Etiket: htş işid

  • Dersimli Yurttaşlar: Rojava’da insanlık onuru için mücadele ediliyor!- VİDEO

    Dersimli Yurttaşlar: Rojava’da insanlık onuru için mücadele ediliyor!- VİDEO

    PİRHA- Dersimli yurttaşlar, Rojava’da çetelerin taşeronluğuyla sürdürülen savaşı lanetlerken, Rojava direnişinin insanlık onuru adına yapıldığına dikkat çekti. Dersim’den tüm dünyaya direnişin sahiplenilmesi çağrısında bulundular.

    Hegemonik güçler Ortadoğu’nun dizaynı için yeniden düğmeye basmışken, bu durumun ceremesini ise halklar çekmekte. Esad rejiminin devrilmesinin ardından iktidarı ele geçiren çeteler, iktidara geldikleri ilk günden bugüne halklara ve inançlara yönelik katliam politikarı yürütüyor.

    Alevi ve Dürzi katliamlarıyla başlayan süreç, devamında Süryanilere ve Kürtlere kadar geldi. Bugün Kürtlerin Kuzey Doğu Suriye’de veyahut bir diğer deyişle Rojava’da, insanlığa ve özgür yaşam inşasına yönelik bir saldırı var. Farklılıkların bir arada rızaya dayalı yaşadığı demokratik toplum modeline bir saldırı var.

    Suriye’de yaşanan çete saldırılarını ve Rojava’ya dönük saldırıları Dersimli yurttaşlara sorduk:

    “ROJAVA’DA DÜNYANIN EN ÇİRKİN İNSANLARINA KARŞI MÜCADELE EDİLİYOR”

    Ahlak sınırlarını aşan bir durumun söz konusu olduğunu belirten Hasan Yıldırım, “Dünyanın en çirkin insanları, vahşi bir şekilde Kobane’yi ablukaya almış durumda. Rojava bugün insani dramın yaşandığı bir coğrafya. Türkiye’de çözüm sürecinin görüşüldüğü, 100 yıllık bir sorunun barışla neticelendirilme çabasının olduğu bir süreçte, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin öncelikle insani bir koridor açması şart” olduğunu belirtti.

    Çetelerin Suriye ve Rojava özelinde yürüttüğü savaşın burayla sınırlı kalmayacağını söyleyen Yıldırım, “Bu yüzden de dünyanın neresinde bir insan varsa, Kürt varsa Rojava’yı sahiplenmeli, Rojava’ya sahip çıkmalı. Rojava sadece Kürt’ün özgürlüğünü İfade etmiyor. Aynı zamanda Ortadoğu denkleminde tüm halkların özgürlüğünü ifade ediyor cümlelerini kullandı.  Devamında ise şunlara dikkat çekti:

    “Kimse bunu şu şekilde hesaplamasın, bu ateş bize sıçramayacak demesin. Bu ateş Türkiye’ye sıçrayacağı gibi Avrupa’nın bütün kentlerine de kanal açarak yayılacaktır. Kürtler bugün Ortadoğu denkleminde IŞİD zihniyetini gerilettikleri gibi aslında Avrupa’nın da güvenliğini sağlayan asli güçtür.”

    “ROJAVA DİRENİŞ ALANIDIR, VAROLMA ALANIDIR”

    “Rojava Kürt halkı için bir direniş alanı, var olma alanı” diyen Şahin Torun, devamında şunları dile getirdi: “Rojava direnişi bu son süreçte de gösterdiği gibi, gene Kürt halkının birlikteliğini sağladı. Kürt halkının bu direnişi daha çok ve daha yoğun bir şekilde desteklemesi gerekiyor. Rojava’ya sahip çıkılması gerekiyor. Çünkü ileri ki zaman için çok önemli bir yeri olacak” ifadelerini kullandı.

    Cihadist çetelerin Suriye’de sonuç alması halinde, bunun etkilerinin hem Türkiye’de hem de tüm dünyada yansımalarının olacağını söyleyen Torun, “Bizim açımızdan var olma, yok olma savaşıdır. Ama bu savaş sadece bizimle sınırlı kalmaz. Oradaki savaşın Türkiye’ye de yansımaları olabilir. Hatta dünyayı etkileyecek yansımaları da olabilir” dedi.

    Konuşmasının sonunda herkesi Rojava direnişini sahiplenmeye çağıran Şahin Torun, “Rojava’da IŞİD zihniyetine karşı savaşılıyor. Bu durum tüm dünya için tehlike arz ediyor. Bu zihniyetin ilerlemesi demek başta Türkiye’yi sonra da tüm bölgeyi direkt etkilemesi demektir. Bu yüzden Türkiye’deki insanların da buna karşı direnmesi gerekiyor” dedi. Torun, Suriye’de Kürt halkının kazanımlarının, Türkiye’de yaşayan Kürtlerin kazanımları açısından da çok önemli olacağının altını çizdi.

    “ROJAVA İNSANLIK İÇİN SAVAŞIYOR, BU YÜZDEN HERKES SAHİP ÇIKMALI”

    Rojava’da yaşanan bu durumların toplumu çok derinden etkilediğini belirten Ufuk Şimşek, “Tabii oradaki kadınlara ve özellikle çocuklara karşı yapılan katliamlar bizi çok derinden üzüyor. Her şeyden önce insani, ahlaki ve vicdani olarak bunlar bizi çok etkiledi” ifadelerini kullandı ve sözlerinin devamında Türkiye’de yürütülen çözüm sürecine atıfta bulunarak, “Bir yandan da Türkiye’de bir barış süreci var. Bununla ilgili gerek hükümetin, gerekse yetkililerin, gerekse de muhatapların barış sürecinin konuşulduğu bir zamanda bunların yaşanması kabul edilecek bir durum değil. Kürt halkına, Alevi halkına ve oradaki farklı haklara karşı yapılan büyük bir yanlıştır. Bu katliamlar buradaki barışı da doğrudan etkiliyor” dedi.

    IŞİD zihniyetinin bu topraklarda yeni olmadığını, geçmişten gelen bir zihniyet olduğunu belirten Şimşek, “Bu zihniyeti biz daha öncede gördük. Çocuklara, kadınlara karşı yaşandı. Bu konuda bütün insanlık buna ses çıkartması gerekiyor. Özellikle demokratik kurumların, aydınların, insanım diyen herkesin şu anda buna ses çıkartması gerekiyor” dedi.

    Türkiye’nin Bosna Hersek’teki, Azerbaycan’daki, Uygur’daki Türklere sahip çıkıp, orada yaşayan insanların haklarını savunduğuna dikkat çeken Ufuk Şimşek, “Bende hem bir Kürt olarak hem de bir Alevi olarak katledilen, haksızlığa uğrayan her Kürt ve Alevi için sesimi çıkartmak zorundayım” dedi.

    Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürtlerle ve Alevilerle barışması gerektiğine dikkat çeken Şimşek, “Eğer gerçekten bu toplumda, bu coğrafyada bir barış inşa edilecekse devletin diyalog masasına dönmesi lazım. Türkiye devleti bir bakımdan oradaki barışa elçilik etmek zorunda. Kürt’le barışmak zorunda, Alevilik ile barışmak zorunda” ifadelerini kullandı.

    Kobane’deki mevcut duruma dikkat çekerek, Kobane’ye Kerbela yaşatıldığını savunan Şimşek, zulum devam ettiği sürece Hüseyni duruşun da devam edeceğini söyleyerek konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:

    “Bugün Kobane’de veya Rojava’da çocukların aç ve susuz bırakılması bize geçmişte Kerbela’yı hatırlıyor. Muaviye ve Yezid soyu devam ettikçe, Hüseyni anlayışı da devam edecektir. Yani bu bizim için çok önemli. Filistin için de biz aynı duyguları yaşıyoruz, Afrika için de aynı duyguları yaşıyoruz, Latin Amerika için de biz bu duyguları yaşıyoruz. Rojava için de biz bu duyguları yaşamak zorundayız. Bir sınavdan geçiyoruz. Ya vicdanımızı, insanlığımızı kaybedeceğiz ya da onurlu bir barışta halkların bir arada yaşadığı bir yaşamı inşa edeceğiz.”

    Cem EKİNCİ-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Zeynel Can: Suriye’de selefi imha planı devrede, hedef tüm halklar!-VİDEO

    Zeynel Can: Suriye’de selefi imha planı devrede, hedef tüm halklar!-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Suriye’de HTŞ ve selefi grupların Dürzi, Alevi ve Kürtlere yönelik saldırılarının sistematik bir imha politikasına dönüştüğünü belirterek, “Bu yapıların hedefi yalnızca Kürtler değil, tüm halklar ve inançlardır” dedi.

    Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmelerin giderek daha karmaşık ve tehlikeli bir boyut kazandığını belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Halep’te Kürt, Süryani ve Alevi mahallelerine yönelik saldırıların tesadüf olmadığını vurguladı.

    Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı paramiliter grupların Halep’teki Kürt ve Süryani mahallelerine dönük saldırılarında yüzlerce yurttaşın katledildiğini, yüzlerce gencin ise ailelerinden koparılarak gözaltına alındığını belirten Can, yaşananların açık bir mezhepçi ve etnik saldırı olduğunu ifade etti.

    “BU YAPILAR KİMSEYE YAŞAM HAKKI TANIMIYOR”

    Suriye’de herkesi kapsayan bir mutabakat söylemine rağmen sahadaki pratiğin bunun tam tersini gösterdiğini dile getiren Zeynel Can, şu değerlendirmede bulundu:

    “İdeolojik özü ve geçmişi itibariyle İŞİD ve El Kaide’den türemiş yapılar, ayaklarını yere sağlam bastıkça birleştirici değil, kendilerinden başka kimseye yaşam hakkı tanımayan bir anlayışla hareket ediyor. Önce Dürzilere, ardından Alevilere ve şimdi de Kürtlere yönelmeleri bunun açık göstergesidir.”

    “DESTEK GÖRDÜKÇE İMHAYA YÖNELİYORLAR”

    HTŞ ve benzeri selefi yapıların arkasında uluslararası destek hissettikçe daha pervasız davrandığını belirten Can, bu yapıların bastırma ve imha anlayışıyla hareket ettiğini söyledi:

    “Özellikle emperyalist güçlerden, ABD’den aldıkları desteğin arttığını düşünüyorlar. Kürtlerle yapılan uzlaşmalardan daha şimdiden geri adım atmaları, kendilerini güçlü hissettiklerinin göstergesidir.”

    Halep’te Şeyh Maksut, Eşrefiye ve Maksudiye mahallelerine dönük saldırıların sivilleri hedef aldığını vurgulayan Can, Türkiye’den gelen açıklamaların da bu saldırılara cesaret verdiğini ifade etti:

    “Buralar bir garnizon ya da askeri üs değil, insanların yaşadığı mahallelerdir. Kürtlerin çoğunlukta olması nedeniyle bu mahallelere askeri taarruz yapılması dehşet vericidir. Güya Suriye’de birlik sağlanacaktı.”

    “YARIN HEDEF LAİK VE SEKÜLER ARAPLAR OLACAK”

    Selefi yapıların saldırılarının yalnızca belli halklarla sınırlı kalmayacağını belirten Can, şu uyarıda bulundu:

    “Hristiyanlara şimdilik dokunulmuyor; bu Batı’nın desteğiyle ilgilidir. Ama yarın ne olacağı belli değil. Bu ideolojik yapı güvenilmezdir. Aleviler, Dürziler, Kürtler derken sıranın laik ve seküler Araplara geleceği açıktır.”

    Kürtlerin Suriye’de elde ettikleri kazanımları korumasının hayati önemde olduğunu vurgulayan Can, güvence altına alınmamış hiçbir anlaşmanın anlamı olmadığını söyledi:

    “Bu yapının sözüne güvenilerek yapılan anlaşmalar suya yazılmış yazı gibidir. Kürtlerin direnişi, Aleviler başta olmak üzere tüm halkların geleceğini belirleyecektir.”

    “SDG’NİN SİLAH BIRAKMASI TOPLU İMHA ANLAMINA GELİR”

    SDG’nin silah bırakarak Suriye ordusuna entegre edilmesinin felaketle sonuçlanacağını ifade eden Can, şu ifadeleri kullandı:

    “Hangi orduya entegre olacaklar? El Kaide ve İŞİD’den türemiş bir yapıya. Böyle bir entegrasyon Kürt halkının topyekûn imhası anlamına gelir. En doğru yol, kendi varlığını koruyarak sürece dahil olmaktır.”

    Türkiye’de yaşayan Aleviler ve Kürtlerin bu ülkenin yurttaşları olduğunu hatırlatan Can, devletin dengeleyici ve koruyucu bir politika izlemesi gerektiğini belirtti:

    “Hükümetin ideolojik yapısı ne olursa olsun, Alevileri ve Kürtleri koruyan bir tavır almak zorundadır. Bu bizim yurttaşlık hakkımızdır.”

    “‘MÜSLÜMANLAR KATLEDİLİYORDU’ SÖYLEMİ BİLGİ KİRLİLİĞİDİR”

    AKP Başkan Yardımcısı Efkan Ala’nın açıklamalarına da değinen Can, bu söylemlerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti:

    “Suriye’de bir Alevi yönetimi yoktu. Baas rejimi Arap milliyetçiliğine dayanan seküler bir yapıydı. Beşar Esad’ın Alevi olması belirleyici değildi. Bugün ileri sürülen iddialar tamamen bilgi kirliliğine dayanmaktadır.”

    Selefi ideolojiyle Suriye’de barış ve birliğin mümkün olmadığını vurgulayan Can, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu anlayış ülkeyi iç kaosa ve savaşa sürükler. Kürtlerin, tüm halkların ve inançların güvencede olacağı bir anlaşmada ısrar etmesi en doğru yaklaşımdır. Türkiye’nin de uzun vadeli barış ve huzur için bu yönde tutum alması gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA