PİRHA-Dersim’de yaşayan bir ailenin gündelik yaşamı üzerinden bölgenin kadim inançları, ritüellerini konu edinen Hewtemal oyunu Hanover AKM’de izleyici ile buluştu.
Roza Kay Tiyatro Topluluğu’nun hazırladığı ve Fintoz Dikme, Gule Mayera, Hülya Şimşek ve Güner Güngör tarafından sahnelenen Hewtemal oyunu Honnever AKM’de izleyici ile buluştu.
Hewtemal oyununda Dersim’de yaşayan bir ailenin gündelik yaşamı üzerinden bölgenin kadim inançları, ritüelleri ve toplumsal hafızası sahneye taşındı.
Oyunun ardından oyuncular seyircileri selamlayarak kısa bir konuşma yaptı.
“DOĞAYLA KURULAN KADİM BAĞIN SEMBOLÜ”
Fintoz Dikme ana dilde üretimin yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda kültürel hafızayı koruma mücadelesi olduğunu vurguladı. Yaptıkları çalışmaların “ruhu taşıma” çabası olduğunu belirten Dikme, dili bilmeden kendilerini izleyen ve yüreklerini paylaşan herkese teşekkür etti.
Dikme, sahneye taşıdıkları anlatıların derin bir inanç ve doğa felsefesine dayandığını ifade ederek, “Hewtamal” ritüelinin bir karıncaya duyulan saygıdan, kış uykusundan gök gürültüsüyle uyanan yılanın yeniden yeryüzüne dönüşüne kadar yaşamın döngüsünü anlattığını söyledi. Bu ritüelin, doğayla kurulan kadim bağın sembolü olduğuna dikkat çekti.
Kadim öğretilerin insan ve doğa arasındaki hassas dengeyi koruduğunu hatırlatan Dikme, geçmişten aktarılan bir öğüdü şöyle aktardı: “Gece su almaya giderken toprağa ayak uçlarınla bas; toprak doğurgandır, canı acımasın. Kurdu, kuşu uyandırma.” Bu anlayışın, yaşamın bütününe saygıyı esas aldığını vurguladı.
Dikme’ye göre, bu değerlerle yetişen bir toplumda şiddet, savaş ve adaletsizlik yer bulamaz: “Kimsenin hakkını yemeyen, doğaya ve canlıya saygı duyan bir anlayışla büyüyen nesiller olursa, ne kadınlar ne çocuklar öldürülür, ne de savaşlar olur.”
“DİLİMİZİ YAŞATALIM”
Hülya Şimşek, yaptığı konuşmada Kırmanckinin yalnızca bir iletişim aracı değil, inançsal ve kültürel bir taşıyıcı olduğunu vurguladı. Kırmançkiyi “Hızır’ın dili” olarak tanımlayan Şimşek, bu dilin içinde Hallac-ı Mansur’dan Pir Sultan’a, Hacı Bektaş Veli’den kadim inanç önderlerine uzanan bir ruhun yaşadığını ifade etti.
Ana dile sahip çıkmanın toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çeken Şimşek, “Bu dil kaybolmak üzere. Onu yaşatmak için neler yapabiliriz, bunun üzerine düşünmeliyiz” diyerek herkesi sorumluluk almaya davet etti.
Güner Güngör sahneye taşıdıkları oyunların sadece geçmişi aktarmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bugünün yaşamına dair sorular sormayı da hedeflediklerini ifade etti.
Sanatçı Gule Mayera, Hewtemal ritüelinin Alevi inancında özellikle Dersim’de çok önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, sahneledikleri oyunu izlemeye gelen izleyicilere teşekkür etti.
“ÖNCE BAŞKASINI DÜŞÜNEN BİR ANLAYIŞLA BÜYÜDÜK”
Birgül Şimşek, sahnelenen oyunun izleyiciler üzerinde derin bir etki bıraktığını belirterek, “Burada bulunan pek çok can gibi beni de çok mutlu ettiniz, teşekkür ederiz. Bizleri çocukluğumuza götürdünüz” dedi.
Hewtemal geleneğini bizzat yaşayanlardan biri olduğunu ifade eden Şimşek, bu kültürün en temel değerlerinden birinin paylaşmak olduğunu vurguladı. Bu özel dönemde hazırlanan yemeklerin komşularla birlikte paylaşıldığını, lokmaların ortak sofralarda buluştuğunu dile getirdi.
Pir Ali Tamaç, ana dili yaşatmak için emek verenlere teşekkür ederek, bu çabanın büyük ve anlamlı bir hizmet olduğunu vurguladı. “Dilimizi ayakta tutmaya çalışan canlar çok değerli bir iş yapıyor. Hak razı olsun, sağlıkla daha ileriye taşısınlar” dedi.
Coğrafyada yaşananlara ve kimlik bilincine dikkat çeken Tamaç, geçmişte yeterince sahip çıkılamayan değerlerin bugün kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. “Kim olduğumuzu, bu topraklarda neler yaşandığını daha güçlü sorgulayabilseydik, dilimiz bu kadar erken yok oluşla yüz yüze kalmazdı” sözleriyle özeleştiri yaptı.
Ana dilin korunmasının gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluk olduğunu belirten Tamaç, ailelere çağrıda bulundu: “Dilimize sahip çıkın, çocuklarınızla ve torunlarınızla konuşun ki unutulmasın.”
İZLEYİCİLER MEMNUNİYETİNİ DİLE GETİRDİ
İzleyicilerden Candan Can, etkinlikte bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bunun kendisi için büyük bir mutluluk ve onur olduğunu ifade etti.
Tiyatro aracılığıyla kültüre ve inanca verilen emeğe dikkat çeken Can, bu değerleri yaşatmak için çaba gösteren sanatçılara teşekkür etti.
İzleyicilerden Leyla Aras, etkinliğe katılmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, sahnelenen oyunun kendisi ve izleyiciler üzerinde umut yarattığını söyledi. “Beni ve burada bulunan birçok canı umutlandırdınız, çocukluğumuza götürdünüz” diyerek emeği geçenlere teşekkür etti.
Geçmişten bugüne aktarılan değerleri hatırlatan Aras, büyüklerin sabah dualarında önce kapı komşusunu, kurdu kuşu anmasının, ardından çocuklara yönelmesinin toplumsal dayanışmanın güçlü bir göstergesi olduğunu söyledi. “Biz de önce başkasını düşünen bir anlayışla büyüdük” dedi.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, kadim Alevi geleneği olan Hewtemal kutlaması için Gün-Der Yöre Derneği’nde geniş katılımlı bir etkinlik düzenledi. Etkinlikte, Alevi inancının dayanışma, doğayla uyum ve kolektif yaşam anlayışına vurgu yapıldı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, kadim Alevi geleneği olan Hewtemal kapsamında Gün-Der Yöre Derneği’nde bir etkinlik düzenledi. Yöre sakinlerinin geniş katılım sağladığı buluşmada, Rea-Haq coğrafyasının kadim öğretisinin yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılmasının önemi vurgulandı.
DAD İstanbul Şubesi yöneticileri, bu tür buluşmaların inançsal ve kültürel hafızayı yaşatmak açısından önemli olduğunu belirterek, sorumluluk duygusuyla bu geleneksel etkinlikleri sürdürmeye devam edeceklerini ifade etti.
“DOĞA VE İNSAN ARASINDAKİ UYUMUN SEMBOLÜ”
Etkinlik, inanç gereği yapılan ritüellerle başladı. Öget Ana ile Kureyşan Ocağı evlatlarından Hakkı Aradağ çerağları uyandırdı.
Ardından söz alan DAD İstanbul Şubesi Eşbaşkanı Mevhibe Akdeniz, Gün-Der yönetimini ve etkinliğe katılan yurttaşları selamladı. Konuşmasında Heftemal geleneğinin dayanışmayı, hoşgörüyü ve yan yana gelmenin kolektif yaşamını yeniden hatırlatan önemli bir inanç pratiği olduğunu vurguladı.
Akdeniz ayrıca doğa ile insan arasındaki ilişkinin Alevi inancında merkezi bir yer tuttuğunu belirterek, Hewtemal‘ın insanın doğaya karşı minnetini sunduğu kadim bir ritüel olduğunu ifade etti.
Etkinlikte ayrıca DAD Eşbaşkanı Mercan Gül de söz aldı. Gül Alevi inanç geleneğinin yaşatılması, kültürel hafızanın korunması ve dayanışma kültürünün güçlendirilmesi gerektiği vurguladı.
Program, katılımcıların sohbeti ve lokmaların paylaşılmasıyla sona erdi.
PİRHA- Roza Kay Tiyatro Topluluğu’nun sahneye taşıdığı “Hewtemal”, Dersim’in kültürel dokusunu, ritüellerini ve toplumsal hafızasını tiyatronun diliyle yeniden yorumlayarak izleyiciyi hem duygusal hem de düşünsel bir yolculuğa davet ediyor.
Roza Kay Tiyatro Topluluğu’nun hazırladığı Hewtemal adlı oyun Almanya’nın Hürth kentinde bulunan Hürth AKM‘de izleyici ile buluştu.
Fintoz Dikme, Gule Mayera, Hülya Şimşek ve Güner Güngör tarafından sahnelenen Hewtemal oyununda, Dersim’de yaşayan bir ailenin gündelik yaşamı üzerinden bölgenin kadim inançları, ritüelleri ve toplumsal hafızası sahneye taşındı. Oyun, yalnızca bir ailenin hikayesini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Dersim coğrafyasında kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel değerleri, inanç pratiklerini ve toplumsal dayanışma biçimlerini de görünür kılıyor.
Sahne diliyle geçmiş ile bugün arasında bir köprü kuran oyunda, ritüellerin, sözlü kültürün ve kolektif hafızanın Dersim toplumundaki yerini izleyiciye hatırlatırken, aynı zamanda bu mirasın korunmasının önemine dikkat çekiyor.
HEWTEMAL NEDİR?
Alevi inancında doğanın dirilişini simgeleyen Hewtemal’da, yaşamın yeniden başladığına ve tüm varlıkların secdeye geldiğine inanılıyor. Bu nedenle evlerde büyük temizlik yapılır, ev mayası yenilenir. Akarsudan getirilen suyla yapılan banyonun ardından temiz giysiler giyilir. Ardından topluca mezarlıklar ziyaret edilir, dualar okunur, lokmalar dağıtılır ve köye dönüşte birlikte yemek yenir. Kara Çarşamba’da görülen bazı ritüeller de Hewtemal’da sürdürülür, kuşburnu dallarından yapılan halkadan geçme ve damlara taş koyma gibi uygulamalar bu günün gelenekleri arasında yer alır.
PİRHA- Roza Kay Tiyatro topluluğu tarafından Hewtemal adlı oyun Almanya’da izleyici ile buluşacak. Tamamen gönüllü bir çalışma ürünü olan Hawtamel oyuncuları, kaybolmaya yüz tutmuş kültürü yaşatmayı hedeflediklerini belirterek, dayanışma çağrısı yaptı.
Dersim ve çevresinde doğanın uyanışı ve yaşamın yeniden başlaması olarak kabul edilen Hewtemal (Heftemal), mart ve nisan ayının başlangıcına yayılan bir zaman diliminde çeşitli ritüellerle kutlanıyor. Bölgeden bölgeye farklı tarihlere denk gelebiliyor.
Alevi inancında doğanın dirilişini simgeleyen Hewtemal’da, yaşamın yeniden başladığına ve tüm varlıkların secdeye geldiğine inanılıyor. Bu nedenle evlerde büyük temizlik yapılır, ev mayası yenilenir. Akarsudan getirilen suyla yapılan banyonun ardından temiz giysiler giyilir. Ardından topluca mezarlıklar ziyaret edilir, dualar okunur, lokmalar dağıtılır ve köye dönüşte birlikte yemek yenir. Kara Çarşamba’da görülen bazı ritüeller de Hewtemal’da sürdürülür, kuşburnu dallarından yapılan halkadan geçme ve damlara taş koyma gibi uygulamalar bu günün gelenekleri arasında yer alır.
Hawtemal dolayısıyla diasporada da hazırlıklar başladı. Bu çerçevede Roza Kay Tiyatro topluluğu tarafından hazırlanan Hewtemal adlı oyun izleyici ile buluşacak.
ROZA KAY TİYATRO GRUBU…
Fintoz Dikme öncülüğünde yaklaşık beş yıl önce kurulan Roza Kay Tiyatro Topluluğu, kuruluşundan bugüne büyük bir özveriyle sürdüren bir emeğin ürünü.
Dilini ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla bir araya gelen tiyatro topluluğu, sahneledikleri oyunlarla kadim ritüelleri ve sözlü kültürü yeniden görünür kılmayı hedefliyor.
Yeni katılımlarla büyüyen topluluk ise, kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan dili yaşatmak, kadim ritüellerin özünü sahneye taşımak ve binlerce yıllık kültürel mirasa sahip çıkmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.
Roza Kay Tiyatro grubu üyelerinin sergileyeceği Hewtemal adlı oyunun provalarını ziyaret ettik.
Fintoz Dikme, Hewtemal ritüelini anlatırken doğanın bu dönüşümünü şu sözlerle ifade ediyor:
“Kışın uzun uykusunun çözülmeye başladığı gün… Toprağın derinlerinde saklanan hayatın yeniden nefes aldığı gün.”
Dikme’ye göre bütün kış boyunca dağlar sessizdir. Kar, toprağın üzerine beyaz bir kefen gibi serilir. Sular taşların altında susar. Ancak doğa ölmez.
“Doğa yalnızca doğum zamanını bekler. Kış ölüm değildir; doğumdan önce çekilen uzun sancıdır,” diyen Dikme, baharın gelişiyle birlikte doğanın bu sancının ardından yeniden doğduğunu anlatıyor.
Karların erimesi ve dağlardan ilk suların akmasıyla birlikte doğanın döngüsü yeniden açılır. Dikme bu anı şöyle tarif ediyor:
“Kar erir, taşların arasından ilk sular yürür. İşte o an ölüm döngüsü kapanır, doğum döngüsü açılır.”
DOĞANIN İLK NEFESİ: ABU HAYAT SUYU
Hewtemal ritüelinde bir kadın dağlardan gelen ilk suyun başına gider. Bu yürüyüş sessizdir, saygı doludur, “Çünkü bastığı yer sıradan bir toprak değildir. Bu toprak bütün kış boyunca sancı çekmiş ana topraktır.”
Dikme, bu anı şöyle anlatıyor:
“Henüz kurt içmemiştir. Henüz kuş kanadını değdirmemiştir. Henüz hiçbir canlı nefesini suya sürmemiştir. O su doğanın ilk nefesidir.”
Kadın suya eğilir ve şu sözlerle niyaz eder:
“Ey dağların bağrından gelen su…
Ey taşların sabrından süzülen can…
Ben senden bir avuç hayat almak isterim.
Bize helal eyle.”
Dikme, bu sözlerin doğadan alınanın bir hak değil, izinle alınan bir emanet olduğunu vurguluyor.
Kadın avuçlarına aldığı suyu evine götürür. Bu suya Abu Hayat suyu denir. Çünkü o su, kışın ölüm sessizliğinden doğan yaşamın ilk kıpırtısıdır.
Kadın kapıdan içeri girerken avuçlarındaki suyu eve serper ve şöyle dua eder:
“Ey baharın sahibi…
Bu suyun tazeliğini bize nasip eyle.
Komşularımıza nasip eyle.
Hayvanlarımıza nasip eyle.
Toprağımıza nasip eyle.
Bu evde yeniden doğuş olsun.”
Ardından evin çocukları bu suyla yıkanır. Dikme, bu ritüelin anlamını şöyle ifade ediyor:
“O su artık yalnız su değildir. O su edep olur, ar olur, ilim olur, irfan olur. Merhamet ve sevgi olup çocukların başından akar.”
KÖTÜLÜKLERİN ATEŞTE YAKILDIĞI RİTÜEL
Hewtemal ritüelleri yalnızca suyla sınırlı değildir. Dikme’ye göre doğanın tadı sayılan tuz da bu ritüelin önemli bir parçasıdır.
“Bir kapta tuz alınır ve dua ile mühürlenir,” diyen Dikme, kötü rüyaların da bu ritüelle uzaklaştırıldığını anlatıyor.
Eğer ev halkından biri kötü bir rüya görmüşse tuz onun başı etrafında çevrilir ve şu sözler söylenir:
“Gördüğün kötü rüyalar bu tuzda toplansın.”
Ardından tuz ateşe atılır ve şöyle denir:
“Bütün kötülükler bu ateşte yansın.
Kül olup gitsin.”
Bir başka ritüelde ise keçiden alınan siyah kıllar örülerek ip haline getirilir. Kadın bu ipi düğüm düğüm bağlar ve her düğümde şu sözleri söyler:
“Kurt, ayı, yılan, çıyan… Ağzını bağladım. Hanemizden uzak olasın.”
İLK GÖK GÜRLEMESİ VE BEREKET DİLEĞİ
Baharın gelişini haber veren bir başka işaret de ilk gök gürlemesidir. Dikme, bu anın doğanın uyanışını simgelediğini söylüyor:
“O gürleme, yerin altında bekleyen bütün canlıların ölüm uykusundan uyanıp yaşama katıldığı andır.”
Bu gürleme duyulduğunda bir kadın büyükçe bir taş alır ve sağ omzunun üzerinden geriye atar. Ardından şöyle niyaz eder:
“Ey yer…Ey gök… Bu taşın ağırlığınca
büyüklüğünde rızkımı ver.”
BAHAR: YENİDEN DOĞUŞUN ZAMANI
Fintoz Dikme, Hewtemal geleneğinin özünü şu sözlerle özetliyor:
“Bahar yalnızca mevsim olarak gelmez. Dua olarak gelir. Umut olarak gelir. Yeniden doğuş olarak gelir.”Dikme’ye göre doğa bize şunu öğretir:“Ölüm bir son değildir. Ölüm, yeniden doğacak hayatın sessiz bekleyişidir.Ve bahar geldiğinde, o bekleyiş yeniden yaşama dönüşür.“
“İNANCIMIZ VE KÜLTÜRÜMÜZ SON YÜZ YILDA KAYBOLMA TEHLİKESİ YAŞIYOR”
Hülya Şimşek ise, diasporada yaşayan Dersimlilerin ve Alevi toplumunun inanç, dil ve ritüeller konusunda ciddi zorluklar yaşadığını belirtti. Şimşek, özellikle son yüz yılda birçok geleneğin unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti.
“Diasporada Dersim’den ve diğer bölgelerden gelen canlarımızla inanç ve itikat konusunda, dil konusunda zorluklar yaşadık. Bu nedenle birçok ritüelimiz unutulmayla yüz yüze kaldı,” diyen Şimşek, buna rağmen binlerce yıllık kültür ve inancın hala yaşamaya devam ettiğini söyledi.
Şimşek, Roza Kay olarak bu kültürel mirası yeniden görünür kılmak istediklerini belirterek şöyle konuştu:
“Binlerce yıl varlığını sürdüren kültürümüz ve inancımız son yüz yılda kaybolma tehlikesi yaşıyor. Biz de Roza Kay olarak bu yaşam ateşini harlayalım dedik. Canlar bu eşsiz felsefeyi, bu yaşam tarzını, bu ışığı, inanç ve kültürümüzü yeniden tüm güzellikleriyle hatırlasın istiyoruz.”
“DUAMIZ SADECE İNSANA DEĞİL TÜM KÂİNATA”
Şimşek, Alevi inanç felsefesinin yalnızca insan merkezli olmadığını, doğanın tüm varlıklarını kapsayan bir anlayışa dayandığını vurgulayarak, “Bizim duamız sadece kendimize değil tüm kainata, hayvana, ağaca, suya, toprağadır,” dedi.
Roza Kay’ın Hewtemal etkinliğinde ritüellerin tiyatral bir anlatımla sahneye taşındığını belirten Şimşek,“Tiyatroda bir ritüelin zorluklarını bildiğimiz halde Hewtemal’in güzel ritüellerini görünür kılmak istedik,” dedi.
“Kültür ve sanatsal etkinlikler farkındalık yaratır, yeniden yüzleşme ve aydınlanma yaşatır,” diyen Şimşek, Dersim Festivali’nin de bu amaçla düzenlendiğini ifade etti.
“BU ATEŞİ YÜREKLERDE YENİDEN YAKMAK İSTİYORUZ”
Şehir yaşamında bu ritüelleri yaşatmanın zor olduğuna dikkat çeken Şimşek, buna rağmen bu mirası görünür kılmak için çaba gösterdiklerini ifade etti.
Etkinliğin tamamen gönüllü bir emekle hazırlandığını söyleyen Şimşek, destek çağrısında bulundu:
“Çalışma yerimiz yok, tiyatro salonunda gösteri yapmıyoruz. Aramızda sadece Fintoz canımız tiyatrocu. Biz bu güzelliği sizlerle paylaşmak istiyoruz. Gelip seyretmelerini, bizleri desteklemelerini ve bu amatör ruhlara el vermelerini istiyoruz.”
“SANAT RUHUM ROZEKAY’LA YENİDEN BULUŞTU”
Güner Güngör, sanatla olan bağının gençlik yıllarına uzandığını belirtti. Mazgirt’te dünyaya geldiğini söyleyen Güngör, gençlik döneminde tiyatro sahnesinde yer aldığını ifade etti.
“İçimde her zaman bir sanat ruhu vardı. Yıllar sonra bu ruh Rozekay’la yeniden buluştu,” diyen Güngör, tiyatronun yanı sıra kendi ana dilinde şiirler yazmaya da çalıştığını belirtti.
“ANA DİLİMİZDE TİYATRO ÇALIŞMALARI ARTIRILMALI”
Ana dilde tiyatro çalışmalarının çok sınırlı olduğuna dikkat çeken Güngör, bu alanda yeni üretimlere ihtiyaç olduğunu vurguladı.
“Bizim ana dilimizde tiyatro alanında çok fazla alternatif yok; sadece birkaç tiyatro var,” diyen Güngör, bu çalışmaların çoğalmasının önemine işaret etti.
Güngör, Rozekay çatısı altında daha fazla insanın bir araya gelmesini istediklerini belirtti.
“HEM GEÇMİŞİ HEM BUGÜNÜ SAHNEYE TAŞIYORUZ”
Sahneledikleri oyunların yalnızca geçmişi anlatmadığını belirten Güngör, bugünün yaşamına dair sorular da sormayı amaçladıklarını söyledi.
Güngör, sözlerini şu çağrıyla tamamladı:
“Biz hem güldürüp hem düşündürme niyetiyle yola çıktık. İstiyoruz ki sizlerle bu minvalde buluşalım, bir araya gelelim ve birlikte daha güzel şeyler üretelim.”
Rozakay’ın sahnelediği Hewtemal oyununda yer alan sanatçı Gule Mayera, bu çalışmada yer almasının en önemli nedenlerinden birinin tiyatro, inanç ve müziğin bir araya gelmesi olduğunu söyledi.
“Hewtemal oyununda yerimi aldım. Tiyatro, inanç ve müzik üçlemesi benim için bu oyunda yer almamın en önemli sebeplerinden biri,” diyen Mayera, Hewtemal ritüelinin Alevi inancında özellikle Dersim’de çok önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.
“BU RİTÜEL YAVAŞ YAVAŞ KAYBOLUYOR”
Geçmişte bu ritüellerin çoğunlukla evlerde gerçekleştirildiğini belirten Mayera, bugün ise bu kültürel değerlerin unutulma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Mayera, bu nedenle oyunda yer alarak hem ritüeli görünür kılmak hem de ana dile dikkat çekmek istediklerini belirtti.
“ANA DİLİM İÇİN YILLARDIR ÇALIŞIYORUM”
Kendisi için ana dil çalışmalarının ayrı bir önem taşıdığını dile getiren Mayera, uzun yıllar bu alanda çalışmalar yaptığını söyledi.
“Ben bir Dersimli olarak ana diliyle ilgili çalışmalar yapan, yıllarca televizyonda ana dilinde programlar sunmuş ve moderatörlük yapmış bir insanım,” diyen Mayera, bu tür kültürel çalışmaların içerisinde yer almaya her zaman önem verdiğini belirtti.
Rozakay’ın da bu alanda önemli çalışmalar yapan bir topluluk olduğunu ifade eden Mayera,“Rozakay da Fintoz Dikmen’in öncülüğünde bugüne kadar farklı temalar etrafında oyunlar ve gösteriler gerçekleştiren bir tiyatro topluluğu.” dedi.
Mayera, müzik ile doğa arasındaki bağın Hewtemal ritüelinde çok güçlü şekilde hissedildiğini söyledi.
“Müzikle olan bağlantıyı doğadan kuruyorum. Doğada her şeyin bir sesi vardır: rüzgârın sesi, suyun çağlarken çıkardığı ses, çığın düşmesinin sesi,” diyen Mayera, doğadaki her hareketin bir ritim taşıdığını ifade etti.
Mayera’ya göre Hewtemal, kültür ile doğa arasındaki ilişkinin en güçlü anlatımlarından biridir.
“Bu nedenle kültürün inançla, inancın toplumla, toplumun ise toprak ve doğayla kurduğu bağın en güzel anlatımlarından biri Hewtemal’dır.”
HEWTEMAL OYUNU AVRUPA’DA TURNEYE ÇIKIYOR
Gule Mayera, Hewtemal oyununun Avrupa’da turne yapacağını da belirtti.
“Biz böyle bir grup çalışması ve üretim içerisinde olduğumuz için çok mutluyuz. Bir turne düzenleyeceğiz,” diyen Mayera, turnenin ilk durağının Köln olacağını söyledi.
Turne programına ilişkin Mayera şu bilgileri verdi:
13 Mart Cuma – Köln Hürth AKM – Saat 19.30
22 Mart – Gummersbach – Saat 14.00
28 Mart – Hannover AKM – Saat 19.30
Mayera, daha sonraki günlerde İsviçre’de de gösteriler yapacaklarını belirtti.
PİRHA- Dirlik, bereket, bolluk simgesi olan Hızır’a dair konuşan Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Alevilik ve Hızır anlayışı yok edilmeye çalışıyor. Hızır bizde enerjidir, çağıranın yardımcısıdır. Eskiden toplumumuzun sorgu ve denetimi vardı, bütün sorunlar orada çözülürdü. Şimdi ise devletin kapsısında çözülüyor. Öyleyse orada birlik olur mu, Hızır olur mu?” dedi.
Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Bu aylarda pirler taliplerini dolaşarak, sorgu ve görgülerini görür.
Hızır ayında olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde Hızır lokmalarını pay ediyor.
Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Hızır’a ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
HIZIR, AYLARI KAPSAR VE BELLİ GÜNLERE SIĞDIRILAMAZ”
1995 yılından itibaren Cem Vakfı’nın Hızır ayını bilinçli olarak tek bir güne denk getirdiğini söyleyen Takmaz, bu tarihlere Hızır’ın asla sığmayacağını ve Alevi süreklerinin her birinin kendi özgünlükleri dahilinde Hızır’ı kutlaması gerektiğini belirtti.
Takmaz, “Cem Vakfı’nın koyduğu 11-12-13 Şubat tarihlerinden rahatsızım. Keza bu Avrupa’da da takvimlere böyle girmiş. Bence Hızır ayının ikinci haftasından sonra hangi güne denk geliyorsa son günü Perşembe olacak şekilde yapılmalıdır. Bütün sürekler ve bu süreklerin bölgeleri Hızır’ı farklı günlerde kutlar. Bu da onların renkliliği. Hızır, ayları kapsar ve belli günlere sığdırılamaz. Yani tekleştirme olan yerde de zenginlik olmuyor. Hızır ayları neden ise dizayn edilerek yönlendirilmeye çalışılıyor. Herkes kendi güzelliği ile kalmalı diye düşünüyorum” dedi.
Takmaz, Hızır ayının geleneksel ritüellere dair şu bilgileri paylaştı:
“Tüm canların Hızır ayını kutluyorum, huzur ve barış diliyorum. Eski hesaba gelen Ocak ayının 13’ünden sonra gelen ilk Perşembe Hızır ayı karşılanır. Reya Heq dediğimiz ocaklar sisteminde Hızır orucu 4 hafta boyunca tutulur. Ocaklar, onların talipleri olan aşiretler bu ay içerisinde sırayla oruç tutarak Hızır’ı hanelerinde var ederler. Hızır bu dönemde dondan dona dönüşür, onun varlığı her yerde, anda hissedilir. Eskiler Hızır’ı nerde çağırır isen hazırdır derlerdi. Hızır ayında köylerdeki evler toprak olduğundan tabana şerbet serperek güzel bir parlak görünüm verilir. Yataklar, döşekler yıkanır ve kapılar açık bırakılır. Hızır ayında nehirlerden getirilen sular evlere ve hatta hayvanlara serpiştirilirdi. Dergahlara ve ziyaretlere gidilip teberik getirilirdi. Oruç bitimi de kavut yapılırdı. Buğday sacın üzerinde kavrulduktan sonra destar (el değirmeni) ile öğütülürdü. Bu öğütme aşamasında deyişler, gulbanglar söylenirdi. İşte o iş bir aşk haline getiriliyordu. Kavut pişirilmeden önce bir gün kilerlerde veya mutfağın penceresinde üzerine bir bez örtülerek saklanırdı. Sabaha kadar Hızır o kavuta gelip uğramışsa kurban kesilirdi. Kavut üzerinde bir pençe, el veya farklı bir işaret olur ise Hızır’ın geldiği anlaşılırdı. Bunları yaşadık, gördük.”
“SORGU VE BİRLİK OLMAYAN YERDE HIZIR OLUR MU?”
Pir Hamza Takmaz, zorlu geçen ve çalışma imkanlarını kısıtlayan kış aylarının Alevi toplumu için ibadet ayları olduğunu belirterek, “Yaz ayları bizim için sürekli çalışma zamanıdır. Çetin geçecek kışa hazırlık yapılır. Kış ayları biz Aleviler için ibadet aylarıdır. Bayramlar bu aylarda kutlanır. Hızır bittikten sonra 9 Mart’ta güneş ışınları toprağa dik düşer ve canlılık yeniden başlar. Aleviler bu aylarda asla küs kalmazdı. İşte Aleviliğin burada gördüğü en büyük zarar halk mahkemelerinin kalkmasıdır. Sorgu ve denetimin kaldırılmasıdır. Her talibin piri geliyordu. Onların geleceğini bilen herkes barışırdı. Onlar dahi kimseyi küs bırakmazdı. Kimse de benlik yapmazdı. Kavga eden, kini kibiri olan devletin kapısındadır. Öyleyse burada birlik olur mu, Hızır olur mu?” diye sordu.
“GAĞAN, HIZIR VE HEWTEMALE SAHİP ÇIKIN, ÇOCUKLARINIZA ANLATIN”
Geleneksel ritüeller olan Gağan, Hızır, Hewtemal’in gelecek nesillere aktarılamadığına değinen Takmaz, “Alevilik ve Hızır anlayışı yok edilmeye çalışılıyor. Maalesef Hızır anlayışının yok olduğunu görüyoruz. Çocuklarımıza bunu aktaramıyoruz. Bu ritüeller, kutsallar olmadığı zaman Alevilik de olmuyor. Bu kadar güzel erdemliliği yok etmeye başladık. Hızır ayı içerisine her Perşembe çerağlar yakılsın. Metropollerde iseler dahi Pazar günleri bir araya gelsinler. Alevilerin pire, mürşide, talibe ve erkana ihtiyacı var. Yola ikrar vermeye ihtiyacı var. Toplum olarak önümüze bir şey koyamadığımız için, hep geçmişimizi yontup götürüyoruz. Çocuklarınıza sahip çıkın. Sistemin zorunlu din dersleri baskısının altında çocuklarınız asimilasyona uğruyor. O çocuklar Hızır ayının, Gağanı, Hevtemalın ne olduğunu bilmezler. Peki nasıl öğrenecekler?. Bizlerden yani ailelerden öğrenecekler” şeklinde konuştu.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, Aleviler için kutsal sayılan Hewtemal/Hawtemal’ı kutlayarak lokmalarını paylaştı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, baharın ve eski geleneğe göre yeni yılın karşılanması olan Hewtemal/Hawtemal’ı kutlayarak lokmalarını paylaştı. Çerağlar uyandırıldığı etkinlikte geleneksel yemek olan Zerefet pişirilerek paylaşıldı.
Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şube binasında gerçekleşen etkinliğe Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Rukiye Hurustan, Kureyşan Ocağı’ndan İsmail Alkan’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Özellikle kadın emeği ile hazırlanan yemekler önce bıçakla kesildi, ardından pişen hamurun içi doğrandı. Sarımsaklı ayran ve tereyağının dökülmesiyle birlikte estetik bir görüntü kazanan Zerefet, sonraki aşamada sofrada yerini aldı.
Lokmaların paylaşılması öncesinde Baba Mansur Ocağı’ndan Rukiye Hurustan çerağ uyandırırken, Kureyşan Ocağı’ndan İsmail Alkan lokma duası verdi. Kutlamada Hewtemal ve güncele dair görüşler paylaşıldı.
Hefwemal/Hawtemal, geleneksel Zerefet yemeğinin pay edilmesi ile son buldu.
PİRHA- Dersimli Hatice Dikme (XECE Ana), köyde yapılan Gaxan ritüellerine dair PİRHA’ya konuştu. Şehirlerde itikat ve kültürün zayıfladığını belirten Xece ana, yeni neslin duyarsızlığından kaynaklı üzüntüsünü dile getirdi.
Dersim coğrafyası ve Mezopotamya halkları tarafından kutlanan Gaxan bir yönüyle yeni yılın gelmesini müjdelerken, diğer taraftan toplumsal dayanışmanın adıdır. Alevi toplumu eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılarken, bolluk, bereket için lokmalar pişirilip dağıtılır.
Köylerde kapı kapı tüm evlerin dolaşıldığı ve un, şeker, yağ, dut, pekmez vb. ürünlerin toplanarak yapılan lokma ile bütün köy halkı bir evde toplanır deyişler, hikayeler eşliğinde gece boyu muhabbet edilir.
Alevi toplumsallığının mihenk taşlarından ona Gaxan şehirlere göçle birlikte de yaşatılmaya çalışılıyor.
Dersim’in Pülümür ilçesinde 1970’li yıllarda Adana’ya göç eden Hatice Dikme (Xece Ana), Gaxan’da neler yapıldığını PİRHA’ya anlattı.
“GAXAN, XIZIR VE HEFTEMAL’IN BİR BİRİNİN DEVAMIDIR”
Gaxan’da oruç tuttuklarını belirten Xece Ana, şimdilerde bu ritüellerin zayıfladığını söyledi.
Xece Ana, yapılan ritüellerin toplumsal ve inançsal karşılığının olduğunun altını çizip, “Kutsal gördüğümüz ve kötülüklerden, hastalıklardan, kirliliklerden arındığına inandığımız suyla (Munzur, Pülümür çayı) çocuklarımızı yıkardık. Geri kalan suları da hayvanlarımızın üstüne serperdik” diyerek, geçmişte su ile kurdukları bağı özetledi.
Xece Ana, Gaxan, Xızır ve Heftemal’ın bir birinin devamı olduğunu vurgulayarak, “Göme ve kavut pişirirdik, pişirilen bu niyazları da komşularla paylaşırdık. Bu gün şehirlere geldik ve herşey geride kaldı. Yeni nesil inancımızın ritüellerini bilmiyor” dedi.
Çocukken Xızır’ı gördüğünü anlatan Xece Ana, itikatın zayıfladığını ve inancın unutulmayla karşı karşıya kaldığına dikkat çekerek, anılarını paylaştı.