PİRHA-Zini Gediği İnisiyatifi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ‘Helalleşme’ kapsamında 8 Ağustos Pazartesi günü saat 16.00’da Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde yapılacak anmaya davet etti.
84. yılında Zini Gediği Katliamı protesto edilerek, katledilenler anılacak. Anma 8 Ağustos Pazartesi günü saat 16.00’da Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde yapılacak.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Helalleşme’ kapsamında 28 Aralık 2011 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait uçakların bombalaması sonucu 34 kişinin öldürüldüğü Roboski’ye gitmişti.
Zini Gediği İnisiyatifi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ‘Helalleşme’ kapsamında 8 Ağustos Pazartesi günü saat 16.00’da Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde yapılacak anmaya davet etti.
“KILIÇDAROĞLU’NU ZİNİ ANMAMIZA DAVET EDİYORUZ”
Zini Gediği İnisiyatifi tarafından yapılan yazılı açıklamada, “38’de Zini Gediği’nde katledilen 100’e yakın masum insanı anacağız. Özel alana çekilmiş Zini travmasının toplumsal dayanaklarını bularak, kamusal alanda sorgulayarak, bir daha asla bu tür acıların yaşanmamasının ortak bilincinin oluşmasını sağlamak için kayıp yakınları ve sivil toplum kurumları bir araya geleceğiz. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ‘Helalleşme’ kapsamında Roboski’ye gittiği şu günlerde, Zini anmamıza davet ediyoruz” denildi.
PİRHA-TSK uçaklarının bombardımanı sonucu 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski’de katledilenlerin aileleri ile bir araya gelen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Acı sadece sizin acınız değil, bu memlekette vicdanı olan herkesin acısı. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Sizin evlatlarınız bizim de evlatlarımızdır. Devletin sizinle helalleşmesi lazım. Olayı aydınlatacağıma dair söz vermek için buraya geldim. Ölenler geriye gelmeyecek, bunun farkındayım. Ama bir şekilde annelerin acılarının dindirilmesi gerekiyor” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile birlikte 28 Aralık 2011 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait uçakların bombalaması sonucu 34 kişinin öldürüldüğü Roboski’ye gitti. ‘helalleşme’ kapsamındaki ziyarette, Kılıçdaroğlu‘na CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Uludere Alt Komisyonu’nun 15 ay süren çalışmalarında görev yapan CHP Ankara Milletvekili Levent Gök de eşlik etti.
“OLAYI AYDINLATACAĞIMA DAİR SÖZ VERMEK İÇİN BURAYA GELDİM”
Roboski’de katledilenlerin aileleri ile bir araya gelen Kılıçdaroğlu, “Acı sadece sizin acınız değil, bu memlekette vicdanı olan herkesin acısı. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Sizin evlatlarınız bizim de evlatlarımızdır. Devletin sizinle helalleşmesi lazım” dedi. Görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklama yapan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“28 Aralık 2011 tarihinde burada çok acı bir olay gerçekleşti. 34 evladımızı kaybettik. Bunların 18’i, 18 yaşından küçüktü. Acı hala dinmiş değil. Eğer ülkeye adalet gelecekse bu acının dindirilmesi lazım. Olayın aydınlatılması lazım. Olayı aydınlatacağıma dair söz vermek için buraya geldim. Adalet olmalı, olay aydınlatılmalı. Aydınlatıldıktan sonra ancak helalleşme olabilir. Ölenler geriye gelmeyecek, bunun farkındayım. Ama bir şekilde annelerin acılarının dindirilmesi gerekiyor. Anneler hala evlat acısıyla yaşıyorlar. Adalet istiyorlar bizden. Biz bu adaleti sağlayacağız. Eğer adaleti sağlarsanız, toplumda kucaklaşmayı, huzuru, barışı sağlamış olursunuz. Aksi halde annelerin yüreğindeki ateş sönmüyor, sönmeyecek.”
PİRHA- Maraş Katliamı’nın tanıklarından Veli Bozkurt, o günleri “Unutmak zor, gerçekten çok zor, insan unutmak istiyor” diyerek anlatıyor ve yüzleşme olmadığı için sonrasında Maraş Katliamı gibi katliamların yaşandığının altını çiziyor.
Maraş Katliamı’nın üzerinden 43 yıl geçti. Öncesinde ve sonrasında yaşanan katliamlar gibi Maraş Katliamı’nda da ne adalet sağlandı ne de yüzleşme yaşandı. O günün acılarıysa bugün hala devam ediyor.
Maraş Katliamı’nın tanıklarından Veli Bozkurt, “Zor gerçekten çok zor, insan hatırlamak istemiyor, unutmak istiyor” diyerek 43 yılı özetlerken, nedenini ise yüzleşmemek ve katliamın hesabının verilmemesi olarak açıklıyor.
Hesabının verilmemesi ve yaşananların açığa çıkartılmamasından kaynaklı “Unutamıyoruz, o halen uykularımızda içimizde, biz yanıyoruz” diyen Veli Bozkurt, katliamı yapanların yaptıklarından ‘pişman’ olmadıklarının altını çiziyor.
“BEŞ KİŞİYİ YAKARAK ÖLDÜRDÜLER”
“Onlar yaptıklarıyla mutlular. Halen Maraş’ta Maraş Katliamı’nı savunan Maraşlılar var” diyen Veli Bozkurt, 43 yıl öncesini şu sözlerle anlatıyor:
“Cenazelerin olduğu gün abimle en son görüşmemdi. Biz üç kardeştik. Aynı evde kalıyorduk. Abimde geçici olarak bizim yanımıza gelmişti. Sabah kalktığımda ‘abi bugün miting var, cenazeler kaldırılacak, dikkatli ol’ dedim. O da gülümsemedi ve beni okşadı öptü, ‘Bir şey olmaz ben dikkatliyim’ dedi. Ben evden çok erken saatlerde ayrıldım tatlı satmaya gittim abimi en son görüşüm oydu.
Sabah oluyor evin etrafını sarıyorlar saldırıyorlar ve yakıyorlar. Ufak kardeşim yaralı kaçıyor. Biz bir daire de iki aile oturuyorduk. Diğer ailede ev sahibi onun eşi o zaman 20 yaşlarında bir oğlu o aileden beş kişiyi yakarak öldürüyorlar, ufak çocuklarda kalıyor.
Bende bu orada Kara Maraş tarafında tarafında tatlıya gitmişim. İki gün sonra geldim askerler benim kardeşimin (Hacıbektaş) yaralandığını hastanede olduğunu söylediler hastaneye gittim, abimin daha sonra öldüğünü söylediler.”
‘KIZILBAŞ’TIR BUNLAR’ DİYEREK KATLİAMI YAPTILAR’
‘Yakanlar kimler?’ diye sorumuza ise Veli Bozkurt, şunları aktararak cevap veriyor:
“Yakanlar o zaman sıvacı Cuma diye biri dediler. Bizim yakın komşumuz. ‘Kızılbaş’tır bunlar’ diyerek katliamı yaptırıyor. Biz de o olaylardan 3, 4 gün önce biz onlara yardımcı olmuştuk. Kışlık odunlarını almışlardı, taşımalarına yardımcı olmuştuk. Yakanların kim olduğu da belli değil. Beş kişi yargılandı çıktı gittiler. O zaman ifadeye ben gitmedim benim kardeşim gitmişti. 1, 2 sefer gitti oda daha sonra gitmedi. Kardeşim bunun acısını, sıkıntısını çok yaşadı, psikolojik tedavi de gördü.
O zaman sordular ismini söyledim burada yok dediler, cenazeleri göstermediler morgda burada yok aşağı mezbahanın soğuk hava deposuna oraya götürdüler amcamın çocuklarıyla beraber oraya gittik, orada gördük.
Oradan cenazeyi aldık, götürdük bir Maraş mezarlığına gömdük. Daha sonra da köye döndük. Annem babam çok büyük acı çekti büyük acılar içeresinde yaşadık. Şu an abimin mezarının görsek, kemiklerini alıp köye getireceğim, annemin mezarının üstüne gömeceğim.”
“43 YILDIR MEZAR YERİNİ BULAMIYORUZ”
Kardeşinin mezarını daha sonra bulamadıklarını anlatan Veli Bozkurt, “Mezar yeri belli değil. Sait Sönmez arkadaşımız ilgilendi, hala da ilgileniyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürdü. İç hukuk bir şey de kalmadı şu an. Zaten herhangi bir hukuk ve bir şeyde yok. 5 senedir de olduğu yerde duruyor” diyerek yaşanan hukuksuzluğa işaret etti.
“AYNI ZİHNİYETLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için gittikleri Maraş’ta aynı manzarayla karşılaştıklarında dehşete kapıldıklarını ifade eden Veli Bozkurt, şunları dile getirdi:
“Yukardan baktık adamların sesleri geliyor, bağırıp çağırıyorlar, slogan atıyorlar, hakaret ediyorlar, küfür ediyorlar. Bana da o zaman bir emniyet amiri “toparlanın bir an önce gidin. Ben bile durduramıyorum’ dedi. Kaçtık oradan. Daha sonra ben telefonla oradan biriyle görüştüğümde ‘iyi ki gittiniz, gitmeseydiniz ikinci bir Maraş Katliamı olurdu. Yaşananları bir Maraşlı ile konuştuğumda yaşananları lanetliyorum dediğimde aynı kelimeyi bana kullandı ve Alevilerin ülkenin başına ‘bela’ olduğunu söyledi. Böyle bir zihniyetle karşı karşıyayız.”
Devletin Maraş Katliamı’yla yüzleşmek istemediğini vurgulayan Veli Bozkurt, aynı olayların halen devam ettiğini belirtiyor.
PİRHA-Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede, “Bu düzenle, düzenbazlarla, katillerle, bizleri Şiileştirenlerle helalleşmeyeceğim” dedi. Diyanetin ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasını isteyen Metin, hükümet ve belediyeler kanalıyla yapılan cemevlerini Alevi toplumunun kabul etmemesi gerektiğini ifade etti.
Gerici Yeni Akit gazetesi önceki gün attığı manşetinde Sivas Katliamı’nın katillerini ‘mazlum’ diye niteledi. 2 Temmuz 1993’te şeriat isteyen gericiler, Sivas Madımak Oteli’ni yakarak 33 aydını ve 2 otel çalışanını katletmişlerdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çağrısının ardından Akit Gazetesi katliamcılar için ‘helalleşme’ çağrısında bulundu.
Akit manşetinde katliamın sanıklarının yeniden yargılanmasını talep ederek şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’nin en karanlık dönemi olan 90’lu yılların derin operasyonu Madımak olayı sebebiyle cezaevine doldurulan mazlumlar da helalleşmeyi beklerken, hukukçular, 28 yıldır zulmün bir an önce bitmesini istiyor.”
Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin Dede, Akit Gazetesi’nde Sivas Katliamı’nı gerçekleştiren katiller için ‘mazlumlarla helalleşmek gerekir’ içeriğiyle yazılan yazıya ilişkin konuştu. Metin, devletin yapmış olduğu tüm katliamlar için özür dilemesi gerektiğini belirterek, Alevi toplumunun katliamları ve katilleri asla unutmayacağını ve affetmeyeceğini vurguladı.
“BU DÜZENE, BU DÜZENBAZLARA HAKKIMI HELAL ETMEM”
Yapılan katliamlar için devletin özür dilemesi gerektiğini ifade eden Metin, “İnsan yakan, insanlara kıyan, vuran, katleden adamın mazlum olması mümkün değil. Sivas, Maraş, Koçgiri, Dersim’le, daha sonra Uludere ile Diyarbakır ile helalleşmek gerekir. Özür dilenmesi gerekiyor. Biri çıkacak diyecek ki, ‘Biz tarihten beri Şeyhülislam fetvasıyla sizi katlettik. Bundan dolayı hem Alevi toplumundan hem de tüm ezilenlerden özür diliyoruz.’ Asıl olarak devletin özür dilemesi gerekir. Helalleşelim deniyor ama ben hakkımı bu düzene, bu düzenbazlara helal etmiyorum. Bu mümkün değil. Devlet yaptığı hiçbir katliam için özür dilemedi şimdiye kadar. Hala kendini haklı göstermeye çalışıyorlar bu konularda. Bize benzeyeceksiniz, bizim gibi olacaksınız, bizim gibi düşüneceksiniz, bizim gibi inanacaksınız diyen adamla ben niye helalleşeceğim, bu mümkün mü?” şeklinde konuştu.
Herkesin istediği inanca göre yaşaması gerektiğini ve bunun ortamının da devlet tarafından sağlanması gerektiğini vurgulayan Metin sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bizim Sünnilikle, camilerle bir alıp veremediğimiz yoktur. Herkes istediğine inanmakta özgürdür. Kendisi inansın ama beni kendisine benzetmeye çalışmasın. Şiileştirmeye, Caferileştirmeye çalışmasın. Bir defa bizim davamız devam ediyor, yaramız hala sarılmadı. Bundan önce de Ankara’da Atatürk Spor Salonu’nda Cem Vakfı ile beraber bir cem yaptılar. O zaman Ali Rıza Gülçiçek CHP’den milletvekiliydi. Madımak’ın ‘utanç müzesi’ olması için bir imza toplamışlardı. Orada hayır diyenler geldiler, ceme oturdular. Orada oturanlara helallik veriyor musunuz? Bunlar daha dün oylama yaptılar, hayır oyu verdiler. Hayır oyu vermek ben yakanların tarafıyım demektir. Ankara’da Sivas davasının mahkemesinde ben de oradaydım. Yakanları yargılamadılar. Davayı zaman aşımına uğrattılar ve vatanımıza milletimize hayırlı olsun dediler. Bu helalleşme işinde, evet biz barıştan yanayız ama bize bunları yapanları affetmeyiz.”
“ALEVİLER, HÜKÜMET KANALIYLA YAPILAN, BELEDİYELERİN YAPTIĞI CEMEVLERİNİ KABUL ETMESİN”
Alevi toplumunun Anadolu’nun kadim halklarından biri olduğunu söyleyen Hüseyin Gazi Metin Dede, “Bu toplum öyle bir toplum ki 1400 yıllık Kerbela’yı ve ondan bu yana yaşanan olayların hiçbirini unutmadılar. Unutması da mümkün değil. Bizim en canlı tarihimiz şairlerimiz, ozanlarımız, sanatçılarımız var. Alevilerden bir ricam var. Bir Alevi dedesi olarak hükümet kanalıyla yapılan cemevlerini kabul etmesinler, belediyelerin yaptığı cemevlerini kabul etmesinler. Biz kendi alnımızın teriyle cemevimizi yaparız. Doğanın her yeri bize cemevi. Dağda yaparım cemimi, mağarada yaparım cemimi, odada yaparım cemimi, her yerde yaparım. Bizim için her yer cemevi. Sonra cemi biz cennet için yapmıyoruz ki, biz bu dünyada kâmil insan olmak için cem yapıyoruz” dedi.
“BU ÜLKEYE İYİLİK EDECEKLERSE DİYANETİ VE ZORUNLU DİN DERSLERİNİ KALDIRSINLAR”
Asıl olanın bu dünyada iyilikler, güzellikler yaratmak olduğunun altını çizen Metin, “Biz bu dünyada güzel yaşayalım da ahirette ne olur bilmiyorum. Helalleşmeyle falan uğraşmasınlar. Bu dünyada bir iyilik etmek istiyorlarsa, Diyanet’i kaldırsınlar, zorunlu din derslerini kaldırsınlar. Devleti yönetenler dinlerden, inançlardan, elini çeksinler ve herkese aynı mesafede olsunlar. Alevi köylerine cami yapmasınlar. Bizim isteklerimiz çok açık ve belli, Diyanet’in kaldırılmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, katliama uğrayanlardan özür dilenmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Yazar Mehmet Kabadayı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çıkışına ilişkin PİRHA’ya gönderdiği açıklamada, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında Alevi toplumunun mağduriyetlerine dair tek cümle olmadığını söyledi. Kabadayı, “Helalleşme ile yüzleşmeyi karıştırmamak gerekir. Önce yüzleşmek gerekiyor” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 16 Kasım günü Meclis grup toplantısında yaptığı ‘helalleşme’ konuşması gündemdeki yerini koruyor. ‘Helalleşme’ çıkışının ardından tartışmalar da sürüyor.
Yazar Mehmet Kabadayı da, Kılıçdaroğlu’nun sözlerine ilişkin PİRHA‘ya gönderdiği açıklamada “Helalleşmeden önce yüzleşmek gerekiyor. Yoksa helalleşmek kendi başına bir şey ifade etmez ve yüzleşme olmadan tek başına helalleşmenin bir anlamı da olmaz. Kılıçdaroğlu, CHP’nin kurumsal kimliğini temsilen, CHP döneminde yaşanılan soykırım, sürgün, katliam ve mağduriyetlerden başlayarak yüzleşmeyi başlatabilir” ifadelerini kullandı.
“HELALLEŞME İLE YÜZLEŞMEYİ KARIŞTIRMAMAK GEREK”
“Biliyorsunuz; Helalleşme bir dini kavramdır. Helalleşmeyle, yüzleşmeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor” diyen Kabadayı, Alevilikteki ‘rızalaşma’ kavramına değinirken; “Biz Aleviler, rızalaşma (rıza hukuku içinde razı olma) deriz! Bu çağrı kimi taraftan tepkiyle, kimi taraftan ise ilgiyle karşılandı, tartışılmaya değer bulundu” diye konuştu.
“ALEVİ TOPLUMUNUN MAĞDURİYETLERİNE DAİR TEK CÜMLE YOK”
Kabadayı, Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çağrısında yer almayan katliamlar olduğunu hatırlatara, şunları söyledi:
“Farkındaysanız, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bu helalleşme çağrısında Zilan katliamı (1930) yok, Dersim soykırımı (1937-1938) yok, Çorum katliamı (1980) yok, Gazi Katliamı (1995) yok. Asimilasyonun ilk vurduğu şey kadınlar ve çocuklardır. Hangi etnik kimlikte ve hangi inançta olur ise olsun çocuklara yönelik ayrımcılık insan hakları ihlalidir. Bir insanın dilini ve inancını yasaklamak, üzerinde baskı uygulamak ve de asimile etmek bir insanlık suçudur.
Alevi çocukları yıllardır (40 yıl) uygulanan zorunlu din dersleriyle baskılanıp, asimile ediliyor. Bu dersle geleceğimizi elimizden alıyorlar. Yapılan “helalleşme” çağrısında bu konuya dair tek cümle yok. Dahası Alevi toplumunun mağduriyetine dair cümle, tek kelime yok. Bütün bunlar, neden yok, niçin yok bunu birçoğumuz biliyoruz. Bu da bir başka tartışma konusudur.”
“HELALLEŞMEDEN ÖNCE YÜZLEŞMEK GEREKİYOR”
Kabadayı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Naçizane bana göre, her şeyden önce son yüz yılda bu ülkede katliama, asimilasyona, sürgüne maruz kalanların ve mağdur edilen toplum kesimlerinin mağduriyetlerini ortadan kaldırmak gerekir. Mağduriyetlerin ortadan kaldırılması içinde yüzleşmenin gerçekleşmesi gerekir. Yani helalleşmeden önce yüzleşmek gerekiyor. Yoksa helalleşmek kendi başına bir şey ifade etmez ve yüzleşme olmadan tek başına helalleşmenin bir anlamı da olmaz. Sormak gerekiyor, “neyse bir hata oldu, haydi helalleşelim ve unutalım demek ne kadar doğrudur ve de insanlığa karşı işlenmiş suçlar da helalleşme olur mu?
“Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 16 Kasım Salı günü yaptığı “helalleşme” çağrısına, CHP Genel Başkanı olarak yani CHP’nin kurumsal kimliğini temsilen, CHP döneminde yaşanılan soykırım, sürgün, katliam ve mağduriyetlerden başlayarak yüzleşmeyi başlatabilir. CHP döneminde yaşanmış olan soykırım, sürgün, katliam ve mağduriyetler için özür de dileyebilir. Buna engel hiçbir durum da yoktur.”
NE OLMUŞTU?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 16 Kasım Salı günü Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Sivas, Kahramanmaraş mağdurlarıyla helalleşeceğiz. Diyarbakır hapishanesi mahkûmlarıyla helalleşeceğiz. Mahalleleri gasp edilip sürülen romanlarla helalleşeceğiz. Varlık vergileri altında inim inim inleyen azınlıklar, 6-7 Eylül olaylarının mağdurlarıyla helalleşeceğiz. Mahkemelerle süründürülen askerlerimiz ve aileleri ile helalleşeceğiz. Başı kapalı kızlarımızla, Roboski’yle, Ali İsmail Korkmaz’ın ailesiyle, Soma ile helalleşeceğiz. Oğuz Arda Sel’in annesiyle, Ahmet Kaya’yla helalleşeceğiz dedi ve 28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.
PİRHA- Cumartesi Anneleri, kaybedilen yakınlarının akıbetlerini sormak için her hafta düzenledikleri eylemlerinin 869’uncusunu yaptı. Ağabeyi Hayrettin Eren’in akıbetini sorgulayan İkbal Eren, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” açıklamasına dair, “Helalleşmek ile yüzleşmeyi karıştırmayalım. Bu zulmü bize yaşatanlarla helalleşmem” dedi.
Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetlerini sormak ve faillerin yargılanması için her hafta düzenledikleri eylemlerinin 869’uncusunu gerçekleştirdi. Online yapılan eylemde, 21 Kasım 1980’de İstanbul Saraçhane’de polislerce gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hayrettin Eren’in akıbeti soruldu.
Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, 5 kişinin tanıklığına rağmen ağabeyinin akıbetinin ortaya çıkarılmadığına dikkati çekti. Eren, adaletin işletilmediğine işaret ederek, “41 yıldır adalet mücadelesi veriyoruz. Bu mücadele sırasında annelerimizi, babalarımızı, kardeşlerimizi yitirdik. Annem ve babam oğullarının akıbetini öğrenemedi ve yasları hiç bitmedi. Onların bıraktığı mücadeleyi kaldığı yerden biz devam ediyoruz” dedi.
“MEHMET EYMÜR’ÜN KAYIPLARIMIZIN FAİLİ OLDUĞUNU SÖYLEDİK”
Türkiye’de son aylarda “anormal” durumların yaşandığını söyleyen Eren, “Mafya babası (Sedat Peker) çıkıyor ve Mehmet Ağar’ı işkenceci ve faili meçhul cinayetlerin sorumlusu olarak ihbar ediyor. Mehmet Ağar’ın kendisi de ‘Bir tuğlayı çekersem duvar yıkılır herkes altında kalır’ diyerek kendisini ihbar etmişti. Eğer varsa bu ülkenin savcıları hadi bizi duymadınız bu mafya babasını ve Mehmet Ağar’ı da mı duymuyorsunuz? Mehmet Eymür işkence yaptığını ve insanlık suçu işlediğini gönül rahatlığıyla itiraf ediyor. Biz de sürekli ‘failler belli kayıplar nerede?’ diye sorduk. Mehmet Eymür’ün kayıplarımızın faili olduğunu söyledik. Cumartesi Annelerine dava açan savcılar bu caninin kendisini de mi duymuyorsunuz?” diye sordu.
HELALLEŞME VE HESAPLAŞMA
Eren, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” çağrısına da değindi. Eren, şunları söyledi:
“Benden ne yapmam isteniyor? Ağabeyime işkence yapan, öldüren, cansız bedenini ortadan kaldıranlarla ‘neyse oldu bir hata hadi helalleşelim ve unutalım’ demem mi bekleniyor? Bu katillerin yargılanıp ailemle yüzleşmesi her zaman istediğimiz bir şeydir. Ama helalleşmek ile yüzleşmeyi karıştırmayalım. Helalleşmek derseniz asla ağabeyimin yaşam hakkını elinden alan 41 yıldır bu zulmü bize yaşatanlarla helalleşmem söz konusu bile olamaz.”
SORUMLUSU DEVLET
Haftalık basın metnini okuyan Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı, Eren’in kaybedilmesinde sorumluluğun devlete ait olduğunu vurguladı. Faillerin korunmasının bir devlet politikası olduğunu söyleyen Yarıcı, “Gözaltında kaybetmelerle ilgili açılan soruşturmalar, maddi ceza hukukuna aykırı yürütüldüğü için suça karışan kamu görevlilerinin ortaya çıkarılmasını, yargılanarak cezalandırılmasını hukuken imkansız kılıyor. Öyle ki üst düzey güvenlik bürokratlarının kamu görevlilerinin devletin bilgisi dahilinde işlediği işkence, kaybetme, siyasi cinayet itirafları devlet nezdinde sessizlikle karşılanarak, normalleştirilmek isteniyor” şeklinde konuştu.
İNSANLIĞA KARŞI SUÇ
41 yıldır akıbeti gizlenen Hayrettin Eren için adalet talep eden Yarıcı, şöyle devam etti: “Sosyalist kimliği ile bilinen 26 yaşındaki Hayrettin Eren, İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül darbe koşullarında hakkında arama kararı vardı. Darbenin hemen ardından 21 Kasım 1980 tarihinde İstanbul Saraçhane’de bir arkadaşı ile birlikte gözaltına alındı. Önce Karagümrük Karakolu’na oradan da Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Hayrettin Eren’in gözaltına alınırken kullandığı otomobil Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’nün bahçesindeydi ama ailesine ‘Oğlunuz burada yok’ denildi. Onu karakolda tutulurken ve siyasi şubede işkence ile sorgulanırken gören çok sayıda tanık vardı ama gözaltına alındığı inkar edildi. 3 kuşaktır Hayrettin’i arayan ailesinin tüm başvuruları 41 yıldır sonuçsuz bırakıldı. Hayrettin Eren’in bilinen failleri cezasızlıkla korunduğu için işkence, kaybetme, siyasi cinayetler gibi insanlığa karşı suçları işlemeye devam etti.”
Yarıcı, olayın aydınlatılması ve sorumluların bulunmasının savcıların ve mahkemelerin görevi olduğuna işaret ederek, “Kaç yıl geçerse geçsin Hayrettin Eren için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 170 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.