor Şubat tatilinde de camiye gitsinler istiyor.”

    “DİNSELLEŞTİRME POLİTİKALARI İFLAS ETTİ”

    Ali Yıldırım’ın altını çizdiği bir diğer husus da iktidarın dinselleştirme politikalarının iflas ettiği noktası oldu. Yıldırım, “Dini politikaları yeniden çocuklar şahsında nasıl canlandırabiliriz, bunun yolları aranıyor. Çocukların bir üst aşaması da camilerde gençlik kolları, örgütleri kurmak şeklinde bir projede yürüyor. Kreşten başlayarak cami cemaatine kadar bütün yaş gruplarına zorla din eğitimi verme niyetindeler” dedi.

    “MİSYONERLİK FAALİYETİ YÜRÜTÜYORLAR”

    Haydi Çocuklar Camiye Projesi’nin doğrudan Alevi toplumu ile birebir ilişkilendirilebileceğini söyleyen Yıldırım şöyle devam etti:

    “Bizim özelimizde ise daha da vahim bir durum söz konusu. Yapılan, inancımızla tamamen ters misyonerlik faaliyeti olarak değerlendirilebilir. Çünkü bir takım okullara söz konusu işi yürütecek bu taşeron firmaya, öğrenci listeleri gönderiliyormuş. Bu nokta elbette bizi ilgilendiriyor. Çünkü çocuklarımızın başarı değerlendirmelerinde, sınavlarının değerlendirmelerinde bu misyonerlik faaliyetinin göz önüne alınacağı gibi bir kuşku, kaygı söz konusu.”

    “MİSYONERLİK FAALİYETİNE SESSİZ KALMAMAMIZ LAZIM”

    Yıldırım, projenin aynı zamanda inanç özgürlüğü açısından çok sorunlu olduğunu da ifade ederek sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Şunun altını çizmekte yarar var ki bugün iktidarın, hayatı dinselleştirme faaliyeti karşılık bulmuyor ama bu bulmama noktasında bizlerin de veli, aydın, aile olarak bu misyonerlik faaliyetine sessiz kalmamamız lazım. Bu yalnızca laiklik, inanç, çocuk hakları meselesi Alevi toplumunun sorunu olarak değerlendirilmemelidir. Bu anlamda laiklik, demokrasi, çağdaşlık, insan hakları, çocuk hakları konularında duyarlı olan tüm çevrelerin bu konuya hassasiyet duyup tepkilerini göstermeleri gerekir.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN /ANKARA

  • Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan: MEB’in yerini dini yapılar almış durumda

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan: MEB’in yerini dini yapılar almış durumda

    PİRHA – MEB ile Server Gençlik ve Spor Kulübü Derneği tarafından organize edilen Haydi Çocuklar Camiye Projesi’nin tartışmaları sürüyor.Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Haydi Çocuklar Camiye Projesi’nin hiçbir pedogojik eğitime uygun olmadığını vurgulayarak “tüm eğitim kurumları dini çevrelerce kuşatıldı” dedi.  Eğitim Sen Genel Başkanı  Aydoğan, yapılan protokolün uzun süredir yürütülen bir ideolojik hattın devamı olduğunun altını çizdi.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, ilkokul çocuklarını ara tatilde camide namaz kılmaya teşvik eden projenin detaylarını PİRHA’ya değerlendirdi. Programın, çocuklar üzerinde olumsuz gelişim sağlayacağını söyleyen Aydoğan, “Cemaatler ve dini yapılar üzerinden vakıf, dernek adı altında çalışmaların hiçbiri eğitim niteliği taşımıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerini bile Diyanet ve bu dini yapılar almış durumda” dedi.

    Eğitime ayrılan bütçenin her yıl gerilediğini belirten Aydoğan, “Diyanetin bütçesi en büyük kalemlerden biri” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Din İşleri Genel Müdürlükleri içeresinde de en büyük kalem din öğretimi genel müdürlüğüne ayrıldı. Ayrıca birçok kamu kaynağının da aynı zamanda kamu binalarının, kamu arsalarının, Türgev’e, İHA’ya, Ensar’a ve daha onlarca yapıya devredildiğini görüyoruz.”

    “BU UYGULAMA TAM BİR ÇOCUK İSTİSMARDIR”

    Haydi Çocuklar Camiye protokolüyle 6-13 yaş aralığındaki çocukların hedefte olduğunu belirten Aydoğan, “hangi eğitimci ya da pedagog ile konuşursanız konuşun, bir çocuğun soyut bilgiye ulaşım yaşı 12-13 aralığıdır” dedi. Aydoğan ayrıca soyut bilgiyi alma olgunluğuna gelmemiş çocuklara herhangi bir dini inancın dayatılmasının da çocuk hakkı ihlali olduğunu söyledi.

    Aydoğan, devletin kendi eliyle çocukları istismar ettiğini de belirterek sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Devlet, kendi eliyle çocukları adım adım istismar etmeye devam ediyor. Özellikle 15-16 yıldır toplum genelinde yaşadığımız bir kutuplaştırma var. Gerçekten çok tehlikeli bir süreç işletiliyor. Her okulda ailesi farklı inançlara sahip çocuklar mevcut. Farklı inanca sahip bir çocuğun bile kendini öteki hissettirdiği bir duyguyu yaratmaya kimsenin hakkı yok. Yani her anlamda bir çocuk istismarı ve çocuk hakkı ihlali ile karşı karşıyayız.”

    “ÇOCUK İSTİSMARINA DEVAM’ DİYEN BİR SÜREÇLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Hükümet ile dini oluşumlar arasında yapılan protokollerin istismara yol açtığını belirten Aydoğan, Ensar Vakfı bünyesinde 2016’da yaşanan hak ihlallerini de hatırlattı. Aydoğan devamında, “Eğitim-Sen olarak açtığımız davada Ensar’ın, Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptığı protokol üzerinden ki şu an hukukun bu kadar adaletsiz işlediği bir süreçte bile Danıştay, bizim itirazımızı haklı buldu. Danıştay net bir şekilde diyor ki eğitim, eğitimcilerin sorumluluğundadır. Adı ne olursa olsun eğitim meselesi başka bir yapıya devredilemez. Günümüzde yine Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü, Ensar’la birlikte açtığımız davaya rağmen bir protokol imzalamış. Kendi Danıştay kararlarını bile dinlemeyen ve ısrarla bu çocuk istismarına, çocuk hakkı ihlaline devam eden bir süreçle karşı karşıyayız” diye konuştu.

    “BİNLERCE ÖĞRENCİMİZİN MAĞDURİYETİNİN VEBALİNİ KİM ÜSTLENECEK?”

    Aydoğan, iktidarın “dininin, dilinin, kininin davacısı yeni bir nesil yaratacağız’ sözlerini hatırlattı, “Eğitim meselesini dini yapılara teslim edemezsiniz” diyerek sözlerini şu cümlelerle noktaladı:

    “15 Temmuz sonrasında Milli Eğitim’in çocuklarımızı, derneklere teslim ettiği çok sayıda oluşum kapatıldı. Bu tür yapılara teslim edilen binlerce öğrencimizin yaşadığı mağduriyetin vebalini kim üstlenecek? O dönem Türkiye Dil Olimpiyatları adı altında onlarca yerde çalışma yapılmıştı. Şimdi başka isimler adı altında yine bu süreç devam ediyor. O dönemde de itiraz edip,  basın açıklamaları yapmıştık. Eğitim meselesini, öğrencilerimizi bu yapıya teslim edemezsiniz. Bunun sonuçları çok ağır olacak demiştik. O dönemde yine hedef alınmış, yine bedel ödemek zorunda bırakılmıştık. Şimdi aynı süreç başka isimler adı altında devam ettiriliyor.”

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN /ANKARA

     

  • Tuzluçayır Cemevi Başkanından mescit tepkisi: Biz ‘Haydi cemevine’ demeyiz-VİDEO

    Tuzluçayır Cemevi Başkanından mescit tepkisi: Biz ‘Haydi cemevine’ demeyiz-VİDEO

    PİRHA – Garip Musa Ocağı mensubu, Ankara Tuzluçayır Cemevi Başkanı Mehmet Uzuner, çocukların okullardan camiye götürülmesine tepki gösterdi. Uzuner, “Çocuklar hangi şartlar altında olursa olsun okutulması lazım. Devletin de birinci görevi budur. Okuyamayan çocuklara sahip çıkılması lazım. Devlet, cami projesi için şirketlere vereceği parayı eğitim için okula ve ihtiyacı olan çocuklara versin” dedi.

    İnsan ve Medeniyet Hareketi’ne bağlı İnsan Vakfı’nın (İV) başlattığı “Mescitsiz okul kalmasın” projesinin, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından onaylanmasına ve sponsor olunmasına tepkiler sürüyor.

    Okullarda mescit zorunluluğuna ve çocukların camiye götürülmesine tepki gösteren Garip Musa Ocağı mensuplarından Tuzluçayır Cemevi Başkanı Mehmet Uzuner, PİRHA’ya konuştu.

    Uzuner, “Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak bunlara hep bizim Alevi toplumu tepki koymak zorunda değil. Sosyal demokrat insanlar var. Alevidir, Sunnidir…İnsan olarak bakmak lazım kim olursa olsun. Memlekette bu kadar ekonomik sıkıntı varken, siyasi sıkıntılar, işsizlik oranı başını almış gitmiş bir durumdayken, ibadethaneleri, camileri siyasete alet etmek çok çirkin bir şey. Bugün bir cemevi başkanı olarak bir kampanya başlatabilirim, ‘haydi çocuklar cemevine” diye. Biz bunu yapmayız. Çünkü bu kadar düşmedik, düşmeyiz de” ifadelerini kullandı.

    “KİTAPLARA KARŞI BİR TOPLUM DEĞİLİZ”     

    Uzuner, şartlar ne olursa olsun birleştirici olmak gerektiğini belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Hiçbir zaman ikilik memleketimize hayır getirmez. Ama bunlar, her gün yeni yeni projeler üretiyorlar. Cami, sinagog, kilise, havra, bunlar dini inanç yerleri. Benim hiçbirine karışmaya hakkım yok, onların da hiçbirine karışmaya hakları yok. Hıristiyan, Hıristiyan gibi yaşamalı, bir Musevi kendine göre yaşamalı. Çünkü o kültür o felsefeyi o yolu öğrenmiştir. Türkiye’de yüzlerce kişi duyduğuma göre Hıristiyanlığa geçmiştir. Ama biz yargısız infaz yapıp öldüremeyiz veya büyük cezalara çarptıramayız. O onun düşüncesidir. O felsefeye meyil vermiştir, o tarafa gitmiştir. Bunu çok büyük bir suç gibi kabul etmek doğru değildir.”

    Kendi torunlarından örnekler veren Uzuner, çocukların oyun hakkı olduğunu, bunun engellenemeyeceğini belirterek, çocukların camiye götürülmesinin doğru olmadığına işaret etti.

    Aleviler olarak camiye karşı olmadıklarını ifade eden Uzuner, “Çocuklar camiye de gitse, bisikletini alıp gelecek. Alevi çocuklar camiye de gitse bisiklet alıp gelecek ama o felsefeye o yola hiçbir zaman gitmeyecek. Biz gidenlere de karşı değiliz. Ama ne olursa olsun bu çocukların her şeyden evvel böyle siyasete veya küçük yaşta camiye götürmesine karşıyım.”

    “Haydi çocuklar camiye” projesinde rant olduğunu söyleyen Mehmet Uzuner, “Gençliğe saygı duymak, çocuklarımıza sahip çıkmamız lazım. O çocukların beyni şimdi su gibi, ne tarafa çevirirsen o tarafa akar. Bunun Alevisi, Sünnisi yok. Hiç bir zaman bizim cemevlerine normal gözle bakmadılar. Birisi dedi cümbüş evi, birisi dedi dans yapıyorlar. Bunlar çirkin şeyler. Biz burada saz çalıyorsak saz her ibadette var” diye konuştu.

    “KÜLTÜR BİZİM DEĞİŞMEZ DOKTRİNİMİZDİR”

    Caminin okula alternatif olmadığını belirten Uzuner, şunları kaydetti:

    “İnanç Allah ile kul arasında olan bir olay buna senin karışmaya hakkın yok. Her şeyden evvel eğitim gelir. Bizim Alevi toplumunda Hacı Bektaş’ın dediği gibi oku, oku, oku. Ne kadar eğitimli, kültürlü olursa memlekete o kadar faydalı olur. Ama cehalet hiçbir zaman affedilecek bir durum değildir. Çocukların hangi şartlar altında olursa olsun okutulması lazım ve devletin de birinci görevi bu. Okumayan çocuklara sahip çıkacak, eğitim verecek. Oraya harcayacak paraları getirip bu okulda ihtiyacı olan çocuklara versin. Biz istiyoruz ki okul her şeyin önünde gelir, eğitim, kültür bizim değişmez doktrinimizdir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Hüseyin Gazi Cemevi dedesi Öz: Çocukların okuldan camiye götürülmesi vahim-VİDEO

    Hüseyin Gazi Cemevi dedesi Öz: Çocukların okuldan camiye götürülmesi vahim-VİDEO

     PİRHA- Hüseyin Gazi Cemevi dedesi Hüseyin Öz, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan dinci vakıfların “Haydi çocuklar camiye” projesinin okullarda uygulanmasına sert tepki gösterdi. Çocukların gerici hocalar tarafından yanlış yönledirildiğini belirten Öz, “Devletin dini olmaz. Çocukların camiye-mescite götürülmeleri vahim” dedi. 

    Hıdır Abdal Ocağı mensubu Hüseyin Gazi Cemevi dedesi Hüseyin Öz, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan dinci vakıfların “Haydi çocuklar camiye” projesi kapsamında okullarda çocukların mescite-camiye götürülmesine tepki gösterdi.

    “DEVLETİN DİNİ OLMAZ”

    “Devletin dini olmaz” diyen Öz, “Devlet bütün inanç gruplarına eşit mesafede yaklaşmalıdır. Üstelik laik bir sistemde yaşadığımızı düşünüyoruz, hele laik bir sistemde devlet herhangi bir dinin, herhangi bir mezhebin hakimiyeti altında olamaz. Oysa Türkiye’de ne yazık ki Diyanet İşleri Başkanlığı öteden beri bir mezhebin hakimiyeti altındadır. Diğer mezheplere hayat hakkı yoktur. Diyanet’in 130 bin kişilik adeta bir ordusu var. Bu 130 binlik personel içerisinde bir tane Alevi ya da başka mezheplerden insan bulamazsınız” diye konuştu.

    “ÇOCUKLARIN MESCİTE GÖTÜRÜLMELERİ ÇOK VAHİM”

    Çocukların iradeleri dışında camiye zorla götürülmelerinin çok vahim, çok tehlikeli olduğunu belirten Öz, “Çocuk, çocukluğunu yaşayacak, oynayacak, gülecek arkadaşlarıyla. Bu yaşta çocukları adeta zehirleyerek kafalarına kendi anladıkları bir şekilde dini yerleştirerek, onların geleceğini yok ediyorlar” ifadelerini kullandı.

    “BERABERLİĞİMİZİ DİNAMİTLER”

    Hüseyin Gazi Cemevi dedesi Hüseyin Öz, tepkisini şöyle sürdürdü:

    “Çocukların tatili bitti. Orada din eğitimi aldılar, okullarına döndüler. Sınıflarında başka inanç gruplarına mensup çocuklar var. Alevisi var, Hristiyanı var, Musevisi var,  Süryanisi var, Şafisi var. Bu çocuklar ne yapacak? Herkes kendi inanç grubuna göre yetiştirirse, çocukların kafalarına farklı şeyler sokarsa, bu gelecekte birliğimizi, beraberliğimizi dinamitlemesi anlamına gelir, çok vahim diyorum.”

    Türkiye’deki her mahallede mutlaka bir tarikata mensup cami olduğunu dile getiren dede Öz,  “Tarikatlar öteden beri laiklik düşmanı, emperyalistlerle işbirliği yapıyorlar. Türkiye’nin altına dinamit koyan bir takım gerici, yobaz, emperyalist işbirlikçi hocalar tarafından, bu çocukların kafaları karıştırılırsa geleceğimizden endişe ederim” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN-Derya DÖNMEZ
    ANKARA

  • Ankara Veli-Der yöneticisinden mescit tepkisi: Karşı duralım-VİDEO

    Ankara Veli-Der yöneticisinden mescit tepkisi: Karşı duralım-VİDEO

    PİRHA – Okullardaki zorunlu mescit ve ‘haydi çocuklar namaza’ projeleri ile ilgili konuşan VELİ-DER Ankara Şube Yöneticisi Asiye Belovacıklı Akçam, “Devletin hiçbir kurumla işbirliği yaparak çocukları camiye göndermesi ve böyle bir uygulamaya çocuklar dahil etmesi doğru değildir. Bir an önce bu tür uygulamalardan vazgeçmelerini istiyoruz” dedi. 

    VELİ-DER Ankara Şube Yöneticisi Asiye Belovacıklı Akçam, okullardaki zorunlu mescit ve namaz projelerine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Okulların tatil olduğu dönemde veliler olarak çocukların dinlenmelerini, film, tiyatro izlemelerini istediklerini  ifade eden Akçam, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hayata geçirdiği ‘haydi çocuklar camiye’ projesinin bunu engellediğini belirtti.

    “ÇOCUKLARIN RUHUNDA DERİN YARALAR AÇABİLİR”

    “Kız çocukları camiye gidemiyor. Bu sadece erkek çocuklarını kapsıyor.” diyen Akçam, eğitim biliminin sınırlarını zorlayan ve pedagoji ile hiç bağdaşmayan bu projelerin nereye kadar vardırılacağını bilemediklerini kaydetti. Eğitimde var olan pisa ölçeğini hatırlatan Akçam, bu ölçekte bir ülkenin eğitim düzeyinin belirlendiğini ve Türkiye’nin bu ölçekte son sıralarda olduğunu belitti. Eğitim konusunda karar vericilerin Türkiye’yi daha da aşağılara düşürmek konusunda çaba gösterdiklerini söyleyen Akçam, “Çocuklarımızın her gün daha fazla bilimle, edebiyatla, sanatla bir arada olmaları gerekirken camiye yönlendiriliyor. Neden camiye yönlendiriliyor? Çocukların camiye gitmesine karşı mıyız ya da camiye karşı mıyız? asla böyle bir şey söz konusu değil. Ama belli bir yaş grubunda çocuklar bazı soyut kavramlarla karşılaşmamalı. Bunlar onların ruhunda derin yaralar açabilir.” dedi.

    “NE HEDEFLENİYOR?”

    Bu durumu anayasada yer alan laiklik ilkesinde neyle bağdaştıracaklarını bilemediklerini dile getiren Akçam, “Okullarda öğretmen olsun, hoca olmasın diyoruz. Zaten Milli Eğitim hocaları okullara soktu. ‘Öğretmen okula hoca camiye’ diyorduk fakat bu sefer sanki bunun yanıtıymış gibi çocukları camiye yönlendiriyorlar. Sabah ezanından başlayacaklar akşam ezanına kadar 5 kere camiye gidip gelecek bu çocuklar. Ne hedefleniyor? Ailenin dini eğitim veremeyeceğini, ailelerin bu konuda eksikliğini. Bu tamamen inanç meselesi çocukların ailelerin kendileriyle ilgili meselesidir. İnançları, inandıkları şeyleri kendileri arasındadır, vicdanları ile ilgilidir” şeklinde ifade etti.

    “ÇOCUKLAR ARASINDAKİ BARIŞI ZEDELER”

    Devletin cemaatlerle işbirliği yaparak bu tür uygulamalara çocukları dahil etmesinin doğru olmadığını dile getiren Akçam, bir an önce bu tür uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiğini kaydetti. Ayrıca okullarda farklı inanç ve düşünceleri göz önünde bulundurmayan bir eğitim sistemi olduğunun altını çizen Akçam, “Okullarda dini bir eğitim söz konusu. Yani Alevi yurttaşlarımız ya da farklı inançtan yurttaşlarımızın böyle bir şeyle muhatap olması söz konusu. Dolayısıyla arkadaşı camiye giderken, diğer çocuğun camiye gitmesi en başından söz konusu değildir. Okuldaki mescit meselesi de aynısıdır. Eğitim ortamında çocuklar arasındaki barışı zedeler.” dedi.

    VELİLERE ÇAĞRI

    Velilerin, çocuklarının ruh sağlığı için bu tür uygulamalara sessiz kalmamaları gerektiğini vurgulayan Akçam, velilere şöyle seslendi: “Tüm velilerimizi Veli-Der ile birlikte bu tür uygulamalara karşı durmaya çağırıyorum.”

    Cebrail ARSLAN – Derya DÖNMEZ/ANKARA

     

  • İzmir Veli-Der’den ‘Haydi çocuklar camiye’ projesine sert tepki: Karşı çıkalım-VİDEO

    İzmir Veli-Der’den ‘Haydi çocuklar camiye’ projesine sert tepki: Karşı çıkalım-VİDEO

    PİRHA – Veli-Der İzmir Şubesi Başkanı Turan Özüçelik, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yarı yıl tatilinde, ‘Haydi çocuklar camiye’ projesinin MEB yönetmenliğine ve Anayasaya aykırı olduğunu hatırlatarak, iktidarın kendi ideolojik bakış açısını eğitim üzerinden empoze etmeye çalıştığını kaydetti.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yarıyıl tatilinde de çocukları camilere taşımak üzere dinci vakıf ve derneklerle protokol imzaladığı ortaya çıktı. Protokol kapsamında 6-13 yaş arası çocukların beş vakit namaz kılmak için camiye götürüleceği, cemaate yetişmeleri ve duaları ezberlemeleri durumunda puan kazanarak yarışmaya katılacakları belirtildi.

    Bakanlık, okullarda “Kuran ve Sünnet Bütünlüğü” konulu bilgi yarışması adı altında ‘cinsel istismar’ hikâyesi bulunan kitap dağıtımı için izin verdiği Server Gençlik ve Spor Kulübü’yle yeni bir işbirliği protokolü daha imzaladı. MEB ile dernek arasında imzalanan “Haydi Çocuklar Camiye Projesi”nin amacı hakkında “Hedefimiz ‘Ağaç yaşken eğilir’ atasözünden yola çıkarak çocuklarımıza camide cemaatle namaz kılma şuuru kazandırmak, camilerimize gitmenin milli ve manevi sorumluluğumuz olduğu bilincini vermek ve güzel ahlaklı nesiller yetişmesine katkı sağlamaktır” denildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Server Gençlik ve Spor Kulübü ile imzaladığı protokolle 81 ilde 2 bin 500 camide projeyi gerçekleştirerek Türkiye genelinde 50 bin çocuğa ulaşılması hedefleniyor.

    Geçen sene 25 ilde pilot olarak uygulanan bu uygulama bu sene Türkiye geneli okullarda  6-13 yaş arası çocukların 21-31 Ocak tarihleri arasında yani sömestr tatilinde ‘Haydi çocuklar camiye’ gibi bir proje yürütülüyor.

    Projeyi PİRHA‘ya değerlendiren Veli- Der İzmir Şube Başkanı Turan Özüçelik, Milli Eğitim Bakanlığı’nın mevcut yapısı itibarıyla  böyle bir uygulamayla neyi hedeflediğini anlayamadıklarını belirtti.

    Özüçelik, projede yer alan ilgili yazıda Milli Eğitim Bakanlığı’nın, ‘Mevcut yönetmelik ve esaslara aykırı olmamak kaydıyla’ diye belirtiğini ancak bu uygulamanın Anayasa’ya ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu Mevzuatı’na aykırı olduğunun altını çizdi.

    Anayasa’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımladığını vurgulayan Turan Özüçelik, 1739 sayılı Milli Eğitim temel kanununu hatırlatarak, kanunda eğitimin genellik, eşitlik ve laiklik esaslarına göre düzenlenmesi gerektiği belirtti.

    “BU UYGULAMA TOPLUMUN GELECEĞİ AÇISINDAN TEHLİKELİ”

    İktidarın son zamanlarda kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı bir politika izlediğini belirten Özüçelik, bu uygulamada belli bir kesimin inancını gözeterek bu projeyi uyguladığını söyledi. Özüçelik, sözlerine şöyle devam etti;

    “Bu ülkede milyonlarca yurttaş vergi mükellefi. Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kamusal kurumlar inanan inanmayan, müslüman, gayrimüslim, Alevi, Sünni milyonlarca yurttaşın vergisiyle kendi bütçesini oluşturabiliyor. Ama devletimiz son zamanlarda  nüfusun belli bir kısmını yani kendi dinsel görüşlerine uygun olduklarını varsaydıkları bir inanç sistemin savunucularının haklarını gözeten ve toplumun geri kalan milyonlarca yurttaşının değer yargılarını, inancını, düşünce sistemini yok sayan kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı bir politika izliyor. Biz bunun ülkenin geleceğinin kurgulanması açısından son derece tehlikeli bir siyaset mühendisliği olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu uygulamaların toplumun geleceği açısından son derece tehlikeli ve telafisi olmayan sonuçlar doğuracağını düşünüyoruz. Hem Milli Eğitim Bakanlığı hem de ilgili tüm kamu kurumlarının bu tür uygulamalardan derhal vazgeçmesini öneriyoruz.”

    Çocukları öteki dünya, cennet, cehennem, şeytan, melek gibi bir takım dogmalarla biçimlendirmeyi hedefleyen dinsel inanışların 6-13 yaş arasındaki çocuklar için son derece travmatik sonuçlar doğuracağını kaydeden Özüçelik, çocukların sevgiyle, hoşgörüyle, bilimle içli dışlı olmasını, pedagojinin ve bilimin evrensel ilke ve esaslarına göre eğitim politikalarının uygulanması gerektiğini savunduklarını belirtti.

    “SEKÜLER DAVRANIŞ ÖRÜNTÜLEİNİ ORTADAN KALDIRMAYI AMAÇLIYORLAR”

    Bu ülkede Alevi Sünni, inanan inanmayan  milyonlarca yurttaşın  yüzlerce yıldır toplumsal bir hayatı bölüştüğünü ifade eden Turan Özüçelik, iktidarın bu inanç sistemlerinden birini öne çıkaran diğerlerini yok sayan bir siyaset izlemesinin, toplumda çok derin bir bölünmeye ve kutuplaşmaya yol açacağını kaydetti.

    Özüçelik, bu ülkenin bütün yurttaşlarını kucaklayan ve kapsayan bir  Cumhuriyetin, laikliğin yeniden kazanılması gerektiğini belirtti.

    Özüçelik, ülkeyi yönetenlerin geçmişte kullandıkları  ‘Biz merkezi anlamda iktidar olduk, yerel yönetimlerde iktidar olduk ama bir türlü kültürel ve sosyal alanda iktidar olamadık’ sözlerini hatırlatarak, “Bu aslında çok manidar bir ifade. Devletin resmi kurumlarında, devlet mekanizmalarında resmi organlarında yukarıdan aşağıya laikliği ilga ettiklerini düşünüyorlar. Ama aşağıdan yukarıya toplumun seküler davranış örüntülerini ortadan kaldıramadıklarının farkındalar.

    Yeme içme alışkanlıklarını, giyim, kuşam tarzı, kadın, erkek ilişkileri gibi Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne ülkemize nüfuz etmiş bulunan seküler davranış örüntüleri bir türlü istedikleri gibi ortadan kaldırılamıyor. Yani toplumu kendi dinsel inanç sistemlerine uygun bir şekilde yeteri kadar ele geçiremediklerini düşünüyorlar olmalı. Bu nedenle ülkenin en yaygın örgütlenme ağı olan eğitimi, okulları kullanarak aşağıdan yukarıya bütün toplumun bu seküler davranış örüntülerini bitirmek istediklerini, deyim yerindeyse toplumu aşağıdan yukarıya fet edecek bir siyaset izlediklerini düşünüyoruz.

    Veli -Der İzmir Şube Başkanı Turan Özüçelik, son olarak bu toplumu dönüştüremeyeceklerini, laiklik ve seküler davranış örüntülerinin bu ülke insanının olmazsa olmazı olduğunu belirterek, buna karşı güçlü mücadele çağrısında bulundu.

    PİRHA/İZMİR