Etiket: hdp izmir milletvekili müslüm doğan

  • 10 Ekim Barış Aileleri duruşma öncesi taleplerini dile getirdi-VİDEO

    10 Ekim Barış Aileleri duruşma öncesi taleplerini dile getirdi-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma öncesi bir araya gelen şehit aileleri, katliamda yaralı kurtulan emekçiler ve diğer kurum temsilcileri basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Bizler, 10 Ekim Barış Aileleri olarak temel taleplerimizi toplumun vicdanına ulaştırmaya çalışıyoruz” denildi.

    10 Ekim 2015’ tarihinde Ankara Gar önünde Işid çetelerince patlatılan bomba sonucu yaşamını yitiren barış, demokrasi ve özgürlük şehitlerinin 4.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma öncesi bir araya gelen şehit aileleri, katliamda yaralı kurtulan emekçiler, demokratik kitle örgütleri temsilcileri, KESK Eş Başkanları Aysun Gezen, Mehmet Bozgeyik, KESK’e bağlı sendikaların MYK ve Şube YK üyeleri HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker  ve çok  sayıda yurttaş basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “YARALANDIĞI İÇİN İHRAÇ EDİLEN, TUTUKLANANLAR VAR”

    Açıklamayı okuyan, kapatılan 10 Ekim Derneği YK üyesi İhsan Seylan, “10 Ekim 2015 Türkiye’nin 81 ilinden Türkiye’nin başkentine, “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için gelen on binlerce yurttaşın toplandığı alanda, tüm kamu sorumlularının gözü önünde binlerce kilometre öteden taşınan canlı bombalarla, bir katliam gerçekleştirildi. Neredeyse 30. ayı geride kalan katliamdan, 103 kişi yaşamını yitirdi. Yüzlerce kişi yaralandı. Katliamın üzerinden geçen zamana rağmen an itibariyle tedavisi devam eden 30’dan fazla yaralımız, ağır tedavisi hala hastanelerde devam eden arkadaşlarımız bulunmaktadır. 8 yaralımız ömür boyu engelli kalmıştır. Onlarca insan bedeninde katliamda kullanılan “bilyelerle” yaşamını sürdürmektedir. 10 Ekimde yaralandığı için ihraç edilen, tutuklanan, gözaltına alınan onlarca arkadaşımız bulunmaktadır” ifadelerini kullanarak şöyle devam etti:

    “Bu süreçte 10 Ekim anmasına katıldığı için gözaltına alınanlar yargılandı. 10 Ekim katliamı ile ilgili haber yapan gazeteciler yargılandı. Hatta 10 Ekim Mitingi’ne katılanlar bile yargılandı. Bu süreçte bazı prosedürler bahane gösterilerek 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği kapatıldı. 10 Ekim’de eşini, çocuklarını, anne-babasını, arkadaşlarını, can ciğer yoldaşlarını yitiren insanlara, bu alanda yıl dönümlerinde anma yapma imkanı bile hukuka ve ahlaka aykırı bir şekilde engellendi. Bize karşı açılan bunca davaya karşın 10 Ekim Katliamı’nda açık sorumluluğu bulunan kamu görevlilerine ilişkin açılan herhangi bir dava bulunmamaktadır. Bizler, 10 Ekim Barış Aileleri olarak temel taleplerimizi toplumun vicdanına ulaştırmaya çalışıyoruz.”

    “BU DAVA, GERÇEK SORUMLULAR YARGILANDIĞI GÜN KAPANACAKTIR”

    Seylan, “Emeğin hakkı, barış ve demokrasinin tesis edilmesi için en öncelikli taleplerimiz” diyerek şunları aktardı:

    -10 Ekim Katliamı davası 8. Tur duruşması bugün ve yarın “Ankara Adalet Sarayında, 4. Ağır Ceza Mahkemesinde” görülecektir. Kamuoyunun bu davayı takip etmesini talep ediyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi 10 Ekim davasında ortaya konulacak adalet veya adaletsizlik, Türkiye’nin hangi yöne doğru savrulduğunun bir göstergesi olacaktır. OHAL ve savaş koşullarında her şey kısıtlanmaya ve bastırılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu koşullara ve geçen zamana rağmen biz davamızın peşini bırakmayacağız ve bu dava gerçek sorumlular da yargılandığı gün kapanacaktır.

    -10 Ekim Davasının ve bu davanın benzerleri olan Suruç, Antep, Diyarbakır, İstanbul gibi davaların sadece tetikçilerinin değil başta kamusal sorumluluğunu yerine getirmeyen kamu görevlileri olmak üzere tüm sorumluların yargılanarak adil bir şekilde tamamlanmasını talep ediyoruz. O gün o alanda katliamcıların binlerce kilometreden gelmesine göz yuman, katliam anında gerekli sağlık desteğini sundurmayan, ambulans göndermeyen, gelen ambulansı bekleten, bir nefesin can kurtardığı yerde biber gazı sıkıp ilk yardım ve müdahaleyi engelleyen ve diğer tüm kamusal sorumluları bu katliamdaki ihmal ve kasıtları nedeniyle hesap vermelidir.

    “BEDEL ÖDEYENLERİ YALNIZ BIRAKMAMALIYIZ”

    -Ankara Garı önündeki meydan adının “10 Ekim Emek Barış ve Demokrasi” meydanı olarak değiştirilmesi ve bu Meydanda “10 Ekim gününün” taleplerine uyumlu bir anıtın yapılmasını talep ediyoruz. Bu konuda 10 Ekim günü sorumluluğunu yerine getirmeyen kamusal sorumlular, buraya adına uygun bir anıtın yapılmasını da engellemektedir.

    -Son olarak 10 Ekim yaralıları ile kamuoyunun dayanışmasını ve bu yaraların hepimizin yarası olduğunu belirtmek istiyoruz. Emek, Barış ve Demokrasi için bedenlerini siper ederek bedel ödeyenleri asla yalnız bırakmamalıyız. İllerimizde bulunan 10 Ekim Ailelerinin manevi yoldaşlıkta yalnız kalmadıklarını görmek istiyoruz.

    “ONLARA SÖZÜMÜZ; BARIŞ VE ADALET OLACAK”

    Seylan, sözlerini şu şekilde tamamladı:

    “10 Ekim hepimizin davasıdır. Emeğin, barışın ve demokrasinin davasını takip etmeye, bu dava yolunda düşenlere “bin selam” demeye devam edeceğiz. 20 Temmuz 2015’te Suruç’taki IŞİD katliamında, yaşamını yitiren Polen’in annesi Şennur Ünlü’nün dün kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdiğinin haberini aldık. Şennur anne başta olmak üzere bu yolda mücadele eden tüm yoldaşlara, düşen tüm dostlara barış ve adalet sözünü veriyoruz. Onlara sözümüz barış ve adalet olacak.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Doğan’dan Diyanet’e: Anayasal bir suç işliyorsunuz-VİDEO

    HDP’li Doğan’dan Diyanet’e: Anayasal bir suç işliyorsunuz-VİDEO

    PİRHA – HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan TBMM Genel Kurulunda söz alarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir asimilasyon kurumuna dönüştüğünü belirtti. Doğan, konuşmasında “Artık inancın bir iktidar aracı olarak kullanıldığı bir ülkede, Diyanet İşleri Başkanlığı objektif bir kurum olma niteliğini yitirmiştir” ifadelerini kullandı.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Alevi kardeşlerimiz cemevlerinde muhabbetlerini yapabilirler, namazlarını da kılmak istiyorlarsa kılsınlar. Müslümanların ibadet yeri camidir. Camiler hem Sünni hem Alevinin ibadet yeridir” dedi.

    “DİYANET’E ÇAĞRI: BU ÇAĞRINIZI GERİ ALMANIZ GEREKMEKTEDİR”

    Konuya ilişkin TBMM Genl Kurul’unda söz alan HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir asimilasyon kurumuna dönüştüğünü belirterek şunları kaydetti:

    “‘Diyanet İşleri Başkanlığı ama, maalesef bir asimilasyon kurumuna dönüştü. Yarattığı din, din değil. Artık inancın bir iktidar aracı olarak kullanıldığı bir ülkede, diyanet işleri reisliği ya da başkanlığı bağımsız, objektif bir kurum olma niteliğini yitirmiştir. Bu, Alevilere haksızlıktır. Sayın Diyanet İşleri Başkanının derhal bu sözlerini geri alması gerekmektedir, yol gösteremez, fetva veremez” diyerek Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a ‘Memur olduğunuzu da unutmayacaksınız. Diyanet İşleri Başkanı olabilirsiniz ama bu konudaki tavrınız, bu konuda ortaya koyduğunuz çağrı kabul edilemez, bu çağrınızı geri almanız gerekmektedir.”

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANI OLARAK ANAYASAL SUÇ İŞLİYORSUNUZ”

    Meclis Genel Kurulu’nda tepkisini dile getiren Doğan, şöyle devam etti:

    “İnanç insanların tercihiyle ilgili bir husustur. Farklı inanışlardan, farklı milliyetlerden oluşan bir ülkede yaşıyoruz. İnancımız ve öğretimizin, Aleviliğin neye tekabül ettiğini de siz çok iyi biliyorsunuz. Alevi inancı ve öğretisini insanıkâmile ulaşma çabası olarak değerlendirdiğimizi o süreçte hemen hemen hepiniz de kabul edersiniz ama şunu yapmaya kimsenin hakkı yok. Sonra, cemevi caminin de karşıtı değildir arkadaşlar ne cami cemevinin karşıtıdır ne de cemevi caminin karşıtıdır. Bu, ülkemizin bir zenginliğidir ama siz Diyanet İşleri Başkanı olarak anayasal bir suç işliyorsunuz. İnsanların inançlarıyla oynuyorsunuz, inançlarıyla ilgili hususlarda ötekileştiriyorsunuz, böyle bir siyaset izliyorsunuz. Ne demek “Camiye gelin.” demek? O tercihi insanlara bırakacaksınız.”

    “ALEVİLERİN FETVALARLA İLİŞKİSİ OLAMAZ”

    Alevilerin fetvalarla ilişkisi olamayacağını, Alevilerin dedeleri, pirleri, mürşitleri olduğunu belirten Doğan, “İmam Cafer buyruğunda belirtilen dört kapı, kırk makamdan yürüyerek ideal insana ulaşma çabası ve kaygısını yüreğinde hisseden insanlardır bunlar. Ehlibeyt sevgisi vardır. “Allah, Muhammed, Ya Ali!” diyen bir inancın, bir öğretinin insanlarına bu yolu göstermek sizin haddinize değildir. Memur olduğunuzu da unutmayacaksınız. Diyanet İşleri Başkanı olabilirsiniz ama bu konudaki tavrınız, bu konuda ortaya koyduğunuz çağrı kabul edilemez, bu çağrınızı geri almanız gerekmektedir. Bu çağrı, inançların birbirinden uzaklaşmasına neden olacak bir çağrıdır. Alevi camiye de gidebilir, Sünni de cemevine gelebilir, bu çağrıya niye ihtiyaç duyuyorsunuz bugünlerde? Bunun bir nedeni var mı, niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Buna karar verecek olan insanlar, buna karar verecek olanlar inanç sahipleridir, öğreti sahipleridir ama siz bu konuda bir zorlama yapamazsınız” dedi.

    Doğan, “Laik, demokratik cumhuriyetin en temel kurumudur aslında laiklik anlamında Diyanet İşleri Başkanlığı ama, maalesef, bir asimilasyon kurumuna dönüştü. Yarattığı din, din değil. Artık inancın bir iktidar aracı olarak kullanıldığı bir ülkede, diyanet işleri reisliği ya da başkanlığı bağımsız, objektif bir kurum olma niteliğini yitirmiştir. Bu, Alevilere haksızlıktır. Sayın Diyanet İşleri Başkanının derhal bu sözlerini geri alması gerekmektedir, yol gösteremez, fetva veremez” diyerek Diyanet İşleri Başkanı’na çağrıda bulundu.

    “BİR İNANCA HİZMET EDEN KURUM CUMHURİYETİN KURUMU OLAMAZ”

    “Size bir fetvadan daha örnek vermek isterim. Diyanet İşleri Başkanlığının sitesinde yer alıyor. Bir soru şöyle sorulmuş: Alevi’yle evlenilir mi? Vatandaş sormuş, cahil bir vatandaş, olabilir, eğitimsiz olabilir, kötü niyetli de olmayabilir. Verilen cevap arkadaşlar: Müslüman Müslümanla evlenir. Böyle mi cevap verilir arkadaşlar? Bu cevabı lütfen çözer misiniz? Ne demek Müslüman Müslümanla evlenir?” diye konuşan Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu ötekileştirme siyasetinden Diyanet İşleri Başkanlığının kurtulması gerekiyor. O yüzden de Aleviler diyor ki: “Bu Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın.” O kadar bütçeye sahip, 6 bakanlığın bütçesinden daha büyük, sadece bir inanca hizmet eden bir kurum cumhuriyetin kurumu olamaz diyorum. ”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yurtlarda manevi rehberlik’ uygulaması meclis gündeminde

    ‘Yurtlarda manevi rehberlik’ uygulaması meclis gündeminde

    PİRHA – HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında yapılan protokol gereği KYK yurtlarında başlatılan ‘Yurtlarda manevi rehberlik’ uygulamasını meclis gündemine taşıdı.

    Doğan, Başbakan ve Gençlik ve Spor Bakanının yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, toplumda bu tür uygulamalarla dinin sosyal hayattaki kapsamının genişletildiğine ve başta alevi gençleri olmak üzere farklı inanç ve mezhepten gelen gençleri asimile ettiğine dair endişelerin giderek arttığını belirterek bu uygulamanın hangi ihtiyaçtan doğduğunu, hangi bilimsel veriler ışığında hazırlandığını, gelişmiş ülkelerdeki örneklerini,  farklı dinden ve inançtan gelen, hatta inançsız gençlerin teşhir edilmesine ve dışlanmasına yol açma riskine karşı ne tür önlemler alındığını, bu uygulamayla rehberlik hizmetlerine ihtiyaç duyan gençlerin bilimsel, tarafsız ve kaliteli rehberlik hizmetine ulaşmasının engellenip, engellenmediğini sordu.

    Doğan konuyla ilgili şu soruları yöneltti:

     

    • Kredi Yurtlar Kurumu ve Diyanet İşleri Başkanlığının ortak projesi olan ‘Yurtlarda manevi rehberlik’ uygulaması hangi bilimsel verilere göre planlanmıştır? ‘Yurtlarda Manevi Rehberlik’ uygulaması hangi ihtiyaçtan doğmuştur?
    • ‘Yurtlarda Manevi Rehberlik’ uygulamasının gelişmiş ülkelerde örnekleri var mıdır?
    • Bu uygulamanın yaratacağı olumsuz sonuçlara dair bir değerlendirme yapılmış mıdır?
    • Şu anda kaç KYK yurdunda ‘Manevi Rehberlik’ uygulaması bulunmaktadır? Manevi Rehberlik biriminde kaç personel çalışmaktadır? Bu personellerin işe alınma ve görevlendirilme kriterleri nelerdir?
    • Bu uygulama Türkiye’de bulunan tüm KYK yurtlarında uygulanacak mıdır?
    • Bireyin kendi karar ve ihtiyaçları doğrultusunda benimsemesi gereken dini inanç ve pratiklerin Diyanet İşleri Başkanlığı ve KYK arasında imzalanan protokollerle yurtlarda kalmakta olan tüm öğrencilere dayatılmasının gerekçesi nedir?
    • ‘Yurtlarda Manevi Rehberlik’ uygulamasının farklı dinden ve inançtan gelen, hatta inançsız gençlerin teşhir edilmesine ve dışlanmasına yol açma riskine karşı ne tür önlemler alınmaktadır?
    • Toplumda bu tür uygulamalarla dinin sosyal hayattaki kapsamının genişletildiğine ve başta alevi gençleri olmak üzere farklı inanç ve mezhepten gelen gençleri asimile ettiğine dair endişeler bulunmaktadır. Bu endişeleri giderecek bir çalışmanız var mıdır?
    • Bu uygulamayla rehberlik hizmetlerine ihtiyaç duyan gençlerin bilimsel, tarafsız ve kaliteli rehberlik hizmetine ulaşması engellenmiyor mu?
    • Psikolog ve/veya Psikiyatr olmayan birisinin ‘Rehberlik’ alanında görev yapması ne kadar etiktir?
    • Din görevlerinin, okullarda ve okullarla bağlantılı olan KYK’da görevlendirilmesi laiklik ilkesine aykırı değil midir?
    • KYK yurtlarında halihazırda verilmekte olan dini olmayan rehberlik hizmetleri nelerdir? KYK yurtlarında verilmekte olan psikolojik/rehberlik hizmetleri yeterli midir?

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘AKP Hükümeti OHAL’i kullanarak siyasal islamı hayata geçiriyor-VİDEO

    ‘AKP Hükümeti OHAL’i kullanarak siyasal islamı hayata geçiriyor-VİDEO

    PİRHA-Meclis İçtüzük değişikliğini ve OHAL’in 4. kez 3 ay uzatılmasını PİRHA’ya değerlendiren HDP Milletvekili Müslüm Doğan, siyasal islamın hayatın her alanında kendini gösterdiğini, demokratik tüm zeminleri kaydırmak için gerekli her türlü müdahaleyi başlattığını söyledi. Değiştirilen Meclis İçtüzüğü ile birlikte aslında sıfatların, coğrafya isimlerinin yasaklandığına dikkat çeken Doğan, OHAL’in bir kez daha uzatılmasına tepki gösterdi. 

    Haberin Videosu

    HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Meclis İçtüzük değişikliğini ve OHAL’in 4. kez 3 ay uzatılmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Meclis İçtüzük ile ilgili yapılan düzenlemenin Türkiye’deki demokratik siyasetin engellenmesi anlamına geldiğini söyleyen Doğan, “Artık Türkiye gerçekten hiç  istemediğimiz bir sürece girmiştir. Yeni devlet düzeni olarak nitelendirdiğimiz siyasal İslam hayatın her alanında kendini göstermeye başlamış, demokratik tüm zeminleri kaydırmak için, ayağımızın altına almak için, gerekli her türlü müdahaleyi başlatmış durumdadır” dedi.

    Değiştirilen İçtüzük ile birlikte aslında sıfatların, coğrafya isimlerinin yasaklandığına dikkat çeken Müslüm Doğan, “İnanç ve öğretimimize ilişkin ritüel isimlerimiz, mesela biz Kızılbaş Aleviler diye bir terim kullanamayacağız” dedi.

    “KIZILBAŞ ALEVİLER DEDİĞİMİZDE PARA CEZASI ALACAĞIZ”

    HDP’li Vekil Müslüm Doğan şunları kaydetti:

    “Mecliste Kızılbaş Alevileri kullandığımızda, Kızılbaş ve Aleviler dediğimizde bir para cezası ile cezalandırılacağız. Kürt yaşam coğrafyası dediğimizde, Kürdistan dediğimizde, bir para cezası ile karşı karşıya kalacağız. Aslında bunların hiç birisinin kıymeti harbiyesi yok. Ne yaparlarsa yapsınlar ülke gerçeklerini biz orada demokratik siyaset alanı olan mecliste dile getireceğiz. Hiç bir şekilde bizi engelleyemezler.”

    “CİHAT ANLAYIŞININ TOPLUMA YERLEŞTİRİLMESİ TOPLUMSAL BARIŞA ZARAR VERİR”

    Doğan, siyasal islamın bir devlet modeli olarak kurumsallaşmaya çok ciddi bir şekilde önem verdiğini ifade ederek, şu örneği verdi ve topluma vereceği zarara işaret etti:

    “Bir Milli Eğitim yayınında Cihat kelimesi çok geniş bir yer almıştır, ders kitabında. Cihat İslam dininde Müslüman olmayanlara, kâfirlere karşı sözüm ona verilen bir mücadeleyi bir savaşı tanımlamaktadır. Bu, Aleviler tarafından ve Müslüman olmayan inançlar tarafından,  kabul edilebilecek bir husus olamaz. Bunu şiddetle reddediyoruz ve bu cihat bilincinin, cihat anlayışının, Türkiye toplumuna yerleştirilmesi toplumsal barışa zarar verecektir. Bu, halkların, inançların, farklı uluslardan, milliyetlerden oluşan halkımızın arasındaki kadim bağların zayıflamasına neden olacaktır. Terörize edilen güçlerin bir iç savaş zemini yaratmak için kullanabileceği bir husustur. Bundan vazgeçilmesi gerekiyor.”

    “OHAL’İN İHTİYAÇ OLMADIĞI ORTADADIR”

    OHAL’in 4. kez uzatılmasına da tepki gösteren Müslüm Doğan, “OHAL’in ihtiyaç olmadığı kesinlikle ortadadır” dedi.

    Hükümetin ilk OHAL uygulamasında bunun 3 ay süreceğini açıkladığını hatırlatan Doğan, ancak hükümetin kendi kararına uymadığını, OHAL’in esas olarak tüm demokratik siyasete yönelik olduğunu, demokrasi güçlerinin faaliyetlerini demokratikleşme anlamındaki tüm gelişmelere bir engel olduğunu söyledi.

    “OHAL OLURSA HAK, HUKUK, ADALET OLMAZ”

    Doğan şunları dile getirdi:

    “İşte öğretmen Semih (Özakça) yoldaşımızın arkadaşı ile verdiği mücadele, akademisyenlerin verdiği mücadele, OHAL‘le birlikte kararnamelerle işinden gücünden edilen insanların verdiği mücadele, aynı zamanda aslında asimilasyon sürecine giren tüm hakların ve inançların verdiği mücadele engellenmeye çalışılıyor. OHAL le yapamayacakları hiçbir husus yok. Gerekçe itibariyle hukuk çökmüştür, hukukun zemini elimizden alınmıştır. Artık Türkiye’de bir hukuk siteminden bahsetmek adaletten bahsetmek mümkün değildir. OHAL bunların nedenidir. Eğer OHAL olursa hak olmaz, hukuk olmaz, adalet olmaz, demokrasi olmaz.”

    HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, “AKP hükümetinin OHAL’i uzatarak iyice kendi siyasal devletleri olan İslam’ın egemenliğini tamamlamak istediğini vurguladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA