Etiket: hukuksuzluk

  • Avukatlar, ülkede artan hukuksuz uygulamalara ilişkin konuştu: Hukuk hepimiz için gerekli!-VİDEO

    Avukatlar, ülkede artan hukuksuz uygulamalara ilişkin konuştu: Hukuk hepimiz için gerekli!-VİDEO

    PİRHA- Avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırıldığına vurgu yapan avukatlar, “Bugün ülkenin ihtiyacı olan üç temel şey; hak, hukuk, adalettir” dediler.

    Türkiye Barolar Birliği “Savunmanın bağımsızlığı, hukuka saygı” talebiyle Ankara’da yürüyüş yaptı. Yürüyüşe katılan avukatlar mesleki olarak yaşadıkları sorunlara ve ülkede günden güne artan hukuksuzluğa ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “HUKUK HEPİMİZ İÇİN GEREKLİ”

    Denizli Barosu’ndan Av. Esra Can Mercan, “Savunma anlamında savunmamızı gerçekleştiremiyoruz, müvekkillerimizle görüşmelerimizi gerçekleştiremiyoruz. Bu her şeyi etkiler. Hukukun olmayışı her alanı etkiliyor, yaşam hakkımızı etkiliyor. O yüzden hukuk hepimiz için gerekli” dedi.

    “SAVUNMANIN SESİ KISILIRSA, TOPLUMUN SESİ KISILIR”

    Denizli Barosu avukatı Aylin Uzar Yılmaz, savunmanın önemine vurgu yaparak, “Savunmanın sesi kısılırsa, toplumun sesi kısılır. Bugünlerde savunmanın ne kadar önemli olduğunu da hep birlikte görüyoruz. Savunma susturulamaz. Bizler hiçbir zaman kimsenin efendimiz olmasına izin vermedik” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE AVUKATLIK ÇOK İTİBARSIZLAŞTIRILDI”

    Deprem bölgesinden geldiğini belirten Adana Barosu avukatı Duygu Özyaman, depremden sonra sadece 118 tane müteahhittin içeri alınırken yasal hakkını kullanan 301 tane gencin içeride olduğunu söyledi.

    Özyaman şunları ekledi:

    “Buraya hukuksuzluğa, adaletsizliğe, avukat için de adalet için geldik. Türkiye’de avukatlık çok itibarsızlaştırıldı. İstanbul Barosu’nun yönetiminin hukuksuz bir şekilde düşürülmesi, diploması olan bir başkanın bu şekilde diplomasının alınması ve adaylığının engellenmesi, ayrıca 301 gencimizin yasal haklarını kullanması sonucu içerde olmasını kabul edemiyoruz. “

    “SORUN SİSTEM SORUNU”

    Aydın Barosu’ndan Av. Nezahat İçer, mücadeleye devam vurgusu yaparak, “Sorun sistem sorunu. Mesele avukatlara kadar geldi. Avukatlar yıllardır bu tür baskılarla, saldırılarla karşılaştı. Ama son dönemde ülkedeki sistemle ilgili bütün halka, bütün ülke kaynaklarına saldırı olduğu gibi avukatlara da bir saldırı var” dedi.

    “HUKUKSUZLUKLAR YARGININ EN TEMEL NOKTASI OLAN AVUKATLARA KADAR UZANMIŞ DURUMDA”

    Aydın Barosu’ndan CHP Nazilli İlçe Başkanı Av. Aslıhan Ökmen ise, “Eylemler hala devam ediyor. 301 öğrencimiz hukuksuz bir biçimde tutuklu, yine aynı şekilde Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu olmasına çok yüksek sesle karşı çıkıyoruz. Bu hukuksuzluklar ne yazık ki yargının en temel noktası olan avukatlara kadar uzanmış durumda” diye ekledi.

    “CÜBBEMİZ ONURUMUZDUR”

    Aydın Barosu avukatı Göksu Yaylacı, şunları kaydetti:

    “Hepimizin başta ettiği bir mesleki yemin var. Cübbemiz onurumuzdur diye buraya geldik. Çok büyük adaletsizlikler var, mesleki sorunlar var, genç meslektaşların intiharları var. Biz bunların hepsine ses çıkarmak için buraya geldik”

    “ÖĞRENCİLER DEĞİL, KADINA ŞİDDET UYGULAYANLAR TUTUKLANMALI”

    Öğrencilerin değil kadına şiddet uygulayanların tutuklanması gerektiğini belirten Ankara Barosu avukatı Bilge Girgin de, “Biz de mesleki olarak tıpkı vatandaşlar gibi adaletin zamanında erişiminde sıkıntılar yaşıyoruz. Savunman olarak bütün hukuk argümanlarını mahkemelere sunuyoruz fakat geç gelen adalet, adalet olmuyor maalesef” diye konuştu.

    “AVUKATLAR OLARAK SAVUNMAYI SAVUNMAK DURUMUNDA KALIYORUZ”

    Avukatların en büyük problemi iktidardan kaynaklı yaşadıklarını belirten İstanbul Barosu’ndan Av. Doğan Zafer Çıngı şunları söyledi:

    “Bizler avukatız, savunmayı savunmak durumunda kalıyoruz. Bugün avukatlar savunma unsurunu gerçekleştiremiyor. Bu iktidarın avukatlar üzerinde oluşturduğu tahakkümden kaynaklı bir şey. Hakimler savcılar bugün sonsuz derecede yetkililer ve her alanda hukuksuz kararlara imza atıyorlar. Türkiye’de çok büyük hukuksuzluklar yaşanıyor.”

    “SON DÖNEMDE ARTAN BİR SINIF AYRIMI YAŞAMAKTAYIZ”

    İstanbul Barosu avukatı Pınar Akbina Karaman, avukatlar üzerinde ciddi bir sömürü söz konusu olduğunun altını çizdi. Karaman, “Mesleğimizin itibarsızlaştırılması, son dönemde artan bir sınıf ayrımı yaşamaktayız. CMK dediğimiz halka ücretsiz hizmet sunulan, bakanlık tarafından ücretleri ödenen bir sistem var. Bu sistemde yıllar içinde çok düştü ücretler. CMK ücretleri asgari ücret tarifesine eşitlensin diye bir mücadele veriyoruz. Ülkede yaşanan ekonomik sorundan bizler de iliklerimize kadar etkileniyoruz. Çok büyük hukuksuzlar yaşanıyor. Yargı AKP’gillerin hukuk bürosu halinde dönüşmüş durumda” dedi.

    “ÜLKENİN İHTİYACI OLAN ÜÇ TEMEL ŞEY; HAK, HUKUK, ADALETTİR”

    Ankara Barosu’ndan Av. Ali Fuat Demir, “Bugün ülkenin ihtiyacı olan üç temel şey; hak, hukuk, adalettir. 22 Mart’tan beri devam eden hareketlerin sonu olarak burada bir kalabalık var” diye konuştu.

    “AVUKATLAR MESLEKLERİNİ YAPARKEN ŞİDDETE MARUZ KALIYORLAR”

    İstanbul Barosu avukatı Süreyya Arcan Kara, “Hak, hukuk, adalet demek için buradayız” diyerek, şunları ekledi:

    “Avukatlar savunmayı savunmak zorunda bırakıldı. Avukatların adliyelerin içine alınmadı dönemler oldu. Avukatlar mesleklerini yaparken şiddete maruz kalıyorlar.”

    “TÜRKİYE’DE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ PRENSİBİ İHLAL EDİLİYOR”

    Uşak Barosu avukatı Emine Eser ise, avukatlar olarak hukukun üstünlüğünü savunduklarını belirterek, “Türkiye’de maalesef hukukun üstünlüğü prensibi ihlal ediliyor. Gizli tanıklarla insanların özgürlükleri alınıyor. Avukatlar olarak davalarımızda sıkıntılar yaşıyoruz. Hakimler genellikle torpille alındığı için çok niteliksiz, liyakatsiz hakimler var” dedi.

     “ÖZGÜRLÜĞÜN TEK KOŞULU BAĞIMSIZ YARGIDIR”

    Uşak Barosu’ndan Av. Nurten Yedan Tırpan, “Gidişattan memnun değiliz. Hukukun, yargının bağımsız olması gerekiyor. Şu an hükümete bağlı bir yargı olduğunu düşünüyoruz. Sonuçta hukuk, adalet herkese lazım. Özgürlüğün tek koşulu bağımsız yargıdır” diye kaydetti.

    “HERKES BU ÜLKEDE BİR HUKUKSUZLUK ORTAMINDA YAŞIYOR”

    Ankara Barosu Mustafa Kemal Baran, geçen günlerde bir meslektaşının mesleki ve ekonomik sorunlardan ötürü hayatına son verdiğini hatırlatarak, “Hukukçuların yaşadıkları problemlerin hukuk boyutunda olan kısmıdır. Herkes bu ülkede bir hukuksuzluk ortamında yaşıyor. Hukukçular daima engellemelerle karşılaşıyor. Her gün avukatlar gözaltına alınıyor, her gün tutuklamalar oluyor. Avukatlar ekonomik sıkıntılardan dolayı kendi mesleki faaliyetlerini tam olarak yapamıyor” dedi.

    Eren Güven- Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Ankara’da ‘Avukatlar Günü’ yürüyüşü: Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir-VİDEO

     

  • Diyarbakır Barosu Başkanı Eren’den ‘yargı darbesine karşı tedbir alınmalı’ çağrısı– VİDEO

    Diyarbakır Barosu Başkanı Eren’den ‘yargı darbesine karşı tedbir alınmalı’ çağrısı– VİDEO

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi’nin TİP Milletvekili Can Atalay hakkında verdiği kararı Yargıtay tanımadı. Yargıtay ayrıca tahliye kararı veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı aldı. CANTV’ye konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Nahit Eren, “Bana göre dün Türkiye’de bir yargı darbesi yapıldı. Buna karşı tedbirler alınmalı” dedi.

    Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Can Atalay kararı ile anayasayı ihlal ettiğini öne sürerek, yüksek mahkemenin üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Yargıtay ayrıca TBMM’ye, Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için kararın gönderileceğini belirtti.

    Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren, CAN TV’de yayınlanan Ezgi Soysal’ın sunduğu Can Aktüel Bu Sabah programında konuya dair değerlendirme yaptı.

    “BİR HUKUKÇU OLARAK DEĞERLENDİRME GEREĞİ BİLE DUYMUYORUM”

    Eren, dün Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu kararı hukuki açıdan bir hukukçu olarak değerlendirme gereği bile duymadığını dile getirerek, “Aslında bu oyalama süreci dünkü kararın bir hazırlığı olduğunu bize gösterdi. Bana göre dün Türkiye’de bir yargı darbesi yapıldı. Kararın içeriğine baktığımız zaman öyle kararlar var ki gerçekten hukuk adına skandal diyebiliriz” dedi.

    “BU SKANDALIN EN BÜYÜK MAĞDURU, HAKKINI YARGI ÖNÜNDE ARAYANLAR OLARAK BİZLER OLACAĞIZ”

    Eren, Türk Ceza Kanunu’ndaki Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir kurum ve organını aşağılama suçu işlendiğini belirterek şunları ifade etti:

    “Dün Yargıtay 3. Ceza Dairesi hem Anayasa Mahkemesi’nin kurumsal kimliğine hem de Anayasa Mahkemesi’nde oy hakkına sahip olan bağımsız yargıçlara yönelik büyük bir suç isnadında bulunmuştur. Ve kendilerini aşağılamıştır. Bu skandalın mağduru, Anayasa Mahkemesi’nin temel hak ve özgürlükler konusunda vermiş olduğu bir ihlal kararının yerine getirilmemesinin mağduru toplum, bizler olacağız. Hak arayan, hakkını yargı önünde arayanlar olarak bunun en büyük mağduru bizler olacağız.”

    “SES ÇIKARMAZSAK BU HUKUKSUZLUKLAR ÜLKENİN HER YERİNE YAYILACAK”

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Cumartesi Anneleri hakkında verdiği ihlal kararını hatırlatan Eren, “İstanbul’daki Beyoğlu Kaymakamı, bırakın bir yargı makamını, bir bürokrat AYM kararını uygulamadı. Her ihlale her hukuksuzluğa ses çıkarmadığımız sürece maalesef bu hukuksuzluklar ülkenin her yerine bu şekilde yayılmış olacak” dedi.

    Eren, şöyle devam etti:

    “Bu anlamda bu skandal Türk hukuk tarihine yeni bir kara leke. Daha önce de benzer birçok vaka yaşandı. Demirtaş ve Kavala kararının Türkiye’de uygulanmaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararlarıyla Anayasa Mahkemesi(AYM)kararlarının bağlayıcılığı ve uygulanırlığı açısından hiçbir fark yok. Bu uygulamanın getirdiği sonuç maalesef dün Ankara’da büyük bir sarsıntı yarattı.”

    “BİR AN ÖNCE TEDBİRLER ALINMALI”

    Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren, “Bu konuda sadece yargı makamları değil. TBMM’nin ve siyasi partilerin bu konuda çok net bir tutum ortaya koyması lazım. Bu hukuksuzluk ülkeyi hukuk anlamında kaosa sürükler. Temel hak ve özgürlükler konusunda ülkeyi büyük bir çıkmaza sürükleyeceği çok net. Bir an önce buna yönelik tedbirlerin alınması lazım.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Gülsüm Elvan muhalefete seslendi: Her türlü hukuksuzluğun karşısında durun

    Gülsüm Elvan muhalefete seslendi: Her türlü hukuksuzluğun karşısında durun

    PİRHA – Seçim sonrası Meclis’te kadın vekillerin azlığı eleştirilere neden oluyor. Gülsüm Elvan, yeni döneme dair değerlendirmesinde, “Her şeyden önce oğlum Berkin başta olmak üzere, katledilen çocuklar ve kadınlar için Meclis’te de mücadele eden bir çoğunluk vardı. Şimdi ise temel haklar ve özgürlükleri, ifade özgürlüğünü savunacak olan milletvekili sayısının düşmüş olması beni endişelendiriyor” dedi.

    Gezi direnişi sırasında Okmeydanı’nda ekmeke almaya giderken polisin attığı gaz fişeğiyle ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, Meclis’teki erkek egemen tabloyu ve gerici zihniyetin çoğunluğu elde etmesini değerlendirdi.

    Meclis’teki durumun endişe verici bulduğunu söyleyen Gülsüm Elvan, kazanılmış hak olan İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların ellerinden alındığını belirterek, Meclis’e giren vekillerin çok ağır açıklamalarla kadınları hedef gösterdiğini söyledi.

    “ÖTEKİ OLAN HERKES TEHLİKEDE”

    Elvan, hayatta var olmaya çalışan kadınların can güvenliğinin artık kalmadığının altını çizerek, “Çocuklar tehlikede. Öteki olan herkes tehlikede. Her şeyden önce oğlum Berkin başta olmak üzere, katledilen çocuklar için, kadınlar için, yaşam hakkı ihlal edilen tüm yurttaşlar için Meclis’te de mücadele eden bir çoğunluk vardı ve en azından sesimize ses oluyorlardı. Şimdiyse temel haklar ve özgürlükleri, ifade özgürlüğünü savunacak olan milletvekili sayısının düşmüş olması beni endişelendiriyor” dedi.

    “CAN ATALAY SERBEST BIRAKILMALI”

    “Şu an nasıl mücadele edilebilir ki mecliste? Nasıl güvenebiliriz buradan çıkan kararlara?” diye soran Elvan, Avukat Can Atalay’ın Türkiye İşçi Partisi’nden milletvekili seçilmiş olmasına rağmen hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulmasına da tepki göstererek, serbest bırakılmasını istedi.

    Elvan, “Avukatımız, Can’ımız, yoldaşımız, depremin en ağır yara aldığı illerden olan Hatay’dan milletvekili seçilmesine rağmen onu hâlâ cezaevinde tutuyorlar. Hukuksuz biçimde. Dolayısıyla Meclis, daha yemin törenlerinin edildiği ilk andan itibaren hukuksuzluğa göz yumarak işlevselliğini yitirdi. Böyle bir denklemde nasıl güvenebiliriz? Hiç de kolay olmayacak” diye konuştu.

    MUHALEFETE ÇAĞRI

    Gülsüm Elvan, muhalefete seslenerek, “Lütfen her türlü hukuksuzluğun karşısında durun. Sadece Meclis’te değil; her yerde olun. Çocukların, kadınların, yaşam hakkı ihlal edilenlerin yanında olun. Aksi takdirde yarınlarımız çok daha kötü olacak” ifadelerine yer verdi.

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    >‘Kadınlar yeni politikalar üretmeli, eyleme geçme zamanı’

    >‘Mecliste bizi temsil edecek olan erkekliğin çok daha ötesindeyiz’

    > ‘Alevi kadınlar olarak Meclis’teki sağcı ittifaka karşı mücadeleyi büyütmeliyiz’-VİDEO

  • Özdikmenli, çocuğunun ‘zorunlu din dersinden muafiyeti’ için din değiştirdi

    Özdikmenli, çocuğunun ‘zorunlu din dersinden muafiyeti’ için din değiştirdi

    PİRHA-Psikolog Dr. Gözde Özdikmenli’nin, 5. sınıf öğrencisi çocuğunun zorunlu din dersinden muaf tutulması için açtığı dava reddedilmişti. Bunun üzerine Özdikmenli son çare olarak çocuğunun muaf tutulması adına din değiştirmek zorunda kaldı ve Hristiyan olmayı seçti. Özdikmenli’nin E- devlet üzerinden yaptığı din değişikliğiyle birlikte talebi kabul edildi ve çocuğu din derslerinden muaf tutuldu.

    Muğla’da yaşayan Psikolog Dr. Gözde Özdikmenli’nin, 5. sınıf öğrencisi çocuğunun zorunlu din dersinden muaf tutulması için açtığı dava ‘din dersi hukuka uygun’ denilerek reddedilmişti.

    Özdikmenli, çocuğunun okulda dini eğitim almasını psikolojik açıdan uygun bulmadığından, din derslerinden muaf tutulmasını isteğini ancak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden başka bir dine mensup olduklarına dair belge istendiğini de belirtmişti.

    Özdikmenli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları olmasına rağmen yerel mahkemeden olumsuz yanıt alınca son çare olarak çocuğunun din dersinden muaf tutulması için Hristiyan olmayı seçti.

    Özdikmeli, yaptığı din değişikliğiyle E- devlet üzerinden aldığı belgeyle birlikte İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurarak çocuğunun din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muaf tutulmasını talep etti. Özdikmenli’nin talebi ‘farklı bir dine mensup oldukları’ gerekçesiyle kabul edildi ve çocuğu din derslerinden muaf tutuldu.

    “ÜLKEMİZDE ADALET SİSTEMİNİN DURUMU ORTADA”

    Din kültürü ahlak bilgisi dersinden muafiyet taleplerinin kabul edildiğini sosyal medya hesabından da paylaşan Özdikmenli, şunları dile getirdi:

    “Öğrendiğimde gözyaşlarımı tutamadım. Bir buçuk yıl süren davayı kaybetmemize rağmen, benim Protestan Hristiyan olmamla birlikte oğlum zorunlu din dersinden muaf olabildi. Rab İsa’ma şükürler olsun diyorum. Ülkemizde adalet sisteminin durumu ortada. Günün birinde dindar bir insan olacağım aklımın ucundan geçmezdi ama uğradığımız haksızlıklar ve oğlumun geçirdiği hastalık sonrasında ben artık eskisinden farklıyım.

    “DİN DEĞİŞİKLİĞİ YAPILARAK ZORUNLU DİN DERSLERİNDEN MUAF OLUNABİLİR”

    E-devlet üzerinden din hanesini değiştirip bunu çocuğunun okuluna dilekçe ile belgelendiren kişilerin çocukları din dersinden muaf olabiliyorlar. Ben kağıt üstünde kalmasın dedim ve gerçekten Hrıstiyan oldum. Hukuki mücadele verip benim gibi kazanamayan tüm insanlar için dua ediyorum; “Rabbim sen yücesin, sen merhametlisin, sen şefkatlisin. Din ve vicdan özgürlüğünü ülkemizde gerçek anlamda sağla. 9 yaşındaki minicik çocukların zorla din dersine maruz kalmamaları için gerekeni yap. Hiçbir anne babayı, istemediği bir şeyin çocuğu üzerinden zorunlu kılınması durumu ile sınama. Tüm kardeşlerimi koru ve esenliğini bizlerden eksik etme.”

    “BİR DİLEKÇE İLE HERKES BU DERSLERDEN MUAF OLABİLMELİ”

    Özdikmenli son olarak şunları aktardı:

    “Bu ülkede birçok dinden insan var, Aleviler var, ateistler var vs. Sünni olsa bile çocuğunun din dersi almasını istemeyen veliler de var. Tüm bunların gözetilmesi ve din derslerinin zorunlu olarak herkese dayatılmaması gerekir. İlkokul 4. sınıfta bu ders zorunlu olarak verilemeye başlanıyor. O yaşta çocukların soyut düşünmeleri gelişmemiş durumda. Belirli bir seviyeden sonra seçmeli verilebilir. Herhangi bir insan çocuğunun din derslerinden muaf tutulmasını istiyorsa bu yolu izleyebilir. Bu durum üzücü ne yazık ki. Aslında bir dilekçe ile herkes bu derslerden muaf tutulabilmeli. Kimse bir şey ispat etmek zorunda kalmamalı. İnsan haklarına aykırı bir durum var. Bunun için toplumsal anlamda mücadelemizi vermeye devam edeceğiz.

    “HUKUKİ YOLLARA BAŞVURDUĞUMUZDA BİR KISIRDÖNGÜ YAŞIYORUZ”

    Biz yerel mahkemeye başvurduk. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları olmasına rağmen talebimizi reddetti. Yerel mahkemenin kararını AYM’ye götürmemiz gerekiyor. Zaten biz AYM kararlarını emsal olarak sunduk buna rağmen yerel mahkeme ret verdi. Yani bir kısır döngü söz konusu. Lehte olan kararlar var ve uygulanmamakta ısrar ediliyor. Bu mahkeme süreçleri yıllar alıyor, uzun sürüyor. O zamana kadar çocuklarımız bu dersleri almak zorunda kalıyorlar. Bundan dolayı biz de böyle bir yola başvurduk.

    “VELİLER NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜ’NE GİDİP DİN DEĞİŞİKLİĞİ TALEBİNDE BULUNABİLRİLER”

    Benim zaten Hristiyanlığa ilgim vardı. Geçtiğim için memnunum şimdilik. Çocuğunun zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını isteyen herkes nüfus müdürlüklerine gidip din değişikliği talebinde bulunabilir. Ardından E-devletten bir belge alıp okullara başvurabilir. Bu konuda zorluk çıkarmıyorlar, hemen kabul ediyorlar.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Mahkeme ‘Din dersi hukuka uygun’ deyip davayı reddetti; Özdikmenli: Mücadele edeceğim

    Psikolog Özdikmenli: Vicdanım razı olmadı; çocuğumun din dersi almaması için dava açtım!

  • Ölüm orucundaki Sibel Balaç’ın annesi: Evladımın sesini duyun artık!-VİDEO

    Ölüm orucundaki Sibel Balaç’ın annesi: Evladımın sesini duyun artık!-VİDEO

    PİRHA- Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucunun 103’üncü gününe giren eski öğretmen Sibel Balaç’ın annesi Nuray Balaç, Adalet Bakanlığı’na seslenerek, “Kızımın sesini duyun. Onu kaybetmek istemiyorum” dedi.

    Ankara’da, Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski öğretmen Sibel Balaç, zihinsel engelliler öğretmenliği yaparken sürgün ve mobbinge uğradığını belirterek 2018 yılında görevinden istifa etti.

    Balaç, aynı yıl Kanun Hükmü Kararname’yle (KHK) işinden ihraç edilen memur, öğretmen ve akademisyenlerin, Ankara’da Yüksel Caddesi’nde gerçekleştirdikleri ‘işimi geri istiyorum’ eylemlerine katıldı. Yüksel Caddesi’ndeki eylemcilerle birlikte 10 Aralık 2018’de gözaltına alınan Sibel Balaç, 18 Aralık’ta tutuklandı.

    Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ve kendisine komplo kurulduğunu söyleyen Balaç, 8 yıl 1 ay 15 gün ceza aldı. Aldığı cezanın ardından başta adil yargılanma hakkı olmak üzere birçok hukuki talebinin karşılanması için ölüm orucuna başladı.

    DOSYASI YARGITAY’DA İNCELEMEYE ALINDI

    Oluşturulan kamuoyu baskısı nedeniyle Balaç’ın Yargıtay’da bekleyen dosyası geçtiğimiz hafta incelemeye alındı. Balaç’ın dosyası birkaç ay içerisinde sonuçlandırılacak.

    Ölüm orucunun 103’üncü gününü geride bırakan Balaç’ın annesi Nuray Balaç, Ankara’ya kızının görüşüne geldiği sırada Meclis’te milletvekillerini ziyaret ederek Yargıtay’da incelemede bulunan dosyasının bozulması için sesini duyurmaya çalıştı.

    Siyasi partilerin yanı sıra birçok demokratik kitle örgütüyle de görüşmeler yaptıklarını kaydeden anne Balaç, Ankara Tabip Odası’na (ATO) başvurduklarını ve cezaevinde kızını hekimlerin görmesini talep ettiklerini belirtti. Anne Balaç, bu talebin Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Müdürlüğü tarafından reddedildiğini aktardı.

    Kızı Sibel Balaç’ın talepleri arasında yer alan ‘sohbet hakkının uygulanması’ için de 45 avukatın Adalet Bakanlığı’na başvurduğunu söyleyen anne Balaç, bakanlığın hapishane idaresine yönlendirdiğini, hapishane idaresinin de bakanlığın inisiyatifinde olduğunu söylediğini belirterek hukuksuz ve belirsiz bir durumla karşı karşıya olduklarını vurguladı.

    “SESİMİZİ DUYURMAK İÇİN KAPI KAPI GEZİYORUZ”

    Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Gökhan Yıldırım’ın da kızı gibi adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olduğunu hatırlatan anne Balaç, kızının ve Yıldırım’ın haksızlığa tahammül edemedikleri için bu eyleme başladıklarını aktardı.

    Pazartesi günü kızının görüşüne giden anne Balaç, kızının 25 kilo kaybettiğini ve durumunun her geçen gün kötüye gittiğini ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Kızımın durumu çok kötü. Kapalı görüş vardı ve bana yürürken başının döndüğünü söyledi. Bana belli etmiyor. Her sorduğumda ‘iyiyim’ diyor. Ama ben biliyorum, çok zayıflamış, halsizleşmiş. Ben üzülmeyeyim diye öyle söylüyor. 2 gündür kapı kapı geziyoruz. Meclis’e gittik milletvekilleriyle görüştük. Konuyu gündeme getirin dedik. Adalet Bakanlığı ve televizyon kanallarına mektup yazdım ancak bir yanıt alamadım. Kızım 8 yıl ceza aldı. Tamamen haksız, hukuksuz yere. Kızım AŞTİ’de otobüsten inince gözaltına almışlar. Çıplak arama yapmışlar. Sonra üzerinden SD kart çıktı demişler. Ama öyle bir durum yok. Karttan haberi bile yok kızımın. Kızıma komplo kurdular. Eylemlere katıldığı için ceza verdiler.”

    “KIZIMA 687 GÜN HÜCRE, 48 AY GÖRÜŞ CEZASI VERDİLER”

    Cezaevi idaresinin mahpuslara sürekli disiplin cezaları verdiğini de söyleyen anne Balaç, “Kızım hapishanede yaşanan hak gasplarına karşı çıktığı için 687 gün hücre cezası, 48 ay da görüş cezası aldı. Hapishane yönetimi, ölüm orucuna başladığı için hakkında 9 soruşturma daha açtı. Disiplin cezaları Sincan Kadın Hapishanesi’nde çok keyfi bir şekilde, gerçek hiçbir gerekçe olmadan veriliyor. Kızımın taleplerinden birisi de bu hukuksuz duruma son verilmesidir. Kızımla görüşmem, ondan sağlıklı bilgi almam engelleniyor. Şu an ölüm orucunda olduğu için hücreye koymuyorlar ama telefon, mektup, görüş gibi cezaları var. Bunlar uygulanırsa hiçbir şekilde haber alamam, göremem kızımı” şeklinde konuştu.

    “HAK ARAMAK SUÇ OLMUŞ”

    Kızının talepleri arasında kitap ve dergi kısıtlamalarının kaldırılması, sohbet hakkının genelgeye uygun olarak uygulanması ve hasta mahpusların serbest bırakılmasının da bulunduğunu aktaran anne Balaç, son olarak duyarlı tüm kesimlere şu çağrıyı yaptı:

    “Sibel sesinin duyurulması için ölüm orucuna başladı.  Ben evladımı ne zorluklarla büyüttüm. İnsan artık hakkını arayamayacak mı? Hak aramak suç olmuş. Evladımı nasıl kurtarabilirim bilmiyorum. Ben bir evladımı kaybettim bu evladımı da kaybetmek istemiyorum. Ben her zaman evladımın arkasındayım. Haksız yere bir insan bu kadar içeride tutulmaz. Evladıma bir şey olmadan sesini duysunlar. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere sesleniyorum, yalvarıyorum. Kızımın sesini duyun, onu serbest bırakın. Bir anne olarak daha ne yapmam gerekiyorsa yaparım. Lütfen kızımın sesini duyun artık.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

     

     

     

  • ‘Kayyımlar HDP’ye yönelik intikam operasyonu’-VİDEO

    ‘Kayyımlar HDP’ye yönelik intikam operasyonu’-VİDEO

    PİRHA- HDP’li belediyelere kayyım atanmasına ilişkin konuşan CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi ve eski CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, kayyımların HDP’ye karşı bir intikam operasyonu olduğunu kaydettiler. 

    Haberin videosu

    19 Ağustos tarihinde İçişleri Bakanlığı kararıyla HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmış ve belediye eşbaşkanları görevden alınmıştı. Kayyıma karşı eylemler ve tepkiler de devam ediyor.

    CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi ve CHP’nin eski milletvekili Barış Yarkadaş, HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyım atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İKTİDAR KARIŞIKLIK ÜZERİNDEN BESLENİYOR”

    Kayyımların tamamen keyfi, toplumu kutuplaştırmak için atandığını kaydeden Ali Haydar Hakverdi, iktidarın toplumu çatıştırmaya çalıştığına vurgu yaptı. Tüm hukuksuzlukların AKP iktidarının devam etmesi için yapıldığına dikkat çeken Hakverdi, “Ülke yangın yeri ama bunların umurlarında değil. Daha da ekonomi geriye gitmiş hiç umurunda değil. İradesini teslim eden vatandaşın iradesini hiçe saymışız, toplumun bir kesimi diğeriyle çatışmış hiç önemli değil diyorlar. Bu ülkeyi karıştırmaktır, bu karışıklık üzerinden beslenmektir” diye konuştu.

    Muhaliflerin bir araya gelmek zorunda olduklarına da işaret eden Hakverdi, “Bugün o üç belediyeye olan yarın Ankara ve İstanbul’a da olacaktır buna ses çıkarmazsak” dedi.

    “HDP’YE YÖNELİK İNTİKAM OPERASYONU”

    HDP’li belediyelere kayyım atanmasının hiçbir hukuki ve siyasi meşruiyeti olmadığını belirten CHP’nin eski Milletvekili Barış Yarkadaş da kayyımları ‘HDP’ye yönelik bir intikam operasyonu’ olarak değerlendirdi. Bu intikam operasyonunun arkasında HDP’nin 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde AKP ve MHP’yi geriletmek için metropollerde demokrasi güçlerini desteklemesinin yattığını vurgulayan Yarkadaş, “İktidar İstanbul’u, Ankara’yı, Antalya’yı, Adana’yı, Mersin’i kaybetmesinin sorumlusu olarak HDP’lileri görüyor. Bu yüzden de HDP’ye yönelik bir intikam operasyonu geçekleştiriyor” dedi.

    “İKTİDAR KAYYIMLARLA MİLLİYETÇİLİK GÖSTERİSİNE GİRİŞMEK İSTİYOR”

    Kayyımların altında yatan bir başka nedenin de AKP’nin dış politikada özellikle Suriye’de yaşadığı çöküntünün üzerini örtmek olduğunu belirten Yarkadaş, iktidarın kayyımlarla bir milliyetçilik gösterisine girişmek istediğini de ekledi.

    “MAZLUMUN KİMLİĞİNE BAKMADAN TAVIR ALIYORUZ”

    Kayyımın hukuki bir yanı olmadığını da hatırlatan Yarkadaş, demokratik kamuoyunun HDP’ye yapılan bu hukuksuzluk karşısında net bir tavır alması gerektiğine işaret etti. Bugün HDP’ye yapılanın yarın diğer partilere de yapılabileceğini ifade eden Yarkadaş, “Biz bir hukuksuzluk varsa bu ‘hangi partiye yapılmış’ diye tavır almıyoruz. Hukuksuzluk, adaletsizlik varsa orada haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayan kişinin kimliğine bakmadan, mazlumun kimliğine bakmadan bir tavır alıyoruz.” dedi.

    “İKTİDAR MUHALEFETİ BÖLMEYE ÇALIŞIYOR”

    İktidarın CHP ile HDP’yi, CHP ile İYİ Parti’yi, İYİ Parti ile HDP’yi karşı karşıya getirmeye ve muhalefeti bölmeye çalıştığını kaydeden Yarkadaş, muhalefet partilerinin bu oyunu gördükleri için tuzağa düşmediklerini ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Açlık grevindeki ÇHD’li avukatların aileleri: Yaşanan hukuksuzluk son bulsun-VİDEO

    Açlık grevindeki ÇHD’li avukatların aileleri: Yaşanan hukuksuzluk son bulsun-VİDEO

    PİRHA – Açlık grevine başlayan tutuklu avukatlar için açıklama yapan aileleri yaşanan hukuksuzluğun bir an önce son bulmasını ve avukatların serbest bırakılmalarını istedi.

    Uzun süren tutukluğun ardından tahliye edilen ama 24 saat sonra tekrar tutuklanan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi avukatlar Selçuk Kozağaçlı, Aycan Çiçek, Aytaç Ünsal, Behiç Aşçı ve Engin Gökoğlu hukuksuz yargılamalara ve cezaevlerindeki baskılara dikkat çekmek için açlık grevine başladı.

    Açlık grevine başlayan avukatların aileleri bugün yaptıkları basın açıklamasıyla bu hukuksuzluğun bitirilmesini istediler.

    “AVUKATLAR TERÖRİZE EDİLDİ”

    İlk olarak konuşan Avukat Didem Baydar Ünsal’ın babası Adem Baydar, mahkemeyi adalete ve hukuka davet etti.

    Avukat Aytaç Ünsal’ın annesi Nermin Ünsal, avukatların terörize edildiklerini belirtti. Tutuklu avukatların değişik illere gönderilmesinin aileleri mağdur ettiğini söyleyen Ünsal, tüm bu hukuksuzlukların durdurulması için Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırdı.

    “TERÖRİST İLAN EDİLEN ÇOCUKLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ”

    Avukat Aycan Çiçek’in Annesi Saniye Çiçek, avukatların boş dosyadan 1 buçuk senedir cezaevinde tutulduklarını ifade etti. ‘Terörist’ ilan edilen avukatların tertemiz avukatlar olduklarını ve suçsuz olduklarını söyleyen Çiçek, “Çocuklarımız hangi suçu işlediler de terörist ilan ediyorsunuz. Terörist diye ilan ettiğiniz çocuklarımızdan gurur ve onur duyuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı içinizde birazcık vicdan varsa çocuklarımızı serbest bırakın” dedi.

    SADECE ÇOCUKLAR DEĞİL AİLELER DE CEZALANDIRILDI

    Avukat Didem Baydar Ünsal’ın annesi Gülay Baydar da tutuklu olan kızı ve damadının farklı şehirlerdeki cezaevlerine gönderildikleri için çok sıkıntı yaşadıklarını ve hala da yaşamaya devam ettiklerini belirtti. 1 buçuk yıllarının Karabük ve Burhaniye yollarında geçtiğini söyleyen Baydar, sadece çocuklarının değil kendilerinin de cezalandırıldığını ve bunun son bulmasını istediklerini kaydetti.

    DIŞARIDA OLAN AVUKATLARA ÇAĞRI

    Avukat Engin Gökoğlu’nun babası Sebahattin Gökoğlu ise avukatların Halkın Hukuk Bürosu ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi oldukları için suçlu ilan edildiklerini dile getirdi. Tutuklu avukatların hepsinin halkın, ezilenlerin yanında olduklarını, onların davalarına sahip çıktıklarını ifade eden Gökoğlu, suçsuz yere cezaevinde olduklarını ve bir an önce serbest bırakılmalarını istedi. Gökoğlu, dışarıdaki avukatlara şöyle seslendi: “Bu sorun hepimizin sorunu. Dışarıda olan avukatlara da sesleniyorum. Meslektaşlarına sahip çıkmalarını desek vermelerini istiyorum.”

    “YAPILANLAR ADALETE OLAN GÜVENİMİZİ AZALTTI”

    Avukat Aytaç Ünsal’ın babası Nihat Ünsal da bu yapılanların adalete olan güvenlerini azalttığını dile getiren Ünsal, çocuklarına yapılan haksız ve hukuksuz uygulamaların son bulmasını istedi.

    Avukat Engin Gökoğlu’nun eşi Meral Yıldırım Gökoğlu da tutuklu bulunan 5 avukatın yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekmek amacıyla açlık grevine başladıklarını hatırlattı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gezi gazisinden adaletsizliğe isyan: Hala kör olduğumu ispatlayamadım-VİDEO

    Gezi gazisinden adaletsizliğe isyan: Hala kör olduğumu ispatlayamadım-VİDEO

    PİRHA- Gezi direnişi sırasında Taksim’de polisin attığı gaz fişeğiyle sağ gözünden vurularak yaralanan Erdal Sarıkaya, 5 yıl önce açtığı davada hala bir ilerleme olmamasına isyan etti. Adaletsizliğin sürdüğünü dile getiren Sarıkaya, mahkemenin hastanelerden istediği raporlar konusunda muamma yaşandığını belirterek, “Hala kör olduğumu ispatlamaya çalışıyorum” diyor. 

    İstanbul Taksim’de Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle sağ gözünden vurulan Gezi Gazisi Erdal Sarıkaya, açtığı davayla ilgili hala adaletsizliğin sürdüğünü söyledi.

    Sarıkaya, “İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nde yürütmüş olduğum bir davadan istinaden mahkeme dört buçuk yıl sonra beni Adli Tıp Kurumu’na yönlendirdi. Hala kör olduğumu ispatlayamadım” dedi.

    DAVA DOSYASINDAKİ EKSİKLİKLER GİDERİLMİYOR

    Dava dosyasındaki eksikliklerden dolayı mahkemenin Çapa Tıp Fakültesi ve Beyoğlu Göz Hastanesi’nden rapor istediğini belirten Sarıkaya yaşanan dosya krizini şöyle anlattı:

    “Beyoğlu Göz Hastanesi ilk tebligata cevap veriyor ama Çapa Tıp Fakültesi buna bir türlü cevap vermedi. Hatta mahkeme ara karar alarak evrakların 20 gün içinde gönderilmesini yoksa gönderilmeyenler hakkında yasal işlem yapılacağını belirtti. En son dosyaya baktığımda şöyle bir olayla karşı karşıya kaldım: Çapa yazı göndermiş ve bir de posta makbuzunun fotokopisini göndermiş. Çapa diyor ki biz size gönderdik. Buna karşılık dosyayı incelediğinde gelen herhangi bir şey yok. Mahkeme başkanıyla yaptığım görüşmede dedim ki ‘Çapa size göndermiş. Siz diyorsunuz ki gelen evrak yok.’ Çapa evrakın alındığına dair belgeyi gösteriyor. ancak mahkeme başkanını, o evrakta yazan böyle bir personel bizde çalışmıyor. Peki ne olacak nasıl yapılacak? Bu evrak kime gitti, kime teslim edildi?
    En son mahkeme yeni bir karar alarak üst yazıyla böyle bir çalışanının olmadığını kendilerinin istemiş olduğu evrakın gelmediğini buna karşı evrakın araştırılması ve yeniden düzenlenerek on gün içinde gönderilmesini istedi. Yani beş yılın tamamını anlatacak süreç bu.

    5 YILDIR DAVADA İLERLEME YOK

    Davanın hiç bir şekilde ilerlemesine izin verilmediğini ifade eden Erdal Sarıkaya, “Çünkü dava ilerlerse dönemin başbakanı şimdinin Cumhurbaşkanı, 24 Haziran’da başkan olma hayali kuran Recep Tayip Erdoğan’a kadar uzanacak bu durum. Bu nedenle beş yıl boyunca davalarımızda herhangi bir ilerleme olmadı.

    PEKİ SAĞLIK DURUMU NASIL?

    Şu an sağlık durumunun pek iyi olmadığını söyleyen Gezi Gazisi Erdal Sarıkaya, “Yedinci ameliyat için Haziran’ın sonunu bekliyorum. Gerçi bu son ameliyat olmayacak çünkü tıp ne kadar ilerlemiş olursa olsun polis vahşetinin izini silmek o kadar kolay değil. Tahribat çok büyük, belki daha sonra sekiz, dokuz ameliyat olabilir. Çünkü gözün içindeki oluşan tahribatı tam anlamıyla toporlayamadılar.

    “GEZİ’DEN BİR TEMSİLCİNİN VEKİL OLMASINI İSTERİM”

    Tüm bu yaşadıklarına rağmen güçlü olduğunu söyleyen Sarıkaya, “Beş yılı tamamladık. Hala alanlardayız hala dimdik. 25 Haziran’da bu ülkeyi 2013’de kana bulayanların, gencecik çocuklarımızı katledenlerin 25 Haziran’da mutlak çöküşünü göreceğiz. Bu süreci umutla bekliyoruz. 24 Haziran seçiminde mecliste Gezi’den bir temsilcisinin olmasını istiyorum. Gezi gözardı edilmemeli” diyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Türkiye Barolar Birliği’nden OHAL raporu: Hukuksuzluk dizboyu

    Türkiye Barolar Birliği’nden OHAL raporu: Hukuksuzluk dizboyu

    Türkiye Barolar Birliği, “OHAL’le artan hukuksuzlukların boyutun gözler önüne sermek” amacıyla rapor hazırladı. Rapora göre, işkence, cezaevlerinde ‘hoş geldin dayağı’, gerekçesiz tutuklama kararları, avukat görüşmesinin gizliliğinin ihlali gibi pek çok hukuksuzluk yaşanıyor.

    Türkiye Barolar Birliği’nin “OHAL’le artan hukuksuzlukların boyutun gözler önüne sermek” amacıyla hazırladığı rapora göre, arama kararı verilmeden arama yapılıyor, savcı ile görüşmek isteyen avukat engelleniyor, hukuksuz deliller kullanılıyor, suç isnadı bildirilmeyerek, “karakolda öğrenirsin” deniliyor; işkence, cezaevlerinde ‘hoş geldin dayağı’, gerekçesiz tutuklama kararları, avukat görüşmesinin gizliliğinin ihlali gibi pek çok hukuksuzluk yaşanıyor.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB), OHAL’le birlikte artan hukuksuz gözaltı işlemlerini, avukatlara yönelik baskıları ve cezaevlerindeki hak ihlallerini masaya yatırdı.

    Cumhuriyet’in haberinde yer alan rapora göre, avukatın gözaltındaki şüpheliyle görüşmesinde, OHAL mevzuatının öngördüğü uygun ortamın dahi sıklıkla sağlanmıyor. Raporda gözaltına alınan kişilerle “ön görüşme” adı altında avukatsız görüşme yapıldığı ve avukat geldiğinde ifade tutanağının hazırlanmış olduğuna dair iddialar görülüyor.

    TBB’nin 11 Kasım 2017’de düzenlediği “OHAL Kapsamındaki Soruşturma ve Kovuşturmalarda Avukatların Savunma Haklarının Kısıtlanması” konulu arama konferansının sonuç bildirgesi açıklandı. 70 barodan 121 avukat, arama, el koyma, yakalama, gözaltı, sorgu, savcılık, duruşma, tutukevleri olmak üzere ayrı ayrı masalar etrafında toplandı.

    Avukatlar, arama kararı verilmeden arama yapılması, savcı ile görüşmek isteyen avukatın engellenmesi, hukuksuz delillerin kullanılması, suç isnadının bildirilmeyerek, “karakolda öğrenirsin” denilmesi, işkence, cezaevlerindeki ‘hoş geldin dayağı’ ile doluluk, gerekçesiz tutuklama kararları, avukatların Emniyet’te ve cezaevlerinde uzun süre bekletilmesi, avukat görüşmesinin gizliliğinin ihlali, gerekçesiz görüş yasakları, SEGBİS kayıtlarındaki bozukluk, dosyalardaki uzun süren gizlilik kararları gibi OHAL uygulamaları üzerinde çalıştı.

    AVUKATLARA GÖZDAĞI

    Kolluk görevlilerinin, avukata “soruşturmanın savcısı da hâkimi de biziz” şeklinde gözdağı vermeye yönelik cümleler söylediği, şüpheli ile görüşmesi esnasında “kısa kes” gibi hukuka uygun olmayan, küçük düşürücü ifadeler kullandığı iddialarının yaygın olduğunu belirten avukatlar, “Bazı mahkemelerde sanıklar ve avukatların, işkence veya kötü muamele iddialarını ileri sürdüklerinde, “esasa ilişkin savunma yapın, aksi halde hiç savunma yapmamış sayılacaksınız” zorlamasıyla karşılaştıklarını…” söylediler.

    MADDE MADDE OHAL’DEKİ İHLALLER

    TBB, masaların raporlarından öne çıkanları madde madde şöyle sıraladı:

    – Suçlamanın varlığı, suçluluğun kabulü için hiçbir şekilde yeterli değildir. Suçlamanın ağırlığı, suçun işlendiğinin ispatı olamaz. Suçlu ve suçsuzu, sadece adil yargılama yaparak birbirinden ayırmak mümkündür.

    -Adil yargılamanın esasları, Anayasamızda ve Türkiye’nin de kurucusu olduğu Avrupa Konseyi’nin değerler sisteminde güvence altına alınmıştır. OHAL veya başka bir gerekçeyle adil yargılanma hakkı ihlal edilemez.

    -Adil yargılanma, her bireyin temel hakkıdır. Adil yargılama yapmak da devletin asli görevidir. Adil yargılama yapılmaz ve suçluyla suçsuz birbirine karışırsa, bundan toplum büyük zarar görür. Adil yargılama yapılmaması, masumları mağdur eder. Gerçek suçluların ise, zaman içerisinde toplumun gözünde mağdur konumuna yükselmesine neden olur.

    -OHAL’in ilanına gerekçe olan sebeplerin kalıcı olarak giderilmesi için hukukun üstünlüğünün sağlanması gereklidir. Savcılar ve hâkimler teminatlı hale getirilmelidir. Bilgi eksiklikleri giderilmelidir.

    -Avukatın sistemdeki varlığı adaletin önündeki bir engel olarak görülmemelidir. Tam aksine avukatın sistemden dışlanması halinde adil yargılamanın yapılamayacağı, suçlunun suçsuzdan ayrılamayacağı bilinmelidir.

    -Avukatı dışlamak, adaleti dışlamaktır. Etkin ve bağımsız bir savunma olmadan, adil yargılama olmaz.

    -Rejimin demokratikliğinin ve hukukun üstünlüğünün güvencesi; Bağımsız, tarafsız, keyfilikten uzak bir yargı sistemidir. Etkin ve bağımsız savunmanın varlığıdır.”