PİRHA-Edirne Cezaevinde tutulan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 2015 ve 2016 yıllarında yaptığı miting konuşmaları gerekçesiyle yargılandığı davada yarın savunma yapacak.
Edirne Cezaevinde tutulan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, yarın Mersin’de görülecek duruşmada savunma yapacak.
Demirtaş Savunma Grubundan yapılan açıklamaya göre, 2015 ve 2016 yıllarında yaptığı miting konuşmalarında, TCK 301 kapsamında, hükümeti ve devlet organlarını alenen aşağılama suçlaması şeklindeki 10 adet dosyanın birleştirilmesiyle oluşan, Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesindeki davada Demirtaş hakkında 20 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Mahkeme heyetinin bu duruşmada karara varması bekleniyor.
PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Aysel Doğan’ın ölü, Aysel Tuğluk’un ise hasta bedenine savaş açan, Kürt düşmanı iktidar bilmelidir ki, bu düşmanlıklarınızla, zulümlerinizle asla sonuç alamayacaksınız. Ne bize, ne de halkımıza bir milim geri adım attıramayacaksınız! Sizin kötülük düzeniniz değil, sevgili Ayseller’in barış rüyası bu ülkede yaşam bulacaktır. Bu da Ayseller’e sözümüzdür!” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Meclis grup toplantısında konuşan Eş Genel Başkan Pervin Buldan, gündemdeki gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
Mayıs şehitlerini anan Buldan, “17 ve 18 Mayıs vesilesiyle ölüm yıldönümlerinde devrimci önderlerden İbrahim Kaypakkaya ve 4’ler şahsında zulme, işkenceye karşı direnen, halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesine ışık olan tüm devrimcileri saygıyla anıyorum” dedi.
“AYSELLER’İN BARIŞ RÜYASI BU ÜLKEDE YAŞAM BULACAKTIR”
Hakk’a yürüyen Aysel Doğan’a değinen Buldan, “Aysel Doğal ömrü cezaevlerinde, sürgünde mücadeleyle geçen bir barış savunucusuydu. 1999 yılında Türkiye’ye gelen Barış Grubu içerisinde yer aldı ve tutuklandı. Cezaevi koşullarında kanser oldu. Hastalığının ağırlaşması üzerine kamuoyunun baskısı sonucu tahliye edildi. Tedavi olmak üzere Avrupa’ya gitti ve sürgünde hayatını kaybetti. Cumartesi günü Dersim’de ailesi, akrabaları, arkadaşları defin törenine katılmak üzere bir araya geldi. Ancak kolluk güçleri, cenazenin aile evine götürülmesini, aile ocağında helallik alınmasını engelledi. Yetinmediler, Aysel Doğan’ın cenazesini kaçırdılar. Mezarlık alanına zırhlı araçları yığdılar. Mezarlığa gelmek isteyen halka gaz ve su sıktılar. Bu eziyeti yapanları, emri verenleri ve arkasındaki siyasi sorumluları şiddetle kınıyorum. AKP iktidarının iki yüzlü politikası, Kürt düşmanlığı, kadın düşmanlığı bu saldırıda bir kez daha ama en açık ve aleni şekilde ortaya çıkmıştır. Cenazeye işkence yaptıran, ölüye saygısı olmayan bir zihniyet olarak bir kez daha tarihin karanlık sayfasındaki yerlerini aldılar. Bizler ölüye saygıyı ve adaleti bu kadim topraklarda mutlaka tesis edeceğiz. AKP’ye rağmen bunu yapacağız, başaracağız. Aysel Doğan’ın ölü, Aysel Tuğluk’un ise hasta bedenine savaş açan, Kürt düşmanı iktidar bilmelidir ki, bu düşmanlıklarınızla, zulümlerinizle asla sonuç alamayacaksınız. Ne bize, ne de halkımıza bir milim geri adım attıramayacaksınız! Sizin kötülük düzeniniz değil, sevgili Ayseller’in barış rüyası bu ülkede yaşam bulacaktır. Bu da Ayseller’e sözümüzdür! Bir cenazede tanık olduğumuz bu saldırganlık ve ölü bedenden duyulan korku, kaybetmekte olan iktidarın siyasal psikolojisini ortaya koymaktadır” dedi.
“KÜRTÇE YAŞAYACAK AMA SİZ YOK ALACAKSINIZ”
Hükümetin Kürt ve Kürtçe düşmanlığına her gün yeni bir halka eklediğini ifade eden Buldan konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Kürt düşmanlığında adeta yarış yapıyorlar. 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’ydı. Diyarbakır ve İstanbul’da yapılmak istenen etkinlikleri engellemeye çalıştılar. Yetinmediler; AKP’nin Kocaeli Derince Belediyesi eliyle Kürt sanatçı Sevgili Aynur Doğan’ın konserini yasaklattılar. Yasağa doymadılar, AKP’li Kocaeli Çayırova Belediyesi Amed Şehir Tiyatrosu’nun ‘Don Kixot’ oyununu, Muş Valisi de Sevgili Metin Kemal Kahraman’ın konserini engelledi. Konser yasak, tiyatro yasak, sanat yasak, miting yasak. Adeta fiili OHAL uyguluyorlar. Yasaklarla mücadele yalanıyla yola çıktılar, tarihin en yasakçı iktidarı oldular. Yasakçı, asimilasyoncu, inkârcı iktidara diyorum ki; Kürt halkı dün sizin zihniyetinizdekilere karşı nasıl ki diline şarkısına, stranına, dengbêjine sahip çıktıysa bugün de diline ve kültürüne daha fazla sahip çıkmaya devam edecektir. Kürtçe ezgiler geçmişte Evdalê Zeynikê’nin sesinden çağıldayıp bugün Aynur’un çığlığına ulaştı, katliamlar, yasaklar, sürgünler, savaşlar bu sesi bu dili yok edemedi siz de yok edemeyeceksiniz. Kürtçe yaşayacak, Kürtçe ezgiler daha gür çıkacak ama siz yok olacaksınız, siz silineceksiniz! Dilimizi de, yaşamımızı da, bu ülkeyi de mutlaka biz özgürleştireceğiz! Siz de yasaklar çukurunuza, çöplüğünüze gideceksiniz. Daha fazla terfi ve koltuk için Kürtçe konserleri, tiyatroları yasaklama yarışına giren Saray emrindeki valilere, kaymakamlara, belediye başkanlarına, mülki idarecilere diyorum ki, sizi besleyen o iktidarınız koltuğunda kalmayacak ki siz koltuk kapasınız! Yarın bu iktidar gittiğinde hepiniz o koltuklardan birer birer düşeceksiniz ve sudan çıkmış balığa döneceksiniz” diye belirtti.
Hükümetin toplumsal talepleri bastırmak için her gün korku ve sindirme siyaseti, yargı kumpasları üretmeye devam ettiğini vurgulayan Buldan, “Sarayın siyasi ajandasına göre karar veren bir partili yargı sistemi kurdular, bu yargı düzeniyle seçim kampanyası yürütüyorlar. Kendileri halkın içine inemeyince, partili hâkim ve savcılarını sahaya sürdüler. İşte en son Sevgili Canan Kaftancıoğlu’na verilen ceza da aynı mantığın bir sonucudur. Kaybettikleri İstanbul seçimlerinin intikamını yargı eliyle almak için Kobani davasını ve kapatma davasını açtılar. Gezi davasında hukuksuzca insanlara ceza yağdırdılar. Yenilgiyi bir türlü hazmedemediler çünkü. Yargı süsü verilmiş siyasi kararları bir de hukuk diye halka yutturmaya kalkışıyorlar. AKP Genel Başkanı geçenlerde Gezi davasıyla ilgili olarak ‘Kusura bakmasınlar bizde yargı bağımsız’ dedi bunu hepimiz duyduk. Sanki ortada gerçekten bağımsız bir yargı, işleyen bir hukuk varmış gibi AKP genel başkanının bu yargıya sahip çıktığını bir kez daha duyduk. Bağımsız dediğiniz yargının elindeki Cemal Kaşıkçı dosyasını bir balya dolar için satan siz değil misiniz? Arap Emirliklerinden döviz gelsin diye kendi içinizde kaç gündür birbirinizi yediğinizi görüyoruz. Hukukun üstünlüğü endeksinde Türkiye’yi 139 ülke arasından 117’nci sıraya yerleştiren sizin hukuksuzluklarınız değil mi? Geçin bu lafları diyoruz. Çünkü, sizdeki; bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü asla değildir. Sizdeki, yalanın, hukuksuzluğun ve kumpasların üstünlüğüdür. Kararlar, o mahkemelerde değil Saray’da verilmektedir. Asıl duruşmalar da Saray’da yapılmaktadır. Siyaseten yaşadığınız erimeyi, yargı gücüyle durdurma gayreti içinde olduğunuzu gayet net görüyor ve biliyoruz. İtiraz eden herkesten, uçan kuştan, esen yelden korktuğunuzu da biliyoruz. Ama nafile, ne yaparsanız yapın gidecekseniz, gideceksiniz, gideceksiniz! Ne siyasi mahkemeleriniz, ne kumpaslarınız, ne SADAT’larınız, ne de hileleriniz sizi kurtarmaya asla yetmeyecektir” dedi.
“KARANLIĞI DURDURMANIN YOLU BİRLİKTE MÜCADELEDEN GEÇİYOR”
Tüm toplumu ve demokrasiyi hedef alan bu karanlığı durdurmanın yolunun birlikte mücadeleden geçtiğini belirten Buldan, “Özellikle siyasal muhalefet tam bir yol ayrımındadır. HDP ve demokrasi güçleri saldırıya uğrarken, HDP’li belediyelere kayyımlar atanırken, çekingen davrananlar, söz kuramayanlar, ‘ama fakat’ diyenler bugün bu saldırı dalgasının bizzat muhatabıdır. Sessizlik, karanlığı büyütür. Ortak ve güçlü refleks ise aydınlığı arttırır. İktidarın kendi bekası için yürüttüğü savaş politikasına karşı sessizlik, bu baskı ve zulüm rejiminin devamına hizmettir. Bu hakikatin de net bir biçimde görülmesi gerekir. Sürekli güç toplama arayışında olan iktidarın ülke yararına olmayan iç ve dış politikasına bir bütün olarak karşı çıkılması tüm muhalefetin ortak sorumluluğudur, ortak görevidir. O yüzden iktidarın her gün çoğalttığı adaletsizliklerin ve zulümlerin karşısında barışın sesini, cesareti ve mücadeleyi daha fazla büyütmemiz gereken en önemli dönemlerden ve süreçlerden geçiyoruz. İşte HDP tam da bunun mücadelesini, demokrasiyi, hukuku ve adaleti ayağa kaldırma mücadelesini yürütüyor, yürütmeye devam edecek. Zaman, cesarette, ortak demokrasi hedefinde ve ilkelerde buluşma zamanıdır, büyük değişimi başarmak için büyük yürüme zamanıdır. Halka her alanda dibi yaşatan bu organize kötülük düzenine karşı ortak mücadelenin zirvesini gösterme zamanıdır! HDP bunun sözü ve gücü olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“HDP, HALKLARIN ORTAK UMUDUDUR”
HDP’nin yarınların daha fazla çalınmaması, onurlu ve eşit bir yaşamın kurulması için mücadele ettiğini söyleyen Buldan son olarak şunları dile getirdi:
“Daha fazla büyümek, mücadelemizi tüm toplumsal kesimlere ulaştırmak için var gücümüzle çalışıyoruz ve çalışmaya da devam edeceğiz. Türkiye’nin yükselen umudu ve değişim gücü olma yolunda kararlı, emin adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz. Önümüzde büyük kongremiz var. 3 Temmuz’da gerçekleştireceğimiz Olağan Büyük Kongremizden önce yedi ayrı bölgeyi kapsayan Bölge Konferanslarımızı tamamladık. Hem kadın hem de karma konferanslarımızı yaptık. Amed, Çukurova’da son konferanslarımız gerçekleşiyor. 6-7 Haziran tarihlerinde Büyük Konferansımızı gerçekleştireceğiz. Bütün konferanslarımızda toplumun ezilenlerinin aynı demokratik ittifak zemininde buluşması, statükocu yaklaşımların tamamıyla dışında üçüncü yolda birleşerek demokratik cumhuriyetin yaşama geçmesi için demokratik mücadelemizin daha fazla büyütüleceği ve kesintisiz sürdürüleceği bir kez daha ilan edilmiştir. HDP’nin yükselişine tahammülü olmayan iktidarın kolluk güçleri bugün Diyarbakır’da yapacağımız konferansı engellemek için büyük bir saldırı organize etti. Şu anda Diyarbakır’da arkadaşlarımız konferansı yapacakları yerin dışında bir meydanda konferanslarını yapıyorlar. İşte HDP budur. Siz bize içeriyi yasaklarsanız bir dışarıda mücadele ederiz ve direniriz. Biz konferanslarımızı ve toplantılarımızı kapalı alanlarda yasaklarsanız dışarıda yapmaya devam ederiz. Bu saldırıyı yapanları ve emir verenleri, şiddetle kınıyorum, lanetliyorum. HDP’nin siyasetinden, halklaşmasından korkan iktidara diyorum ki, sizin hukuksuzluklarınız, saldırılarınız bizi ve halkımızı asla durduramayacaktır. Her bir saldırınız HDP’yi daha da büyütecektir. HDP’nin fikriyatı bu ülkenin her tarafına, toplumun tüm kesimlerine yayılmaya devam edecek. HDP değil, ceberrut iktidarınız mutlaka ama mutlaka kaybedecek bunu da böyle bilin. HDP, yeni ve onurlu bir yaşamın kurucu gücüdür, halkların ortak umududur. Yarınların sözüdür. Karamsarlığa inat, herkesin yüzündeki gülüş, adımlarındaki cesarettir. Faşizme kaybettirmeye, Türkiye halklarına kazandırmaya HDP devam edecek.”
PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Bu ülkeyi yoksullaştıran, soframızdaki ekmeğe göz diken, kamuyu yolsuzluk çukuruna sokan bu adaletsiz ve vicdansız iktidar düzeninden kurtulmanın yolu, kendi iktidarları için başlattıkları savaşa karşı en güçlü şekilde karşı çıkmaktan geçer” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Meclis grup toplantısında konuşan Eş Genel Başkan Pervin Buldan, gündemdeki gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
Meclis iradesinin vesayet altında olduğunu, yoksulluğun, yolsuzluğun, sömürü ve eşitsizliğin büyüdüğünü dile getiren Buldan, halk egemenliğinin ve demokratik bir sistemin olmadığını söyledi.
Buldan, sorunların çözümü için toplumsal sözleşmeye dayanan çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokratik yeni bir anayasanın şart olduğunu kaydetti.
“GEZİ DAVASI YARGILAMALARI DA, KARARLARI DA ASLA HUKUKİ DEĞİLDİR”
Konuşmasında Gezi davasında verilen kararlara değinen Buldan, “Kobanê’de insani dayanışma ve yardımlaşmayla, Gezi’de kolektif toplumsal itirazla, sokakta kadınlarla, gençlerle, emekçilerle, siyasette HDP’yle, demokrasi güçleriyle, doğayla savaş tam halinde olduklarını söylemekte bir beis görmüyoruz. Gezi Davası, Kobanê Davası, HDP’yi kapatma davası, demokratik siyaseti engelleme davaları, siyaseti biten, ancak emrindeki yargı gücüyle ayakta durmaya çalışan AKP-MHP iktidarının yarattığı hukuksuzluk karanlığıdır. Dün Gezi Davası’nda karar çıktı. Beraatla sonuçlanan Gezi Davası’nı kumpaslarla yeniden bir yargılamaya dönüştürdüler. Ortada bağımsız bir yargı yok. Ortada hukuk hiç yok. Artık bir ortada bir düşman hukuku bile kalmamış durumdadır. AKP’nin ele geçirip yönettiği mahkemelerin kendileri de, yargılamaları da, kararları da asla hukuki değildir, tam anlamıyla siyasi kararlardır, duruşmalardır” dedi.
“GEZİ ASLA SÖNMEYECEK BİR UMUTTUR”
Bir mahkeme üyesinin karara düştüğü şerhin her şeyi izah ettiğini ifade eden Buldan, sözlerine şöyle devam etti:
“Şerhteki ‘Her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı başkaca delil yoktur’ tespiti, hukuksuz, delilsiz yargılamanın bir kumpas olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı kumpası biz delilsiz Kobanê davasında da gördük. En son, Kobanê’ye yapılan insani yardımla ilgili 20 arkadaşımızı hukuksuza tutukladılar. Burada da ortada da tek bir delil yok! Gezi davasında verilen cezalar; tüm topluma yönelik bir gözdağıdır. Karar, demokratik hak, eşitlik ve özgürlük taleplerini, toplumsal muhalefeti yargı kumpaslarıyla, hukuksuz cezalarla engelleme girişimidir. Buradan bir kez daha vurguluyorum: Taksim’deki toplumsal dayanışma, bu ülkedeki adalet için, eşitlik için, özgürlük için asla sönmeyecek bir umuttur.”
“SAVAŞ POLİTİKALARINA DUR DİYELİM”
Savaşın, siyasi iktidar için varlık nedeni haline geldiğini vurgulayan Buldan, “Sizin çatışmacı siyasetine karşı biz diyalog ve müzakereyi, demokratik çözümü her zaman ve her zeminde savunarak iktidarınızı rahatsız etmeye devam edeceğiz. Buradan tüm topluma, demokratik kamuoyuna, demokrasi güçlerine, sivil toplum örgütlerine, tüm vicdanlı insanlara seslenmek istiyorum. Bu ülkeyi yoksullaştıran, soframızdaki ekmeğe göz diken, kamuyu yolsuzluk çukuruna sokan bu adaletsiz ve vicdansız iktidar düzeninden kurtulmanın yolu, kendi iktidarları için başlattıkları savaşa karşı en güçlü şekilde karşı çıkmaktan geçer. Gelin hep birlikte savaş politikalarına da, talan düzenine de birlikte karşı çıkalım. Dur diyelim! Savaşsız, sömürüsüz, ortak ve eşit geleceğimiz için, demokrasi için, adalet için, ekmeğimiz ve alın terimiz için savaş karşıtı ittifakı hep birlikte büyütelim. Şimdi tam da bunun zamanıdır” ifadelerini kullandı.
“İKTİDAR SAVAŞI VERGİLERİNİZLE SÜRDÜRÜYOR”
Konuşmasında yaşanan ekonomik krize de değinen Buldan şunları aktardı:
“Bakın İpsos’un yaptığı son bir araştırma var: Her 100 kişiden 83’ünün alım gücü düşmüştür. Her 10 kişiden 4’ü ailesinin maddi desteğine muhtaç hale gelmiştir. Bu iktidar tarafından getirilmiştir! Yine TÜİK’in çarpıttığı rakamlara göre bile, her 3 çocuktan 1’i yoksuldur. Milyonlarca çocuk beslenme, sağlık, eğitim gibi temel haklardan mahrumdur. Öğrenciler barınamıyor, beslenemiyor, hastalar ilaç alamıyor, çiftçiler tarlasını ekemiyor, işçiler evine ekmek götüremiyor, memurlar ayın ortasını dahi getiremiyor, Çocuklar aç yatıyor, bebekler mama yiyemiyor, Borç batağında ve işsiz olan gençlerin hepsi yurtdışına gitmek istiyor. Türkiye halkının şu gerçeği net olarak görmesi gerekir. Sizin tercihiniz olmayan bir savaşı, bu iktidar kendi bekası için yine sizin vergilerinizle sürdürmektedir.”
“BU SAVAŞI VE EKONOMİK YIKIMI DURDURABİLİRİZ”
Newroz’daki büyük halk iradesiyle, 1 Mayıs’ın direniş ruhunu birleştirerek, adalet mücadelesiyle ekmek mücadelesini buluşturacaklarını söyleyen Buldan, “Bu savaşı ve ekonomik yıkımı durdurabiliriz. O yüzden alanlarda, fabrikalarda, yaşamın her alanında emek, demokrasi ve adalet mücadelesini büyütmek hepimizin öncelikli gündemi olmak zorundadır. Birleşerek büyürüz, birleşecek kazanırız! Bunu hiç kimse aklından çıkarmasın. Değerli emekçi halkımız, hepinizin bildiği gibi önümüzdeki Pazar 1 Mayıs’tır. İşçiler, emekçiler, bu 1 Mayıs’ta sömürüye, eşitsizliğe ve adaletsizliğe, hayat pahalılığına, işsizliğe, güvencesiz çalışmaya, yoksullaştıran savaş politikalarına karşı ‘bu düzen böyle gitmez birlikte değiştireceğiz’ diyerek alanları doldurmaya hazırlanmaktadır. Biz de HDP olarak her yıl olduğu gibi bu yıl da yine 1 Mayıs meydanlarında olacağız.
“HALKLAŞAN BİR PARTİYİ ENGELLEYEMEZSİNİZ”
HDP’ye açılan kapatma davasına ve verdikleri savunmaya ilişkin de konuşan Buldan, son olarak şunları dile getirdi:
“Adıyaman’ın Kömür ilçesinde mermer ocağına karşı direnen bir anne var. 70 yaşındaki İsê Arslan der ki, ‘Sonunda başımız gitse de, onlar doğamızdan gidene kadar direneceğim.’ İşte kılavuzumuz budur. İsê anneye de buradan kucak dolusu sevgilerimi gönderiyor, direnişini selamlıyorum. Ve bir kez daha ve hiç tereddüt etmeden söylüyoruz ki, HDP bu topraklarda kök salmış halklarımızın partisidir. Halklaşan bir partiyi engelleyemezsiniz, bu coğrafya halklarının demokrasi, adalet ve eşitlik yürüyüşünü durduramazsınız. Halklar tarihle olan randevularını kaçırmaz! Halklar bahçesi olan partimiz HDP de yaşanan bu tarihi süreçte, tarihe ve ezilen, sömürülen, direnen, barış talebi görmezlikten gelinen, hayatı kıskaca alınan tüm halklar ile beraber bu randevusuna geç kalmayacaktır. Türkiye halkları ve toplumu bunu iyi bilmelidir.”
Van’da 3 günlük kampa giren HDP milletvekillerine bir konuşma yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Dün Meclis’ten geçen OHAL kanunu darbe uygulamalarını kalıcı hale getirmenin yasalarıdır” dedi.
Van’da 3 günlük kampa giren HDP milletvekilleri, kampın ikinci gününde Edremit ilçesindeki bir otelde toplantı yaptı. Toplantının açılış konuşmasını yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan kampı Van’da gerçekleştirmekten büyük onur ve mutluluk duyduklarını söyledi.
24 Haziran seçimlerinin ardından ilk defa HDP grubunun bir araya geldiğini belirten Buldan, bugün yapacakları genel toplantıda, gelecekteki sürece dair bir yol haritası, bir politik hat belirlemek istediklerini söyledi. Seçim sürecinde yaşananlar ve uygulanan OHAL koşullarında yaşanan sıkıntıları değerlendireceklerini belirten Buldan, “24 Haziran’da elde ettiğimiz büyük başarıyı burada bir kez daha değerlendireceğiz. Eksikliklerimizi, yetmezliklerimizi elbetteki masaya yatıracağız. Ancak bundan sonra ne yapacağımız bizim için önemlidir. Türkiye halkları bugün bizim ne yapacağımızı bekliyor. İşte bu süreçte, 3 günlük toplantıda belirleyeceğimiz değerlendirmeler, belirleyeceğimiz yol haritası halklarımız ve Türkiye’nin geleceği açısından oldukça anlamlı ve önemlidir” diye konuştu.
SURUÇ’TA HAYATINI KAYBEDENLERİ ANMAK BÜYÜK BİR GÖREV
Buldan, dün Suruç katliamının yıldönümü olduğunu ve insanların yaşamlarını yitirenler için çeşitli illerde bir araya geldiğini de belirterek, bu anmalarda insanların gözaltına alındığını söyledi. Suruç katliamında hayatını kaybedenleri anmanın kendilerinin büyük görevi olduğunu anlatan Buldan, ailelere başsağlığı dileyerek gözaltına alınanların da serbest bırakılmasını istediklerini söyledi.
“HDP BU ÜLKENİN UMUDU VE YARINIDIR”
24 Haziran seçimlerini değerlendiren Buldan, “24 Haziran seçim sonuçları bir kez daha HDP’siz bir Türkiye siyaseti olmayacağı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu bizler için çok anlamlıdır. 15 Temmuz 2016’dan bu yana ülke darbe koşullarıyla yönetilmektedir. AKP iktidarı bu darbe koşullarını kendi lehine çevirerek bunu bir fırsat haline dönüştürmüştür. Her türlü haksızlığı ve hukuksuzluğu Türkiye halklarına dayatmıştır. OHAL ile yönetilen bir ülke, kayyumlar, milletvekili arkadaşlarımızın tutuklanması, vekilliklerinin düşürülmesi ve bütün bunların yaşandığı ortam, hukukun askıya alınması, darbe uygulaması olarak karşımıza çıkmıştır. 24 Haziran’a bu koşullarda girdik ve barajı aştık. Bu bizler açısından büyük bir başarı olarak nitelendirilmiştir. Eksikliklerimizi, yetmezliklerimizi tartışacağız, konuşacağız. Çok yoğun çalışma içine gireceğiz. HDP bu ülkenin umudu ve yarınıdır” dedi.
“ZORLU BİR SÜREÇ BİZİ BEKLİYOR”
Buldan, “Önümüzde çok zorlu bir süreç var. Demokratik siyaseti yükseltmemiz gereken bir siyasi süreçle karşı karşıyayız. Dün Meclis’ten geçen OHAL kanunu darbe uygulamalarını kalıcı hale getirmenin yasalarıdır. Geçici OHAL’in kalktığını, kalıcı OHAL’in hayata geçtiğini bir kez daha ifade etmek isteriz” diye konuştu. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, şunları söyledi:
“HDP’den seçilen 4 milletvekiline hızla soruşturmanın açılmasını asla kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımız taziyelere gittiler. Bu bizim kültürümüzde olan bir şeydir. Elbetteki yaşamını yitiren insanlarımızın ailelerine gitmek bizim en büyük görev ve sorumluluğumzdur. Kim, neden dolayı yaşamını yitirmiş olursa olsun biz o ailelerin yanında olmaya devam edeceğiz. İnsanların yaşamını yitirmemesi için yürüttüğümüz büyük bir mücadele var. Ama buna rağmen insanlar yaşamını yitiriyorsa eğer, bu çatışmalı süreçte hayatını kaybeden insanlarımızın aileleriyle birlikte olmak bizlerin görevidir. Bunu her zaman yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz.”