PİRHA – Dayanışma ve yardım kampanyalarının bölgelere seçimin beklenmeden artırılması ve bunun bir ihtiyaç olduğunu belirten Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ve HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, depremin ardından fırtına yaşanan Pazarcık’ta “memleketin gündemi seçime doğru kaymış ama buradaki insanların temel gündemi hala depremdir, kasırgadır. Gideceğimiz yerlerde insanlarla, yaşanmışlıklarla yan yana omuz omuza durmaya devam edeceğiz.” dedi.
Maraş’ın Pazarcık ilçesinde 20 Nisan’da meydana gelen fırtına ve hortum, ilçedeki çadır ve konteynır alanlarında büyük zarara neden olmuş. Yaşananlar sonucu ağır hasarlı binaların çatıları uçarken, çadır ve konteynırlar da kullanılamaz hale gelmişti. Şiddetli fırtına ve hortumun çevreye savurduğu cisimler nedeniyle 3 kişi yaşamını yitirmişti. Depremin ve fırtınanın yaşandığı Pazarcık’ta Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ve HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, Ramazan Bayramı dolayısıyla halka destek ziyaretinde bulundu.
“OMUZ OMUZA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Sorunların asıl meselesinin devletin kendi bekasını düşünmesi olduğunu vurgulayan Aydeniz, Pazarcık’ta yaşanan deprem ve fırtınanın ardından dayanışma mesajı vererek şunları ifade etti:
“Depremden sonra, depremin yaşadığı mağduriyet enkazların üstüne dün bu fırtınanın olması gerçekten acı. İnsanların her şeye rağmen ikinci bir bayramın umudunu yaşamaları da çok büyük bunu da gördük. Ve insanların bu yaşadıkları enkazların, sorunların asıl meselesinin de gerçekten iktidarın kendi bekalarını düşündüklerinin artık anlaşılmış olması. Gezdiğimiz yerlerde de çok net kendini ortaya koyuyor. Bizde Yeşil Sol Parti olarak önümüzdeki süreçte bütün bu yaşanmışlıkların, yıkılmışlıkların, sorumsuzlukların sorumlularından hesap sormanın ve bu hesap sormayla birlikte gelecek güzel günleri beraber inşaa etmenin mücadelesini birlikte yürüteceğiz. Hem konteynerlarda hem çadırlarda insanların umut içinde olduklarını, geleceğe Yeşil Sol Parti ile umutla baktıklarını çok net gördük. Bundan sonra da gideceğimiz yerlerde insanlarla, yaşanmışlıklarla yan yana omuz omuza durmaya devam edeceğiz.”
“LÜTFEN HALKIMIZ DUYARLI OLSUN”
İnsanların bayram havası yaşamadığını dile getiren HDP’li Özsoy ise, “Depremden sonra kasırga olmuş. Gerçekten belli ki dün çok da korkmuşlar hatta ‘depremden daha kötü’ diye ifade ediyorlar. Bizde haliyle siyasetçiyiz ama memleket aşırı bir şekilde seçim gündemine yığılmış. Dolayısıyla ben sadece bütün halkımızı tekrar deprem bölgesinde yaşayan bu halkımızla çok acil bir şekilde dayanışmaya ve seferberliğe davet ediyorum. Memleketin gündemi seçime doğru kaymış ama buradaki insanların temel gündemi hala depremdir, kasırgadır. Lütfen halkımız duyarlı olsun. Dayanışma ve yardım kampanyalarını hiç seçimi beklemeden arttırsın. Çünkü ihtiyaç var, bunu gördük” ifadelerine yer verdi.
Yeşil Sol Parti Maraş Milletvekili Adayı Hüseyin Eroğlu da, her türlü felakete daha fazla hazır olunması gerektiğinin altını çizerek, “Yaptığımız çadırları, konteynerları sağlam bir şekilde yapmalıyız. Bunun herkes dikkatli olmalıdır” dedi.
PİRHA-CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Yargıtay tarafından onanan cezasıyla ilgili olarak konuşan HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, Feminist Avukat Meriç Eyüpoğlu ile Gazeteci Ali Duran Topuz karara tepki gösterdi. Topuz, mahkemelerin siyasi mücadele verenlerin tasfiye edilmesi için kullanıldığını söyledi.
Yargıtay, geçen haftalar Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında kararını açıkladı. Yargıtay’ın kararına göre, Kaftancıoğlu’nun 3 davadan aldığı ceza onanırken yargılandığı 2 dava ise düşürüldü. Kaftancıoğlu’nun cezası onanan 3 davada aldığı cezaların toplamının ise 4 yıl 11 ay olduğu belirtildi. Ayrıca Kaftancıoğlu hakkında siyasi yasak kararı da verildi.
Konuya ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, Feminist Avukat Meriç Eyüpoğlu ile Gazeteci Ali Duran Topuz, PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
“SALDIRI DALGASI ARTARAK SÜRECEKTİR”
Kaftancıoğlu’nun onaylanan cezası ile ilgili olarak “Beklenen bir durumdu açıkçası” değerlendirmesinde bulunan HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, “2016 yılında biliyorsunuz HDP’li Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri derken beş binden fazla insanın tutuklanmasını yaşadık. Şimdi 2023 yılında normalde yapılması beklenen seçimlere doğru giderken hükümet şu ana kadar terörize ettiği HDP’nin dışındaki çevrelere de saldırmaya başladı. Muhtemelen bu saldırı dalgasını yani hukuk eliyle siyasetçilerin tasfiye edilmesi meselesini önümüzdeki dönemde daha da artırarak sürdürecektir” dedi.
“İKTİDAR EKONOMİK ANLAMDA İYİCE SIKIŞMIŞ DURUMDA”
Özsoy, iktidarın ekonomik olarak da zor durumda olduğunu belirtirken, “Erdoğan ve etrafındaki ırkçı, milliyetçi müttefiklerinin topluma vadedebileceği çok fazla bir şey kalmamış. Ekonomik anlamda iyice sıkışmış durumda. Para kalmamış, enflasyon çok yüksek. Zamlar artıyor. Kuruş para yok. İktidarda kalabilmesi için toplumu ve siyasetçileri, muhalif siyasetçileri bastırmaktan başka bir çıkar yol yok, diyor” ifadelerini kullandı.
“CESARETLE İKTİDARIN KARŞISINA DİKİLEN HERKES İLE DAYANIŞMA İÇİNDEYİZ”
Muhalefete de eleştirilerde bulunan Özsoy, şunları kaydetti:
“Bir de eleştiri yapmadan da geçemeyeceğim bu konuda. HDP’liler tutuklanırken toplumdan ses çıkmıyordu. Umarım artık sıranın kendilerine geldiğini görürler, düşünürler. Nihayetinde HDP’nin Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ maalesef içinde ana muhalefetin de olduğu milletvekillerinin oylarıyla dokunulmazlıkları kaldırılarak cezaevlerine konuldu. Muhtemelen kendilerine sıra geleceğini düşünmüyorlardı. Altı yıldır boğazımızı yırtıyoruz. Yani bu iktidar kendisinin dışında olan herkesi düşman gören bir iktidar. Dolayısıyla siyasi rakip gibi görmüyor. Bir muhalefet olarak görmüyor. Direkt düşman olarak görüyor. Hain olarak görüyor, terörist olarak görüyor. Ve bu şekilde cezalandırıyor. HDP olarak tabii ki Canan Kaftancıoğlu’yla ve aynı zamanda Türkiye’de hala cesaretle bu iktidarın karşısına dikilen her insanla, her bireyle, her kadınla sonuna kadar dayanışma içindeyiz.”
“37. ACM, TOPLUMSAL MUHALEFETİN ÖNEMLİ DAVALARINDA AĞIR CEZALAR VERDİ”
Feminist Avukat Meriç Eyüpoğlu da Yargıtay’ın kararına tepki gösterirken, “Bu topraklar siyaset yapanların bu tür yasaklarla karşılaşmasına alışık topraklar. Neredeyse bütün tarihimiz bunun üzerine kurulu. Onlarca örneği var. Pek çok siyasi iktidar kendisi gibi olmayanı, beğenmeyeni bir biçimde cezayla, hapisle, vesaireyle mahkum ediyor. Zaten bütün bir Kürt hareketinin tarihi de bunun örnekleriyle dolu maalesef” dedi.
Yargılama süreciyle ilgili olarak “En başından itibaren sonu belli olan bir yargılama olduğunu birçoğumuz biliyorduk. Sürpriz yok” diyen Eyüpoğlu, cezayı veren birinci derece mahkemeye değindi. Eyüpoğlu, “37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılamanın olması cezayla sonuçlanacağının neredeyse göstergesiydi. O dönemdeki 37. Ağır Ceza Mahkemesi önüne gelen bütün dosyalarda ki bunlar toplumsal muhalefetin önemli davalarıydı. Barış İçin Akademisyenler, ÇHD davası. Onlarcasında zaten ağır cezalar verdi. Fakat Yargıtay aşamasında şöyle bir şey olmuş. Bazı cezaları onayıp, bazı cezaları bozmuşlar. Kendilerince denge kurmaya çalışmışlar belli ki. Bunu tırnak içinde söylüyorum. Komik tabii ki. Çünkü infaz açısından bu belirleyici olacak. Cezaevindeki süreç açısından” ifadelerini kullandı.
“KAFTANCIOĞLU, KARARLI VE MÜCADELECİ BİR KADIN”
Kaftancıoğlu’nu eskiden beri tanıdığını kaydeden Eyüpoğlu, “Bu yola girerken, siyaset yapma kararlılığını gösterirken, tüm bunları da bilerek girmiş ve kararlı, mücadeleci bir kadın. Toplumsal muhalefetin geneli açısından da herkes içeri girebileceğini biliyor artık. Bunun korkutucu bir şey olmadığını siyasi iktidarın da anlaması lazım. Cezaevleri arkadaşlarımızla dolu. Ama buna rağmen bir mücadele ve kararlılık da sürüyor bu topraklarda. Canan açısından da farklı gelişeceğini düşünmüyorum. Ama çok sürprizlere de gebe bir süreç. Çünkü aslında siyasi iktidar temsilcileri de kınayan açıklamalar yaptılar” dedi.
“ZATEN ALDIĞI CEZALAR HUKUKİ DEĞİL”
Eyüpoğlu, sürecin Selahattin Demirtaş’ınkinden farklı gelişeceğini öngörürken, şunları söyledi:
“Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararına rağmen hala içeride olan Selahattin Demirtaş gibi gelişmeyecek süreç, farklı gelişecek galiba. Umarım ki öyle olsun. Nihayetinde bunun Canan’ı da mücadele eden pek çok insanı da yolundan çevirmeyecek olsa bile yine de dört duvar arasına alınmak iyi bir şey değil. Hani dışarıda da çok özgür olmadığımızı bilerek söylüyorum bunu. Dileyelim ki bu sefer böyle sonuçlanmasın ve cezaevine uğurlarken cezaevinde karşılarken o sahnelerle yaşamayalım Canan’ın hikayesini. Ama hiçbir şeyin öngörülemediği, hukukun tamamen hayatımızdan çıktığı bir süreç yaşıyoruz. O yüzden hep beraber yaşayıp göreceğiz. Zaten bu cezaları alması hukuki değildi.”
“MAHKEMELER, SİYASİ MÜCADELE VEREN BİR TAKIM KESİMLERİN TASFİYESİ İÇİN KULLANILIYOR”
Gazeteci Ali Duran Topuz ise HDP’ye yönelik açılan kapatma davası ile siyasetçilerinin tutuklanmasını hatırlatarak başladığı konuşmasında, “Özellikle HDP ve HDP’den önceki Kürt siyasal oluşumlarına yönelik devlet müdahalesinden şöyle bir şey biliyoruz. Mahkemeleri siyasi mücadele veren bir takım kesimlerin tasfiyesi için kullanmak. Ben buna ‘siyaseti yargısallaştırmak’ diyorum. Siyaset üç sonuçlu bir mücadele biçimidir. Yani istediklerinizi alabilirsiniz, alamayabilirsiniz ya da bir orta yol üzerinde bir uzlaşma sağlarsınız.
Mahkemelerde ise ya berat ya mahkumiyet vardır. Üç sonuçlu olması gereken bir alanı iki sonuca sıkıştırırsanız bu daima işte egemenliği elde tutanların kendilerine hiç rakip istemediği, mahkeme yoluyla çözmek istedikleri yani siyasetin yasaklandığı bir alan gelir” ifadelerini kullandı.
“İMAMOĞLU’NUN GÖREVDEN ALINMASI GİBİ BİR SÜRECİN İLK ALAMETİ”
“Siyaset bugün Kürtler için yasaklı” diyen Topuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“HDP’ye yönelik baskılar ve kapatma davası bu anlama geliyor. Canan Kaftancıoğlu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni Cumhuriyet Halk Partisi’nin kazanmasını sağlayan ekibin içindeki isimlerden biri. İstemedikleri rakibi tasfiye için yargı kullanılıyor. Bunun devamının Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmalar ve suçlamaları düşünürsek Ekrem İmamoğlu’nun da İçişleri Bakanlığı’ndan görevden alınması, yerine kayyum atanması gibi bir sürecin ilk alameti bu. Görülen tepkilere, yapacakları kamuoyu oylamalarına göre de yapabilirler. Yaparlarsa şaşırtıcı olmaz.”
PİRHA-TSK tarafından Irak’ın kuzeyine dönük devam eden askeri operasyona dair konuşan HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, “Seçime doğru giderken artık içeride, topluma bir şey vaat edemeyen hükümet dışarıda ‘Güney Kürdistan’ dediğimiz bölgeye saldırarak belki küçük, sahte bir zafer de elde ederek topluma milliyetçilik pazarlamaya çalışacaklar. Mesele biraz bundan ibarettir” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak’ın kuzeyine yönelik 18 Nisan günü başlatılan askeri operasyona ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Özsoy, Kürt sorununun konuşularak çözülmesi gereken bir mesele olduğunu vurgularken, “Kürt meselesinde kavgayı tercih ederseniz kaybedersiniz, siyaseten kaybedersiniz. Belli ki Erdoğan ve Devlet Bahçeli kendilerinden önce Kürt meselesinde şiddeti önceleyen kesimler gibi siyasetin çöp kutusuna yakın zamanda itileceklerdir” ifadelerini kullandı.
“SAHTE BİR ZAFER İLE TOPLUMA MİLLİYETÇİLİK PAZARLAYACAKLAR”
Sınır ötesi operasyonların gölgesinde büyüdüklerini belirten Özsoy, “Kırk beş yaşında bir siyasetçiyim. İlk çocukluk dönemimi çıkarın. Seksenlerin ortalarından bu yana sınır ötesi operasyonların gölgesinde büyüdük. Bir Kürt genci olarak orada büyüdüm. Sayısız sınır ötesi operasyon olduğunu gördük. Şahitlik ettik. Bu da onlardan bir tanesi. Tabii seçime doğru giderken artık içeride, topluma bir şey vaat edemeyen hükümet dışarıda işte Güney Kürdistan dediğimiz bölgeye saldırarak belki küçük, sahte bir zafer de elde ederek topluma milliyetçilik pazarlamaya çalışacaklar. Mesele biraz bundan ibarettir” dedi.
“MUHALEFET KÜRT SORUNU SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA İKTİDARIN PEŞİNE TAKILIYOR”
Özsoy, ekonomik krize de değinerek, şunları söyledi:
“Şu an Türkiye ekonomik olarak gerçekten büyük bir çöküntünün içerisinde. Böyle bir operasyonla milliyetçiliği artırarak muhalefeti de kendi arkasına dizmeye çalışıyor. Yani şu ana kadar bu son kez hariç olmak üzere genelde muhalefet de zaten Kürt meselesi söz konusu olduğu zaman iktidarın peşine maalesef takılıyor. Daha önceki sınır ötesi operasyon tezkerelerine hep birlikte destek veriyorlardı. Sadece en son tezkere iki yıllık geldiği için CHP buna ‘hayır’ dedi. İyi ki de ‘hayır’ dedi. Teşvik etmek lazım. Bu yanlış bir politika.”
“KÜRT SORUNU KONUŞULARAK ÇÖZÜLMESİ GEREKEN BİR MESELEDİR”
“Kürt meselesinin çözümünü Türkiye’nin dışındaki sınır ötesi operasyonlarda görmemek lazım” diyen Özsoy, çözümün sınır içinde siyaset yaparak gerçekleşeceğini kaydetti. Kürt sorununun temelde siyasi bir mesele olduğunu belirten Özsoy, “Konuşularak çözülmesi gereken bir meseledir. Konuşulduğu zaman kanın akmadığını, şiddetin durduğunu biz defalarca gördük, gözlemledik. Dolayısıyla hükümetin içerisinde olduğu çok büyük bir acziyetin sonucudur. Yani bu çok güçlü olduğu için sınır ötesi o operasyona gitmiyor. Hükümet olarak çok zayıf yani seçimlerden önce bir sahte de olsa bir zafer elde ederek seçimlere gitmeye çalışıyor” diye konuştu.
“YOKSUL HALKIN ÇOCUKLARINI ASKER OLARAK GÖNDERİYORLAR”
Kürt sorununda şiddeti önceleyenlerin siyaset sahnesinden silindiğini hatırlatan Özsoy sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gidin tek tek şu iktidarda olan partinin milletvekillerine, siyasetçilerine sorun. Size diyecekler ki “Biz de bu meselenin böyle çözülmeyeceğini biliyoruz.” Ama devletin ezberine tekrar dönmüş, devletin askeri, militarist yöntemlerine saplanmış, kalmış bir iktidardan bahsediyoruz. Dolayısıyla o acziyetlerin sonucu olarak İç Anadolu’dan, Karadeniz’den, yoksul halkın çocuklarını asker olarak gönderiyorlar, oralara.
“Vatan, millet, Sakarya” diye kendi hükümetlerinin idamesini ve devamını sağlamak için şu an böyle bir operasyon yapıyorlar. Yani burada başarının kriteri nedir, bilmiyorum ama dediğim gibi kırk yıldır sınır ötesi operasyonlar var. Ama kırk yıldır sürekli büyüyen, artan, ağırlaşan ve bölgeselleşen ve hatta şu an küreselleşen bir Kürt meselesi söz konusu.
Hal böyleyken bizim sadece bu hükümete veyahut da Türkiye’de bundan sonra gelecek hükümetlere salık vereceğimiz şey Kürt meselesinde kavgayı tercih ederseniz kaybedersiniz, siyaseten kaybedersiniz. Her kim ki Kürt meselesini barışçıl yollarla çözmeye niyet etmiş; niyetini, iradesini ortaya koymuşsa siyaseten muhakkak kazanmıştır. Belli ki Erdoğan ve Devlet Bahçeli kendilerinden önce Kürt meselesinde şiddeti önceleyen kesimler gibi siyasetin çöp kutusuna yakın zamanda itileceklerdir.”
PİRHA- Son yolculuğuna uğurlanmak üzere Dersim’e getirilen Aysel Doğan’ın cenazesine polis müdahalesi ve engellemeye tepki gösteren HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, “Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı öteki ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut örneğidir. Bu bir kadın cenazesine yapılan hakaret ve saygısızlıktır” dedi.
Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin verilmeyerek sert müdahale edilmişti.
Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla götürülen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde polis sert müdahale etmiş, cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, cenazeyi polislere vermemek için direnmişti. Buna karşı tazyikli su ve biber gazıyla halka müdahale gerçekleştiren polisler, milletvekillerini ve yurttaşları darp etmişti.
“ÖLÜ BEDENE YÖNELİK EN SOMUT DEVLET ŞİDDETİ!”
İsrail polisinin Batı Şeria’da açtığı ateşle öldürülen 51 yaşındaki El Cezire muhabiri Şirin Ebu Akile’nin Doğu Kudüs’te düzenlenen cenaze törenine katılanlara saldırmasının Türkiye gündeminde yer aldığını hatırlatan Özsoy, aynı uygulamanın Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik olduğunu belirtti.
Özsoy, Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik sert müdahale ve engellemelerin ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut hali olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:
“Birkaç gündür Türk medyasında çok yoğun bir şekilde İsrail’in öldürdüğü Filistinli gazetecinin cenazesine yönelik şiddet tartışılıyor. Cenazeyi taşıyanlara, tabuta joplarla saldırılması çok çok çirkin. Almanya’da kanser tedavisi görürken vefat eden ve barış için çok mücadele eden Aysel Doğan’ın cenazesini sahiplenenlere bir saldırı var. İsrail ile Türkiye’nin cenazelere yönelik inanılmaz bir benzerlik ve zamansal anlamda bir çakışma söz konusu.
Dün Filistin’de bugünde Dersim’de yine bir kadın cenazesine polis saldırıyor. İçler acısı bir durum. Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı öteki ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut örneğidir. Bu bir kadın cenazesine yapılan hakaret ve saygısızlıktır.”
PİRHA – HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Bingöl halkına mesaj göndererek; ‘Hişyar Özsoy ve Senem Çakas’ şahsında HDP’yi zafere taşıyacağınızı biliyorum” dedi.
31 Mart yerel seçimlerine günler kala partiler çalışmalarına devam ediyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden kendi el yazısıyla Bingöl halkına mesaj gönderdi. Demirtaş’ın yerel seçimlere ilişkin Bingöl halkına gönderdiği mesajı şöyle; Bingöl halkına, hasretle özlemle selamlarımı gönderiyorum. Havasını suyunu özlediğim memleketimin 31 Mart seçimlerinde hepimizi gururlandıracağına inanıyorum. Adaylarımız Hişyar Özsoy ve Senem Çakas şahsında HDP’yi zafere taşıyacağınızı biliyorum. Özgür günlerde görüşmek dileğiyle..
Bingöl’de binlerin katıldığı Newroz, Leyla Güven ve açlık grevinde olan tüm tutuklulara adandı. Kutlamada konuşan HDP Bingöl eşbaşkan adayı Hişyar Özsoy, “Türkiye’de AKP-MHP ittifakına kaybettirerek, bütün zaferlerimizi başta Leyla Güven olmak üzere en zor koşullarda dahi direnişi bir yaşam biçimi olarak gören bütün yoldaşlarımıza armağan ediyoruz” dedi.
Bingöl’de kutlanan Newroz’a binlerce yurttaş katıldı. Newroz alanını dolduran kadınlar, gençler, yaşlılar ‘‘Direne direne kazanacağız’’ , ‘’Zülküf Gezen onurumuzdur’’, ‘’Leyla Güven onurumuzdur’’ ve ‘’Jın, Jîyan, Azadî’’ sloganları atarak halaya durdu.
Newroz kutlamasına HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, Bingöl Belediye eşbaşkan adayları Senem Çakas ve Hişyar Özsoy da katıldı.
HDP Milletvekili Erdal Aydemir, tecride karşı açlık grevine girenlerin newrozlaştığını söyledi.
“NEWROZ ZULME KARŞI DİRENİŞİN SEMBOLÜ”
Newrozun zulme karşı direnişin sembolü olduğunu belirten Erdal Aydemir, “Açlık grevinde bulunan Hakkari Milletvekili Leyla Güven ve onunla birlikte Tayip Temel, Dersim Dağ ve Murat Sarısaç olmak üzere şu anda dünyanın birçok yerinde İmralı tecridinin kaldırılması için bedenlerini açlık grevine yatıranlara ‘’bu Newroz meydanından sesleniyoruz; siz newrozlaştınız, zulme, haksızlığa karşı direniyorsunuz. Bingöl’den Newroz selamlarımızı gönderiyorsunuz” dedi.
Açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin meşru olduğunu kaydeden Aydemir, hükümete çağrıda bulunarak, cezaevinde yaşanacak tüm olumsuzluklardan başta adalet bakanlığı olmak üzere tüm hükümet yetkililerinin sorumlu olacağını söyledi.
” 31 MART’TA SANDIKLARIMIZ ÇİÇEK AÇACAK”
‘Newroz sadece bir bahar bayramı olmadığını aynı zamanda zorbalıklardan kurtulmanın bir sembolü olduğunu dile getiren Bingöl Belediye eşbaşkan adayı Senem Çakas ise “Dünyanın başlangıcından beri, sahip olduğumuz özgürlük ruhumuzu hiçbir zaman yitirmeyeceğiz. Direnişimizi devam ettireceğiz. Buradayız artık bizi görmek zorundalar. Hiçbir şekilde alanlardan geri durmayacağız. Daha güçlü devam edeceğiz. Newroz direniştir, diriliştir. Zalimlere karşı bir başkaldırıdır. Newroz eril egemen zihniyetin bütün çabalarına karşı kadınların destansı direnişiyle tarihte yer almasıdır. Selam olsun firavuna direnişte bulunan Asiyelere, selam olsun yezide karşı direnişte bulunan Zeyneplere ” diye konuştu.
Çakas sözlerini “Dağlarımız çiçek açıyor ve biz biliyoruz ki 31 Mart’a sandıklarımız da çiçek açacak” diyerek tamamladı.
Newroz’un binlerce yıldır zulüm altında olan insanlar için bir umut günü olduğunu belirten Bingöl Belediye eşbaşkan adayı Hişyar Özsoy, “Her kışın sonu bahardır. Umuyoruz ki siyasetten de bu memlekete bahar gelecek. Tıpkı 7 Haziran’da yaşadığımız gibi. Hükümetten tutun Cumhurbaşkanı ve diğer tüm partiler şimdi kim daha çok milliyetçi havasına girmiş. Vatanperver duyguları istismar ederek 31 Mart’ta sandıkların doldurmaya çalışıyorlar. Cumhurbaşkanı günde üç defa topluma bağırıp çağırıyor, herkesi tehdit ediyor. Geçen gün hızını alamamış hepimize yol gösteriyor. Daha önce de bu tehditleriyle karşılaştık, ona 7 Haziran’da cevap verdik. 31 Marta şunu haykıracağız, Bingöl bizim, Amed bizim, Ankara, İstanbul bizim, başka gidecek yerimiz yok. Kürtlere parmak sallayan birçok cumhurbaşkanı gördük. Hepsi geldi gitti. Biz kaldık buralarda” diye konuştu.
“BÜTÜN ZAFERLERİMİZ LEYLA GÜVEN’E ARMAĞAN”
Kürtlere terörist diyorlardı bakın şimdi, önüne gelene terörist diyorlar” diyen Özsoy, “Kendisi gibi düşünmeyen herkese terörist diyorlar. Türkiye’de AKP-MHP ittifakına kaybettirerek, bütün zaferlerimizi başta Leyla Güven olmak üzere en zor koşullarda dahi direnişi bir yaşam biçimi olarak gören bütün yoldaşlarımıza armağan ediyoruz” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından santçı Mizgin Tahir sahne aldı. Ayrıca kutlamalarda yerel sanatçılar da eserlerini seslendirdi.
PİRHA- Seçim çalışmaları hakkında bilgi veren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl Belediyesi Eş Başkan adayları Senem Çakas ve Hişyar Özsoy, Bingöl’ün sorunlarına nasıl çözüm bulacaklarını anlattılar. Çakas ve Özsoy, 2019 Newroz’unda korkusuzluğu göstereceklerini belirttiler.
31 Mart 2019’d yapılacak olan yerel seçimlere sayılı günler kaldı. Adayların çalışmaları son hızıyla devam ediyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl Belediyesi Eş Başkan Adayları Senem Çakas ile Hişyar Özsoy, Bingöl’de yürüttükleri seçim çalışmaları hakkında bilgi verdi. Adaylar ayrıca Bingöl’ün sorunlarına da değinerek belediyeyi aldıkları zaman bu sorunlara nasıl çözümler bulacaklarını da anlattılar.
4 yıldan fazladır Bingöl’de yaşayan Senem Çakas, kadınların sorunları üzerinde durdu. Kadınların evde salon ve mutfak arasına hapsedilmesinin Bingöl’de önemli bir sorun olduğunu ifade eden Çakas, “Bizim için önemli olan kadınların daha etkin şekilde alanlarda olmasıdır. Dört yıldan fazladır Bingöl’de yaşıyorum buradaki kadın kardeşlerimin yaşadığı birçok sıkıntıyı bilfiil ben de yaşıyorum. Kadınlarımız maalesef evde, salon ve mutfak arasına hapsedilmiş durumda. Evde yaptıkları hiçbir şeyin kıymeti yok. Eşleri onları anlamıyor, akrabaları onları anlamıyor ve maalesef bazen kadın arkadaşlarımız da anlamıyor. Bu noktada bir bilinç oluşturmak istiyoruz kadınların etkin şekilde alanlara inmesini istiyoruz.” dedi.
“KADINA YÖNELİK İSTİHDAM ARTMALI”
Çakas, Bingöl’de kadınlara yönelik istihdamın arttırılmasını hedeflediklerini bu doğrultuda projeler geliştireceklerini belirtti. Semt pazarları ve kadın pazarları oluşturarak kadınların iktisadi yaşama etkin biçimde katılımını sağlamayı amaçladıklarını vurgulayan Çakas şunları ifade etti:
“Belediye olarak kadınlara yönelik yapılacak özel yatırımlara destek vermek istiyoruz. Kadınlar için yeni alanlar oluşturmak istiyoruz. Örneğin bizim semt pazarları, kadın pazarlarına ilişkin projelerimiz var. Bu proje ile kadınlarımız köylerinde ve evlerinde ürettikleri sebze, meyve vb. ürünleri satarak ekonomik bağımsızlıklarını açığa çıkaracaklar. Çünkü mevcut sistem kadını köleleştirdiği gibi iktisadi alanda da ona bir özgürlük tanımıyor. Bundan mütevellit kadınlarımıza yeni iş alanları oluşturmalı ve değerlerinin bilinmesini sağlamalıyız. En çok iş, kadınlarımıza düşüyor. Biz kendimize değer verirsek herkes bize değer verir diyoruz.”
“KÜLTÜR MAHALLESİ ACİL PROJELERİMİZ ARASINDA”
Belediye Eş Başkan Adayı Hişyar Özsoy da AKP’nin Bingöl’de yürütmüş olduğu kentsel dönüşüm projesinin Bingöl merkezde bulunan Kültür Mahallesi’nde önemli sorunlar yarattığını kaydetti. Belediyeyi aldıkları zaman öncelikli olarak bu sorunla ilgileneceklerini dile getiren Özsoy, Kültür Mahallesi’nin durumunu şöyle özetledi:
“Kültür Mahallesi’nin yeniden yapımı için yüz milyonlarca para lazım, çok ciddi bir bütçe yıkmışlar. İnsanları kiraya göndermişler kısmi kira desteği olmuş ancak yakın zamandan itibaren kira desteği alamayacaklar. Onlar ‘biz kaynak bulup vereceğiz, evler bitene kadar kira desteğini sağlayacağız’ diyor ama devletin kasası boşalmış durumda. İki şey yapılabilir; ya bu proje için kaynak bulmaya çalışacağız ki iller bankası Bingöl Belediyesi iktidarın elinde olduğu halde kredi oranı düşük olduğu için verilebilecek kredileri iptal etmiş durumda. Diğer yöntem ise eğer belediyeyi alırsak, ilk bir ay içerisinde hak sahipleriyle, ilgili bütün taraflarla çok geniş bir toplantı alacağız. Bu enkazı nasıl kaldırabileceğimize bakacağız. Mevcut durumda şimdiki belediyenin önerdiği projenin uygulanma şansı yüzde sıfırdır. Bunu hak sahipleri de bilmelidir, bu uygulanacak bir proje değildir. Bizim de kaygılandığımız tek proje çünkü çok ciddi miktarda para istiyor. Her şeye rağmen kendimize güveniyoruz, hak sahipleri, ilgili paydaşlar, Mimar Mühendisler Odası ve ihaleyi alan kesimlerle görüşüp bir orta yolu bulmaya çalışacağız. En acil olarak çözmeye çalışacağımız proje olduğunu biliyoruz.”
Toplumda yoğun bir korkunun olduğuna dikkat çeken Özsoy, “Mesela yolda bizi görmeyip daha sonra bir şekilde bize haber gönderip ‘kusura bakmayın korkuyoruz’ diyenler var. AKP bu korkuyu yaratarak insanların en tabi selamlaşmasını imkansız kılmış durumda. Korku ve sindirme olmakla birlikte, korktukları için öfkelenip ‘biz bu duruma neden düştük’ diyerek gelip özür dileyenler de var. Korkunun sonu yok. Hiç bir iktidar da korkuyla ilelebet iktidarda kalamaz. Bir nokta gelir insanlar patlar ve artık korkmamayı öğrenirler. Biz hem bu Newroz’da hem de mitingimizde bu korkusuzluğu göstereceğiz. Burada seçim bürosu açılışımızı yaptık ‘kimse gelmeyecek’ deniyordu ama muazzam bir kalabalık vardı. İnsanlar geldiler ve sahiplendiler. Birde Bingöl’ün şöyle bir özelliği var onun altını da çizeyim; Bingöl inat bir toplumdur. Bingöl damarına basıldığı zaman konuşmayı da bilir. Bu seçimde Bingöl’ün konuşacağına inanıyoruz.” şeklinde ifade etti.
PİRHA – HDP Milletvekili Hişyar Özsoy, tutuklanan yüzde 77 engelli Ufuk Kişin’in durumunu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu.
İzmir’de 19 Aralık’ta yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 58 kişiden tutuklanan 44 kişiden biri de yüzde 77 bedensel engelli Ufuk Kişin’di. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, Kişin’in ailesiyle birlikte tutuklanmasını Meclis’e taşıdı. Özsoy, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Özsoy, Bakan Gül’den şu soruları yanıtlamasını istedi:
– “Yüzde 77 engelli raporu olan bir vatandaşın tutuklanmasını insan hakları hukuku açısından nasıl izah ediyorsunuz?
– Bu tutuklamanın ‘terörle mücadeleye’ nasıl bir katkısı vardır?
– Ufuk Kişin ve benzer durumda olan yüzlerce hasta tutuklu ve hükümlünün evrensel insan hakları hukukuna riayet edilerek serbest bırakılması için Bakanlığınızın herhangi bir girişim oldu mu veya olacak mı?
– Şimdiye kadar herhangi bir girişiminiz olmadıysa, bunun sebebi nedir?”
PİRHA-Dönem dönem tartışma konusu olan Şeyh Sait ile Seyid Rıza… Bu iki liderin görüşüp görüşmediği, Şeyh Sait’in Seyit Rıza’nın ‘kızılbaş’ olduğu gerekçesiyle sofrasına oturmadığı gibi konular yeniden tartışılıyor. Bu iddialara ilişkin konuşan Şeyh Sait’in torunu HDP Bingöl Milletvekili Prof. Dr. Hişyar Özsoy, her iki olayında gerçek olmadığını belirterek, bunun Alevi Kürtler ile Sünnileri ayrıştırmanın bir yöntemi olduğunun altını çizdi. Özsoy, konunun daha detaylı olarak araştırılması için Alevi kurumlarına da çağrı yaparak, “Resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zeminini bulmak çok zor” dedi.
HABERİN VİDEOSU
HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir 2 Temmuz’da Sivas Katliamı’nın 24. yıl dönümünde yaşamını yitiren 33 can için Madımak Oteli önüne 3 karanfil bırakırken şöyle konuşmuştu:
“HDP milletvekilleri, HDP merkez yürütme kurulları, HDP’nin tüm bileşenleri ve HDP’ye gönül vermiş milyonlarca can adına 3 karanfil bıraktık. Bunlardan bir tanesi Şeyh Sait’in torunları adına bırakılan bir karanfildir. Bir tanesi Seyit Rıza’nın torunları adına bırakılan karanfildir. Bir diğeri de Hacı Bektaş’ın ve Pir Sultan’ın torunları adına bırakılan karanfildir.”
Baydemir’in bu konuşmasının ardından Hacı Bektaş Veli Vakfı bir açıklama yaparak, “Madımak Katliamı anmaları sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz” ifadelerini kullanmıştı.
Bu ifadelerden sonra yaşanan tartışmalar, ortaya konulan belgeler gerçeğin bambaşka olduğunu gösteriyor. Tarihsel süreçler ve belgeler bu psikolojik böl yönet politikasını yalanlıyor. Bu konuda birçok kesim bir çok kişi fikir belirtti. İtham edilen Şeyh Sait’in kendisini savunma imkanı yok ancak ailesinin bu konuda söyleyeceklerinin olduğunu düşünerek konuyu torununa sorduk.
Şeyh Sait’in torunu HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, konuya ilişkin PİRHA’ya açıklama yaptı. Açıklamasında söylenenlerin doğruluk payının olmadığını belirten Özsoy, “Dolayısıyla Şeyh Sait ile Seyit Rıza’yı yan yana getirmek basit bir siyasal retorik değil. Bunlar bu coğrafyada yaşanmış çok önemli direniş deneyimleridir. Ve ortak noktaları farklılıklarından çok daha fazladır” ifadelerini kullandı.
“Şeyh Said baba tarafımdan dedemin dedesi” diyen HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, açıklamasında öncelikle Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in görüşüp görüşmediği iddialarına cevap verdi. Özsoy, “Bu konuda çok fazla spekülasyon yapılıyor birinci olarak şunu söyleyeyim Şeyh Said ile Seyit Rıza arasında tarihsel olarak herhangi bir görüşme söz konusu değildir. Böyle bir girişimde söz konusu değildir. Fakat bir yerde birileri bir yalan uydurmuş ve resmi tarihlerin içerisine girmiş” ifadelerini kullandı.
ŞEYH SAİT’İN KARDEŞİ DERSİM’E YARDIMA GİDERKEN YAŞAMINI YİTİRDİ
Özsoy, Şeyh Sait’in ‘kızılbaş’ diyerek Seyid Rıza’nın sofrasına oturmadığı şeklindeki görüşleri ise şöyle yanıtladı:
“Hikaye şu Şeyh Said, Seyit Rıza ile oturmaya giderken yemeklerini yemeyeceğiz gibi uzaktan yakından alakası olmayan fakat bir şekilde şuan Alevi camiası içerisinde yaygın bir görüş olarak da bu var. Öncelikle böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyleyeyim. Şunu da söyleyeyim çok fazla bilinmiyor ama 1937 yılında Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdürrahim Suriye’den kendi askerleriyle gelip Dersim’de Seyit Rıza’nın yanına giderken Bismil Ovası’nda şehadete ulaşıyor. Ortada böyle bir durum söz konusu.”
SÜNNİ VE ALEVİ KÜRTLER ARASINDA YAKINLAŞMA OLMASINI İSTEMİYORLAR
Böyle yansıtılmasının nedeninin ise Sünniler ile Alevi Kürtleri birbirinden ayırmanın bir parçası olduğunu söyleyen Özsoy sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tabi Şeyh Sait meselesini basitçe bir irticai kalkışma olarak almak devletin resmi söylemlerinden bir tanesi. O konu hakkında benim kendi akademik çalışmalarım var aileden de çok fazla bilgimiz söz konusu. Dolayısıyla Sünni ve Alevi Kürtler arasında herhangi bir yakınlaşma olmasın diye sürekli olarak bu pişirilip sunulan kocaman bir yalandır. Dolayısıyla bunun için daha ciddi daha geniş bir tartışma gerekiyor.”
Özsoy, konunun konuşulup araştırılması için Alevi kurumlarına da şu çağrıyı yaptı:
‘Gerçekten Alevi kurumlarının diğer kurumların inanç kurumlarının yan yana gelip bu mesele gerçekten neymiş. Sadece aileden değil tarihçiler ve belgeler ile onu netleştirmek gerekiyor çünkü resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zeminini bulmak çok zor. Mesele şudur Alevilik, Sünnilik gibi kavramları kategorileri karşıtlaştırmadan tartışmak gerekiyor. Asıl mesele adalet mevzusuna bakmak gerekiyor. O dönemde ne oldu? Şeyh Sait in önderlik yaptığı halk hareketinin talepleri nelerdi? Seyit Rıza’nın örgütlediği o direnişin talepleri nelerdi? Bunlara baktığınız zaman o zamansallık içerisinde değerlendirildiğinde birbirinin çok uzağında olan talepler değil bunlar. Cumhuriyet kurulmuş ve Cumhuriyetin Sünni kesimi Alevi kesimi ile birlikte Kürtler yeni Cumhuriyette yerimiz ne olacak, kültürümüz dilimiz ne olacak? Devletle bunu müzakere etmenin zeminini bulamadıkları için 1924’de başlayıp 38’e kadar devam eden değişik toplumsal siyasal tepkiler söz konusu. Dersim bunlardan bir tanesi. 1924-25 halk direnişi olarak benim tarif ettiğim Şeyh Sait’in şahsına mal ediliyor ama bilinmeyen şeyler var.”
“KENDİMİ SEYİT RIZA’NIN TORUNU OLARAK GÖRÜYORUM”
“Bizler toplumsal direniş odaklarını bu mirası bugüne aktarıp adaleti tesis etmeye çalışıyoruz” diyen Özsoy, sürdürdükleri “Vicdan ve Adalet Nöbeti”ne de vurgu yaparak, “Adalet öteki için talep edilen bir şeydir” dedi.
Özsoy sözlerini şöyle sürdürdü.
“Kendimi Seyit Rıza’nın da torunu olarak görüyorum. Siyaseten Dersim’in hadisesini yaşanan katliamları biliyoruz. Yaşanan o günden bugüne devam eden Alevi Kürtler üzerinde inanılmaz baskıyı görüyoruz. Adaleti kendiniz için talep etmezsiniz. Adalet hep öteki için talep edilen bir şeydir. Dolayısıyla Sünninin Alevi için adalet talep edebilmesi, Türk’ün Kürt için ya da Ermeni için adalet talep edebilmesi lazım. HDP olarak da bizim algımız böyledir.”
ŞEYH SAİT VE SEYİT RIZA’NIN ORTAK NOKTALARI FARKLILIKLARINDAN DAHA FAZLA
Özsoy, “Dolayısıyla Şeyh Sait ile Seyit Rıza’yı yan yana getirmek basit bir siyasal retorik değil. Bunlar bu coğrafyada yaşanmış çok önemli direniş deneyimleridir. Ve ortak noktaları farklılıklarından çok daha fazladır. Biz o ortak noktaları ana taşıyıp belli bir siyasi vizyonda onların miraslarına layık olmaya çalışıyoruz. Gerisi Şeyh Sait gitmiştir vs ciddiyeti olmayan tarihsel olguyla uzaktan yakından alakası olmayan şeylerdir. Ama buradan da bu vesileyle böyle bir çağrı şuana kadar ikisinin ele alındığı her hangi bir tartışma platformu olmadı muazzam bir şey olur bu ülkenin ezilen halklarının tarihi için muazzam bir çalışma olur öyle bir durum olursa ben kendimde katkı sunmak isterim” ifadelerini kullandı.
PİRHA-HDP’nin başlatmış olduğu Vicdan ve Adalet Nöbeti ile ilgili açıklamalarda bulunan HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, Türkiye’de sürecin çok vahşi yöntemlerle devam ettiğini, faşizmin kurumsallaştığını vurguladı. Özsoy, “Faşizm bütün güçleriyle topluma bu kadar yüklenmişken bizim de toplumsal ve siyasal güçleri mobilize edip bu dalgayı kırmamız gerekiyor” dedi.
HABERİN VİDEOSU
HDP’nin Diyarbakır’da başlatmış olduğu ve şu anda da İstanbul’da devam eden “Vicdan ve Adalet Nöbeti ile ilgili HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy nöbete niçin başladıklarını ve genel taleplerinin ne olduğunu PİRHA’ya anlattı.
“YENİ TOPLUMSAL BİR ZEMİN OLUŞTURULMALI”
“Temel talebimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın 2,5 yılda ne yaptıysa ters çevrilmesini istiyoruz” ifadelerini kullanan Özsoy, “Mevcut politik durumda OHAL’in kaldırılmasını KHK’ların sonuçlarının iptal edilmesini, demokratik siyasal alanın yeniden açılmasını, başta eş başkanlarımızın, vekillerimizin, belediye başkanlarımızın, binlerce parti çalışanımızın, sivil toplum örgütü temsilcilerinin, gazetecilerin ve akademi üzerindeki baskıların bir an önce sonlandırılmasını ve yeni bir toplumsal diyalog zeminin oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
“BU SİSTEM TOPLUMSAL İSTİKRARI GETİREMEZ”
“Türkiye çok ciddi bir krizin içerisinde, bu yöntemle krizi çözmek bir tarafa bu krizi derinleştiriyorlar” diyen Özsoy, şunları dile getirdi:
“Başkanlık sistemi referandumunda hile hurdayla yüzde 51 oy aldılar ama herkes biliyor ki toplumsal ve siyasal istikrarı bu sistem getirmeyecek. Bir çok çatışmayı beraberinde getirecek. Çünkü toplum ortadan ikiye yarılmış durumda. Hiçbir sistem bu şekilde devam etmez. Dolayısıyla da bu adalet tabi biraz daha sembolik sayı olarak vekillerin yoğunlukla başlattığı bir eylem. Görüyorsunuz yoğunluğa bir tecrit durumu söz konusu. Barikat üstüne barikat. 3-4 tane barikattan geçtik. Diyarbakır’da gerçi daha şiddetliydi çünkü alanın girişine hiç kimseye müsaade etmediler. Burada en azından 80-100 kadar arkadaş buraya vekillerle birlikte girebildi. Eskiden hep söylenirdi, Türkiye bir açık hava cezaevi fakat bu artık sembolik bir ifade olmaktan çıkmış durumda.”
“FAŞİZM DALGASINI KIRMAMIZ GEREKİYOR”
“Sembolik düzeyde başlattığımız bu kampanya farklı eylem ve etkinliklerle devam edecek” diyen Özsoy, “Abbas Ağa parkında 2 hafta önce bir deklarasyonumuz olmuştu. HDP olarak faşizme karşı durmayalım birlikte faşizmi durduralım. Çünkü çok vahşi sert yöntemlerle devam eden bu süreci biz faşizmin kurumsallaşması olarak değerlendirdik. Faşizm bütün güçleriyle topluma bu kadar yüklenmişken, bizim de toplumsal ve siyasal güçleri mobilize edip bu dalgayı kırmamız gerekiyor. Bu konuda da gerçekten umutluyuz” dedi.
“TOPLUMDA CİDDİ BİR ADALETSİZLİK DUYGUSU HAKİM”
Türkiye’deki mevcut iktidarın artık absürtlük seviyesinde işler yapmaya başladığını söyleyen Özsoy, şunları kaydetti:
“Bakın burada bugün 5 barikattan geçmek durumunda kaldık. Eğer bir iktidar bu kadar vahşetle birlikte komik duruma düşüyorsa bilin ki o iktidar artık baş aşağıdır. Toplumun rızasını alamayan iktidarlar bu tür zor yöntemlere başvururlar. Ama şu an kendi mezar kazıyıcılarını hazırlıyorlar. Bu toplumun çok geniş bir adalet talebi söz konusu ve bu sadece HDP ile ilgili değil, CHP’nin adalet tartışmasıyla ilgili bir şey de değil. Toplumda çok ciddi bir adaletsizlik duygusu hakim. Biz de HDP olarak sayısal olarak 2. muhalefet partisiyiz ama biz kendimizi ana muhalefet partisi olarak görüyoruz. Türkiye’nin sorunlarını dillendirirken bu misyonda sonuna kadar oynayacağız.”
“SÖZ KONUSU HDP OLUNCA İKTİDARIN PERVASIZLIĞI ARTIYOR”
“Parka gelene kadar yüzlerce polis önümüzü kesti gerilimler yaşandı. Kemal Kılıçdaroğlu yürüdüğü zaman koruma bantları falan vardı” diyen Özsoy,” Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş, Cizre’ye yürüdüğü zaman polis falan değil askerlerle zırhlı araçlarla önümüz kesiliyordu. Söz konusu HDP olunca bu iktidarın pervasızlığı ve saldırganlığı kat be kat artıyor. Bekliyorduk bunu, o yüzden ciddi bir problem olarak görmüyoruz” dedi.
Özsoy ayrıca, “CHP’nin de adalet yürüyüşünü parti olarak, Eş Genel Başkanımız Serpil Kemalbay ve başka arkadaşlarla mitinge kitlesel katılımı HDP adına yaptık. CHP’ye yönelik eleştirilerimizi bir dönemdir biraz rafa kaldırmış durumdayız. Değişik dayanışma biçimlerini örgütlemek ve toplumdan gelen bu adalet talebini çok gür bir biçimde haykırıp bunu örgütleyip böyle yeni bir siyasal alan açmaya çalışıyoruz. CHP olur, başka bir örgüt olur, başka bir siyasal parti olur, her kim ki adalet konusunda özellikle kamusal alanda bu talebi yükseltiyorsa biz HDP olarak üzerimize düşen siyasal sorumluluğu yerine getirip pozitif katkımızı sunacağız” diye konuştu.