Etiket: hdp milletvekili murat çepni

  • DAD İzmir Şubesi 3. Olağan Kongresini gerçekleştirdi-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi 3. Olağan Kongresini gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi 3. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kongrede konuşan DAD İzmir Şube Eş Başkanı Zeynel Bozkurt, “Yol evlatları olarak bizler, temel hakları için örgütlenen, devlet ve iktidardan talep eden değil, kendi öz gücüne dayanarak, iktidar ve devlet erkine alternatifler yaratarak varlığımızı devam ettirdik ve demokratik ısrarımız bu direncimizin bir sonucudur” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi 3. Olağan Kongresi’ni yaptı. Çiğli Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleşen kongreye HDP Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Murat Çepni, CHP-HDP yöneticileri, HBVAKV Çiğli Şubesi, PSAKD yöneticileri, Eğitim-Sen, Varto Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, Menemen Dersimliler Derneği, Karlıova Yedisu Derneği Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, Sofyan Derneği temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Kongre salonuna ‘Mazlum Çaresiz, Mekan Rızasız, Zaman Sahipsiz Değildir’, ‘Yol Rızıksız, Mekan Sahipsiz, Ocak Anasız Değildir’ pankartları asıldı.

    Pir İsmail Alkan’ın gülbengi ile uyandırılan çerağlar ardından Rojkar Sağınç ve Şevda Çelebi’nin okuduğu Türkçe ve Kürtçe nefeslerin ardından kongre başladı.

    Divan seçiminin ardından açılış konuşmasını yapan DAD İzmir Şube Başkanı Zeynel Bozkurt, “sistematik, kesintisiz ve çok yönlü şiddet politikaları” sonucunda ocak sistemi ve dergahların büyük oranda işlemez hale geldiğine vurguda bulundu. Bozkurt, cemevlerinin “iktidar yarışı alanlarına çevrilerek iç asimilasyon kurumları” olarak şekillendiğini de sözlerine ekledi.

    Bozkurt, Alevilerin inanç alanı dışında; ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel alanlarda da dönemsel örgütlenmelerini inşa edebilmeleri gerektiğini söyleyerek, “Alevi toplumsallığının demokratik siyasete ivme kazandıracak birikime sahiptir. Aleviler demokratik siyasette aktif görev almalı, bu anlayışla hareket eden, hakikat ve özgürlük arayışında bulunan bütün anlayışlarla bir araya gelmelidir. Alevileri siyaset alanının dışındạ tutma mantığı kabul edilmez bir durumdur” şeklinde konuştu.

    “OCAKLAR SİSTEMİ VE DERGAH İŞLEYİŞİ KESİNTİYE UĞRATILMIŞTIR”

    Zeynel Bozkurt, çoklu kayıp ve kazanımların yoğunca yaşandığı anlardan geçildiğine değinerek, “Öğretimizin yeni kuşaklara aktarımı, ocaklar sistemi ve dergahların işleyişi büyük oranda kesintiye uğratılmış durumdadır. Akıldan çıkarılmaması gereken gerçeklik ise bu sonucun sistematik, kesintisiz ve çok yönlü şiddet politikadır. Tahakkümün, hegemonik ilişkilerin, cinsiyetçiliğin belirmesi, sistematik tahakküm aracı olan devlet aygıtının tarih sahnesine çıkmasıyla insan ve giderek ekosistem boyutunda rıza hali çiğnenmiş, toplumsallık parçalanmış, kapitalist modernite koşullarında ise atomize edilmiştir” dedi.

    “DERNEKLERİN UFUKLARI RESMİ İDEOLOJİYİ AŞAMADI”

    Yolun ve tarihsel-toplumsal bilincin canlı tutulmasına payı olan cemevlerinin toplumsal talepler ve demokratik mücadeleye hizmet ettikleri oranda değer ve sahiplenme görmesi gereken kurumlar olduğunu söyleyen Bozkurt, “Bu mekanlar, trajik biçimde birer iktidar alanına çevrilmiş, rıza toplumsallığı öğreti ve pratikleri kendine yer bulamamış, modernist akımların çekişme ve iktidar yarışı alanlarına çevrilmiş, daha da vahimi toplumsallığımızı, onun temel kurumlarını mümkün kılan Ocaklar sisteminin, işleyişinin tasfiye edildiği iç asimilasyon kurumları olarak şekillenmişlerdir. Günümüzde kimi derneklerin resmi ideolojiyi aşamayan ufukları ve iktidarcı/ hegomonik sistemle olan dirsek temasları sultaya dönmekte, toplumsal ve inançsal olarak yaşayan Aleviliği asimile etmektedir. Farklı biçimlerde istismar edilerek Nehak zulmünün yedeğine düşürülmesine, kişisel istikbal uğruna basamak yapılmasına müsaade edilmemelidir” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ TOPLUMSALLIĞI SİYASETE İVME KAZANDIRACAK BİRİKİME SAHİP”

    Alevilerin inanç alanı dışında; ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel alanlarda da dönemsel örgütlenmelerini inşa edebilmeleri gerektiğine vurguda bulunan Bozkurt, “Alevi toplumsallığı demokratik siyasete ivme kazandıracak birikime sahiptir. Alevileri siyaset alanının dışındạ tutma mantığı kabul edilmez bir durumdur. Yol evlatları olarak bizler, temel hakları için örgütlenen, devlet ve iktidardan talep eden değil, kendi öz gücüne dayanarak, iktidar ve devlet erkine alternatifler yaratarak varlığımızı devam ettirdik ve demokratik ısrarımız bu direncimizin bir sonucudur. Aleviler, demokratik siyasette aktif görev almalı, bu anlayışla hareket eden, hakikat ve özgürlük arayışında bulunan bütün anlayışlarla bir araya gelmeliler. Aksi taktirde sadece inanç alanında dernek hattı esas alınarak yapılacak bir çalışma Aleviliği hakikatinden uzaklaştırır” ifadelerini kullandı.

    Bozkurt, cezaevlerinde süren açlık grevlerinde can kayıplarının yaşanmaması için tutukluların taleplerinin bir an önce karşılanması çağrısında da bulundu.

    “SİYASETTE ALEVİ RENGİ GÖRÜLMÜYOR, BAHSEDİLMİYOR”

    Kongrede söz alan HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, sadece faşizme karşı değil Aleviliğe yönelik asimilasyona karşı da mücadele edildiğine dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Alevi toplumu çok eşikten geçti, badireler atlattı ve bugüne kadar kendi hakikatini ulaştırdı. Alevi inancının en büyük riskinin kentleşme, oto-asimilasyon olduğunu iyi biliyoruz. İnancımızı sürdürmenin en önemli öğesi olan inanç ritüellerinin içerisinde yaşıyorduk. Büyük kentlerde böyle mekanlara ve imkanlara sahip değiliz. Gün geçtikçe anlam yitimine giden bir süreçteyiz. Bir başka öze doğrudan itildiğimizi görüyoruz. İnancımızın bir özü var. Öze sahip çıkmak zorundayız. Biçimi kaybedersek özü de kaybedeceğimizi unutmamak zorundayız. Reya Heq inancına sahip çıkan canların mücadelesini selamlıyorum. Yolda ısrar etmek, yolda yolcu olmak bugün Aleviliğin en büyük direniş biçimidir. Ne olursa olsun inat, ısrar etmek ve bu öze sahip çıkmak gerekiyor. Kaba bir faşizmin zoru ile mücadele etmiyoruz. Ama inceltilmiş asimilasyon, Aleviliği sisteme entegre etme ve devlete yaklaştırma tehlikesinin daha da zorlu olduğunu düşünüyoruz. Alevilerin politik uyanışı, kendi aydınlanmasını savunması gerekir. Siyasette Alevi rengi görülmüyor, Alevilerden bahsedilmiyor. Hala evleri işaretleniyor.”

    HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni ise kongreyi selamlayarak, “Halkların toplumsal değerleri saldırılar altında. Devletin Alevisi olmayacağız diyerek direnen canlara selam olsun diyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kongre sonunda eş başkanlığa yeniden Nebahat Çelik ve Zeynel Bozkurt seçildi.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

  • HDP Milletvekili Murat Çepni: O gençler devlet dersinde katledildi

    HDP Milletvekili Murat Çepni: O gençler devlet dersinde katledildi

    PİRHA- HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, Suruç Katliamının 6. yılına ilişkin yaptığı değerlendirmede, tüm ezilen kimliklerin HDP çatısı altında birleştiğini ve bununda iktidar ve devlet tarafından ciddi bir tehlike olarak görüldüğünün altını çizerek, “O süreçte yaşanan katliamların nedeni budur. Hukuki açıdan yapılması gerekenler ise yapılmadı. Suruç Katliamı da devletin kapalı kapıları ardında devlet dersi olarak yerini almış durumda. Çünkü o gençler devlet dersinde katledildiler” dedi.

    Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla, 20 Temmuz 2015’te, Kobane’ye oyuncak ve insani yardım malzemeleri götürmek için Suriye sınırındaki Suruç ilçesine gelen 300 kişiye, basın açıklaması yaptıkları sırada cihatçı terör örgütü IŞİD üyesi Abdurrahman Alagöz tarafından canlı bomba saldırısı gerçekleştirildi. Saldırıda 33 kişi hayatını kaybederken 100’e yakın kişi de yaralandı.

    Suruç Katliamının yıldönümünde bir çok kentte açıklama ve yürüyüşler yapılırken, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni PİRHA’ya 6 yıl önce yaşanan Suruç Katliamını hem siyasi hem de hukuki açıdan değerlendirdi.

    Çepni, siyasi açıdan bakıldığında; bir tarafta Kürt halkının Suriye’de sosyal statü elde etmesi, bir taraftan da ülkemizde Türklerle Kürtler başta olmak üzere tüm ezilen halkların, sosyalistlerin yan yana gelerek HDP çatısı altında demokratik bir model inşa etme çabaları sergilemeleri iktidar ve devletin klasik siyasi anlayışı açısından ciddi bir tehlike olarak görüldüğünü belirtti.

    O süreçte yapılan katliamların nedeninin birlikte mücadele hattının oluşması olduğunu ifade eden Çepni, Suruç Katliamına ilişkin adil ve etkin bir yargılama yapılmadığını ve yapılmayacağını dile getirdi. Çepni devletin IŞİD’in bazı eylemlerine göz yumduğunu da iddia etti.

    “KOBANİ’DE GERÇEKLEŞTİRİLEN DEVRİMLE DAYANIŞMAK İÇİN YOLA ÇIKMIŞLARDI”

    Çepni, 300 gencin Kobani’nin yeniden inşası sürecinde yer almak için bir araya geldiğini belirterek şunları anlattı:

    “Bundan tam 6 sene önce Suruç’ta Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun çağrısıyla 300 civarında genç toplandı. Basın açıklaması yapıp Kobani tarafına geçmek istiyorlardı. Kobani kenti IŞİD saldırısı altında yerle bir edilmişti. Orada çok büyük bir insanlık direnişi gerçekleştirildi. Başta Kürt halkı, sosyalistler, devrimciler olmak üzere tüm Kobani dostları IŞİD’e karşı birleşik bir direniş gerçekleştirdi. Kent düşmekten kurtuldu. Sosyalist gençler de orada yaşamı yeniden kurmak için, dayanışmayı geliştirmek için kentin yeniden inşasında yer almak istediler. Kobani’de gerçekleştirilen devrimle dayanışmak için yola çıkmışlardı. Ülkenin dört bir yanından gelmişlerdi. Karadeniz’den, İç Anadolu’dan, Ege’den, tüm bölgelerden. 300 genç oraya gitti ve henüz karşıya geçemeden Amara Kültür Merkezi’nde bir IŞİD’linin patlattığı bombayla 33 sosyalist genç katledildi.”

    “IŞİD ASLINDA ROJAVA’DA YARATILAN EŞİT, DEMOKRATİK VE ÖZGÜRLÜKÇÜ DÜZENE SALDIRDI”

    Suruç Katliamı’nın yaşandığı süreci siyasi açıdan da değerlendiren Çepni, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Siyasi açıdan bakarsak Rojava Devrim’i yaşandı. Bu yılda 10. yılı. Buradan kutluyorum. Tüm halkların birbiriyle savaştırıldığı, birbirine kırdırılmaya çalışıldığı bir coğrafyada, halkların bir arada kardeşçe, eşitçe yaşayabileceği bir model yaratıldı orada. Sadece Kürtler değil, Ezidiler, Araplar ve orada yaşayan tüm halklar. Tüm dünyaya örnek teşkil eden bir pratik gerçekleştirildi. Demokratik, halkçı, özgürlükçü bir düzen inşa edilmeye çalışılıyordu. Dolayısıyla IŞİD aslında bu modelin kendisine bir saldırı gerçekleştirdi. Ve bu saldırı göz göre göre gerçekleştirildi. Katil uzun zamandır takip edilmesine, aranmasına rağmen elini kolunu sallaya sallaya Amara Kültür Merkezi’ne geldi. Dava sürecinde de gördük ki devlet içindeki bazı görevliler yapması gerekeni yapmadı.”

    “TAYYİP ERDOĞAN ‘YA 400 VEKİL VERİN YA DA KAOS OLUR’ DEMİŞTİ”

    Katliamın gerçekleştiği dönemde AKP’nin 7 Haziran’da yapılan seçimlerde tek başına iktidar olamadığını hatırlatan Çepni, şunları ifade etti:

    “HDP’nin aldığı yüzde 13 oyla AKP tek başına hükümet kuramaz hale geldi. Sonrasında tüm seçim sürecini iptal ederek, bir siyasi darbe yaptı aslında. 1 Kasım’da yeniden yapılan seçimlere kadar çok şiddetli, çatışmalı ve katliamlı bir dönem geçirmiş olduk. Zaten Tayyip Erdoğan’ın kendisi de ‘ya 400 vekil verin ya da kaos olur’ demişti. Bir tarafta Kürtler Suriye’de sosyal statü elde etti, bir taraftan da ülkede Türklerle Kürtler başta olmak üzere tüm ezilenler, işçi sınıfı, sosyalistler yan yana gelerek bir HDP çatısı altında demokratik bir model inşa etmek çabalarına girdiler. İktidar açısından bu risk teşkil eden bir durum oldu. Hem iktidar açısından hem de devletin klasik siyasi anlayışı açısından ciddi bir durum ortaya çıkmış oldu. Bir çözüm süreci de yaşanıyordu ayrıca. Bu çözüm süreci Kürt sorununun demokratik çözümü açısından önemli bir gelişme idi. 40 yıllık bir çatışma süreci vardı. Binlerce insanın hayatını kaybettiği bir süreç. Bunun barışa evrilmesi Türkiye halkları açısından önemliydi. Sadece savaştan beslenenler için bu tehlikeli görüldü.”

    “URFA’DA POLİSLERE YAPILAN SALDIRININ NASIL OLDUĞUNU, KİMİN YAPTIĞINI HALA BİLMİYORUZ”

    Suruç Katliamı’ndan hemen önce Urfa Ceylanpınar’da 2 polisin öldürüldüğünü hatırlatan Çepni, “Bu polisleri kim öldürdü? Neden öldürdü? Hala belirlenmiş, ortaya çıkarılmış değil. Biz defalarca araştırma önergesi verdik ama hepsi AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Bu durum devlet tarafından çözüm sürecinin de bitirilmesi anlamına geldi. Devlet bunu bir savaş gerekçesi haline getirdi. Bu polislere yapılan saldırının nasıl olduğunu, kimin yaptığını hala bilmiyoruz. Dolayısıyla Suruç Katliamı böylesi bir siyasal sürecin dönüm noktalarından bir tanesi oldu. Öncesinde HDP’nin mitingine saldırı oldu. Daha sonrasında da Ankara’da Gar Katliamı oldu. Gar Katliamı Suruç’taki katillerin yeterince, gerektiği gibi üzerine gidilmediğinden oldu. Etkin ve adil soruşturma ve yargılama yapılmadığı için oldu. Çünkü iki katliamı da yapanlar aynı ekiptendi. Hatta akrabalar. Abi kardeşler. Suruç’un üzerine gidilseydi Ankara Gar Katliamı yaşanmazdı” şeklinde konuştu.

    “O GENÇLER DEVLET DERSİNDE KATLEDİLDİLER”

    Çepni, Suruç’ta gerçek katillerin açığa çıkartılmadığını dile getirerek, şunları belirtti:

    “Katliamda sorumluluğu olan devlet görevlileri, Valilik, tüm bu siyasi organizasyon yani bu katliamın gerçekleşmesinin önünü açan bütün siyasilerin de devlet yetkililerinin de yargılanması gerekirdi. Oysa bunların yargılanmasını bırakın tersine Suruç’ta katliamdan yaralı olarak kurtulanlar düzenli olarak saldırıya uğradılar. Defalarca gözaltına alındılar, tutuklandılar. Her yıl yapılan anmalara saldırılar oldu. Suruç’ta saldırıya uğrayanlar cezalandırılmak istendi. Suruç davası hala sürüyor. 6 yıl geçti, tamamen göstermelik bir yargılama gerçekleştiriliyor. Ortaya çıkarılmış hiçbir şey yok, hiçbir arka plan araştırması yok. Bu katliamı yapanların daha önceden izlenmeye başlandığı süreçte, ilişkilerinin deşifre olduğu süreçte gereken önlemler alınmadı. Yapılması gerekenler yapılmadı. Tıpkı Gar Katliamı’nda olduğu gibi, tıpkı Soma Katliamı’nda olduğu gibi, tıpkı birçok katliam da olduğu gibi… Suruç Katliamı da devletin kapalı kapıları ardında devlet dersi olarak yerini almış durumda. Çünkü o gençler devlet dersinde katledildiler.”

    “TÜRKİYE SİYASİ HESAPLARINI CİHATÇI ÇETELER ÜZERİNDEN GERÇEKLEŞTİRİYOR”

    IŞİD’in paravan bir örgüt olduğunu vurgulayan Çepni, “Çok sayıda katliamlar gerçekleştirdi. Hala günümüzde Suriye’de Türkiye Devleti siyasi hesaplarını El-Nusra, IŞİD gibi katil çeteler, cihatçı şebekeler üzerinden gerçekleştiriyor. Aynı zamanda en son İzmir’de Deniz Poyraz kardeşimizin katledilmesinde rol alan katilde, burada bir memur olmasına rağmen Suriye’ye devlet tarafından gönderiliyor. Orada cihatçı çeteler içerisinde yine Türk askerinin kamuflajları ile bir eğitim alıyor ve Türkiye’ye gelip katliam gerçekleştiriyor. Dolayısıyla bu siyasi bir iklim. AKP ve MHP’nin planlı olarak geliştirdiği bir siyasi konsept. Kendilerine muhalif olan herkese karşı tutuklama ve gözaltılar yetmediği yerde, baskıların yetmediği yerde, sokakta uygulanan polis terörünün yetmediği yerde, başka türlü yasa dışı karanlık, çetevari yol ve yöntemler devreye sokulmuş durumda” dedi.

    “SURUÇ İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET”

    Çepni son olarak, “Suruç’un 6. yılındayız ve birçok kentte anmalar gerçekleştirilecek. ‘Suruç için Adalet, herkes için adalet’ sloganı ile Suruç Aileleri İnisiyatifi’nin, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun çağrısıyla birçok kentte eylemler yapılacak, anmalar gerçekleştirilecek. Sizin aracılığınızla bütün halkımızı adalet için mücadele etmeye ve bu anmalara katılmaya çağırıyorum” ifadelerine yer verdi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • İzmir’den Boğaziçi’ne destek: Üniversiteye kelepçe vuran kayyım istemiyoruz!-VİDEO

    İzmir’den Boğaziçi’ne destek: Üniversiteye kelepçe vuran kayyım istemiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak ataması sonrası cop ve gazla müdahale edilerek öğrencilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

    Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde bir araya gelen İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin açıklamasına HDP İzmir Milletvekilleri Serpil Kemalbay ve Murat Çepni, KESK Eş Başkanı Aysun Gezen’in yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “Kayyum rektör değil özgür üniversite istiyoruz” pankartının açıldığı açıklamada sık sık, ‘İş, bilim özgürlük’, ‘Kayyumlar gidecek biz kalacağız’, ‘Faşizme karşı omuz omuza’ sloganları atıldı.

    “DEMOKRATİK VE ÖZERK ÜNİVERSİTE TALEBİMİZDİR”

    Açıklama öncesi konuşan İzmir Üniversite Gençliği adına konuşan Emre Gökmen, Boğaziçi öğrencilerinin demokratik ve özerk üniversite talebinin tüm üniversitelilerin talebi olduğunu ifade ederek, “Üniversitenin asıl bileşenlerinin kayyum atamasına dair sözünü söylemesine, talebini iletmesine bile tahammül edilemeyen böyle bir dönemde sorun yalnızca Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin sorunu olmaktan öteye giderek yıllardır süregelen ve hakim kılınmaya çalışılan antidemokratik uygulamaların getirisi olmaya devam etmektedir. Ve bu koşulda aslında Boğaziçi öğrencilerinin demokratik ve özerk üniversite talebi tüm üniversitelilerin talebi durumundadır. Üniversitesi Birçok üniversitenin rektörlerinin de aynı koşullarda göreve geldiğini düşünecek olursak bugün Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin mücadelesini sahiplenmek yine tüm üniversite öğrencilerinin hakkını sahiplenmesine denk düşmektedir” diye konuştu.

    “KAYYIMLARI ÜNİVERSİTEDE İSTEMİYORUZ”

    Ortak basın açıklamasını okuyan Eğitim-Sen İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Ulaş Yasa, öğrencilere yönelik şiddet ile birlikte üniversite kapılarına kelepçe vurduran ve kampüse polisleri sokan Melih Bulu’yu istemediklerini kaydetti.

    Yasa, “Türkiye üniversiteleri AKP elinde cübbeleri polis postallarıyla ezilen, kapılarına kelepçe vurulan, siyasi iktidar karşısında el pençe durmaya zorlanan, akademisyenleri ihraç edilen, emekçileri güvencesiz çalışmaya mahkum edilen, öğrencileri gözaltına alınan yerlere dönüştürülmüştür. İşte, tek adam rejiminin ve rektörlerinin üniversite tahayyülü budur. Tüm örgütlü gücümüzle sesimizi çoğaltıyoruz. Karanlığınıza, şiddetinize, kayırmacılığınıza, dayatmalarınıza alışmıyoruz, itiraz ediyoruz. Öğrencilere şiddeti, üniversite kapılarına kelepçeyi, kampüse polis çağırmayı üniversiteyi yönetmek sanan kayyımları üniversitelerimizde istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KAPILARA KELEPÇE VURMAKLA MÜCADELEYİ ENGELLEYEMEYECEKLER”

    KESK Eş Başkanı Aysun Gezen mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak “Üniversitenin kapısına vurdukları kelepçelerle bu mücadeleyi engellemeyecekler. Bizler öğrencilerle destek verdiğimiz için de hedef gösterildik ama vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bugün mesele dışardan rektör atamak değil YÖK eliyle yaratılan tahakkümün saray eliyle devam etmesi meselesidir. Bu istibdat rejimi son bulana kadar asla vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni ise “Her yer Boğaziçi her yer direniş demeye devam edeceğiz. Eğer gençlik bir kez ayağa kalktığında bu coğrafyada iklim değişir. Bu coğrafyada direnenler kazanacak faşizm kaybedecek” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İZMİR