PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Hubyar Kültür Vakfı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Sultan Tekkesi’ne kayyım atanmak istenmesine tepki göstererek ortak yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Bir taraftan Hubyar Sultan Tekkesini Alevilerin elinden almak için bu kadar mücadele verirken diğer taraftan da Alevilere inanç özgürlüğü getireceğinize kimseyi inandıramazsınız. Zerre samimiyetiniz varsa bu müdahaleden vazgeçin” denildi.
Hubyar Sultan Tekkesi’nin köy tüzel kişiliğine ait olduğu Yargıtay tarafından onaylanmış olmasına rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tekkeyi bünyesine almak istediği belirtildi. Alevi toplumunun tepkilerine rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün söz konusu tekkeyi bünyesine almak için yeniden dava açtığı ifade edildi.
Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Tokat Almus Hubyar köyünde bulunan Tekke Hubyar Sultan Ocağının merkezidir. Burada bulunan tekke gerek bölgede yaşayan Alevi ve Sünnilerce gerekse bölge dışından gelen Aleviler tarafından ziyaret edilerek inançlarını sürdürmekte, inançsal değerini devam ettirmektedir. 2005 yılında Hubyar Köyü muhtarlığına köydeki bir şahıs tarafından açılan davayı Köy Tüzel Kişiliği yani muhtarlık Kasım 2016 tarihinde kazandı ve Hubyar Tekkesi ve eklentilerinin tapusunu mahkeme kararına uygun olarak teslim aldı.
Tapusu alınan yerler, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından vakıflar yasasının ilgili maddelerine dayanarak el konulmuş ve tapu muhtarlıktan alınmıştır. Bunun üzerine Muhtarlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne dava açıp işlemin iptalini ve tapunun tekrar muhtarlığa tescil edilmesini istemiştir.
Dava muhtarlık lehinde sonuçlanmış ve kesinleşmiştir. Tapu tekrar muhtarlığa tescil edilmiştir. Davayı kaybetmesine ve tüm itirazları reddedilmesine rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Tekkesi sevdası bitmemiş ve hukuken de mümkün olmadığı halde aynı gerekçelerle, aynı amaç ve istekle ve aynı delillerle ikinci bir dava açarak burayı Alevi toplumunun iradesinden alıp gasp etme konusunda ısrarını sürdürmüştür.
Hukuk kuralları dışında gelişen bu süreç, yerel kaynaklardan aldığımız bilgilere göre bir AKP Tokat Milletvekilinin siyasi müdahalesiyle yapılmıştır. 30.12.2025 Salı günü davanın duruşması yapılacak, belki de karar duruşması olacaktır. Hubyar Sultan Dergâhı davası, Alevi toplumunun ve özellikle Hubyar köyünün uzun yıllardır mücadelesini verdiği, yirmi yıldır süregelen önemli bir dava olmuştur. Bu dava, bir yandan Hubyar köyü tüzel kişiliği ve köylülerinin inanç merkezine sahip çıkma mücadelesi, diğer yandan ise söz konusu dergâhın şahsi çıkarlar uğruna devlete teslim edilmesine engel olma çabasıdır.”
“SAMİMİYETİNİZ VARSA BU MÜDAHALEDEN VAZGEÇİN”
Açıklamanın devamında Hubyar talipleri ve köylülerinin, yıllarca süren mücadelenin ardından inanç merkezini tüm köyün ve Alevi toplumunun ortak mirası olarak koruma amacı taşıdığı vurgulandı.
“Biz, Alevi inancına sahip olan Hubyar köylüleri, Hubyar talipleri ve Hubyar kurumları olarak, inanç merkezimize devletin el koymasına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Hubyar Sultan Dergâhı, yalnızca bu inanç yolunun değil, Alevi toplumu için de büyük bir öneme sahiptir. Bu dergâhlara sahip çıkmak, sadece bir yerin tapusunu savunmak değil, aynı zamanda inancımıza sahip çıkmaktır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Çorum Koyun Baba Türbesi’nde yaptığı gibi asimilasyon uygulamalarına da bu topraklarda inancımıza saygısızlık yapılmasına da asla izin vermeyeceğiz ve mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.
Hubyar Sultan bu topraklarda yaşayan herkesin ortak kutsalı ve değeridir. Bizler, bu değerleri korumaya, savunmaya ve gelecek nesillere aktarmaya kararlıyız. Alevi kurumlarını ve Alevi toplumunu da bu davada taraf olmaya, inançların özgürlüğünü savunmaya davet ediyoruz.
Ayrıca buradan iktidara da sesleniyoruz; Alevi toplumuna açılımlar yapıp Anayasalarda güzellemelerle Alevilerin sorununu çözemezsiniz. Bir taraftan Hubyar Sultan Tekkesini Alevilerin elinden almak için bu kadar mücadele verirken diğer taraftan da Alevilere inanç özgürlüğü getireceğinize kimseyi inandıramazsınız. Zerre samimiyetiniz varsa bu müdahaleden vazgeçin.”
PİRHA-CHP İstanbul İl Başkanı ve yönetiminin “usulsüzlük” iddiasıyla geçici olarak görevden alınmasına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği yaptığı yazılı açıklamada, “Ülkeyi kaosa sürükleyen bu adımlardan bir an önce vazgeçilmesini, siyasi operasyonlara son verilmesini ve ülkenin yönetim anlayışının bir an önce yönünü demokratikleşmeye yönelik çevirmesini talep ediyoruz” dedi.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, CHP İstanbul İl Başkanı ve yönetiminin “usulsüzlük” iddiasıyla geçici olarak görevden alınmasına tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.
“İRADE GASPINA SON VERİLMELİDİR”
CHP İstanbul il başkanlığına atanan kayyumun hukuk makyajı altında demokrasi ve seçimlere yönelik yapılmış darbe olduğu belirtilen açıklamada, “Hükümetin seçilmiş belediye başkanlarına kayyum atamaları, tutuklamaları özellikle kaybettiği ilçelerde operasyonlar yapmaları siyasi intikamlarını yargı yoluyla almaları yetmiyormuş gibi şimdi ana muhalefet partisine yönelik siyasi operasyonlarını genişleterek iradesine ve demokratik siyasete müdahaleye başlamıştır. Bir partiyi bölmek, muhalefeti zayıflatmak ve kendi içinde birbirine düşürmek kendilerince siyasi kurnazlık olabilir ama demokrasi açısından sadece AKP- MHP iktidarına güvensizliği arttırmaz sandık iradesine olan güveni de sarsar. Bir yandan ülkenin demokratikleşmesi için yürütülen çalışmalar bir yandan yargı yoluyla millet iradesini yok sayan faşist uygulamalar! AKP-MHP iktidarının samimiyetsiz ve tutarsız yaklaşımları iktidarını muhafaza etme çabaları ülkedeki demokrasi kırıntılarını da ortadan kaldırır hale dönüşmüştür.
Biz Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği olarak ülkeyi kaosa sürükleyen bu adımlardan bir an önce vazgeçilmesini, siyasi operasyonlara son verilmesini ve ülkenin yönetim anlayışının bir an önce yönünü demokratikleşmeye yönelik çevirmesini talep ediyoruz. Kayyum mantığının ister memurlardan atanması isterse parti içinden birilerinin atanması demokrasiye aykırıdır. Kayyum politikalarına, antidemokratik uygulamalara, yargının siyasallaştırılmasına, seçilmişlere yönelik müdahaleye ve millet iradesinin gaspına son verilmelidir” denildi.
PİRHA-Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Hubyar Kültür Vakfı, Hızır Cemi’nde kendilerine özgü yaptıkları ibadetin hedef haline getirilmesine tepki göstererek, “Bu yaklaşım hem Aleviliğe zarara vermekte hem de Hubyar süreklerini itibarsızlaştırmaya hizmet etmektedir. Aleviliği en doğru yaşayanlar halen ocaklarından kopmayanlardır” dedi.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Hubyar Kültür Vakfı, sosyal medya üzerinden kendi inanç ritüelleri hakkında hedef gösterilmesiyle ilgili olarak bir açıklamada bulundu. Taşdelen Cemevi’nde yapılan açıklamaya dernek yöneticilerin yanı sıra Hubyar Ocağı dedeleri ve talipleri de katıldı.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Hubyar Kültür Vakfı’nın yaptığı açıklamayı Hubyar Kültür Vakfı Başkanı Kazım Çelik okudu.
Kendilerine özgü yapılan cemle ilgili konuşan Çelik, “Hubyar Sultan Ocağı süreklerini ve tarihsel süreçlerini bilmeden tehvid çekmeyi gerici, İslamcı cemaat ve eli kanlı cihadist örgütlerinin anlayışı ile bir tutmaktadır” dedi. Çelik, sosyal medyada çıkan yorumlara tepki göstererek, “Yüzyıllardır olan bu süreği kimse yok sayamaz ve gericilik diye tanımlayamaz” diye belirtti.
“YOL BİR SÜREK BİNBİRDİR”
Hubyar Kültür Vakfı Başkanı Kazım Çelik, açıklamanın devamında şunları ifade etti:
“Hubyar Sultan Ocağı yüzyıllardır Alevi inancını yaşatan günümüze taşıyan ve aktif olarak halen yüzlerce köyde inancın gereğini yerine getirerek yolumuzu sürdüren ocaklardan biridir. Diğer ocaklar gibi Hubyar Sultan Ocağı’nın kendine özgü sürekleri ve cemleri vardır. Bunlardan bir olan Hızır oruncunu da yedi gün tutar ve her akşam Hızır Cemi yaparız. Hubyar ocağı mensupları sadece bu ceme özgün nefesler eşliğinde tevdit çekerler.
Köylerimizde ve bulunduğu şehirlerde bu uygulama halen devam etmektedir. Kentleşmenin getirdiği ve perşembe günleri yapılan cemlerden farklı olarak yapılan cemlerimiz sosyal medya aracılığıyla yapılan paylaşımlar sonrası bazı çevreler ve kişiler tarafından hedef gösterilmektedir. Kendilerini Aleviliğin bilir kişisi yerine koyanlar ne Hubyar Sultan Ocağı süreklerini ne tarihsel süreçlerini bilmeden tevhit çekmeyi gerici İslamcı cemaat ve eli kanlı cihadist örgütlerinin anlayışı ile bir tutmaktadır. Herkes kendi gördüğü ve yaşadığı Aleviliği en doğru Alevilik zannetmekte ve yeni karşılaştığı böyle sürekleri de Alevilikte olmadığını ısrarla beyan etmektedirler. Bu yaklaşım hem Aleviliğe zarara vermekte hem de Hubyar süreklerini itibarsızlaştırmaya hizmet etmektedir. Aleviliği en doğru yaşayanlar halen ocaklarından kopmayanlardır. Yüzyıllardır olan bu süreği de kimse yok sayamaz ve gericilik diye tanımlayamaz. Aleviliğin özünü arayanlar, kendi dünya görüşlerine uyarlayarak değil ocakları kaynak alarak aramalarını öneririz. Yol bir sürek binbirdir.
Tehvid çekmenin Hızır Cemlerimizde olduğunu paylaşır ve sosyal medyadan hedef haline getirenlerin Alevi sorumluluklarını tekrar hatırlatır kamuoyunun bilgisine sunarız.”
PİRHA- Tokat Almus Kaymakamı’nın kendisine teşekkür etmeyen Hubyar Köyü muhtarına tavır alarak hizmet götürmemesine tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, “Bugüne kadar yapılmayan bu basit işlerin bir de Almus Kaymakamının kendisine teşekkür etmediği gerekçesiyle Muhtara kızması ve akabinde de herhangi bir hizmet götürülmeyeceğini beyan etmesini şiddetle kınıyoruz” dedi.
Tokat Almus Kaymakamı kendisine teşekkür etmeyen Hubyar Köyü muhtarına tavır alarak, köye hiçbir hizmet götürmeyeceğini beyan ederek ayrımcılıkta bulunmuştu.
Yaşanan hizmet ayrımcılığına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, durumu kınayan bir açıklama yayınladı. ‘Hubyar Köyü Sıradan Bir Köy Değildir, Kaymakamın Kaprisine Boyun Eğmeyeceğiz’ başlığıyla yayınlanan açıklamada, on binlerce ziyaretçinin geçtiği yolların basit tamir işlerinin dahi yapılmadığı belirtilerek, kaymakamın hizmet götürmemeye dair beyanları kınandı.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nden yapılan açıklama şöyle:
“Hubyar Dergahının bulunduğu Hubyar Köyüne ilişkin yerine getirilmesi gereken basit ve rutin hizmetlerin Almus Kaymakamlığı tarafından yerine getirmesi konusunda bin bir uğraş verildiğinin yıllardır tanığıyız.
Bu uğraşlara rağmen kısıtlı hizmetlerin bir de Almus Kaymakamının kaprisine takılmasını şaşkınlık ve hayretle izliyoruz.
Köyde bulunan üyelerimizden aldığımız bilgilere göre on binlerce ziyaretçinin geçtiği yolların dahi tamir bakımı gibi basit bir hizmet yerine getirilmemektedir. Bugüne kadar yapılmayan bu basit işlerin bir de Almus Kaymakamının kendisine teşekkür etmediği gerekçesiyle Muhtara kızması ve akabinde de herhangi bir hizmet götürülmeyeceğini beyan etmesini şiddetle kınıyoruz.
“KONUNUN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Hubyar Köyü sıradan bir köy değildir. Hubyar Köyü bir Alevi inanç merkezidir. Hubyar Köyü’nün ihtiyaçları Valilerin, Kaymakamların kişisel inisiyatiflerinin ötesinde merkezi iktidar tarafından ele alınıp yerine getirilmelidir.
Bir Alevi inanç merkezi olan Hubyar Köyü’ne yönelik ayrımcı tutum, üyelerimizden aldığımız bilgi, köyden çekilen fotoğraf ve videolardan da anlaşılmaktadır.
Almus Kaymakamı Hubyar Köyü’nün bir Alevi inanç merkezi olduğunu asla aklından çıkartmamalı ve hizmetlerini buna göre planlamalıdır.
Alevi kurumları olarak konunun takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.”
PİRHA-Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, AKP’nin sokak hayvanlarını katletmeyi yönelik ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne tepki göstererek yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Yaşam her canlı için kutsaldır. AKP hükümetini yaşamı sonlandırmaya değil çözüm üretmeye davet ediyoruz” denildi.
AKP’nin sokak hayvanlarını katletmeyi öngören ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, TBMM Başkanlığı’na sunuldu.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, AKP’nin sokak hayvanlarını katletmeyi yönelik Kanun Teklifi’ne tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.
“DOĞADA YAŞAYAN HER CANLININ YAŞAMA HAKKI VARDIR”
Yapılan açıklamada, “Alevi inancı doğadaki tüm canlıları ve cansızları kutsayan ve değer veren bir inançtır. Sokak hayvanlarını yok etme, doğanın dengesiyle oynama konusunda net ve kararlı bir hükümet ile karşı karşıyayız. Doğanın asıl sahibi olma fikrini size kim verdi. Hangi canlının yaşayıp hangisinin yaşamayacağına siz karar veremezsiniz. Bu doğada her yaşayan canlının yaşam hakkı vardır. Yaradandan ötürü dersiniz ama inanmadığınızı bir kez daha gösterdiniz. Yaşam hakkına dokunmayın ve yasanızı geri çekin. Ötenazi rızalık üzerinden olur diğer türlü katilliktir. Hayvanların rızalığını alamayacağınıza göre bu yasadan derhal vazgeçin. Ülkenin acil sorunlarına çözüm üretemeyenler her şey bitmiş gibi sokak hayvanlarına yönelmelerini asla kabul etmiyoruz. Yaşam her canlı için kutsaldır. AKP hükümetini yaşamı sonlandırmaya değil çözüm üretmeye davet ediyoruz” denildi.
PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, AKP’nin okullara imam atamasına tepki göstererek, “Bu kadar geniş çapta bir saldırı Türkiye’deki seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir. İnsanların çağdaş modern yaşama istekleri gasp ediliyor” dedi. Deniz, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak mitinge yüz binlerin katılacağını da söyledi.
Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında bir protokol olarak imzalandı. Bu protokol ile özellikle seküler yaşamın hakim olduğu illerden İzmir, Tekirdağ ve Eskişehir’deki okullar hedef alınarak imam ve din görevlileri okullara atandı. AKP iktidarının eğitimde her geçen gün dincileştirme politikasının dozunu arttırdığı günlerde son olarak ‘ÇEDES’ projesiyle okullara imam atanmasına tepkiler sürüyor.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, okullara imam atanması projesini PİRHA‘ya değerlendirdi.
“SİYASAL İSLAMIN TÜRKİYE’DE VÜCUT BULMASINA ÇABA HARCADILAR”
Deniz, eğitim sisteminin dinselleştirildiğine dikkat çekerek, “Alevilerin 35 yıllık taleplerinden biri zorunlu din derslerinin kaldırılmasıydı. Maalesef ki bu talebimiz ciddiye alınmadı. O da yetmedi seçmeli din dersleri açarak hem dindar ve kindar nesiller yetiştirmeye hem de siyasal islamın Türkiye’de vücut bulmasına çaba harcadılar. Geçen sene yine anasınıflarında zorunlu din dersleri için adımlar atmışlardı ama Alevi kurumlarının öncülüğünde 20 noktada eş zamanlı olarak eylem yapıldı. O eylem etkili oldu. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim şurasının teklifini uygulamaktan vazgeçti. Bu anlamda toplumsal gücün talepleri ısrarlı şekilde dile getirildiğinde hükümet bunu dikkate alıyor” dedi.
“TÜRKİYE’DE YAŞAYAN İNSANLARIN MODERN YAŞAMA İSTEĞİ GASP EDİLİYOR”
Aydın Deniz, ÇEDES protokolünün, seküler yaşamın, farklı inançların ve farklı toplumların kendilerini özgürce ifade etmesine karşı bir kısıtlama olduğunu dile getirerek, “Türkiye’de yaşayan insanların çağdaş modern yaşama istekleri gasp ediliyor. Karma eğitimin kaldırılması gibi daha da ileri adımlar atılarak tartışılan konular var. Siyasal islam ve şeriata yönelik ne kadar istekleri varsa bunları dillendirmeye çalışacaklar. Bu kadar geniş çapta bir saldırı Türkiye’deki seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir” ifadelerini kullandı.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak mitingi hatırlatarak şöyle devam etti:
“Alevi kurumlarının öncülüğünde, tüm demokrasi güçleriyle 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda buluşacağız. Ama bir mitingle bu taleplerin etki alanı yaratması mümkün değil. Laik yaşamı korumak için bir eylem planı oluşturmak zorundayız. İl ve ilçe Milli Eğitim müdürlükleri önünde itirazlarımızı dile getireceğiz. Okullarda sivil itaatsizlik eylemlerinin yapılması gerekiyor. İmamların girdiği derslere öğrencilerimizi sokmayacağız. Biz imamdan eğitim almak istemiyoruz. ÇEDES protokolüne karşı durmak Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmak anlamına geliyor. Bu ülkede şeriat ve gericiliğe kim karşı duruyorsa ortaklaşmak ve ortak mücadeleyi sürdürmek zorunda. 16 Eylül’de yüz binlerce insanı Gündoğdu Meydanı’nda toplayarak sesimizi daha iri ve diri olarak çıkartmak istiyoruz.”
PİRHA-Müzisyen Yeşim Kantekin’in söz ve müziği kendisine ait üçüncü teklisi olan ‘Yaşa’ müzik platformlarındaki yerini aldı.
Repertuarında halk müziğine ve farklı dillerden ezgilere yer veren Yeşim Kantekin’in, 2020 yılında yayınladığı “Elinde Kirez Dalı” isimli Bulgaristan halk ezgisinin ardından, söz ve müziği kendisine ait olan “Bir Kadınım” isimli ikinci teklisi Ev Yapımı İşler kanalında, yine söz ve müziği kendisine ait olan üçüncü teklisi “Yaşa” ise Nana Yapım etiketiyle bütün müzik platformlarında yayında.
“GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA ŞEHİR BİZİ YUTUYOR”
Aynı zamanda Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Sekreteri de olan Kantekin, İstanbul’un yoğun kalabalıklığı içinde kendine ve diğer her şeye yabancılaşan kendinden yola çıkarak hayat verdiği “Yaşa” isimli şarkısı ile şehrin giderek büyüyen elektronik seslerine kulak verirken, şarkıyı şu ifadeler ile anlatıyor:
“Yaban hayvanları inmiyor artık sokaklarımıza…
Merkezine insanı alan kentlerin büyüyen sınırları içinde, giderek çoğalan; çoğaldıkça kendine ve diğerlerine yabancılaşan, silikleşen ve hatta yok olan insanlarına karışma isteği taşıyor “Yaşa” şarkısı. Kentler, insanları kucaklar, bir bakıma ana rahmi gibidir. Güvenli alan ve sıcaklık sağlar. Oysa değişen günümüz dünyasında şehir bizi yutuyor. Genişleyen sınırlar, çoğalan insanlar, makineleşen tutumlar…
Şarkıda geçen “Annemin sesi bir kabus gibi” dizesi hem gerçekten anneye hem de kentin kendisine atıfta bulunur. Kabusa dönüşen kentin seslerinden umut yeşertme niyeti olan “Yaşa” dilerim ışığa varır.”
Aranje, mix ve masteringini Behzad Mohseni’nin yaptığı şarkıya, Ali Tavakoli ney, Amir Hosein Khoshduz santur ve Behzad Mohseni electronic oud ile eşlik ediyor. Şarkının klip yönetmenliğini Ekrem Çanak üstlendi.
PİRHA- ABF Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini seçimlerde öne çıkarması gerektiğine dikkat çekerek, “Aleviler seçimlere iyi harılanmalı ve bu fırsatı iyi değerlendirmeli. Aksi takdirde önümüzdeki yüzyılda yine asimilasyon politikalarına, acılara, katliamlara maruz kalma durumu devam edecektir” dedi.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Basın yayın ve Marmara Bölgesi Sorumlusu ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, erken yada zamanında yapılacak seçime dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
“ALEVİLER EŞİT YURTTAŞLIĞI BULUNDUĞU TÜM SİYASAL ÇEVRELERE DAYATMAK ZORUNDADIR”
ABF Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevilerin seçme hakkı olduğu gibi seçilme ve yönetme hakkının da olduğunun altını çizerek, “Mevcut tek adam rejiminin değiştirilmesi konusunda hemfikir olmuş farklı kesimlerin yan yana geldiği bir ittifak sürecini yaşıyoruz. Dolayısıyla cumhuriyetin ikinci yüzyılında Aleviler talepleri için çaba sarf etmektense, ana talebimiz olan eşit yurttaşlığı bulunduğu tüm siyasal çevrelere muhakkak dayatmak zorundadır” dedi.
Aydın Deniz, Millet İttifakı içinde siyasi çalışma yapan Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı başta olmak üzere ana taleplerini ‘Güçlendirmiş parlamenter sistem’ içerisine mutlaka koyması gerektiğini belirterek, “Keza 7’li ittifakta da Alevilerin ‘nasıl bir demokrasi? Nasıl bir anayasa? Nasıl bir ikinci yüzyıl istiyor?’ sorularına dair cevaplarını muhakkak dile getirmesi lazım. Bir yol haritası ortaya konulmalı” diye konuştu.
“ALEVİLER FIRSATI İYİ DEĞERLENDİRMELİ”
Alevilerin fırsatı iyi değerlendirmezse önümüzdeki yüzyılda yine asimilasyon politikalarına, acılara, katliamlara maruz kalma durumunun devam edeceğine dikkat çeken Deniz, “Bu anlamda tüm Aleviler bulunduğu alanlarda Alevilik için siyaset öngörüsü ile hareket etmeli ve bu süreci öyle açmalıyız. Öbür türlü gelecek yüzyıla hazırlamamızın başka yolu yok. Alevi çatı kurum örgütleri Alevilerin tüm yereldeki örgütleri de bu zihniyetle hareket ederse en azından hak talep mücadelemizin 30 yıl sonra karşılık bulacağına inanıyorum” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ikinci gününde Alevi kurum başkanlarının katılımıyla “Alevilik’te örgütlenme” başlıklı oturum gerçekleşti. Burada konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Aleviler yaşadıkları katliamlara karşı örgütlenerek karşılık vermişlerdir. Bugün kullandığımız hakları tarihte boyun eğmemelerine borçluyuz” dedi.
1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali ikinci gününde devam etti. İkinci günde Alevi kurum başkanları “Alevilik’te örgütlenme” başlıklı konuşmalarını gerçekleştirdi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz‘in moderatör olarak katıldığı oturumda Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de konuşmacı olarak yer aldı.
“ALEVİ ÖRGÜTLENMESİ OCAKLAR ÜZERİNDEN YÜRÜYORDU”
“Alevi örgütlenmesi ocaklar üzerinden yürüyordu ama kentleşmeyle birlikte farklı bir yöne evrildi” diyerek sözlerine başlayan Aydın Deniz şunları söyledi:
“Alevi ismi Türkiye’de yasaktı. ABF’yi kurduğumuz devlet kapatmak için dava açtı. O günden sonra Alevi ismiyle örgütlenmeye başladık. Alevilere yönelik ayrımcılık, inkâr, asimilasyon Cumhuriyet döneminde de devam etti.”
“EN BAŞ TALEBİMİZ EŞİT YURTTAŞLIKTIR”
AKD Genel Başkanı İsmet Kurt da Alevi kurumlarına bir takım eleştiriler getirerek, “Alanları doldurmamız lazım. Alevi kurumları yalnızca üç lokması, kırk lokması, dar lokması pay etmekle yetinmemeli. Büyük binaları nasıl dolduracağımızı tartışmalıyız. Sahaya çıktığımızda ‘eşit yurttaşlık’ talebimizi yineliyoruz. Dünyadaki bütün insanların eşit olması gerekiyor. Tekçi bir sistem bir yere kadar. Alevilerin en baştaki talebi eşit yurttaşlıktır. Laikliğin korunmasını talep ediyoruz” dedi.
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise 2 Temmuz Sivas katliamının yıldönümünde bulunduğumuzu hatırlattı. Erçe şöyle konuştu:
“İçinde bulunduğumuz ay 2 Temmuz katliamının yıldönümüydü. Türkiye’nin birçok yerinde şehitlerimizi andık. Yine 20 Temmuz Suruç katliamında yitirdiğimiz canları anmak isterim. Alevilerin yoğunluklu yaşadığı Dersim’de düzenlenmek istenen festivalin devletin yasakçı zihniyeti tarafından yasaklanmasını kınıyorum.
Aleviler yaşadıkları katliamlara karşı örgütlenerek karşılık vermişlerdir. Bugün kullandığımız hakları tarihte boyun eğmemelerine borçluyuz. Pir Sultan Abdal bir halk örgütlenmesinin lideri olarak yakalanmış ve katledilmiştir. O tarihlerde adını saysak bitiremeyeceğimiz halk önderleri olmuştur. Kalender Çelebi’nin direnişini unutmamalıyız. Bir tarafta katliam, saldırı var ise diğer tarafta direniş, mücadele var. Alevi örgütlerinin tamamında bir mücadele tarihi söz konusudur. Cumhuriyet döneminde Aleviler bekledikleri hiçbir şeyi bulamadılar. Aleviler bütün olarak Cumhuriyetin yanında yer aldı ama bu dönemde de Aleviler sürgünden, katliamdan, asimilasyondan kurtulamadı. Tarihteki katliamlara karşı direnme hakkını kullanan önderlerimizi düşünerek hareket ederek, diz çökmez iradeyi sergilemek zorundayız.”
“DÜNYADA HİÇBİR DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”
AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya da Alevilerin Sivas katliamından sonra örgütlenmeye başladığını ifade etti. Çankaya, “Sivas katliamından sonra Aleviler kendisine geldi ve örgütlenmeye başladılar. Bugün kim devletle, belediyeyle yakın ilişki kurarsa kolayca devasa cemevi yaptırabiliyor. Biz kendimizi ikinci sınıf vatandaş gibi geri plana çekiyoruz. Ne zaman Alevice çıkış yapsak “Aman toplumu rahatsız eder noktaya geldik” diyerek, pasif kalıyoruz. Cemevlerini yalnızca cenaze kaldırma alanlarına döndürdük. Onu da her yerde farklı farklı yaparak, elimize yüzümüze bulaştırdık. Cemevlerinin olması çok yararlı ama Alevileri çok geriye götürdüğünü de söylemek gerekiyor. Türkiye’de nasıl ki “Devletin Alevisi olmayacağız” dediysek, dünyada da hiçbir devletin Alevisi olmayacağımızı söyledik. Avusturya’da bağımsız bir inanç olarak tanındık. Eşit yurttaşlık hakkımızı elde ettik. Oradaki Alevi toplumunun verdiği vergiler kendisine dönecektir. 13 yıllık mahkeme sonucunda kazandık. Kimsenin lütfu değildi” şeklinde konuştu.
“BİRİLERİ BİZİ BAŞKALARINA BENZETMEYE ÇALIŞIYOR”
ADFE Genel Başkanı Celal Fırat ise şunları kaydetti:
“Geleneklerimizi sürdürme noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Birileri bizi başkalarına benzetmeye çalışıyor. Alevilerin bir araya gelmesini istemiyorlar. Alevilerin bir iç hukuku var. Cemlerde pirlerin huzurunda sorunlar çözülüyordu. 72 millete aynı nazarla gördüğümüzü söylüyoruz ama birbirimize aynı gözle bakmıyor, yaramıza merhem olmuyoruz. Her canımız vicdanını dara çekmeli. Bunu yapmayanlar Alevilikten bir şey almamıştır. Sadece eşit yurttaşlık istiyoruz. Bunu duymayan devlet, dedeleri Kerbela’ya götürüyor.”
“HER GÜN YENİ BİR DERNEK, FEDERASYON KURDURULUYOR”
Son olarak söz alan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan da “Türkiye’de Alevi inancı yok sayılıyor. Birbirimizle Aleviliğimizi, kurumlarımızı yarıştırmaya başladık. Ülkedeki her Alevi sorunuyla muhatap olmak zorundayız. Devlet yüzyıllar önce yaptığı ayrımcılığı bugün sistematik olarak yapıyor. Her gün bir dernek veya bir federasyon kurduruluyor. Bu Alevilerin faydasına değil. Buna izin vermeyelim. Buradaki etkinliğe gelmeden önce Dersim’deydik. Oradaki her ilçede Alevi örgütlenmesi var. Ama hepsi kendi başına. Hiçbir merkezi örgüte bağlı değil. Nedenini sorduğumuzda cevap vermiyorlar. Merkezi bir örgüte bağlı olarak mücadele etmek gerekiyor. Devlet ilk olarak bu yerlere yöneliyor. Gri pasaport veya Kerbela için bu yerlerdeki dedeleri ilk olarak hedefliyorlar” ifadelerini kullandı.
1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali yarın da devam edecek.
PİRHA- Okmeydanı’nda Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin de içinde bulunduğu binaya kimliği henüz belirlenemeyen kişi veya kişiler tarafından bu sabah silahlı saldırıda bulunuldu. Saldırının hedefi ve nedeni henüz net olmamakla beraber emniyetin konuya ilişkin soruşturmasının sürdüğü kaydedildi.
İstanbul Okmeydanı’nda bulunan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin içinde bulunduğu binaya bu sabah saatlerinde kimliği henüz belirlenemeyen kişi veya kişilerce silahlı saldırıda bulunuldu.
Emniyet’in saldırıyla ilgili soruşturması sürerken, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Derneğe komşu bulunan dükkana 11, derneğe ise 5 kurşunun isabet ettiği saldırının hedefi ve nedeni konusunda henüz netleşen bir durum yok.
“SALDIRIYI GERÇEKLEŞTİRENLERİN YAKALANMASINI TALEP EDİYORUZ”
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği tarafından yapılan açıklama ise şöyle:
“Ülkede yargı sisteminin muhalefeti dizayn etmek üzere kullanılmasıyla, her geçen gün şiddet olaylarına tanık oluyoruz. Sorunlarını kendi çeteci anlayışlarıyla sonuçlandırmaya çalışanların bugün yine bir eylemiyle karşı karşıya kaldık. Derneğimizin içinde yer aldığı binaya sabaha doğru silahlı saldırıda bulunuldu. Yan komşumuza 11, bizim kurumumuza ikisi duvara, üçü cama denk gelen 5 kurşun atılmıştır. Emniyetin soruşturması sonrası netleşen bilgiler doğrultusunda gereken geniş açıklamamızı kamuoyu ile paylaşacağız. Bu saldırıyı gerçekleştirenlerin bir an önce yakalanmasını talep ediyoruz.”
PİRHA- AKP’li Esenler Belediyesi’nin Abdal Alevilerin İstanbul Esenler’deki ziyaretgahı olan Ana Meryem Türbesi’nin yıkmasına tepki gösteren Alevi kurumları, yıkılan türbe önünde açıklama yaptı. Açıklamada konuşan Nurtepe Cemevi Başkanı Zeynel Şahan, “Yine bir Vahhabi geleneğinin türbe yıkma örneğini yaşamaktayız. Bu gelenek ne yazık ki her çağda vuku bulmaktadır” dedi. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da “Şifa makamına dokunmak kimsenin haddi değildir” diye konuştu.
Abdal Alevilerin İstanbul Esenler’deki ziyaretgahı olan Ana Meryem Türbesi’nin AKP’li Esenler Belediyesi tarafından yıkılmasının ardından Alevi kurumları yıkılan türbe önünde basın açıklaması yaptı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) yanı sıra İstanbul’daki birçok cemevi de açıklamaya katılarak yıkıma tepki gösterdi.
“İSTANBUL’DAKİ TEK KADIN TÜRBEYİ TALAN ETTİLER”
Açıklamada ilk olarak konuşan Ana Fatma Cemevi Başkanı Hüseyin Acaray, türbenin önemine değinerek, şunları söyledi:
“Dün ansızın Ana Meryem Türbemiz yıkıldı. Yıllardır başta Abdal canlar olmak üzere tüm Aleviler buraya gelerek niyaz ederler, adaklarını adarlardı. Bu süreç 2018 yılına kadar devam etti. 2018 yılında cemevini açtıktan sonra buraya sahip çıktık. Okul projesi ortaya çıktıktan sonra türbenin proje içinde yer almayacağının sözü verildi. Başta müteahhit, Esenler Kaymakamı ve Esenler Belediye Başkanı “Türbenize dokunmayacağız” diyerek sözler verdi. Biz inanmıştık. Meğer bizi kandırmışlar. Dün sabah türbemiz yıkıldı. İçindeki tarihi taşlar alınıp, götürüldü. Esenler’de yaşayan Alevi canların inanç ve ibadethaneleri yok sayılıyor. Bizim eşit yurttaşlık hakkımız yok mu? Neden inancımız, ibadethanelerimiz yok sayılıyor? Alevilerin ibadet yeri ve İstanbul’daki tek kadın türbe olan Ana Meryem dün talan edildi.”
“VAHHABİ GELENEĞİN BİR ÖRNEĞİNİ YAŞAMAKTAYIZ”
Nurtepe Cemevi Başkanı Zeynel Şahan ise yıkımı gerçekleştirenleri affetmeyeceklerini kaydetti. Şahan, “Yine bir Vahhabi geleneğinin türbe yıkma örneğini yaşamaktayız. Bu gelenek ne yazık ki her çağda vuku bulmaktadır. İnsanlarımızın inancını sorgulamak, yön vermek veya tanımlama yapmak hiç kimsenin haddi değildir. Devletin görevi insanların inancını sorgulamak ve tanımlamak değil, herkesin inanç özgürlüğünü savunmaktır. Yıkıma neden olanları affetmeyeceğiz. Cemevlerimiz, türbelerimiz ve ziyaretgahlarımız bizim kutsalımızdır. Kutsalımıza dokunanın ve dil uzatanın hukuk önünde yargılanmasını talep ediyoruz. Aleviler bu ülkede vardır ve olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
“BURASI ABDAL ALEVİLERİN ŞİFA MAKAMIDIR”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da dayanışmayı büyütmek amacıyla bulunduklarını belirtirken, “Alevi dergahlarının, türbelerinin olması için orada birisinin yatması gerekmiyor. Burası Abdal Alevilerin şifa makamıdır. Şifa makamına dokunmak kimsenin haddi değildir. Hiçbir Alevi ve Alevi kurumu gidip de “Sizin inandığınız yerin altında mı?” diyerek orayı kazmaz. Hatta merdiven koyup göğe tırmanmaz. Der ki, “İnsanlık inanıyorsa inanıyordur. İnanç en doğal evrensel haktır. İnanç üzerinde politika yapılmaz ve insanlara hakaret edilmez. Bunu yapanları böyle düşünenleri şiddetle kınıyoruz” diye konuştu.
“ALEVİLERİN BİRLİKTE MÜCADELESİ ÖNEMLİ”
PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya da şunları ifade etti:
“Görüyoruz ki, örgütsüzüz, güçsüzüz. Yalnız Abdal Alevilerin değerlerine değil, insanlığa karşı yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Tarihin her döneminde türbelere, değerlere saldırılar var. Saldırılara karşı koymayı örgütleme noktasında da eksikliklerimiz var. Alevilerin birlikte mücadelesi önemli.”
Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş ise “Burada hukuk, adalet meselesi var. İnadına eşit yurttaşlık diyeceğiz. Bizim inancımıza dokunmayın. Yaşam alanlarımıza girmeyin. Kendinize göre bizi tariflendirmeyin” dedi.
PİRHA-PİRHA’ya getirilen erişim engelleme kararına yönelik tepkilerini paylaşan birçok Alevi kurum temsilcisi, PİRHA ile dayanışma içerisinde olduklarını ifade ettiler.
2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdüren, Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olan ve ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) dün (9 Mart) Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirildi.
PİRHA’ya erişim engeli getirilmesine yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor. Birçok Alevi kurum temsilcisi de konuya ilişkin mesajlarını paylaştı:
“PİRHA DEMEK ALEVİ TOPLUMU DEMEKTİR”
Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan: Pir Haber Ajansına getirilen erişim yasağı ile Alevi toplumunun haber alma özgürlüğü haksızca elinden alınmıştır. Bu karar bir an evvel geri alınmalıdır.
Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Celal Fırat: Zulüm nereden gelirse gelsin bu zulmün karşısında durmamız lazım. Şu günler ki toprağa cemrenin düştüğü günler. İnsanların ötekileştirildiği bir süreci yaşıyoruz. Bu kararları alanların, insanları ötekileştirilenlerin gönüllerine artık cemrenin düşmesini arzuluyoruz. Pir Haber Ajansı yalnız değildir. PİRHA demek Alevi toplumu demektir. Bu yapılanları kınıyorum.
“ERİŞİM YASAĞINI KABUL ETMİYORUZ”
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz: Basın özgürlüğü engellenemez. İktidarı destekleyen basın yayın kuruluşlarına her türlü destek sağlanırken, muhalefet ve Alevi basın kurumlarına yönelik çifte standart uygulamaları hızını kesmeden devam ediyor. Daha önce TV10 ve Yol TV’ye müdahale ederek Alevilerin haber alma hakkını gasp eden iktidar şimdi ise Alevilerin takip ettiği Pir Haber Ajansı’na erişim engeli getirdi. Yandaş basının, Alevi kurumlarının ve toplumunun itirazlarını ve taleplerini görmezden geldiği bir dönemde sesimiz olan PİRHA’ya uygulanan erişim yasağını kabul etmiyoruz. PİRHA’ya yapılan bu hukuksuzluk Alevi toplumuna yapılmış olup bir an önce bu yanlıştan dönülmesi ve erişime tekrar açılmasını talep ediyoruz. Alevilerin sesi PİRHA’nın erişim yasağı kaldırılsın.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Eş Başkanı Ali Şeker: Pir Haber Ajansı’na getirilen erişim engeli kararını protesto ediyoruz. PİRHA, bütün Alevi süreklerinin sesidir, vicdanıdır. Ezilenlerin, horlananların, ötekileştirilenlerin sesidir. Bu engellemeler doğru değildir. 25 milyon Alevinin sesi kesiliyor. Hiçbir baskı şimdiye kadar sökmedi. Bundan sonra da sökmeyecek. Devlet, Alevilerin inancından elini çekmelidir.
“PİRHA EMEKÇİLERİNİN YANINDAYIZ”
Şahkulu Sultan Dergahı Müdürü Kanber Yıldırım: Dergahlar, cemevleri, Alevi -Bektaşi kurumları olarak yıllardır eşit yurttaşlık temelinde hak arama mücadelesi veriyor. Bu mücadele temelinde çeşitli etkinlikler, imza kampanyası, basın açıklaması, gösteri ve mitingler yapıyoruz. Bu mücadelelerde Alevilerin sesi sözü olan basın ve iletişim araçları yok denilecek kadar sınırlıdır. Sınırlı sayıdaki basın ve iletişim araçlarından biriside Pir Haber Ajansı. Bu anlamda sizler bizim için son derece önemlisiniz. PİRHA’nın sesinin kesilmesi Alevi kurumlarının sesinin kesilmek istenmesi anlamına gelmektedir. Bu tespitten hareketle Pir Haber Ajansı’nın kapatılmasını, müdahale edilmesini şiddetle kınıyoruz ve protesto ediyoruz. Bu müdahalenin ve yasağın derhal kaldırılmasını istiyoruz.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş: Gün geçmiyor ki Alevilere yönelik baskı zulüm ve şiddet artarak devam ediyor. Dün öğrendiğimize göre Alevilerin sesi, soluğu olan PİRHA Haber ajansına erişim engeli getirilmiştir. Erişim engeli getirenleri ve yasalarını kınıyoruz. Pir Haber Ajansı’nın yanında olduğumuzu tüm dünyaya PSAKD Samsun şubesi olarak duyuruyoruz. PİRHA yalnız değildir, tüm PİRHA emekçilerinin yanındayız.
Bozatlı Hızır Cemevi Başkanı Cihan Saltuk: PİRHA için alınan erişim engelleme kararını kınıyoruz. Bu karar hukuk dışıdır. Maalesef ülkemiz dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülkelerden biridir. İnsan olmanın, kadın olmanın, özgür olmanın suç sayıldığı gibi gazetecilik de bu ülkede suç sayılıyor. Üstelik Alevilerin sesiyseniz bu suç ikiye katlanıyor. PİRHA yalnız değildir, susturamazsınız.
“PİRHA HAKİKATİ SÖYLEMEYE DEVAM EDECEK”
Emire Ulutaş: Kontaaltı Alevi Bektaşi Kültür Cemevi olarak Pir Haber Ajansı’na getirilen erişim yasağına ve Alevilerin haber alma özgürlüğüne yapılman bu baskıyı kınıyoruz.
DAD eski Eş Genel Başkanı Saime Topçu: Pir Haber Ajansı’na yapılan keyfi, yasakçı engellemeyi Alevi bir kadın aktivist olarak kabul etmiyorum. Gazetemizden, dilimizden, kültürümüzden, televizyonumuzdan elinizi çekin. Yüzyıllardır bize yaptığınız bu tahakkümcü zihniyetinizi reddediyoruz. Pir Haber susturulamaz. Ajansımız Munzur gibi hakikati söylemeye devam edecektir.
PSAKD Antalya Şube Başkanı Hasibe Akpınar: Pir Haber Ajansı’na getirilen erişim yasağını kınıyorum. Bu erişim yasağını derhal geri çekin PİRHA yalnız değildir.
DAD Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak: Hak ve hakikatin sesi olan halkların, inançların, kadınların, emeğin, gençliğin sesine ses katan Pir Haber Ajansı yasakçı zihniyet tarafından engellenmiştir. Aleviler olarak bu durumu kabul etmiyoruz.
“PİRHA İLE DAYANIŞMA İÇERİSİNDEYİZ”
PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya: Pir Haber Ajansı susturulamaz. Ülkenin dört bir yanında demokratik alanlara saldırı sürmektedir. Basın-yayın alanında da Alevilerin sesi olan, Alevilerin sorunlarını gündeme getiren PİRHA susturulmaya çalışılıyor. Bu susturmanın para etmeyeceğini belirtiyoruz. PİRHA ile dayanışma içerisindeyiz.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Kepez Şube Başkanı Seher Şengulu Yılmaz: Pir Haber Ajansı yalnız değildir. Özgür basın susturulamaz.
AKD Döşemealtı Şube Başkanı Ergin Kurt: Alevilerin, aydınların sesi ve dili olan Pir Haber yalnız değildir. Özgür basın susturulamaz.
“PİRHA, ALEVİLERİN SESİ, NEFESİDİR”
PSAKD Muğla Şube Başkanı İlyas Durna: PİRHA, Alevilerin sesidir susturulamaz, kapatılamaz şiddetle kınıyor, derhal bu yanlıştan dönülmesini bekliyorum.
PSAKD Diyarbakır şube başkanı Aydın Atlı: Basın özgürlüğü demokrasinin olmaz ise olmazıdır. PİRHA’nın yayın yasağı hemen kaldırılmalıdır. Özgür basın varsa özgür toplum da vardır. Alevilerin sesi PİRHA hemen erişime açılsın.
PSAKD Diyarbakır şubesi eski başkanı Avukat Cafer Koluman: PİRHA, Alevilerin sesi, nefesi, sözü ve değeridir. PİRHA’ya erişimi engellemek Alevilerin sesini kesmektir. Bu kararı kınıyoruz. Derhal erişime açılmasını talep ediyoruz.
PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü öncesi kahvaltılı bir toplantı gerçekleştirdi. Kadınların dayanışmasının öneminin vurgulandığı etkinlikte Yazar Naz Atmaca, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün Alevi kadınlar açısından önemini anlattı.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü öncesi, Maltepe Sosyal Tesisleri’nde kahvaltılı bir etkinlik gerçekleştirdi.
Hubyar Kadın Meclisi adına Yeşim Kantekin’in yaptığı konuşmada 8 Mart’ın nasıl ortaka çıktığı anlatılarak, “Toplumsal yaşamdan, siyasetten uzaklaştırılan; sosyal ve ekonomik anlamda yok sayılan kadınlar bugün artık dünyanın her yerinde hakları için savaşıyorlar” denildi.
Kantekin şöyle konuştu:
“8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle greve başlamış; polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi ardından fabrikada çıkan yangından işçilerin kaçamaması sonucu 129 kadın işçi can vermiştir. 1910 tarihinde 20. Enternasyonele bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını önermiş ve öneri oy birliğiyle kabul edilmiştir. Türkiye’de 8 Mart ilk kez 1921 yılında kutlandı.
“DAYANIŞMAYA HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK İHTİYAÇ VAR”
Ana soylu dönemden kopuş, sınıflı toplumlara geçiş ile hayatımıza giren erkek egemen anlayış yüzyıllar geçtikçe kadınlar üzerindeki tahakkümünü arttırmaya devam etmiştir. Orta Çağ’da şifacı ve ebeleri işkencelerle öldüren, 300 yıl süren cadı avı, bunun örneklerinden biridir.
Toplumsal yaşamdan, siyasetten uzaklaştırılan; sosyal ve ekonomik anlamda yok sayılan kadınlar bugün artık dünyanın her yerinde hakları için savaşıyorlar.
Hubyar Sultan Kadın Meclisi olarak, biz de dünyanın dört bir yanındaki kadınlara ses veriyor, kadınların özgürlük mücadelesine omuz veriyoruz. Çünkü erkek şiddetinin, kadın cinayetlerinin, işsizliğin, güvencesizliğin, yoksulluğun, ekolojik yıkım ve talanın, savaşların, göçlerin, etnik ve inançsal baskıların daha da arttığı son dönemlerde mücadeleye ve dayanışmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
“BİRLİĞİMİZ BOZULMASIN, MÜCADELEMİZ SÜRSÜN”
Ve bizler biliyoruz ki kadın kadının kurdu değil; arkadaşıdır, dostudur, yoldaşıdır. Erk zihniyetin bize dayattığı bütün davranış kalıplarını bir yana bırakıp birlikte değişmeye, dönüşmeye ve değişerek özgürleşmeye, özgürleştirmeye niyetliyiz. Erkek egemen zihniyetin kendi yaşam alanlarımıza müdahale etmesine izin vermeyeceğiz. Ve buna önce kendi ailemizden, sosyal çevremizden, kurumlarımızdan başlayarak, bütün yaşamımıza yayacağız. “Alevilikte cinsiyet yoktur, Can vardır.” deriz ama ne yazık ki değişen sistemlerle biz de değiştik ve bu hakikatimizden vazgeçtik. Yeniden yürüdüğümüz Yol’a turab olup, eşit olma, bir olma hakikatini hatırlatma çabası içinde olmalıyız.
Evde, okulda, iş yerinde, sokakta, hapishanede, mecliste hayatın her alanında hakarete, tacize, tecavüze, işkenceye maruz kalan bütün kadınlarla dayanışmamızı daha yüksek sesle haykırmamıza vesile olan 8 Mart kutlu olsun. Birliğimiz bozulmasın, mücadelemiz sürsün.
Ekonomik krize, savaşa, erkek-devlet şiddetine, ayrımcılığa, hukuksuzluğa, cezasızlığa, eşitsizliğe karşı hayatı örgütlemeye…”
Açıklamanın ardından slayt gösterimi yapıldı. Yazar Naz Atmaca, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün Alevi kadınlar açısından önemini anlattı.
Müzisyenler Songül Çelik Sizer, Nazlı Karadaş ve Murat Yıldırım deyiş ve türküler seslendirdiler.
PİRHA-Demokrasi ve Laiklik Buluşması’nı PİRHA’ya değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Eş Başkanı Ali Şeker, katılımın daha fazla olması gerektiğini belirterek, “Bu yalnızca Alevilerin sorunu değil” dedi.
4-6 yaş grubundaki çocuklar için 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan din eğitimi tavsiye kararına karşı Demokrasi Konferansı bileşeni Aleviler öncülüğünde başlatılan imza kampanyası ‘Demokrasi ve Laiklik Buluşması’ ile devam etti. 27 Şubat Pazar günü İstanbul Kadıköy merkezli olmak üzere Türkiye genelindeki birçok noktada gerçekleştirilen buluşmada alınan karara itirazlar yükseltildi.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Eş Başkanı Ali Şeker, ‘Demokrasi ve Laiklik Buluşması’na ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.
“KİTLESELLİK BAKIMINDAN GÖZ DOYURMASA DA ANLAMLIYDI”
Alevi hareketinin dört yıldır meydana çıkmadığını belirten Aydın Deniz, şunları söyledi:
“Demokrasi Konferansı bileşeni Aleviler öncülüğündeki imza kampanyasıyla başlayan bu eylemlilik çok kısa bir zaman diliminde yapıldığı için kitlesellik bakımından göz doyurmasa bile önemi anlamında değerliydi. Sokağa dört yıldır çıkmayan Alevi hareketinin öncülüğünde sokağa çıkılmış olup Türkiye’deki yaklaşık yirmi meydanda diğer demokrasi güçleri ile birlikte buluşup, itirazlarını ortak şekilde dile getirdiler.
İtirazlarımızın devamlılığını sağlamak adına yeni eylem planlarının yapılması önemlidir. Sorun sadece Alevilerin sorunu olmadığı için aynı sorumluluğu ülkedeki herkesin ve her kurumun alması gerekiyor. Karar geri geçilene kadar eylemliliklerin devam etmesi gerekiyor. Bu karar bu ülkedeki mütedeyyinleri de farklı inançlara mensup ya da inançsızları da ilgilendiriyor.”
“TALEPLER YETERİNCE DİLE GETİRİLMEDİ”
Demokrasi ve Laiklik Buluşması’na katılımı yetersiz bulduğunu kaydeden Ali Şeker ise “Bu sorun yalnızca Alevilerin sorunu değil” dedi. Taleplerin yeterince dile getirilmediğini belirten Şeker şöyle konuştu:
“Talepler yeterince dile getirilmedi bence. Birçok inancın, süreğin talepleri var. Yüz yıldır devam eden bir asimilasyon politikası var. Anadilde eğitim yasak. 4-6 yaş grubundaki çocuklara din eğitimi vermek diğer bütün inançları yok saymakla beraber çocukların akıl ve ruh sağlığı açısından da derin tahribatlar yaratacaktır. Bu konuda psikologların değerlendirmeleri önemlidir.
“HELALLEŞMEYİ ÇOK ÖNEMLİ BULUYORUM”
Çocuklar başak vermemiş bir tarlaya benzer ve rüzgarın yönüne doğru eğilirler. Laik, demokrat, bilimsel eğitim sistemini ortadan kaldırdılar. Çocukları cehennem korkusuyla büyütmek istiyorlar. Oysa ki onlara insan, hayvan ve doğa sevgisini vermemiz gerekiyor. Diyanet yalnızca bu iktidarın sorunu değil. Yüz yıllık bir sorundur. Geçmişimizle yüzleşmemiz, helalleşmemiz gerek. Helalleşmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
“BU İNANÇ İKTİDARLAŞMADIĞI İÇİN TEMİZ KALMIŞTIR”
Devlet ve muhalefet elini inançlardan çekmelidir. Devletin dini olmaz. Tek dil, tek inanç olmaz. Alevilerin iradesi çok önemlidir. Bazı cemevi ve dergahlar elektrik, doğalgaz parasının alınmaması üzerine söylemler geliştirerek kitle bulmaya çalışıyor. Alevi pirleri, anaları, yazarları, aydınları, sanatçıları toplumun bir, iki adım önünde olması, yol göstermesi, dik durması lazım. Bu inanç temiz kaldıysa iktidarlaşmadığı, iktidara yaklaşmadığı için temiz kalmıştır.
Buluşmaya katılım azdı. Daha fazla olmalıydı. Bu sorun yalnız Alevilerin sorunu değil.”
PİRHA-Aleviler ve demokrasi güçlerinin öncülüğünde binlerce kişi “Eşit yurttaşlık temelinde, demokratik ve laik bir ülke istiyoruz! Düşünceye özgürlük, inançlara eşitlik!” şiarıyla ‘Demokrasi ve Laiklik Buluşması’ için İstanbul Kadıköy’de bir araya geldi.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ile Demokrasi İçin Birlik Platformu’nun (DİB) çağrısıyla gerçekleştirilen ‘Demokrasi ve Laiklik Buluşması’, İstanbul Kadıköy’de binlerce kişinin katılımıyla başladı.
“Eşit yurttaşlık hakkı tanınsın”, “Zorunlu din dersleri kaldırılsın”, “Diyanet lağvedilsin”, “Cemevleri ibadethanelerimizdir”, “Dergahlarımızı istiyoruz” talebini bir kez daha haykıran Aleviler, 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubundaki çocuklar için alınan ‘din eğitimi’ tavsiye kararını yüksek sesle protesto etti.
“PARASIZ, BİLİMSEL, ANADİLDE EĞİTİM”
Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi önünde bir araya gelenler “Parasız, bilimsel, anadilde eğitim”, “Aleviler vardır, Alevilik haktır”, “Diyanet elini eğitimden çek”, “Zorunlu din dersi istemiyoruz”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Direne direne kazanacağız” sloganlarını atarken; enflasyon altındaki zam ücretlerini kabul etmeyerek direnişe geçen işçileri selamladı.
EĞİTİM SEN, KESK, EMEP, TİP, TÖP, Yeşil Sol, SODAP, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, Devrimci Kızılbaş Hareketi, Anadolu Kadın Hareketi, 17+ Alevi Kadınlar, Yol Erenleri, AKA -DER (Anadolu Kültür Ve Araştırma Derneği), Kaldıraç, Alevi Kadınlar Birliği, VELİ -DER, Halkevleri, Sosyal Medya Platformu ile ADAM-DER katılımcı kurumlar olarak alandaki yerlerini aldılar.
HALK MÜZİĞİ SANATÇILARI TÜRKÜLERİ İLE SAHNEDE
‘Demokrasi ve Laiklik Buluşması’ halk müziği sanatçılarının türküleriyle devam ederken daha sonra ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, AKD Genel Başkanı İsmet Kurt, DAD Eş Başkanları Kadriye Doğan ile Musa Kulu sahneye çıktı.
20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan din eğitimi kararına karşı Aleviler öncülüğünde başlatılan kampanyanın yürütücüleri adına ortak basın açıklamasını ise gazeteci Nilgün Mete, ABF’den Dilek Güneş ile Ezgi Gürel okudu.
“DEMOKRASİ, LAİKLİK, ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK İSTEYENLER OLARAK MEYDANLARDAYIZ”
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
“‘Çocuğun gördüğü düştür barış, Ananın gördüğü düştür barış, Ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir barış’
Sevgili Dostlar, Demokrasiyi, laikliği, özgürlüğü, adalet ve eşitliği isteyenler olarak bugün ülkemizin dört bir yanında meydanlardayız!
Ekonomi krizde, Siyaset krizde, Memleket krizde, Eğitimde, sağlıkta, hukukta çöküş var. Geçinemeyen milyonlar, ekmek, adalet ve özgürlük istiyor. AKP-MHP İktidarı, sorumlusu olduğu siyasal ve ekonomik krizin bedelini topluma fatura ediyor.
Her geçen gün daha da derinleşen krizler cenderesinden çıkış için, bu gidişata hayır diyen tüm kesimlere karşı zam, zulüm, baskı, şiddet politikalarıyla güç göstererek, tehdit ederek, zor kullanarak, daha fazla iktidarda kalmaya, faşist bir rejimi tahkim etmeye çalışıyor. Bu politikaların yansıması ülkemizde ve Dünyada savaşa yol açmaktadır. Bunun en açık göstergesi bugün Ukrayna’da yaşanmaktadır.
“ALEVİ İNANCINA YÖNELİK AYRIMCI POLİTİKALARA HER GÜN YENİSİ EKLENİYOR”
İşçi ve emekçiler hakları gasp edilip güvencesizleştiriliyor. İnsanlarımız donarak ölüyor. Gençlerimiz intihara itiliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede geri çekilerek kadına yönelik erkek şiddetinin önü açılıyor. Çocuklar istismara maruz bırakılıyor. Göçmen ve mülteciler ırkçılık, milliyetçilik ve şovenizm körüklenerek hedef gösteriliyor. Doğamız talan ediliyor. Halklar ve inançlar kimlikleri, dilleri, kültürleri, inançları dolayısıyla asimilasyona uğruyor. Alevilerin bu ülkede maruz kaldığı zulmün fotoğrafı misali, devlet temsilcileri inançların kutsalına saldırarak, silahla fotoğraf vermekten geri durmuyor. Alevilerin inanç merkezleri olan cemevleri ibadethane değil, ticarethane ve konut statüsü kapsamında tutulup Alevi inancına yönelik asimilasyon ve ayrımcılık politikalarına her gün bir yenisi ekleniyor.
Yaşadığımız çağda evrensel değerlerle kuşatılıp bilim yuvaları haline getirilmesi gereken okullarımız ise bütünüyle gerici bir kuşatma altında. Eğitimin amacı bireyin kendi yeteneklerini keşfedip bunu geliştirmesini sağlayıp, düşünmeyi, sorgulamayı öğretmek, kendine güvenen bireyler yetiştirmektir. Fakat, bugün eğitim kurumu tamamen tarikatlara, cemaatlere, Diyanet İşleri Başkanlığı’na teslim edilerek, dindar ve kindar bir nesil yetiştirmenin merkezi haline getirilmiştir. Biz bu ülkede vergilerimizi, siz şeriata yatırım yapın ve çocuklarımızın geleceğini çalın diye vermiyoruz.
“MİLYONLARCA ÇOCUĞUN ASİMİLASYONUNU HEDEFLEYEN BİR KARAR”
1950’lerden itibaren okullarda seçmeli olarak uygulanan din dersleri, ABD destekli 12 Eylül faşist darbesinin şefleri tarafından hazırlanan 1982 Anayasası ile zorunlu hale getirildi. Darbe sonrası kurulan sağ iktidarlar; tekçi, asimilasyoncu, inkarcı, cinsiyetçi eğitim sistemi inşa edip bunun üzerinden yükseldiler. Yine tarikatçı vakıfların isteğiyle seçmeli dersler adı altında 4 tane daha dinsel içerikli ders, müfredatta zorunlu hale getirildi. Hükümet bununla da yetinmedi!
1-3 Aralık 2021’de Milli Eğitim Şura Toplantısında 4-6 yaşındaki anaokulu çocuklarına da din dersi verilmesi tavsiye edildi. Biz biliyoruz ki, karşı çıkmazsak bu sadece tavsiye karar olarak kalmayıp, 3 Mart’ta Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kesinleşmiş olarak karşımıza çıkacak.
Burada din eğitiminden kastedilen, ebeveynlerin inancına bakmadan belli bir din anlayışının kavram ve ritüellerinin çocuklarımıza dayatılmasıdır. Alınan bu karar, “Çocuğun Üstün Yararı” ilkesine aykırı olduğu gibi, başta Aleviler olmak üzere farklı inançta veya dini inancı olmayan milyonlarca insanın çocuklarının asimilasyonunu hedefleyen, aynı zamanda pedagojik anlamda da çocuğun sağlıklı gelişimine ket vuran bir karardır.
“MİLLİ EĞİTİM ŞÛRASI KARARINI GERİ ÇEKİN!”
4-6 yaş çocuğuna din dersi vermek, somut düşünme aşamasında olan çocuğun dünyasını soyut kavramlar ile alt üst etmektir ve insan haklarına aykırıdır. Hiçbir inanç küçük çocuklara empoze edilemez. Bu tavsiye kararı, 4-6 yaş çocuğunun gelişim düzeyine, Evrensel Çocuk Hakları’na uygun olmadığı gibi laikliğe de aykırıdır. Çocuklar kimsenin siyasi malzemesi değildir. Çocuklar bu toplumun özneleridir.
Millî Eğitim Şûrası Kararını Geri Çekin!
İktidara sesleniyoruz: Çocuklara din dersi dayatamazsınız! Alevi çocuklarına hiç dayatamazsınız! Ciddiye alınamaz nitelikteki bir “tavsiye”ye dayandırılan bu karar, kesinlikle Kabul etmiyoruz!
Bu kararda ısrar edilirse Alevi toplumu olarak sivil itaatsizlik de dahil olmak üzere itirazlarımızı dile getiren eylemliliklerimizi daha da büyüterek devam edeceğiz. Zorunlu din dersi, başta Alevi çocuklar olmak üzere farklı inançtaki çocuklar için bir zulüm haline gelmiştir. Tekçi, ayrımcı, dayatmacı uygulamalar, laiklik ve eşitlik ilkesinin ihlalidir. Aynı zamanda kamu eğitimi adı altında İslam dinciliğinin (Şeriatçılığın) devlet eliyle örgütlenmesidir.
Bu dersler toplumda inanç eksenli ayrımcılıkları yeniden üretirken mevcut medeni hukukun ve ceza hukukunun da altını oymaktadır. Bu durum, toplumsal çoğulculuğu, halkların ve inançların bir arada barış içerisinde yaşamasını güçleştirmektedir. Devletin görevi her türlü inanca, inananlar ve inanmayanlara karşı aynı mesafede durmak; çok dilli, çok inançlı ve çok kültürlü olan coğrafyamızda, her toplumun ihtiyacına yönelik eğitimi ulaşılabilir hale getirmektir. Bu bağlamda eğitimin amacı tüm eşitsizlikleri ortadan kaldırarak inanç ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktır.
“BİLİMSEL, LAİK, ANADİLDE EĞİTİM”
Tekçi, inkârcı, asimilasyoncu, cinsiyetçi eğitime karşı çocukların birer özne kabul edildiği, çocuk haklarının korunduğu, herkesin erişebildiği, her çocuk için eşit koşullarda bilimsel, laik, anadilinde ve kamusal eğitimin bütün koşulları bir an önce hazırlanmalıdır.
Her seviyedeki zorunlu din dersleri, sözde seçmeli olanlar dâhil kaldırılmalı, din derslerini ana sınıfına kadar indiren tavsiye kararı yok sayılmalı, ayrıca altına imza atılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uyulmalı, AİHM’in Alevi çocukların zorunlu din derslerinden muafiyetiyle ilgili kararları bir an önce uygulanmalıdır. Eğitim sisteminin vakıflar üzerinden düzenlenmesine, gerici, dinci vakıflara kamu kaynakları aktarımına son verilmelidir. Daha da önemlisi, eğitim programları ve müfredatı bilimsel normlara göre yeniden düzenlenmelidir. Eğitimin ticarileştirilmesine son verilmelidir.
Yoksul öğrenciler, tarikat yapılanmalarının içinde kültürel ve inançsal olarak eritilmeye çalışıldığından, barınma sorunu acil olarak çözüme kavuşturulmalıdır. Milli Eğitim Şuraları demokratik ve bağımsız bir danışma kuruluna dönüştürülmeli, bu kurullarda toplumun her kesimi temsil edilmelidir. Eğitim ile ilgili kararlar, bilim insanları ve pedagogların öncülüğünde, toplumun sosyolojik yapısını da dikkate alarak oluşan bağımsız kurullarca alınmalıdır. Laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değil, insan onurunu, tüm hak ve özgürlükleri korumanın, çoğulcu demokrasinin ön koşuludur.
“SESSİZ KALMIYORUZ, LAİK BİR ÜLKEDE YAŞAMAK İSTİYORUZ”
Tekçi, Cinsiyetçi, Ötekileştirici, Laik Olmayan, Bilimden Uzak ve Asimilasyoncu Eğitime Hayır!..
Gücümüz birliğimizde! Susmuyoruz, sessiz ya da seyirci kalmıyoruz. AİHM kararları derhal uygulansın ve zorunlu din dersleri kaldırılsın! Okul öncesinde din dersi dayatmasını kabul etmiyoruz! Laik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum olmamalıdır. Demokratik, özgürlükçü, halkçı, laik bir eğitim ve ülkeyi kurmak için bu yıkım kararını hep birlikte durduracağız! Bilimsel, demokratik, laik, anadilinde bir eğitim eğitim istiyoruz! Eşit yurttaşlık istiyoruz! Toplumsal cinsiyet eşitliği istiyoruz! Cemevleri ticarethane ya da konut değildir, Cemevleri Alevilerin ibadethanelerdir! Demokrasi ve Laiklik eşit ve özgür bir toplumun temelidir! Demokratik, halkçı, özgürlükçü, laik bir ülkede yaşamak istiyoruz!”
PİRHA- Yakup Tilki isimli sosyal medya kullanıcısı yaptığı paylaşımda Alevilere hakaret ederek, nefret söylemlerinde bulundu. Yazılı bir açıklama yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği tepki göstererek, “Daha önceleri de çok kez örnekleri yaşanan bu durumların halen devam etmesinin nedeni cezasızlık politikasından kaynaklıdır. Bu tür yaklaşımlar Alevi toplumunun da sabrını zorlamaktadır” dedi.
Alevilere yönelik ırkçı-faşist şahıslar tarafından yapılan hakaretler ve nefret söylemleri devam ediyor.
Yakup Tilki isimli sosyal medya kullanıcısı hesabından yaptığı paylaşımda Alevilere küfürler yağdırıp, Alevileri sevmediğini söyleyerek, ‘Bunlar kafir’ ifadelerini kullandı.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, şahsın bu nefret ifadelerine ve hakaretlerine yazılı bir açıklama yaparak tepki gösterdi.
“İNSANLIK DIŞI YAKLAŞIM CEZASIZ KALMAMALI”
Dernek tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bugün sosyal medyada ortaya çıkan bir videoda Alevilere açık açık ve uzun süre küfür eden şahsın İzmit’te yaşayan Yakup Tilki olduğu tespit edilmiştir. Alevilere yönelik kin ve nefret söylemlerine bir yenisi daha eklenmiş oldu. Alevileri sevmek zorunluluğu elbette ki yok ama kin ve nefret söylemlerine de kimsenin hakkı yoktur haddi de değildir. Daha önceleri de çok kez örnekleri yaşanan bu durumların halen devam etmesinin nedeni cezasızlık politikasından kaynaklıdır.
Bu tür yaklaşımlar Alevi toplumunun da sabrını zorlamaktadır. Yakup Tilki denen kişinin insanlık dışı yaklaşımının cezasız kalmamasını ve artık nefret söylemlerine en ağır cezaların uygulanmasını talep ediyor bu davanın da takipçisi olduğumuzu kamuoyunun da gerekli tepkilerini dile getirmesini bekliyoruz.”
PİRHA-Anasınıfına da getirilmek istenen din derslerine karşı Demokrasi Konferansı bileşenleri tarafından başlatılan imza kampanyasına dikkat çeken Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Çocuklar üzerinden siyaset yapılması veya mesaj verilmesi siyaseten üretememenin ve bitmişliğin bir göstergesidir”dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Ocak 2022 günü Trabzon’da katıldığı toplu açılış töreninde sahneye çıkararak, mikrofon verdiği 10 yaşındaki çocuk CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için ‘hain’ kelimesini kullanmıştı. Çocuğun sözleri üzerine gülüşmelerin yaşandığı o anlar dikkat çekerken, peş peşe tepkiler de geldi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
“SİYASET ÜRETEMEMENİN VE BİTMİŞLİĞİN BİR GÖSTERGESİ”
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Trabzon’da yaşananları “Çocuklar üzerinden siyaset yapılması veya mesaj verilmesi siyaseten üretememenin ve bitmişliğin bir göstergesidir” şeklinde yorumladı.
Deniz, 4-6 yaş grubundaki çocuklara yönelik 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan ‘din eğitimi’ tavsiye kararına karşı Demokrasi Konferansı bileşeni Aleviler öncülüğünde başlatılan imza kampanyasını hatırlattı.
Aydın Deniz, “Ana sınıfındaki din dersi kararına karşı imza kampanyası yürütüyoruz. Yaşanan olayda da şu var. Siyaset üretemeyenler, beceriksizlik yapanlar şimdi çocukları kullanarak algı operasyonuna girişiyorlar. Ana sınıfındaki din dersleri ile gelecek nesli kullanma ve kendi siyasal düşüncelerini empoze etmenin fiili bir örneği yaşandı. Bunu yüzbinlerce çocuk üzerinde yapacaklar. Dikkat çekilmesi gereken taraf bu. Spontane gibi gösterilen bir şey fakat açık olarak 10-20 yıl sonra daha kötü şeyler yaşayacağız. Herkes kendisine yakışan siyaseti yapar. Tükenmişliğin sonucu aslında. Çocuklar üzerinden siyaset yapılması veya mesaj verilmesi siyaseten üretememenin ve bitmişliğin bir göstergesidir” dedi.
Yürütülen imza kampanyasının ardından Diyanet’in açıklamaları olduğunu belirten Deniz, “Cumhurbaşkanı geçen günlerde “Kimse, çocuklarımızın dinini öğrenmesine engel olamaz” dedi. Bu söylemi çok fazla dikkat çekmedi belki ama yürüttüğümüz kampanyaya yönelik bir şeydi bu” diye konuştu.
PİRHA- Cemevlerine ‘Kültür Merkezi’ statüsü verileceği, dedelere maaş ödeneceği iddialarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Cemevlerine ‘Kültür Merkezi’ statüsü verilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Aleviler, “Cemevlerinin ibadethane statüsüne girmesi Türkiye’de aslında devrim gibi bir şey olur. İnançsal bazda Aleviliği tamamen tanımış olursunuz. Bu AKP’den beklenecek bir adım değil. Vaatler asimilasyon politikasının yeni bir aşaması” dediler.
Hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi, hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığını yazarak, “Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde” dedi. Selvi ayrıca, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü de belirtti.
Selvi’nin bu iddialarına Alevilerden tepki gelmeye devam ediyor. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım ve PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, daha önce birçok kez çalıştaylar, toplantılar vs. yapıldığını ve Alevi toplumunun kendi taleplerini ortaya koyduklarını belirterek, bugüne kadar bunlarla ilgili iktidarın hiçbir somut adım atmadığını ve bu vaatlerin asimilasyon politikalarının yeni bir aşaması olduğunu vurguladılar.
“CEMEVLERİNİN İBADETHANE STATÜSÜNE GİRMESİ, ALEVİLİĞİ TAMAMEN TANIMAK DEMEK OLUR”
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, konuya ilişkin iktidarın samimi olmadığını ve bu yapılanların seçim yatırımı olduğunu ifade ederek şunları dile getirdi:
“Çalışmalar yasal düzenleme boyutunda değil daha çok seçime yönelik yatırım niyetli okuyorduk. Selvi’nin yazısıyla beraber yasal düzenlemeler getirilmesi aslında AKP’nin bugüne kadar yapmadığı ve yapacağını öngörmediğimiz bir adım olarak görüyoruz. Yasal düzenlemeleri Alevi kurumlarının, kanaat önderlerinin rızaları veya talepleri doğrultusunda yapması gerekirken; Türkiye’de hakim inancın bakış açısıyla yapmalarını çok yadırgamıyoruz. Cemlerinin ibadethane statüsünde değil, kültür merkezleri statüsünde değerlendirmelerini aslında çok yadırgamıyorum. Bizim kabul edeceğimiz bir durum değil. Cemevlerinin ibadethane statüsüne girmesi Türkiye’de aslında devrim gibi bir şey olur. İnançsal bazda Aleviliği tamamen tanımış oluyorsunuz. AKP’den beklenecek çok büyük bir adım olurdu. Önerilere şaşırmamakla beraber Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği olarak da kabul edebileceğimiz bir şey değil.”
Dedelerin maaşa bağlanmasının devletin memuru yapılmak istenen bir dede anlayışının yasallaştırması demek olduğunu ve bu durumun çok tehlikeli olduğunu vurgulayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım ise şunları kaydetti:
“Öncelikle bu iktidarın hiçbir vaadinin samimiyetine güvenmiyorum. Samimi olamazlar. Geçmişte de sayısız kez Aleviler ve başka toplumsal kesimlerle ilgili çalıştaylar, açılımlar yaptılar. Bu süreçte Alevi toplumu kendi taleplerini ortaya koydular. Bugüne kadar bunlarla ilgili bu iktidar ve bu zihniyet bir tek olumlu bir karar almadı. Bu anlamıyla da şimdikinde de olumlu bir şey görmüyorum. Bu vaatler bana göre asimilasyon politikalarının yeni bir aşamasıdır. Son süreçte oldukça yıpranan iktidarın bir başka karşı atağı olarak görüyorum.
Kültür merkezi olsun diyorlar. Kültür merkezi kulağa hoş geliyor. Ama bunun da Alevi toplumunun talepleriyle birebir örtüşmediğini görüyoruz. Alevilerin cem dedikleri, cem yapılan yerde, köylerdeki evlerde yapılan cemlerde politika, kültür, sosyal meseleler konuşulur. Orada yaşamın içindeki bütün meseleler konuşulurdu. Kültür merkezi ile belki başka bir oyunun peşindeler. Alevi kamuoyunu bir müddet bununla oyalamak isteniyor.
ASIL TEHLİKE DEDELERİN MAAŞA BAĞLANMASI
Elektrik ve su faturaları konusu ise basit bir düzenlemenin işidir. Aleviler de bu ülkede vergi veriyor. Bu ülkede hiçbir zaman laik olmayan devlet burada eğer bir iş yapacaksa çok basit bir düzenlemeler ile bunu halledebilirler. Diğer inançlara ait ibadethanelerde nasıl bir uygulama varsa cemevlerinde de aynısı yapılır. Asıl tehlike dedelerin maaşa bağlanması. Gri pasaportlu dedeler vardı. Diyanet’te temsil edilmeyi isteyenler vardı. Posta oturtulan valiler oldu. Belediye başkanları, Alevi kurum başkanlarını kürsülerden indirmeye kalktı. Dedelerin maaşa bağlanması demek devletin memuru yapılmak istenen bir dede anlayışının yasallaştırması demektir. Bu çok tehlikelidir. Onlar o saatten sonra dede veya pir olmazlar, devletin birer memuru olurlar. Onların bir müdürü olur, onların amiri olur.
ASİMİLASYON BİR MAAŞ ÜZERİNDEN YASALLAŞTIRMAK İSTENİYOR
Diyanet’e ve devlete bağlı olan hiçbir memur hiçbir zaman dede veya pir olamaz. Asimilasyonun bir maaş üzerinden yasallaştırması demektir. Bu vaade kananlarla belli ki bir takım görüşmeler yapılmış. Umarım yanılıyorumdur. Sanki gizli bazı anlaşmalar yapılmış ki; cemevlerinin statüsünden vazgeçilmiş, kültür merkezi statüsü kabul edilmiş. Bu süreç çok tehlikeli. Alevi örgütleri ve toplumu hukuki olarak gerekli tepkisini mutlaka ortaya koymalıdır. Selvi’nin yazısında yer alan üç madde aldatmacadan ibarettir. Kendi ibadet yerlerimizi kültür merkezi ve cemevi olarak bugüne getirdiğimiz gibi bundan sonra da götürürüz. Onların illa bir don ve isim biçmesine gerek yoktur.”
“CEMEVLERİMİZ ZATEN KÜLTÜR MERKEZİDİR”
PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, hükümetin yapmak istediklerinin Alevilerin taleplerine karşılık gelmediğini ve Alevi kamuoyunda suni gündem yaratılmak istendiğini belirterek, “Üç başlık altında Aleviler ile ilgilendiği yönündeki suni gündem Alevi örgütlerinin de Alevilerin de gündemi değildir, olmamalıdır” dedi.
Gülsev Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Egemenler açısından her kriz döneminde sanki yeni ortaya çıkmış bir durum gibi, kendileri de çözüm üretmek istiyor gibi Alevileri, örgütlerini ve taleplerini tartışmaları tartışırken bütün hafızasını ve hafızamızı silmek temel politika olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Selvi’nin açıklaması bundan daha fazla bir anlam teşkil etmemektedir. AHİM kararları ile de onaylanmış olan cemevlerinin ibadethane statüsünün gereği yapılmalıdır. Cemevlerine dair söz hakkı orada hizmetini alan oraya inananlara aittir.
EŞİT YURTTAŞLIĞIN GEREĞİ HİZMET ALMAK ANAYASAL HAKTIR
Eşit yurttaşlığın gereği hizmet almak anayasal haktır. Dedelere maaş, bina yapmak vs. Yardım adı altında yapılmak istenen ise hep bildiğimiz yöntemler. Dün Cem Vakfı eliyle yapılmak istenen bugün başka yollardan tekrar ediyor Alevilerin ve Alevi örgütlerinin gündemi ortaklaşılan 5 temel talebin; emek, demokrasi, hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten tüm güçlerle birleşmesi, örgütlenmesi ve mücadelesi için çalışmak olmalıdır. Tarihin hiç bir döneminde haklar durup dururken halkın yararına olacak şekilde verilmemiştir, her dönem mücadele ile kazanılmıştır.”
“KAZANILMIŞ YARGI KARARLARININ UYGULANMASI İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ”
Kaya,, cemevlerinin ibadethane olarak AHİM tarafından kabul edilmesi kazanılmış bir hak olduğuna dikkat çekerek, “Bugün yapılması gereken bu kararı uygulanır kılmak için mücadele etmektir, gündemimiz bu olmalıdır. Kültür merkezi ibaresi de zaten Alevilere ait bir yapıdır. Cemevlerimiz zaten kültür merkezidir çünkü pirlerimiz ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır diye belirlemiş, kuşun, kurdun, börtü böceğin, havanın, suyun da hakkı vardır diye saygı duymuştur. Aleviler cemevleri ibadethanemizdir demiştir ve onlarca yıldır da bu ibadethanelerde hizmet almakta hizmet vermektedir. Gerisi Alevi olanlara ait değildir, devletin Alevisi olma yolunda kapılara kul olanlar, bu oyuna gelenler Alevi vicdanında düşkündür artık” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin yaptığı değerlendirmede Alevilerin büyük bütçelerle yapılan cemevlerine ihtiyacı olmadığının altını çizdi. Deniz, Alevi hareketinin Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemesi ve net duruşu bütün kurumlarıyla göstermesi gerektiğini belirtti.
Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.
Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.
1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.
Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.
Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?
Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.
PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?
AYDIN DENİZ: Aleviler, cemevlerini köylerinde bulundukları en geniş evde gerçekleştiriyordu. Kentleşmenin getirdiği yaşam şekilleri aslında cemevlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. En büyük sebeplerinden bir tanesi de günlük hizmetlerin, Hakk’a uğurlama erkânlarının, yedisi, kırkı ve senelik yemeğinin verilmesi konusunda sıkıntı yaşanıyordu.
Sorunlar camilerden kalkan cenazelerdi. İstediğimiz gibi Hakk’a uğurlama erkânı yapamıyorduk. Cemevi olgusu ortaya çıktı. Bir yandan Aleviliği orada yaşatmak, gelecek kuşaklara aktarmak; bir yandan da günlük hizmetlerin yürütülmesi sebebiyle cemevleri kurulmaya başlandı. Kentlerde çok büyük ihtiyaç iken, günümüzün şartlarında köylerde bile ayrı ayrı cemevleri yapılmaya başlandı. Bu Alevilikte yeni bir dönem açtı.
“YEREL YÖNETİMLERDEN ALINAN DESTEKLE BERABER SİYASİ BİR KARŞILIK BEKLENİYOR”
-Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?
İhtiyaçların giderilmesi için Alevilerin oluşturduğu bir bütçe yok. Alevilikte lokmalar vardır ve lokmalarla biz ihtiyaçlarımızı ve hizmetlerimizi yürütüyoruz. Bu bağlamda acil olan ihtiyaçlar, özellikle cemevlerinin kurulması aşamasında iktidarlardan, belediyelerden yardım talebinde bulunuluyor. Eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde diğer ibadethanelere nasıl bütçe ayrılıyorsa, cemevleri için de geçerli olması gerekiyor. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı olmasına rağmen cemevlerine yasal statü tanınması konusunda hükümetin ısrarlı direnişi var. Gündemlerine bile almıyorlar.
Yerel yönetimlerden alınan destekle beraber maalesef ki siyasi bir karşılık bekleniyor. Ekonomik sıkıntı nedeniyle buna mecbur kalan Alevi kurumları bu ilişkiyi yürütemiyor. Aslında bu sorun sadece yerelde bir kurum ile belediye arasında bir sorun değil. Bu sorun daha çok Alevilik ile siyaset ilişkisiyle ilgili. Aleviler bu konuda net ve ortak duruşu sağlamadığından dolayı, yerellere göre değişen kötü ve olumsuz örnekler yaşanabiliyor.
Belli bir süre sonra yereldeki o kurum, o belediyenin aslında farkında olmadan yeri geldiğinde siyasi emellerine alet olmuş oluyor. Daha önce örneklerini gördük. İnancımızla alakası olmayan durumlar belediyeler tarafından yaratıldı ve kurumlar zor durumda bırakıldı. Alevi hareketinin, Alevilikle siyaset ilişkisini belirlemesi ve net duruşunu bütün kurumlarda göstermesi gerekiyor.
“ALEVİLERİN BÜYÜK BÜTÇELERLE YAPILAN CEMEVLERİNE İHTİYACI YOKTUR”
-Belediyeler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında dahi sorunlar çıkıyor. Belediyeleri yapım aşamasına katmadan, Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı? Ayrıca Alevi toplumunun çok sayıda ve büyük cemevlerine ihtiyacı var mı?
Cemevlerini yaparken Aleviliği yaşatmak adına yapılması gerektiğini ifade ediyorduk. Tabi yasal statüye kavuşturulmadığı ve belediyeler de bu işin içine girdiği için kültür merkezleri adı altında devasa binalar yapıldı. Bu binalar Alevi inancı ve mimarisine de uymayan binalar aslında. Cenaze erkanını yapacak alanın, cem salonunun olduğu ve lokmaların verildiği bir alanın olması yeterliydi. Ama şu an daha da farklı amaçlara hizmet eden cemevlerimiz var.
Devasa binalar yapılırken bir yandan da aslında Alevilikten ve özünden uzaklaşılıyor. İçini dolduramayacak şekilde ortada kalan kurumlarımız var. Devasa binalar var ama hizmet ve projeler konusunda bir o kadar zayıf kurumlarımız ortada duruyor. Alevilerin büyük bütçelerle yapılan cemevlerine ihtiyacı yoktur. Mütevazı kurumlar yeterli olacaktır. Devasa kurumların varlığından ve bitirilememesinden de kaynaklı olarak da belediyeler veya farklı kurumlarla muhataplık kurularak yanlış işlere girişilebiliyor.
-Isparta Cemevinin açılışında yaşanan provokasyonda da görüldüğü üzere Alevilik ve Aleviler belediyeler üzerinden dizayn edilmek isteniyor. Sizce Alevi kurumlarının, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumda ve nasıl olmalıdır? Alevi kurumları, belediyeler ile hangi sorunları yaşıyor?
Isparta’da yaşanan sadece Gani Kaplan’a (PSAKD Başkanı) yapılan bir saldırı değildi. Aslında Aleviliğe ve Alevilere yapılan bir saldırıdır. Ana taleplerimizi haykırmak için otuz yıldır mücadele ediyoruz. Alevi kurum başkanları olarak mitinglerde, sokaklarda, cemevlerinde her yerde bunları dillendiriyoruz. Alevilik ile siyaset ilişkisini kuramadığımızdan kaynaklı birçok sorun yaşadık ve son örneği de Isparta oldu.
AKP’li belediye başkanının tavrına şaşırmıyorum. O görevini yaptı zaten. Biliyorsunuz son dönemde iktidar kanadında ciddi bir Alevi aşkı doğdu. Asimilasyon politikalarının yanında kendi Alevilerini yaratma çabası var. Yerelde de AKP ve MHP’li belediyelerin de ayrı bir çalışması var gibi. Cemevlerine destek verebiliyor hatta kendileri yapabiliyor. Mersin örneğinde yaşamıştık. Bunu aslında Alevileri kendi emellerine alet etmek için yapıyorlar. Alevilere duyduğu saygıdan ya da eşit yurttaşlık hakkından dolayı yapmıyorlar. Isparta’da da gördük. Diyanet İşleri Başkanlığı’na farklı misyonlar biçilmeye başlandı. Cumhurbaşkanı her açılışta ya da her pratikte yanında götürüyor. Adli yılın açılışında da, Yargıtay binasının veya Amerika’daki bir bina açılışında da yanında götürüyor, dualarla açılıyor.
Onun dışında Isparta olayının bizlere acı gelen tarafı açıkçası AKP’li belediye başkandan daha çok oradaki Alevi duruşunun sağlanamaması, bu genel başkanlar düzeyinde değil, yerel yöneticiler tarafından ve organizasyonda aktif görev alan arkadaşlar tarafından özellikle sunum yapan, orayı organize eden arkadaşlar tarafından. Oradaki atmosfer farklı olabilir ama biz özellikle orada bulunan arkadaşların 20-30 yıldır Alevi mücadelesi vermesi, başkanın Dersimli olması yine Gani başkana (Gani Kaplan) uyarı yapıp kürsüden indirilmesini isteyenin Dersimli olması bize daha çok acı verdi.
Kurumlar bizim için ihtiyaç ama bu tür kurumlar açıkçası Aleviliğe hizmet etmiyor. Tam tersi asimilasyona hizmet ediyor ve kötü örnekler oluşturuyor. Boşluğu doldurmak adına bu işte daha pişmemiş, Alevilik yolunu, Alevi kültürünü almamış canların yönetimlerde ve başkanlık görevinde yer almaları bu gibi durumlara neden olmaktadır.
Daha önce de yapılan cemevlerinde özellikle Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun destek olduğu cemevlerinde canlarımızın iyi niyetle bin bir emekle kazandıkları paraları lokma olarak buraya gönderiyor ama o cemevleri bir süre sonra ya devletle işbirliği içinde oluyor ya da Aleviliğin içinde olmayan durumlar yaratıyor. Ya da Isparta’daki örnek gibi farklı sorunlar yaratabiliyor.
Bu bağlamda birincisi özellikle Avrupa’daki canlarımızın, örgütümüz olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu daha sonraki cemevleri yapımında bağımsız olan yerellerdeki Alevi kurumlarını muhakkak bir çatı örgütüne bağlanması şartını koymalı. Yani orada yapılacak bir açılış etkinliği, temel atma töreni ya da farklı etkinliklerin tek başına oradaki yerel inisiyatiflere ya da kişilere bırakılmaması, Alevi hareketine uygun ve Alevi duruşuna uygun şekilde ilerlenmesi konusunda bir duruş sağlaması gerekiyor ki ondan sonra bu yardımların yapılması ve cemevlerinin oluşturulması söz konusu olabilir diye düşünüyorum.
İkincisi yine bağımsız da olsa, farklı örgütlere bağlı da olsa kurum yöneticilerimizin aslında biraz daha donanımlı, bu konuda emek harcamış ve orada yol gösteren duruş sergileyen insanlarımızdan seçilmesini, yoksa bile oraya geçici olarak görevlendirilecek bu konuda tecrübeli canlarımızın olması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü yaşanacak olaylar hem Alevilerin gönlünde kırıklık oluşturuyor hem de yolu açıkçası kirletiyor. Gönüllerin bir olmadığı bir yerde de kalkılıyor semah dönülebiliyor. Bu semahta o salonda gönülleri kıran belediye başkanı veya vali yer alabiliyor.
Isparta olayı gerçekten Alevi hareketi açısından ciddi derslerin çıkartılması gereken bir durum. Önümüzdeki süreçlerde böyle sıkıntıların yaşanmaması adına Alevi hareketi bu anlamda önlemlerini almalı eksikliklerini görmeli ve bu eksikliklere müdahale etmelidir diye düşünüyorum.
“ALEVİ MECLİSİ OLUŞTURULMALI”
Cemevleri Alevilerin inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Karşılamıyorsa neler yapılmalı, nasıl yol izlenmeli?
İnançsal ve toplumsal ihtiyaçları karşılama konusunda yeterli olan cemevlerimiz de var. Bunu genelleştirmek çok sıkıntılı bir durum gerçekten. Yola uygun bir şekilde hareket eden, toplumsal sorumluluklarını da yerine getiren çok değerli kurumlarımız da var. Ama bunu yerine getiremeyen, iç asimilasyona hizmet eden farklı Sünni inançlarla ya da Şii inançlarıyla yoğrulan ve buna göre hizmetlerini şekillendiren cemevlerimiz de var.
Aslında sorun Alevilerin birliğinin kurulamamasından ve biraz da yaptırımın olmamasından kaynaklı. Yerelde bir güç elde edip burada kurum oluşturan cemevini yapanların inisiyatifi kendi ellerinde tutmasından da kaynaklı bireysel olarak.
Alevi hareketi olarak bir üst çatı ya da bir meclis oluşturamadığımız zaman yapılan yanlışlara müdahale etme şansımız da zayıf. Yani bir yere biz müdahale ettiğimizde “Bu bizim şubemiz niye karışıyorsunuz?” denilebiliyor. Bir bağımsız Alevi kurumuna müdahale ettiğinizde “Siz ne karışıyorsunuz?” denilebiliyor.
Ama bir Alevi meclisi oluşturulursa ve Türkiye’deki tüm kurumlar buraya müdahil olsa ve orada hesap verip, verememe durumu yaşansa belki bu yaşanan eksiklikleri giderme konusunda inançsal ve toplumsal olarak eksikliklerimizi görme ve bunları giderme konusunda farklı aksiyonlar alınabilir. Ama şu anki haliyle birçok kurumumuz gerçekten layıkıyla bu işi yaparken, birçok kurumumuzda da gerçekten Aleviliğin özüne uymayan inançsal ritüellerin yapıldığını görüyoruz.
Toplumsal olarak da 72 millete aynı nazardan bakan bir anlayışta olmamıza rağmen diğer halklara bakarken üstümüze düşen sorumlulukları yeterince yerine getirememe gibi sıkıntıları yaşıyoruz. Bu bağlamda bunun giderilmesi için de üst akılda buluşulması gerekiyor. Üst aklın yaratılabilmesi için de bu bağlamda yan yana gelmek gerekiyor. Sadece bizim yan yana gelmemiz değil. Türkiye’deki diğer bağımsız kurumların, cemevlerinin tüm kurumların çatı örgütleri, şubeleri de dâhil bir Alevi meclisi çatısı altında toplanması gerekir diye düşünüyorum.
“CEMEVLERİ ALEVİ MİMARİSİNDEN ÇOK UZAK”
Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Cemevlerinin mimarisi gerçekten sıkıntılı bir durum. Aslında öncelikle geçmişimizde bir cemevi tanımlaması ve şekli yok. Ama done olarak elimizde dergâhlar, ocaklar var. Bu yapılanmada Alevilerin kendilerine özgü mimarisi var. Bu mimarinin şu anda cemevlerinde uygulanmadığını ve yine günümüzün güncel sorunlarını gidermek adına ya da farklı kültürel çalışmaların yapılması adına ciddi bir uyumsuzluk yaşandığını görüyoruz. Kimi cemevleri camiye benziyor, kimi cemevleri plazalara benziyor, kimi cemevleri gerçekten mimari açıdan da böyle çok çirkin durabiliyor.
Alevi hizmet yerini, dergâhlara baktığınızda göreceksiniz. Yatay ve cemal cemali görebileceği dairesel şekilde oluyor genelde. Yani dairesel olmasa bile hizmetlerin yapıldığı yerlerin birbirini görebilmesi, aynı avludan girilmesi gibi durumlar oluyor. Ama maalesef kentleşmenin getirdiği yapılaşma sorunu cemevlerine de yansıyor.
Küçük arsalar üzerine sadece bahçe olmadan cemevleri yapılabiliyor ve çoklu katlar üzerinden sadece cem salonu değil morg, ya da yıkama ve yemekhanesi dışında kültürel olarak tiyatro ya da konferans salonu, derslikler, farklı odalar eklenerek gündelik yaşamlarımızı orada gidermeye yönelik çözümler üretiliyor. Ama Alevi mimarisine çok uzak. Ocaklarda ve dergâhlarda gerçekliğimizden de tamamen uzaklaşmış, yeni bir sıradan binalar oluşuyor.
Bir tek tipleşme değil söylediğim şey ama mimarisinin de, hizmetlerinin de cemal cemale görülebildiği, yürütülebildiği şekilde yapılması aslında bir nevi de her şeyin daha şeffaf olabilmesi ve hizmet edenlerin de bu konuda yararlanacağı bir yer olması gerekiyor diye düşünüyorum.
Ama maalesef şu anki hadise gerçekten inançsal boyutun da çok düşünülmeden, daha çok günlük yaşamsal boyutuyla düşünülerek hareket edildiği için farklı farklı ve ibadethaneye bu anlamda uyum sağlamayan maalesef bir çok devasa cemevlerimiz var diyebilirim.
PİRHA-Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, deyişlerin inançsal karşılığını pekiştirmek adına İstanbul, Ankara ve İzmir’de zakirlik üzerine eğitim programı düzenleyecek.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, cem hizmetlerinin önemli yürütücülerinden zakirlere dönük yeni bir proje geliştirdi. Dernek Başkanı Aydın Deniz, “Cemevlerimizde zakir ve dede eksikliği yaşanıyor” diye çıktıkları yolda yapılacaklarını anlattı.
DEYİŞLERİN ANLAMLARI ÜZERİNDE DURULACAK!
Aydın Deniz, zakirliğin Alevilikte büyük öneme sahip olduğuna işaret ederek bu yönlü hizmet yürütenlerin daha nitelikli düzeye gelmeleri için proje geliştirdiklerini anlattı. İstanbul, İzmir ve Ankara odaklı eğitimin 2 gün süreceğini belirten Deniz, “Eli saz tutan zakir adaylarını bir araya toplayacağız” dedi.
Deniz, öncelikli eğitimlerinin tüm semah ve deyişlerin öğrenilmesiyle ilgili olduğuna işaret etti. Deniz, “Sonrasında ise inançsal bazda deyişlerin karşılığının, anlamının ne olduğuna dair bilgi ve donanım anlamında eğitim verilecek” diyerek çalışma yürütücüsü olarak da Sanatçı Gani Pekşen’i işaret etti.
Deniz, ekipte başka kimlerin olacağına Gani Pekşen’in karar vereceğine işaret ederek şu bilgileri paylaştı:
“Şu an için netleşen isimler arasında Yazar Piri Er ve Mehmet Turan Dede var. Yani programın ilk günü ‘deyişlerin inançsal karşılığı nedir?’ konusu işlenecek ve bunların zakirlere kazandırılması üzerinde durulacak. İkinci günde ise tüm semah ve deyişlerin öğretilmesi gündemde olacak. Çünkü bazen bir zakir, Turna Semahı çalabiliyor ancak oldu ki o cemde Hubyar Ocağından canlar çok sayıda ve Hubyar Semahı dönülecek ama Hubyar Semahı bilinmiyor. Ve şu an zaten ciddi şekilde zakir ve dede eksikliği de var.”
ZAKİRLER, EĞİTİM SONRASI TÜM DEYİŞLERE HAKİM OLACAK!
Yetiştirilecek zakirlerin tüm Alevi coğrafyasındaki deyiş ve semahlara hakim olacağını anlatan Deniz, yapılacak eğitimlerin de video kayıt altına alınacağını vurguladı. Deniz, Ankara ve İzmir’de 2 gün olacak eğitimlerin saat 13:00’te başlayıp 19:00’a kadar süreceğini belirtti. Ankara ve İzmir’de 12 saatlik eğitim verilmesi planlanırken İstanbul’da ise katılıma göre ‘Anadolu ve Avrupa yakası’ diye bölünmeye gidileceği üzerinde duruluyor.
İstanbul’daki talep yoğunluğuna göre ikişer günden toplamda 4 günlük eğitimin olacağını belirten Deniz, “Talep gelirse eğer Adana, Bursa gibi illere de ulaşmaya çalışacağız” diye de ekledi.
Tarihin henüz netleşmediğini belirten Deniz, çalışmanın Ekim 2021 içerisinde planlandığını belirtti. Deniz, çalışmalarla ilgili tüm kurumlara ulaşmak istediklerini de söyleyerek, “Eylül sonunda program içeriklerini netleştireceğiz” mesajını verdi.