Etiket: hdp istanbul milletvekili zeynel özen

  • Yeşil Sol Parti İzmir’de Alevilerle buluştu: Eşit yurttaşlığı inşa edeceğiz-VİDEO

    Yeşil Sol Parti İzmir’de Alevilerle buluştu: Eşit yurttaşlığı inşa edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- İzmir Alevi Platformu’nun Yamanlar’da düzenlediği etkinlikte konuşan Canan Kebenç Özkan, “Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını, zorunlu din dersinin kaldırılmasını, anadilde eğitimi en temel perspektif alarak yola çıkacağız. Onurlu bir barış inşa edeceğiz” dedi.

    İzmir Alevi Platformu, “Eşit yurttaşlık ve demokratik cumhuriyet mücadelesinde Aleviler ve Yeşil Sol Parti” konulu etkinlik düzenledi.

    Yamanlar Pazar yerinde düzenlenen etkinlikte Yeşil Sol Parti Milletvekili Adayları Canan Kebenç Özkan ve İbrahim Akın ile HDP Milletvekilleri Kemal Bülbül ve Zeynel Özen Alevilerle bir araya geldi. Alana “Özgürlük semahıyla Dehak zulmünü yıkalım, emeğin hakikatiyle Rıza şehrini kuralım” ve “Eşit yurttaşlık ile demokratik cumhuriyete” yazılı pankartlar asılan etkinlik, halaylarla başladı. Etkinlikte hak ve hakikat mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına saygı duruşu yapıldı.

    KEBENÇ: EŞİT YURTTAŞLIĞI İNŞA EDECEĞİZ

    Platformdaki kurum temsilcilerinin halkı selamladığı etkinlikte konuşan Yeşil Sol Parti İzmir Milletvekili Adayı Canan Kebenç Özkan, “Bizler bu ülkede yüz yıldır inkar edilenleriz. Böyle bir karanlık ayrımı bir şafağa çevirmenin arifesindeyiz.  İlk yüzyıl bize asimilasyon, soykırım, yok edilme verdi. Bir yandan Dersim, Malatya, Maraş’ta ve Gazi’de katledilirken bir yandan Zilan’da katledildik. Biz çıktığımız yolda kendimize güveniyoruz. 15 Mayıs sabahına uyandığımızda demokratik bir cumhuriyetin inşası için beraber adım atmış olacağız. Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını, zorunlu din dersinin kaldırılmasını, anadilde eğitimi en temel perspektif alarak yola çıkacağız. Onurlu bir barış inşa edeceğiz” dedi.

    HDP’Lİ ÖZEN: CEBERUT İKTİDARI BERABER GÖNDERECEĞİZ

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de katılanları selamlayarak, “Bu inanç yüzlerce yıl baskılardan katliamlardan bugüne kadar geldi. Bizlerin tarihi katliamlar tarihi ama hiçbir zaman biat etmedik mücadeleye devam dedik. Ceberrut faşist bir iktidar var. Bu iktidar şunu çok iyi biliyor. Mazlum halkların, emekçilerin, Alevilerin Kürtlerin bir araya gelmesi tehlike. Diyanet Akademisini getirdiler. Alevi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Biz bunların karşısında durduk, hayır dedik. Bu faşist iktidar kendinden başka herkese düşman. Biz halklar olarak inançlar olarak kültürler olarak birlikte mücadele edeceğiz. Bu ceberrut faşist iktidarı göndereceğiz” ifadelerini kullandı.

    BÜLBÜL: YA YEZİD OLUNACAK YADA HÜSEYİN!

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ise 14 Mayıs seçiminin önemine dikkat çekerek, “Bu sadece bir seçim değil. Çünkü ırkçı faşist kuşatma sokaktan okula, işyerinden eve, televizyondan kamusal alana, nefes aldığımız yerden her türlü yaşam alanına kadar sirayet etmiş durumda. Bu ölçekte bir mücadele yürütmek lazım. Tüm zamanların toplam faşizmini yaşıyoruz. İttihat Terakki’den, Şark Islahat Planı’ndan, Dersim’den, Maraş’tan, Gezi’den, Gazi’den bu yana tüm zamanların toplam faşizmini yaşıyoruz. Bu toplam faşizm karşısındaki duruş da tüm zamanların direnişi olmalı. Biz korkuyu Kerbela’da bıraktı. Hüseyni Zeynebi duruş olmalı” diye belirtti.

    İBRAHİM AKIN: HALK 14 MAYIS’TA CEVAP VERECEK

    Etkinlikte son olarak söz alan Yeşil Sol Parti Eş Genel Sözcüsü ve Milletvekili Adayı İbrahim Akın, Türkiye tarihi bir seçimle karşı karşıya olduğunu söyledi. Akın, “Türkiye’nin yüz yıllık zamanında çok kötü günler yaşadık. Bu 20 yıllık süreçte yaşadıklarımızı biliyorsunuz. Bir kez daha şunu söyleyeyim; bu ceberrut saray rejimi karşısında diz çökmedik. Ama bir şey daha başardık. Osmanlı’da oyun bitmez dediler. Biz onların yalanları ve oyunlarıyla baş etmeyi başardık. HDP’yi kapatma girişimine rağmen işte buradayız ve karşınızdayız. Bu meydanlarda her şeye rağmen dimdik ayaktayız. Bugün burada size seslenirken HDP’li yönetici arkadaşlarımızın gözaltında olduğunu biliyorsunuz. Şu anda gözaltında olan arkadaşlarımıza selam söylüyoruz. Asla yalnız değilsiniz. Sevgili Deniz Poyraz seni unutmayacağız ve hesabını soracağız. Bu iktidarın yaptıklarının hepsini burnundan getireceğiz. Saray rejimi korkuyor. Arkadaşlarımızı gözaltına alarak çalışmalarımızı engelleyeceğini sanıyorlar. Bu halk size 14 Mayıs’ta öyle bir cevap verecek ki bir daha bu halkın yüzüne bakamayacaksınız. Halklarımız saray rejimini, gönderme konusunda kararlı. Değişim istiyor. Bu değişimin adresi Yeşil Sol Parti’dir” diye konuştu.

    ‘BİR OY YEŞİL SOLA BİR OY KILIÇDAROĞLUNA’

    Demokratik cumhuriyetin sözünü verdiklerini vurgulayan Akın, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı değiştireceklerini ve tüm inançların eşit yurttaş hakkına sahip olmasını sağlayacaklarını ifade eden Akın, “Bir oy Kılıçdaroğlu’na bir oy Yeşil Sol Parti’ye” dedi.

    Konuşmaların ardından etkinlikte Özgecan Kadın Korosu ve Sanatçı Ayfer Düzdaş sahne aldı.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’de Yeşil Sol Parti milletvekili adayları Alevilerle buluşacak-VİDEO

    İzmir’de Yeşil Sol Parti milletvekili adayları Alevilerle buluşacak-VİDEO

    PİRHA- Emek ve Özgürlük İttifakı/Yeşil Sol Parti milletvekili adayları, İzmir’de Alevilerle buluşacak. 

    Çeşitli Alevi kurumları ve yöre derneklerinin bileşimi ile oluşan Alevi Platformu öncülüğünde Emek ve Özgürlük İttifakı/Yeşil Sol Parti milletvekili adayları, “Eşit Yurttaşlık ve Demokratik Cumhuriyet Mücadelesinde Aleviler ve Yeşil Sol Parti” gündemi ile İzmir’de halk buluşması gerçekleştirecek.

    Buluşmada Yeşil Sol Parti’nin Alevilerin toplumsal taleplerine dair pragramatik yaklaşımı, eşit yurttaşlık mücadelesinde Alevilerin Yeşil Sol Parti’deki temsiliyeti, ilk yüzyılı inkar, asimilasyon ve katliamlarla geçen Cumhuriyet döneminin ikinci yüzyılını Demokratik Cumhuriyet hedefiyle karşılayan Aleviler ve Üçüncü Yol konuşulacak.

    28 Nisan tarihinde Bayraklı ilçesine bağlı Yamanlar Pazaryeri yanında saat 18.00’de gerçekleşecek buluşmaya Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Yeşil Sol Parti İzmir 2. Bölge Milletvekili adayı Canan Kebenç Özkan katılacak.

    Buluşmada ayrıca sanatçılar Ayfer Düzdaş ve Özgecen Kadın Korosu ezgiler seslendirecek.

    PİRHA/İZMİR

     

  • HDP Milletvekili Özen: Vatandaşı olduğum İsveç’e gidişim engellendi!

    HDP Milletvekili Özen: Vatandaşı olduğum İsveç’e gidişim engellendi!

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kendisine verilen tebligat ile yurt dışına çıkışının engellendiğini duyurdu.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 35 yıldır yaşadığı ve vatandaşı olduğu İsveç’e gitmek üzere İstanbul Havalimanı’na gittiğinde hakkında yurt dışı çıkış yasağı olduğunu öğrendi.

    İstanbul Havalimanında, Özen’e yurtdışı çıkış yasağı konulduğu tebliğ edildi ve uçuşu engellendi. Özen, “Vatandaşı olduğum, 35 yıldır yaşadığım İsveç’e aile ziyareti için gitmek üzereyken havalimanında İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla şahsıma yurt dışına çıkış yasağı getirildiği açıklandı” diye belirtti.

    “YASAK DERHAL KALDIRILMALI”

    Sosyal medya hesaplarından yazılı bir açıklama yapan Özen, yasağın derhal kaldırılması talebinde bulunarak, “Parlamentoda aktif yasama faaliyetlerinde bulunan bir milletvekiline öncesinde herhangi bir tebligatta bulunmadan tamamen keyfi ve intikamcı bu uygulama asla bir hukuk devletiyle bağdaşmamaktadır. Bizleri bu Muaviye oyunlarıyla yıldırabileceğini sanan yezitlere buradan sesleniyorum. Zulmünüz arttıkça çöküşünüzün yaklaştığının farkındayız. Bu hukuksuz ve ceberrut devlet anlayışına asla biat etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Sivas’ta 16. Cogi Baba Festivali gerçekleşti-VİDEO

    Sivas’ta 16. Cogi Baba Festivali gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA-Sivas İmranlı’da 16. Cogi Baba Festivali gerçekleşti. Doğdukları toprakların insansızlaştırılmaması için topraklarına sahip çıkmaları gerektiğini söyleyen HDP MYK üyesi Turgut Öker, “Bütün baskılara rağmen yaşadığımız topraklar Alevisizleştirilemiyor o yüzden bizim ısrarla bu festivalleri yapmamız gerekiyor” dedi.

    Sivas İmranlı’da 16. Cogi Baba Festivali gerçekleşti. Festivale DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, HDP MYK üyesi Sultan Özcan, HDP MYK üyesi Turgut Öker ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Festivalde sanatçılardan Tolga Sağ ve Gülcihan Koçyiğit türkü söyledi. Festivale katılanlar lokmalarını pay etti.

    “İNANCI KABUL EDİLMEYEN BİR YAŞAM SÜRMEK İSTEMİYORUZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Mecliste Topal Osman’ın itibarını iade edeceklermiş ve Dersim meydanından Seyit Rıza’nın heykelini kaldıracaklarmış biz yaşadığımız sürece mümkün olmayacaktır, Alevi direnişi buna izin vermemelidir. Biz Aleviler tekçi zihniyetin ırkçı uygulamalarıyla geçirdik, varlığımızı yok saydırlar ikinci yüzyılda inancı kabul edilmeyen, dili tanınmayan bir yaşam sürmek istemiyoruz” dedi.

    Doğdukları toprakların insansızlaştırılmaması için topraklarına sahip çıkmaları gerektiğini söyleyen HDP MYK üyesi Turgut Öker, “3 haftadır Alevi köylerini ziyaret ediyoruz ve görüyoruz ki bütün baskılara rağmen yaşadığımız topraklar Alevisizleştirilemiyor o yüzden bizim ısrarla bu festivalleri yapmamız gerekiyor” diye belirtti.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ise, “Bu topraklar çok acılar gördü ama hiçbir zaman biat etmedi. Kendi kültürüne, inancına ve diline sahip çıktı. Bizde bütün halkların ve inançların temsilcisi olarak AKP-MHP iktidarına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/SİVAS

  • HDP’li Özen: Koma Zelal’e uygulanan yurtdışı yasağı derhal kaldırılmalıdır!-VİDEO

    HDP’li Özen: Koma Zelal’e uygulanan yurtdışı yasağı derhal kaldırılmalıdır!-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis’te yaptığı konuşmada Koma Zelal grubu üyelerinin anadilleriyle sanatlarını icra ederken, haklarında çeşitli iddialarla 2019 yılında açılan davanın ertelemelerle yıllardır sürdürdüğüne dikkat çekerek, “Sanatçılarımız yurtiçi ve yurtdışı konserlerle geçimini sağlamaktadır. Bu keyfi yasak geçimlerini sağlamalarına engel olmaktadır. Seyahat özgürlüklerinin hukuk dışı yöntemlerle ellerinden alınması kabul edilemez” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis’te yaptığı konuşmada Koma Zelal grubu üyelerinin anadilleriyle sanatlarını icra ederken, haklarında çeşitli iddialarla 2019 yılında açılan davanın ertelemelerle yıllardır sürdürdüğüne dikkat çekti

    “SEYAHAT ÖZGÜRLÜKLERİNİN HUKUK DIŞI YÖNTEMLERLE ELLERİNDEN ALINMASI KABUL EDİLEMEZ”

    HDP’li Özen Meclis’te yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “Kürtçe (Kurmanci) kılamlarıyla insanların yüreğine dokunan “Koma Zelal” grubu üyeleri anadilleriyle sanatlarını icra ederken, haklarında çeşitli iddialarla 2019 yılında açılan dava ertelemelerle yıllardır sürmektedir. Başlangıçta savcılığın yurtdışına çıkış yasağı verdiği Koma Zelal grubunun sanatçıları Şıho Bezgingöl, Veysel Çıdık, Tayfur Kozludere ve Tahir Kozludere ile ilgili karar sonradan kaldırılmıştır. Haklarındaki yasak kaldırılmasına rağmen İçişleri Bakanlığı keyfi bir kararla bu yasağı sürdürmektedir. Sanatçılarımız yurtiçi ve yurtdışı konserlerle geçimini sağlamaktadır. Bu keyfi yasak geçimlerini sağlamalarına engel olmaktadır. Seyahat özgürlüklerinin hukuk dışı yöntemlerle ellerinden alınması kabul edilemez. Yetkililerin bir an önce bu hak gasplarından vazgeçip görevlerini yapmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cemevlerimiz ve değerlerimize yönelik manipülatif tanımlarını kabul etmiyoruz, kınıyoruz’

    ‘Cemevlerimiz ve değerlerimize yönelik manipülatif tanımlarını kabul etmiyoruz, kınıyoruz’

    PİRHA- Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde Kuşadası’ndaki Davutlar Cemevi’nin haç sembolü ile işaretlenmesinin manipülasyon olduğuna işaret eden HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, “Alevilerin inanç merkezleri olan cemevlerinin çeşitli manipülatif sembollerle tanımlanmasını esefle karşılıyoruz ve bunda sorumluluğu olan kurumları ve kişileri kınıyoruz” dedi.

    Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yer alan haritada camiler ay-yıldız ile gösterilirken Kuşadası’ndaki Davutlar Cemevi haç sembolü ile işaretlenmiş ve duruma tepkiler gelmişti.

    Müdürlüğe ait, “parselsorgu.tkgm.gov.tr” adresli siteye girildiğinde harita üzerinde yakın bölgede yer alan camilerin ay yıldız sembolü ile gösterilmesine karşın Davutlar Cemevi’nin haç işaretiyle sisteme kodlandığını hatırlatan Özen, Alevilerin ibadathaneleri ve değerlerine yönelik manipülatif hiçbir tanımlamayı kabul etmediklerini belirtti.

    “ESEFLE KARŞILIYOR VE KINIYORUZ”

    Alevilerin inanç merkezleri olan cemevlerinin çeşitli manipülatif sembollerle tanımlanmasını esefle karşıladıklarını ve kınadıklarını dile getiren Özen, “Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yer alan haritada Aydın’ın Davutlar semtindeki camilerin “ay yıldız” sembolü ile, Davutlar Cemevi’nin ise “haç” işareti ile sisteme kodlandığı görülmektedir. Civarda bulunan diğer cemevleri de haç işareti ile gösterilmiştir. Sitenin sorgu ekranının sağ alt köşesinde ‘Google’un haritalama metodunun ve Harita Genel Müdürlüğü atlasının kullanıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı Harita Genel Müdürlüğü’ne ait olan ve farklı sitelerde yayımlanan “Atlas”a ait haritalarda ise cemevleri “ay yıldız” işareti ile gösterilmiştir Ayrıca buralardaki haritaların yer sembollerine bakıldığında AVM’ler bile birçok işletme ve kurum kendi spesifik sembolleriyle tanımlanırken, Alevilerin inanç merkezleri olan cemevlerinin çeşitli manipülatif sembollerle tanımlanmasını esefle karşılıyoruz ve bunda sorumluluğu olan kurumları ve kişileri kınıyoruz” dedi.

    “MANİPÜLATİF HİÇBİR TANIMLAMAYI KABUL ETMİYORUZ”

    Özen, Aleviliğin çeşitli inançların sembolleri altında tanımlanamayacak kadar özgün bir inanç olduğunu kaydederek, “Alevilik, çeşitli inanç sembollerinin altında tanımlanmayacak kadar köklü kendine özgü bir inançtır. Cemevlerimize, yaşam biçimlerimize veya değerlerimize manipülatif hiçbir tanımlamayı kabul etmiyoruz. Yüzyıllardır her türlü baskı zulüm ve katliamlara rağmen kendine özgü inancımızla ve değerlerimizle var olduğumuz gibi, bundan sonra da hiçbir egemen anlayışın tahakkümü altında kalmadan farklılıklarımızla beraber var olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

  • Öker: Aleviler olarak yargılanan değil yargılayanlar olacağız-VİDEO

    Öker: Aleviler olarak yargılanan değil yargılayanlar olacağız-VİDEO

    PİRHA- Almanya’da 2015 yılında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı protesto mitinginde yaptığı konuşma nedeniyle hakkında dava açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Başkanı Turgut Öker’in duruşması bugün İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görüldü. Duruşma sonrası konuşan Öker, “Bugün iktidarı elinde bulunduran güçler Aleviliği, öğretimizi yargılamaya çalışıyorlar. Ama nafile. Yol önderlerimiz nasıl susmadıysa, bizlerde susmayacağız. 28 Ekim’de yargılananlar değil yargılayanlar olacağız” dedi.

    2015 yılında “Gençlik Buluşması” etkinliği için Almanya’nın Karlsruhe kentine giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı protesto mitinginde yaptığı konuşmadan dolayı hakkında dava açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker bugün İstanbul Anadolu Adliyesi’ndeydi.

    HDP Milletvekili Zeynel Özen, Avusturya Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan Mehmet Ali Çankaya, Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Celal Fırat, Avusturya Alevi Birliği Federasyonu İnanç Kurulu Üyesi Ali Gazi, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ve yönetim kurulu üyeleri ile Alevi yurttaşlar duruşmaya katılarak Turgut Öker’e destek verdi.

    28 Ekim’e ertelenen duruşma sonrası İstanbul Anadolu Adliyesi önünde bir açıklama yapan Turgut Öker, Alevilere yönelik katliam yapanların ve planlayıcıların ödüllendirildiğine işaret ederek, Alevilere yönelik hak ihlalleri ve katliamları eleştirmenin ise suç sayıldığını ifade etti.

    “ALEVİLERE BEDEL ÖDETİLMEK İSTENİYOR”

    Öker, Alevilere yönelik yakın tarihteki katliamları, asimilasyonu, haksızlıkları eleştiren konuşmaların suç sayıldığını ifade ederek, Alevilere bedel ödetilmek istendiğine vurgu yaptı.

    Öker, “Alevilere yönelik katliamlarda ellerinde kan olanlar, katliamı planlayanlar ödüllendirildi, üzerine gidilmedi. Bizler söylenmesi gereken şeyleri söylediğimiz için bugün sanık konumundayız. Eğer bugün Türkiye’yi Yezitçe bir zihniyet yönetiyor ise bizler bunu dün de söyledik, yarın da söylemeye devam edeceğiz. Bizi yıldırabileceklerini sanıyorlar. Alevi toplumunun maruz kaldığı haksızlıkları, eşitsizlikleri her koşulda ifade etmek zorunda kalacağız” diye konuştu.

    “YARGILAYANLAR ALEVİLER OLACAK”

    28 Ekim tarihinde devam edilecek duruşmada Alevilerin yargılayanlar olacağına işaret eden Öker, “Bugün iktidarı elinde bulunduran güçler Aleviliği, öğretimizi yargılamaya çalışıyorlar. Ama nafile. Yol önderlerimiz nasıl susmadıysa, bizler de susmayacağız. 28 Ekim’de yargılananlar değil yargılayanlar olacağız. Aleviler olarak bize bu suçlamayı yöneltenleri yargılayacağız. Benim şahsımda Alevi değerleri, kurumlarımız yargılanmaya çalışılıyor. Bizlerde buna fırsat vermeyeceğiz” dedi.

    “HUKUKSAL HİÇ BİR YÖNÜ YOK, SİYASİ BİR DAVADIR”

    Açıklamada konuşan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ise, Turgut Öker’e açılan davanın siyasi bir davaya dönüştüğünün altını çizerek, “Kurumlarımız Alevilerin hak ve taleplerini savunmak için var. Bu Turgut Öker de olsa başka biride olsa söylemek zorundadır. Bunun bedeli ağır olabilir. Bugünkü iktidar faşist bir iktidardır. Alevilere olduğu gibi tüm demokrasi güçlerine saldırmaktadır. Bu davaların hiçbir hukuksal değildir. Bu siyasi bir davadır. Siyaset, mafya ve tarikat ilişkileri iç içe. Bizleri bu katiller yönetiyor. Katiller ödüllendirildi. Kürt ve Alevi sorunu demokratik siyaset ile çözülmediği sürece bunlar devam edecektir” ifadelerini kullandı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan Mehmet Ali Çankaya da bu davanın Alevi toplumunun davasına dönüştüğünü dile getirerek, 28 Ekim’de devam edilecek dava duruşmasına Alevi kamuoyunun destek vermesi çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ümraniye Katliamı duruşması ertelendi; ‘Katliamın esas sorumlusu devlettir!’-VİDEO

    Ümraniye Katliamı duruşması ertelendi; ‘Katliamın esas sorumlusu devlettir!’-VİDEO

    PİRHA- 23 yıl sonra görülmeye başlayan Ümraniye Katliamı davasının duruşması bugün Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. 4 Kasım’a ertelenen duruşma sonrasında açıklama yapan şehit aileleri, cezasızlık politikasının temel nedeninin bu katliamların esas sorumlusu devletin kendisi olduğuna vurguda bulunarak, devlet eliyle gerçekleştirilen katliamların hesabını sormaya devam edeceklerini belirttiler. 

    15 Mart 1995 tarihinde İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki saldırıları Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto eden gruba polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi ölmüş 14 kişi yaralanmıştı. Olaya ilişkin açılan dava 23 yıl aradan sona tekrar görülmeye başlandı.

    Bugün Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eeden duruşma 4 Kasım 2021 tarihine ertelendi.

     Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, şehit ailelerinin yanı sıra HDP Milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen, PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Hüsnü Korkmaz, Gaziosmanpaşa Cemevi Başkanı Hıdır Çam, DAD Genel Sekreteri Bülent Felekoğlu, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Yeşim Kantekin de katıldı.

    Gazi-Ümraniye Şehit Aileleri adına açıklamayı okuyan Kibar Poyraz, Gazi ve Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin aileleri olarak katliamın sorumlularının cezalandırılması için bu davaların ısrarlı takipçisi olacaklarını kaydederek, devlet eliyle gerçekleştirilen diğer katliamların hesabını sormaya devam edeceklerinin altını çizdi.

    “ÜMRANİYE, TIPKI MARAŞ, SİVAS KATLİAMLARI GİBİ CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI”

     Poyraz, 26 yıl önce12 Mart 1995 günü, Gazi Mahallesi’nde bulunan bir pastane ile yakınındaki kahvehanelere bir taksi içinden otomatik silahlarla ateş edilerek özel olarak hedef seçilen Halil Kaya adlı Alevi Dedesi’nin öldürüldüğünü ve açılan ateş sonucu ise, Gazi Mahallesi’nde toplam 17 canın yaşamını yitirdiğini hatırlattı.

    Poyraz, “Gazi Mahallesi’nde yaşanan ve günlerce süren bu katliamı protesto amacıyla, 15 Mart 1995 tarihinde, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi 30 Ağustos İlk Öğretim Okulu önünde toplanan kalabalığa açılan ateş sonucu ise 5 canımız yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmıştır. Tarihe “Gazi-Ümraniye Katliamı” olarak geçen bu katliamlar da tıpkı Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlıkla sonuçlandırıldı” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMIN ESAS SORUMLUSU DEVLETTİR”

    Yaptıkları suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandırılarak, itirazların reddedildiğini dile getiren Poyraz, yeniden yargılamaya devam edilmekte olan Ümraniye Katliamı davasının cezasızlıkla sonuçlandırılmak istendiğine vurgu yaptı.

    Poyraz, cezasızlık politikasının temel nedeninin bu katliamların esas sorumlusunun devletin kendisi olduğuna işaret ederek, “Nitekim Gazi Katliamı’nın devlet eliyle gerçekleştiğini dönemin Emniyet Genel Müdürü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı açıkça itiraf etmiş ve olayları ilk başlatan ve kahvehanelerle pastaneyi tarayan grubun “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da içinde yer aldığı bir kontrgerilla ekibi olduğunu söylemiş ve sonraki günlerde yaşanan saldırılarla ilgili olarak da Kaymakamlıkta aralarında Korkut Eken ve Hüseyin Kocadağ ile Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz gibi Özel Harekatçılardan oluşan bir “karargah” kurulduğunu ve saldırıların bunlar tarafından organize edildiğini söylemiştir” diye belirtti.

    “AĞAR, ALEVİLERE VE KÜRTLERE YÖNELİK POLİTİKALARIN SORUMLULARINDANDIR”

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in, son günlerde yaptığı açıklamalarda Mehmet Ağar’ın Gazi’de yaşanan katliama benzer biçimde cemevlerine yönelik yeni saldırılar planladığını ifşa etmesine değinen Poyraz, “şunları kaydetti:

    “Alevi halkının yine karanlık bir geleceğe mahkum edilmek istendiğini göstermektedir. Biliyoruz ki Mehmet Ağar, Gazi katliamının gerçekleştirildiği tarihte bu ülkede Emniyet Genel Müdürlüğü yapmaktaydı ve övünerek anlattığı “Bin operasyon” ile 1990’lı yıllarda Alevilere, Kürtlere yönelik olarak gerçekleştirilen kirli savaş politikalarının da sorumlularındandı.”

    “İFŞALAR, ALEVİLER AÇISINDAN BÜYÜK VE CİDDİ BİR TEHLİKEYE İŞARETTİR”

    Sedat Peker’in açıklamalarının kendileri açısından geçmişe dair bildiklerinin tekrarı olduğunu söyleyen Poyraz, bunun gelecek açısından büyük ve ciddi bir tehlikeye işaret olduğuna dikkat çekti.

    Poyraz, Gazi ve Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin aileleri olarak katliamın sorumlularının cezalandırılması için bu davaların ısrarlı takipçisi olmaya devam edeceklerinin altını çizerek, şöyle devam etti:

    “Son dönemlerde gündeme gelen ifşaatlar da mevcut siyasi iktidarın yalnızca baskı ve şiddet politikalarını devreye sokarak hak ve özgürlük mücadelesi veren toplumsal muhalefete saldırmakla yetinmeyeceğini, daha büyük saldırı planları ve iç savaş hazırlıkları yaptığını ortaya koymuştur. Bizler, yaşadığımız süre boyunca Gazi- Ümraniye Katliamı’nın ve devlet eliyle gerçekleştirilen diğer katliamların hesabını sormaya devam edeceğiz. Ancak bizler bununla yetinmeyerek, bundan sonraki süreçte olası katliamların önüne geçmek için de mücadele edeceğiz. Bu nedenle herkesi katliamların yaşanmayacağı bir ülke için birlikte mücadele edeceğiz.”

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Gazi Ümraniye avukatlarından Sevim Akat ise bu katliamların arkasında özel birimlerinin olduğunu hatırlatarak, “Gazi davasından çok çaba harcadık. Yargılananlar beraat etti. Yine Ümraniye davasında takipsizlik kararı verildi. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımının olmayacağını ifade ediyoruz. Yargı gerekli sorumluluğunu yerine getirmedi. Bu olay,  dosyada sanık olan gösterilen polislerin işi olabilecek kadar basit değil. Dönemin emniyet müdürü, içişleri bakanı dinlenmedi. Bu olayların takipçisi olacağız. Katliamların arkasından özel birimlerin olduğu biliniyor” diye konuştu.

    “KURULUŞUNDAN BU YANA DEVLET-MAFYA İLİŞKİSİ SÜRÜYOR”

    Açıklamada söz alan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Alevilerin tarihinin katliamlar tarihi olduğunu dile getirerek, “Bizim tarihimiz katliamlar tarihidir. Devletin kuruluşundan beri mafya-devlet ilişkisi devam ediyor. Tüm katliamlarda devlet ya göz yumuyor, ya da kendisi katlediyor. Hiçbir sorumlu yargılanmadı. AKP-MHP iktidarı bunun araştırılmasını reddetti. Devlet bu katliamların sorumlusudur” ifadelerini kullandı.

    Bir diğer HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise organize çete başı Sedat Peker’in açıklamalarının, katliamlar planlı bir şekilde işlendiğine yönelik ifşalar olduğuna işaret ederek, “Bunun araştırılması, açığa çıkarılması gibi bir dertleri yok. Bu çete anlayışından hesap soracak birlikteliği geliştirmek gerekiyor. Hakikatlerin araştırılması ve toplum nezdinde mahkum edilmesi açısından bu mücadeleyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya da “Alevi toplumunun yüz yüze kalmış olduğu katliamlarla, hep konuşur olduğumuz Alevilerin adalet talebini hatırlatmak, söylemek için buradayız. Yarına dair söz söyleyen herkesin bu katliamlarla yüzleşmesi gerekiyor. Biz bu katliamları tabi ki unutmayacağız. Buna dair söz söylemeye devam edeceğiz, bununla yüzleşeceğiz. Toplumun bununla yüzleşmesi için çabalayacağız” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • Çöçelliler ve vekillerden fabrika protestosu: ‘Devlet burayı Alevisizleştirmeyi sürdürüyor’ -VİDEO

    Çöçelliler ve vekillerden fabrika protestosu: ‘Devlet burayı Alevisizleştirmeyi sürdürüyor’ -VİDEO

    PİRHA- Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Çöçelli Köyü’nde yaşam alanlarının yanında yapılan taş ocağına ve fabrikaya tepki gösteren köylüler, ‘Çöçelli’de fabrika istemiyoruz. Bu fabrikayı yapmak için kaç kişiyi öldüreceksiniz, kaç kişi çıkar sağlıyor? Burada zeytin topluyor evimize ekmek götürüyoruz. Burası tarım ile uğraşan bir köy” diyerek projesinin iptal edilmesini istedi. 

     

    Çöçelli köylülerin çağrısıyla bir araya gelen yüzlerce kişi, yaşam alanlarını olumsuz etkileyen fabrikanın yapıldığı alana yürüyerek basın açıklaması yaptı.

    Depremlerle gündeme gelen Maraş Çöçelli köyünde yapılması planlanan taşocağı ve fabrika için patlatılan dinamitler nedeniyle evlerinin çatladığını ve çökme tehlikesi oluştuğunu, tarım arazilerinin, zeytinliklerinin de çok zarar gördüğünü dile getiren köylüler, bir an önce bu doğa katliamından vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

    Sık sık, ‘Fabrika istemiyoruz’, ‘Köyümüze dokunma’ sloganlarının atıldığı açıklamaya HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Genel Başkanı ve HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Turgut Öker, CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, CHP Adana Milletvekili Ayhan Barutçu, CHP ve HDP il ve ilçe yönetimlerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BU FABRİKA İÇİN KAÇ KİŞİYİ ÖLDÜRECEKSİNİZ”

    Açıklamada ilk olarak söz alan Çöçelli Köyü’nden Hanım Sığacı, “Bu fabrikayı yapmak için kaç kişiyi öldüreceksiniz, kaç kişi çıkar sağlıyor?” diyerek isyan etti.

    Sığacı, “Tarımla uğraşıyorum. Fabrikaları istemiyorum. Bu fabrikayı yapmak için kaç kişiyi öldüreceksiniz, kaç kişi çıkar sağlıyor? Burada zeytin topluyor evimize ekmek götürüyoruz. Burası tarım ile uğraşan bir köy. Birçok kişi buradan ekmek yiyor. Çevre felaketi olduğunda kimse buraya ayak basmaz. Direnmek zorundayız. Sesimizi gür çıkartalım. Buraya bir çadır kuralım. Ziyaretimizin üzerinde dumanlarımız tütüyor. Ölmek istemiyoruz” diye konuştu.

    “KÖY MERASINI SATIN ALMALARI YANLIŞ”

    Bir diğer köylü ise, köy meralarının alelacele kamulaştırıldığını belirterek, “İlçe Tarım Müdürü ‘Burası için en saf elektrik elde üretim fabrikası, siz de evinizde odun yakıyorsunuz’ dedi. Bu fabrika yılda 500 bin ton odun yakacak. Bu fabrika çöp atıkları ile elektrik üretiyor. Çimento fabrikaları bölgenin en büyük çimento fabrikalarıdır. Burayı tapulu malı olarak görüyorlar. Köy merasını satın almaları yanlıştır’ dedi.

    “HALKA RAĞMEN BİR ŞEY YAPAMAZSINIZ, TAKİP EDECEĞİZ”

    CHP Adana Milletvekili Ayhan Barutçu, AKP hükümetinin çiftçiyi ve köylüyü gözden çıkardığına işaret etti.

    Barutçu, “Durduk yere kimse buraya gelmiyor. İnsanlar toprağıma dokunma diye isyan ediyor. Yılda üç defa ürün alınan bu bölgede çevreyi kirleten fabrikalar yapılıyor. Çiftçilerin haklı mücadelesini önemsiyoruz. Havayı kirletmeye, tarım alanlarını yok etmeye ve dinamitler patlatarak insanların evlerine zarar vermeye kimsenin hakkı yok. AKP çiftçiyi gözden çıkardı. Halka rağmen bir şey yapamazsınız. Bu davayı takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMLA YOK EDEMEKLERİNİ TAHRİBATLARLA YOK KETMEK İSTİYORLAR”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Genel Başkanı ve HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Turgut Öker de, katliamlarla yok edilemeyen Alevilerin yaşam alanlarının doğa tahribatları, baraj, taş ocakları ve madenler ile yok edilmeye çalışıldığına vurguda bulundu.

    Öker, şöyle konuştu:

    “Bu topraklarda büyük doğmuş Avrupa’daki Çöçellilerin de itirazı var. Bu topraklarda yaşayan insanlar katliamlarla yerlerini terk etmek zorunda kaldılar. Sadece katliamlar ile yetinmiyorlar. Katliamla yok edemedikleri bu toprakları tahribatlarla yok etmek istiyorlar. Alevi köylerine özellikle bunları yaptılar. Bu Muaviye, Yezid politikasıdır. Direnmekten başka yaşama şansımız yok. Biz bunu Terolar’dan çok iyi biliyoruz. Direnmeden bu zehir saçan ve doğal yaşamı talan eden sinsi adımları engellememizin başka yolu yok. Avrupa’daki arkadaşlarımız örgütlenip bu mücadeleye destek vermeli.”

    “DEVLET BU TOPRAKLARI ALEVİSİZLEŞTİRMEYE DEVAM EDİYOR”

    “Devlet, bu toprakları insansızlaştırmaya, Alevisizleştirmeye devam ediyor” diyen HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ise Çöçelli’de yapılmak istenen fabrika ve taş ocağının bu sürecin bir halkası olduğunu söyledi.

    Özen, sessiz kalmanın bu fabrikayı onaylamak olacağına işaret ederek, şunları kaydetti:

    “Çöçelli’de olan bu sürecin bir halkasıdır. Bu topraklar çok katliamlar yaşadı, çok acılar gördü. Devlet bu toprakları insansızlaştırmaya, Alevisizleştirmeye devam ediyor. Bunlar kendisi dışında olana herkese düşman. Sizler buranın öz sahiplerisiniz. Biokütle enerjisi ile ilgili burada bir fabrika kuruluyor. Bu bölgede toplanan tüm atık lastikler burada yanacak. İnsan sağlığına oldukça zararlı. Ayrıca katı çöp atıklar da burada yakılacak. Bir avuç insana rant sağlamak için insanların yaşamını tehlikeye atıyorlar. Kadınlar burada direniyor. Direnmeye başka hakkı yok. Bunun önüne geçilmek zorunda. Her zaman mücadelenizin yanındayız. Bu meselenin partisi yok. Burası yaşam alanı. Bölünmeyelim, parçalanmayalım. Sessiz kalmak bu fabrikayı onaylamaktır. Hızır ayı içerisindeyiz ve oruçlar tutuluyor. Hızır yardımcımız olsun.”

    “ÇÖÇELLİ AKP’DEN ÇEKTİĞİ KADAR KİMSEDEN ÇEKMEDİ”

    Son olarak söz alan CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç ise ÇED raporu yapılmadan bu doğa ve yaşam alanı tahribatını kınayarak, gerekli görüşmelerin sonrasında bu karardan dönülmemesi karşısında eylem başlatacaklarını ifade etti.

    Öztunç, şöyle devam etti:

    “Çöçelli halkı AKP’den çektiği kadar kimseden çekmedi. Sürekli fabrika kuruyorlar. Burayı rant kapısı olarak görüyorlar. Maraş’ta biokütle ile ilgili üç proje var. Köyün içerisinde, yaşam alanında bunlar olmaz. 2 ay önce Meclis’ten bir karar geçti ve biokütle fabrikalarında artık lastikte yakılabilir denildi. Lastik yakmadan çok fazla elektrik üretmeyecek ve kazanamayacak. Birkaç ay önce buraya taş ocağı yapılacaktı. Mücadele ettik ve bunu durdurduk. Buraya ÇED raporu yapılmalı. ÇED raporu onayı verilmemeli. Yaşam alanları etkilenecek ve tarım alanları yok edilecek. Kaz Dağları’nda, Cerattepe’de çadırlar nasıl kurulduysa burada da çadır kurar mücadele ederiz. Gerekirse eylem yapacağız. Buradayız ve burada olmaya da devam edeceğiz. Bunu yaptırmayacağız. Dinamit patlamalar ile ilgili suç duyurusunda bulunuldu. Bu projeyi durduracağız.”

    Cebrail ARSLAN/MARAŞ

  • HDP’li Özen: Can kayıplarında sorumluluğu olan makamlar araştırılsın

    HDP’li Özen: Can kayıplarında sorumluluğu olan makamlar araştırılsın

    PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, TBMM’ye depremdeki can kayıplarında sorumluluğu olan makamların araştırılması amacıyla teklif sundu.

    Ege Denizi’nde 30 Ekim Cuma günü merkez üssü İzmir’in Seferihisar ilçesi açıkları olan 6,9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.  İzmir’de 30 Ekim Cuma günü meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki can kaybının 107 olduğunu, 144 kişinin tedavisi sürüyor.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen TBMM başkanlığına bir meclis araştırması açılmasını teklif etti.

    Zeynel Özen yaptığı açıklamada şunları söyledi: “30 Ekim Cuma günü İzmir’de gerçekleşen deprem ve can kayıplarının ardından bölgedeki tektonik hareketliliğin incelenmesi, buna göre detaylı risk haritasının çıkarılması, daha büyük şiddetlerdeki yıkıcı deprem ihtimallerine karşın alınacak önlemlerin belirlenmesi ve şu ana kadar bunları gerçekleştirmeyip depremdeki can kayıplarında sorumluluğu olan makamların araştırılması amacıyla Anayasanın 98, TBMM içtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Özen: Maraş dışında anmalara yasak konulan başka bir yer yok

    HDP’li Özen: Maraş dışında anmalara yasak konulan başka bir yer yok

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 41. yılı dolayısıyla mecliste bir basın toplantısı düzenleyen HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen , katliamın 12 Eylül darbesine zemin hazırlamak için tertip edildiğini söyledi.

    HDP İstanbul Milletvekilleri Özen ve Musa Piroğlu,  Maraş Katliamı’nın 41. yılı nedeniyle Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Açıklamaya Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Hamit Kapan, Doğan Erdoğan ve Hasan Gül katıldı.

    Maraş Katliamı’nın Türkiye tarihinin en vahşi ve karanlık katliamlarından biri olduğunu ifade eden Özen, “O dönemde Türkiye’de bir kaos vardı. Egemenler ülkeyi yönetemiyordu. Bunun için kaos, karışıklık, çatışmalar çıkartarak 12 Eylül darbesine hazırlık yaptılar” dedi.

    Toplumun provokasyonlarla tahrik edildiğini, her gün beş, on kişi öldürülerek darbe için şartların oluşturulduğunu dile getiren Özen, saldırıların yedi gün boyunca sürdüğünü ancak güvenlik güçlerinin olaylara müdahale etmediğini hatırlattı. Özen, ayrıca katliamla ilgili mahkemeye çıkarılan ve ceza alan sanıkların kısa süre içerisinde çeşitli gerekçelerle serbest bırakıldığını, esas faillerin de bulunamadığını söyledi.

    Zeynel Özen, her yıl katliamı anmak için Maraş’a gittiklerini ancak çeşitli engellemelerle karşılaştıklarını ifade etti.

    Cumartesi günü de katliamın yaşandığı Maraş’a gideceklerini ve yaşamını yitirenleri anacaklarını söyleyen Özen, “O topraklar bizim topraklarımız ne yaparlarsa yapsınlar gideceğiz. Orada şehitlerimizi anarak karanfil bırakacağız. Yetkililer güvenlik önlemlerini sonuna kadar alabilir ama insanların oraya gelip karanfil bırakmasının önüne geçmesinler. Çorum ve Sivas’ta kimse engellenmiyor ama bize neden bu yapılıyor?” dedi.

    Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    “KATLİAM, NATO İÇİNDE GLADYO’NUN YANSIMADISIR”

    Bu topraklarda yaşayan insanlar Kürt-Türk, Alevi-Sünni yıllarca hep bir arada yaşadık. Maraş katliamı gibi büyük acıların sorumluların emperyalistler ve yerli işbirlikçileri olduklarını biliyoruz. NATO’nun yeşil kuşak projesinin uygulanabilmesi için kimleri kullandıklarını CIA’nın o dönemki Ankara şerefi Paul Henze’nin açıklamalarından görüyoruz. O dönem 70’lerde Türkiye’de yaşananlar; NATO içindeki Gladyo örgütlenmesinin Türkiye’ye yansımasıdır. Din elden gidiyor hikayesiyle, masum insanlar solcuları ve Alevileri katletmeleri için kullanılmışlardır. Maraş Katliamı da bu anlamda ülkemizin halen yüzleşilmeyen kara lekelerinden birisidir. Ecevit’in hakka yürümesinin ardından çekmecesinden çıkan notlarda da bu katliamın hangi güçler tarafından göz göre göre yapıldığını görüyoruz.

    Maraş Katliamı, 19-26 Aralık 1978 tarihlerinde Maraş’ta meydana gelen özellikle Alevilere ve solculara yönelik bir katliamdır. Her aşaması planlı ve organize olduğu tescil edilmiş bu katliamda resmi rakamlara göre yedi gün süren olaylar sırasında 111 insan öldürülmüş, Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakılmış, 100’ü aşkın işyeri tahrip edilmiştir. Gayrı resmi rakamlar ise bu tablonun çok daha korkunç boyutlarda olduğunu ortaya koymaktadır.

    “KATLİAMLARIN FİNALİ EN KANLI MARAŞ’TA GERÇEKLEŞTİ”

    Ülkemizde 70’lerin son dönemlerinde, egemen güçler ve sermaye işçilerin örgütlenmesinden dolayı ülkeyi istedikleri gibi yönetememekteydi. Emperyalistlerin istediği gibi bir faşizmi getirebilmek için özellikle; Malatya, Sivas, Maraş, Adıyaman ve Hatay gibi Alevilerin yoğun yaşadıkları yerlerde çatışmaları körükleyerek bir yeşil hattın yaratılması amaçlandı.

    Bu olayların temeli 7 Nisan’da Ankara’da Umut Postanesi’ne 3 tane paket gönderildi. Birisi Hamid Fendoğlu’na Malatya’ya, birisi Memiş Özdal’a Pazarcık Belediye Başkanı’na, birisi de Abdulkadir Aksu’ya. Hamid Fendoğlu’na giden bomba kendisinin ve 2 yakınının ölümüne neden oldu. Memiş Özdal paketi kabul etmedi, postaneye geri verdi. Postacılar paket çok güzel olduğu için açtılar ve 1 postacı öldü ama üçüncü bombanın akıbeti belli değil. O zaman Adıyaman Emniyet Müdür Yardımcısı Abdülkadir Aksu’ydu. Daha sonra Maraş olayları döneminde Emniyet Müdürü olan ve daha sonra AKP’de İçişleri Bakanlığı yapan bir insan.

    Bu olaylar 41 yıl önce, 17-20 Nisan 1978 tarihleri arasında Malatya ilinde solcuları ve Alevileri hedef alan bir katliam gerçekleştirilmiştir. Üç gün boyunca devam eden saldırılarda Alevilere ve solculara ait yüzlerce ev ve işyeri yakılıp yıkıldı. Toplam 960 işyeri ve konut tahrip edilmiştir. Onlarca insan yaralandı. Resmi rakamlara göre 8 yurttaş yaşamını yitirmiştir. Ardından 3-4 Eylül 1978 tarihlerinde Sivas’ın Alevi yoğunluklu Alibaba mahallesinde gerçekleşen katliamda 10 Alevi yaşamını yitirdi. 100’e yakın kişi yaralandı. 1000’den fazla iş yeri, bina ve ev tahrip edildi. Sonrasında Adıyaman ve Hatay Kırıkhan gibi birçok yerde de benzeri hadiseler yaşandı. Bunların finali de maalesef en kanlı şekilde Maraş’ta gerçekleşti.

    “DERİN DEVLET, PARAMİLİTER GÜÇLER VE FAŞİSTLER İŞBAŞINDA” 

    Bu anlamda efsane yüzbaşı dedikleri Ali Çelik Ankara’da Maraş’a bomba sevkiyatı yaptığı biliniyor. Bunlar daha sonra 15 Nisan’da bir operasyonla ETKO’nun elinde yakalandı. ETKO, “Esir Türkleri Kurtarma Ordusu”dur. O bombaların nerede kullanılacağı birebir üstünde yazıyordu ve o bombaları provokasyon için alıyorlardı. Yani planda bu bombalar MİSK’e, ülkü ocaklarına, camiye ve sinemaya atılacaktı. Fakat bunlar daha önceden yakalandı.

    Aleviler, zamanında bataklık olan Pazarcık bölgesine sürgün olarak gönderilen insanlardır. Bataklık zamanla bir kanalla kurutuldu, daha sonra Gavur Gölü dediğimiz bir kanalla Amik Ovası’na boşaltılması nedeniyle, orada çok değerli, verimli, yılda 3 defa ürün alınan bir toprak haline geldi. Daha sonra bunun üzerine oraya 76’da da Kartalkaya Barajı yapıldı ve o baraj tüm ovayı suladı. Yani altın değerinde topraklar oluştu. Bu da tabii ki Alevilerin ekonomik olarak güçlenmesini, sosyal hayatta ve ticari hayatta daha ileri çıkmasını sağladı.

    1978 yılında Edem Yağ Fabrikası vardı, orada MHP, Adalet Partisi toplantılar yaptılar, dediler ki “Özellikle o dönemde Ecevit iktidarda, sol iktidarda, bu hükümetten kurtulmak gerek. O döneme gelindiğinde sol sosyalist bir hareket gelişti, öbür tarafta Aleviler ekonomiden büyük oranda pay almaya başladı. Maraş merkezde Alevi nüfus gittikçe çoğaldı ve ondan sonra 1977’deki seçimlerde CHP çok güçlü olarak çıktı. Bu seçimlerde güçlü çıktıktan sonra özellikle derin devlet, paramiliter güçler, faşistler artık bunun önüne geçmek için planlar yaptı. Bu planlar 78’in başında başladı. Bunun başlangıcı olan olay; 4 Nisan 1978’de Alevilerin gittiği bir kıraathane önce bombalandı, sonra otomatik silahlarla tarandı, o zaman 80 yaşında olan Gışkin dedemiz ( asıl adıyla Sabri Özkan) orada katledildi.

    Sonrasında olayların silsilesine geldiğimizde 19 Aralık’ta ilk sinema bombalandı. O zaman ülkücülerin getirdiği sinema filmi Güneş Ne Zaman Doğacak! Ama bu bombalamaları daha sonra ETKO üyesi olan itirafçı İsmet Çalışır bizzat anlattı; bir ses bombası yani kimseyi öldürmeyecek, tahribat yapmayacak ama tahrik edecek, provokasyon yapacak Bir bomba atıldı. 20 Aralık’ta yine Yörükselim Akın Kıraathanesi vardı sol sosyalistlerin ve Alevilerin gittiği bir kıraathane, o kıraathane tarandı ve bombalandı.

    21 Aralık’ta TÖB-DER üyesi olan 2 solcu öğretmen Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu öldürüldü ve cenazeler hastaneye götürüldü, hastanede aslında otopsi bitti ancak cenaze sahiplerine verilmedi, 22’si beklendi, 22’sinde de cenaze zamanında verilmedi. Yani o zamanki hastanede çalışanlar memurlar var tanıdığımız, onların verdiği bilgi Çetin Diker’in yani hastane müdürünün tam cenazeyi namaz vaktine denk getirip vermesiydi.

    “MARAŞ, KATLİAMDAN ÖTE SOYKIRIM, ÇÜNKÜ SAVUNMASIZDI”

    Tüm hazırlıklar yapılmış, 19’unda evlerin nüfus sayımı ve kapı numaralarını kontrol etmek amacıyla evler işaretlendi. İş yerlerine de MHP, ülkü ocakları veya değişik işaretlerle yani Alevi, solcu olmayanların iş yerleri işaretlendi ki tahrip olmasın. Zaten olaylardan sonra da gördük ki bir tane iş yerleri tahrip olmamıştı ve yani tüm plan mükemmel gidiyordu, hazırlanmış, 22’sinde cenaze verildi, cenaze camiye yaklaştığı zaman camiden oradaki müftü de fetva verdi: “Aleviler camileri yaktı yıktı”, halı parçaları kesip göstererek “kalan budur” diye her tarafta yaygara koparıldı. Ve orada zaten önceden o caddenin iki tarafında binaların üzerine bu faşistler yerleşmiş. Taş yağmuruyla oradaki cenazeye katılanlara saldırdılar. Çok güçlükle, yaralananlara rağmen yukarı Yörükselim Mahallesi’ne çekilebildiler.

    23’ünde tam katliam başladı. 23’ünde artık Yörükselim’e amansız bir saldırı yapıldı ama Yörükselim ve Karamaraş’ta bir savunma da vardı. Karamaraş’ta özellikle yani bugün saygıyla yad edeceğimiz, anacağımız, benim de yoldaşım olan Yolboyu muhtarı Mehmet Mengücek, mahallenin girişinde üslendi, mahalleye 3 gün boyunca, katliamcı güçlerin hiçbirisini mahalleye sokmadı.

    Yörükselim’e geldiğimizde, Yörükselim merkezinde de direniş vardı, katliam etkili olmadı ama o çevrelerin dış kenarında Yörükselim tam Maraş’ın en üst mahallesiydi. Orada kenardaki tüm evler yakıldı yıkıldı ve insanlar katledildi.

    Aslında Maraş’ta yaşananlar bir katliamdan da öte bir soykırımdır. Çünkü katliamda, iki güç karşı karşıya gelir, biri birini yener, katleder ama insanlar burada savunmasızdı. Mesela  70-80 yaşındaki Gışkin Dede veya Cennet Çimen, 80 yaşındaki bir kadın, gözü de kör ve hamile kadınların karınları yarılarak ceninleri çıkarıldı ve Ali Tıraş diye bir çocuk kolları bacakları kesildi, 4 gün sonra bir kazanın içinde kaynatılmış olarak bulundu. Yani bu bir katliam değil, aslında Alevilerin soyunu tüketmek, geleceğini bitirmek için yapılan bir soykırımdır. Ama ne yazık ki diğer mahallelerde Alevilerin tek tek oturduğu Dumlupınar, Namık Kemal Mahallesi, birçok mahallede insanları savunan yoktu ve birçoğunda en ilginç olanı, en can yakıcı olanı komşusu, akşama kadar birbirine gelen giden komşuları tarafından öldürüldüler.

    “12 EYLÜL FAŞİST CUNTASININ HAZIRLIĞI”

    Resmi rakamlarda 111 kişi katliamda öldü dendi ama bu daha fazla ve hala yani cenazesinin nerede olduğunu, mezarının nerede olduğunu bilmeyen aileler var. Devlet de bu konuda sorumluluğunu yapmadığı gibi, bu tür insanlar gidip başvurduğunda veya kendi şehitlerini, kendi çocuklarını anmak için gittiklerinde, anasını babasını anmak isteyen insanlar her yıl Maraş’ın dışı ablukaya alınır. O anmaları başlatanlardan biriyim. Hatta İstanbul’dan kalkan otobüsler kalktığı yerden kaldırılmaz, Ankara’daki otobüsler veya o çevre ilçelerdeki, köylerdeki arabalar hareket ettirilmez.

    Yani bunların hepsi 12 Eylül faşist cuntasının hazırlığıdır. Çünkü hemen ertesinde 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi, daha sonra bu 24’e çıkarıldı. 24 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Amerikan Büyükelçiliği’nin memuru olan Alexander Pack’ın orada o partilerle, o sağ faşist güruhla toplantılar yaptığını, görüştüğünü de çok iyi biliyoruz. Sonuç olarak Maraş katliamı 804 sanıklı Maraş Katliamı davasında; 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1 ile 24 yıl arasında ceza aldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı. Fakat en sonunda getirilen bir afla bu davadaki tüm katiller salıverildi. Maraş katliamı davasındaki 3 mağdur avukatı da faili meçhul cinayetlere kurban gitti.

    “ACILARIN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İHANETTİR”

    Ülkemizin demokratik gelişimi kendi tarihiyle yüzleşmeden gerçekleşemez. Bugün sorumluluk makamında oturanların bu katliamlara yaklaşımı, ne yazık ki demokrasi ve toplumsal barış noktasında daha çok yol almamız gerektiğini ortaya koyuyor.

    Biliyorsunuz ki yıllardır, katliama uğrayan vatandaşlarımızı anmak isteyenler engellemelerle, baskılarla ve şiddetle karşılaşıyor. Bu durumu akılla, izanla açıklamak mümkün değildir. Sağlıklı bir devlet aklı, katliamın hedefindeki insanların kimliğine, kültürüne, inancına bakmaksızın bu tarihle hesaplaşabilmeli, mağdurlara ve ailelerine güven temin etmelidir. Oysa ülkemizde hep bunun aksi uygulamaları görmekteyiz. Böylesi temel bir Anayasal hakkın kullanılmasına engel olunması ne demokrasiyle ne hukukla ne vicdanla bağdaşmıyor.

    Oysa bu acılarla yüzleşmemek, üstünü örtmek ülkemize fayda sağlamayacağı gibi en büyük ihanettir. Acılardan ders çıkarmayıp yüzleşmemek, tekrarlanmasına fırsat vermek demektir.

    “MARAŞ DIŞINDA ANMALARA YASAK KOYULAN YER YOK “

    Demokrasinin gelişmesi için önceliğimiz; bu farklı kültür, inanç ve etnik kimlikteki insanlarımıza ana sütü kadar helal olan bu eşit yurttaşlık haklarını tanımaktır. Ülkemizde gerçek bir kardeşleşme ve güçlü bir birliktelik yaratmanın yolu da buradan geçmektedir. Bugün farklılıklarımıza bir ayrışma aracı, bir ayırımcılık vesilesi olarak bakılmaktadır. Başta siyasi irade olmak üzere özellikle toplumumuzun bu hassas noktalarına büyük bir dikkatle yaklaşılması gerekmektedir. Ne zaman ki farklılıklarımızı birer zenginlik olarak görürüz, işte o zaman gerçek bir kardeşliğin ve toplumsal barışın önünü açmış oluruz.

    Bu katliamın ardından tam 41 yıl geçmesine rağmen herhangi bir yüzleşmenin gerçekleşememesi, hatta katledilen insanların yakınlarının katliamın yıldönümlerinde şehre gidip anma yapmalarının yasaklanması acılarına acı katan bir yaradır. Bugün Maraş dışında böyle anmalara yasak konulan başka bir yer yok. Acılarını yaşadıkları yerde yaslarını tutmalarına dahi izin verilmeyen bu insanların sarılamayan yaraları yürekleri kanatmaya devam ediyor. Her anmamızda bize bu katliamı bir daha yaşatıyorlar.

    Bir başka yürek yakan konu ise; Kahramanmaraş Şeyh Adil Mezarlığı’nda topluca gömüldüğü belirtilen Maraş katliamı kurbanlarının mezar yerlerinin halen yetkililer tarafından açıklanamamasıdır. Bununla ilgili uzun süredir devam eden bir dava sürecinde bir sonuca varılamadığı için, artık Avrupa İnsan hakları Mahkemesine intikal etmiştir. Katliam kurbanlarının yakınlarının yaralarına daha fazla tuz basmamak için bu mezar yerlerini tespiti için gerekli çabalar gösterilmeli ve kaybolduğu belirtilen bu mezarlar tespit edilerek sorumlu kişiler yargılanmalıdır.

    Son olarak özellikle Maraş’tan ayrılmak zorunda kalıp yurtdışında yaşayan canlarımıza sesleniyorum: Topraklarımıza sahip çıkalım.  Mücadeleyi yükseltmemiz gerekiyor ve Maraş’ta yapacağımız anmaya tüm canları davet ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Özen, Maraş Katliamı’nı anlattı: Katliamla yüzleşilsin, katiller lanetlensin- VİDEO

    Özen, Maraş Katliamı’nı anlattı: Katliamla yüzleşilsin, katiller lanetlensin- VİDEO

    PİRHA -HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis Genel Kurulu’nda Maraş Katliamı’na dair bir konuşma yaptı. Özen, Alevilerin mezar yerlerinin dahi bilinmediğini hatırlatarak, “Çözüm, bu olaylarla yüzleşmek ve o katilleri lanetlemek, suçluların ortaya çıkmasını sağlamaktır” dedi. 

    Haberin Videosu

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Meclis Genel Kurulu’nda Maraş Katliamı’nın yıldönümüne dair bir konuşma yaptı.

    Özen, “O dönemde bir de Maraş’ın durumuna göz atmak gerekiyor: Maraş’ta özellikle o Pazarcık Ovası bataklıktı. Orada sıtmadan ölsün diye gönderilen Aleviler… O Mizmili Gölü’ndeki bataklığın kurutulması, oradaki Gavur Gölü’nün Asi Nehri’ne kanalla tahliyesinden dolayı o topraklar çok verimli topraklar oldu; bu da Alevilerin Maraş’taki pastadan pay almasını, büyük paylar almasını sağladı” dedi.

    “YÜZLERCE İNSAN YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Özen konuşmasında katliamın dava sürecine de değinerek, “22’si idam, 7’si müebbet, 321’i de bir yıl ile 24 yıl arasında ceza aldı. Kısa sürede çıkarılan aflarla bu insanlar serbest kaldılar. 68 önemli sanık da hiç bulunamadı. Geldiğimiz günde, bugün o öldürülen, katledilen insanların mezar yeri belli değil; bu, yargıya da yansıdı fakat hiçbir sonuç alınamadı” dedi.

    HDP’li Özen’in mecliste yaptığı konuşmadan satır başları şöyle;

    “O topraklarda binlerce yıl Kürt, Türk, Alevi, Sünni birlikte yaşadı fakat 70’lerin sonuna doğru geldiğimizde, o zaman ülkemizde artık bir kaos ortamı vardı. Günde 5-10 kişi ölüyordu ve biliyorsunuz NATO’nun içinde “Gladio” diye bir örgütlenme vardı. Bu örgütlenmenin Türkiye’deki ayağı da kontrgerilla ve MİT’in içindeki bazı insanlardır. O dönemi iyi anlamak için özellikle Paul Henze’nin, CIA’in Ankara temsilcisinin sözlerine kulak vermek lazım, onları iyi bilmek lazım. O zaman Paul Henze diyor ki: “Bir ‘Yeşil Kuşak’ projesi var; Sivas, Malatya, Maraş, Hatay; burada ‘Yeşil Kuşak’ yaratma projesi gereği, özellikle de emperyalizme ve Amerika’ya karşı gelişen bir tepki de var.” Ve şu sözleriyle devam ediyor:

    “‘Biz o dönem sağı, dindarları destekledik ama sevdiğimiz için desteklemedik. ‘Din elden gidiyor, Komünizm geliyor’ diyerek biz bu projeyi uygulamaya soktuk.” Bu, ilk olarak 4 Nisanda Gıjık dedemizin, 75-80 yaşında bir dedemizin öldürülmesiyle, bir kıraathanenin taranmasıyla başlıyor. Daha sonra 6-7 Nisanda Ankara Ulus Postanesine 3 tane bomba gönderiliyor. Bunlardan bir tanesi Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na, biri Pazarcık Belediye Başkanı’na, biri de Abdülkadir Aksu’ya gönderiliyor. O zaman Abdülkadir Aksu, Adıyaman Emniyet Müdür Yardımcısı, daha sonra, Maraş olayları sırasında da Emniyet Müdürü. Ve o dönemden sonra, ayın 7’sinde Ali Çelik adında efsane bir albay Maraş’a silahlar gönderiyor, bombalar gönderiyor. Bu, 15 Nisanda, 1978’te bir operasyonla yakalandı. Bu bombaların üzerinde nereye atılacağı tek tek yazılıydı. MİSK, Ülkü Ocakları, cami ve sinemaya atılacağı yazıyordu. Silahların bir kısmı da yakalanamadı. Daha sonra Malatya’da bu olaylar yani Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesinden sonra Malatya’da büyük olaylar oldu. Malatya’da 8 kişi öldürüldü, yüzlerce ev, iş yeri tahrip edildi. Daha sonraki dönemde, Sivas’ta, 3-4 Eylül 1978’de, biliyorsunuz çok büyük olaylar oldu; bu olaylarda da 10 kişi katledildi, 93 kişi yaralandı, yüzlerce iş yeri ve ev tahrip edildi.

    “YÖRÜKSELİM’DE EVLER İŞARETLENİYOR”

    O dönemde bir de Maraş’ın durumuna göz atmak gerekiyor: Maraş’ta özellikle o Pazarcık Ovası bataklıktı. Orada sıtmadan ölsün diye gönderilen Aleviler… O Mizmili Gölü’ndeki bataklığın kurutulması, oradaki Gavur Gölü’nün Asi Nehri’ne kanalla tahliyesinden dolayı o topraklar çok verimli topraklar oldu; bu da Alevilerin Maraş’taki pastadan pay almasını, büyük paylar almasını sağladı. Böyle bir ortamda, Alexder Pack’ın -Amerikan Büyükelçiliğinin ikinci kâtibi- Maraş’ta siyasi partilerle, sivil toplum örgütleriyle toplantılar yaptığını biz biliyoruz.

    19 Aralığa geldiğimizde; sinemaya bir bomba atılıyor; bu bomba, ses gücü çok yüksek, tahrip gücü olmayan bir bomba, sadece provokasyona yönelik bir bomba. Burada gerekçeli hüküm kararı var. İsmet Çalışır; ETKO üyesi, Esir Türkleri Kurtarma Ordusu’nun üyesi ve bir itirafçı, bunu yani bu olayları, bu olayların nasıl olduğunu tek tek anlatıyor. Aynı gün, sivil insanlar mahallede, özellikle Yörükselim Mahallesi’nde evleri işaretliyorlar. Ayın 21’ine geldiğinde de TÖB-DER üyesi 2 öğretmen öldürülüyor ve bunların cenazeleri morga konuyor. Morgda o dönemin hastane başhekimi Çetin Diker o gün otopsi yapmıyor, 2’nci günde ikindi namazı gelene kadar cenazeleri sahiplerine vermiyor, cenazeler ikindi namazı sırasında alınıyor, Ulu Cami’ye doğru kortej oluşuyor ve orada maksat 2 karşıt grubu karşı karşıya getirmek ve getiriliyor. Daha önceden binaların çatılarına yerleştirilen insanlar taş yağmuruna tutuyor. O cenazeye 10 binler katılıyor ve cenazeler yere bırakılarak mahalleye çekilmek zorunda kalıyorlar ve camiden de “Kızılbaşlar, kızıllar camiyi bastı, camiyi yakıp yıkıyorlar” diyerek, halı parçaları göstererek tahrik ediliyor. Ayın 22’sinde, bu olaylar olduktan sonra, 23’ünde, esas saldırı o zaman başlıyor. Binlerce katliamcı Yörükselim Mahallesi’ne yürüyor. Yörükselim Mahallesi’nde bir direniş de var aynı zamanda. Fakat kenar mahallelerdeki -özellikle Çamlık bölgesi, bilenler varsa- Çamlık’ın altındaki evler tamamen yakılıp yıkılıyor, insanlar katlediliyor.

    “KISA SÜRECE ÇIKAN AFLARLA FAİLLER SERBEST BIRAKILDI”

    2’nci saldırı da Karamaraş’tadır. Karamaraş da Alevilerin yoğunlukla yaşadığı bir mahalledir. O mahallede de adını gururla yâd ettiğim, saygıyla andığım, Yolboyu Köyü Muhtarı Mehmet Mengücek katliamcıları üç gün boyunca o mahalleye sokmuyor. Fakat ne yazık ki Alevilerin, solcuların yaşadığı Namık Kemal Mahallesi’nde, Dumlupınar Mahallesi’nde bazı aileler toptan yok ediliyor; çok acı olaylar bunlar. O olaylarda Ali Tıraş, 11 yaşında çocuk, eli kolu kesilerek bir kazanda kaynatılıyor arkadaşlar. Diğer taraftan, Cennet Çimen, 80 yaşında tek gözü kör olan bir vatandaşımız, o sağlam olan gözü tornavidayla çıkarılıyor, foseptik çukuruna atılıyor ve burada sadece bir tanesini göstereceğim, çok acı resimler var, burada göstermek istemiyorum, katledilen çocuk resimleri. Ama şunu ibretlik için gösteriyorum içim yanarak, bir hamile kadının karnı yarılarak cenini çıkarılıyor arkadaşlar. Biz bu olayları yaşadık fakat o Kıbrıs’a iki saatte çıkarma yapan Türk Silahlı Kuvvetleri yedi gün boyunca olaylara müdahale etmedi, yedi gün boyunca ve binlerce iş yeri, ev tahrip edildi, resmî kayıtlara göre 111 kişi öldürüldü ama biz gayriresmî rakamları biliyoruz, daha çok insan katledildi orada. Fakat ne oldu? Sıkı yönetim mahkemesinde… Burada gerekçeli hüküm kararı var, 1.330 sayfa, 804 sanık var arkadaşlar.

    Bunlardan 22’si idam, 7’si müebbet, 321’i de bir yıl ile yirmi dört yıl arasında ceza aldı. Kısa sürede çıkarılan aflarla bunlar serbest kaldılar. 68 önemli sanık da hiç bulunamadı. Geldiğimiz günde, bugün o öldürülen, katledilen insanların mezar yeri belli değil; bu, yargıya da yansıdı fakat hiçbir sonuç alınamadı.

    “ÇÖZÜM: O OLAYLARLA YÜZLEŞMEK VE KATİLLERİ LANETLEMEK”

    Değerli arkadaşlar, şimdi, çözüm nedir burada? Biliyorum, hiçbiriniz bu olayları kabul etmiyorsunuz, hiç kimsenin vicdanı kabul etmez. Ama çözüm şudur: Bu olaylarla yüzleşmek ve o katilleri lanetlemek, suçluların ortaya çıkmasını sağlamaktır. Ama ne yapılıyor?  Ricam, aynı olayları tekrar yaşatmasınlar. Sıkıyönetim uygulanıyor, insanlar içeri sokulmuyor. Biz, orada yaptığımız cemevimizde gidip şehitlerimizi anacağız, bir karanfil bırakacağız, dualarımızı okuyacağız. Onun için, bu konuda iktidarın bize zorluk çıkarmamasını bekliyoruz, çünkü Sivas’ta, Çorum’da on binlerce insan yürüyor ve hiçbir olay da çıkmıyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Özen’den, Gezi’de faillerin ortaya çıkarılması için araştırma önergesi

    Özen’den, Gezi’de faillerin ortaya çıkarılması için araştırma önergesi

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Gezi Parkı eylemleri sırasında yaşamını yitiren, yaralanan ve mağdur edilenlerle birlikte tüm bu olayların faillerinin ortaya çıkarılması için TBMM’ye araştırma önergesi sundu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen,  2013 yılında başlayan ve birçok insanın yaşamını yitirmesi ve yaralanması ile sonuçlanan Gezi Parkı olaylarının tüm yönüyle aydınlatılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) araştırma önergesi verdi.

    Gezi Parkı olayları için Meclis araştırması talep eden Özen, “Gezi Parkı eylemleri ile ilgili yaşanan bütün olayların araştırılması, öldürülen, yaralanan ve mağdur edilen kişi ve aileleri ile görüşülerek, direniş boyunca meydana gelen olayların tespiti ve nedenlerinin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi için gerçekleri açığa çıkaracak bir çalışma başlatılmalıdır” dedi.

    “YÜZLERCE GÖZALTI, TUTUKLAMA VE ÖLÜMLER YAŞANDI”

    Özen’in, meclise sunduğu araştırma önergesi ve gerekçesi şöyle:

    30 Mayıs 2013’te İstanbul Beyoğlu ilçesindeki Taksim Gezi Parkı’nın yayalaştırma projesi ve yapımı planlanan Topçu Kışlası ile AVM çalışmaları kapsamında iş makinalarının ağaçları kesmesi sonucu parkın yıkılmasını istemeyen kesimlere polisin sert müdahalesi neticesinde büyüyen ve on binlerce kişinin gözaltına alınıp, yüzlerce kişinin tutuklandığı, binlerce kişinin yaralandığı, yüzlerce kişinin kafa travması geçirdiği, onlarca kişinin gözünü ve çeşitli uzuvlarını kaybettiği, 1’i çocuk 12 kişinin ateşli silah ve biber gazları nedeniyle yaşamını yitirdiği Gezi Parkı direnişi ile ilgili yaşanan bütün olayların araştırılması, öldürülen, yaralanan ve mağdur edilen kişi ve aileleri ile görüşülerek, eylemler sürecinde meydana gelen olayların tespiti ve değerlendirilmesi için sivil toplum kuruluşlarından da görüş alınarak, gerçeklerin ortaya çıkarılması ve incelenmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri gereğince bir meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

    ” SERT MÜDAHALE İLE 12 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ”

    30 Mayıs 2013’te İstanbul Beyoğlu ilçesindeki Taksim Gezi Parkı’nın yayalaştırma projesi ve yapımı planlanan Topçu Kışlası ile AVM çalışmaları kapsamında iş makinalarının ağaçları kesmesi sonucu parkın yıkılmasını istemeyen kesimlere polisin sert müdahalesi neticesinde büyüyen eylemlerde, ülke çapında 1’i çocuk 12 kişi hayatını kaybetmiştir. Yasal ve meşru yollardan bu projelere karşı olduklarını açıklayan ve bu çerçevede parkta nöbet tutan gençlere, polis sabaha karşı gaz bombalarıyla müdahale etmiştir. Eylemcileri zor kullanarak park dışına çıkarmak isteyen polis, çadırları ve eşyaları yakmış, eylemciler tarafından dikilen fidanları da sökmüştür.

    “9 BİN 564 KİŞİ POLİS ŞİDDETİNE MARUZ KALDI”

    Gezi Parkına iş makinelerinin girmesiyle başlayan Haziran-Temmuz aylarında ülkenin tamamına yayılan direnişte, İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre “28 Mayıs – 6 Eylül 2013 tarihleri arasında 80 ilde Gezi Parkı Direnişi çerçevesinde 5532 eylem ve etkinlik gerçekleştirilmiş, bu eylem ve etkinliklere 3.611.208 kişi katılmıştır.” İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı gözaltı ve müdahale rakamlarının aksine İnsan Hakları Derneği’nin raporunda, Türk Tabipleri Birliği ve hukukçulardan aldığı rakamlara göre “6 bin 977 gözaltı yapıldığı, 9 bin 564 kişinin polis şiddetine maruz kaldığı, 130 bin gaz bombası kullanıldığı” yönünde bilgi vardır. İçişleri Bakanlığı raporunda “4 bin 900 kişi gözaltına alındı, 4 bine yakın insan yaralandı” denilmiştir. Yine aynı raporda gözaltıların 3400’nün, 31 Mayıs ve 2 Haziran arasında gerçekleştiği belirtilmektedir.

    “SORUMLULAR HAKKINDA HUKUKİ İŞLEM YAPILMADI”

    Gezi eylemleri sürecinde can kaybı, yaralanmalar ve gözaltılar dışında ulaşım, ifade özgürlüğüne, bilgiye ulaşma, sosyal medyaya erişim hakkına ve basına yönelik hem yasaklar, hem de baskılar yaşanmıştır. Gezi parkı eylemlerine katılanlar gözaltına alınıp tutuklanırken, sorumlular hakkında gereken idari ve hukuki sürece dair hiçbir işlem yapılmamaktadır. Yaralılar yargılanırken, yaralıların başvuruları dahi dikkate alınmamakta ve dava açılmamaktadır.

    Bu süreçte mağdur edilenler hiçbir şekilde dikkate alınmazken, olayların üzerinden 5 buçuk yıl geçtikten sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2013 yılında başlattığı hazırlıklarını tamamlayıp, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme” suçları kapsamında 120 kişi hakkında hazırlanan iddianameyi mahkemeye göndermiştir. Gezi Parkı eylemleri ile ilgili yaşanan bütün olayların araştırılması, öldürülen, yaralanan ve mağdur edilen kişi ve aileleri ile görüşülerek, direniş boyunca meydana gelen olayların tespiti ve nedenlerinin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi için gerçekleri açığa çıkaracak bir çalışma başlatılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Özen: Çorum Katliamı’nın araştırılması elzemdir

    Milletvekili Özen: Çorum Katliamı’nın araştırılması elzemdir

    PİRHA- 39. yılında Çorum Katliamı’nın araştırılması için soru önergesi veren HDP Milletvekili Zeynel Özen, “Katliamla ilgili devlet arşivlerinde yıllardır saklı kalan belgelerin araştırılıp kamuoyuyla paylaşılması, perde arkasındaki sorumlularının açığa çıkması ve böylece katliam mağdurlarının az olsa acılarını dindirilmesi için Çorum Katliamı’nın araştırılması elzemdir” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 57 Alevi yurttaşın yaşamını yitirdiği Çorum Katliamı’nın 39. yılında, katliamın aydınlatılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması önergesi verdi.

    Özen, önergede Çorum’da yaşananları hatırlatarak, katliam mağdurlarının az da olsa acılarının dindirilmesi için Çorum Katliamı’nın araştırılmasının elzem olduğuna dikkat çekti.

    Önergede şu ifadelere yer verildi:

    “27 Mayıs 1980 günü Gün Sazak’ın öldürülmesinin arkasından Çorum’da bir yerlerden düğmeye basılan bazı paramiliter gruplar karışıklıklar çıkartmak için solculara ve Alevilere saldırdılar. 27 Mayıs 1980’de Çorum sokaklarında tekbirler eşliğinde Alevi mahallelerine başlattıkları saldırılar yaklaşık 1,5 ay boyunca 10 Temmuz 1980’e kadar devam etti. Özellikle 4 Temmuz Cuma günü Çorum’da sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra saldırganlar uzun menzilli silahlar ve bombalarla topyekün bir saldırıya geçerek, ikinci bir Maraş Katliamı yaratmayı amaçladılar. Önceden planladıkları saldırılarla Çorum tamamen bir savaş alanına döndü.

    Cuma günü, Milönü mahallesinde bulunan Alaaddin Camiinin bombalandığı ve kurşunlandığı şeklinde yalan haberlerin şehre yayılmasıyla katliam doruk noktasına çıktı. Camilerden boşalan vatandaşların büyük bir kısmı haberin yalan olduğunu anlayınca saldırganların peşinden gitmedi. Ancak, “Komünistler camileri yakıp yıkıyor” söylentileri şehirde yoğun bir şekilde işlendi ve bir kısım yurttaşlar tahrik edildi. Gösteri ve saldırılar daha sonra sol görüşlü kişilerin oturduğu mahallelere yayıldı ve yüzlerce ev çıkarılan yangınlar sonucu hasar gördü. Saldırıların yöneldiği semtlerde, saldırgan gruplarla halk arasında yoğun çatışmalar oldu. Öncesinde yaşanan Maraş Katliamı’ndan ötürü tedbirini alan halk sokaklara barikatlar kurarak kendilerini savunmaya çalıştı. Saldırganlar her seferinde bu barikatların ardındaki halk tarafından püskürtüldü.

    Bu katliamda resmi rakamlara göre 57 can yaşamını yitirdi. Yüzlercesi de yaralandı. Solcuların ve Alevilerin işyerleri ve evleri yağmalandı. Birçoğu ise Çorum’u terk edip başka şehirlere göç etmek zorunda bırakıldılar. Bu katliamda yaşanan en korkunç cinayetlerden biri Veli Solmaz adlı bir Alevi dedesinin faşistler tarafından fırında diri diri yakılmasıydı. Tarihte kaldığı düşünülen Nazi yöntemleri bu katliamla Anadolu’nun ortasında bir kabus gibi yeniden ortaya çıkmıştı. Çorum’da 1,5 ay boyunca içlerinde kadınlar, çocuklar, ve yaşlılar dahil saldırganların eline geçen masum insanlar çeşitli işkencelerle katledildi, onlarca kadın tecavüze uğradı, malları mülkleri talan edildi.

    Çorum Katliamı kanlı 1 Mayıs olaylarıyla başlayan ve Malatya, Maraş, katliamları ile devam eden solculara ve Alevilere karşı bir plan dâhilinde gerçekleştirilen katliamlar zincirinin bir parçasıdır. 12 Eylül 1980 darbesinin hemen öncesinde meydana gelen Çorum katliamı, solun güç kaybetmesi ve küresel sermayenin Ortadoğu’da yayılımlarını başarılı bir şekilde sağlayabilmesi için gerekli “Yeşil Kuşak Projesine” müsait bir iklimin yaratılması için planlanan askerî darbenin zeminini oluşturan bir son aşama niteliğindedir.

    Bu nedenlerle 27 Mayıs 10 Temmuz 1980 tarihleri arasında bir buçuk ay boyunca Çorum’da onlarca solcu ve Alevinin hunharca katledilmesine ve yüzlerce masumun yaralanmasına, kalanların ise önemli oranda şehri terk etmek zorunda kalmasına sebep olan Çorum Katliamı’nın aydınlatılması, arkasında gizli kalan gerçeklerin ortaya çıkarılması, katliamla ilgili devlet arşivlerinde yıllardır saklı kalan belgelerin araştırılıp kamuoyuyla paylaşılması, perde arkasındaki sorumlularının açığa çıkması ve böylece katliam mağdurlarının az olsa acılarını dindirilmesi için Çorum Katliamı’nın araştırılması elzemdir.”

    (HABER MERKEZİ)