Etiket: hesler

  • Derelerin Kardeşliği Platformu: Ekolojik yıkım ile karşı karşıyayız

    Derelerin Kardeşliği Platformu: Ekolojik yıkım ile karşı karşıyayız

    PİRHA- Derelerin Kardeşliği Platformu yazılı bir açıklama yaparak, dünyayı yaşanmaz hale getiren kapitalizmin kar hırsının, doğanın dengesini bozarak, geleceği yok ettiği uyarısında bulundu. 

    Derelerin Kardeşliği Platformu yazılı bir açıklama yaparak, koronavirüs salgınına değinerek, kapitalizmin kar hırısnın dünyayı yaşanmaz hale getirdiğini belirtti.

    Platform, “Bütün Dünyayı sarsan ve Covit-19 olarak adlandırılan yeni tip koronavirüs salgını, kanserden yaşanan ölümlere yetişemediyse de, 2,9 milyonu aşkın kişinin hastalanması ve 209 bine yakın kişinin de ölümüne neden olarak son 500 yılda yaşanan salgınların en tehlikelisi oldu” dedi.

    İNSANLIK, KENDİ YAPTIĞI KÖTÜLÜĞÜN CEZASINI ÇEKER”

    “Yüzyıllardır yaşanan bu tür felaket ve afetler kısmen de olsa doğanın, kendi bir parçası olan ve kendini yok etme mücadelesi veren insanlardan intikam aldığı şeklinde yorumlamalar oluyor. Oysa Doğa intikam almaz, kin tutmaz, her ne olursa olsun yaşatmaya, yaşamı sürekli kılmaya, var etmeye çaba gösterir! Ve bunu kendini yenileyerek, dengesini yeniden kurarak yapar” denilen açıklama şöyle devam etti:

    “Doğa intikam almaz! Denilen açıklamada “İnsanlık, kendi kendine yaptığı kötülüğün/ihanetin cezasını çeker veya sonuçlarını yaşar ve bunu da kendine yediremez ve suçu doğaya atmaya çalışır, ‘doğal afet/felaket’ der.
    Çernobil hepimizin ‘Çernobil Faciası’ olarak bildiği, Ukrayna’nın Çernobil kentindeki Nükleer Enerji Reaktörünün 26 Nisan 1986’da patlamasıyla oluşan büyük nükleer facia, bugün dahi etkisini sürdürüyor.
    Adına ‘radyasyon’ denen ‘ölüm bulutları’, tüm canlılar ve gelecek nesilleri, doğal yaşamı tehdit ederek, ölümcül sonuçlar doğurdu. Bu sonuçların etkisi önümüzdeki yüzyıllar boyunca da devam edecek. Bundan 36 yıl önce bugün, ‘insan’ denen doğal varlık, bu kazayla kendi kendine ölüm kustu.”

    “ÇERNOBİL FACİASI’NIN BU ÖLÜMCÜL ETKİLERİ HALA CANLI”

    Derelerin Kardeşliği Platformu’nun yaptığı açıklamada Çernobil faciasına dikkat çekilerek, “Dünyanın çeşitli bölgeleri ve ülkemizde hazırlanan Bilimsel Raporlara göre ‘Çernobil Faciasının bu ölümcül etkileri hala canlı yaşamı olumsuz şekilde etkiliyor ve etkileyecek. Son 20-25 yılda özellikle Doğu Karadeniz’in hemen her evinde Çernobil’in etkileriyle kanser ölümleri yaşandı/yaşanıyor, hastalıklar çoğalıyor, çocuklar sakat doğuyor. İnsanlar, neredeyse grip olur gibi kansere yakalanıp, mücadele ediyor” gerçeğinin altı çizildi.

    “Bu facianın felaketi, hala insanların genleriyle oynamaya devam ederken, Çernobil unutulabilir mi?” sorusu sorularak şu cevap verildi:

    “İnsanlarımızı ‘enayi-aptal’ yerine koyan, yaşamı ve geleceği umursamadan, gerçekleri saklayarak, bilim ve hukuku baskılayan siyasiler, kamu yöneticileri ve bilim insanları da unutulmadı, unutulmayacak! İsimleri, söyledikleri, pozları, yalanları, sahte raporları aklımızda ve arşivlerimizde çivi gibi çakılı duruyor.”

    “FUKUŞİMA DA DERS OLMADI”

    Açıklamada, “Bugün de aynı anlayış, aynı kafa, aynı vurdumduymazlık, aymazlık ve pişkinlik devam ediyor!” denilerek şu tehlikelere dikkat çekildi:

    ”Bundan 10 yıl önce Mart ayında, Fukuşima’da yaşanan benzer nükleer facianın etkileri de hala insanlar üzerindeyken; Dünyanın birçok ülkesi nükleer projelerden vazgeçerken; ülkemizde nükleer tesisleri dayatma konusunda yaşananlar bunun dışa vurumu dur.

    Bu zihniyet, Sinop’tan Mersin’e ve Trakya’ya kadar doğal yaşam alanlarımıza nükleer santral yapmayı diretip savunarak, kamuoyunu yalan ve aldatmacalarına inandırmaya çalışmaktadır.

    “ERİVAN’DAKİ NÜKLEER SANTRAL TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR

    Bunlara karşın, ülkemiz ve bölgemizin hemen yanı başındaki Çernobil benzeri, Erivan’daki Metsamor Nükleer Santralini de aynı tehlikeli sonuç beklemektedir. Yıllardır, patlamaya hazır pimi çekilmiş bir bomba gibi, ülkemiz ve yaşam alanlarımız sınırlarındaki Metsamor Nükleer Santralindeki sızıntılar, Doğu Bölgelerimizde etkisini göstermiş ve tehlike boyutunda ölçümler yapılmıştır.

    Doğu Karadeniz başta olmak üzere, yurdun bütün bölgelerindeki doğal yaşam alanlarına geri dönüşümsüz zararlar verip yaşamı tehdit eden Hidroelektrik Santrallerin HES’ler, maden arama çalışmaları, taş ocakları ve benzer çalışmaların durumu da, bizim için Çernobil, Fukuşima ve Metsamor’dan farklı değildir.”

    YAŞAM ALANLARIMIZA TOPYEKUN SALDIRI SÖZ KONUSU”

    Covid-19 salgını gerekçe gösterilerek insanlar sokağa bırakılmaz iken HES, Termik santraller, Taş ocakları  ve maden firmalarının çevreyi talan etmesinin önünün iktidar tarafından açılmasına dikkat çekilen açıklamada ”Bu tehlike de göz ardı edilerek hiçbir önlem alınmazken; yaşamın vazgeçilmezi sularımız, derelerimiz, vadilerimizi, doğa ve bütün bunların ayakta tuttuğu, var ettiği yaşam alanlarımız, siyasi iktidarların öncülüğünde yerli ve uluslararası şirketlerin topyekun saldırıları tüm hırsıyla sürdürülüyor.

    Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşanan Covid-19 salgınıyla mücadele önlemleri kapsamında insanlara sokağa çıkma, seyahat ve ulaşım yasakları getirilirken, başta HES ve maden firmaları olmak üzere, doğal yaşam ve koruma alanlarında inşaat faaliyetleri yapan firmalar, daha fazla kar hırsıyla, meydanı boş bulmuşçasına, geri dönüşümsüz zararlar oluşturan bu çalışmalarına ara vermeden devam etmektedir.

    “DOĞAL YAŞAM ALANLARIMIZ ÇIKAR HESAPLARI İLE YAĞMALANIYOR”

    Enerji ve daha fazla tüketim adına sürdürülen emperyalist paylaşım hesapları bu kez HES’ ler ve bu tür projeler üzerinden yaşamı tehdit ediyor. Sularımız, vadilerimiz ve derelerimiz tarihi-sosyal ve kültürel değerleri koruduğumuz doğal yaşam alanlarımız rant ve çıkar hesapları ile yağmalanıyor.

    Rize Güneysu’da, Gürgen Vadisi üzerinde devam ettirilen HES çalışmalarından, bölgedeki ve ülkemizin her köşesindeki taş ocaklarına, Salda Gölü etrafındaki şantiye çalışmalarına, Kazdağları, Fatsa ve Artvin’deki maden çalışmaları, Artvin Yusufeli’nin Demirdöven Köyü, Bursa Nilüfer’in Çalı Mahallesindeki ve yurdun diğer bölgelerindeki HES çalışmalarına, bütün çalışmalar derhal durdurulmalı ve iptal edilmelidir.

    DOĞAL YAŞAM ALANLARI ZEHİRLENİYOR”

    HES ve nükleer santraller yanında termik santraller, maden aramaları, taşocakları ve sanayi atıklarıyla doğal yaşam alanları zehirleniyor, ciğerlerimiz gibi koruduğumuz ormanlarımız, alın terimizle üreterek var ettiğimiz meralar ve tarım alanlarımız yok ediliyor.

    Yaşam alanlarımıza dayatılan HES’ler ve bütün bu çalışmalar için yargı kararları, halk tepkisi, bilimsel rapor ve uyarılar dikkate alınmıyor, yok sayılıyor.

    “BÖLGEMİZDE YÜKSEK GERİLİM TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR”

    Projelendirme aşamasından, yapım çalışmalarına ve üretim aşamasına kadar verdiği geri dönüşümsüz zararların yanında, üretim aşamasındaki yüksek gerilimli enerji iletim hatları ile de canlı yaşamı olumsuz yönde etkileyen bu projelerin etkileri, Çernobil’in etkilerini aratmayacaktır.

    Yıllardır uyarılarımıza karşın, HES’lerdeki yüksek gerilimli enerji nakil hatları, üretilen enerjinin ulusal ağa aktarılması için oluşturulacak şalt sahaları ve yüzlerce kilometreyi bulan, yaylalarımızı, tarım alanlarımızı, yaşam alanlarımızı ve hatta kentlerimizi sarmalayacak yüksek gerilim hatları görmezden gelinmektedir. Oysaki bu tesisler ve yüksek gerilim hatlarının, Çernobil benzeri kanser vakıalarının tetikleyicisi olduğu hazırlanan çeşitli bilimsel raporlarla defalarca ortaya konmuştur.”

    HER GEÇEN GÜN YURTSUZLAŞTIRILIYORUZ”

    Platform tarafından yapılan açıklamada son olarak şunlar belirtildi:

    “HES projeleriyle, termik santrallerle, güvenlik amaçlı sınır barajlarıyla, nükleer santrallerle, maden aramaları ve taş ocaklarıyla; elektrik, mera, kıyı ve orman kanunlarıyla, yeşilimizi katledecek aslında ‘Yeşil Yok’ olan ama adına ‘Yeşil Yol’ denilen çeşitli projelerle insanca yaşam hakkımız elimizden alınarak, hayatlarımız sermaye sahiplerinin insafına teslim ediliyor.

    Atalarımızın, dedelerimizin yüzyıllardır koruyup kolladığı, bizlere gelecek nesillere aktarmak üzere emanet ettiği yaşam alanlarımızdan göçe zorlanarak yurtsuzlaştırılıyoruz.

    Gıdalarımızın genleriyle oynadıkları gibi doğal yaşam alanlarımız, vadilerimiz, yaylalarımız, derelerimiz ve yaşamlarımızın; yasaların, hukuk ve demokrasinin de genleriyle oynayarak vahşi kapitalizmin tüketime endeksli rant hesaplarına zemin hazırlıyorlar.

    YENİ FACİALAR YAŞANMASIN

    Ve biz, bütün bunların karşısında bilime dayalı, akılcı ve insancıl yaşam hakkımız olarak, doğal yaşam alanlarımıza verilmek istenen geri dönüşümsüz zararları önlemek için HES projeleri başta olmak üzere bütün bu projelere karşı demokratik ve hukuksal mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

    Çernobil’in etkilerini halktan saklayan, aynı Çernobil’de olduğu gibi dayatmacı bir zihniyetle HES’leri üzerimize salan siyasileri, kamu görevlilerini, bürokrat ve sözde bilim adamlarını bir kez daha kınıyor ve protesto ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • DAM’dan ‘Munzur Dağları Madenlerle Yok Edilmesin’ paneli-VİDEO

    DAM’dan ‘Munzur Dağları Madenlerle Yok Edilmesin’ paneli-VİDEO

    PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) tarafından ‘Munzur Dağları Madenlerle Yok Edilmesin’ şiarı ile yarın İstanbul Taksim Hill Otel’de panel gerçekleştirilecek. DAM Yöneticilerinden Selman Yeşilgöz, “Bir bütünlük sağlarsak bu anlamda da bir karşı koyuş sergileyebileceğimizi ve bir geri adım attırabileceğimizi düşünüyoruz” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Dersim Araştırmalar Merkezi’nin yarın saat 15:00’te İstanbul Taksim Hill Otel’de ‘Munzur Dağları Madenlerle Yok Edilmesin’ şiarı ile yapacağı panele ilişkin DAM Yöneticilerinden Selman Yeşilgöz, Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Panele Prof. Dr. Yüksel Örgün Tutay, Hüseyin Alan ve Avukat Murat Cano konuşmacı olarak katılacak.

    Yaz aylarında Munzur dağlarında 60 kilo metre uzunluktaki alanın tümünün maden sahası olarak ilan edilmesi konusunun gündeme geldiğini hatırlatan Yeşilgöz, “Çeşitli bölgelerde maden aramaları, maden çalışmaları uzun süredir var. Açılan yerlerde var ama atıl durumdaydı. Ancak şu an alınan karar ise Munzur dağlarının tamamı maden alanı ilan edilerek çalışma başlatılması yönündedir” dedi.

    “BİR BAŞLANGIÇ YAPMAK İSTİYORUZ”

    Munzur dağlarında yapılmak isten maden ocaklarına ilişkin gerek metropollerdeki insanları bilgilendirmek, gerek belli bir duyarlılık ve kamuoyu oluşturmak amacı ile konunun uzmanlarını davet ederek  kitle çalışması için bir başlangıç yapmak istediklerini kaydeden Yeşilgöz, ‘Munzur Dağları Madenlerle yok Edilmesin’ şiarıyla Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) olarak bir konferans kararı aldıklarını ve kitleye de Munzur dağları ve maden çalışmaları ile ilgili bir bilgilendirme yapacaklarını söyledi.

    “GERİ ADIM ATTIRMALIYIZ”

    Genel olarak tarihsel süreçten bugüne kadar  Dersime yönelik özel politikaların gündeme konulduğuna dikkat çeken Yeşilgöz, “Son 20 yıla yakındır barajlara dönük oluşturulan kamuoyuyla bir nebzede olsa baraj yapımının önüne geçilebilindi. Şimdi de  bütün bir coğrafyayı maden sahası ilan ederek yok etmeye dönük bir çalışma var. Bu anlamda da eğer güçlü bir toplumsal karşı koyuş sergileyebilirsek bunda da geri adım atma konusunda başarılı olabileceğimize inanıyoruz. Bunu ancak örgütlü bir çalışma ile gerek metropollerde, gerek Avrupa’da gerekse de Dersim’deki kitlenin ortak hareket etmesi ile bunun karşısında durabiliriz. Bizim buradaki amacımızda bu birlikteliği sağlayabilecek çalışmaları kollektif bir örgütlülüğe dönüştürmektir. Bu anlamda adım atacağız. Bunu yaparken bizim dışımızdaki çevre hareketleri ile de hem dayanışma içinde olmayı hem de onlardan dayanışma beklemeyi de önümüze koyacağız. Bir bütünlük sağlarsak bu anlamda da bir karşı koyuş sergileyebileceğimizi ve bir geri adım attırabileceğimizi düşünüyoruz” diye konuştu.  PİRHA/İSTANBUL

     

  • Ali Haydar Çavuş: Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor-VİDEO

    Ali Haydar Çavuş: Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor-VİDEO

    PİRHA- 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 81. yılına ilişkin PİRHA’ya konuşan Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, “Tabi ki geçmişimizi bilmezsek geleceğimize yön veremeyiz ama bence şu anda tezgahlanan şey 38 katliamını aratacak türden. Çünkü inancımız, düşüncelerimiz, insaniyetimiz, yaşam felsefemiz her şeyimiz asimilasyon altında” dedi.

    4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu karardan sonra Dersim’de başlayan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.

    “GEÇMİŞTEN ÇOK GÜNÜMÜZ VE GELECEĞİN İRDELENMESİ GEREKİYOR”

    Dersim’de Tenkil Harekatı kararının 81. yılında Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, PİRHA’ya konuştu.

    Dersim Katliamı’nın bu ülkede yaşanan en büyük trajedilerden biri olduğunu kaydeden Çavuş, geçmişe yönelik şeylerin tekrarlanmasından çok günümüz ve geleceğin irdelenmesi gerektiğini ifade etti. “Biz belli bir travma yaşamış bir toplumuz. Bu travmanın etkilerinden kurtulup geleceğe ilişkin yapılması düşünülen şeylere karşı neler yaparız bunun hesabını yapmamız lazım” diyen Çavuş, şunları kaydetti:

    “Yani şu anda bile Alevilerin kapılarına çarpılar koyarken, inanç yerleriyle ilgili alaycı ifadeler kullanılırken çeşitli biçimlerde yukarıdan destekli olarak bize hakaretler edilirken ya da rencide edici türden şeyler kullanılırken bizim hala geçmişe takılıp kalmamız çok fazla bir şey getirmeyecek diye düşünüyorum. Tabi ki geçmişimizi bilmezsek geleceğimize yön veremeyiz ama bence şu anda tezgahlanan şey 38 katliamını aratacak türden. Çünkü inancımız asimile altında, düşüncelerimiz, insaniyetimiz, yaşam felsefemiz her şeyimiz asimile altında.”

    “İÇERİDEN FETHETMEK”

    Zaman zaman hükümetin Dersim’deki temsilcileriyle ilgili “Şu çok iyi”, “Bu gerçekten bizi düşünerek bir şeyler yapmaya çalışıyor” ya da “Öbürü gerçekten bizim için çok güzel şeyler yapıyor” tarzında söylemler duyduğunu ifade eden Çavuş, “Fethullah Gülen’in yıllardan beri uyguladığı politika içeriden fethetmek. Aynen bu da o. Yüzyıllardan beridir belki öldürmekle, asmakla, kesmekle, sürgün etmekle direnci kıramadılar. Yani bizim yaşam direncimizi, yaşam inancımızı ya da yaşam felsefemiz noktasında kıramadıkları şeyleri şu anda iyi görünerek, bir şeyler yapmaya çalışarak, göz boyayarak kırmaya çalışıyorlar. Bu çok tehlikeli ve inanan insanlarımız da var bu konuda.” dedi.

    “O ŞEFKATLERİ ÇOK GÖRDÜK”

    Daha önce politikacılık yapmış bir yurttaşın sosyal medyada Dersim’deki hükümet temsilcileriyle ilgili “çok şefkatli bilmem neyimiz” gibi bir paylaşımda bulunduğunu söyleyen Çavuş, “Yani bu şefkatli de o şefkatleri çok gördük. Yani ormanlarımızı yakarken o şefkat neredeydi? Biz geçen sene ormanları söndürmeye gittik. Bir seferde 24, 25 yer birden yanıyordu. Biz bütün Dersim kurumları olarak oraya gittik valiyle görüştük. Bir taraftan ormanlar yakılıyor bir taraftan ormanları söndürmeye gidenlere izin verilmiyor. Bu nasıl bir şefkat? Yani o ormanlar yanarken içinde börtü böceği yanıyor, değerlerimiz yanıyor, inançlarımız yanıyor, atalarımızın kemikleri yanıyor. Yani orada bizim köklerimiz yanıyor, bizim yaşama bağlandığımız alanlarımız yanıyor. Ama sen ona izin vermiyorsun. Gittik kendi gözlerimizle gördük. Yangın olan bölgeye hendekler kazılmış, söndürmeye gidilmesin. Bu nasıl bir şefkat? Yani böyle bir şefkat mi olur?” ifadelerini kullandı.

    “ORADA AZINLIK BİLE KALAMAYACAĞIZ”

    Dersim’deki bütün değerlerinin izlerinin silinmeye çalışıldığına dikkat çeken Çavuş, Dersim’le ilgili yeni projelerin olduğunu ve bu projelerin ciddi biçimde Dersim’i bitirme projeleri olduğunu vurguladı. Çavuş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Belki birçok insan için inandırıcı gelmeyecek ama öyle büyük çaplı üretim projeleri var ki trilyonluk üretim projeleri var. Bu üretim projelerinde bizim orada çalışacak insanımız yok. İstihdam alanında yerleşecek insanlarımız yok. Dışarıdan insanlar gelecekler. Bu dışarıdan gelen insanları oraya yerleştirecekler. Orada ev verecekler, evleri olacak, çoluk çocuğu olacak. Öyle bir zaman gelecek ki biz orada belki azınlık bile kalamayacağız. Demografik yapısını değiştirecekler oranın. Yani 38’de vurduklarını vurdular, öldürdüklerini öldürdüler, gönderdiler ettiler kalanlar hiç olmazsa dağda, mağaralarda, ağaç kovuklarında şurada burada onurluca yaşadılar. Çünkü onurlu yaşamak başka bir şeydir. Kimseye muhtaç olmadan, kimseye el açmadan, kimsenin önünde eğilmeden yaşama tutunmaya çalıştılar. Gerektiğinde ağaç kabuğu yediler, ağaç yaprağı yediler ama kimsenin karşısında eğilmediler. Ama şu anda en kötüsü de o zaten yani insanları lüks şeylere özendirip, gösterip ‘Bunu sen kendi emeğinle alamazsın ama ben bunu sana sağlarım’ deyip o insanları satın almaya çalışmak var. Şu anda Afganlılar geliyor, Pakistanlılar geliyor, Iraklılar geliyor, Suriye’den insanlar geliyor ve öyle bir şey ki orada istihdam edecekleri insanları nereden getirecekler. Bu kadar Afganlı nereden birden bire önü açılmış baraj gibi geldi oraya. Bunlar hep bir planın programın ürünüdür diye düşünüyorum.”

    “DERSİM SADECE O TOPRAKLAR DEĞİLDİR”

    Dersim’e uzaktan sahip çıkan veya çıkmaya çalışan Dersimlilere topraklarına geri dönme çağrısında bulunan Çavuş, şöyle devam etti:

    “Hani Dersim diye biz yanıp tutuşuyoruz ya burada, batıda veya Avrupa’da. İşte o Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor. O Dersim dediğimiz şey sadece oranın toprağı değil; oranın manevi değerleridir, oranın yaşam felsefesidir, oranın inançlarıdır, oranın ziyaretidir, kültürleridir, oranın ocaklarıdır her şeyidir. Şimdi oradaki bu yapıyı değiştirdikleri zaman artık Dersim diye bir şey kalmayacak. Toprak kalacak. O toprak Dersim değildir. Bir vatan üzerinde yaşayan insanların değerleriyle, kültürleriyle, geçmişiyle, geleceğiyle, acısıyla, tatlısıyla yaşadığı şeylerin toplamıdır vatan. Vatan sadece toprak değildir. Ama o güzelim topraklara şimdi Munzur’a yönelik yapılmak istenen barajlar. Yani belki dünyada çok az örneği olan vadiyi barajlarla, suyla dolduracaklar. Çemişgezek tarafında, Hozat tarafında aynı birçok yer var. Pülümür tarafında da öyle.

    “TOPRAK ALTINDAKİ ACILARI, ANILARI NEREYE KOYACAĞIZ?”

    Yani bu büyük bir oyun ve biz eğer sahip çıkmazsak, biz topraklarımıza geri dönmezsek, biz gidip o topraklarımızda gerekli üretimi yapmazsak; orada üç kuruş para için insanların önünde eğilen insanlarımız var olduğu sürece, onları istihdam edecek şartları yaratmadığımız sürece bizim geleceğimiz gerçekten korkunç olacak. Onun için burada hali vakti yerinde olan, durumu iyi olan insanlar görüyorum mesela hep Ege sahillerinde gidip oradan yer alırlar. Neden? Bizim orada üç beş tane insanı istihdam edecek bir yer al hiç olmazsa. Mesela bana bile çoğu insan söylemiştir ‘Ne işin var yönünü oraya dönüyorsun. Gel Ege’de bir tane yer al. Orada rahat yaşa.’ Peki vicdanımızı nereye koyacağız? Biz geçmiş atalarımızın yaşadıklarını nereye koyacağız? Orada toprak altındaki kemikleri, toprak altındaki anıları, toprak altındaki yaşadığımız acıları. Ben bazen düşünüyorum böyle diyorum ki ‘Orada acaba yerin altında çığlıklar var mıdır, duyulur mu? Orada yer altında inlemeler var mıdır, orada yer altında ‘Yahu ne olursunuz gitmeyin. Bizi böyle sahipsiz bırakmayın’ diye seslenen ama sesini bize duyuramayan atalarımızın kemikleri var mıdır?’ diye düşünüyorum. İnsanlar bunları dikkate aldıkları zaman eminim bir şeyler olur ama bazen geç mi kalıyoruz diye düşünüyorum. Geç kalmadan bir şeyler yapmak lazım diye düşünüyorum. (HABER MERKEZİ)

  • Dersimliler ve Dersim dostları: Dersim’de yanan ciğerimizdir-VİDEO

    Dersimliler ve Dersim dostları: Dersim’de yanan ciğerimizdir-VİDEO

    PİRHA- Dersimliler ve Dersim dostları, geçtiğimiz hafta Dersim’de askeri operasyon sonucu çıkan orman yangınlarına ilişkin Beyoğlu/Tünel’de basın açıklaması düzenlendi. Eylemde tüm Dersim dostları “Dersim’de yanan ciğerimizdir” diye haykırdı.

    HABERİN VİDEOSU

    Dersim’de geçtiğimiz hafta askeri operasyon sonucu ormanların yakılmasına tepkiler gelmeye devam ediyor. Dersimliler ve Dersim dostları, geçtiğimiz hafta Dersim’de askeri operasyon sonucu çıkan orman yangınlarına ilişkin Beyoğlu/Tünel’de basın açıklaması düzenlendi.

    Eylemde halk Dersim’de yanan yerlerin isimlerini söyleyerek ardından’Yanıyor’ diye haykırdı. “Aleviler doğaya ikrar vermiştir. İkrarına sadık ol, bu zulme dur de!”, “Dilimiz, kültürümüz, kimliğimiz, yaşam alanlarımız onurumuzdur”, “Eli kanlı doğa katili şirketler Dersim’den defolun”, “Ranta, talana, kıyıma dur de” dövizlerinin taşındığı eylemde “Dersim’de yanan ciğerimizdir”, “Devlet yaktı, medya sustu”, “Dersim’i yakanlar halka hesap verecek”, “Munzur özgür akacak”, “Ormanlar bizim, yakan el devletin”, “Dersim yanıyor öfkemiz büyüyor” sloganları atıldı.

    “ORMANLAR POLİTİK OLARAK YAKILIYOR”

    Eylemde kısa bir konuşma yapan Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, Dersim’in doğasına bir soykırım uygulandığını belirtti.

    Dersim’deki ormanların politik olarak yakıldığını söyleyen Esen, “Dersim acılara tanıklık etmiş bir şehirdir. Bizler 38’i yaşadık. Nice dağ taşta acılarımızın izleri devam ederken 93, 94’te köylerimiz boşaltıldı. Şimdi de güvenlik gerekçesiyle ormanlarımız yakılıyor” şeklinde konuştu.

    Ormanların içindeki börtü böceğin Dersim halkı için kutsal olduğunu kaydeden Esen, “Biz toprak evlerde böceklerle, yılanlarla iç içe yaşadık. Atalarımız onları öldürmemize izin vermiyordu. Çünkü tüm canlıların yaşam hakkı olduğunu ve onların yavrularının da onları beklediğini söylüyorlardı” dedi.

    “KUTSALLARIMIZIN YOK OLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    “Biliyoruz Sur yanıyor, Lice yanıyor. Gabar yandığı gibi Karadeniz de, Akdeniz de, Antalya da bilinçli olarak birilerine peşkeş çekmek için yakılıyor” diyen Esen, bunları ancak ortak mücadele ile durdurabileceklerini söyledi.

    Dersim’de gitmek istediklerini, kutsal mekanlara gidilmesine izin verilmediğini vurgulayan Esen, “Nasıl ki Müslümanlar için cami kutsalsa, Hristiyanlar için kilise kutsalsa, Dersim’deki Aleviler için de o Jaru Diyarları kutsaldır. Bunların yok olmasına izin vermeyeceğiz.” dedi.

    Karadeniz’den Bakırtepe’ye, Bakırtepe’den Sur’a, Sur’dan Dersim’e doğası ve yaşam alanları için mücadele edenleri selamlayan Esen, gelecek güzel günler için mücadeleyi yükseltme çağrısı yaptı.

    Düzenlenen açıklamada basın metnini tüm kurumlar adına Ulaş Yeğin okudu. Dersim’de geniş ormanlık alanların askeri operasyonlarla imha edildiğinin vurgulandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ DERSİMLİLERİN YANGINLARI SÖNDÜRMESİ ENGELLENİYOR”

    “Daha önce defalarca yaşandığı gibi bir kez daha ormanlarımız yakılarak coğrafyamız yaşanılamaz hale getirilmeye çalışılıyor. Geçmişte olduğu gibi ana akım medya bu felaketi görmezden geliyor veya görmezden gelmesi sağlanıyor.  Yine geçmişte olduğu gibi devlet gücüyle Dersimlilerin kendi imkanları ile yangınları söndürmesi engelliyor.”

    “EL BİRLİĞİYLE DERSİM ÖLDÜRÜLÜYOR”

    “Dersim coğrafyası, ‘güvenlik’ bahanesi ile yapılan ve yapılması planlanan baraj, HES projelerinin tehdidi yetmezmiş gibi bir de artık sistematikleşen orman yangınlarıyla yok edilmeye çalışılıyor. Devlet ve rantçı sermaye el birliği halinde Dersim’i öldürüyorlar. Bu nedenledir ki orman yangınları söndürülmek yerine genişleyerek devam ettiriliyor. Bu nedenledir ki Dersim’de tüm bu yaşananların Türkiye kamuoyunca bilinmesi ve ortak bir duyarlılık geliştirilmesi engellenmeye çalışılıyor.

    “HALK İNANCINDAN KOPARILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Bu yangınlarla Dersim sadece insanlar için yaşanılamaz hale getirilmekle kalmıyor, Alevi inancı için kutsal sayılan doğası yakıp yıkılarak halk inancından koparılmaya çalışıyor. Bunun yanında hayvanların yaşam alanı ve hakları yok edilerek pek çok endemik bitki türü de zayi ediliyor. Pülümür ilçesinde bulunan Meçi, Rabat Tepesi karşısındaki Mezra Köyü, Uzun Evler Mahallesi ve Kaymaz Tepe, Dere Boyu köyü civarı, Hozat’ın Boydaş mevkii ve Ali Boğazı bölgeleri, Dersim’in Nazimiye ilçelerinde ve merkeze bağlı Sarıtaş, Doğantaş mevkileri, keza Ovacık ilçesi ve Elazığ Karakoçan’da çıkartılan bu sistematik orman yangınlarıyla çok yönlü bir felaket yaşanıyor.

    “YANGINLARIN HİÇ BİRİ TESADÜFİ DEĞİL”

    Dersim halkı; ormanları yakılarak, barajlarla kuşatılarak, siyanürlü altın faaliyetleri geliştirilerek ve köyleri boşaltılarak terbiye edilmek isteniyor. Böylece istiyorlar ki, Dersim yaşanılmaz hale gelsin, insansızlaşsın, çaresizlikten Dersim’de yaşamaya devam edenler de kimliğine, haklarına, doğasına sahip çıkmak yerine boyun eğsin! Ancak boşuna! Dersim halkı hakları yanı sıra doğasını da koruma seferberliğini sürdürecektir. Üstelik sadece kendi doğasını değil, rantçı sermayenin gerçekleştirdiği diğer yağmalara ve tahribatlara karşı da bütün bir Türkiye’nin de doğasını savunacaktır. Bu kapsamda bizler, Kazdağları’nda 4 ayrı noktada, keza Antalya’nın Kemer İlçesine bağlı Kuzdere Mahallesinde çıkarılan yangınlara karşı da duyarlılık ve dayanışmamızı iletiyoruz. Çünkü bu yangınların hiçbirinin tesadüfi olmadığını, farklı kimlikli halkların imhası ve doğanın bir kar alanı olarak istismar edilmesinin sonucu olduğunu biliyoruz.

    “DERSİM TÜRKİYE’NİN BÜTÜNÜ, GELECEĞİNİN AYNASIDIR”

    Bizler, gerilim politikalarının, doğanın tahribinin, inançsal ve etnik asimilasyonun ve operasyoncu siyaset tarzının derhal durdurulmasını talep ediyoruz. Orman yakmalara, köy boşaltmalara, barajlara, HES’lere, ormanların ev sahibi hayvanların kovulmasına HAYIR diyor ve tüm Türkiye halklarını dayanışmaya davet ediyoruz. Çünkü Dersim Türkiye’nin bütünü, geleceğinin aynasıdır!”

    İMZACI KURUMLAR

    Munzur Koruma Kurulu (DEDEF)
    Karakoçan Dernekleri Federasyonu
    Peri Vadisi Koruma Platformu
    Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Platformu
    Demokratik Yöre Dernekleri Federasyonu
    Pirsultan Abdal Kültür Derneği
    Demokratik Alevi Dernekleri
    Yeşil Öfke Ekoloji Kollektifi.
    Dersim Araştırmalar Merkezi
    Munzur Çevre Derneği
    HDK Ekoloji Meclisi
    Yeşil Direniş Ekoloji Gazetesi
    Senoz Vadisi Koruma Platformu
    Yaşam ve Dayanışma Yolcuları

  • Varto’da yaşayan Aleviler: Hizmet alamıyoruz, OHAL kaldırılmalı-VİDEO

    Varto’da yaşayan Aleviler: Hizmet alamıyoruz, OHAL kaldırılmalı-VİDEO

    PİRHA- Muş Varto Çaylar Köyün’de yaşayan Alevilere PİRHA  mikrofonunu uzattık. Çaylar’da yaşayanlar sorunlarını ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası çıkarılan OHAL’in Aleviler üzerindeki etkisini değerlendirdi. Çaylar’da yaşayanlar hizmet alamadıklarını belirterek, OHAL’in kaldırılması gerektiğini belirttiler. 

    Haberin Videosu

    Muş Varto Çaylar Köyünde yaşayanların tek geçim kaynağı olan hayvancılık, OHAL nedeniyle yasaklanan yaylalarla birlikte gittikçe zorlaşıyor. Sorunların sadece yasaklarla sınırlı olmadığı yol, su, kanalizasyon ve elektrik gibi sorunlarının da olduğu Alevi köylerinde yaşayanlar, sorunlarının bitmediğini belirterek PİRHA’ya konuştular.

    “KÖYDE SORUNLAR BİTMİYOR”

    Üç Budak Köyü’nde yaşayan Orhan Demir, köylerde sorunların bitmediğini dile getirerek, yol, su ve özellikle elektrik sorununun olduğunu belirtti.

    Köyde günde en az altı defa elektriklerinin kesildiğini söyleyen Demir, “Bunun sebebini öğrenmek için muhtarlar Kaymakama gittiği zaman çok detaylı bir şekilde cevap alamıyorlarmış. Mesela HES’ler değişmiş. Eskiden Van’dan alıyormuş şimdi Yallısu diye bir köy varmış orada HES kurulmuş oradan alıyor. Anlaşılan yetersiz olduğundan kaynaklı bir kesinti oluyor. Bunlar yetkililerin söylediği şeyler. ” dedi.

    Demir, “Herkes HES’lere karşı ancak bilinçli olup HES kurmak farklı bir şey, bilinçsiz HES kurmak farklı bir şeydir” dedi.

    “HES’LER DOĞAYA ZARAR VERİYOR”

    Varto’da bir köyün sulama kanalları üzerinde kurulan HES projesi olduğunu ifade eden Demir, şunları belirtti:

    “Sular azaldığı için sulama yapılmıyor. Sulamaya geçildiği zaman elektrik kesiliyor. İkisi birbirine bağlantılı şeyler. Böylesi tabi ki doğaya zarar veriyor.  Oradaki HES bizi de etkiliyor, çünkü oradan gelen su akımı bütün ovaya iniyor, dolayısıyla o ovanın hepsi etkileniyor. Bütün doğa ve canlılar etkileniyor” dedi.

    “YAPILANLAR HAKSIZ BİR ŞEKİLDE YAPILIYOR”

    Öte yandan Türkiye gündemiyle de yakından ilgilenen yurttaşlar OHAL ve kamudan ihraçları da değerlendirdi. Yapılanların haksız bir şeklide yapıldığını vurgulayan Demir, “Kendilerine göre bir kararname hazırlayarak, bazılarını görevden alıyorlar. Mesela benim bir yakınım FETÖ ile hiç alakası olmayan, tamamen Cumhuriyetçi birini görevden aldılar. Bütün bunlara anlam vermiyorsun” diye konuştu.

    “DÜZENLE İLİŞKİSİ İYİ OLMADIĞI İÇİN İHRAÇ EDİLDİLER”

    Emekli öğretmen Hüseyin Gündüz ise FETÖ almak istiyorsa önce devletin kendisine bakması gerektiğini vurguladı.

    “Başbakan, Cumhurbaşkanı, hepsi FETÖ’cü. Eğer FETÖ olmasaydı onların hiçbirisi olmazdı” diyen Gündüz, “Onlar FETÖ’nun babaları yani. FETÖ’yü yaratan onlar” dedi.

    Darbe girişimiyle yapılan ihraçların yanlış olduğunu ve düzenle ilişkileri iyi olmadığı için ihraç edildiklerini belirten Hüseyin Gündüz, “Bu ülkede her düşünceden insan olmalı, FETÖ, devrimci, solcu da, Kürt de olmalı hiçbir insan mesleğinden atılmamalı. En kısa sürede hepsinin göreve dönmesi ve OHAL’in kaldırılması gerekir” ifadelerini kullandı.

    Bu ülkenin bir ferdi olarak memnun olmanın söz konusu olmadığının altını çizen Halis Kavurma, “Toplumsal olarak bir destek vermesi lazım yani bizim toplumumuz bu haldeyken çalışma gücünü kaybetmiş. Geleceğimiz karamsar görünüyor, o sebeple millet sönüktür” ifadelerini kullandı.

    “GÜVENLİĞİN HERKES İÇİN SAĞLANMASI GEREKİR”

    Güvenliğin her açıdan olması gerektiğini vurgulayan Kavurma, “Ben çiftçiysem benimde güvenliğim olması lazım. Rençpersem katkıda bulunup  güvenliğimi sağlaması lazım.  Öğretmensem ya da burada ticaretle uğraşıyorsam benim de güvenliğimin sağlanması gerekir” dedi.

    “TÜM UĞRAŞLARA RAĞMEN HİZMET ALAMIYORUZ”

    Üç Budak Köyü Muhtarı olan Semih Yalçıner de, yol, su ve elektrik sorunlarının olduğunu belirterek çok uğraşmalarına rağmen hizmet alamadıklarını vurguladı.

    Yalçıner, “Kaymakamlığa gidiyoruz tamam diyorlar ama herhangi bir şey yok” dedi.

    Semra ACAR/VARTO