PİRHA-PSAKD Sarıyer Şubesi ve Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün’ün ilk duruşması 8 Temmuz’da görülecek. Yapılan çağrıda herkesi duruşmaya katılma davet edildi.
23 Aralık 2024 tarihinden itibaren tutuklu bulunan PSAKD Sarıyer Şubesi ve Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün’ün ilk duruşması 8 Temmuz’da İstanbul Çağlayan Adliyesi 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 13.30’da görülecek.
PSAKD şube başkanları ve yöneticileri Beyhan Gün’ün duruşmasına çağrı yaptı.
PSAKD Sarıyer Şubesi ve Zeynep Yıldırım Cemevi Yöneticisi Şimal Deniz, “PSAKD Sarıyer Şubesi ve Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, inanç özgürlüğümüzü gasp eden faşizme karşı mücadele ettiği için haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Biz de onun özgürlüğünü istiyoruz. 8 Temmuz’da İstanbul Çağlayan 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 13.30’da duruşması olacak. Bütün halkımızı duruşmaya davet ediyoruz” dedi.
PSAKD Gaziosmanpaşa Şubesi ve Cemevi Başkanı Hıdır Çam da, “PSAKD Sarıyer Şubesi ve Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün’ün 8 Temmuz’da saat 13.30’da Çağlayan Adliyesi’nden mahkemesi var. Tüm dostları Beyhan Gün’e sahip çıkmaya çağırıyoruz” diye belirtti.
PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş: ise, Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün’ün aylardır hukuksuz bir şekilde hapishane tutulduğuna dikkat çekerek, “Beyhan Gün’ün ilk duruşması 8 Temmuz’da İstanbul Adliyesi’nde görülecektir. Duyarlı tüm canlarımızı dayanışma göstermeye davet ediyoruz” şeklinde ifade etti.
PSAKD Eyüp Şube Başkanı Hüseyin Güzelgül, “Haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunan PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün’ün 8 Temmuz’da duruşması var. Beyhan Gün’ün serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA –Beyhan Gün ile Şimal Deniz’in tutukluluğunu protesto etmek istedikleri için hakkında dava açılan çok sayıdaki Alevi kurum yöneticisi, 18 Haziran’da mahkemeye çıkacak.
Alevi kurum yöneticileri ile çok sayıda yurttaş, 27 Eylül 2023’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSKAD) Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün ve Şube sekreteri Şimal Deniz’in tutukluluğunu İstanbul Adliyesi önünde protesto etmek istemişti.
‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet’ten 15 kişi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından dava açıldı.
Çoğu Alevi kurum yöneticisi 15 kişi, 18 Haziran’da ilk kez mahkemede ifade verecek.
“ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALAR”
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 10:00’da görülecek duruşmaya dair PİRHA’ya konuştu.
“2911 Sayılı Kanuna Muhalefet Suçu” sebebiyle yargılandıklarını belirten Karakaya, şunları söyledi:
“Demokratik kitle örgütleri, 100 yıllık cumhuriyet tarihinde hiç bu kadar antidemokratik uygulamalarla karşı karşıya kalınmadı. Çünkü bizler, hak arama talebinde bulunuyoruz. Daha doğrusu bir şube başkanımızla ilgili mahkemeye gidiyor, mahkeme çıkışında sadece basına bilgilendirme yapıyoruz. Yani ‘duruşma ertelendi, veyahut işte gözaltı devam ediyor’ denilecekti. Bu kadar basit bir durum. Buna bile izin verilmeden ters kelepçeyle bizi o gün gözaltına aldılar. Çarşamba günü hepimiz duruşmaya gidip, kendimizi savunacağız.”
PİRHA-PSAKD Gaziosmanpaşa Şubesi ve Cemevi, 16. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Hıdır Çam yeniden başkan seçildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gaziosmanpaşa Şubesi ve Cemevi, 16. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. İki listeyle gidilen seçimde Hıdır Çam yeniden başkan seçildi.
330 üyenin olduğu PSAKD Gaziosmanpaşa Şubesi ve Cemevi’nde 111 kişi oy kullandı. 67 oy Hıdır Çam alırken, Halis Serin ise 44 oy aldı.
PİRHA – Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümünde, katliamda yaşamını yitiren 33 can, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde anıldı. Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, “Herkesi 2 Temmuz’da Sivas’ta katledilen, 3 Temmuz’da Çorum’da katledilen canlarımızı anmaya, daha sonra Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda hep birlikte orada cem olmaya davet ediyoruz” dedi.
Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümünde, devlet yönetiminin gözetiminde dinci-faşist kalabalığın gerçekleştirdiği katliamda yaşamını yitiren 33 can Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi, Karayolları Cemevi, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Habibler Cemevi’nin ortak programıyla Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde anıldı. Anmada Erdal Erzincan, Mercan Erzincan ve Deniz Türkan deyişler okudu.
Anmaya Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi Başkanı Hıdır Çam, Habibler Cemevi Başkanı Orhan Satılmış ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Anmayı düzenleyen kurumlar adına AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş birer konuşma yaptı.
“İNSAN YAKMANIN ZAMANAŞIMI OLMAZ”
Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım naklen yayın karşısında dünya ve insanlığın gözü önünde, alkışlar eşliğinde yakılan canların acısını kapatacak hiçbir şeyin olmadığını söyleyerek “Çünkü bu yara başka bir yaradır. İnsanlık tarihinde gelmiş geçmiş en köklü ve en yakıcı ateştir Sivas. Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Ama oldu. Sivas Madımak Davası zaman aşımına uğradı. Olmaz, insan yakmanın zaman aşımı olmaz” diye konuştu.
“BİZİ YAKIP YIKMAKLA BİTİREMEYECEKSİNİZ!”
AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Alevilerin kimsenin arka bahçesi olmadığını belirterek, “Aleviler, bu ülkenin yüz akıdır. Herkesi 2 Temmuz’da Sivas’ta katledilen canlarımızı anmaya, 3 Temmuz’da Çorum’daki canlarımızı anmaya daha sonra Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda hep birlikte orada cem olmaya davet ediyoruz. Hepimiz orada birlikte olacağız ama asla Alevi Bektaşi Cemevi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın programlarına katılmayacağız. Onları reddediyoruz. Alevilerin yolu cemdir. İnanç yerleri cemevidir. Biz bunu pirlerimizden öğrendik. Kimse bize yolumuzu öğretme haddini kendinde görmesin. Pir Sultan’ı anarken Madımak’ın etrafı çevrildi, insanlarımız cayır cayır yakıldı. ‘Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak’ diyen şeriat yobazlara sesleniyorum. Asla bizi yakıp yıkmakla bitiremeyeceksiniz!” diye konuştu.
“DEVRİMCİLERE SAHİP ÇIKALIM”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, kuyu tipi hapishanelerden söze ederek “Devrimcilere sahip çıkalım. Devrimcilerin girmediği mahallelere çeteler, torbacılar giriyor. Sadece devrimcileri bu hapishanelere atmıyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi bu hapishanelere atıyorlar. Aleviler olarak da birbirimize sahip çıkalım. Haklıyız kazanacağız. Kerbela’da Hüseyin, Dersim’de Seyit Rıza, Sivas’ta Pir Sultan olmaya devam edeceğiz” dedi.
“ADALET MÜCADELEMİZİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş ise şunları konuştu:
“Biz Sultangazi’de faaliyet gösteren dört cemevi olarak geçen yıl da ortak bir etkinliğe imza atmıştık fakat geçen yıl emniyet, kaymakamlık sudan gerekçelerle etkinliğe yasaklama getirmişti. Bu sene yine buradayız. Biz her sene Sivas şehitleri başta olmak üzere hak, hakikat yolunda yaşamını yitiren tüm canlarımızı ölüm yıldönümlerinde bir araya gelerek anmaya ve adalet talebimizi, sadece Sivas için değil Maraş’ın, Çorum’un, Dersim’in, Koçgiri’nin ve yaşadığımız Gazi Mahallesi için adalet istemeye, adalet mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.”
PİRHA- PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün ve Şube Yöneticisi Şimal Deniz’in yargılandığı dava sonrası basına bilgi vermek isteyen PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ve beraberindeki Alevi temsilcileri gözaltına alındı. Gözaltı sonrası olaya ilişkin Alevi kurumları açıklamalarda bulundu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in de yer aldığı 11 sanığın duruşması görüldü. Duruşmadan çıkan tutukluluğun devamı kararını basına bildirmek isteyen PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ve beraberindeki Alevi kurum temsilcileri Çağlayan Adliyesi önünde ablukaya alındı ardından ters kelepçelenerek gözaltına alındı. Haksız gözaltına ilişkin Alevi kurumlarından yapılan açıklamalar şöyle:
PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ
“Pir Sultan Abdal Kültür Derneği kurulduğu günden bugüne hukuksuzlukların ve antidemokratik uygulamaların karşısında durmuştur. Bugün de durmaya devam edecektir. Sarıyer Şube Başkanımız Beyhan GÜN, Şube Yöneticimiz Şimal DENİZ ile birlikte yargılanan 9 kişinin ilk duruşması bugün yapıldı. Mahkeme tutuklu yargılamaya devam kararı alarak davayı 8 Kasım 2023 tarihine ertelemiştir. Buna karşı davayı takip eden Genel Başkanımız ve yöneticilerimiz kamuoyunu bilgilendirmek için açıklama yapmak istemişlerdir.
Açıklama yapmak isteyen Genel Başkanımız Cuma ERÇE, Genel Sekreterimiz İsmail ATEŞ, Örgütlenme Sekreterimiz Ezgi TÜRKYILMAZ, Genel Başkan Yardımcımız İbrahim KARAKAYA, GOP şube Başkanımız Hıdır ÇAM, Gazi Şehitleri Şube Başkanı Ferhat AKTAŞ, Kartal Şube Başkanımız Ali YÜRÜMEZ, ABF Yöneticisi Alattin TÜRKOĞLU, Gazi Şehitleri Şube Yöneticisi Hüseyin ÖRDEK ve AKD Gazi Şube Başkanı Zeynel ODABAŞ ile birlikte birçok kişi ters kelepçe ile gözaltına alınmışlardır. Anayasamızda basın açıklaması yapmak temel insan haklarındandır. Anayasal bir hakkın yerine getirilmesine izin vermeyerek gözaltı yapmak suçtur. Polisin bu tutumu Alevilere tahammülsüzlüklerini bir kez daha göstermesi açısından önemlidir. Sivas katilleri özel kararla affedilirken, davalar zaman aşımından düşürülürken bunların yaşanıyor olması ülkemizin geldiği durumu özetlemektedir. Yaşanan bu süreç utanç vericidir ve bu utancı yaşatanlarla elbet bir gün hesaplaşacağız. Pir Sultan örgütlülüğü faşizme ve gericiliğe karşı en önde durmaya devam edecektir. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır diyenlerdeniz! Zalime boyun eğmeyen Hüseyni duruşun temsilcileriyiz! Bu gerici faşizan ablukayı dağıtacağız!”
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
“Aylardır hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunan PSAKD Sarıyer şube başkanı Beyhan Gün ve şube saymanı Şimal Deniz’in Çağlayan adliyesindeki duruşmasına katılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanımız Cuma Erçe, Genel Sekreteri İsmail Ateş dahil olmak üzere bir çok yöneticimiz gözaltına alınmıştır. Sivas katillerini serbest bırakıp davayı zamanaşımına uğratan Akp iktidarının Alevi düşmanlığı devam ediyor. Şube başkanı ve yöneticisinin duruşmasına katılan ve duruşma sonrası kamuoyunu bilgilendirmek isteyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneğimizin Genel Başkanını gözaltına alarak milyonlarca Alevi’ye parmak sallıyorsunuz. Ama bizi kapıkullarınızla karıştırmayın. Genel Başkanımız ve bir çok yöneticimizin gözaltına alınmasının ne anlama geldiğini biliyoruz. Alevi Bektaşi Federasyonu olarak yetkililere sesleniyoruz; Derhal özür dileyin ve serbest bırakın”
AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU
“Bugün İstanbul Adliyesi’nde yapılan duruşmada PSAKD Sarıyer Şube Başkanımız Beyhan Gün ve şube yöneticimiz Şimal Deniz’in tutukluluğuna devam kararına karşı yapılacak açıklamaya saldıran polis, Genel Başkanımız Cuma Erçe, Genel Sekreterimiz İsmail Ateş, Örgütlenme Sekreterimiz Egi Türkyılmaz, Genel Başkan Yardımcımız İbrahim Karakaya, GOP Şube Başkanımız Hıdır Çam, Gazi Şehitleri Şube Başkanı Ferhat Aktaş, Kartal Şube Başkanımız Ali Yürümez, ABF Yöneticisi Alattin Türkoğlu, Gazi Şehitleri Şube Yöneticisi Hüseyin Ördek ve AKD Gazi Şube Başkanı Zeynel Odabaş ile birlikte bir çok kişi ters kelepçe ile gözaltına alındılar. Haksız hukuksuz gözaltılar derhal serbest bırakılsın”
DEMOKRATİK ALEVİ DERNEKLERİ
“Hak ve adalet isteyenlerin susturulmak istendiği zor ve zulmat dolu vakitlerdeyiz. Adalet arayışındaki canlarımızın hanelerine rızasız giriliyor, gözaltına alınıyor. Hak diyen susturulmak isteniyor. Cümle canın açlığa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, tekçiliğe mahkum edilmek istenmesi asla kabul edeceğimiz bir durum değildir.
Bizler devletin sebep olduğu mağduriyetlere ve ihlallere son vermesi çağrısında bulunuyoruz.
Zulme karşı duranların soruşturmaya tabi tutulması, gözaltına alınması dahası cezaevlerine konulması yani hak ve adaleti dillendirenlerin susturulması ve bu türden uygulamalar son günlerde giderek artmaktadır.
Ancak bilinmelidir ki hak ihlali ve gaspların artması tarafı olduğumuz adalet ve hak arayışçılarına yapılanları normal görmemizi sağlamayacaktır.
Biz Yezid’e karşı Hüseyini Deşti Kerbalanın tarafıyız. Zalimlere eğilmedik ve eğilmeyeceğiz. Hakk’tan ve Hakikatten yana saf tuttuk ve tutmaya da devam ediyoruz.
Aylardır hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunan PSAKD Sarıyer şube başkanı Beyhan Gün ve şube saymanı Şimal Deniz’in Çağlayan adliyesindeki duruşmasına katılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, ve yöneticilerinin gözaltına alınması özelde Alevileri ve toplumun bütününü korkutma, sindirme, susturma çabalarının açık sonucudur.
Gözaltına alınan musahip dost kurum yöneticilerimiz derhal serbest bırakılmalıdır. Tüm musahip kurumları ve canlarımızı da ses vermeye çağırıyoruz. Hak, adalet ve özgürlük için dayanışmaya davet ediyoruz. Katillerin serbest bırakılıp adalet isteyenlerin gözaltına alınmasını red ediyoruz.”
PİRHA-PSAKD Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi’nin, İstanbul Valiliği’nin “haksız işgal tazminatı” talebine karşı açtığı davada mahkeme cemevi lehine karar vermişti. Cemevi başkanı Hıdır Çam karardan dolayı mutlu olduklarını kaydederken, “Bizim açımızdan iyi bir karar. Cemevlerinin işgalci değil ibadethane olduğu yönünde emsal bir karar olacaktır. Türkiye’de Alevilerin var olduğunun bir kanıtıdır bence. Tüm Alevi toplumuna hayırlı olmasını temenni ederim” dedi.
İstanbul Valiliği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi’nin kamu arazisine yapıldığı ve faaliyet gösterdiği iddiasıyla dernekten “haksız işgal tazminatı” adı altında 31 bin 435 lira 78 kuruş istemişti. Derneğin 6. İdare Mahkemesi’nde açtığı davada mahkeme, cemevinin kamu hizmetini yerine getirdiğini belirterek, dernek/cemevi lehine karar verdi.
“KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN OLDUĞU BİR DÖNEMDE BU KARARIN ÇIKMASI SEVİNDİRİCİ”
PSAKD Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi Başkanı Hıdır Çam konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklama yaptı. Mahkeme kararından dolayı mutlu olduklarını belirten Çam, şunları söyledi:
“Bizim açımızdan iyi bir karar. Cemevlerinin işgalci değil ibadethane olduğu yönünde emsal bir karar olacaktır. Türkiye’de Alevilerin var olduğunun bir kanıtıdır bence. Çocuklarımız ve Aleviler açısından gelecek için iyi bir karar olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda beraber yol yürüdüğümüz hukukçu arkadaşlarımız var. Hepsine teşekkür ediyoruz. Bu dava üç yıl sürdü. Fakat bu süre zarfında biz davayı gizledik. Baskı olur kaygısıyla hemen hemen hiçbir açıklama da yapmadık. Şimdi dosya Yargıtay’a gidecek. Fakat Yargıtay’ın kararı bozacağını düşünmüyoruz. Tüm Alevi toplumuna hayırlı olmasını temenni ederim. Herkesin emeğine sağlık. Özellikle Karayolları Mahallesi’nde kentsel dönüşümün olduğu bir dönemde bu kararın çıkması bizim için mutluluk verici. Emeklerimiz hak divanına yazılsın.”
PİRHA- Kuşadası’nda devam eden Alevi Muhabbet Buluşması 2. gün 2. oturumu ‘Alevi toplumunun aydınlanma, sanatta oynadığı rol ve geleceğe yönelik perspektifler’ konu başlığıyla devam ediyor.
Aydın Kuşadası’nda devam eden Alevi Canlar Muhabbet Buluşması 2. gün 2. oturumu sürüyor.
Oturumda, ‘Alevi toplumunun aydınlanma, sanatta oynadığı rol ve geleceğe yönelik perspektifler’ konu başlığı tartışılıyor.
Sendikacı-Yazar Yaşar Seyman’ın yürüttüğü 2. oturumda Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Engin Seyitalidedeoğlu, DSP 21. Dönem Milletvekili Ayşe Gürocak, Şair Hıdır Çam ve gazeteci Recai Aksu konuştu.
BU BÜYÜKLÜĞE SAHİP OLMAMIZA RAĞMEN HALLAC-I MANSUR’U BİR İNGİLİZ YAZDI”
“Açılış konuşmasını yapan Sendikacı- Yazar Yaşar Seyman, Yaşar Kemal’i andığı konuşmasında şunları söyledi:
“Bir Alevi anne babanın biçimlendirdiği bir kadın olarak emek mücadelesi verdim. Çatışmacı bir dil kullanmam ama ödün vermem. Sanat, bizim çok geride bıraktığımız, bireysel başarılara mal ettiğimiz bir alan. Yaşar Kemal bana Binboğalar kitabını Alevi dedelerinin yazdırdığını söyledi. Alevi inancı kadar kadına eşitlikçi bakan, değer veren bir inanç görmedim. Kırklar ceminde 17 kadının olması örnektir. Yaşar Kemal’in sözü benim kutup yıldızım oldu. Dedelerle sözlü tarih çalışması yapılması önerisi yaptım. Aleviler olarak kendimizi sanatla anlatmalıyız. Kadının türküsünde biz Alevi kadınını dünya kadınları ile anlattık. Biz Kadıncık Ana’ların devamını günümüzde yaşatmak zorundayız. Kadınlar değişim ve dönüşümün en dinamik rengi. Siyasette sanatın etkisi sıfır. Ama iktidar bu değerleri alıp fabrika ayarlarında kullanıyor. Bizim ozanlarımız müzikte çok büyük. Bu büyüklüğe sahip olmamıza rağmen Hallac-ı Mansur’u bir İngiliz yazıyor. Hala Maraş ve Sivas’ın filmi var mı? En kalıcı olan sanattır. Alevi örgütleri sanata sarılmalı. Kendi değerlerimize değer vermiyoruz. Kadınlar birbirine el verir, gönül verir okyanusa akarlar. Alevi örgütleri bu sanatçıları, ressamları bir türlü bir araya getiremiyorlar. Dedelerimizle birlikte sözlü tarihe bir an önce hız vermeliyiz. Bu inanç büyük baskı, zulüm altında birçok deyiş ve duaz-ı imamı buraya getirdi. Benlik duvarımızı sanat ile yıkabiliriz.”
“SÖZLÜ ÜRETİMİ YAPANLAR İNANÇ ORTAMINDAN ÇIKTI”
“Sözlü üretimi yapanlar bu inanç, muhabbet ortamından çıktı” diye konuşan Engin Seyitalidedeoğlu Aleviliğin artık üretemez hala geldiğini dile getirerek, “Aleviliğin içinde sanatın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız toprakları ve evrildiğimiz topraklara benzedik. Artık üretemeyip hazırdan yemeye başladık. Üretimde sıfırın altında bir durumdayız. Aleviliği yaşamsal olmaktan çıkarıp konuşulur hale getirdiğimiz zaman bitirmeye başladık. Sözlü üretimi yapanlar bu inanç, muhabbet ortamından çıktı. Muhabbet olmayınca yani muhabbet atölyemiz olmayınca üretkenliğimizi kaybediyoruz. Biz süreği ya doğru taşımalı ya da aldığımız yere bırakmalıyız” dedi.
DSP 21. Dönem Miletvekili Ayşe Gürocak ise Alevilerin sanatı içselleştirmiş bir toplum olduğunun altını çizerek şunları belirtti:
“Ben Aleviliğin yaşam biçiminin tamamen bir sanat olduğunu düşünüyorum. Hisleri, buluşması ile büyük bir sanat. En büyük sanat eserini cemlerde, semahlarda görüyoruz. Aleviler sanatı içselleştirmiş bir toplum. İnancı ile bunu taşıyor. Sanat denince kadını bütünleştiriyorum. Bunun Cumartesi Anneleri ile sembolize edildiğini düşünüyorum. Fadime Ana ve bütün kadınlar düşüncelerine siper oldular.”
“KÜLTÜR-SANAT KOMİSYONLARI KURULMALI”
Gazeteci Recai Aksu, Alevi kurumlarında kültür-sanat komisyonlarının kurulması gerekliliğine değinerek, Alevi sanatçılar olmadan TRT gibi kurumun olamayacağını belirtti.
Son olarak söz alan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı ise şunları vurguladı:
“Alevi örgütlerinde bulunan canlarımızın ocaklarından ikrar alarak hizmet etmesi lazım. Gezi bizim için zaman dönüşümünün kendisidir. En büyük kaybı beyin göçü anlamında Alevi gençler yaşıyor. Medya ayağımız çok güçsüz. Örgütlerimiz bu anlamda hiç bir şey yapmıyor. Alevi toplumundaki biçimsel kırılma yaşanıyor. Alevi örgütlerinin güçlendiği bir dönemde tekrar ocak sistemi oluşturulmadı. Alevi kurumları bu handikaptan kurtulmalı.”
PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Haberin Videosu
Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.
Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.
Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.
Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
Değerli Canlar,
Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..
Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.
Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.
Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.
Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!
Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.
Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.
Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.
Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.
Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.
Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.
Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.
Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.
Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.
Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.
İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!
Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.
Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI
Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.
Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.
Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.
Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.
Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.
4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.
Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.
Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.
Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.
‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.
Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.
İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.
ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder. Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.
Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.
Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.
Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!
Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir. Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.
Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.
HIZIR
Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.
Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.
RIZALIK
Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.
Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.
ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.
Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.
Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.
Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.
Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.
Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.
Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.
Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.
Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.
Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.
ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!
Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.
Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.
KİRVELİK ERKÂNI
Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.
Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.
NİKÂH ERKANI
Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.
MUSAHİPLİK ERKÂNI
Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.
Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.
Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.
HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI
Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.
Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.
Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.
Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir. Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.
Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.
Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.
ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !
Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR
Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.
Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.
Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması, öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.
CEM ERKÂNI
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?
Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.
Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.
Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.
Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.
Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.
Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.
ÂŞIKLIK, ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.
Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.
ALEVİLİK VE GENÇLİK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
ALEVİLİK VE KADIN
Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır. Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır. Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek, Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.
Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER
Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.
Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.
Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.
Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.
Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.
Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.
Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.
DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ
Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.
Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.
Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.
Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.
Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.
Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları, aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.
BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.
Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.
Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.