Etiket: hdp milletvekili

  • Kenanoğlu’ndan cemevi yasasına tepki: Devlet tüm inançlardan elini çekmeli -VİDEO

    Kenanoğlu’ndan cemevi yasasına tepki: Devlet tüm inançlardan elini çekmeli -VİDEO

    PİRHA- Meclis’te düzenlediği basın toplantısında cemevleri yasasının etkilerini değerlendiren HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Bu kurulan Alevi Bektaşi Başkanlığı bir Alevi Diyaneti’dir. Bu kurum Aleviliği zapturap altına alan, Aleviliğe inançsal alanda müdahale eden bir kurumdur. Ne Diyanet İşleri Başkanlığı’na ne de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ihtiyaç vardır. Devlet tüm inançlardan elini çekmeli” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında cemevleri yasasının etkilerini değerlendirdi.

    Devletin dinleri kontrol altına alan, onları yöneten yeni birimler, başkanlıklar kurmaması gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu, bunun yerine mevcut var olan kurumları ortadan kaldırarak, din ve devlet işlerini tümüyle ayırması ve inançlardan elini çekmesi gerektiğini söyledi.

    “ALEVİ BEKTAŞİ BAŞKANLIĞI BİR ALEVİ DİYANETİ’DİR”

    Alevi kurumların tüm itirazlarına rağmen Alevi Bektaşi toplumunu yakından ilgilendiren yasa tasarısının Meclis’ten geçtiğini anımsatarak sözlerine başlayan Kenanoğlu, şunları dile getirdi:

    “Alevi kurumlarının bu yasaya itiraz etmelerinin temel nedeni Aleviliğin tanımlanıyor olmasıydı. Alevi inancının bir kültürel faaliyet olarak değerlendirilmesini de eleştirdiler ve Alevi kurumları bu yasanın Alevi kurumlarına kayyum atamayı da beraberinde getireceğini söylediler. İktidar bu eleştiriler karşısında, ‘Biz bir destek birimi oluşturduk. Cemevlerine müdahale etmeyeceğiz. Eğer istiyorlarsa kurmuş olduğumuz başkanlıktan destek alacaklar, istemiyorlarsa almayacaklar’ şeklinde bir savunma yapmıştı. Ancak biz biliyoruz ki Diyanet İşleri Başkanlığı da böyle kuruldu. Bir bakanlığa bağlı olarak küçük bir birim olarak kuruldu. Gelinen noktada Diyanet İşleri Başkanlığı hayatın bütün alanlarına müdahale eden bir kurum haline dönüştü ve Türkiye’nin en büyük holdingi haline geldi. Korkunç bir bütçe ve sermayeye sahip kamu holdingi haline dönüştü. Holdingleşmesinin yanı sıra insanların yaşamına da müdahalesi ile tartışılan bir kurum. Diyanet İşleri Başkanlığını biz esasen şuradan tartışıyoruz; Ülkenin demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti olduğu söyleniyor. Anayasal olarak inanç özgürlüğü var deniliyor. Bu kurulan Alevi Bektaşi Başkanlığı bir Alevi Diyaneti’dir. Bu kurum Aleviliği zapturap altına alan, Aleviliğe inançsal alanda müdahale eden bir kurumdur.”

    “GEYİKLİ BABA’DA YAŞANANLAR ALEVİ İNANCINA DOĞRUDAN MÜDAHALEDİR”

    Geçtiğimiz günlerde Geyikli Baba Türbesi’nde bağlama ile deyiş söyleyen Alevi gençlerin muhtar tarafından tehdit edilmesi olayına değinen Kenanoğlu, “Tam da bu yasanın tartışıldığı bir süreçte bu yaşanan önemli bir şeydir. Bu yasada makbul Alevilik tanımı yapıldı. Aleviliğin nasıl yaşanması gerektiğinin belirlendiğini ve bu tanımlamanın dışında kalanların da sapkın, meczup ilan edildiğini söyledik. Deyiş, saz, bağlama Alevilerin olmazsa olmazıdır. Cemlerimizde biz bağlamalarımızla deyiş söyleriz. Geyikli Baba Türbesi’nde Alevi gençler bağlama çalıp deyiş söylediği için tehdit ediliyorlar. Caminin olduğu bir yerde bunu yapamazsınız, diyorlar. Ki bu olay caminin içerisinde değil, türbenin bahçesinde yapılıyor. Bu doğrudan Alevi inancına müdahaledir. Alevilerin kendi pirlerini ziyaret ettiklerinde, neler yapıp neler yapmayacaklarına yönelik bir müdahaledir. Dolayısıyla konuyu inanca müdahale kapsamında ele almak gerekir. Yaşanan basit bir olay değildir. Bu uygulama bu yasa çıktıktan sonra yapılıyor. Devletin kendi kurumları orada yaşananları da doğru buluyor. Muhtar tehdit ediyor, kaymakam muhtarın tehdidinin doğru olduğunu söylüyor” diye konuştu.

    “YEREL MAHKEMELER ZORUNLU DİN DERSLERİ KONUSUNDA NEDEN ANAYASAYI TANIMIYOR?”

    Geyikli Baba Türbesi’nde yaşanan tehditle ilgili herhangi bir soruşturma açılmadığını da kaydeden Kenanoğlu, “Biz bu konu ile ilgili soru önergesi de verdik. Alevi inancının yok sayılmasını kaymakamın, müftünün, muhtarın Alevilerin inanç özgürlüğünü elinden alan bu uygulamasının, bu tavrının neden soruşturulmadığını sorduk ve takipçisi de olacağız. Bizim açımızdan bu basit bir olay değil. Tam da Alevilerin inancına, ibadetine müdahale eden bir yasa çıktıktan sonra bu yaşanıyor. İstanbul’da bir mahkeme, zorunlu din dersleri ile ilgili yapılan başvuruyu Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen reddetti. Zorunlu din dersleri konusunda Alevilerin lehine verilmiş uluslararası mahkeme kararları dahi var ancak yerel mahkeme ne ulusal ne uluslararası yüksek yargı makamlarının verdiği kararları tanıyor. Biz de Adalet Bakanlığı’na sorduk, Türkiye’deki yerel mahkemeler kendinden menkul mahkemeler mi? Her hakim Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına, uluslararası sözleşmelere ve anayasaya bağlı olmadan kararlar verebiliyor mu? Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir kararın tam tersini bu mahkemeler nasıl verebiliyor?” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET DİN ÜZERİNDEN TOPLUMLARI KONTROL ALTINDA TUTMAYA ÇALIŞMAKTAN VAZGEÇMELİ”

    Milletvekili Ali Kenanoğlu, din ve devlet işlerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik ve demokratik bir devlet olması gerektiğini her zaman söylüyoruz. Anayasanın da buna göre düzenlenmesi gerekiyor. Devlet dinleri kontrol altına alan, onları yöneten yeni birimler, başkanlıklar kurmamalı. Bunun yerine mevcut var olan kurumları ortadan kaldırarak, din ve devlet işlerini tümüyle ayırmalı ve inançlardan elini çekmeli. Ne Diyanet İşleri Başkanlığı’na ne de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ihtiyaç vardır. Devlet din üzerinden toplumları kontrol altında tutmaya çalışıyor. Toplumun özgürleşebilmesi için din ve vicdan özgürlüğünün sağlanması gerekir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 42 vakanın akıbeti neden açıklanmıyor?’

    ‘Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren 42 vakanın akıbeti neden açıklanmıyor?’

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Mersin Yenişehir’de Alevi evlerinin işaretlenmesiyle birlikte 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren toplam 42 vakayı Meclis gündemine taşıyarak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması için soru önergesi verdi. Kenanoğlu, “Bu 42 vakadan faili tespit edilenlere nasıl bir işlem yapılmıştır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 17 Kasım 2022 tarihinde Mersin Yenişehir’de Alevilerin evlerinin işaretlenmesiyle birlikte 2012 ve 2022 yılları arasında kamuoyuna yansıyan Alevilere yönelik tehdit ve saldırı içeren toplam 42 vakayı Meclis gündemine taşıdı.

    İçişleri Bakanlığı’nı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesinde, Mersin’in Yenişehir ilçesine bağlı Batıkent Mahallesi’nde 5 Alevi yurttaşın evinin işaretlendiğini belirten Kenanoğlu, Alevilere yönelik nefret söylemi, tehdit ve ev işaretlenmesi gibi vakaların artarak devam ettiğini vurgulayarak söz konusu vakalara ilişkin kamuoyuna aydınlatıcı bilgi verilmediğine dikkat çekti.

    “2012 YILINDAN BU YANA ALEVİLERE YÖNELİK 42 SALDIRI GERÇEKLEŞTİ”

    Kenanoğlu’nun verdiği soru önergesi metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Alevi toplumuna yönelik nefret söylemi, tehditler ve evlerinin işaretlenmesi gibi vakalar artarak devam etmektedir. Bu vakaların hız kesmemesinin nedenlerinden biri de kamu otoritesinin etkin bir şekilde harekete geçmemesinden kaynaklanmaktadır. Bugün itibariyle 2012 yılından bu tarafa, farklı tarih ve bölgelerde son Mersin saldırısı ile birlikte toplam 42 vaka gerçekleşmiştir.

    Alevilerin evlerine çarpı (X) işareti konulması ve tehdit içeren yazılar yazılması, Alevi toplumuna karşı nefret suçuna girmektedir. Bu nefret suçunu işleyenlerin üzerine ciddiyetle gidilmediği, faillerine ulaşılmadığı ve kamuoyuna bu konularda yeterli bilgi verilmediği bilinen bir gerçekliktir. Bu durum Alevilere düşmanlık besleyenlere cesaret vermekte ve sonraki vakaların rahatlıkla yaşanmasına sebep olmaktadır.

    “SALDIRILARILARLA İLGİLİ BİLGİLENDİRME YAPILMADI”

    En kısa zamanda güçlü bir irade ortaya konulmazsa, Sivas, Maraş, Çorum gibi Alevi katliamlarının acısını ve öfkesini üzerinden atamamış Alevi toplumunun, benzer trajedileri bir daha yaşama riski taşımaktadır.

    Alevilere ait evlerin işaretlenmesi ile ilgili olarak;

    2012 yılında, Adıyaman, İzmir, Gaziantep, Erzincan, Aydın, Balıkesir, Mersin, İstanbul illerinde,

    2013 yılında, İstanbul, Ankara, Adıyaman, Malatya illerinde,

    2014 yılında, İstanbul ilinde,

    2015 yılında, Adıyaman, İzmir, İzmit, Elâzığ, İstanbul, Ankara illerinde,

    2016 yılında, Adıyaman, Ankara illerinde,

    2017 yılında, Adana, Malatya, İstanbul, Manisa illerinde,

    2019 yılında, Ankara, İzmir ilerinde,

    2020 yılında, Malatya, İstanbul illerinde,

    2021 yılında, Yalova, Mersin illerinde,

    2022 yılında, Ankara, Balıkesir, Mersin illerinde,

    Muhtelif tarihlerde, evler, kapılar, duvarlar, sokak başları, araçlar, apartmanlar, dernekler gibi onlarca ev veya mekâna işaretleme, hakaret gibi tehditler yazıldığı kamuoyuna yansıyan haberlerden bilinmektedir.

    Ancak, bugüne kadar haberlere yansıyan bu 42. vaka ile birlikte kamuoyuna aydınlatıcı bir bilgi aktarılmadığı gibi, bunlarla ilgili olarak Bakanlığınıza yönlendirilen bütün soru önergelerimize de yanıt verilmemiştir.

    Son olarak, 17 Kasım 2022 tarihinde, Mersin’in Yenişehir ilçesine bağlı Batıkent mahallesinde bulunan Parkent Sitesinde yaşayan beş Alevi yurttaşımızın evlerinin giriş duvarına kırmızı boya ile çarpı (X) işareti yazıldığı görülmüştür.

    “42 VAKA İLE İLGİLİ NE TÜR İŞLEMLER YAPILDI?”

    Bu bağlamda;

    -Yukarıda belirtilen olaylar birlikte, kamuoyuna yansıyan bilgilerin yer aldığı 42 vaka ile ilgili ne tür bir işlem yapılmıştır, faili tespit edilenler hangi vakalardır?

    -Bu 42 vakadan faili tespit edilenlere nasıl bir işlem yapılmıştır?

    -Bütün bu sorularımız neden cevapsız bırakılmaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Bülbül Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıdı-VİDEO

    HDP’li Bülbül Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıdı-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıyarak; “Malatya dosyası yeniden açılmalı, insanlığa karşı işlenen bu suçun davası tekrar görülmeli” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Malatya Katliamı’nın 44. yıldönümü dolayısıyla Meclis’te konuşma yaptı.

    Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıyan Bülbül, katliamın Alevilere ve solculara yönelik olduğunu belirterek insanlığa karşı işlenmiş bu suçun davasının tekrar görülmesini istedi.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN BU SUÇUN DAVASI TEKRAR GÖRÜLMELİ”

    Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “17-20 Nisan 1978’de Malatya Katliamı gerçekleşti. Malatya Katliamı’na sebep olan derin devlet tarafından merhum Belediye Başkanı Hamit Fendioğlu’nun katledilmesiydi. Hamit Fendioğlu’nu ne Aleviler ne solcular katletti. Fendioğlu’nu derin devlet gönderdiği bir bombayla katletti ve bu katliamı da Alevi toplumunu, solcuları hedef göstermeye bahane etti. 3’ü çocuk 8 kişi katledildi ve yüzden fazla ağır yaralı oldu, bine yakın iş yeri de tahrip edilip yağmalandı. Malatya dosyası yeniden açılmalı, insanlığa karşı işlenen bu suçun davası tekrar görülmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu, Silivri Hapishanesi’ndeki işkence iddialarını Adalet Bakanlığı’na sordu

    Kenanoğlu, Silivri Hapishanesi’ndeki işkence iddialarını Adalet Bakanlığı’na sordu

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, iki mahpusun yaşamını yitirdiği Silivri 5 No’lu L Tipi Hapishanesi’ndeki işkence ve toplu intihar iddialarına ilişkin önerge vererek, “Kamuoyuna da yansıyan Silivri 5 No’lu Cezaevinde yaşanan baskılar ve ölümler nedeniyle soruşturma açılmış mıdır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, iki mahpusun yaşamını yitirdiği Silivri 5 No’lu L Tipi Hapishanesi’ndeki işkence ve toplu intihar iddialarını Adalet Bakanlığı’na sordu.

    Verdiği önergede, 11 Nisan 2022 tarihinde Silivri 5 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde işkence, toplu intihar ve ölüm haberlerinin kamuoyuna yansıdığını belirten Kenanoğlu, konuya dair basında çıkan ses ve video kayıtları ile ailelerin beyanlarının söz konusu iddiaları doğrular nitelikte olduğunu ifade etti.

    “DELİL VE BEYANLAR, SÖZ KONUSU İDDİALARI DOĞRULUYOR”

    Kenanoğlu’nun Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e verdiği soru önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    “11 Nisan 2022 tarihinde Silivri 5 No’lu Cezaevinde toplu intihar iddiaları ve ölüm haberleri kamuoyuna yansımıştır. Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 60 gardiyanın baskı ve işkencesinin ardından 2 tutuklunun yaşamını yitirdiği öğrenilmiştir. Yaşamını yitirenlerden (tahliyesine 2 gün kalan) Ferhan Yılmaz’ın cenazesini Silivri Devlet Hastanesi’nden alan aile, cenazeyi Batman’ın Kanîrewa (Örmegözü) köyünde toprağa vermiştir. Ön otopsi raporunu almak isteyen aileye yetkililer, ‘6 ay sonra ancak verilir’ cevabını iletmiştir. Silivri Cezaevi’nde yaşananlara dair yetkililerden bilgi ve otopsi raporu alamayan aile, cenazede görülen işkence izlerinden dolayı çocuklarının katledildiğini belirtmektedirler. Basında çıkan ses kaydı, hastanede yapılan video çekimi ve yine ailenin bu konuyla ilgili verdiği beyanlar söz konusu iddiaları doğrular niteliktedir.

    “İŞKENCE NEDENİYLE 8 MAHPUS SİLİVRİ DEVLET HASTANESİ’NE KALDIRILDI”

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin kamuoyuyla paylaştığı rapora göre, Silivri 5 No’lu Cezaevinde sayım sırasında mahpusların işkenceye maruz bırakıldıkları, intihara zorlandıkları, haklarında gerçeğe aykırı tutanak tutulduğu, ‘darp yoktur’ beyanına zorlandıkları ve işkence nedeniyle 8 mahpusun Silivri Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, işkence ve kötü muamelenin sürdüğü, avukat görüşlerinin engellendiği aktarılmaktadır.

    Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nin Silivri Cezaevine gönderdiği heyetin açıklamasına göre; 60 kişilik koğuşa giren gardiyanların, mahpuslardan birine tokat attığı, ‘dışarı çık seninle dışarıda görüşeceğiz’ diyerek tehditlerde bulunduğu, yaşanan arbedede hasta bir mahpusun atak geçirdiği, ertesi gün 60’a yakın gardiyanın tekrar koğuşa geldiği, yanlarında bulunan kurum müdürünün mahpusları ‘size film çekeceğiz’ diyerek tehdit ettiği, gardiyanların 6 mahpusa işkence ettiği, yaşanan baskı ve şiddet üzerine bir mahpusun ayakkabı ipleriyle bahçede intihara teşebbüs ettiği, gardiyanlar ve sağlık çalışanlarının intihar teşebbüsünü görmelerine rağmen müdahale etmedikleri, ardından 6 mahpusun hap içerek intihara teşebbüs ettiği, mahpuslardan birinin yoğun bakımda olduğu, diğer mahpuslara da telefon yasağı getirildiği aktarılmıştır.

    “SİLİVRİ 5 NO’LU CEZAEVİNDE YAŞAMINI YİTİREN 2 MAHPUSUN ÖLÜM SEBEBİ NEDİR?”

    Yaşanan bu olaylar esnasında ‘yumuşak oda’ denilen hücreye atılan mahpusların botlarla kafasına basıldığı, mahpusların sürekli işkenceye maruz bırakıldığı ve intihara zorlandığı, gardiyanların ip vererek ‘kendini assana, öldürsene’ dediği mahpus yakınları tarafından aktarmaktadır. Yaşadıkları işkence ve kötü muamele nedeniyle hastaneye kaldırıldıktan sonra yaşamını yitiren Ferhan Yılmaz’ın ölüm nedenine ‘kalp krizi’ yazılmasına rağmen bedeninde morluklar olduğu iki gözünün patlak olduğu ve boynunda çamaşır ipiyle asılmış gibi bir izin olduğu edinilen bilgiler arasındadır.”

    Bu bağlamda;

    -Silivri 5 No’lu Cezaevinde yaşanılan olaylardan Bakanlığınız haberdar mıdır? Kamuoyuna da yansıyan Silivri 5 No’lu Cezaevinde yaşanan baskılar ve ölümler nedeniyle soruşturma açılmış mıdır?

    -Silivri 5 No’lu cezaevinde yaşamını yitiren 2 mahpusun ölüm sebebi nedir?

    -Silivri 5 No’lu cezaevinde yaşamını yitiren Ferhan Yılmaz’ın ön otopsi raporu aileye neden verilmemiştir?

    -Mahpuslar hakkında gerçeğe aykırı tutanak tutulduğu ve ‘darp yoktur’ beyanında bulunmaya zorlandıkları iddiaları doğru mudur?

    -Mahpusların ‘yumuşak oda’ denilen hücreye atıldığı, bahçeye çıkarılan mahpusların, gardiyanlar tarafından darp edildiği ve ip verilerek ‘kendini assana, öldürsene’ denildiği, intihara zorlandığı iddiaları etkin soruşturulacak mıdır?

    -Yaşanan bu hak ihlallerine rağmen ‘telefon yasağı’, avukat ve aile görüşlerine neden izin verilmemektedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Tutuklu Şair İlhan Sami Çomak’ın dostları, AİHM önünde şiirlerini okuyacak -VİDEO

    Tutuklu Şair İlhan Sami Çomak’ın dostları, AİHM önünde şiirlerini okuyacak -VİDEO

    PİRHA- İlhan Sami Çomak dostlarının ‘Şair tutsak ise şiir de tutsaktır! İlhan Çomak’a özgürlük’ sloganıyla AİHM önünde gerçekleştirecekleri eyleme destek veren HDP Milletvekili Kemal Bülbül, “İlhan Çomak’ın hapishanede tutulması edebiyata, şiire, sanata ve insanlığa karşı suçtur” dedi.

    İlhan Sami Çomak dostları, uzun yıllardır tutuklu olan Şair İlhan Sami Çomak’la dayanışmak ve yaşadığı hukuksuzluğun protesto etmek için şiir okuma eylemi gerçekleştirecek.

    ‘Şair tutsak ise şiir de tutsaktır! İlhan Çomak’a özgürlük’ sloganıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde bir araya gelecek olan Çomak’ın dostları, Çomak’ın şiirlerini okuyacak.

    29 Nisan 2022 Cuma günü saat 14:00’te Fransa’nın Strasbourg ilçesinde gerçekleştirilecek olan eyleme tüm kesimlerden destek çağrıları geldi.

    “ÇOLAK SERBEST BIRAKILMALI VE ŞİİR, SANAT, EDEBİYAT ÖZGÜR OLMALIDIR”

    Halkaların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’de Çomak’ın şiirlerinden birini okuyarak yapılacak eyleme destek verdi. Bülbül, sosyal medya hesabından paylaştığı videoda okuduğu şiir sonrası şunları dile getirdi:

    “İlhan Çomak arkadaşımız bir edebiyatçı ve şair. 28 yıldır haksız, hukuksuz, adaletsiz bir şekilde hapishanede. İlhan Çomak’ın hapishanede tutulması edebiyata, şiire, sanata ve insanlığa karşı suçtur. İlhan Çomak bir an önce serbest bırakılmalı şiir de, sanat da, edebiyat da özgür olmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mimarlar Odası Ankara Şubesi hakkında, verdikleri ödül nedeniyle dava açıldı

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi hakkında, verdikleri ödül nedeniyle dava açıldı

    PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri hakkında, 2021 yılı ‘Koruma Alanında Emre Madran Basın Ödülleri’ kapsamında Jin TV’ye verilen ödül gerekçe gösterilerek ‘Örgüt Propagandası yapmak’ iddiasıyla dava açıldı. Bu duruma tepki gösteren demokratik kitle örgütleri, “Toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik tehditlerden vazgeçilmelidir” dedi.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri hakkında, 2021 yılı ‘Koruma Alanında Emre Madran Basın Ödülleri’ kapsamında Jin TV’ye verilen ödül gerekçe gösterilerek ‘Örgüt Propagandası yapmak’ iddiasıyla dava açıldı.

    Ankara’da bulunan demokratik kitle örgütleri, haklarında dava açılan TMMOB Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri ile dayanışmak için ortak basın toplantısı düzenledi. açıklamaya çok sayıda avukatın yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da katıldı.

    Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi’nde düzenlenen toplantıda basın açıklamasını Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı İlker Akcasoy okudu.

    Akcasoy açıklamasında, açılan davanın hukuksuzluğuna vurgu yaparak ilk duruşmanın 23 Haziran’da görüleceği bilgisini verdi.

    “GAZETECİLERE VERİLEN ÖDÜLÜN ‘PROPANGA’ OLARAK NİTELENDİRİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    Siyasi iktidarın çevreye, yeşil alanlara, doğal kaynaklara ve kamusal zenginliklere yönelik saldırganlığının her geçen gün daha da arttığını ifade ederek sözlerine başlayan Akcasoy; “Ülkemizin geleceğini tehdit eden bu yağmacı ve yok edici anlayışa karşı verdiği mücadele nedeniyle Mimarlar Odası Ankara Şubesi sıklıkla iktidarın hedefi olmakta, üye ve yöneticileri davalarla, sürgünlerle susturulmak istenmektedir. Doğal ve kültürel mirası korumaya yönelik kent ve mimarlık mücadelelerini haber yapan gazetecilere verilen, toplumdaki ekoloji ve koruma bilincini yükseltmeyi hedefleyen bir ödülü ‘terör propagandası’ olarak nitelendirmenin kabul edilir tarafı bulunmamaktadır” şeklinde konuştu.

    “TOPLUMSAL MUHALEFETİ SUSTURMAYA YÖNELİK TEHDİTLERDEN VAZGEÇİLMELİDİR”

    Siyasi iktidarın ve onun yönlendirmesiyle hareket eden adli makamların amacının açık biçimde, iktidarın doğayı hedef alan uygulamaları karşısında yükselen çevre mücadelelerini ve bu mücadelenin en önemli parçalarından biri olan mimarları korkutmak, sindirmek ve susturmak olduğunu vurgulayan Akcasoy son olarak şunları aktardı:

    “Bir kez daha belirtmek isteriz ki, doğayı korumak, ağaca-ormana-akarsuya sahip çıkmak suç değildir. Çevre mücadelelerini haber yapmak, toplumdaki ekolojik duyarlılığı geliştirmeye çalışmak suç değildir. Sermaye sahiplerinin doğal hayata ve çevreye karşı saldırganlığına karşı durmak suç değildir. İktidarın tüm saldırganlığına ve hedef göstermelerine karşın yıllardır kent ve çevre konularında yürüttükleri mücadele ile çocuklarımızın geleceğine sahip çıkan ve bu konudaki kararlı tutumlarıyla her kesimin destek ve takdirini kazanan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyelerinin yanındayız.  Şube yöneticilerine yönelik suçlamalar derhal kaldırılmalı, toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik tehditlerden vaz geçilmelidir.”

    “BU DAVA İFADE VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE SALDIRIDIR”

    Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Can Güleryüzlü de, davanın bir habercilik faaliyeti sonrası gündeme geldiğini belirterek, “Biz gazetecilerin susturulması, hapse atılmasıyla karşı karşıyayız ama bu dava artık farklı bir noktaya ulaştı. Bu dava faşizmin en net örneği. Mimarlar Odası içinden geçtiğimiz süreçte hukuksuzluğa, ranta karşı duran bir örgüt. Bu dava başlı başına ifade ve düşünce özgürlüğüne saldırıdır. Sonunda biz kazanacağız” ifadelerini kullandı.

    “BUNCA KURUMUN BİR ARAYA GELMESİ ÇOK ÖNEMLİ”

    Daha sonra söz alan HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise, ülkede iktidar eliyle ranta açılan yerlerin haberlerinin yapılması gerektiğini söyleyerek, “Jin TV’nin kadın haberleri, çevre haberlerini yapan yegane bir kuruluş olduğunun önemine işaret etti. Kerestecioğlu, “Bunca kurumun bir araya gelmesi çok önemli iktidarın ‘terörize’ ettiği insanların artık değişebildiğini ve bu oyuna gelmediğini gösteriyor. Jin TV ve Mimarlar Odası ile dayanışma içerisinde olacağız” dedi.

    “HABERİMİZİ YAPANLARI ÖDÜLLENDİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Haklarında dava açılan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş da konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Her zaman alanlarda bir aradaydık. Bugün bu masada haklı olmanın gururunu yaşıyorum. Bu uğurda verdiğimiz mücadele sürecinde haberimizi yapanları ödüllendirmeye devam edeceğiz. Yaşam alanımıza dair haberleri yapanları onurlandıracağız. Biz bir istihbarat örgütü değil kamu yararına çalışan örgütüz. Ankara şubemiz uzun zamandır büyük bir saldırı altında. Üyelerimiz işten atılıyor, soruşturma açılıyor. Kamuoyu önünde konuşan herkese iktidar parmak sallıyor. Hakkımızda yazılan bu iddianame asılsız ve hukuksuz.  Bugün bize yarın hepimize. 23 Haziran’da ilk duruşmamız olacak. Umarım birlikte oluruz. Suç olmayan bir suç üzerinden yargılanmayız.”

    Açıklamada imzası olan demokratik kurumların isimleri şöyle;

    Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi

    Çağdaş Gazeteciler Derneği

    Gazeteciler Cemiyeti

    Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şube

    Ankara Tabip Odası

    Medya Araştırmaları ve Mesleki Gelişim Derneği

    TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu

    KESK Ankara Şubeler Platformu

    Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği

    Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası

    ODTÜ Mezunları Derneği

    Bilim Sanat Derneği

    Disk İç Anadolu Bölge Temsilciliği

    İnsan Hakları Derneği

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı

    Özgür Hukukçular Derneği

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şube

    Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı

    Karantina TV

    Devrimci 78’liler Federasyonu

    Ankara Dayanışma Derneği

    Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği

    Tüketici Hakları Derneği

    Ankara Cumhuriyet Okurları

    2021 Tüm Emekli Sen

    AnTiYap- Ankara Tiyatro Yapımcıları Derneği

    Çekül Vakfı Ankara Temsilciliği

    AFSAD

    Ankara VARTO-DER

    Batıkent İlkyerleşim Mahalle Meclisi

    PİRHA/ANKARA

  • Özen: Aleviler için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi neden camiye çevrilmiştir? -VİDEO

    Özen: Aleviler için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi neden camiye çevrilmiştir? -VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Zeynel Özen, Alevi toplumu için kutsal olan Ankara’daki Şah Kalender Veli Türbesi’nin camiye çevrilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi. Özen, “400 yıldır Alevi-Bektaşi inanç merkezlerinden birisi olan Şah Kalender Veli Türbesi neden camiye çevrilmiştir?” diye sordu.

    Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal sayılan Şah Kalender Veli Türbesi, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından camiye çevrildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Zeynel Özen, konuyu Meclis gündemine taşıyarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi.

    “ALEVİLERİN VERGİLERİYLE ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN SEFERBER OLMUŞLAR”

    “Konuya ilişkin Meclis oturumunda da söz alan Özen şunları dile getirdi:

    “Aleviler için kutsal olan türbe Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle restore edilip camiye çevrilmiştir. Burada sadece imam namaz kılıp ezan okuyor. Köyde yaşayan Aleviler katılmıyor. Bu türbe Alevi toplumu için tarihi öneme sahip. Bu inanç merkezi resmen gasp edilmiştir. Türbe bir an önce Alevi Bektaşi yolundaki haline döndürülmelidir. Alevilerin vergileriyle Alevileri asimile etmek için seferber olanlara ‘Artık yeter!’ diyoruz.”

    “BU TARİHİ MEKÂN YENİDEN ALEVİ TOPLUMUNUN İNANCINA UYGUN HALE GETİRİLMELİDİR”

    Özen, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle konuya ilişkin bir soru önergesi de verdi.

    Özen’in verdiği soru önergesinde şu ifadeler yer alıyor:

    “Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi bir süre önce restore edildikten sonra camiye çevrilmiştir. M.S 1646 yılına ait Mühimme Defterleri’nde kaydı çıkan ve yüzyıllarca Alevi Bektaşi inancına göre itikad ve ibadet edilen türbenin cami olarak restore edilmesinden bünyenizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı sorumlu görülmektedir.

    Köyde yaşayan başta muhtar ve Alevi dedesi olmak üzere Alevi toplumunun beklentisi; sadece imamın ezan okuyup namaz kıldığı, fakat köydeki Alevilerin katılmadığı bu tarihi mekânın yeniden Alevi toplumunun inancına uygun bir şekilde teslim edilmesidir.

    Anayasa’mızın 24. ve 25. maddeleri; herkesin vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu garanti altına almasına karşın inanç merkezlerinin farklı bir inanca göre dönüştürülmesi bu haktan mahrum bırakmak anlamına gelmektedir.

    “ŞAH KALENDER VELİ TÜRBESİ NEDEN CAMİYE ÇEVRİLMİŞTİR?”

    Bu kapsamda;

    1- Ankara’nın Çubuk ilçesinin Sele Köyü’ndeki Alevi toplumu için kutsal olan yaklaşık 400 yıldır Alevi-Bektaşi inanç merkezlerinden birisi olan Şah Kalender Veli Türbesi neden camiye çevrilmiştir?

    2- Alevi türbesinin camiye çevrilmesinde sorumluluğu olan kurumlar veya kişiler kimlerdir?

    3- Şah Kalender Veli Türbesinin, Alevi-Bektaşi inancına uygun olarak yeniden eski haline dönmesi ve Alevi ibadetlerinin yerine getirilebilmesi için bir çalışmanız olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

     

  • HDP’li Beştaş: Bize kurulan kumpasın farkındayız -VİDEO

    HDP’li Beştaş: Bize kurulan kumpasın farkındayız -VİDEO

    PİRHA- HDP’li Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için yapılan toplantıya dair Meclis’te basın toplantısı düzenleyen HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, AKP’nin komisyon üyesi Ali Özkaya’nın gizlilik olan dosyaya dair paylaşımlar yaptığını belirtti. Beştaş, “Tespit ettiğimiz bütün komisyon üyelerinin istifasını istiyoruz. Bize karşı kurulan kumpasın farkındayız” dedi.  

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ve Karma Komisyonu üyesi milletvekilleri, HDP’li Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için yapılan toplantıya dair Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    Komisyon toplantısının basına ve milletvekillerine kapatıldığını açıklayan Beştaş, AKP’nin gerçeklerin ortaya çıkmasından korktuğu için bu kararı uyguladığını söyledi. Bazı AKP’li Milletvekillerinin gizlilik kararı olan soruşturma dosyası ile ilgili sosyal medyadan paylaşımlar yaptığını da aktaran Beştaş, bu milletvekillerinin suç işlediğini ve komisyon görevlerinden istifa etmeleri gerektiğini vurguladı.

    “HİÇBİR KOMİSYON MİLLETVEKİLLERİNE KAPATILAMAZ”

    Beştaş, konuya ilişkin yaptıkları açıklamada komisyonda yaşananları şu şekilde aktardı:

    “Konumuz Semra Güzel ile ilgili Bugün Karma Komisyon’da ilk toplantısı yapılan iki fezlekeye ilişkindir. Bugün çok ilginç sıra dışı bir komisyon toplantısı yaşadık. Sanki ilk defa Türkiye’de Karma Komisyon toplanıyor gibi. Yeni bir hukuksuzluk yaşandı. Daha sözlerimiz alınmadan dışarıya çıkarılan basın mensupları ve danışman arkadaşlar içeri alınmadı. İkinci adımda da komisyon üyesi olmayan milletvekillerinin dışarı çıkarılması tartışması yaşandı. Bu süreçte yaşananlar oldukça vahimdi. AKP hukuksuzluğun yaşatılmasında ne kadar mahir olduğunu bir kez daha gösterdi. Sayın Bozdağ uzun uzun masumiyet karinesi anlattı bize. Tartışmaların dışarı yansımaması gerektiğini, bu yüzden basın mensuplarının çıkarıldığını ve diğer vekillerinin konuya vakıf olmalarına gerek olmadığını söyledi. Hiçbir komisyon milletvekillerine kapatılamaz.”

    “MİLLETVEKİLLERİ VE BASINDAN NEDEN ÇEKİNİYORSUNUZ?”

    Bugüne kadar dokunulmazlıkların kaldırılması işlemlerinin hep partilerine, milletvekillerine, Kürtlere ve muhalefete yönelik olduğunu vurgulayan Beştaş sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Aklımıza şu geldi, AKP medyasıyla 10 günü aşkın bir süredir milletvekilimiz ve partimiz hakkında bir linç kampanyası yürütüyor. Dosyadaki bütün yazışmalar sözde gizliymiş. Öyle diyorlar. Hepsini kendileri yayınladı. Kendi kanallarında servis edildi. Kendi milletvekilleri konuştu. Şimdi komisyon toplantısını basına kapattı, hadi milletvekillerine de kapatalım diyorlar. Neden çekiniyorlar acaba? Attıkları yalanlar, yaptıkları lincin ortaya çıkmasından çekiniyorlar bizce. Bunun başka bir izahı olamaz. Şimdi tabii orada da ileri sürdük burada da ifade ediyoruz, komisyon kısaca şunu söyleyeyim: Karma Komisyon’un anlamı şudur. Yargılamanın yolu açılsın mı açılmasın mı? Tırnak içinde bir soruşturma faaliyetidir. Dosyaya ve delillere bakılır ve objektif bir değerlendirme yapılması gerekir. Bugün gördük ki komisyon üyeleri zaten kararını vermiş.”

    “GİZLİ DİYE SÖYLEDİKLERİ DOSYAYI KENDİLERİ SERVİS ETMİŞ”

    Gizli olması gereken soruşturma bilgilerinin, AKP’li Milletvekilleri tarafından sosyal medya hesaplarından paylaşıldığını ve bunun suç olduğunu belirten Beştaş; “Ali Özkaya, Anayasa Komisyonu üyesi, başkanvekili. Bekir Bozdağ olmadığında başkanlık yapan bir zat. Kendisinin elimde sayısız tweeti var. Bu soruşturmaya ilişkin, Semra Güzel’e ilişkin sadece bir tanesini göstereceğim. Siz de tweet adresine bakabilirsiniz, silmezse tabii. Şu fotoğraflar basında çıkan fotoğraflar değil. Basına servis edilen fotoğraflar değil. Bunlar soruşturma dosyasından çekilmiş. Amatörce daha önce yansımayan fotoğraflar. Ali Özkaya’nın elinde bu dosya. Ve Ali Özkaya ya da onunla birlikte kaç kişi bilmiyoruz, bugün gizli diye söyledikleri dosyayı kendileri servis etmiş” diye konuştu.

    “AKP’Lİ MİLLETVEKİLLERİ YAPILAN LİNCE ORTAK OLDU”

    AKP’li Milletvekillerinin tarafsızlık kuralını ihlal ettiklerini ve komisyondaki görevlerinden istifa etmeleri gerektiğini söyleyen Beştaş; “Biz Ali Özkaya’nın bu komisyonda görev yapamayacağını söylüyoruz. Tarafsız zaten değil, objektif olamaz ve kendisi suç işlemiştir. Bugün kendi ağzıyla suç işlediğini ve ikrar ettiğini ifade ettik. ‘Ben vatan ve millet için suç işlerim’ dedi. Suç işlediğini de itiraf etmiş oldu. Öncelikle Ali Özkaya’nın bu komisyondan çekilmesini ya da el çektirilmesini talep ediyoruz. Zeynep Gül Yılmaz, kendisi de komisyon üyesi. Tweetleri ortada. Kendisi de karar vermiş. Bu kara propagandaya karışmış.

    Diğeri ise Metin Çelik. Anayasa Komisyonu üyesi. Bolca tweetleri var. Bu ilk elden bulduklarımız. Ahmet Özdemir, yine Anayasa Komisyonu üyesi, lince eşlik etmiş. Avukat Emine Zeybek o da Anayasa Komisyonu üyesi. İsmini saydığım ve tespit ettiğimiz bütün komisyon üyelerinin ya istifası ya da yönetimleri tarafından el çektirilmelerini bir an önce istiyoruz. Bunu takip edeceğiz. Bu komisyonu bu koşullarda asla adil ve objektif bir karar veremez” dedi.

    “KUMPASIN FARKINDAYIZ”

    Sistematik ve bilinçli bir şekilde partilerinin her gün çeşitli konularda lince maruz kaldığını ifade eden Beştaş son olarak şunları kaydetti:

    “Herkes farkındadır, manşetlerde yandaş medyada partimizi, vekillerimizi, bizleri her gün manşete çeken her gün hakaret eden ve küfredenler suç işliyor. Biz suç duyurularımızı yapıyoruz. Bu hukuk sisteminde, yargının silah olarak kullanıldığı bu zaman diliminde belki karar verilmeyecek ve büyük olasılıkla takipsizlik kararı verilecek; ama bunun peşini bırakmayacağız. Onlar bunun hesabını verecekler. Bu medya organlarında çalışanlara, normal iş yapanlara, talimatlara ‘uymayın’ çağrısı yapıyorum. Bir partiyi, milletvekilinin bu kadar fütursuzca, aşağılıkça hedef göstermenin bir izahı yoktur. Olamaz. Bu kumpasın farkındayız.

    Hazırlık komisyonu kuruldu. Bu süreci takip edeceğiz. AKP’den biran önce bu komisyon üyeleriyle ilgili istifa etmezlerse işlem yapmalarını bekliyoruz. Bu kumpası bütün Türkiye’ye ilan ediyoruz. Ortada bir kumpas var. Bu kumpas bir seçim kampanyasının stratejisinin ayaklarından bir tanesi. Bunları gördük mesajı aldık ama HDP’ye demokratik siyaset yolunda kesinlikle geri adım attıramayacaklar. Demokratik mücadeleden geri adım ayıramayacaklar. Biz Türkiye haklarının umudu olmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özen, Maraş Katliamı’nı Meclis gündemine taşıdı: Bu bir utançtır, yara kanıyor; yüzleşilmeli

    Özen, Maraş Katliamı’nı Meclis gündemine taşıdı: Bu bir utançtır, yara kanıyor; yüzleşilmeli

    PİRHA- Meclis Genel Kurulu’nda söz alan HDP Milletvekili Zeynel Özen, Maraş Katliamı’nın 43. yılı olduğunu hatırlatarak, Maraş Valiliği’nin anma ve etkinlikleri yasaklamasına tepki gösterdi. Özen, “Biz cemevimizde, ibadethanemizde, kaybettiğimiz canları anıyoruz, oraya gidiyoruz. Bu bir utançtır, bir ibadet merkezine insanlar gidip orada kaybettikleri için bir gülbank okuyamayacak, karanfil bırakamayacak” dedi.

    Meclis Genel Kurulu’nda gündem dışı konuşma yapmak için söz alan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Maraş Katliamı’nın 43. yıl dönümü olduğunu hatırlattı.

    Katliamda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Özen, katledilenlerin çoğunun mezarlarının yerinin hala bilinmediğini ve Alevilerin saldırılardan sonra Maraş’ı terk etmek zorunda kaldığını anlattı.

    Katledilen canları anmak için etkinliklerin yapılmasının yasaklandığını da belirten Özen, bunun bir utanç olduğunu vurguladı.

    “BUGÜN KATLEDİLEN CANLARIN ANILMASINA DAHİ İZİN VERMİYORLAR”

    ‘Maraşlıyım, Maraş’ta doğdum, büyüdüm, ailem hala orada’ diyen Özen, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Vicdanınıza sesleniyorum; ailenizin fertlerinin katledilmesi, mezar yerlerinin belli olmaması ve her biri Türkiye’de her yere, Avrupa’ya dağılan Alevilerden bahsediyorum. Bugün ne yaşanıyor Maraş’ta? Devletin, iktidarın ne yaptığını biliyor musunuz? Maraş’ı bir çerçeveye, bir çembere alıyorlar, oraya kendi canlarını, insanlarını anmaya, bir karanfil bırakmaya, bir dua okumaya izin vermiyorlar.”

    “BU BİR UTANÇTIR”

    Maraş Valiliği’nin 15-28 Aralık tarihleri arasını kapsayan etkinlik yasağını da eleştiren Özen, şunları dile getirdi:

    “Biz cemevimizde, ibadethanemizde, kaybettiğimiz canları anıyoruz, oraya gidiyoruz. Bu bir utançtır, bir ibadet merkezine insanlar gidip orada kaybettikleri için bir gülbank okuyamayacak, karanfil bırakamayacak. Şimdi bize söylenen şu: ‘Örtün üstünü, bu yarayı kaşımayın.’ Biz, yara kaşımıyoruz arkadaşlar, yara kanıyor. Bu yaranın tedavi edilmesi gerekiyor. Ancak yaranın kapanması yüzleşmeyle olur, o insanların acılarını paylaşmakla olur” ifadelerini kullandı.

     “ARŞİVLER AÇILSIN, MEZAR YERLERİ GÖSTERİLSİN”

    Maraş Katliamı’nın arşivlerinin açılmasını isteyen Özen, şu anda birkaç kişi dışında hiçbir canın mezar yerinin belli olmadığını ifade etti.

    Özen son olarak; “O mezar yerleri gösterilmeli. Bu, bir insanlık görevidir. Bırak siyasi polemikleri, Aleviliği, Sünniliği, bu bir insanlık görevidir. Maalesef yapılmıyor. Yeni yeni belgeler çıkıyor. Şurada bir belge var; Ergenekon Davası’nda yeni çıktı. Veli Küçük, Maraşlı iş adamlarına mesaj gönderiyor, bilgi notu gönderiyor, diyor ki: ‘Bu hafta içinde büyük olaylar yaşanacak, orayı terk edin.’ Hiçbiri cezasını çekmedi çünkü göstermelik cezalar verildi. Rahşan affıyla bunların hiçbiri cezasını çekmeden dışarı çıktı. Eğer biz bunlarla yüzleşmezsek bu olaylar tekrar yaşanabilir. ‘Yürü bre Hızır Paşa/Senin de çarkın kırılır/Güvendiğin padişahın/O da bir gün devrilir” dedi.

     PİRHA/ANKARA

  • ‘İstanbul’un birçok bölgesinde toplanma alanı olarak sadece mezarlıklar var’ -VİDEO

    ‘İstanbul’un birçok bölgesinde toplanma alanı olarak sadece mezarlıklar var’ -VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Deprem Araştırma Komisyonu tarafında hazırlanan rapor üzerine Meclis Genel Kurulu’nda konuştu. Kenanoğlu; “İstanbul’un birçok bölgesinde toplanma alanı olarak sadece mezarlıklar var. Yani deprem olduktan sonra, sağsanız da ölüyseniz de gideceğiniz yer belli” dedi.

    Geçtiğimiz yıl İzmir’de yaşanan deprem sonrasında Meclis’te grubu bulunan partilerin ortak katılımıyla kurulan komisyonun 4 aylık bir çalışma sonucunda 467 sayfalık bir rapor hazırladı.

    Hazırlanan deprem raporu üzerine Meclis’te konuşma yapan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, konuşmasında daha önce Meclis’te hazırlanan deprem raporlarındaki önerilerin sözde kaldığını ve gerekli adımlarım atılmadığını vurguladı.

    1948’den günümüzde dek geçen 73 yılda 23 kez imar affı yapıldığını söyleyen Kenanoğlu, bu imar aflarının 11 tanesinin son 19 yılda AKP iktidarı döneminde yapıldığına dikkat çekti. Komisyon görüşmelerinde olası İstanbul depremi üzerinde çokça durulduğunu da aktaran Kenanoğlu, iktidarın depremlere karşı tedbirlere yatırım yapmak yerine Kanal İstanbul gibi projelere yatırım yaptığını belirtti. Kenanoğlu konuşmasının son bölümünde ise 1999 Marmara Depremi sonrasında başlayan ve 21 yıldır toplanan deprem vergilerinin akıbetini sordu.

    “AYNI ŞEYLERİ TEKRAR ÖNERMEK DURUMUNDA KALIYORUZ”

    Depremin yaşamımızın bir gerçeği olduğunu ifade eden Kenanoğlu, şunları dile getirdi:

    “Dünya çekirdeği, yer kabuğunun altı soğuyana kadar da bu depremler sürecek, bunu biliyoruz. Şimdi, önceden şöyle bir şey vardı “Deprem öldürmez bina öldürür” sözü vardı artık bu söz de değişti. Ya, bina da öldürmüyor çünkü birçok bölgelerde, ülkelerde artık binaların öldürmediğini aslında o binaların nereye yapıldığı, hangi şekilde inşa edildiği bütün bunların öldürdüğünü gördük. Bu da insanların kendilerinin oluşturduğu bir durumdur yani kapitalist yaklaşım, rantçı yaklaşım, denetimsizlik gibi bir sürü sebebin etkin olduğunu bu konuda görüyoruz.

    Deprem raporu hazırladık, çok güzel bir rapor, bizden önceden de hazırlanmış bu deprem raporu. 1962’de, 1966’da, 1976’da, 1977’de, 1978’de, en son 2010’da da deprem araştırma raporu hazırlanmış Meclis tarafından. Yani Mecliste komisyon kurulmuş ve bu araştırma raporları ortaya çıkmış. Şimdi, özellikle 17 Ağustos 1999 depreminden sonra toplumda oluşan etki nedeniyle bir bölümü medyaya da yansıyan bu raporların sonucunda farklı bir farkındalık oluşmuş şüphesiz. Ancak araştırma komisyonu raporlarına, önerilere baktığınız zaman, tartışılan konulara baktığınız zaman aslında şu anki -en son- bizim komisyondan farklı da değil. Şimdi, baktığınız zaman 2021 yılında da bizler bu önerileri tekrar ediyoruz, tekrar bunları söylüyoruz. Dolayısıyla bu konularda demek ki iktidar gerekli adımları atmamış, yeterli sonucu elde etmemiş ki aynı şeyleri tekrar önermek durumunda kalıyoruz.”

    “SON 19 YILDA 11 KEZ İMAR AFFI YAPILDI”

    1948’ten günümüze 23 kez imar affı yapıldığını belirten Kenanoğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bunun 11’i AKP iktidarı döneminde olmuş yani elli dört yılda 12 kez, on dokuz yılda 11 kez imar affı yaşanmış. Bütün bunlara baktığınız zaman bu imar aflarının neye yol açtığının sonuçlarını hep birlikte biliyoruz aslında. Yani o raporlarda da, bizden önceki raporlarda da bu imar aflarının önüne geçilmesi gerektiği öneri olarak, uyarı olarak yapılıyor. En son çıkarılan imar barışında da belediyeler devre dışı bırakılarak bir yapı kayıt belgesi verilmiş. Aslında imar hakkı, ruhsat verilmesi, bütün bu işler belediyelerin yetkisinde ancak merkezî iktidar, yapı kayıt belgesi sistemiyle belediyeleri de saf dışı ederek kendisi bu işlemi yaptı. Birçok yerde de yine merkezî iktidarın imar planlarına ve imar mevzuatına müdahale ettiğini biliyoruz. Birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi, Deprem Dairesi Başkanlığı ülkemizin jeolojik araştırmalar kurumu niteliğinde olan MTA Genel Müdürlüğü bünyesine alınmalı, deprem araştırmaları ve alınacak önlemler bütünlüklü olarak koordine edilmelidir.”

    “KANAL İSTANBUL’LA ÖVÜNECEĞİNİZE İSTANBUL’U KURTARIN”

    İstanbul’daki deprem senaryosuna değinen Kenanoğlu, “200 bin bina, 3 milyon insan etkilenecek, 3 milyon insan İstanbul depreminden etkilenecek. Tabii, bunun içerisinde 100 bin insanın yaşamını yitireceği öngörülüyor yani böyle bir tahmin var, 100 bin insanın yaşamını yitireceği. 3 milyon insanın etkilenmesi ne demektir? Yani, 3 milyon insanın yaşadığı ev, mahalle, bölge hasar görecek” diye konuştu.

    Kenanoğlu, “Burada, İstanbul’daki vatandaşların nasıl tahliye edileceği biraz önce de konuşuldu; deniz yoluyla, hava yoluyla, kara yoluyla, işte, demir yoluyla filan… Nereyi, nasıl tahliye edeceksin? Kimi, nereye götürebileceksin? Yani, insanlar kapılarından dışarı çıkabilecekler mi, çıktıkları kapıdan sokaklarının başına kadar gidebilecekler mi, bunu bilmiyoruz yani. Böyle bir durum İstanbul açısından bir felaket senaryosu olarak karşımızda duruyor. Bütün bunlara karşı yapılması gereken, Kanal İstanbul değil; bütün bunlara karşı yapılması gereken, yeni bir İstanbul oluşturmak değil; bütün bunların karşısında yapılması gereken, İstanbul’u kentsel dönüşüme sokacak bütçeyi oraya aktarmaktır. Yani Kanal İstanbul’la ve yeni bir İstanbul yaratmakla övüneceğimize mevcut İstanbul’u kurtarmanın yol ve yöntemlerini aramamız ve kaynakları oraya aktarmamız gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    “TOPLANMA ALANI OLARAK SADECE MEZARLIKLAR VAR”

    Kenanoğlu, konuşmasına şu şekilde devam etti:

    “Arkadaşlar, İstanbul’un birçok bölgesinde, birçok ilçesinde toplanma alanı olarak sadece mezarlıklar var, toplanma alanı olarak sadece mezarlıklar. Yani, deprem olduktan sonra, sağsanız da ölüyseniz de gideceğiniz yer belli yani oraya gidecekseniz, mezarlığa gideceğiz, ya diri ya ölü orada duracağız çünkü başka alan kalmamış yani toplanma alanı yok. Barınma alanı neresi? Birçok ilçe açısından barınma alanı da sadece AVM’ler kalmış. Ya, bu tablo bile aslında bütün bir iktidarın bakış açısını ortaya koyuyor. Yirmi yıldır, yirmi beş yıldır bir iktidar yönetiyor burayı. Yani, toplanma alanı mezarlıklar, barınma alanı da AVM’ler olmuş yani başka yer kalmamış İstanbul’da, böyle bir durumla karşı karşıyayız.

    İşte, kentsel dönüşümde para ihtiyacı var, işte burada kullanman gereken bir paradır bu. Dolayısıyla, bütün bunların yapılmayıp sadece “Ya zaten biz bunu bütçeyi koyup oradan da harcıyoruz.” demek de olmaz, kimse babasının parasını harcamıyor. Bu para hepimiz açısından, bütün vatandaşların ödediği vergilerle oluşturulmuş bir paradır ve dolayısıyla denetim mekanizması içerisinde hesabının da verilmesi gerekir. İşte, yeni bütçe oluşturulacak bunlarla ilgili diye öneriler de var, yani öneri olarak sunuluyor. Bütün bunların da aynı deprem vergileri gibi bir akıbete uğraması hepimizi endişelendiriyor çünkü bir denetim mekanizması ve onu koruyucu bir yasa koymadığınız takdirde aynı akıbetle karşı karşıya kalabiliriz.

    Tabii, bu deprem vergileri ciddi bir şekilde faturaları artırıyor, bir de o var yani. 4 kişilik bir ailenin faturası yüzde 10’a çıkarıldı, bir de bu sene 2021’de yüzde 7’den yüzde 10’a çıkarıldı, bu özel iletişim vergileri ve dolayısıyla hane halkının kullandığı iletişim giderleri yüklü miktarda da arttı ve buradan toplanan paralar da yine genel bütçeye aktarılıp oradan harcanarak gidiyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • 8 aylık hamile kadının koğuşundaki 4 kişi koronavirüs nedeniyle hastaneye kaldırıldı

    8 aylık hamile kadının koğuşundaki 4 kişi koronavirüs nedeniyle hastaneye kaldırıldı

    PİRHA-HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Kayseri Bünyan Cezaevi’nde tutuklu bulunan 8 aylık hamile Arzu Nur Özkan’ın koğuşundaki 4 kişinin koronavirüs nedeniyle hastaneye kaldırıldığını duyurdu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, iki aylık hamileyken tutuklanıp cezaevine konulan, şu anda ise hamileliğinin 8. ayında olan Arzu Nur Özkan’ın bulunduğu koğuşta koronavirüs vakaları nedeniyle 4 kişinin hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

    Gergerlioğlu, Twitter hesabından yaptığı paylaşımınla Adalet Bakanlığı’na seslenerek şunları dile getirdi:

    “Bitmedi! Kayseri Bünyan Cezaevi’ndeki 8 aylık hamile Arzu Nur Özkan’ın koğuşundaki 4 kişi Covid nedeniyle hastaneye kaldırılmış. Hamile kadın halen cezaevinde! Hamile mahpusların çilesi bitmedi! @adalet_bakanlik Anne ve bebeğin canından Bakanlık sorumludur!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Yücel, Tuğluk için özgürlük istedi; ‘Onun hapiste olması kimseyi ilgilendirmiyor mu?

    Yazar Yücel, Tuğluk için özgürlük istedi; ‘Onun hapiste olması kimseyi ilgilendirmiyor mu?

    PİRHA- Yazar Müslüm Yücel, 2016 yılından bu yana tutuklu olan HDP’nin eski Milletvekili Aysel Tuğluk için özgürlük istediğini belirten bir yazı kaleme alarak; “Aysel Tuğluk adı coşku veriyor. Aysel, kaç yıldır hapiste? Durumu nasıl? Onun hapiste olması sanırım kimseyi ilgilendirmiyor. Kendi adıma onunla aynı zaman diliminde olmak bana güç veriyor” dedi.

    Yazar Müslüm Yücel, bir yazı kaleme alarak, 2016 yılından bu yana tutuklu olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Milletvekili Aysel Tuğluk için özgürlük istedi. Yücel yazısında, Tuğluk’un yaşadıkları üzerinden insani değerlerin artık kaybedildiğini ve yerini faydacılığın aldığını ifade ederek, ‘Karakterimiz kaderimizdir’ vurgusu yaptı.

    “ONUN HAPİSTE OLMASI SANIRIM KİMSEYİ İLGİLENDİRMİYOR”

    Tarihin kendilerine artık yön veren özelliklerini kaybettiğini ve Aysel Tuğluk’un unutulduğunu ifade eden Yücel yazısında şunları dile getirdi:

    “Geçmişin görkemli bir halkı olmamız bu günümüze hiçbir şey vermiyor. Belki bir teoloji, belki bir milliyetçilik, belki görkemli bir ağanın, beyin, paşanın torunu olmak gibi bir ayrıcalık, belki büyük bir aşiretin ferdi olma! Tarih, bir amaç ve bir proje sunduğu zaman anlam kazanıyor. Bir büyük anlatı da değil, hatta bir kaderin derin çizgisi de… Soylu, seçkin, görklü bir geçmişe sahip olmak bile olsa olsa, bugün ki aksaklığımı, bir anlığına siliyor… Ötede bildiğim bir şey var: Tarih aklın hoş bir hilesidir, hangi üniversite, benim için bir zar atacak! Hangi ülke, kendini anlatırken bana küçük bir yer ayıracak?

    Kendi zamanınım tarihini bu yüzden önemsiyorum, bu yüzden kendi tarihim içinde Aysel Tuğluk adı coşku veriyor. Aysel, kaç yıldır hapiste? Kime ne? Durumu nasıl? Onun hapiste olması sanırım kimseyi ilgilendirmiyor. Kendi adıma onunla aynı zaman diliminde olmak bana güç veriyor. Benim zamanımın bir anlamı da yoktur ama benim için, benim zamanım bir çığdır ve ben altında kaldım. Başkasının doğasıyla, benim zamanımın tarihi örtüşmüyor ve tarih yazıcıları, beni çağın dışına itiyor, biliyorum: Her kesin/ her kesimin, tarihsellikte aradığı nedenselliktir, benim anladığımsa, sırlardır; bu sırlar, imgelerdir, bütünler burada çözülür, kimseye ispat edemezsem de, bana dayatılan tarihler, temsillerden ibarettir: Temsiller genelde kendilerini temsilden yoksun kimseler tarafından verilirler. Bu da benim, size atacağım hoş bir kazıktır. Hem kim tarihten ne anladığını anlatabilir ki? Çok tarih kitabı okuyan birinin (Nietzsche) vardığı sonuç bile tarihi siyasal ve eleştirel bir araç olarak yorumlamaktan öteye gitmedi. Tarih, (her zaman) şimdileşerek, bir şeyleri ima etme derdindeydi, tanıyorum onu, hem de çok. Ya şimdi!”

    “ZAHİRİDEN YOLA ÇIKARAK SORUN ÇÖZÜLMEZ”

    Sistemin herkese rıza göstermeyi dayattığını vurgulayan Yücel sözlerine şu şekilde devam etti:

    “O unutulmak denilen büyük hapishane, o fethedilen büyük sur ve dalgalandığı zaman, elimi ayağımı düşüren hastalık… Şimdinin tarihi tıkanmadır; tıkanma, son ya da tekrarı olmayacak denildiği zaman hakikatten uzaklaşmayı emreder ve insana bir tek şey söyler: Rıza! Bana şimdi, her şeye ve herkese rıza göster diyorlar.

    Ama! Siyasetin, işi/ görevi teşhis etmek, edebiyatın, felsefenin görevi ifade etmektir. Eğer benim bir şiirim, bir tutsağı özgür edemiyorsa neye yarar, siyasetim bir özgürlüğün kavgasını vermiyorsa neye yarar? Felsefem, Gorgias’ın sonunda hikâye edilen, yer altı yargıçlarının önünden geçen ruhları, yargıdan geçerken alkışlamıyorsa neye yarar; burada bedenin değil, ruhun bir cesareti vardır, asaleti vardır ve herkes, özünde olan hakikati göstermek zorundadır.

    Tıkanmanın en önemli yanı, olayların/eylem ve dizgilerin karar verilmez hale gelmesidir; bir mesele karar verilmez bir hale gelmişse, artık şunu söylemek gerek: Hakikat yoktur. Bu bize bezen sahte hakikatler dayatır. Bazen de hakikat yok sayılır, o zaman hakikat meydana gelir…

    Ayırt edilmeyecek tek bir şey vardır, bu, özgürlüklerdir; herkesin, adalet önünde eşitliğidir; bu olmayınca tıkanma, tıkanmayla önlenir. Tıkanmayı, tıkanmayla açıklayan bir öğreti, öğreti değildir. Bu zapt altına almak değildir, bu zapt ettiğini, çözdüğünü ilan etmektir. Gizli/ ya da açık bir alındır.

    Hakikat, vardır; adlandırılmayan iyilikler ve adlandırılmayan kötülüklerdir. Adlandırılmayan her şey, felakettir. Zahiriden yola çıkarak sorun çözülmez, somut örneklere/ olaylara dönerek, yeni başlangıçlar yapmak gereklidir. Bu yapılmadığı zaman, güç ve enerji boşuna harcanmış olur ve taraflar iki tıkaç olmaktan öteye gitmez ve her taraf, mitler yaratarak bir süreliğine yaşar; bir süreliğine yaşamak, diğerini ve kendini zinde bir kuvvet haline getirmektir; kitle, burada savrulur artık, ekonomi, birlikte yaşama alaşağı olur. İnsan tehdit altında yaşadığı sürece, bir tek şey yapar: Korkar. Bu da onu, korkulan bir kimse yapar.”

    “DEĞER DİYE BİLİNEN BİRÇOK ŞEY VE KİMSE RAFA KALDIRILMIŞTIR”

    Günümüzde değerlerden çok faydacılık üzerinden ilişkilerin yürütüldüğünü söyleyen Yücel yazısında şunları belirtti:

    “Siyaset, felsefe ve edebiyat çözülmeyen toplumsal ve bireysel sorunları teorik zeminde anlamak, çözümler üretebilme olanağına sahiptirler. Sorunun kendisi haline geldikleri zaman ise dar birer gösteri alanına dönerler; buradan erdem çıkmaz, buradan gösteri çıkar, bir sorun çözülmez, birileri gösteri yapar ve biz de, bizim üzerimizden oynanan oyunda figüran haline geliriz. Aşırılığın siyaseti, felsefesi ve edebiyatı, sahte cennetler üreten peygamberlerdir; bunlar, kendi önleri açılsın diye, herkesin önünü tıkar. Liderler burada belirir, burada adlarını ve unvanlarını bırakır, tıkanmayı önlerler.

    Marx üzerinden öğrendiğimiz iki şey vardır; ilki fayda, ikincisi değerdir. Benim kimseden bir faydam olmaz, değerlerim olur ve ilişkide olduğum ya da olmadığım zamandaşlarımla böyle bir bağım vardır. Son üç yıldır, gördüğüm, duyduğum bir fayda realitesidir ve değer diye bilinen birçok şey ve kimse rafa kaldırılmıştır. Seçmen, ben ya da benim gibiler de seçimlerde ayağa kaldırılan mübadele değeri taşıyan bir nesne olmuşuzdur. Ortaklığımız ölmüştür. Kim öldürdü: Çıkar! Bir hastalık hasıl oldu! Eşyanın yerini bilmiyoruz, tanıdığımız kimselerin adları ve yüzlerini unutmuşuz, hatta, eşyaları en uygunsuz yerlere koymaya başlamışızdır, hatta, dışarıda, bunu yaşamayanlar için komiğizdir. Kimseleri hatırlamıyoruz? Kimse bizi hatırlamıyor. Hatırlamaya hatırlamaya artık unutulmuşuzdur. Biri bize tesadüfen soru bile sorsa, cevabı unutuyoruz, cevap versek soruyu. Biraz ilerisi, cümle, kelimeler birden dağılıyor…”

    “ANNEMİZ ÖLMÜŞTÜR, AMA BİRİLERİ ONU TOPRAKTAN ÇIKARTMIŞLARDIR”

    ‘Bir hafızımız vardır, annemiz!’ diyen Yücel; “Annemiz, olduğu müddetçe bir baba evimiz vardır. Annemiz ölmüştür, ama birileri onu topraktan çıkartmışlardır; birileri, ölümüzü istemiyorlar, dirimizi de… Sevdiklerimiz bizi unutursa ne yaparız biz, ölülerimiz bizi unutursa ne yaparız? Bildiğimiz bir işe yaramaz, bildiklerimiz, bizi ablukaya alır, sonra, bildiklerimiz, bir köşede durup bizi sıkıştırırlar… Para üstünü almayı unuturuz, uyumayı, uyanmayı unuturuz, bildik, bütün becerilerimiz, bir anda, bu sıkışma anında, söküğümüzü dikmek için elimize aldığımız iğne birden parmağımıza batar, acı çeker ama acıyı duymayız, bu neyin acısıydı ki, bu kimin acısı…

    Dilimiz, isteriz ki imdadımıza koşsun, ama kelimeler, tıpkı anılar gibi geri çekilince adlar da anlamını yitirince, soru sormamız, cevap vermemiz, bir anlama gelmeyince, tekrar edip, bir makam bulmayınca, kıyaslar, kısıtlanınca, ağız, şişmeden, duygular, balon gibi şişince, evet, çığlık, içe çevirir kendini; konuşsak konuşmuyoruz, sussak susmuyoruz. Bugün günlerden ne, saat kaç, ayın kaçı, her gün aynı, her saat aynı ve bu kadar aynı içinde, bir adım, bir unvanım yoktur ve elbette ki bunlar unutulmuştur. Artık bunların bir anlamı da yoktur. Sinirlensem, kimin umurunda, duyduğum seslerle kim, niye ilgilensin, bir karşılığım yok ki… Benim en yakınımdakiler bile bir karşılık bulmuyor bende… Ne istiyorum ki ben? Hastayım, açıkça bunu söylüyor herkes; insiyatifimi kaybetmişim, kendimi ifade bile edemiyorum, duygularım yalnızca bir çöküntü, elini başıma koy, bir serinlik gelsin alnıma, elimi tut, bırakma beni.”

    “ONUN HALKIN GÖZLERİ İÇİNDE YERİ VARDIR”

    Belleksizleştiğimizi dile getiren Yücel, Aysel Tuğluk’un aynı zamanda hasta bir tutuklu olduğunu da aktararak şunları kaydetti:

    “Gültan Kışanak, hoş bir ödül aldı ama bu ödül, internet sitelerinin ve bir iki gazetenin yalnızca kıssalarında yer aldı; kimi vekillerin twitter hesabında bile bu sevinç paylaşılmadı. Canan Kaftancıoğlu bu ödülü alsaydı, elbette ki vekillerimiz, basın yayınımız, birinci haber olarak verirdi! Niye mi? Çünkü Kaftancıoğlu, bizimle tokalaşırken, yüzü başka yerde, bize bir adam gözüyle bakmıyor, bir vali edasında. Hele Ekrem İmamoğlu olsaydı, şölen yapılırdık. Onlarla bir fotoğrafımız cep telefonumuzda ise zaten dertlerimiz kalmamıştır. Sevinmesini bilmediğimiz gibi, üzülmeyi de unuttuk. Birileri/ onlar istediği zaman seviniyor, istedikleri zaman üzülüyoruz.

    Cezaevinde hasta tutuklular var ve bu tutukluların bazılarının durumu ağırdır. Aysel Tuğluk da bunlardan biridir. Brecht, devrimi çizmek isteyene, hamile bir kadının resmini çiz diyordu. Aysel, bugün çizilmesi, şarkı olarak söylenmesi gereken yüzlerce kadından biridir. Aysel bir simgedir. Yeryüzünde, inandığı ve sevdiği partisi dışında kimsesi de yoktur. Kürtlerin varsa şerefi, o temsil ediyordur. Bir halkın belleği acılarıdır, sevinçleridir. Bunlar bellek oluşturur. Dünyanın hiçbir tragedyasında, Aysel’in yaşadığı tragedyaya benzer bir tragedya olmamıştır: Annesi ölmüş ama cenazesi topraktan çıkartılmıştır. Ölüye saygısızlık ne kadar büyük bir şey ise, Aysel’in hastalığı, bu hastalığa karşı cezaevinde olması ve bunun için hiçbir şeyin, bir kampanyanın bile yapılmaması da o kadar utançtır. Aysel vekil olmayacaktır, parti bir görev veremeyecektir belki ama onun halkın gözleri içinde yeri vardır; toprağın gözü gibidir halkın gözü, tek bir tohumunu dışarı bırakmaz, tek bir bakışı…”

    “KARAKTERİN KADERİNDİR”

    Yücel son olarak; “Kürtler bugün başı dik yürüyorlarsa bu kadınların verdiği kavganın yüzü hürmetinedir. O oy verdiğimiz HDP, kadın partisi, kadın hareketi olarak vardır ve bununla, bütün ona oy veren seçmenler olarak gurur duyarız. Ama İyi partiden bir hadsiz, Pervin Buldan’a ağır sözler eder, kimseden ses çıkmazsa da, durup verdiğimiz oyu düşünmemiz gereklidir; bugünün bilgisi de değildir, İlahi Komedya’dan öğrendiğimiz bir şeydir bu, deriz: “Karakterin kaderindir.” Çok şey de istemiyoruz, “diken gibi sivri bulun dik davran, başına gülden çelenkler örsün devran” dedi.

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

  • ‘Sıraçlar kapalı bir topluluktur, Hakk’a yürüyen can yorganı, yastığı ve elbiseleri ile sırlanırdı’

    ‘Sıraçlar kapalı bir topluluktur, Hakk’a yürüyen can yorganı, yastığı ve elbiseleri ile sırlanırdı’

    PİRHA-Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali’nde düzenlenen panelde konuşan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu; “Sıraçlar, kapalı bir topluluktur. İnançlarıyla ilgili dışarıya bir şey aktarmazlar. Deşifre olmaktan duyulan bir hassasiyet var. Eskiden Hakk’a yürüyen can döşeği, yorganı, yastığı ve elbiseleri ile sırlanırdı. Cenaze hizmetleri en kolay asimile olduğumuz noktadır” dedi.

    Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, “Sıraç Hubyar İnanç Sürekleri” başlığıyla bir söyleşi düzenledi.

    Moderatörlüğünü Aydın Deniz’in yürüttüğü panelde Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuşmacı olarak yer aldı.

    Etkinlikleri, “Tarihi bir buluşma” olarak değerlendiren Deniz, festivalin gelenekselleşmesi gerektiğini belirterek; “Kendimizi ifade etmeye ancak böyle devam edebiliriz” dedi.

    “YOK SAYILMIŞ BİR TOPLUMA FESTİVAL DÜZENLEMEYİ HAZMEDEMİYORLAR”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da, etkinlikten duyduğu memnuniyeti dile getirirken; “İstanbul önemli bir Alevi şehridir. 2010 yılında İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmişti. Fakat Alevi-Bektaşiliğe dair hiçbir şey yoktu. Varlığının yok sayılması kadar yanlış bir şey olamaz. Bu etkinliklere dair de çeşitli tartışmalar sürüyor. Bütün bunları hazımsızlık olarak görüyorum. Yok sayılmış bir topluma, görkemli bir festival düzenlemeyi hazmetmek zor. Fakat kardeşliğin nasıl olacağını görmüş olacaklar” şeklinde konuştu.

    “Hubyar Sultan bu topraklarda yol yürüten erenlerden biridir” diyen Kenanoğlu, ‘Sıraç’ kelimesinin, ‘ışık topluluğu’ anlamına geldiğini söyledi.

    “SIRAÇLAR, KAPALI BİR TOPLULUKTUR, İNANÇLARINA DAİR DIŞARIYA BİR ŞEY PAYLAŞMAZLAR”

    Kenanoğlu, “Sıraçlar, kapalı bir topluluktur. İnançlarıyla ilgili dışarıya bir şey aktarmazlar. Deşifre olmaktan duyulan bir hassasiyet var. Sıraç olmayanlar inançsal anlamda yabancı olarak tanımlanırken; ceme alınmaz, mümkünse onlarla evlilik de yapmazlar. Diğer ocakların biraz asimile olduklarını, kendilerinin ise özü koruduklarına inanırlar” dedi.

    Hubyar kelimesinin, “güzel, sevgili yar” anlamına geldiğini kaydeden Kenanoğlu, “Hubyar Sultan, Osmanlı dönemi Celali isyanlarında aktif olarak yer almıştır. Kaynaklara göre isyanın lideri olarak görülür.

    “RUSYA’NIN KAZAN ŞEHRİNDE DE TALİPLER VAR”

    Yeniçerileri bahane eden Osmanlı, 1826 yılında dergâhı yıkmıştır. Dedeleri sürgün etmiştir. Talip köyleri dağınıktır. Türkiye’nin birçok yerinde talip köyleri vardır. Rusya’nın Kazan şehrinde dahi talipler vardır.

    Alevi tarihinde belki ilk kez bir şey olmuş ve talipler, dedelere “Siz yolu yürütemiyorsunuz, biz yürüteceğiz” diyerek başkaldırmış. Veli Baba ismi burada öne çıkıyor. Ocağa sahip çıkıyorlar. Hakk’a yürüdükten sonrada eşi Anşa Bacı posta oturuyor. Birleştirici bir rol oynuyor. Saldırılara göğüs geriyor. Şam’a sürgün ediliyor. Oradan güçlenerek dönerken, inanç önderi oluyor.

    “ANŞA BACININ MÜCADELESİ BİLİNMİYOR”

    Anşa Bacı Alevi kadın mücadelesinde önemli bir yerdedir. Anşa Bacı’nın Tokat Zile’de verdiği mücadele bilinmiyor. Onun evlatları da hizmet yürütüyor. Anşa Bacı Ocağı olarak tanınıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Kenanoğlu, Hubyar Sultan Dergâh’ının hali hazırda aktif olarak hizmet yürüttüğünü vurgularken; Sıraçların diğer süreklerden farklı olan ritüellerine de değindi.

    “BİZDE CEM VE SEMAH HER ŞEYDİR”

    Kenanoğlu şunları söyledi:

    “Ritüeller açısından en çok bilinen semahın farklılığıdır. Biz, o semahı cemlerde öğreniriz. Eskiden köylerde gece 3’e kadar sürerdi cemler. Onun dışında bizde tevhid vardır. Tevhid çekilir. Hızır orucu 7 gün tutulur. Biz de her şey cem ve semahtır. ‘Saya Cemi’ vardır. Dersim’de ‘Gağan’ olarak bilinen bir şeydir. Yılbaşıdır. Doğanın doğumunu karşılarız Saya Ceminde. İstanbul’da birkaç kez Saya Cemi yaptık. Cemevleri yer vermedi. “Böyle cem mi olur?” dediler. Böyle bir ayrımcılık da gördük.

    “HAKK’A UĞURLAMA TÖRENİ, DÖŞEK, YORGAN, YASTIKLARI İLE GECE YAPILIRDI”

    Düğünlerimizin son gününde de cem olur. Bazılarına garip gelebilir. Ama bizde her şey cemle biter. Biz Sıraç’ız ve böyle inanıyoruz. Hakka yürüme erkânı kimi yerlerde gece yapılır. Sebebi ise Kuran okunmaması, namaz kılınmaması, deyişlerle toprağa verilmesidir. Eskiden Hakka yürüyen can, döşeği, yorganı, yastığı, elbiseleri ile sırlanırdı. Cenaze hizmetleri en kolay asimile olduğumuz noktadır. Bugün, “Bizim göç yolculuğumuz böyle olmaz” dediğimizde kabul etmiyorlar.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDP Milletvekili Kemal Bülbül Alevi derneklerini ve siyasi partileri ziyaret etti

    HDP Milletvekili Kemal Bülbül Alevi derneklerini ve siyasi partileri ziyaret etti

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ve beraberindeki heyet demokratik anayasa tartışmaları ve kayyım atamalarına dair bir dizi ziyaret gerçekleştirdi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ve beraberindeki heyet ‘Demokratik Anayasa’, ‘Yargı Reformu’ ve ‘Demokrasi İttifakı’ görüşmeleri çerçevesinde Antalya’da bulunan CHP İl Örgütü, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Derneği, Kamu Emekçileri Sendikası ve Emek Partisi İl Örgütü ile bir araya geldi.

    Türkiye’nin temel ihtiyacı olan demokratik  anayasa çalışması için CHP Antalya İl Örgütü ile bir araya gelen HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, 12 Eylül darbesinin bugün nezdinde AKP-MHP uygulaması olan Diyarbakır, Van ve Mardin belediyelerine yapılan kayyım atamaları ve İstanbul CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen ceza ile güncelliğini koruduğunu ifade etti.

    Bülbül ve beraberindeki heyetin görüşmeleri Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Derneği, Kamu Emekçileri Sendikası ve Emek Partisi İl Örgütü’ne ziyaretler ile devam etti.

    PİRHA / ANTALYA

  • Kenanoğlu’ndan Soylu değerlendirmesi: Dersim’de halkın içine giremedi-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan Soylu değerlendirmesi: Dersim’de halkın içine giremedi-VİDEO

    PİRHA- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Dersim’e gelmesine ilişkin PİRHA’ya konuşan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Soylu’nun burada yaptığı konuşmanın bizim için bir kıymeti yoktur, burada halkın içerisine giremedi. Konuşmalarını, devletin korumasına sığınarak yaptı” ifadeleri kullandı.

    HABERİN VİDEOSU

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde Dersim’e gelip askeri mevzilerde güvenlik güçleri ve vali ile bir araya gelerek açıklamalarda bulunmuştu.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Birkaç gündür Dersim’deyiz. Dersim’de kayyımlara karşı ses çıkaran halkımızla birlikte oturma eylemini devam ettiriyoruz. Süleyman Soylu Dersim’e geldi fakat Dersimliler kendisini görmediler hiçbir şekilde. Çünkü kendisi halkın arasında yoktu. Havadan da aşağıya inemedi. Helikopterle karakol noktalarına geçtiği ifade ediliyor” dedi.

    “BÜTÜN ŞEHRİ ABLUKA ALTINA ALDIRIP HAREKET EDİYORLAR”

    İktidarın, halkla olan ilişkisinin bundan ibaret olduğunu ifade eden Kenanoğlu, “Güvenlik olgusu da bundan ibaret. Halkın arasına giremiyorlar, halkla birlikte yaşayamıyorlar, halkın arasında dolaşamıyorlar, havadan aşağı inemiyorlar. Aşağı indiklerinde de akreplerle, TOMA’larla bütün konvoylarla bütün şehri abluka altına aldırarak ancak adım atabiliyorlar” diye konuştu.

    Kenanoğlu, “Bütün bunlar, bunların artık bölgede neyi ifade ettiğinin çok net göstergesidir. Burada yaptığı açıklamaların bizim açımızdan hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Kendileri gayri meşru bir şekilde, seçimlerle elde edemedikleri belediyelere bir şekilde gasp ederek el koydular. Bunun kendilerince haklı gerekçelerini oluşturmaya çalışıyorlar. Bunun için de mümkün olduğu kadar ellerinde bulundurdukları medya aracılığıyla her türlü iftirayı atıyorlar” diyerek tepki gösterdi.

    “HALKIN İRADESİ SOKAKLARDADIR”

    Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamalara da şöyle değindi:

    “Sürekli muhalefet partilerini,  baroları, sivil toplum kuruluşlarını, demokratik kitle örgütlerini tehdit eden bir tarz içerisinde hareket ediyor. Zaman zaman belediye başkanlarını tehdit ediyor. Bunu kendisine bir yönetim biçimi, uygulama şekli olarak ele almış.

    Zaten içişleri bakanı bir bakan gibi değil, bir mahalle kabadayısı gibi konuşuyor. Sürekli muhalefet partilerini,  baroları, sivil toplum kuruluşlarını, demokratik kitle örgütlerini tehdit eden bir tarz içerisinde hareket ediyor. Zaman zaman belediye başkanlarını tehdit ediyor. Bunu kendisine bir yönetim biçimi, uygulama şekli olarak ele almış. Dolayısıyla burada halkın içerisine giremedi. Hiçbir şekilde buralarda yoktu. Bulunduğu alanlarda yapmış olduğu açıklamalar da, devletin korumasına sığınarak yapmış olduğu tehditlerdir. Bunların halk açısından ne anlama geldiğini hepimiz çok iyi şekilde biliyoruz. Bu yaklaşımların hepsini reddediyoruz, kabul de etmiyoruz. Netice itibariyle halkın hür iradesi burada, sokaklardadır. Biz burada hiçbir koruma ihtiyacı olmadan, halkımızın içerisinde tek başımıza dolaşabiliyoruz önemli olan budur, bunu yapabilmektir. Buyursunlar kendileri de yapsınlar bunu.”

    “MUAVİYE SİYASETİNDEN FARKLI DEĞİL”

    Muharrem ayının Dersim’de hissedildiğini kaydeden Kenanoğlu, “Muharrem mateminin, Kerbela yasının en çok hissedildiği yerlerden birisi Dersim’dir. Kent olarak da bunu hissedebileceğiniz tek yerde Dersim’dir. Ben bunu çok net bir şekilde burada gördüm. Kerbela’da yaşanan acıların kat kat fazlası Dersim’de yaşanmış. Tüm bu süreçte bu zihniyetin yani Muaviye zihniyetinin temsilcilerinin buralara gelmesinin bizim için bir anlamı vardır. Oradaki zaman zaman tehditkar olarak kullandıkları, geçmişte yaşanan acıları hatırlatma üzerine yürüttükleri siyaseti burada yürütmeye devam ediyorlar. Buna yönelik işaretler de veriyorlar. Zaman zaman bunu açık tehdit olarak da sürdürüyorlar. Biz bunu mecliste de çok yaşadık” diye konuştu.

    Dersim’de geçmişte yaşanan bütün acıları da bir tehdit unsuru olarak insanlara hatırlatıldığını söyleyen Kenanoğlu, “Geldiği yerlerde belli kalekolları dolaşmaktan başka yaptığı bir iş yok. Giremiyorlar, yapamıyorlar çünkü. Havadan aşağı inemedi.  Dolayısıyla bu muharrem ayı bir bütün olarak sürdürdükleri Muaviye siyasetinden farklı olduğunu düşünmüyorum” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/DERSİM

  • HDP’li eski vekil Ferhat Encu tahliye edildi

    HDP’li eski vekil Ferhat Encu tahliye edildi

    PİRHA- Yaklaşık üç yıldır tutuklu bulunan HDP Şırnak eski Milletvekili Ferhat Encu tahliye edildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak eski milletvekili Ferhat Encu, tutuklu bulunduğu Kandıra Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Kandıra Cezaevine giden Encu’nün avukatları tahliye işlemlerini gerçekleştirdi. Yapılan işlemler ardından Encü cezaevinden çıktı. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Mescitsiz Okul Kalmasın’ projesine tepki: Diyanet kafası devletin tüm birimlerinde-VİDEO

    ‘Mescitsiz Okul Kalmasın’ projesine tepki: Diyanet kafası devletin tüm birimlerinde-VİDEO

    PİRHA- MEB’in onayladığı İnsan Vakfı’nın “Mescitsiz Okul Kalmasın” projesine ilişkin konuşan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, “Alevilik gibi bu toprakların birçok kadim inancını asimile etmeye çalışan Diyanet kafası, maalesef devletin tüm birimlerine hâkim olarak geleceğimizi yok etmeye devam ediyor.” ifadelerini kullandı. 

    İnsan Vakfı’nın 2016 yılında başlattığı “Mescitsiz Okul Kalmasın” projesi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylandı. Vakıf Genel Sekreteri Metin Baksi ise “İlk etapta 90 okula mescit yapacağız” dedi.

    Konuya ilişkin HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen Meclis’te konuştu.

    “ALEVİ ÇOCUKLARA DAYATMA”

    “Mescitsiz Okul Kalmasın” projesine tepki gösteren Özen’in konuşması şöyle:

    “Bu projeye göre tüm din dersleri öğrencilere mescitlerde verilecek. Alevilik gibi bu toprakların birçok kadim inancını asimile etmeye çalışan Diyanet kafası, maalesef devletin tüm birimlerine hâkim olarak geleceğimizi yok etmeye devam ediyor. “Mescitsiz okul kalmasın” projesiyle Alevi çocuklarına ibadethanesi olmayan bir yerin dayatılması çok açık ve net insanlık suçudur.” (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu’ndan, TV10 çalışanları ve cemevi başkanıyla görüşme engeline tepki-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan, TV10 çalışanları ve cemevi başkanıyla görüşme engeline tepki-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu Silivri cezaevinde tutuklu bulunan TV10 çalışanları ve Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım’la görüşme talebinin neden yanıtsız bırakıldığını Adalet Bakanlığı’na sordu.

    Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, tutuklu TV10 emekçileri Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç, kameraman Kemal Demir ve geçtiğimiz ağustos ayında tutuklanan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım ile görüşmek üzere Adalet Bakanlığı’na 2 defa başvuruda bulunmuştu.

    Başvurularının yanıtsız bırakıldığını dile getiren Kenanoğlu, bu hukuksuzluğa ne zaman son verileceğini sordu.

    Kenanoğlu Meclis’te konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Adalet Bakanlığı’na yönelik soracağım: Olağanüstü halde KHK ile kapatılan Alevilerin Sesi TV10 yönetici ve emekçilerinden Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç ile Armutlu Cemevi’ne yönelik baskın ve yapılan hakaretleri kamuoyuna duyuran, deşifre eden başkan Zeynep Yıldırım Silivri Cezaevi’nde tutuluyorlar.

    Bu Can’larla görüşme talebimiz her defasında cevapsız bırakılıyor. Bizim bu görüşme engelimizin sebebi nedir? Bu tutuma son verilmesini talep ediyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Yüksekdağ: Barış, demokrasi, özgürlük mücadelesi tasfiye edilemez

    Yüksekdağ: Barış, demokrasi, özgürlük mücadelesi tasfiye edilemez

    PİRHA -HDP’nin tutuklu bulunan eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) faaliyetlerinin suç unsuru yapıldığı birinci fezlekeye dair savunmasını yaptı. Yüksekdağ, “DTK, bu ülkede her eve cenaze gitmesin, alanlarda savaş naraları değil barış talepleri yankılansın diye çalışmıştır. Çalışmalarında yer aldığım için de onur duyuruyorum” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu yargılandığı davanın yedinci duruşması Ankara’da Sincan Ceza İnfaz Kurumu’nda görülmeye başlandı.

    HDP Milletvekilleri ve Avrupa Parlamentosu’ndan bir heyetin izlediği duruşmaya, sarı basın kartı olmayan gazeteciler alınmadı.

    Konuşmasına, yaşamını yitiren HDP eski milletvekili İbrahim Ayhan’ı anarak başlayan Yüksekdağ, “Ayhan’ın vefatı bu ülkenin Meclis’indeki, memleketteki siyaset durumunu çok açık özetliyor. Onun anısı ve mücadelesi önünde minnetle eğiliyorum. Ruhu şad olsun” dedi.

    “ÇÖZÜM SÜRECİ BİTİNCE DTK TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDİLDİ”

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) faaliyetlerinin suç unsuru yapıldığı birinci fezlekesine dair savunma yapan Yüksekdağ, şunları söyledi:

    “Bir ülkede doğrular öldürülüyorsa, birileri de bu doğrulara her şeye rağmen sahip çıkmaya devam edecektir. DTK, Kürt sorununa dair çözümde her zaman ilk muhatap olmuştur. DTK daimi meclisi, geçici birleşenleri, özerk komisyonları ile çalışan bir yapıdan fezlekeler ile terör örgütü uzantısı ilan etmek mantıksızdır.”

    Yüksekdağ, siyasi iktidarın çözüm sürecinden döndüğünde ise DTK’yi ‘terör örgütü’ ilan ettiğine dikkat çekerek, “İktidar partisi, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı DTK ile defalarca mesai yaptı. Bu siyasi iktidarın ikiyüzlü tavırlarından biridir” diye konuştu.

    ‘DTK’NİN KURULUŞUNDA AKP’Lİ VEKİLLER DE YER ALMIŞTI”

    DTK’nin kuruluş sürecinde bazı AKP’li vekillerin de delege olarak yer aldığını hatırlatan Yüksekdağ, şöyle devam etti:

    “DTK, bu ülkede her eve cenaze gitmesin, alanlarda savaş naraları değil barış talepleri yankılansın diye çalışmıştır, her çalışmasına saygı duyarak katılmışımdır. Çalışmalarında yer aldığım için de onur duyuruyorum. DTK ile ilişkili soruşturma yürütmek istiyorsanız bu mahkeme salonları yetmez. Yüzbinlerce insanı yargılayacak bir mahkeme salonu var mı?”

    “BERBEROĞLU BIRAKILDI AMA LEYLA GÜVEN HALA TUTUKLU, NEDEN?”

    Cezaevinde tutuklu bulunan iki milletvekilinden CHP’li Enis Berberoğlu’nun tahliye edildiğine ancak HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in hala tutuklu bulunduğuna dikkat çeken Yüksekdağ, şu ifadeleri kullandı:

    “Siyasi iktidar baştan beri bize rehine muamelesi yaptı. Berberoğlu bırakıldı ama Leyla Güven hala tutuklu, neden? Çünkü o HDP’li. Berberoğlu’nun tutuklanması münferit bir hadiseydi, dokunulmazlıkların kaldırılması HDP’ye yönelikti.”

    “İKTİDAR KENDİ SORUMLULUĞUNU PARTİMİZE ATTI”

    Mahkemeye verilen aranın ardından savunmasına devam eden Yüksekdağ, 6-8 Ekim Kobani protestoları hakkında hazırlanan fezlekeye ilişkin, “Siyasi iktidar, kendi sorumluluğunu partimizin, Selahattin Demirtaş’ın ve bizim üzerimize atmıştır. Siyasi iktidar sorumluluğu muhalefete atamaz. 6-8 Ekim sürecinin gelişini siyasi iktidar görememiş, görmezlikten gelmiştir. Yanı başında süren savaşa karşı kışkırtıcı bir tavır almıştır” değerlendirmesinde bulundu.

    “ADALET TALEP ETMİYORUM”

    Ben HDP Eş Başkanı olduğum için DTK’nin doğal delegesiymişim, eş genel başkan olduğum için de yöneticiymişim. İçler acısı bir iddia. Ben HDP’nin eş genel başkanlığını yapmış birisi olarak başka bir kurumun eş genel başkanı olacağım ve göğsümü gere gere onun arkasında durmayacağım! Her şeyden önce akla aykırı. Adalet talep etmiyorum, en azından gerçeğe biraz saygı duyulabilir. DTK benim yöneticisi olmaktan onur duyacağım bir şeydir ama bir hukuk insanı iddianamede yalan uyduramaz. Bizler yaptığımız çalışmaların sonuna kadar arkasında durduk ve durmaya devam edeceğiz. Türkiye’deki barış, demokrasi, özgürlük mücadelesi tasfiye edilemez.“

    Figen Yüksekdağ, “Örgüt yöneticiliği”, “Örgüt propagandası yapmak”, “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Suç işlemeye tahrik” iddialarıyla tutuklu yargılanıyor. Dosya kapsamında Yüksekdağ hakkında 30 yıldan 83 yıla kadar hapis cezası istenirken, 92 sayfalık iddianamede, Yüksekdağ’ın Demokratik Toplum Kongresi (DTK) içerisindeki faaliyetleri ve diğer eylemleri nedeniyle “örgüt yöneticisi” sıfatıyla cezalandırılması da talep ediliyor. (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Behçet Yıldırım: Anadil temel haktır

    HDP’li Behçet Yıldırım: Anadil temel haktır

    PİRHA- 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle açıklama yapan HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım, “Anadil her insanın en temel hakkıdır, onurudur, anadiline sahip çıkan herkesi farklı anadillerine saygı göstermeye çağırıyoruz” dedi.

    21 Şubat Dünya Anadili Gününe ilişkin yapılan açıklamalar, eylem ve etkinliklerle kutlanıyor. Konu ile ilgili açıklama yapan HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    21 Şubat, Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından ‘Dünya Anadili Günü’ olarak kabul edilmiştir. Anadili kullanımı ve anadilinde eğitim hakkı birçok uluslararası sözleşme ve anlaşmayla güvence altına alınmıştır” ifadelerini kullanan Yıldırım şöyle devam etti:

    “ANADİLDE EĞİTİM VEREN KURUMLAR KAPATILDI”

    “Ancak AKP iktidarı tekçi zihniyetle yönetildiği için, maalesef ki Türkçeden başka hiçbir dile, hiçbir kültüre tahammül etmeyip, kendisinden olmayan tüm farklı dil, kültür kurumlarını 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle KHK’larla kapatmıştır. AKP’nin KHK’larla kapatmadığı kurumları da hukuksuz bir şekilde işgal edilen belediyelere atadığı kayyumlar asimile etme, yok sayma ve yine kapatarak tekçi zihniyetini her yerde yürürlüğe koymuştur. Kayyumlar tarafından anadilinde eğitim veren kreşler kapatılmıştır. Çok dilli çok lehçeli tabelalardaki ibareler, kaldırılmıştır” dedi.

    “ANADİL TEMEL BİR HAKTIR”

    “Anadilinin önemi ve gerekliliğinin yanı sıra, sosyal, toplumsal, pedagojik ve insanı boyutu yeterince tartışılmadığı ve bilince çıkmadığı sürece Dünya Anadili Günü’nün anlamını ve önemini anlamak mümkün olmayacaktır” diyen Yıldırım, “21. Yüzyılda Şırnak’ta bir öğretmenin sınıfın panosuna “Kürtçe konuşmayacağım”, “Ders içinde konuşmayacağım” şeklinde yazılı kâğıtları asmış olması ülkenin politikalarının bir özetidir.Bireylerin anadilleri dışında sonradan öğrenilen ikinci, üçüncü diller o dillerle iletişim kurmayı sağlasa bile, asla insanın kendi anadili gibi olamamaktadır. Bu vesileyle dünya halklarının 21 Şubat Dünya Anadili gününü kutluyor, anadil her insanın en temel hakkıdır, onurudur, anadiline sahip çıkan herkesi farklı anadillerine saygı göstermeye çağırıyoruz” dedi.

    Mustafa YÜKSEL-ADIYAMAN