Etiket: hizbullah

  • Komisyonun 11. toplantısı: Hizbullahçı dernekten komisyonda provakasyon!

    Komisyonun 11. toplantısı: Hizbullahçı dernekten komisyonda provakasyon!

    PİRHA- Kürt meselesinin demokratik çözümü kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 11’inci toplantısı başladı. Komisyonda konuşan İslami Tebliğ Tedris İlim Hareketi Adamları Derneği  Başkanı Mehmet Beşir Şimşek, Hizbullah’ın katliamlarını meşrulaştırdı. Bunun üzerine DEM Parti üyeleri komisyonu terk etti. 

    Bazı vakıf, konfederasyonlar ve derneklerin aktarımlarını yapacağı toplantı öncesi Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş açılış konuşması gerçekleştiriyor.

    Toplantıda, Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği, Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu, Kadim Aşiretler Federasyonu, Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu, Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV), İslami Tebliğ Tedris İlim Hareketi Adamları Derneği (İTTİHAD), Doğu Güneydoğu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (DOGÜNSİFED) ve Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD) aktarım yapacak.

    Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında konuşan Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği Başkanı Murat Sarı, “Koruculuk sisteminin yaratmış olduğu militarist ortam, geri dönüşlerin önündeki en somut engeldir. Korucuların kontrolündeki köylerde geri dönün yurttaşlar güvenlik endişeleri yaşamaktadır. Korucuların geçmişteki ihlalleri nedeniyle toplumsal barışın sağlanması zorlaşmaktadır” dedi.

    GÖÇ VE ŞİDDET

    Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği adına Başkanları Murat Sarı konuştu. Güvenli geri dönüşün temel şartlarını açıklayan Sarı, şunları kaydetti:

    “Göç sürecinin psikososyal ve kültürel etkileri kaçınılmazdır. Elbette ki bu sürecin yarattığı birtakım travmalar mevcuttur. Bu travmalar, zorunlu göçün bireylerde anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlara yol açmıştır. Göçün yaratmış olduğu birtakım kültürel uyum problemleri beraberinde gelmiştir. Kültürel uyum problemleri ve göç edilen yerlerde dil ve kültür farklılıkları uyum sorunları yaratmıştır. Bu süreçten en çok etkilenen kesimler, kadınlar ve çocuklar olmuştur. Göç eden kadınlar, kentlerde düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmış, sosyal izolasyon ve aile içi şiddet gibi sorunlarla karşılaşmıştır. Bu süreçte işsizlik ve ekonomik sorunlar da sürecin beraberinde gelmiştir. Bu kişilerin gittiği yerlerde sosyal uyumsuzluklar da ortaya çıkmıştır.

    Geri dönüşler önündeki temel faktörleri de ele almak gerekir. Askeri güvenlik bölgelerinin bulunması başta faktörlerden biridir. Mayınlı alanlar, özellikle Türkiye-Suriye sınırı gibi bölgelerde köyler arasına mayınlar döşendi. Bu durum, hem yaşam hem geçim kaynaklarını tehlikeye attı. Mayınlı alanların bölgede yaratmış olduğu tahribatlar bilinmektedir. Ottawa Sözleşmesi’nin yürürlüğe konmasından sonra birtakım gelişmeler sağlandı fakat bunun şeffaf ve yasal zeminde yapılması kaçınılmazdır geri dönüşlerin önündeki bu engelin kaldırılabilmesi adına.

    “GERİ DÖNÜŞÜN ÖNÜNDE HALA CİDDİ GÜVENLİK SORUNLARI BULUNMAKTADIR”

    Geri dönüşün önünde hala ciddi, güvenlik, mülkiyet ve altyapı sorunları bulunmaktadır. Siyasi irade eksikliği sürecin kalıcı şekilde çözülmesini engelliyor bu doğrultuda. Barış sürecinin inşası noktasında 90’lı yıllarda zorla yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü yönündeki engellerin kaldırılması ve bu sürecin bu şekilde inşa edilmesi kaçınılmazdır. Bu bir yüzleşmedir de aynı zamanda. Koruculuk sisteminin yaratmış olduğu militarist ortam, geri dönüşlerin önündeki en somut engeldir. 90’larda boşaltılan köyler ve zorunlu göç mağdurları yönelik etnik bir geri dönüş süreci sadece bireysel hakların iadesi açısından değil, aynı zamanda Türkiye’de demokratikleşme, toplumsal barış ve adaletin tesisi açısından da yaşamsaldır. Bu nedenle kapsamlı bir yasal düzenleme yapılmalı. Geçmişte yaşanan mağduriyetler kabul edilmeli, giderilmeli ve bu süreç insan haklarına dayalı bir yaklaşımla yeniden inşa edilmelidir.

    KÖYLERİN İSİMLERİNİN İADESİ GEREKLİ”

    Koruculuk sistemi bilindiği üzere 1980’li yıllarda kuruluşu olan bir sistemdir. Zorla yerinden edilen kişilerin bulunduğu bölgelerde uygulanan bir politikadır. Korucuların kontrolündeki köylerde geri dönün yurttaşlar güvenlik endişeleri yaşamaktadır. Korucuların geçmişteki ihlalleri nedeniyle toplumsal barışın sağlanması zorlaşmaktadır. Köy koruculuğu aynı köyden ve akraba grupları arasında kutuplaşmaya yol açtı. Bazı korucuların keyfi güç kullanımı, zorla göç ettirme ve işkence gibi suçlara karıştığı raporlandı. Silahlı güç sahibi olmaları yerel düzeyde adalet mekanizmalarının bozulmasına yol açtı.

    Hak ihlallerinin tanımlanması ve araştırılması temel taleplerimizdendir: Köylerin asıl isimlerinin iadesi; Kürtçe, Zazaca, Ermenice, Arapça gibi isimlerin iadesi gerekli. Geri dönüşün önündeki engeller kaldırılmalı. Toplumsal onarım ve yüzleşme süreci… Demokratik katılım güvence altına alınmalı. Koruculuk sistemi lağvedilmeli, silahların toplanması gerekmektedir. Köye dönüş programlarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Hakikat ve adalet komisyonunda zorla göç ettirilenlerin tanıklıklarının alınması ve zararlarının telafisi talebimizdir.”

    KOMİSYONDA TANSİYON YÜKSELDİ

    Hizbullah üyeliğinden ceza alan Enver Kılıçarslan’ın başkanlığını yaptığı İTTİHAD adına konuşan Mehmet Bekir Şimşek‘in sözleri ise komisyonda tartışma yarattı. Hizbullah’ın yaptığı katliamları savunan Şimşek’in faili meçhul cinayetleri meşrulaştıran sözleri tepki çekti.

    Komisyonda konuşan İslami Tebliğ Tedris İlim Hareketi Adamları Derneği Mehmet Beşir Şimşek, PKK’nin Hizbullah’a karşı yürüttüğü mücadeleyi ve eylemlerini suçlayarak, Hizbullah’ın yaptığı katliamları ve faili meçhul cinayetleri masumlaştırdı.

    SARUHAN OLUÇ: BU DİLLE BARIŞ YAPILABİLİR Mİ?

    DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç, “Bu dille barış yapılabilir mi? Siz kandan besleniyorsunuz, utanın. Allah belanızı versin” dedi.

    DEM Partili Cengiz Çiçek ise, “Domuz bağlarıyla insanları katlettiniz. Kürtlerin başına bela olan sizsiniz” sözleriyle karşılık verdi.

    Seslerin yükselmesinin ardından DEM Partili milletvekilleri komisyonu terk etti.

    CHP milletvekilleri Salih Uzun ve Umut Akdoğan da İTTİHAD temsilcisini dinlememeyi tercih ederek salondan ayrıldı.

    DEM PARTİLİLER SALONA GERİ DÖNDÜ

    Tartışmanın ardından Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş söz aldı:

    “Herkes görüşünü savunmakta serbesttir ama geçmişi karıştırarak olmaz. Büyük mesafe alındı, kullanılan dile dikkat edilmesi şarttır. Acılar üzerine konuşmak çözüme fayda sağlamaz.”

    DEM Partililerin ayrılmasının ardından Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV) Başkanı Tayyip Elçi’nin konuşmasına geçildi. Bu sırada DEM Parti milletvekilleri salona geri döndü.

    Tartışmanın ardından Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV) Başkanı Tayyip Elçi’nin konuşmasına geçildi. Bu konuşmaya geçildiğinde DEM Parti milletvekilleri komisyon salonuna geri döndü.

    TANIMAN’DAN EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU

    Komisyonda konuşan DOGÜNKAD Temsilcisi Özlem Külahçı Tanaman, Kürtlerin barış arayışının sadece silahların susması olmadığını belirterek, onurlu bir barışın toplumsal birlikteliği güçlendiren en sahici teminat olduğunu kaydetti.

    Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD) Temsilcisi Özlem Külahçı Tanaman, Kürt halkının barış arayışının sadece silahların susması değil, aynı zamanda eşit yurttaşlık ve temel haklarının karşılanması olduğunu söyleyerek barışın artık engellenemeyeceğine işaret etti.

    Özlem Külahçı Tanaman, çatışmaların yalnızca siyaseti değil, sosyal yaşamı, kültürü, eğitimi ve ekonomiyi de sarsmış olduğuna dikkat çekerek, “Yaşananlar toplumun her kesimini derinden etkilenmiştir. Bu süreçte de en fazla etkilenen maalesef biz kadınlar olmuşuzdur. Türkiye uzun yıllardır çatışmaların gölgesinde yaşamaktadır. Ancak bugün İmralı’dan Sayın Abdullah Öcalan’ın silahların susmasına yönelik yaptığı çağrılar, Sayın Devlet Bahçeli’nin kardeşlik ve milli dayanışma yönündeki vurguları ve buna karşılık devletin iradesiyle çatışmalı tarafların attığı adımlar ülkemizde yeni bir dönemin eşiğine getirmiştir. Bu süreç aynı zamanda Kürt halkının onurlu bir barış arayışına denk düşmektedir” ifadelerini kullandı.

    ‘KÜRTLERİN ARAYIŞI EŞİT YURTTAŞLIK’

    Özlem Külahçı Tanaman, “Kürtlerin onurlu barış arayışının sadece silahların susması talebi değil, kimliklerin özgürleşmesine yönelik de bir talepleri var. Kürtlerin arayışı, eşit yurttaşlığın güvence altına alınması ve herkesin kendi dili, kültürü ve inancıyla özgür var olabilmesi demektir. Onurlu barış toplumsal birlikteliği güçlendiren en sahici teminattır. Bu çağrıların ardından oluşan çatışmasızlık ortamı siyasal alanda olduğu kadar toplumsal yapıda ve ekonomide de büyük bir rahatlama getirmiştir. Meclis çatısı altında kurulan bu komisyon ise işte bu sürecin barışa dönüşmesinin ifadesidir. Bizim için asıl mesele, bu sürecin yalnızca çatışmasızlıkla sınırlı kalmaması, kalıcı barışa, demokrasiye ve ekonomik kalkınmaya evrilmesidir” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • 4 Hizbullah tetikçisi daha serbest bırakıldı!

    4 Hizbullah tetikçisi daha serbest bırakıldı!

    Terör örgütü Hizbullah ile bağlantılı olduğu bilinen HÜDA PAR’ın Meclis’e girmesine yönelik tepkiler devam ederken, Hizbullah tetikçisi Siraç Şanlı, Muhammet Ömer Faruk Aydın, Mehmet Emin Can ve Feysel Gürses tahliye edildi.

    Eski Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Sekreteri İbrahim Sarı’nın domuz bağıyla katledilmesinin yanısıra 20 kişinin öldürülmesi ile 31 kişinin satır ve silahla yaralanması saldırılarına katılan 4 Hizbullah tetikçisinin ‘infaz durdurma’ kararı ile serbest bırakıldığı ortaya çıktı.

    Sözcü’den Özgür Cebe’nin haberine göre; HÜDAPAR ile AKP yakınlaşmasının 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra başlamasıyla tetikçilere de tahliye yolu açılınca, bu cinayetleri işleyen hükümlü Hizbullahçılar hakkında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) normları, uzun tutukluluk süresi, işkence ve avukatsız yargılama gibi nedenlerle yargılamanın yenilenmesi kararı alındı. Bu kararla birlikte cinayetleri işleyen Siraç Şanlı, Muhammet Ömer Faruk Aydın, Mehmet Emin Can ve Feysel Gürses hakkında infaz durdurma kararı verilerek, tümü tahliye edildi.

    TESLİM OLMASININ ARDINDAN SERBEST BIRAKILDI

    Hizbullah terör örgütü adına iki kişinin öldürülmesi, iki kişinin de kaçırılması eylemlerine katıldığı gerekçesiyle hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava dosyası bulunan, terör örgütünün köylerde fahri imamlığını yapan Siraç Şanlı da 25 yıldan beri aranıyordu.

    Şanlı, Hizbullah tetikçilerinin toplu tahliyelerini, yakalananların kısa süre sonra serbest bırakıldıklarını duyunca, kendi isteğiyle adliyeye gelerek teslim oldu. İfadesi alınan Şanlı, bir gün bile tutuklu kalmadan serbest bırakıldı. Şanlı’nın, 2’si Gaffar Okkan suikastının faili olan 3 kardeşi de terör örgütü Hizbullah’ın askeri kanat yapılanmasında yer alıyordu. Bunlardan Okkan suikastı zanlısı Necmettin Şanlı ile Kemalettin Şanlı halen aranırken, Veysi Şanlı ise suikast sonrası yakalanıp bir süre tutuklu yargılandıktan sonra tahliye edilmişti.

    HİZBULLAH ZEKAT VERMEK İSTEMEYENLERİ İNFAZ ETTİ

    Hizbullah adına köylerde fahri imamlık yapan ve kendisine bağlı askeri kanat yapılanmasında yer alan tetikçilere eylem talimatları verdiği ileri sürülen Şanlı’nın 1991 yılından itibaren Güleçoba Köyü Hatuni mezrasında ders halkaları oluşturup, küçük çocuklara ders adı altında örgütsel propagandalar yaptığı, Diyarbakır’a bağlı Dökmetaş ve Cumhuriyet köylerinde de örgütsel faaliyetler yürüttüğü, fitre zekat topladığı, vermek istemeyenleri kaçırıp sorguladıktan sonra öldürdükleri bildirildi.

    Hizbullah’ın köydeki faaliyetlerine karşı çıkan Güleçoba Köyü korucularının ölüm emrini, aynı zamanda Gaffar Okkan suikastından mahkum olan Bedran Salamboğa, Servet Yoldaş’a verdiği, bu üç tetikçinin Siraç Şanlı’nın talimatı üzerine Diyarbakır’a alışveriş için gelen korucular Adem ve Yılmaz Keser’i takip ederek Gazi Caddesi’ndeki Sipahi Pazarı’nda çapraz ateşe alarak öldürdükleri kaydedildi. Siraç Şanlı’nın verdiği bu infaz emrini yerine getiren üç tetikçinin olay yerinden kaçtıkları bildirildi. Şanlı’nın Davut ve Sedat Ekinci adlı kişilerin de kaçırılıp sorgulanarak öldürülmesi talimatını verdiği, bu talimat üzerine kendilerine polis süsü veren tetikçilerin iki kişiyi kaçırıp sığınağa zincirledikleri, bu kişilerin daha sonra kendi imkânlarıyla bağlı oldukları zinciri kırıp kaçtıkları için infaz edilmekten son anda kurtuldukları kaydedildi.

    TESLİM OLDU BİR GÜN BİLE TUTUKLU KALMADAN SERBEST!

    Toplu tahliye kararlarını duyunca 25 yıl sonra kendi isteğiyle Adliye’ye gelerek teslim olan Siraç Şanlı, kendisi aleyhine yüzlerce sayfalık ifade veren, korucuların öldürülmesi için talimat verdiği tetikçileri tanımadığını söyledi. Mahkeme, hakkında birleştirme kararı verilen üç ayrı dava dosyası bulunan, yakalanan tetikçilerin teşhis ve ifadelerinde aleyhine yüzlerce sayfalık ifade olan Siraç Şanlı hakkındaki yakalama kararını, 11 Şubat 2020 günü kaldırıp serbest bırakılmasına karar verdi.

    Tek bir gün bile tutuklu kalmayan Şanlı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle tutuksuz yargılanıyor.

    14 KİŞİNİN KATİLİ

    Batman’da da Mehmet Beşir Duygun, Hikmet Bal, Dündar Çelebioğlu, Teğmen Demir, Mehmet Can Seçkin, Çetin Gidici, Mehmet Raci Değirmenci, İsmet Demir, Metin Demir, Vasıf Çetin, Halit Arslangiray, Mehmet Şirin Karabay ve Mehmet Şerif Gök’ün öldürülmesi, Nazlıhan İnatçı adlı kadının açık ve dekolte giyindiği için satırla baş ve vücudundan yaralanması başta olmak üzere 28 kişinin de yaralanması eylemlerine katılan tetikçi Nurettin Irmak da ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı. Bu mahkûmiyet kararı da Yargıtay tarafından onanarak kesinleşti.

    DOMUZ BAĞI İLE ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ!

    Eski Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Sekreteri İbrahim Sarı, Diyarbakır’ın Mardinkapı Semtindeki Savaş Mahallesi Küçükkavas Sokaktaki 11 nolu iki katlı evde sorgulandıktan sonra domuz bağıyla boğularak öldürülmüştü. Yakalanan itirafçıların yer göstermesiyle mezar evin bahçesinde yapılan polis kazısında, Sarı ile birlikte 13 kişinin cesedi, üzerine beton dökülerek gömüldükleri yerden çıkarılmıştı. İbrahim Sarı’nın çürümüş cesedini ailesi kolundaki metal platinden teşhis etmişti. Sarı, Diyarbakır’da bir yerel televizyon kanalında dini programlar yapıyordu ve terör örgütü Hizbullah’ın fikirlerine karşı çıktığı için kaçırılarak öldürülmüştü.

    HAPİS CEZALARI ONANMIŞTI

    İbrahim Sarı’yı kaçıran tetikçilerden Muhammet Ömer Faruk Aydın ile birlikte yakalanan Mehmet Emin Can, Feysel Gürses, Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı.

    Üç Hizbullahçı, İbrahim Sarı, Sadık Sezer, Muzaffer Altın, Mehmet Aktaş, Abdulselam Akgül, Burhanettin Arat’ın öldürülmesi, başı açık dolaştığı için Vasfiye Süren’in yüzüne kezzap atılarak yaralanması, İdris Ercan’ın yaralanmasına katıldıkları için ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı.

    Yargıtay, sanıkların suçlarını itiraf etmelerine, dosya içinde toplanan mevcut delil durumuna göre işlenen cinayetlerin sabit olduğunu belirterek “Anayasal düzeni bozmak, vahim nitelikli eylemlerde bulunmak” suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını oy birliğiyle onamıştı.

    ERDOĞAN DA BİR HİZBULLAHÇI TERÖRİSTİ AFFETMİŞTİ!

    Resmi Gazete’de 3 Mayıs tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla; Hizbullah Davası kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Mehmet Emin Alpsoy’un cezası “kocama hali” nedeniyle kaldırılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan, Hizbullah’ın askeri kanat sorumlusu’nun cezasını kaldırdı

    Erdoğan, Hizbullah’ın askeri kanat sorumlusu’nun cezasını kaldırdı

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan Hizbullah’ın “askeri kanat sorumlusu”nun da aralarında olduğu 4 hükümlünün cezasını kaldırdı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çeşitli suçlardan cezaevinde bulunan 4 hükümlünün cezasını kaldırdı. Cezası kaldırılanlar arasında Hizbullah davası kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Mehmet Emin Alpsoy da var.

    Resmi Gazete’de yer alan kararla, 28 Şubat Davası kapsamında müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Korgeneral Çetin Saner ile Hizbullah Davası kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Mehmet Emin Alpsoy’un cezaları ‘kocama hali’ nedeniyle kaldırıldı.

    Kararla ayrıca, kasten öldürme suçundan cezaevinde bulunan Nihat İliman ile uyuşturucu ticareti nedeniyle cezaevinde bulunan Sedat Çelik’in cezaları da sakatlık hali nedeniyle kaldırdı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hizbullah üyesi Yalçın’ın, TRT’de dini program yaptığı ortaya çıktı

    Hizbullah üyesi Yalçın’ın, TRT’de dini program yaptığı ortaya çıktı

    PİRHA-Hizbullah üyeliğinden ceza alan ve daha sonra tahliye edilen Abdulkuddüs Yalçın’ın, TRT Kürdi’de üç yıl önce dini program yaptığı ortaya çıktı. 

    Cumhur İttifakı içerisinde yer alan HÜDA-Par’ın Hizbullah ile ilişkisi son günlerde tekrar gündeme gelirken, kapatılan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılandıktan sonra Hizbullah üyesi olmaktan cezalandırılan Abdulkuddüs Yalçın’ın TRT Kürdi’de dini programlar yaptığı ortaya çıktı.

    Sözcü’den Özgür Cebe’nin haberine göre; Abdulkuddüs Yalçın’ın Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 1992’de İhsaniye Camisi’nde Diyanete bağlı resmi imamlık yaparken Eyüp-Kadir kod adlarını kullandığı tespit edildi. Yalçın’ın gizliliğini sağlayıp, örgüte taban kazandırmak için fıkıh dersleri verdiği bildirildi. Polis ve savcılık tarafından aranan Yalçın’ın Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan’ın öldürüldüğü suikastın faillerinden Recep Dünük ve Şener Dünük’e örgütsel siyasi eğitimler veren kişi de olduğu ortaya çıktı.

    Yalçın’ın Hizbullah’ın üst sorumlusu olan Mehmet Beşir Varol’a düzenli raporlar verdiği de ifadelerde anlaşıldı. 9 yıl hapisle cezalandırılan, seçme, seçilme ve siyasi haklardan men edilen Yalçın’ın TRT’de program yapması tepkilere neden oldu. Abdulkuddüs Yalçın’ın kardeşi Abdulsamet Yalçın da HÜDA PAR’ın Genel İdare Kurulu üyesi ve partinin Irak-Erbil temsilcisi… 24 Haziran 2018 seçimlerinde Ankara 1. Bölgeden milletvekili adayı olan Abdulsamet Yalçın’ın, örgüt lideri Hüseyin Velioğlu ile birlikte eğitimlere katıldığı ortaya çıktı.

    Abdulsamet Yalçın da ağabeyi Abdulkuddüs Yalçın’la birlikte Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı.

    Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Milletvekili Kenanoğlu, Hizbullahçı şahsın ‘kafa kesme’ tehdidini meclise taşıdı-VİDEO

    Milletvekili Kenanoğlu, Hizbullahçı şahsın ‘kafa kesme’ tehdidini meclise taşıdı-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Ali Kenanoğlu, bir sokak röportajındaki Hizbullah destekçisi kişinin, muhaliflere karşı hakaret, küfür ve tehditlerine ilişkin konuşarak “İşte, bu seçim, bu anlayışa yani kafa kesmeyi vadedenlere karşı bir arada yaşamı savunanlar arasında geçecek” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Batman’da bir sokak röportajında Hizbullah destekçisi bir kişinin muhaliflere karşı hakaret, küfür ve tehditlerine ilişkin Meclis’te söz aldı.

    “GÜCÜNÜ ALDIĞI YERİ BİLDİĞİ İÇİN…”

    Cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu üzerinden hem kişiliğine hem de Alevi inancına mensup kişilerin tehdit edildiğini söyleyen Kenanoğlu, şu konuşmayı yaptı:

    “Batman’da bir sokak röportajında konuşan ve kendisini iktidarın destekçisi bir Hizbullahçı olarak nitelendirilen meczup, Cumhur İttifakı karşısında bulunan tüm muhaliflere hakaret ve küfürler edip “Kafalarını keseceğiz!” diyerek tehdit etmiştir. Bu meczup Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kılıçdaroğlu üzerinden hem Kılıçdaroğlu’na hem de Alevi inancına mensup insanlara da hakaret ve tehditler savurmuştur. Bu meczup bu sözlerden sadece birisini Cumhurbaşkanı, Cumhur İttifakı mensupları için söyleseydi çoktan derdest edilmişti ama gücünü aldığı yeri bildiği için oldukça rahat. İşte, bu seçim, bu anlayışa yani kafa kesmeyi vadedenlere karşı bir arada yaşamı savunanlar arasında geçecek. 14 Mayısta kafa keseciler, kafatasçılar kaybedecek; bir arada yaşamı savunanlar kazanacak; bu ülke bu karanlık zihniyete teslim edilmeyecek.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri, Hizbullah tarafından kaybedilen İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Hizbullah tarafından kaybedilen İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 939. hafta açıklamasında Hizbullah tarafından kaybedilen İbrahim ile Edip Çelik’in akıbetini sordu. Açıklamada “29 yıldır İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetleri karanlıkta bırakıldı, onları kaybedenler cezasız bırakıldı. 939. haftamızda bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz: İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetlerini açıklama ve faillerini cezalandırma yükümlüğünüzü yerine getirin!” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle başlattıkları mücadeleye devam eden Cumartesi Anneleri, 939. hafta açıklamasında Hizbullah tarafından kaybedilen İbrahim ile Edip Çelik’in akıbetlerini sordu.

    ERDOĞAN’IN HÜDA-PAR AÇIKLAMASINA TEPKİ

    Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından yapılan açıklamayı Maside Ocak okurken, şu ifadelere yer verildi:

    “Erdoğan’ı ve tüm siyasetçileri gerçekleri muhatap almaya davet ediyoruz. 23 Mart 2023 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim ittifakı kurduğu HÜDA-PAR için: “HÜDA-PAR’la ilgili uydurma yaklaşımlar var, çirkinlikler var. HÜDA-PAR bunları kabul etmiyor, bizim terörle hiçbir ilgimiz olmaz diyor, tamamen yerli ve milli yapı” olduğunu söyledi.

    HÜDA-PAR’ın, adı tarifi imkansız vahşet uygulamalarıyla anılan Hizbullah örgütünün siyasi uzantısı olduğuna dair çok ciddi karineler varken, bu karinelerden bazıları AKP iktidarında Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesi ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hükümlerinde yer almışken, Cumhurbaşkanı Erdoğan HÜDA-PAR’a yönelik iddiaların uydurma olduğunu söylüyor. Toplumu hakikatten uzaklaştırmayı amaçlayan bu yaklaşım, hakikati bilme hakkımıza yönelmiş bir saldırıdır, reddediyoruz. Ülkemizin selameti, bu topraklarda yaşayan herkesin huzuru için Erdoğan’ı ve tüm siyasetçileri gerçekleri muhatap almaya davet ediyoruz.

    “HİZBULLAH TARAFINDAN KAYBEDİLEN BABA İLE OĞULUN AKIBETİNİ SORUYORUZ”

    939. haftamızda geçmişin hakikatine sahip çıkıyor; Batman’da Hizbullah tarafından evlerinden alınarak kaybedilen bir baba oğulun inkar ve cezasızlıkla karanlıkta bırakılan akıbetlerini soruyoruz.

    90’lı yıllarda Batman, özel harp stratejisi temelinde faaliyet gösteren Hizbullah’ın merkezi halindeydi. Devletle bağlantısı TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporunda da geçen Hizbullah, çok sayıda Batmanlıyı gündüz vakti herkesin gözü önünde infaz etti. Evlerinden aldıkları, sokaklardan kaçırdıkları insanları, kendilerine tahsis edilmiş işkence köylerinde vahşi yöntemlerle sorgulayıp katletti, kaybetti.

    50 yaşındaki İbrahim Çelik Batman’ın Soğuksu Mezrasında yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. 10 Temmuz 1994 gecesi maskeli ve silahlı 4 kişi, Çelik Ailesinin kapısını çaldı. İbrahim Çelik’i yer göstermek bahanesiyle evinden alarak yanlarında götürdü. 19 yaşındaki Edip Çelik de babasını yalnız bırakmamak için onların peşlerinden gitti.

    Baba- oğul eve dönmeyince endişelenen aile Jandarma’ya ve Emniyet’e başvurdu. Ardından olayla ilgili Hizbullahçıların isimlerini vererek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak ailenin bütün başvuruları sonuçsuz kaldı; İbrahim ve Edip Çelik’ten bir daha haber alınamadı.

    “TÜM KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Merese Çelik’in, oğlunun ve eşinin bulunması için yaptığı başvurular ile ilgili etkin bir araştırma ve soruşturma yürütülmedi. 29 yıldır İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetleri karanlıkta bırakıldı, onları kaybedenler cezasız bırakıldı. 939. haftamızda bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz: İbrahim ve Edip Çelik’in akıbetlerini açıklama ve faillerini cezalandırma yükümlüğünüzü yerine getirin!

    Kaç yıl geçerse geçsin İbrahim ve Edip Çelik için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 240 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri: Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor-VİDEO

    PİRHA-938. hafta açıklamasında Cumhur İttifakı’na katılan Hür Dava Partisi’ne değinen Cumartesi Anneleri, “Geçtiğimiz günlerde topluma faili belli cinayetler ve zorla kaybetmelerle özdeşleşmiş JİTEM üzerinden verilen mesajdan sonra şimdi de adı 90’lı yıllardaki vahşet uygulamalarıyla anılan Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle adalet mücadelelerini sürdüren Cumartesi Anneleri 938. hafta açıklamasında Hür Dava Partisi’nin (HÜDA PAR) Cumhur İttifakı’na katılmasına değindi.

    Açıklamada HÜDA PAR’ın 1990’lı yıllardaki cinayetleriyle hafızalarda yer edinmiş Hizbullah ile ilişkisine vurgu yapılırken, “Geçtiğimiz günlerde topluma faili belli cinayetler ve zorla kaybetmelerle özdeşleşmiş JİTEM üzerinden verilen mesajdan sonra şimdi de adı 90’lı yıllardaki vahşet uygulamalarıyla anılan Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor” denildi.

    “HİZBULLAH ÜZERİNDEN MESAJ VERİLİYOR”

    938. hafta açıklamasını gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Jiyan Tosun okurken, şu ifadelere yer verildi:

    “Geçmişin karanlığı ile topluma gözdağı vermekten vazgeçin. Geçtiğimiz günlerde topluma faili belli cinayetler ve zorla kaybetmelerle özdeşleşmiş JİTEM üzerinden verilen mesajdan sonra şimdi de adı 90’lı yıllardaki vahşet uygulamalarıyla anılan Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor.

    Zira adı Hizbullah ile anılan HÜDA PAR yetkilileri, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin daveti ile Cumhur İttifakı’nı desteklemek üzere görüşmelere başladıklarını açıkladı.

    Kamuoyunun da bildiği gibi; Hizbullah’ın terör örgütü kapsamına alınması sonrasında aynı çevre 2003 yılında Mustazaflar Derneği’ni kurdu. Dernek, Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından “Hizbullah terör örgütünün amacı doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu” gerekçesiyle kapatılınca Hür Dava Partisi yani HÜDA PAR adı altında partileşti.

    “VAHŞETTE SINIR TANIMAYAN İŞKENCE YÖNTEMLERİ KULLANILDI”

    Hizbullah’ın askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar mahkemede yaptığı savunmasında, işledikleri cinayetleri Allah’ın yardımıyla yaptıklarını, faaliyetleri ile asker ve polisin sevgisini kazandıklarını söylemişti. Peki asker ve polisin sevgisini kazanmalarını sağlayan bu faaliyetler nelerdi?

    Ahlaksız olarak damgaladıkları pantolon veya kısa etek giyinen kadınların yüzüne kezzap atmak. Kürt siyasetçileri, imamları, gazetecileri, emniyet mensuplarını herkesin gözü önünde sokak ortasında öldürmek. Politik ya da inançsal aidiyetleri nedeniyle köylüleri, kendilerine tabi olmayı reddeden İslamî yapıların önderlerini kaçırdıktan sonra en vahşi yöntemlerle öldürüp bedenlerini yok etmek. Domuz bağı gibi vahşette sınır tanımayan işkence yöntemlerini kullanmak.

    Susurluk sonrası artık işlevini tamamlamış olduğu düşünülen Hizbullah’ın tasfiyesi gündeme geldi. 2000 yılında yapılan polis operasyonları ile işledikleri suçlar gözler önüne serildi. Tanık oldukları karşısında dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan “Ne filmlerde ne kitaplarda böyle bir vahşeti gördük, duyduk” dedi.

    “HİZBULLAH ZORLA KAYBETMELER DEMEK”

    Kayıp yakınlarının Galatasaray’da, Diyarbakır Koşuyolu’nda, Batman Gülistan Caddesi’nde fotoğraflarını taşıdığı çok sayıda insan Hizbullah tarafından, güvenlik güçlerinin göz yumması, yol vermesi sonucunda zorla kaçırılarak kaybedildiler.

    Bu yüzden Hizbullah bizim için zorla kaybetmeler demek. Yeraltı sorgu evleri, sorgu köyleri demek. Domuz bağı gibi vahşi yöntemlerle yapılan işkence demek. Kendisi gibi olmayana ölüm demek. Kısacası kan demek, vahşet demek.

    938. haftamızda iktidara sesleniyoruz: Yapmayın, seçim hesaplarınız için 90’ların vahşet simgelerini yeniden dolaşıma sokarak yaralarımızı, travmalarımızı tetiklemeyin… Tüm toplumsal yaralarımızın sarılması için, demokrasiye, insan haklarına, eşitliğe, özgürlüğe, huzur ve refaha ihtiyacımız var. Zerresine hasret kaldığımız adalete ihtiyacımız var. Hukukun üstünlüğüne dayanan bir ülkeye ihtiyacımız var. Özgür ve adil bir seçim sürecine ihtiyacımız var. Artık yeter! Geçmişin karanlığı ile topluma gözdağı vermekten vazgeçin.

    Biz özgür, eşit ve adil bir ülke talebiyle mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Evlatlarımızı kaybedenleri ve kaybedenleri sahiplenenleri unutmayacağız.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Maraş Katliamı tanığı İpek: Amaçlarına ulaşamadılar çünkü Aleviler bugün daha güçlü!

    Maraş Katliamı tanığı İpek: Amaçlarına ulaşamadılar çünkü Aleviler bugün daha güçlü!

    PİRHA-Maraş Katliamı tanıklarından Sabiha İpek, saldırıların aylar öncesinden planlandığını belirterek, “Aleviler aydın ve ilericiydi. Maraş’ta ekonomik güç kazanıyorlardı. Yolumuzu kesmek için katliam yapıldı. Buna rağmen amaçlarına ulaşamadılar. Daha çok örgütlendik şimdi. Artık ağız dolusu ‘Aleviyiz’ diyebiliyoruz” yorumunu yaptı.

    Maraş’ta 19 Aralık 1978’de başlayan saldırılar tam bir hafta sürmüş 120’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Yaşananlar üzerinden 42 yıl geçmesine rağmen etkin bir soruşturma ise yapılmadı.

    Alevilerin hedef alındığı katliam sonrası binlerce Maraşlı, yaşadıkları toprakları terk etmek durumunda kaldı. Maruz kaldıkları katliama rağmen Maraş’ta yaşamaya devam edenler ise artık doğup büyüdüğü şehrin birer yabancısı haline geldi. ‘Maraşlıyım’ demeye dilleri varmayan ailelerin bir üyesi de Sabiha İpek oldu.

    Katliamın yaşandığı dönemde 17 yaşında, lise son sınıf öğrencisi olan Sabiha İpek, o günlere olan tanıklıklığını anlattı.

    1978 yılında Maraş’ın Yukarı Bayır Mahallesi’nde yaşadıklarını belirten İpek, evlerinin ise ilk saldırının yapıldığı yer olan kıraathanenin hemen bitişiğinde olduğunu söyledi. O saldırı sonucu bölge halkı tarafından çok değer verilen bir dedenin de yaşamını yitirdiğini aktaran Sabiha İpek, “Yörük Selim denilen bu bölge ülkücülerin ilk yöneldiği adreslerden biriydi. Saldırı anında kardeşimle birlikte sadece korku içinde evde bekliyorduk” dedi.

    Sabiha İpek, Maraş Katliamı’nın aylar öncesinden planlandığını ifade ederek, yaşadığı mahallede Erzurum’dan göç eden muhacir ve Elbistan’dan gelen Kirişan aşiretine bağlı ailelerin olduğu bilgisini verdi.

    İpek, kiracı olarak Muhacir bir ailenin evinde yaşadıklarını söylerken, “Oturduğumuz ev de işaretlenmişti. Acaba bizim için mi yoksa ev sahipleri için miydi bilemiyordum. Ama sonradan gördük ki yapılanlar Alevilere dönüktü” dedi.

    “ALLAH ALLAH NİDALARIYLA EVLERİMİZİ YAKTILAR”

    Kahvehane saldırısının ardından iki solcu öğretmenin öldürülmesiyle birlikte olayların büyüdüğünü anlatan Sabiha İpek, o günlere dair şu bilgileri verdi:

    “O zamanlar Kürtlük çok ön planda değildi. İki öğretmenin vurulması ardından solcular, hiç bir organize yapmadan, plansız bir şekilde harekete geçti. Ben de o günün sabahı okula gitmek için evden çıkmıştım. Yaşananlar sebebiyle ‘bugün okul yok, yürüyüşe katılmak isteyen varsa gelsin’ diye duyuru yaptılar. Bütün sol kesim bir araya gelmişti. Ben de o gün yürüyüşe dahil oldum.

    Yokuş aşağı yürürken Ulu Cami’nin önüne geldiğimizde, insanlar nereden çıktı bilmiyorum, bizi taşladılar. Adeta taş yağmuruna tuttular. Bu insanların hepsi şalvarlı kişilerdi. Bence bunlar Maraş’ın yerlileri değildi. Civar köylerden getirilmiş olduklarını düşünüyorum. İkinci günde bu faşistler, ‘Allah, Allah’ nidalarıyla evlerimizin pencerelerini kırıp içerisini ateşe vererek gittiler.”

    Sabiha İpek, 16 kişilik bir aile olduklarını belirterek, evlerin yakılmaya başladığı anları şu sözlerle anlattı:

    “Yağmalar başladığı esnada ev sahibimizin evine çıktık. Maraş’taki ev içlerinde yüklükler vardır. Önüne perde çekerler. Hepimiz onun arkasına saklandık. Karşı tarafımızda bir ev sahipleri beni çok severdi. İçlerinden biri, ‘oda bizdendir, oraya ateş atmayın’ dedi. Sonra bir şeyler daha konuşuldu ama duyamadım. Evimizin camını kırarak içeriyi ateşe vermişlerdi. Sokağın bir başından girip evlere ateş atarak gidiyorlardı.

    Ses seda kesilince biz de dışarı çıktık. Bizim bulunduğumuz Yörük Selim Mahallesi şehrin bir ucundaydı. Bir de Kara Maraş vardı. Orası da şehrin girişinde yer alıyordu. Bulunduğumuz yerden Kara Maraş’ın yakıldığını; dumanların yükseldiğini görüyorduk.”

    Saldırıların artmasıyla birlikte solcu Alevi gençlerin de savunmaya geçtiklerini anlatan İpek, şöyle devam etti:

    “O gece devrimciler bize ‘Ne kadar yemek varsa gönderin’ dediler. Çünkü gençlerin hepsi açtı. O günün sabahı yürüyüşe katılıp taşlananların hepsi Yörük Selim Mahallesi’ne girdiler. Bu mahallenin geneli Aleviydi. Herkes tanıyıp tanımadığı evlere girmişti. O ara annem, ‘gençler açtır’ diye mercimekli köfte yapmıştı. Bunlar olurken birkaç yerdeki kalabalığın da silahla tarandığını duymuştuk.

    Ben o ara ‘patpat motor’ denilen araçların içerisinde bir kaç ölmüş insan gördüm. Ölüleri yerde bırakmıyorlardı. Vurulanlardan birini tanıyordum. ‘Simsar’ lakaplı bir Aleviydi. Sevdiğimiz bir insandı. Alevileri sahiplenen biriydi. Öldürüldüğünü görünce çok kötü olmuştum.”

    MARAŞ KATLİAMI’NDAN ONRA HİZBULLAH BASKISI…

    Sabiha İpek, yıllar sonra evlenip ailesiyle Antep’e taşındı. Fakat bu defa da Hizbullah adlı örgütün baskısıyla karşılaştı. İpek yaşadıklarını şu cümlelerle aktardı:

    “Eşimin işi sebebiyle o dönem Antep’te oturuyorduk. O zamanlar Hizbullah denen örgüt ortaya çıkmıştı. Ailemden birisine bir şey olacak korkusuyla Antep’ten ayrılmak istedim. Çocuğum 12 yaşındaydı. Belki bize de bir şey olur düşüncesiyle 1992 yılında Kıbrıs’a taşındık.”

    “ÇOCUKLUĞUMUN MARAŞ’INI BULAMADIM”

    Sabiha İpek, yıllar sonra Maraş’a, yaşadığı mahalleye gittiğinde ise duygularını şu sözlerle anlattı:

    “Yıllar sonra ölen insanların olduğu yere gittim. Gazi okulunda okumuştum. Civarında gezindim. Ama yabancı bir ülke, yabancı bir yermiş gibi gittim. Çocukluğumdaki Maraş’ı bulamadım. İnsanların yüz şekli değişmiş, kadınlar kapanmıştı.

    O gün orada yaşadıklarım senelerdir hep aklımda. Aralık ayı geldiğinde hep o günü yaşayacak gibi oluyorum. Fakat bu katliamlar sonrasında Alevilerin sesi daha fazla arttı. Örgütlü bir hale gelindi.

    Aleviler aydın ve ilericiydi. Bu sebeple bizim yolumuzu kesmek için yapılan bir katliamdı. Örneğin Aleviler Maraş’ta ekonomik olarak çok ilerleme sağlamıştı. İş yerleri açıyorlar, ekonomik olarak iyiye gidiyorlardı. Bu sebeple Maraş’ta güçlenmemiz istenmiyordu. Buna rağmen yine de amaçlarına ulaşamadılar. Biz daha çok örgütlendik şimdi. Ağız dolusu ‘Aleviyiz’ diyoruz. Kıbrıs’a geldikten sonra ise kimlik olarak Aleviliği daha çok yaşar oldum.”

    Cebrail ARSLAN/PİRHA

  • Yazar Turan Dursun 85 yaşında

    Yazar Turan Dursun 85 yaşında

    PİRHA – Araştırmacı yazar Turan Dursun’un ölümünün üzerinden 29 yıl geçti. Dursun, 29 yıl önce uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmişti.

    TURAN DURSUN KİMDİR?

    1934’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Gümüştepe köyünde dünyaya gelen Turan Dursun, beş yaşındayken ailesiyle birlikte Ağrı’nın Tutak ilçesine göç etti. Yatılı din okullarına, Kur’an kurslarına ve birçok ünlü hocanın yanında eğitim gördü.

    Diyânet İşleri Başkanlığı’nın İlâhiyat Fakülteleri’nde sürdürdüğü Sünnî-Hanefî-Mâtûridîyye İ’tikadî mezhebi ana ilkelerine dayalı olarak Monoteistik dinler tarihi eğitimi almaya karar verdi ve genç yaşta Kürtçe, Çerkezce ve Arapça öğrendi. Antropolojiyle de yakından ilgilenen Dursun’un, Müftülük sınavını kazandıktan sonra tayini yapılamadı. İstanbul Mahmutpaşa İlkokulu’nu kısa sürede dışarıdan bitirdi.

    İlk imamlık deneyimlerini Tarsus’a bağlı Baltalı köyünde yaptı. Askerliğinden sonra İstanbul’da bulunan İsmailağa ve Üçbaş medreselerinde hocalık yaptı. Ardından müftülük yapmaya başladı. 1958 yıllında başlayan müftülük görevi 1966’da son buldu. Bu yıllar arasında sürgün edildi. Daha sonra müftülükten ayrılarak TRT’de prodüktör olarak çalıştı ve buradan emekli oldu.

    Müftü iken İslâmiyeti, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği hem kendi kaynaklarından, hem de diğer kaynaklardan yararlanarak daha detaylı bir şekilde birbiriyle karşılaştırarak kökenlerini aramaya yönelik çalışmalar yürüttü. Bu çalışmalar inancında da farklılıklara neden oldu ve müftülük görevinden istifa etti.

    Dursun 4 Eylül 1990’da İstanbul Koşuyolu’ndaki evinin yakınlarında islamcı saldırganlar tarafından silahla öldürüldü. Cinayetin ardından Dursun’un kütüphanesindeki bir çok şeyin kaybolduğu anlaşıldı. Yatağının üzerine ise “Kutsal Terör Hizbullah” kitabı bırakılmıştı. Yakınları kitabın Dursun’a ait olmadığını, eve giren kişiler tarafından bir “mesaj” olarak bırakıldığını söyledi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Dursun’un evinde polislerin arama yaptığını doğruladı ancak arama tutanağında kitaplıktan alınanlara ilişkin bilgi yer almadı.

    Görüşleri sebebiyle gericilerin hedefi olan Dursun’un pek çok çalışması da cinayetin ardından evine giren kişilerce yok edildi.

    PİRHA / ANKARA

  • Cumartesi Anneleri: Kuşaktan kuşağa mücadele ediyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Kuşaktan kuşağa mücadele ediyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 746’ncı haftasında, 1994’te Batman’da maskeli 4 kişi tarafından kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan İbrahim Çelik ile babasının peşinden giden Edip Çelik’in akıbeti soruldu.

    Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasakları nedeniyle Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen kayıp yakınları, ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

    Polis ablukası altında düzenlenen eyleme kayıp yakınları, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekili Oya Ersoy ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    Bu hafta 1994’te Batman’da maskeli 4 kişi tarafından yol gösterilmek üzere götürülen ve bir daha kendisinden haber alınamayan 50 yaşındaki İbrahim Çelik ile şüphelenerek babasının peşinden giden 19 yaşındaki Edip Çelik’in akıbeti soruldu.

    Bu haftaki basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kızkardeşi Maside Ocak okudu. 746. haftalarında 25 yıl önce Batman’da Hizbullah tarafından evlerinden alınarak kaybedilen İbrahim Çelik ve Edip Çelik akıbetlerini sormak için buluştuklarını söyleyen Ocak, “90’lı yıllarda Batman, Hizbullah’ın üssü konumundaydı. Batman-Silvan-Diyarbakır üçgeninde binlerce cinayet işleyen örgüt TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporunda da çarpıcı biçimde anlatıldığı gibi güvenlik ve idari bürokrasinin kollaması, desteği ve göz yummasına işaret eden bir biçimde hiçbir engelle karşılaşmıyordu. Buradaki bazı askeri birliklerde silahlı eğitim yaptılar, lojistik destek gördüler” dedi.

    “25 YILDIR HUKUK İŞLETİLMEDİ”

    İbrahim Çelik ve Edip Çelik’ten 1994’ten beri haber alınmadığını belirten Ocak, “Eşi ve oğlundan haber alamayan Merese Çelik, onların bulunması için emniyete ve jandarmaya başvurdu. Hizbullahçı Talat Rüzgâr, Aziz Önlük, İlhan Önlük, Resul Güneş ve Çetin Dursun isimli kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak bütün başvuruları sonuçsuz kaldı. 25 yıldır İbrahim ve Edip Çelik dosyasında hukuk işletilmedi” diye konuştu.

    “KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    İbrahim ve Edip Çelik’in gözaltında kaybedildiğini vurgulayan Ocak, “Çünkü uluslararası hukuka göre devletin görevlendirmesi, desteği ile hareket eden kişi ya da grupların insanları gözaltına alarak veya kaçırarak özgürlüklerinden mahrum bırakması ve akıbetlerini gizlemesi gözaltında kaybetme suçu kapsamındadır” dedi.

    Devlet yetkililerinin, göz yumma şeklinde bile olsa, bu alıkonulmaya dâhil olmalarının devletin gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğuna işaret ettiğini hatırlatan Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Uluslararası hukuktan ve anayasadan kaynaklanan yükümlülüklerinizi yerine getirin. Adaletin sağlanması yükümlülüğünüzü yerine getirin. Gözaltında kaybetme insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zaman aşımına tabi değildir. Kaldı ki mevcut yasalar, kanuni takibat sürecinin engeller nedeniyle aksadığı durumlarda zaman aşımı süresinin durdurulmasına imkan vermektedir. İbrahim ve Edip Çelik’in gözaltında kaybedilmesi ile ilgili yasal takibatın ciddi ölçüde engellenmiş olması, etkin soruşturmaların yapılmamış olması nedeniyle, zaman aşımı hükümlerini uygulamayarak etkili soruşturmanın önünü açın. İbrahim ve Edip Çelik için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    “BABAMIZ, OĞLUMUZ, EŞLERİMİZ, KIZLARIMIZ KAYBOLDU”

    Açıklama sırasında gözyaşlarını tutamayan İbrahim Çelik’in kızı, Edip Çelik’in kardeşi Ferya Çelik bu buluşmada da konuşamadı.

    Daha sonra gözaltında kaybedilen Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe söz aldı. Tepe ise şunları söyledi:

    “25 yıldır kayıplarımızı arıyoruz, 25 yıldır! Babamız, oğullumuz, eşlerimizi, kızlarımız kayboldu. Kuşaktan kuşağa mücadele ediyoruz. Hakikate, adalete elimizi uzattık ama onlar ellerini bize uzatmadılar. Bizim çocuklarımızı neden öldürdüler? Bizim çocuklarımızın suçu neydi? Şimdiye kadar onların mücadelesini devam ettiriyoruz. Hakikati ve adaleti istiyoruz. Büyük mercilere sesleniyorum neden Galatasaray’ı yasakladılar? Biz orada sessiz sessiz oturuyorduk, yalnızca çocuklarımızın resmini bağrımıza basıyorduk, orada sadece çocuklarımızı istiyorduk. Orayı geri alıncaya kadar mücadele edeceğiz. Çocuklarımızın katillerini sormaya devam edeceğiz, adalet önünde yargılasınlar istiyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Hizbullah’a yakınlığı ile bilinen ‘Peygamber Sevdalıları Vakfı’ okullarda

    Hizbullah’a yakınlığı ile bilinen ‘Peygamber Sevdalıları Vakfı’ okullarda

    “Peygamber Sevdalıları Vakfı’na bazı illerde valilikler tarafından yasaklanmasına karşın Türkiye genelinde okullarda  ‘din içerikli sınav’ düzenletildiği” ortaya çıktı.

    Toplumsal cinsiyet eşitliğinden geri adım atan, müfredatında ‘spor’ olarak yer almasına karşın “putperest ibadeti” diye yoga etkinliğini iptal eden Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), skandal bir karara daha imza attı. Bakanlık, Hizbullah’a yakınlığıyla tartışılan “Peygamber Sevdalıları Vakfı”na, bazı illerde valilikler tarafından yasaklanmasına karşın Türkiye genelinde okullarda “din içerikli sınav düzenlettiği” ortaya çıktı.

    DERECEYE GİREN ÖĞRENCİLER UMREYE GÖNDERİLECEK

    MEB, çocukları, “dinci gruplara emanet etmeye” hız verdi. Yıllardır Hizbullah’a yakınlığı ile tartışılan ve ‘Peygamber Sevdalıları Vakfı’ adı altında örgütlenen dinci gruplara ülke genelinde ilkokul, ortaokul ve lise kapıları açılarak, dini içerikli ‘Siyer Sınavı’ düzenlenmesine izin verildi. 2 bin farklı ödül verileceği belirtilen sınavda, dereceye giren öğrencilerin ise vakfa emanet edilerek “umreye gönderileceği” duyuruldu. Vakfın, her sene MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nden faklı bir şehirdeki dernek üzerinden izin alarak aynı sınavı gerçekleştirmesi de dikkat çekti. Geçen yıl İkra Der Ankara üzerinden izin alınırken, bu yıl Diyarbakır Peygamber Gönüllüleri Vakfı üzerinden aynı sınav tekrarlandı. Sınava on binlerce öğrencinin katıldığı belirtildi.

    KAMU DESTEĞİ İLE BİNLERCE ÇOCUĞA ULAŞMA İMKANI

    2009 yılında, “İslami sivil toplum kuruluşları” Diyarbakır’da bir araya gelerek, “Peygamber Sevdalıları” adı altında bir platform oluşturdu. Okullarda ve şehirlerde çeşitli etkinlikler düzenleyen platform Hizbullah’a yakınlığı ile dikkat çekti. Kamu desteği ile binlerce çocuğa ulaşma imkânı bulan platform, “zamanın şartları ve büyüyen yapı” gerekçesi ile 2018’den itibaren vakfa dönüştü. Vakfın içinde İkra-Der, Mustazaf-Der, İhya-Der, Hizmet-Der, Şura-Der, Cami-Der, Sahabe-Der ve İlim-Der gibi yapıların olduğu öğrenildi.

    “ZEHİRLİ FİKİRLER”

    Tamemen dini içerlikli olan sınavda, skandal ifadeler de yer aldı. İlkokul, ortaokul ve lise düzeylerinde farklı farklı soru kitapçıklarının hazırlandığı sınavda, İslama ilişkin farklı değerlendirmelerin yer aldığı bir soruda, “Dünyayı ahiretten üstün tutan, peşinden gittikleri kâfirlerin hoşnutluğunu Allah’ın (cc) hoşnutluğuna tercih eden, sefil ve beyinsiz bazı insan kılıklılar, İslam adına birtakım zehirli fikirleri Müslümanlar arasında dillendirmişlerdir. Aşağıdakilerden hangisi bu zehirli fikirlerden biri değildir” ifadeleri soru kökü olarak kullanıldı. Şıklardaki “Kurtuluş için sadece Allah’a (cc) iman etmenin yeterli olacağı”, “Peygamber Efendimiz’e (sav) iman etmenin zorunlu olmadığı”, “İslamı bildiği halde Müslüman olmasa bile ehli kitap olan Yahudi ve Hıristiyanların cennete girebileceği”, “Peygamber Efendimiz’in (sav) sünnetiyle amel etmenin zorunlu olmadığı” ifadeleri “zehirli fikirler” olarak işaret edildi.

    CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın vakıf ve sınav hakkında geçen yıl dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesi de yanıtsız bırakıldı.

    MEB izin verse de aynı sınav geçen yıl Adıyaman Valiliği’nin kararıyla uygun görülmeyerek yasaklandı. Dönemin Adıyaman Valisi Nurullah Naci Kalkancı ise yasak kararının ardından “gerici” yayın organlarının hedefi haline geldi. Kalkancı daha sonra Mülkiye Müfettişliği görevine atandı.

    URFA’DA GERİ ADIM

    Bu yıl da Urfa’da benzer bir uygulama yaşandı. Ancak gerici medyanın hedef almasının ardından Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin yasak kararından geri adım attı. Vali Erin adına İl Milli Eğitim Müdür Vekili İbrahim Canbek imzasıyla 13 ilçenin Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gönderilen yazıda, “Şanlıurfa Genç Düşünce Akademisi Derneği tarafından; 17 Şubat 2019 Pazar günü saat 11.00’da yapılması planlanan ‘O’nu oku, O’nu Yaşa’ temalı Siyer Sınavı Yarışmasının yapılması Valiliğimizce uygun görülmemiştir” ifadeleri yer almıştı. Sınavdan 2 gün önce Vali Erin’in ‘olur’u ile sınavın “İlçe kaymakamlıklarının koordinesinde Halk Eğitim Merkezi Müdürlükler kanalı ile yapılması, yer sorunu olması halinde de okullarda sınavın yapılması uygun görülmektedir.” yazısı okullara ulaştırıldı.

    (HABER MERKEZİ)