PİRHA- Kayıpları için adalet arayan ve Adalet Platformu’nu kuran aileler, Çağlayan Adliyesi önünde bir araya gelerek açıklama yaptı. Aileler; “Türkiye’de insanlık suçu işleniyor. Ve artık biz dedik ki, biz artık insanlık suçu işlenmesine ‘dur’ diyelim. Acılı aileler olarak şunu söylüyoruz; bizi uyutmayanları biz de uyutmayacağız” dedi.
Aralarında Rabia Naz Vatan, Berkin Elvan, Pınar Gültekin, Burak Oğraş, Umut Gündüz, Oğuz Arda Sel, Zeynep Arslan ve Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin de bulunduğu yakınlarını kaybeden aileler, adalet talebiyle bir araya geldi. Adalet arayan aileler olarak ‘Adalet Platformu’ kurduklarını belirten aileler Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.
Aileler kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyarak ‘Herkes için Adalet’ yazılı pankart açtı. Eylemde sık sık, ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz’, ‘Adalet istiyoruz’ sloganları atıldı. Açıklamada Aileler tek tek söz alarak taleplerini dile getirdi.
“ARTIK İNSANLIK SUÇU İŞLENMESİNE ‘DUR’ DİYELİM”
Giresun’da evlerinin önünde yaralı bulunan ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz’ın babası Şaban Vatan yaptığı açıklamada; “Biz acıları bizzat yüreğimizde yaşadık. Rabia Naz’ın, Burak Oğraş’ın, Berkin Elvan’ın daha niceleri hepsinin acılarını bizzat kendimiz, aynı acılarımız gibi yaşadık. Çünkü Türkiye’de insanlık suçu işleniyor. Ve artık biz dedik ki, biz artık insanlık suçu işlenmesine ‘dur’ diyelim. Ve hep birlikte ayağa kalkalım dedik ve organize olup buraya geldik” dedi.
“BİZİ UYUTMAYANLARI BİZ DE UYUTMAYACAĞIZ”
Alkollü Sürücü Çağdaş Şenyüz’ün ölümüne neden olduğu Bisiklet Sporcusu Umut Gündüz’ün babası Menderes Gündüz ise konuşmasında; “Sizin mahkemelerinizden sonuç çıkmayacaksa bizim oluşturduğumuz kamuoyu ile biz sizi yargılayacağız. Acılı aileler olarak şunu söylüyoruz; bizi uyutmayanları biz de uyutmayacağız” ifadelerini kullandı.
“ARTIK YETER DİYORUZ”
Antalya’da 2011 yılında bir otelde şüpheli şekilde yaşamını yitiren 16 yaşındaki Burak Oğraş’ın babası Murat Oğraş, adalet sağlanana kadar mücadele etmeye devam edeceğini belirterek; “Adalet sisteminin gerektiği gibi işletilmemesi katilleri daha da cesaretlendirmektedir. Adalet Platformu çatısı altında toplanmış olan bizler, bu bozuk düzenin mağdurları olarak artık yeter diyoruz” dedi.
“BÜTÜN GERÇEKLERİN ÜZERİ ÖRTÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim de söz alarak şunları dile getirdi:
“Bu ülkede kadınlar kendi hayatlarına dair karar vermek istediğinde, eşit özgür yaşamak istediğinde erkek şiddetiyle öldürülüyor. Artık erkekler, kadınları öldürüyor bir de delilleri karartıyor. Katiller serbest geziyor, şüpheli ölüm davalarında bütün gerçeklerin üzeri örtülmeye çalışılıyor. Kadınların, kız çocuklarının eşit özgür yaşaması için, çocuk istismarının sonlandırılması için İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması şart. Bu yüzden bizler İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz ve her cümlemize İstanbul Sözleşmesi’yle başlayacağız.”
PİRHA-Umut Gündüz’ün ailesi 1 Ağustos’ta başlattıkları ‘Umut İçin Adalet, Herkes İçin Adalet Turu’nu tamamladı. Yaptıkları turu değerlendiren Asuman ve Menderes Gündüz, “Aslında şehirlerimiz, kentlerimiz, çocuklarımızın yaşları farklı olsa da bizi birbirimize yaklaştıran birinci neden acılarımız, ikinci neden de hukuksuzluk ve adaletsizliktir. 1 Ekim’de Meclis’in açılacağı gün adaletsizliğe uğramış aileler olarak ortak bir eylem planımız var” dedi.
Geçtiğimiz yıl Çağdaş Şenyüz adlı alkollü bir sürücü tarafından öldürülen 19 yaşındaki bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün ailesi ‘Umut İçin Adalet, Herkes İçin Adalet Turu’nu tamamladı.
Gündüz ailesinin adalet talebi için yaptığı tur, 1 Ağustos-30 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşti. 1 Ağustos’ta Ankara’dan yola çıkan Gündüz ailesi Urfa, Hatay, Adana, Mersin, İzmir, Manisa, İstanbul gibi birçok ili gezerek adaletsizliğe maruz kalmış aileleri ziyaretlerde bulundu ve adalet turunu 30 Ağustos’ta İstanbul’da sonlandırdı.
Yaptıkları turu PİRHA’ya değerlendiren Umut Gündüz’ün anne ile babası Asuman ve Menderes Gündüz, adalet isteyen tüm kesimlerle birlikte 1 Ekim’de Meclis’in önünde olacaklarını belirterek, duyarlı herkesi eyleme destek vermeye çağırdı.
“ASLINDA KİMSENİN YAŞANAN HUKUKSUZLUKLARDAN BU DENLİ HABERLERİNİN OLMADIĞINI ÖĞRENDİK”
Tur süresince birçok aile ile görüştüklerini ve her ailenin tek talebinin adalet olduğunu ifade eden Gündüz ailesi şunları dile getirdi:
“Toplamda 32 aile ile görüştük ve yola çıktık. Bu ailelerle birebir temasta bulunduk. Yani evlerinde kaldık, onlarla yemek yedik, onlarla o günlük hayatı paylaşarak neler yaşadıklarını, uğradıkları adaletsizlikleri dinledik. Birbirimize destek olduk. Toplamda ise dernek ya da vakıf üzerinden 515 aile ile temasa geçtik. Mesela dernek ve vakıf üzerinden Çorlu Tren Katliamı aileleriyle, Soma Maden Katliamı aileleriyle, Suruç Katliamı aileleriyle, 10 Ekim Gar Katliamı aileleri ile temasa geçtik ve görüştük. Bu rakamlar bizim için gerçekten önemli ve aynı zamanda büyük rakamlar. Bulunduğumuz şehirlerde ayrıca mutlaka baroları ziyaret ettik. Savunmanın tarafı oldukları için kendilerini birebir adaletsizliği yaşamış aileler olarak bilgilendirdik. Süreç hakkında bilgi verdik ve bulundukları illerde veyahut Ankara’da davaya gözlemci sıfatıyla katılmalarını, adil yargılanmanın yapılıp yapılmadığını izlemelerini istedik. Umut’un hayattan koparılması ve öldürülmesi bir insan hakları ihlali olduğu için İnsan Hakları Dernekleri’ni birebir ziyaret ederek bu sürece dâhil olmalarını istedik. Başta bulundukları illerdeki ailelerin ve akabinde bizim ileride görülecek mahkememize gözlemci sıfatıyla katılmalarını, yaşadığımız hukuksuzluklara şahit olmalarını, izlemelerini ve raporlaştırmalarını istedik. Emek ve Demokrasi Platformu bileşenlerini kimi zaman topluca kimi zaman ayrı ayrı ziyaret ederek onlarca kuruluşu bilgilendirdik. Bu ziyaretler sonrası şunu gördük, aslında hiç kimsenin bu olaylardan, bu hukuksuzluklardan bu denli haberlerinin olmadığını öğrendik. Sayıları, rakamları, aileleri söylediğimizde herkes çok şaşırdı. Tabi bizde başka ailelerin nasıl adaletsizliklere, hukuksuzluklara maruz kaldığını birebir dinledik, öğrendik.”
“TUR BOYUNCA POLİS TAKİBİNE VE TACİZİNE MARUZ KALDIK”
515 aile ve onlarca kurumu ziyaret ederek adalet mücadelelerine destek sözleri aldıklarını söyleyen Gündüz ailesi adalet turları boyunca polis takibine ve tacizine de maruz kaldıklarını belirtti. Aile polis takibini başta çok fark etmediklerini ancak Ortaca’dan itibaren açıktan polis takibi ve tacizi ile karşılaştıklarını, polislerin kendilerini kamera ile çektiğine, güldüğüne tanık olduklarını anlattı.
Gündüz ailesi konuşmalarının devamında; “Aslında şehirlerimiz, kentlerimiz, çocuklarımızın yaşları farklı olsa da bizi birbirimize yaklaştıran birinci neden acılarımız, ikinci neden de hukuksuzluk ve adaletsizliktir. Herkesin dilinden dökülen buydu. Adaletsizlik tek başına bize yapılan bir şey değil. Hukuk sisteminin çürümüşlüğünü herkes görüyor. Ailelerle görüşmelerimizden ortak fikir olarak şu çıktı, birlikte mücadele etmeliyiz. Çünkü biz tek başımıza verdiğimiz mücadelede bir yere kadar götürürüz ama bir yerden sonra basın göstermiyorsa, polis bizi çember içine alıyor da hiç kimsenin haberi olmuyorsa sesimizde duyulmuyor. 1 Ekim itibariyle Meclis’in açılacağı gün adaletsizliğe uğramış aileler olarak ortak bir eylem planımız var. Başta baroların, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların ve bu anlamda bu ülkede kendisini sorumlu hisseden ve bu hukuksuzluktan, bu adaletsizlikten mustarip olan duyarlı tüm insanları 1 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılacağı gün oraya birlikte olmaya çağırıyorum. İlerleyen zamanlarda saati belli olacaktır” dedi.
“ADALET ARAYAN AİLELERE GÖZDAĞI VERMEK İÇİN UYDURUK DAVALAR AÇILIYOR”
Yaşadığımız ülkeyi içinde yaşayan bizlerin değiştirebileceğini ve daha adil bir düzen kurulabileceğini vurgulayan Gündüz ailesi şunları kaydetti:
“Bizler bu ülkede yaşıyoruz ve yaşanabilecek bir ülke haline gelmesi için de biz elimizden geleni yapacağız. Yapacağız çünkü sorumluyuz. Haklıyız, canlarımızı, evlatlarımızı kaybettik ama arkasından hiçbir şekilde adalet, hukuk yerini bulmadı. Hatta kayıplarının ardından adalet arayan, hukuk arayan aileler suçlu gösterildi. 13 Eylül’de Mısra Öz’ün kendisinin yargılandığı bir dava var. Berkin Elvan’ın ailesi Sami abinin, Gülsüm ablanın yargılandığı davalar var. Bunlar acılı aileler adaletsizliğe uğramış bir de üstüne üstlük siz adalet arayarak örnek oluyorsunuz deniliyor ve haklarında uyduruk davalar açılıyor. Bu davalar üzerinden gözdağı verilmek isteniyor. Biz korkuların en büyüğünü yaşadık. Bizler evladımızı kaybetmişiz hiçbir korkumuz yok, olamaz. Bizim umudumuz var. Aslında acımızı umuda çevirerek yaşanabilir hale getirmek istiyoruz ülkemizi. Çünkü bir kızımız var ve milyonlarca çocuk bu ülkede adaletli bir şekilde yaşasın diye mücadele veriyoruz. Birlikte mücadeleyi çok önemsiyoruz. Örgütlü olmayan acılı aileler seslerini duyuramamış ve çok yıpranmışlar, yorulmuşlar. Kendi kabuklarına çekilmişler. İçlerinde yaşıyorlar acılarını. Sağlanmayan adalet için tek başına verilen etki ve güç çok az oluyor. Adalet çok önemli. Bana değmeyen yılan bin yaşasın deniliyor. Ama eninde sonunda o yılan mutlaka herkese dokunuyor. O yüzden adaletsizliğe uğramayı beklememeli kimse. Herkes destek vermeli bize.”
“CUMARTESİ ANNELERİ GİBİ UZUN SOLUKLU, UZUN SÜRELİ BİR MÜCADELE OLACAK”
Adaletsizliğe maruz kalmış aileler olarak bir çatı altında örgütlenecekleri bilgisini veren Gündüz ailesi, “Bizim temasta olduğumuz ailelerle kendimize göre bir isimlendirmemiz var. ‘Adalet mağduru aileler’ diye isimlendirdik. Daha sonra bir platforma dönüşebilir. Adını ne koyarız belli değil. Ama bir çatı altında adaletsizliğe uğramış aileler olarak toplanacağız. Biz artık çağrımızı yaptık. Bunun öncülüğünü kim yaparsa yapsın biz oraya dâhil olacağız. Biz yaparsak da diğer aileler dâhil olacak. Adaletin, hukukun üstünlüğünün tam ve tarafsız bir şekilde sağlanacağı noktaya kadar taşıyacağız bu mücadeleyi. Aslında kısa vadede bir oluşum olmayacağını biliyoruz. Cumartesi Anneleri gibi çok uzun soluklu, çok uzun süreli bir mücadele olacak gibi görünüyor. Ziyaret ettiğimiz çoğu ailede şunu gözlemledik: Adalete olan inançlarını tamamen kaybetmişler. Tabii ki bu kolay bir şey değil. Evlatlarının ya da kaybettikleri canların acısıyla kendilerini kapatmışlar. Bir el onlara dokunmamış, birileri şöyle yapın, böyle yapın dememiş. Sadece mahkemeye gidip mahkemeden gelerek bu süreci tamamlamaya çalışmışlar. Ve geldikleri noktada da mahkeme süreci bittiğinde ellerinde koca bir sıfırla kalmışlar. Bu çaresizlik insanları gerçekten dibe vurmuş. Yorgun düşmüşler. Biz bu sessizliği bozmalarını istiyoruz” şeklinde konuştu.
“CEZASIZLIK POLİTİKASINA SON VERİLMESİNİ İSTİYORUZ”
1 Ekim’de Meclis önünde bir araya geldiklerinde yasa tasarıları da hazırlayacaklarını ve Meclis’e sunacaklarını söyleyen Menderes Gündüz şunları ifade etti:
“Cezasızlık politikasına son verilmesini istiyoruz. Etkin ve adil yargılama istiyoruz. Biz bisikletli ölümlerin son bulması için gerekenlerin yapılmasını ve uygun yasaların düzenlenmesini istiyoruz. Bu yönde yasa tasarısına çalışıyoruz. Rabia Naz’ın babasının özellikle şüpheli çocuk ölümleri ile ilgili bir yasa çalışması var. Bu gibi birçok konuda adaletsizliklerin son bulması için yasa tasarıları hazırlayıp Meclis’e sunacağız. CHP, HDP ve TİP Milletvekilleri ile görüştük. Onlar da bizi destekleyecek. AKP ve MHP Milletvekillerinin hiçbirisiyle görüşemedik. Eşim Asuman kaç kere denedi ama pandemi v.s var denilerek reddedildik. Vereceğimiz yasa tasarılarının da AKP ve MHP oylarıyla reddedileceğini düşünüyoruz.”
“SAVCILAR AİLELERİN GÜVENİNİ VE DİRENCİNİ KIRIYOR”
Adaletsizliğe uğramış ailelerin direncinin en başta savcılar tarafından kırıldığını belirten Gündüz ailesi, “Ziyaretler sırasında hep aynı şeyi duyduk. Tüm olaylarda olay olduktan sonra tüm savcılar, ‘Bu dosya benim dosyam, bu acı benim acım, ben kendi çocuğummuş gibi bu işin takipçisi olacağım’ demiş. Ailelerde doğal olarak bir umut besliyor, güveniyor. Ancak sonrasında savcılık kes, kopyala, yapıştır şeklinde bir iddianame hazırlıyor ve öldüren kişi ceza bile almadan hayatına devam ediyor. Yaşanılan her olayın kendi özgünlüğü var. Ayrı ayrı incelenmeli ve etkin bir soruşturma yürütülmeli. Ancak öyle olmuyor. Olay yerindeki tutanakla birlikte ölümüne sebep olan sürücü ya da silahlı kimse bu, o kişiler suçlanmak yerine kaybedilen kişi suçlanmaya çalışılıyor. Kaybedilen kişinin kusuru var mı buna bakılıyor ve olmasa bile varmış gibi iddianame hazırlanıyor. Ailelere de şu denmiş oluyor: Sizin çocuğunuz kusurluydu, o yüzden oldu kabullenin, ceza beklemeyin. Son 2 yılda 286 bisikletli ölüm oluyor ve bunların katillerinin hepsi de serbest. Çünkü aynı işlemi görüyorlar. Aynı iddianame ve ‘bilinçli taksirle öldürmekten’ yargılanıyorlar. Oysa çoğunda alkollü ve arkadan çarpma sonucu olmuş. Bu dikkate alınmıyor. Savcılık baştan ailelerin direncini böylece kırmış oluyor, duygularını istismar ediyor. Bizim çıktığımız bu mücadele haklı ve meşrudur. Aslında etrafımızdaki o sessiz yığınları da eminim ileride toparlayacağız. Son olarak, adalet, adalet, adalet diyoruz” ifadelerini kullandılar.
PİRHA- Umut Gündüz’ün ailesinin yürüttüğü ‘Umut için adalet, herkes için adalet turu’ başladı. Tur kapsamında Urfa’da adalet nöbeti tutan Şenyaşar ailesini ziyaret eden Gündüz ailesi, “Tüm ülkedeki adalet mağdurlarının ortak bir mücadele etrafında buluşmasının adalet arayışında olan herkese umut olacağını biliyoruz” dedi.
Ankara’da, 15 Temmuz 2020 tarihinde alkollü bir sürücünün çarpıp kaçması sonucu yaşamını yitiren bisiklet sporcusu 19 yaşındaki Umut Gündüz için adalet arayışı sürüyor. Gündüz Ailesi, 1 Ağustos tarihinde ‘Umut için adalet, herkes için adalet turu’ başlattı.
Ankara’dan yola çıkan Gündüz Ailesi’nin ilk durağı Urfa oldu. Adalet turunun ilk durağında Gündüz Ailesi, 149 gündür adalet nöbetini sürdüren Şenyaşar ailesiyle bugün saat 13.00’te Urfa Adliyesi önünde bir araya geldi.
“ADALET TALEBİMİZ KARŞILANMADIĞI GİBİ KATİL SERBEST BIRAKILDI”
Adliye önünde açıklama yapan baba Menderes Gündüz şunları dile getirdi:
“Umut Gündüz adına başlattığımız adalet mücadelemiz yeni bir aşamaya geçti. Ülkemizin farklı şehirlerinde adalet talebinde bulunan mağdurlarla birlikte adalet mücadelemizi büyüteceğiz. Umut Gündüz’ün ailesi olarak bizlerin adalet kurumundan tek bir talebi vardı. Umut Gündüz’ün ölümüne sebep olan % yüz kusurlu sanık Çağdaş Şenyüz’ün elde edilen deliler sonucunda ‘kasten adam öldürme’ suçundan Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu olarak yargılanmasını ve en yüksek cezayı almasını istedik. Fakat adaletin yerini bulması için 1 yıldır sürdürdüğümüz mücadele sonucunda taleplerimiz kabul edilmediği gibi katil serbest bırakılmıştır.”
“ADALET VE ADİL YARGILANMA BİR GÜN HERKESE LAZIM OLACAK”
Umut Gündüz’ün ailesi olarak ülkenin diğer yerlerinde bulunan adalet mağdurları ile bir araya gelme kararı verdiklerini ifade eden Gündüz, “Tüm ülkedeki adalet mağdurlarının ortak bir mücadele etrafında buluşmasının adalet arayışında olan herkese umut olacağını biliyoruz. Ailelerin adalet mücadelesini güçlendireceğini düşündüğümüz için ‘Umut için adalet, herkes için adalet’ sloganı ile ülkede diğer mağdur aileler ile birleşme, paylaşma, dayanışma için yolculuğumuza 1 Ağustos tarihinde Ankara’dan başladık. Amacımız adaletin yerini bulması için sorunlarımızın ortak olduğunu hatırlatarak, adalet ve adil yargılanma bir gün herkes için gerekli olacaktır diyoruz. Ülkenin her kesiminden insanların da kampanyamıza destek vermesini istiyoruz” diye konuştu.
PİRHA- HDP’nin Herkes İçin Adalet kampanyası kapsamında başlattığı ‘İş ve Aş Buluşmaları’ Karadeniz’de sürüyor. Artvin Hopa’daki çay üreticileriyle buluşan ve Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni ziyaret eden HDP heyeti, çay üreticilerinin sorunlarını dinledi. Kemalpaşa ve Hopa ilçelerinde esnafla bir araya gelen HDP heyeti çarşıda halkla horon çekti.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Herkes İçin Adalet kampanyası kapsamında başlattığı ‘İş ve Aş Buluşmaları’ Karadeniz’de devam ediyor.
HDP, Artvin Hopa’daki çay üreticileriyle buluşan ve Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni ziyaret etti. Buluşmada konuşan Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Harun Vayiç, devletin çaya koyduğu kota sistemi nedeniyle üreticinin çayını özel sektöre satmak zorunda kaldığını, özel sektörün çayı istediği fiyattan aldığını, bu nedenle fiyatların bu yıl 2.5 TL’ye kadar düştüğünü anlattı. Buluşmada, İran’dan gelen kaçak çayın yerli üreticiye zarar verdiği de aktaran Vayiç, çay üreticisinin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıyı, “Çay üreticilerinin yarısı bankalara borçlu, diğer yarısı da onlara kefil” diyerek özetledi.
“İŞİMİZİ, AŞIMIZI VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZİ PAYLAŞARAK BÜYÜTECEĞİZ”
Kemalpaşa ve Hopa ilçelerinde esnafla bir araya gelen HDP heyeti adına konuşan HDP Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan da, “İş ve Aş Buluşmaları için bu kez Karadeniz’deyiz. Artvin’e sizin dertlerinizi dinlemeye, dertlerinizle dertlenmeye, çözüm üretmeye geldik” dedi.
Kemalpaşa halkı ve esnaf, Kemalpaşa ilçesinde yol yapımına ihtiyaç olduğunu, Yusufeli’nde baraj ve viyadük istemediklerini, Samsun’dan Artvin’e kadar uzanan tako uygulamasının kaldırılmasını istediklerini vurguladı.
Buluşmada halkın sorunlarını dinleyen HDP Eş Genel Başkan Yardımcıları ve Milletvekilleri halkın ve esnafın tüm sorunlarını meclis gündemine taşıyacaklarını söyledi, “halayımızla, horonumuzla, umudumuzla Türkiye’yiz, hep birlikte kazanacağız. İşimizi, aşımızı ve özgürlüklerimizi paylaşarak büyüteceğiz” dedi.
PİRHA- Dersim’deki HDP heyetinde bulunan milletvekilleri Alican Önlü ve Kemal Bülbül, kentin garnizona çevrildiğini belirttiler. Milletvekilleri, kentte asimilasyon, yoksullaştırma ve ajanlaştırmanın dayatıldığına dikkat çektiler.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Alican Önlü ve Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Herkes için Adalet” kampanyası kapsamında Dersim’e gerçekleştirdikleri ziyarete ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
İki hafta süren ziyarette halkın sorunlarını ve çözüm önerilerini dinlediklerini belirten HDP’li Önlü, iktidarın baskı, şiddet, gasp, tecrit ve KHK’lerle ülkeyi krizlere sürüklediğini söyledi. İktidarın bu uygulamalarından en çok etkilenen yerlerden birinin de Dersim coğrafyası olduğunu dile getiren Önlü, toplumun her alanında adaletsizlik yaşandığını ifade etti.
“DÜŞMANLIK HUKUKU SÜRDÜRÜLÜYOR”
Dersim coğrafyasının uzun bir süredir yapılan kalekol, gözetleme kuleleri, arama noktaları ile garnizona büründüğüne dikkat çeken Önlü, “Kentte her şey vali tarafından tekçilik anlayışla yürütülmektedir. Atanan valiler bir kentin mülki amiri gibi değil, AKP ve MHP’nin kadrosu gibi davranmaktadır. İldeki kamu kuruluşları, halkın yararına değil, iktidarın yan kuruluşları gibi kullanılmakta. Partimize karşı da düşmanca bir şekilde yönetmektedir. Saray ittifakının düşmanlık hukukunun yereldeki sürdürücüsü konumundadır” diye konuştu.
‘ASİMİLASYON VE YOZLAŞTIRMA HEDEFLENİYOR’
Cemaatlerin kamu kurumlarında kadrolaştığını söyleyen Önlü, Dersim’de asimilasyon ve yozlaştırma politikalarına değindi. Önlü, şunları söyledi:
“Türkiye ve bölgede bu rejimin en fazla saldırdığı, en çok tahrip ettiği alan, kadın alanıdır. Dersim’de de aynı şekilde kayyum atandığında ilk gasp ettiği kadın kurumları oldu. Bir yılı aşkındır Gülistan Doku bulanamıyor. Neden? Kaybolmadı, kaybettirildi. Bunun üzerinden kadınlara mesaj verilmek isteniyor. Tüm bu antidemokratik uygulamalara karşı hiç bir hukuki araştırma, soruşturma açılmış değil. Bir ilçeyi tümüyle fişleme, kadın cinayetleri, tecavüz, çocuk istismarı, mera yasağı, yasaklı bölgeler, en demokratik hak olan eylem ve etkinlikler yasaklanması gibi birçok anti demokratik uygulama var. Yozlaştırma ve asimilasyona karşı dava açılmazken, demokratik tepkisini gösterenlere cezalar veriliyor.”
‘ÜRETİMDE BİLE AJANLAŞTIRMA KISTAS!’
Mera yasakları ve usulsüz ihalelerle hayvancılık ve yerel ürünlerin üretilmesinin engellendiğini dile getiren Önlü, “Üretimde bile en temel kıstas ajanlaştırma oldu. Kendilerine biat ettirmek istiyorlar. 90 yıldır bu inanca karşı asimilasyon, yok sayan politikalar uygulanıyor. Bunun en bariz şekli de Alevi köylerine cami yapılması, çocukların zorla İmam Hatip liselerine gönderilmesi oldu. Son dönemde karakollardan Alevi köylerinde ezan okutuluyor. Bu hem Alevi inancına hem de İslamiyet’e saygısızlıktır. Dersim’de karşılaştığımız en temel sorunlardan biri de koruculaştırma. En çok kadınlara dayatılıyor” şeklinde konuştu.
HDP Milletvekili Kemal Bülbül ise Dersim’deki en büyük sorunlardan biri 1935 yılında çıkarılan Tunceli Kanunu’nun hala yürürlükte olması olduğunu söyledi. Bülbül, “Tunceli askeri harekatın adıdır. Kentin ve coğrafyanın adı Dersim’dir. Bu ad iade edilmelidir” dedi.
‘YEREL ÜRETİMİ YOK EDİYORLAR’
Dersim’de güvenlik politikaları nedeniyle ekolojik bir yıkım yaşandığına değinen Bülbül, yapılan baraj ve HES’lerinde bu politikaların sonucu olduğunu kaydetti. Bülbül, “Dersim bir sanayi kenti değil. Çalışma alanları çok kısıtlı. Korucuların baskıları, mera yasakları, çatışmalar yerel üretimi yok etmeye getirmiştir. Esnaf geçinemez hale gelmiştir. Teşvikler yerel esnafa değil, dışarıdan gelen kimi çete başlarına peşkeş çekiliyor. Yol sorunu var. İlçelere, köylere, kutsal mekanlara giden yollar adete patika. Ama kalekollara giden yollan son derece güzel. Sistematik orman yangınları var Dersim’de. Bilerek ve isteyerek çıkarılıyor. Dağ keçilerine dönük bir katliam söz konusu” ifadelerini kullandı.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Milletvekilleri, iki hafta boyunca yaptıkları ziyaretlerde açığa çıkan sorunlara dair çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
Milletvekilleri, iki hafta boyunca yaptıkları ziyaretlerde açığa çıkan sorunlara dair yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
“* Dersim’de yürütülen özel savaş politikaları bir an önce sonlandırılmalıdır.
* Devlet dersim halkının dilini, inancını, kültürünü kabul etmelidir.
* Mera yasakları sonlandırılmalı, koruculuk ve ajanlaştırma uygulamalarından vazgeçilmeli, üretime dayalı politikalara ağırlık verilmelidir.
* Yerel esnafa, büyük şirketlerle yarışabileceği adil şartlar oluşturulmalıdır.
* Yasaklı bölgeler kaldırılmalı, hayvancılık, arıcılık ve tarımla uğraşan köylüye yönelik destekleyici yeni politikalar geliştirilmelidir.
* İnanç yerleriyle ilgili kararlar, inanç topluluklarının rızası alınarak gerçekleştirilmelidir.
* Yerel yönetimlerimize de önemli bir sorumluluk düşmektedir. Geçmiş dönemde bu halkın dilini, kültürünü ve inancını tahrip eden kayyımın yarattığı tahribatlar ortadan kaldırmalıdır.”
PİRHA-Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Örgütü, “Herkes İçin Adalet” kampanyası kapsamında Mazgirt ilçesine bağlı Yukarı Oymuca köyünde 20 dağ keçisinin ölü olarak bulunduğu yerde basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Her şeyde olduğu gibi kutsal sayılan dağ keçilerimiz de katliamla karşı karşıya” denilerek, Alevi toplumun kutsallarına saygı duyulması çağrısında bulunuldu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Örgütü, “Herkes İçin Adalet” kampanyası kapsamında Mazgirt ilçesine bağlı Yukarı Oymuca köyünde 20 dağ keçisinin ölü olarak bulunduğu yerde basın açıklaması yaptı. Açıklama öncesi HDP’liler, Mazgirt İlçe Merkezi, Elmalı (Seyidan) Köyü, Akpazar (Peri) Beldesi esnafı ve Darıkent (Muxundi) Köyünde bulunan Baba Mansur Ocağına ziyarette bulundu. Yapılan ziyaret ve açıklamaya kayyım atanan Akpazar Belediye Eşbaşkanı Orhan Çelebi, Songül Doğan, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, parti il ve ilçe yöneticileri katıldı.
Dağ keçilerinin avlanmasına ilişkin yapılan açıklamada ilk olarak konuşan HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “Herkes için adalet dediğimizde, bu coğrafyanın dili, kültürü, inancı, dağı, taşı, canlıların hepsi adaletsizlikle karşı karşıya. Herkes için adalet diyoruz ama peki bu Herda Derweş’in, dağının, taşının, ovasının, ziyaretinin bütün olarak bir yaşamın adalete ihtiyacı var. Dağ keçilerinin neden öldüğü daha anlaşılmadı. Her şeyimiz ölüyor. Dağ keçileri bırakın doğal ölümü katliamla karşı karşıya. Her şeyde olduğu gibi kutsal sayılan dağ keçilerimiz de katliamla karşı karşıya. Bu coğrafya yıllardır kimyasal silahlarla yakılıyor, bombalanıyor. Böylesi bir ortamda tabi ki ölümler yaşanıyor. İnsanlığa sığmayacak şekilde yılanlar, tırtıl bırakılıyor buraya. Doğa yok edilmesi için dışarıdan müdahale edildi. Biz bunun için halkımızla bir araya geliyoruz” dedi.
“KUTSAL DEĞERLERE SAYGI DUYULMALI”
HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, coğrafyanın her adının kutsallarla adlandırıldığını belirtti. Bülbül, kentin inancının toprakla, dağ, hava ve suyla yoğurulduğunu bu yüzden doğal hale gelmiş bir inanç olduğunu söyledi. Bu inancın gereği olarak dağ keçilerinin kutsal kabul edildiğini dile getiren Bülbül, “Dolayısıyla av katliam avcıda katildir. Avcılık bir spor olamaz. Amerika’ya pazarlanıyor, birkaç tane dağ keçisi için ihale yapılıyor. Buradan Tarım İl Müdürlüğüne gelir elde ediliyor. Böyle bir gelir olabilir mi? Doğanın kendi ekolojik dengesi içinde canlılar yaşar, ölür, çoğalır, azalırlar. Doğanın ekolojik dengesine müdahale var. Ölen dağ keçilerinin ölüm sebeplerine ilişkin bilgi verilmemiş. Bunun sebebi nedir, zehirlenme mi, kasıt mı var, doğaya aykırı bir şey mi, hastalık mı bulaşmıştır. Bununla ilgili bir an önce açıklama yapılması lazım. İnsanların kutsal değerlerine saygı duyulması lazım” şeklinde konuştu.
Baba Mansur Ocağı ziyaretinde bulunan HDP’lileri Ocak evladı Veli Doğan karşıladı. Doğan HDP’liler’e Baba Mansur’un hikâyesini anlattı. HDP’liler mum yakıp ve dualar etti. Esnaf ziyaretinde ise HDP’liler ilgi ile karşılanırken ekonomik krizin esnafı derinden etkilediği ifade edildi.
Akpazar Beldesinde esnafı ziyaret etmek isteyen HDP’liler jandarma tarafından araçları durdurularak karantina olduğu gerekçesiyle engellendi. HDP’liler ve askerler arasında tartışma yaşanırken Peri Beldesi girişinden araçların geçmesi dikkat çekti. Duruma tepki gösteren HDP’liler, pandeminin bahane edildiğini, halkla buluşmaların engellendiğini belirtti. Tepkilerin ardından HDP’liler Akpazar Beldesine girerek esnafı ziyaret etti. Akpazar Belediyesinin demir bariyerlerle ablukaya alındığı göze çarptı. Esnaf ziyaretlerinde Belediyenin sadece bugünlük ablukaya alındığı belirtildi.
PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve beraberindeki heyet “Herkes İçin Adalet” kampanyası dahilinde Alevi örgütlerinin temsilcileriyle buluştu. HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Ayrımcılığa maruz kalan kesimlerin başında Aleviler bulunuyor. Alevi toplumu, Kürtlerle birlikte bu ülkede en fazla ayrımcılığa maruz kalan toplum kesimlerini oluşturuyor” dedi.
Halkların Demokratik Partisi’nin “Herkes İçin Adalet” kampanyası dahilinde yaptığı görüşmelerin bugünkü adresi Ankara’daki Alevi örgütleri oldu.
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve beraberindeki heyet Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezini ziyaret ederek, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı yetkilileriyle görüştü.
Sancar başkanlığındaki heyeti, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin karşıladı.
“HAKİKATİ SAVUNACAK DEMOKRASİ İTTİFAKI KURALIM”
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, konuşmasında adaletsizlikleri aşacak yolları birlikte bulmak gibi bir amaçları olduğunu söyleyerek, “Çağrımız; savaş politikalarına karşı barışı, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, yalana karşı hakikatI, zulme karşı adaleti birlikte savunacak en geniş demokrasi ittifakını kurmaktır” dedi.
“ALEVİ TOPLUMU KÜRTLERLE BİRLİKTE EN FAZLA AYRIMCILIĞA MARUZ KALAN TOPLUM”
Adaletsizliğin temel sorun olduğunu ifade eden Sancar, şöyle devam etti:
“Adaletsizlik farklı alanlarda karşımıza çıkan yakıcı bir meselesidir. Adaletsizliğin en temel sebeplerinden ve göstergelerinden biri ayrımcılıktır. Ayrımcılığa karşı mücadele de temel ilkemiz, yol göstericimiz ise eşitlik ilkesidir. Birçok kesim ayrımcılığa maruz kalıyor eşitlik ilkesinden uzak bir yaşama mahkûm ediliyor. Bu toplum kesimlerinden en önemlisi Alevi toplumudur, Alevilerdir. Alevi toplumu Kürtlerle birlikte bu ülkede en fazla ayrımcılığa maruz kalan toplum kesimlerini oluşturuyor.
Alevi toplumu inançlarını yaşama konusunda, hatta hayatlarını koruma konusunda ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Neredeyse Alevilere yönelik doğrudan ya da dolaylı tehditler, rutin olaylar olarak algılar hale gelmiştir. Alevilerin evlerine işaret konması, sanki sıradan önemsiz bir olay gibi sunulabiliyor ama toplumsal hafıza, özellikle Alevilerin hafızası, bu konuda son derece hassas ve canlıdır.
Eğer bir insan topluluğu toplum haline gelmek istiyorsa, öncelikle çoğulculuğu korumak zorundadır. Toplumun çoğulculuğuna, farklı inançlarına, yaşam tarzlarına tahammül etmeyen anlayışlar, toplum fikrine de düşmandırlar. Çoğulculuğu ortadan kaldırmak, tekçiliği dayatmak esasen toplumu çözmek aynı anlama gelir.”
“BİR ARADA VAR OLMAYI SAĞLAYACAK İLKELERİ SAVUNUYORUZ”
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisine dönük saldırıları da gündeme getirerek “Çoğulculuğu yok etmek, tekçiliği dayatmak, böylece otoriter yönetimi daha da tahkim etmektir. farklı düşünenlerin farklı inananların ve yaşayanların nefes alamayacağı bir ortam yaratmaktır” diyerek şu konuşmayı yaptı:
“Tekçiliğe karşı birlikte mücadelenin önemini hatırlatmama bile gerek yok. HDP olarak bizler mücadelemizi sürdürüyor, nefret diline aynı şekilde karşılık vermek kesinlikle bizim ilkelerimiz ve tercihlerimiz arasında yer almaz. Tam tersine nefret ve düşmanlık politikalarına karşı biz birlikte yaşamayı eşitlik içinde bir arada var olmayı sağlayacak ilkeleri savunuyoruz. Bu ilkeler etrafında siyaset yürütüyoruz.”
“ACİZLİK PANİĞİ YANSITIYORLAR”
“Bu buluşmalarımızın bir nedeni, toplumda mazlumların, mağdurların dışlanmamak ve ezilmek istemeyenlerin birlikte mücadelesine katkı sunmaktır. Tepkimizi, itirazımızı ortaya koymaktır. Bunu farklı toplum kesimlerine, farklı örgüt ve kuruluşlara ve siyasi partileri bir çağrı olarak sürekli yönetiyoruz bu çağrıyı yineliyoruz. Karşı karşıya olduğumuz tehlike gerçekten büyüktür ama bu tehlike baş etme gücü bu toplumda vardır, bu toplumun inançlı kararlı vicdanlı kesimlerinde temsilcilerinde vardır. Yeter ki bu gücü ortaya çıkarmayı hep birlikte başarabilelim.
Nefret dilini en çok yükselten ve yoğun bir şekilde düşmanlık politikalarını işleyen iktidar ve onun küçük ortağı bir acizlik paniği yansıtıyorlar. Kaybettikçe daha fazla hırçınlaşıyorlar ve ellerinde kullanabilecekleri tek sermaye nefret, düşmanlaştırma, kutuplaştırma ve çatışma politikasıdır. Bu politikayı bu toplum mutlaka alt edecektir, bundan şüphe duymuyoruz.
“İKTİDAR, ALEVİLİĞİ KENDİSİ TANIMLIYOR”
Alevi toplumunun sorunlarını ve taleplerini elbette biliyoruz. Bunlar bizim sorunlarımız ve taleplerimizdir. Demokratik bir ülkede iktidarların görevleri farklılıkları tanımaktır, bunları güvenceye bağlamaktır. İnançları eşit bir şekilde güvenceli bir yasal statüye kavuşturmak demokratik bir düzenin vazgeçilmek gereğidir. İktidar, tanımak yerine tanımlamayı bir politika olarak yürütüyor. Yani Alevilerin ne olduğuna kendisi karar veriyor, tanımlamayı kendine hak gören iktidarlar faşist zihniyeti temsil ediyorlar, tekleştirici dayatmacı bir anlayışı temsil ediyorlar. O nedenle yapmamız gereken şey birbirimizi farklılıklarımızla tanımaktır.
Otoriter iktidarlar sürekli halkın ekmeğini aşını, işini, düşünmezler savaşla ayakta kalmak için ülkenin kaynaklarını silaha yatırırlar, şiddet politikalarına yaratırlar. Böylece yoksulluğu derinleştirirler, yandaşları güçlendirirler. Şimdi bizim çağrımız; bu savaş politikalarına karşı barışı dayatma, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, yalana karşı hakikati, zulme karşı adaleti birlikte savunacak en geniş demokrasi ittifakını kurmaktır. Bu yolda Alevi toplumunun ve onun değerli temsilcilerinin özel bir konumu ve rolü olduğuna bütün yüreğimle inanıyorum. Bugüne kadar bu ülkede hak ve adalet mücadelesinin yükünü ağır bir şekilde omuzlamış ve bedellerini ödemiş toplum kesimlerinin başında gelen Aleviler ve onların temsilcilerinin ve yine bu yükü büyük bedellerle omuzlamış ve onun mücadelesini veren Kürt halkının ve temsilcilerin yine diğer kesimlerin ve temsilcilerinin bir araya gelerek yürütecekleri demokrasi ve adalet mücadelesi mutlaka başarıya ulaşacaktır. Kimsenin karamsarlığa kapılmasına, umutsuzluğa sürüklenmesine gerek yoktur; hep birlikte güçlüyüz ve mutlaka kazanacağız.
“EŞİT YURTTAŞLIK ÇOĞULCULUĞU KORUMAKTIR”
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, söze Garê operasyonunda yaşamını yitiren asker, polis ailelerine başsağlığı dileyerek, başladı. Geçmez, “13 vatandaşın ölümünden sonra nefret dili daha da yaygınlaştı. Türkiye’nin bu tablolarla karşılaşmaması lazım. Bizim yıllarca yürüttüğümüz mücadele, eşit yurttaşlık mücadelesi çoğulculuğun korunması mücadelesidir” dedi.
Ercan Geçmez, “Biz hiçbir zaman Anadolu’nun çoğulculuğundan vazgeçmedik” diyerek şunları dile getirdi:
“Hızır ayındayız. Bu anlamıyla ülkemizin insanları dardadır. Hem yoksullaştırıyor hem de bir nefret diliyle birbirine karşı sıkıntı yaratmaya çalışıyorlar. Bizim sorunlarımız, Alevilikten kaynaklanan sorunlar değil. Türkiye’nin demokrasi ve anayasa sorunu olduğunu, bu sorunların haliyle bizi vurduğunun farkındayız. Kendisine ‘laikim’ diyen bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı var ve bu Diyanet İşleri Başkanı hem siyaseti hem de sosyal hayatı dizayn ediyor. Biz Diyanet İşlerinin kaldırılmasından yanayız. 7 bakanlıktan daha büyük bir bütçe ile finanse edilmesine karşıyız.
Seçmeli din dersleri bu ülkeye ihanettir. Alevi çocukları psikolojik işkence görüyor. Alevi çocuklarına Ramazan ayında zorla oruç tutturuluyor, namaz kıldırılıyor. Kaymakamlar Alevi muhtarlara zor kullanıyor. Alevi köylerinde muhtarları ikna ederek, zoraki camii yapıyorlar. Bu ülkeye toplumsal barış gelmediği sürece acılarımız büyüyecektir. Almanya’nın Nazi katliamından sonra kendi meclisinde çıkardığı yasaları örnek gösterdik. HDP’nin daha çok insan hakları ile ilgili bir parti olduğunu biliyoruz. Alevilerin sorunları Türkiye’nin diğer sorunlarından bir farkı yoktur. Bu sorunlar diğer sorunlarla birlikte eşitlikçi bir zemin üzerinden çözüldüğünde ne Türkiye bir savaşa ne bir yoksulluğa ve ayrımcılığa mahkûm kalır.”
“HİTLERİN İLK DÖNEMİNE BENZETİYORUM”
PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan da, “Herkes İçin Adalet’in alt başlığı için çalışma yapmak gerekir” diyerek şöyle devam etti:
“Alevilere, Kürtlere, gençlere yani toplumun tüm kesimlerine adalet için çalışmak lazım. 10 yıl diktatör gibi yöneten ve sonra giden Menderes dönemine de adalet lazımdı. Ülkeyi yönetenler iktidarda oldukları zaman ülkeyi kasıp kavuranlar için de adaletin gerekli olduğunu gördük. 10 binlerce insanı gazlarla katleden Saddam’a da adalet lazımdı. Bugün bu ülkeyi yönetenler için de adalet lazım olacak, onlar için de adalet diyeceğiz. Adalete en fazla ihtiyacı olanlar bana göre bu ülkeyi yönetenlerdir.
Bugün Kürtlere veya başka kesimlere yapılan sistematik operasyonlar bize yapılmıyor. Ancak bize yapılan operasyonlar Cumhuriyet tarihi boyunca sistematik olarak inancımızı yok etmeye çalışıyor. Cemevlerimizin duvarlarını yıkamadılar, bugün cemevlerimizin içerisine girme cüretini gösteriyorlar.
Yeni anayasa tartışması başlatıldı, bu anayasada ‘devletin dini İslamdır’ maddesini kabul etmeyiz. Kaldı ki bu anayasa böyle bir madde olmamasına rağmen çocuklarımız işkenceye maruz kalıyor.
Bu ülkede huzur yoksa, barış da olmaz, hiçbir şey olmaz. Önce ülkemizde önce huzur ve barış istiyoruz. Cumhurbaşkanımıza sesleniyoruz: Bu nefret dilinden vazgeçsin. Bu nefret dili bizi bir yere götürmez. Bu dönemi İkinci Abdulhamit dönemine çok benzetiyorum. Basının susturulması, baskıları Hitlerin ilk dönemine benzetiyorum. Önce Yahudileri şeytanlaştırdı, onlar üzerinden siyaset yürütmeye çalıştı. HDP’ye ve Kürt halkına yapılan operasyonları ve dili de bununla eş değer görüyorum.”