Etiket: hkp

  • HKP’den, YSK’ye ‘Erdoğan’ın adaylığını reddet’ başvurusuna polis engeli-VİDEO

    HKP’den, YSK’ye ‘Erdoğan’ın adaylığını reddet’ başvurusuna polis engeli-VİDEO

    PİRHA- Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomasının olmadığı, başvurduğu takdirde cumhurbaşkanlığı adaylığının kabul edilmemesi için YSK’ye başvuruda bulundu. YSK önünde açıklama yapmak isteyen parti üyelerini polis engelledi.

    Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) avukatları, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomasıyla ilgili bugüne kadar gerekli inceleme ve araştırmanın yapılmadığını iddia ederek, 14 Mayıs’ta gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığının kabul edilmemesi için YSK’ye başvurdu.

    14 Mayıs seçimlerinde iktidar değişikliğine vurgu yapılan dilekçede, “Seçimler sonrasında Erdoğan’ın diplomasının araştırılmasına mecburen girişilecek ve onun iddiasının boş olduğu, resmi kurumlara verdiği diploma örneklerinin ya da çıkış belgesinin sahte olduğu ortaya çıkacaktır” denildi.

    Dilekçenin sonuç ve istem bölümünde şu ifadelere yer verildi:

    “14 Mayıs 2023 tarihinde birlikte yapılacağı kararlaştırılan Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde; Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olduğu ilan edilen Recep Tayyip Erdoğan’ın; Anayasa’nın 101 ve 6271 Sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddelerinde öngörülen ‘yükseköğrenim yapmış olma’ koşulunu taşımadığından, dolayısıyla ‘Seçilme Yeterliği’ne sahip bulunmadığından cumhurbaşkanlığı adaylığı başvurusunun kabul edilmemesine karar verilmesini müvekkil parti adına istiyor ve diliyoruz.”

    YSK ÖNÜNDE AÇIKLAMAYA ENGEL

    Yüksek Seçim Kurulu önünde açıklama yapmak isteyen HKP üyelerini polis engelledi. HKP avukatları ile polis arasında tartışma yaşandı.

    Öte yandan HKP’liler Kızılay Karanfil Sokak’ta basın açıklaması yaptı. HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Sait Kıran, YSK önünde açıklama yapılmasının engellenmesine tepki gösterdi.

    Kıran, “Yasal hakkımız olan basın açıklamamız engellendi. Bunu şiddetle protesto ediyoruz. Sorumlular hesap verecek” dedi.

    YSK üyelerine seslenen Kıran, “Hepiniz de adınız gibi bilmektesiniz ki Erdoğan’ın yüksekokul diploması yoktur” dedi.

    Anayasanın 101’inci maddesini hatırlatan Kıran, “Erdoğan’ın ne 2014’de ne 2018’de seçildiğinde üniversite diploması vardır. Bu nedenle, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimde de sırf bu yüzden yani dört yıllık bir üniversite diploması olmadığı için cumhurbaşkanlığına aday olması hukuken mümkün değildir. Geçmişte iki dönem cumhurbaşkanlığına seçilmiş olması da yok hükmündedir” ifadelerini kullandı.

    “YARGILANMAKTAN KENDİNİZİ KURTARAMAYACAKSINIZ”

    Erdoğan’ın diplomasıyla ilgili konuya muhalefet partilerinin uzak durduğunu belirten Kıran, “Erdoğan’ın diplomasının olmadığı ve tek başına bu gerekçeyle bile aday olamayacağı gerçeği ortadayken üçüncü kez aday olup olamayacağı tartışmaları diplomasızlığına dolayısıyla hukuki, yasal ve meşru olmayan cumhurbaşkanlığına meşruiyet kazandırır” dedi.

    YSK üyelerine bir kez daha seslenen Kıran, şunları kaydetti:

    “Erdoğan’ın sahte diploma suretiyle sizi güya kandırıp onun kanunsuzluğuna ortak olmanız apaçık biçimde kanunsuzluğu Erdoğan’la birlikte yekten paylaşmanız anlamına gelecektir. Ve siz de bu sahte belgeyi gerçekmiş gibi işleme koyarak Erdoğan’ın kanunsuzluğuna aracılık ettiğiniz için net, kesin biçimde suç işlemiş olacaksınız ve yargılanmaktan kendinizi kurtaramayacaksınız.”

    Açıklama sırasında parti üyeleri, “Diploman yok, aday olamazsın”, “YSK suça ortak olma” sloganları attı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çadır satan Kızılay hakkında suç duyurusu: Yargılanacaklar

    Çadır satan Kızılay hakkında suç duyurusu: Yargılanacaklar

    PİRHA- Eski Hatay Barosu Başkanı Ekrem Dönmez’in ardından, Halkın Kurtuluş Partisi de Kızılay’ın AHBAP Derneği’ne 46 milyon TL’ye çadır satmasını yargıya taşıdı. Kızılay Başkanı Kerem Kınık ve yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıklayan HKP MYK üyesi Adnan Okur, “Kızılay’ı özünden koparıp ticarethaneye, AKP’giller’in yandaşlarının doluştuğu arpalık cennetine, rant kapısına dönüştürenler eninde sonunda yargılanacaklar” dedi.

    Kızılay’ın Maraş merkezli depremlerin üçüncü gününde AHBAP Derneği’ne 46 milyon TL karşılığında 2 bin 50 çadır sattığı ortaya çıktı.

    HKP avukatları; Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık, Kızılay Genel Müdürü/CEO Dr. İbrahim Altan, Kızılay Denetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İsmet Durmuş, Kızılay Çadır Tekstil Genel Müdürü Ömer Faruk Özgün, Kızılay Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri ile Kızılay Yönetim ve Denetim Kurulu üyeleri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    HKP avukatları tarafından başsavcılığa verilen dilekçede Kızılay Başkanı Kınık ve yöneticilerinin, “görevi kötüye kullanma” ve “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçlarını işledikleri belirtildi. Kızılay Başkanı Kınık ve yöneticileri hakkında soruşturma yürütülerek kamu davası açılması talep edildi.

    “KZILAY RANT KAPISINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    Suç duyurusuna ilişkin HKP MYK üyesi Adnan Okur açıklama yaptı. Okur, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Saygıdeğer halkımız; 6 Şubat deprem faciasının bir kez daha ortaya çıkardığı gerçeklerden biri de bir zamanlar afetlerde halkımızın sığınacak bir liman olarak gördüğü Kızılay’ın, AKP’giller iktidarı tarafından bugünkü içler acısı duruma getirilmiş olmasıdır. AKP’giller’in, ortaçağcı vakıf ve dernekleri finanse etmek için kullandığı bir aparat haline getirdikleri Kızılay’daki vurgunlar ve yolsuzluklarla ilgili partimiz geçmişte çeşitli hukuki girişimlerde bulunmuş; yaşanan rezaletleri yargıya taşımıştır.

    İçinde bulunduğumuz bu felaket günlerinde AKP’giller’in Kızılay’daki ihanetleri devam etmektedir. Gazeteci Murat Ağırel’in haberine göre tüm imkanlarını halkımız için seferber etmesi gereken Kızılay, 6 Şubat depreminin üçüncü gününde, halkımıza yardım ulaştıran AHBAP’a ticari amaçla 46 milyon TL’lik çadır satışı gerçekleştirerek bir başka ihanete daha imza atmıştır.

    Bu ihanet; insani bütün değerlerden uzaklaşanların, en temel insani duyguları yitirenlerin, vicdanı, ahlâkı, dini, hukuku, yargıyı çürütenlerin; ‘İnsancıl faaliyetlerini bütün yurdu kapsayacak şekilde yürüt’en, ‘İnsan ıstırabını, en ivedi ve zaruri ihtiyaçlara öncelik vererek dindirmeye çalış’an, ‘Tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi, kâr amacı gütmeyen, yardım ve hizmetleri karşılıksız olan ve kamu yararına çalışan bir gönüllü sosyal hizmet kuruluşu’ olan Kızılay’ın bir rant kapısına dönüştürüldüğünü kör gözlere batarcasına göstermiştir.

    “YARGILANACAKLAR”

    Halkın Kurtuluş Partisi olarak, depremzede halkımıza deva olmak yerine çadır tüccarlığına soyunan, başta Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık gelmek üzere tüm yöneticiler hakkında suç duyurusunda bulunduk. Şuna inancımız tam: Kızılay’ı özünden koparıp ticarethaneye, AKP’giller’in yandaşlarının doluştuğu arpalık cennetine, rant kapısına dönüştürenler, eninde sonunda bileklerine çelik bilezik takılıp, bağımsız mahkemeler önüne çıkarılacaklar, gücünü hukuktan ve vicdanlarından alan savcılar-hakimler tarafından yargılanacaklar.”

    ESKİ HATAY BAROSU BAŞKANI DA SUÇ DUYUSUNDA BULUNDU

    Eski Hatay Barosu Başkanı Ekrem Dönmez de Maraş merkezli depremlerin ardından AHBAP’a depremzedeler için çadır satan Türkiye Kızılay Derneği Başkanı Kerem Kınık ve yöneticiler hakkında suç duyurusunda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • HKP, Erdoğan’ın diploması için İstinaf Mahkemesi’ne başvurdu

    HKP, Erdoğan’ın diploması için İstinaf Mahkemesi’ne başvurdu

    Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomasıyla Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin “güncel, kişisel ve meşru bir menfaatinin bulunmadığı” gerekçesiyle ret kararını istinaf mahkemesine taşıdı.

    Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Erdoğan’ın diplomasıyla ilgili YSK’ye, TBMM’ye, ÖSYM’ye, MSB’ye, Eyüp Lisesi’ne, Marmara Üniversitesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’ye başvurarak 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde Erdoğan’ın diploma bilgisinin kamuoyu ile paylaşılmasını istemişti.

    İBB, HKP’nin başvurusunu “özel hayatın gizliliği” gerekçesiyle ret etmişti. HKP avukatları daha sonra üst başvuru yolu olarak Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na başvuru yapmış, “özel hayatın gizliliği” gerekçesiyle yapılan başvuru reddedilmişti. HKP avukatları, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nun kararının yürütmenin durdurulması ve iptal edilmesi için Ankara 9. İdare Mahkemesine başvurmuş, “güncel, kişisel ve meşru bir menfaatinin bulunmadığı” gerekçesiyle “ehliyet yönünden” ret kararı vermişti.

    “TELAFİSİ GÜÇ VEYA İMKÂNSIZ ZARARLAR DOĞURACAK”

    HKP avukatları bugün Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin kararına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Ankara Bölge İdare Mahkemesine verilen dilekçede, talep edilen bilgilerin kamu yararını ve kamu düzenini ilgilendirdiği belirtildi.

    Dilekçede, “Cumhurbaşkanlığı gibi bir makamda bulunan kişinin bu makama gelme koşulları yoksa bunun araştırılmasını isteme ve dava açmada tüm özel tüzel kişiliklerin menfaati dolayısıyla taraf olma ehliyeti vardır” ifadelerine yer verildi. AİHM ve Uluslararası hukuktan örnekler verildi. Dilekçenin devamında ise, “Anayasa’nın 101. Maddesindeki koşulları sağlayıp sağlamadığı tartışmalı olan bir kişinin devleti yönetmesi açıkça hukuka aykırıdır. Telafisi güç veya imkânsız zararlar doğuracağı ise tartışmasız ortadadır” denildi.

    “PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Erdoğan’ın diploması tartışmasını istinafa taşıyan HKP MYK üyesi avukat Pınar Akbina, şunları söyledi:

    “Halkın Kurtuluş Partisi, masayı devirecek olan asıl soru “Diploma Nerede?” sorusunu ısrarla, bıkmadan, yılmadan sormaya devam ediyor. En son İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yaptığımız başvuru diploma meselesinin “kişisel veri kapsamında” ve “özel hayatın gizliliği kapsamında” olduğu gerekçesiyle reddedilmişti. Bu karara karşı Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna yaptığımız başvuru yine reddedildi. Bununla ilgili Ankara 9. İdare Mahkemesinde açtığımız iptal davası ise Halkın Kurtuluş Partisi’nin meşru güncel bir menfaatinin ihlal olmadığı ve ehliyeti olmadığı gerekçesiyle reddedildi. İşte bugün bu kararı da istinafa götürdük. İstinaf dilekçemizde Türkiye’nin 81 ilinde 550 milletvekili adayıyla, 2 genel seçim, 1 yerel seçime katılmış bir partinin ve 85 bin oy almış bir partinin güncel, meşru bir menfaatinin ihlal olduğunu ve tüm Türkiye’yi temsil ettiğini belirttik. Bu meselenin peşini bırakmayacağız. Mücadeleye devam edeceğiz. Eninde sonunda AKP’giller iktidardan gidecekler ve yargılanacaklar. Buna inancımız tamdır.”

  • HKP’den, Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili 7 isim hakkında suç duyurusu-VİDEO

    HKP’den, Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili 7 isim hakkında suç duyurusu-VİDEO

    PİRHA- Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), organize suç örgütü üyesi Sedat Peker’in AKP’li Burhan Kuzu hakkında gündeme oturan iddialarıyla ilgili 7 isim hakkında suç duyurusunda bulundu. 

    Organize suç örgütü üyesi Sedat Peker, geçtiğimiz günlerde Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarında, hayatını kaybeden eski AKP Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu ile AKP’nin Beşiktaş Kadın Kolları’nın eski Başkan Yardımcısı Aliye Uzun’un bağlantısından bahsetti. Peker, Aliye Uzun’un Kuzu’yu, İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti ile aynı masaya oturttuğunu anlattı. Kuzu’nun eski danışmanı Sinan Çiftçi de konuyla ilgili, “Burhan Kuzu, ciddi paralara iş takibi yapardı. En çok Berat Albayrak’ı kullanırdı. Fuat Oktay, Mustafa Şentop’a da çok iş çözdürdü” dedi. Peker’in bu iddiaları üzerine Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) avukatları bir kez daha harekete geçti.

    7 İSME SUÇ DUYURUSU

    HKP avukatları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Hazine ve Maliye Eski Bakanı Berat Albayrak, Ticaret Eski Bakanı Bülent Tüfenkçi, İstanbul Eski Sulh Ceza Hâkimi Cevdet Özcan ve Eski AKP Beşiktaş Kadın Kolları Yöneticisi Aliye Uzun hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “NÜFUZ TİCARETİ, RÜŞVET” SUÇLAMASI”

    HKP avukatları kişilerin, “Nüfuz Ticareti”, “Adil Yargılanmayı Etkilemeye Teşebbüs”, “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma”, “Rüşvet”, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma”, “İhaleye Fesat Karıştırma”, “Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi” suçlarını işlediklerini iddia ederek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    “SAVCILIK TARAFINDAN ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMELİDİR”

    HKP avukatı Tacettin Çolak tarafından Başsavcılığa verilen suç duyurusu dilekçesinde, “Burhan Kuzu’nun en yakınında bulunan kişinin konuşmaları ile Sedat Peker’in ifşaları birbiriyle örtüşmektedir. Sinan Çifçi’nin görgüye ve bilgiye dayalı anlatımlarından ortaya çıkan sonuç şudur ki; Burhan Kuzu şüphelilerden de yardım alarak yargı, bürokrasi, bakanlıklar gibi yerlerde bütün kirli işlerini kotarmıştır. Tabi bunun karşılığında da yüklü miktarlarda rüşvet almıştır. Bu rüşvetin sadece Kuzu’da kalmadığı da açıktır. Dolayısıyla şüphelilerin tüm bu suçlardaki sorumluluklarının ortaya çıkartılması bakımından Savcılık tarafından etkin bir soruşturma yürütülmelidir” ifadelerine yer verildi.

    Dilekçenin devamında, “Evet, bütün suçların merkezinde Burhan Kuzu var. Ama o, (şüpheli de olsa) ani ölümüyle bu suçlardan azade olmuştur. Fakat halen devletin önemli koltuklarını işgal etmekte olan şüphelilerin işledikleri suçlar yanlarına kâr kalmamalıdır. Yargıya güvenin yerlerde sürüklendiği günümüzde toplumun gündemini yeniden işgal eden suçlar nedeniyle yürütülecek kapsamlı bir soruşturma ve sonuçta açılacak kamu davası ile bir nebze olsun yargıya itibar kazandırılacağı çok açıktır” denildi.

    “PEKER, TÜRKİYE’YE GETİRİLSİN”

    Çolak, dilekçede CMK 160’ncı maddesinde yer alan Cumhuriyet Savcısı’nın görevini hatırlattı. Çolak, dilekçede savcılık tarafından derhal soruşturmanın başlatılmasını, Sedat Peker’in yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi ve ifadesinin alınmasını, Burhan Kuzu’nun eski Danışmanı Sinan Çiftçi’nin de tanık sıfatıyla bilgisine başvurulmasını talep etti.

    Çolak, dilekçede yer alan şüpheliler hakkında soruşturma yürütülerek kamu davası açılmasını istedi.

    “BURHAN KUZU BİR SUÇ MAKİNASIYDI”

    Suç duyurusuna ilişkin HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak şu açıklamayı yaptı:

    “AKP’giller’in Burhan hocası bir suç makinasıydı biz bunu biliyorduk. Bunun böyle olduğu öldükten sonraki ortaya çıkan ifşalarla bir kez daha kanıtlandı. Bizzat bu suç ilişkilerinin içinde yer alan Sedat Peker’in geçtiğimiz günlerde yayınladığı elli tane tweettle ve yine yanında danışman olarak yer verdiği Sinan Çiftçi’nin ifşalarıyla birlikte devletin en tepesindeki koltukları işgal eden kişilerle bu organize işleri kotardığı da ortaya çıktı.

    Yani Cumhurbaşkanı Yardımcısından, İçişleri Bakanından, Ticaret Bakanına, Maliye Bakanına varıncaya kadar bütün bu karanlık işleri çevirdiği ispatlı, şahitli ortaya çıktı. Devletin yargı mekanizmasında hâkimleri de 3,5 milyon dolar gibi büyük paralarla satın alarak olmazı olduranlar cinayetten, uyuşturucu kaçakçılığından, FETÖ üyeliğinden tutuklanan kişileri gece yarısı serbest bıraktıranlar memleketin hukuk sistemini tamamen yok etmiş durumdadırlar. Dolayısıyla AKP’giller için bürokrasinin, kamu güvenliğinin, sınır güvenliğinin de hiçbir anlamının olmadığı bir kez daha kanıtlanmıştır. Bu uygulamalar aynı zamanda çıkar amaçlı suç örgütü olduklarını da kanıtlamaktadır bu kişilerin ve AKP’gillerin.

    İşte biz bu nedenle Halkın Kurtuluş Partisi olarak bugün bir suç duyurusunda daha bulunduk.

    “CUMHURİYET SAVCILARI ÖLÜ NUMARASI YAPMAKTALAR

    Nüfuz ticareti yapmaktan, adil yargılanmayı etkilemeye teşebbüsten, aslında burada kanun teşebbüsten bahsediyor ama bu olayda görüldüğü gibi teşebbüs falan hikâyedir. Yargı tamamen etki altına alınmıştır, adalet mekanizması ayaklar altında sürünmektedir. Yine ihaleye fesat karıştırma, kamu görevlisinin suçunu bildirmemesi ve uyuşturucu, uyarıcı madde kullanma suçlarıyla suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Bunlar bütünlüklü olarak örgütlü bir suçtur. Cumhuriyet savcıları bu konuda aslında kendiliğinden harekete geçmeleri gerekirken, bugüne kadarki her olayda olduğu gibi burada da Cumhuriyet savcıları ölü numarası yapmaktalar. Halkın Kurtuluş Partisi tüm kanunsuzlukların peşinde olmaya devam edecektir. Bu süreçte suç işleyen savcıların da peşinde olmaya devam edecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Ahmet Davutoğlu ve suç ortaklarını mahkemelerde yargılatacağız’

    ‘Ahmet Davutoğlu ve suç ortaklarını mahkemelerde yargılatacağız’

    PİRHA – Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz.” sözleri nedeniyle hakkında, “Anayasayı İhlal, Terör Suçu” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

    HKP, Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Sakarya’da yaptığı “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. Gelin hafızanızı bir yoklayın. İleride Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman, eminim en kritik dönemlerden, birkaç aydan biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır” konuşması nedeniyle “Anayasayı ihlal, terör suçu, birden çok kişinin ölümüne sebebiyet verme, birden çok kişinin yaralanmasına sebebiyet verme, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    HKP tarafından yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:

    “… aynı dönem Şüpheli Ahmet Davutoğlu başkanlığında alınan kararla, bu konuda devletin ilgili birimlerine açık yetki verildi. Buna göre Türkiye, Suriye’de ‘dost grup’ olarak gördüğü örgütlere silah ve teçhizat desteği verecek, devletin ilgili birimleri, bu grupların sınırdan getirilip götürülmesi konusunda tam yetkili olacaktı.

    Nitekim 10 Ekim 2015 Ankara Katliamı’nda, devlet ve emniyet yetkililerinin IŞİD terör saldırısının istihbari bilgilerini gizledikleri, 102 insanımızın katledildiği bu alçak eyleme göz yumdukları, yol verdikleri ortaya çıkmış, dönemin emniyet yetkilileri, Mülkiye Müfettişlerinin yürüttükleri soruşturmada verdikleri ifadelerinde birbirlerini suçlamışlardı.

    7 Kasım – 1 Haziran süreci olarak tarif edilecek zamansal aralıkta birden fazla terör eylemi gerçekleşmiş, gerçekleşen bu eylemlerde yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş ve binlerce kişi yaralanmıştır. (14 önemli terör saldırısı gerçekleştirdi. Bunun sonucunda 10’u polis ve 1’i asker olmak üzere, toplam 304 kişi yaşamını yitirdi; 1338 kişi yaralandı. 10 canlı bomba eylemi, 1 bombalı saldırı, 3 silahlı saldırı gerçekleşti.)

    Yapılan ikrar göz önüne aldığında şüphelinin Başbakan olduğu süreçte gerçekleştirilen tüm terör saldırıları hakkında detaylıca bilgisi olduğu ve bilgileri sakladığı, suçu bildirmemesi göz önüne alındığında başta Ahmet Davutoğlu’nun sorgulanması neticesinde suça karıştığı tespit edilen tüm şüpheliler alenen TCK. 83. TCK. 86 ve TCK. 279 uncu maddelerinde tanımlanan ‘birden çok kişinin ölümüne sebebiyet verme’, ‘yaralanmaya sebebiyet verme’, ‘kamu görevlisinin suçu bildirmemesi’ suçları sübut bulmuştur.

    Süreç, cihatçı terör örgütlerinin tedhiş gücünden ve yarattıkları ortamdan faydalanarak AKP’nin tek başına iktidarda kalması üzerine kurulmuştur.

    Ahmet Davutoğlu ve suç ortaklarını, makam ve ünvanları ne olursa olsun, bugünkü yasalarla, emri sadece hukuktan ve vicdanlarından alan bağımsız mahkemelerde yargılatacağız, er ya da geç…”

    PİRHA / ANKARA

  • Av. Kıran: Laik bir ülkede Diyanet gibi kurumlar söz konusu olamaz-VİDEO

    Av. Kıran: Laik bir ülkede Diyanet gibi kurumlar söz konusu olamaz-VİDEO

    PİRHA – HKP Ankara İl Başkanı Sait Kıran, “Devlet, tamamen dinsel kurallardan arındırılarak bilime ve akla göre örgütlenmeli” diyerek laik bir ülkenin Diyanet İşleri gibi kurumlardan arınması gerektiğini söyledi.

    Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Ankara İl Başkanı Avukat Sait Kıran, Diyanet başta olmak üzere dini kurumlara yapılan destekleri eleştirerek “Gerçek anlamıyla laik bir ülkede hiçbir dinsel gruba, niteliği ne olursa olsun herhangi bir devlet yardımı yapılamaz.” dedi.

    Kıran, laik devlet yapısında Diyanet İşleri Başkanlığı gibi oluşumların söz konusu olamayacağına da vurgu yaparak yeni bir Anayasanın büyük bir ihtiyaç olduğunu söyledi. Fakat mevcut sistem içerisinde bir anayasa değişikliğinin halkın çıkarlarını temsil etmeyeceğini savunan Kıran, şöyle devam etti:

    “TBMM HALKIN ÇIKARLARINI TAM OLARAK TEMSİL ETMEZ”

    “Mevcut anayasa 12 Eylül faşizminin ürünüdür. Demokratik hak ve özgürlüklerin tümüyle budandığı bir anayasadır. Son referandumda yapılan değişikliklerle mevcut anayasa iyice geriletildi. Var olan 12 Eylül Anayasasından bile daha geri bir anayasa şu an yürürlükte. Bunun değiştirilmesi elbette önemli. Parti olarak şöyle bakıyoruz; gerçekten halkın temel, demokratik hak ve özgürlüklerini savunacak bir anayasa, ancak demokratik halk iktidarında yaşama geçirilebilir. Halkın, işçi sınıfının, köylünün, ezilen emekçilerin çıkarlarını esas alan bir anayasa ancak gerçek bir demokratik halk iktidarı ile kurulabilir. Mevcut koşullarda, özellikle Amerikancı 5’li çetenin egemen olduğu mevcut TBMM çerçevesinde yapılacak bir anayasa değişikliğinin halkımızın çıkarlarını tam olarak temsil edeceğine inanmıyoruz. Çünkü onlar daha çok Amerikan, Avrupa Birliği emperyalizminin talepleri doğrultusunda ülkemiz ve halkımızın çıkarlarını esas almadan kendi mevcut konumlarını rahatlatacak bir takım nisbi değişiklikler peşindeler. Bunların da halkımıza bir getirisi olmaz. Geçmişten bugüne kadar en demokratik anayasa dediğimiz 1961 Anayasası bile mevcut Amerikancı iktidarı deviren 27 Mayıs politik devriminin ürünüydü. O anayasa dahi ki nisbi özgürlük getiren bir anayasaydı, mevcut sistem tarafından ‘bu elbise bize çok bol geliyor’ denilerek kuşa çevrildi. 12 Eylül faşizmi ile de tümüyle ortadan kaldırıldı. O yüzden biz mevcut sistem içerisinde bir anayasa değişikliğinin halkımızın çıkarlarını temsil etmeyeceğini ve halkımızın sorunlarına çözüm getireceğine inanmıyoruz.”

    “LAİK ÜLKEDE DİYANET SÖZ KONUSU OLAMAZ”

    Kıran, laik devlet anlayışından uzaklaşıldığına da dikkat çekerek kamu alanlarının tümüyle dinden arındırılması gerektiğini söyledi. Kıran sözlerine şöyle devam etti:

    “Gerçekten demokratik hak ve özgürlükleri savunan, laikliğin bütün koşullarıyla yaşama geçirildiği bir anayasa olmasını savunurduk. Laiklikten ise şunu anlıyoruz; herhangi bir insan nasıl yemek yer, su içerken rahat davranıyorsa kendi dini ibadetlerinde de rahat olmalı. Bu konuda herhangi bir devletten veya başka kurumlardan kaynaklanan bir müdahale olmamalı. Ama devlet, kamu, yargı alanı tamamen dinsel kurallardan arındırılmalı. Tümüyle aklın ve bilimin koşullarına göre yaşama geçirilmeli. Geçmişte ülkemizde bir laik uygulama elbette vardı ama gerçek anlamıyla laik bir ülkede hiçbir dinsel gruba, niteliği ne olursa olsun herhangi bir devlet yardımı yapılamaz. Örneğin gerçek laik bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum söz konusu olamaz. Bizim önerdiğimiz anayasal sistemde bunlar olmayacak. İnsan istediği gibi ibadet yapar, kimse karışamaz. Fakat kamu alanı tamamen bilime ve akla göre örgütlenmeli.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA