Etiket: hünkar hacı bektaş vakfı

  • Serçeşme Cemevi depremzedelere kapısını açtı; 6 oda hazırlandı-VİDEO

    Serçeşme Cemevi depremzedelere kapısını açtı; 6 oda hazırlandı-VİDEO

    PİRHA – Depremzedeler için Serçeşme Cemevi misafirhaneye dönüştürüldü. Yönetim Kurulu Üyesi Emel Uzman, tüm ihtiyaçların El Ele El Hakk’a düsturu ile karşılandığını belirterek “Yolun bize öğrettiği, biraz da sol ideolojinin bıraktığı bir miras bu. Geçmişten bize böyle bir miras bıraktılar, bugün biz yapıyoruz, yarın da çocuklarımıza bu mirası devredeceğiz” dedi.

    Maraş merkezli depremlerin ardından bulundukları şehirleri terk etmek zorunda kalan ailelere Ankara’daki Serçeşme Cemevi kapılarını açtı. Toplamda 24 kişi için 6 oda hazırlandı. Her odaya bir aile yerleştirilirken, banyo, yemekhane ve mutfak ihtiyaçları için de uygun ortamlar hazır hale getirildi.

    Serçeşme Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Emel Uzman, “Dünyada herhalde böyle büyük acılar çok fazla görülmemiştir. Olağanüstü bir acıyla karşı karşıyayız” diyerek yapılan hizmetin detaylarını anlattı.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı ve Serçeşme Cemevi olarak depremin yaşandığı ilk andan itibaren hazırlanmaya başladıklarını anlatan Uzman, şu bilgileri paylaştı:

    “Bu işi sessiz götürmekten yana olduğumuzu söyleyeyim. Açıkçası dergahın bereketi bu acılı günümüzde buraya yansıdı. Burada bir hazırlığımız yoktu, hemen derslik olan odaları misafirhaneye çevirdik. Ailelere 7-8 kişilik odalar yaptık. Ardından sağlık hizmeti için bir grup oluşturduk. Yönetim kurulu üyesi hemşire, doktor ve sınıf öğretmeni arkadaşlarımızın burada hizmetleri olacak.”

    “ÇOCUKLAR UNUTULMADI”

    “Çocuklar için oyun alanı hazırladık. Oyun odasını hazırladıktan sonra çok sayıda pedagog, çocuk psikoloğu ve sınıf öğretmeni başvurusu aldık. Bugün çocuklar, hocalar eşliğinde ilk eğitimini, ilk oyunlarını oynadılar.
    Büyükler, yaşamı boyunca bazı acılara alışmış oluyor ama çocuklar tamamen açıkta kalmış bir noktadalar. Burada şu an için çok ilgi gösteriliyor ama yarının kaygısını çocukların bakışında dahi yakalamak mümkün. 7 aylık minicik bir bebeğimiz var burada. Öyle bir aile ortamı oluştu ki burada akşam çay eşliğinde muhabbetlerimize de başladık. 6 ve 7 yaşlarında 4 çocuğumuz var. Ayrıca ortaokul ve lise öğrencilerinin yanı sıra bir de hukuk fakültesi öğrencimiz var. Ağırladıklarımız arasında berberlik yapan bir aile babası, ayrıca sıva ustası olan, yıllarca emek vermiş ve kendince bir ev yapmış ancak o da yıkılmış… Bu aile ise 19 kişilik.”

    “DEMOGRAFİK YAPININ DEĞİŞECEĞİ NOKTASINDA KAYGILARIMIZ VAR”

    Emel Uzman, yaşanan deprem sonrasındaki göç durumunun üzerinde durarak “insanların kendi kültür ve yaşamlarından koparılmasının önüne geçmek için yapacaklarımızı şimdiden düşünmemiz gerekiyor” dedi. Dayanışma gösteren herkese teşekkürlerini sunan Uzman, şöyle devam etti:

    “Siyasiler ve siyasi iktidar her ne kadar ayrım gözetirse gözetsin bizim hanemiz Gönlümüz mekanımız hiç ayrımsız herkese açık oldu. Bu anlamda bizler bir hizmet vermeye çalışıyoruz. Gıda ve bütün ihtiyaçlarımız El Ele El Hakka düsturu ile büyüdü ve karşılandı. Gelen canlar kendileri yemeklerini hazırlıyor. Hatta ben onların sofralarına mihman da oldum, hoş bir muhabbet eyledik.

    Ne kadar kalacaklar bilmiyoruz. Okula gidecek çocuklar için de başvurular yapacağız. Bir telefonla diş hekimi ihtiyacımızı, gözlük ihtiyacını halledebildik. Çocuklarla ilgili bir arkadaşımızı görevlendirdik, oyuncak, kitap gibi materyalleri getiriyor. Ayrıca dergaha gönül vermiş hizmetli canlarımız her gün erken saatte buraya geliyor ve gece 10’dan  (saat 22.00) sonra buradan gidiyorlar. Bir tarafta bir devlet çizgisi var bir tarafta halk var. Halkın yanında olanlar ile bu mücadelede iş kotardık. Yapılanı büyük bir dayanışma olarak görüyorum.
    Belki de bu, yolculuğumuzun başlangıcı. Bundan sonraki süreçte neler yaşayacağımızı düşünme noktasında değiliz, fırsat da bulamadık. Ama demografik yapının bile değişeceği noktasında çok ciddi kaygılarımız var. Sanki zorunlu bir göç hikayesi gibi. O nedenle bundan sonraki süreçte de aslında sivil toplum örgütleri, dergahlar, cemevleri, meslek odaları, insanların kendi kültür ve yaşamlarından koparılmasının önüne geçmek için yapacaklarımızı şimdiden düşünmemiz gerekiyor.
    Gerçekten toplumsal duyarlılık insan olma ayrı bir şey. Biraz yolun bize öğrettiği biraz da sol ideolojinin bıraktığı bir miras bu. Aslında bugün bu işi biz ortaya çıkarmadık. Geçmişten bize böyle bir miras bıraktılar, bugün biz yapıyoruz, yarın da çocuklarımıza bu mirası devredeceğiz.”

    “BÜYÜK DEDEM DE DERGAHTA KİLERDEN SORUMLUYDU”

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Namık Kemal Doğanay da depremzedeler için emek sarf eden bir diğer isim oldu. Cemevi içerisinde her aile için bir oda ayarladıklarını belirten Doğanay, “Toplamda da 6 odamız var. Mutfak yemekhanemiz de mevcut. Bizler malzemeleri temin ediyoruz, aileler kendileri yemeklerini pişiriyorlar.
    Biz zaten bu kültürde büyümüş insanlarız. Dergahlarımız kapatılana kadar, yüzyıllar boyunca bu hizmetleri yaptı. Cemevleri kurulduktan sonra da bu işleri yavaş yavaş tekrar yerine getirmeye başladı. Benim dedemin babası Kemteri, Hacı Bektaş Dergahı kapatılmadan önce mutfağın kiler işlerini yaparmış. Şu an ben de burada benzer işleri yapmaktayım. Yani o kültürü devam ettirmek de bizim açımızdan çok güzel bir duygu” ifadelerini kullandı.

    “HİZMET ETMEKTEN ONUR DUYUYORUZ”

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın kurulduğu günden bugüne cemevinde hizmet yürüten Hikmet Otlu ise depremzedeler için çalışmaya ortak olan isimlerden biri. Daha önceden cemevinde 40 yemekleri, cenaze kaldırma gibi hizmetlerin verildiğini belirten Otlu, şu anda depremzedeler için yapılan yardımın da çok kıymetli olduğunu vurguladı. Hizmet etmekten ötürü mutlu olduğunu belirten Otlu, “Hizmetlerimi canı gönülden, seve seve yapıyorum. Bir insanı mutlu edebiliyorsak, bir çocuğu burada mutlu şekilde karşılayabiliyorsak, bir vatandaşımızı gönül hoşluğu ile misafir edebiliyorsak bizim için güzel bir şey. Vatandaşlarımız da çok duyarlı. Herkes gerekli yardımı yaptı ve yapacaktır. Bu yola bu dergaha bağlı insanlarımızın yardımları devam ediyor. Herkese hizmet etmekten ötürü onur duyuyoruz” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Şeyh Sait’in torunu: Resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zemini bulmak zor-VİDEO

    Şeyh Sait’in torunu: Resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zemini bulmak zor-VİDEO

    PİRHA-Dönem dönem tartışma konusu olan Şeyh Sait ile Seyid Rıza… Bu iki liderin görüşüp görüşmediği, Şeyh Sait’in Seyit Rıza’nın ‘kızılbaş’ olduğu gerekçesiyle sofrasına oturmadığı gibi konular yeniden tartışılıyor. Bu iddialara ilişkin konuşan Şeyh Sait’in torunu HDP Bingöl Milletvekili Prof. Dr. Hişyar Özsoy, her iki olayında gerçek olmadığını belirterek, bunun Alevi Kürtler ile Sünnileri ayrıştırmanın bir yöntemi olduğunun altını çizdi. Özsoy, konunun daha detaylı olarak araştırılması için Alevi kurumlarına da çağrı yaparak, “Resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zeminini bulmak çok zor” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir 2 Temmuz’da Sivas Katliamı’nın 24. yıl dönümünde yaşamını yitiren 33 can için Madımak Oteli önüne 3 karanfil bırakırken şöyle konuşmuştu:

    “HDP milletvekilleri, HDP merkez yürütme kurulları, HDP’nin tüm bileşenleri ve HDP’ye gönül vermiş milyonlarca can adına 3 karanfil bıraktık. Bunlardan bir tanesi Şeyh Sait’in torunları adına bırakılan bir karanfildir. Bir tanesi  Seyit Rıza’nın torunları adına bırakılan karanfildir. Bir diğeri de Hacı Bektaş’ın ve Pir Sultan’ın torunları adına bırakılan karanfildir.”

    Baydemir’in bu konuşmasının ardından Hacı Bektaş Veli Vakfı bir açıklama yaparak, “Madımak Katliamı anmaları sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz” ifadelerini kullanmıştı.

    Bu ifadelerden sonra yaşanan tartışmalar, ortaya konulan belgeler gerçeğin bambaşka olduğunu gösteriyor. Tarihsel süreçler ve belgeler bu psikolojik böl yönet politikasını yalanlıyor. Bu konuda birçok kesim bir çok kişi fikir belirtti. İtham edilen Şeyh Sait’in kendisini savunma imkanı yok ancak ailesinin bu konuda söyleyeceklerinin olduğunu düşünerek konuyu torununa sorduk.

    Şeyh Sait’in torunu HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, konuya ilişkin PİRHA’ya açıklama yaptı. Açıklamasında söylenenlerin doğruluk payının olmadığını belirten Özsoy, “Dolayısıyla Şeyh Sait ile Seyit Rıza’yı yan yana getirmek basit bir siyasal retorik değil. Bunlar bu coğrafyada yaşanmış çok önemli direniş deneyimleridir. Ve ortak noktaları farklılıklarından çok daha fazladır” ifadelerini kullandı.

    Şeyh Said baba tarafımdan dedemin dedesi” diyen HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, açıklamasında öncelikle Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in görüşüp görüşmediği iddialarına cevap verdi. Özsoy, “Bu konuda çok fazla spekülasyon yapılıyor birinci olarak şunu söyleyeyim Şeyh Said ile Seyit Rıza arasında tarihsel olarak herhangi bir görüşme söz konusu değildir. Böyle bir girişimde söz konusu değildir. Fakat bir yerde birileri bir yalan uydurmuş ve resmi tarihlerin içerisine girmiş” ifadelerini kullandı.

    ŞEYH SAİT’İN KARDEŞİ DERSİM’E YARDIMA GİDERKEN YAŞAMINI YİTİRDİ

    Özsoy, Şeyh Sait’in ‘kızılbaş’ diyerek Seyid Rıza’nın sofrasına oturmadığı şeklindeki görüşleri ise şöyle yanıtladı:

    “Hikaye şu Şeyh Said, Seyit Rıza ile oturmaya giderken yemeklerini yemeyeceğiz gibi uzaktan yakından alakası olmayan fakat bir şekilde şuan Alevi camiası içerisinde yaygın bir görüş olarak da bu var. Öncelikle böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyleyeyim. Şunu da söyleyeyim çok fazla bilinmiyor ama 1937 yılında Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdürrahim Suriye’den kendi askerleriyle gelip Dersim’de Seyit Rıza’nın yanına giderken Bismil Ovası’nda şehadete ulaşıyor. Ortada böyle bir durum söz konusu.”

    SÜNNİ VE ALEVİ KÜRTLER ARASINDA YAKINLAŞMA OLMASINI İSTEMİYORLAR

    Böyle yansıtılmasının nedeninin ise Sünniler ile Alevi Kürtleri birbirinden ayırmanın bir parçası olduğunu söyleyen Özsoy sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tabi Şeyh Sait meselesini basitçe bir irticai kalkışma olarak almak devletin resmi söylemlerinden bir tanesi. O konu hakkında benim kendi akademik çalışmalarım var aileden de çok fazla bilgimiz söz konusu. Dolayısıyla Sünni ve Alevi Kürtler arasında herhangi bir yakınlaşma olmasın diye sürekli olarak bu pişirilip sunulan kocaman bir yalandır. Dolayısıyla bunun için daha ciddi daha geniş bir tartışma gerekiyor.”

    ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI: RESMİ TARİHLE HESAPLAŞALIM

    Özsoy, konunun konuşulup araştırılması için Alevi kurumlarına da şu çağrıyı yaptı:

    ‘Gerçekten Alevi kurumlarının diğer kurumların inanç kurumlarının yan yana gelip bu mesele gerçekten neymiş. Sadece aileden değil tarihçiler ve belgeler ile onu netleştirmek gerekiyor çünkü resmi tarihle hesaplaşmadan ortak mücadele zeminini bulmak çok zor. Mesele şudur Alevilik, Sünnilik gibi kavramları kategorileri karşıtlaştırmadan tartışmak gerekiyor. Asıl mesele adalet mevzusuna bakmak gerekiyor. O dönemde ne oldu? Şeyh Sait in önderlik yaptığı halk hareketinin talepleri nelerdi? Seyit Rıza’nın örgütlediği o direnişin talepleri nelerdi? Bunlara baktığınız zaman o zamansallık içerisinde değerlendirildiğinde birbirinin çok uzağında olan talepler değil bunlar. Cumhuriyet kurulmuş ve Cumhuriyetin Sünni kesimi Alevi kesimi ile birlikte Kürtler yeni Cumhuriyette yerimiz ne olacak, kültürümüz dilimiz ne olacak? Devletle bunu müzakere etmenin zeminini bulamadıkları için 1924’de başlayıp 38’e kadar devam eden değişik toplumsal siyasal tepkiler söz konusu. Dersim bunlardan bir tanesi. 1924-25 halk direnişi olarak benim tarif ettiğim Şeyh Sait’in şahsına mal ediliyor ama bilinmeyen şeyler var.”

    “KENDİMİ SEYİT RIZA’NIN TORUNU OLARAK GÖRÜYORUM”

    “Bizler toplumsal direniş odaklarını bu mirası bugüne aktarıp adaleti tesis etmeye çalışıyoruz” diyen Özsoy, sürdürdükleri “Vicdan ve Adalet Nöbeti”ne de vurgu yaparak, “Adalet öteki için  talep edilen bir şeydir” dedi.

    Özsoy sözlerini şöyle sürdürdü.

    “Kendimi Seyit Rıza’nın da torunu olarak görüyorum. Siyaseten Dersim’in hadisesini yaşanan katliamları biliyoruz. Yaşanan o günden bugüne devam eden Alevi Kürtler üzerinde inanılmaz baskıyı görüyoruz. Adaleti kendiniz için talep etmezsiniz. Adalet hep öteki için talep edilen bir şeydir. Dolayısıyla Sünninin Alevi için adalet talep edebilmesi, Türk’ün Kürt için ya da Ermeni için adalet talep edebilmesi lazım. HDP olarak da bizim algımız böyledir.”

    ŞEYH SAİT VE SEYİT RIZA’NIN ORTAK NOKTALARI FARKLILIKLARINDAN DAHA FAZLA

    Özsoy, “Dolayısıyla Şeyh Sait ile Seyit Rıza’yı yan yana getirmek basit bir siyasal retorik değil. Bunlar bu coğrafyada yaşanmış çok önemli direniş deneyimleridir. Ve ortak noktaları farklılıklarından çok daha fazladır. Biz o ortak noktaları ana taşıyıp belli bir siyasi vizyonda onların miraslarına layık olmaya çalışıyoruz. Gerisi Şeyh Sait gitmiştir vs ciddiyeti olmayan tarihsel olguyla uzaktan yakından alakası olmayan şeylerdir. Ama buradan da bu vesileyle böyle bir çağrı şuana kadar ikisinin ele alındığı her hangi bir tartışma platformu olmadı muazzam bir şey olur bu ülkenin ezilen halklarının tarihi için muazzam bir çalışma olur öyle bir durum olursa ben kendimde katkı sunmak isterim” ifadelerini kullandı.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

  • Kenanoğlu’ndan ‘Şeyh Sait ve Madımak’ yazısı: Yaşasın halkların eşitliği, inançların özgürlüğü

    Kenanoğlu’ndan ‘Şeyh Sait ve Madımak’ yazısı: Yaşasın halkların eşitliği, inançların özgürlüğü

    PİRHA-Hünkâr Hacı Bektaş Vakfı’nın, Madımak anmasında Şeyh Sait isminin telaffuz edilmesini eleştirmesi üzerine yaşanan tartışmalara HDP’de siyaset yürüten ve anma esnasında orada bulunan Hubyar Sultan ocağına mensup Ali Kenanoğlu bu haftaki köşesinde katıldı. Kenanoğlu “Elinde bu görüşmenin yapıldığına ve Şeyh Sait’in böyle söyleyip sofraya oturmadığına dair belgesi, bilgisi, tanık beyanı olanlar lütfen bunu yayımlasınlar ki ben de siyaset yaptığım torunlarına bunu göstereyim” dedi.

    Hacı Bektaş Vakfı’nın “Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar” başlığıyla yaptığı açıklamada Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasında Şeyh Sait isminin telaffuz edilmesini eleştirmesi tartışmaları da beraberinde getirdi.

    Haftalık köşesinde tartışmaya katılan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı, HDP 25. Dönem Milletvekili Ali Kenanoğlu “Evet, ben bir Türkmen Alevi olarak Şeyh Sait’in torunlarıyla özgür, adil, eşitlikçi, laik ve demokratik  bir Türkiye Cumhuriyeti için birlikte siyaset yapıyorum ve buradan bu hikayeyi anlatanlara açık çağrıda bulunuyorum; elinde bu görüşmenin yapıldığına ve Şeyh Sait’in böyle söyleyip sofraya oturmadığına dair belgesi, bilgisi, tanık beyanı olanlar lütfen bunu yayımlasınlar ki ben de siyaset yaptığım torunlarına bunu göstereyim” dedi.

    Ali Kenanoğlu’nun “Şeyh Sait ve Madımak” başlıklı yazısı şöyle:

    2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz canları anmak için her yıl olduğu gibi bu yıl da Madımak önündeydik. Biz bu anmaya HDP heyeti olarak Osman Baydemir başkanlığında katıldık.

    HDP heyeti adına Sayın Baydemir de Madımak önüne üç karanfil bıraktı ve basına bir açıklama yaptı. Yaptığı açıklamada; “Bu üç karanfili Şeyh Sait’in torunları, Seyit Rıza’nın torunları, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli’nin torunları adına bırakıyorum” dedi.

    Bu açıklama üzerine kimi haber siteleri, kişiler ve Hünkâr Hacı Bektaş Vakfı bir açıklama yayımlayarak açıklamayı eleştirdiler. Eleştirdikleri konu Şeyh Sait’in Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli ile aynı kefeye konması ve bunun alkışlanması üzerineydi. ABC isimli internet sitesi olayı “utanmazlık” boyutuna kadar taşıdı.

    “BAYDEMİR’İ ALEVİ KURUMLARI DAVET ETTİ”

    Birincisi konuşma kürsüden olmadığı için ortada bir alkış filan da yoktu. Osman Baydemir’in kürsüden ismi anons edilince kitle tarafından coşkuyla alkışlandığı doğrudur. Osman Baydemir Madımak anmasına Alevi kurumlarının özellikle talep etmeleri üzerine, diğer programlarını iptal ederek katıldı, sebebi de Alevi kurumlarının; “Osman Baydemir’in anmaya katılımı önemlidir çünkü kendisine cemevi yapmaktan dolayı soruşturma açılmıştır” demişlerdir. Alevi kurumları haklı olarak “Biz kendisi ile dayanışmak istiyoruz ve Madımak anmasına davet ediyoruz” demişlerdir.

    “AYNI KEFEYE KOYUP YARIŞTIRMAK DURUMU YOK”

    İkincisi Osman Baydemir’in basına verdiği demeçte Şeyh Sait, Pir Sultan, Hacı Bektaş Veli ve Seyit Rıza’yı birbirleriyle kıyaslamak, aynı kefeye koymak, yarıştırmak vb. bir durum yoktur. Sayın Baydemir “torunları adına” demiştir. Buradaki torunları kavramını az çok siyasetle ilgili olanlar bilir ki biyolojik bir anlam değil, takipçi, yoldaş, müritlik, taliplik ilişkisini ifade etmektedir.

    “BELGESİ, BİLGİSİ, TANIĞI OLAN ORTAYA ÇIKSIN”

    Üçüncüsü de Şeyh Sait ile Seyit Rıza görüşmesi ve Şeyh Sait’in “kızılbaş” diyerek Seyit Rıza’nın sofrasına oturmama meselesidir. Bu hikaye Alevi dünyasında özellikle de Sünni-Kürt-Alevi ittifakı karşıtları tarafından bir slogan olarak ezbere bilinmekte ve her seferinde öne sürülmektedir. Benim yazdığım yazılar ve yaptığım siyaset karşısında cevap bulamayanların da ilk başvurdukları hikaye bundan ibarettir;  “Ama sen de Şeyh Sait’in torunlarıyla siyaset yapıyorsun!”

    Evet, ben bir Türkmen Alevi olarak Şeyh Sait’in torunlarıyla özgür, adil, eşitlikçi, laik ve demokratik  bir Türkiye Cumhuriyeti için birlikte siyaset yapıyorum ve buradan bu hikayeyi anlatanlara açık çağrıda bulunuyorum; elinde bu görüşmenin yapıldığına ve Şeyh Sait’in böyle söyleyip sofraya oturmadığına dair belgesi, bilgisi, tanık beyanı olanlar lütfen bunu yayımlasınlar ki ben de siyaset yaptığım torunlarına bunu göstereyim.

    “SEYİT RIZA VE ŞEYH SAİT GÖRÜŞMESİ YOKTUR”

    Bizim elimizdeki bilgi ve belgeler bunu kesinlikle yalanlamaktadır. Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in görüşmesi yoktur. Şeyh Sait’in kimi Alevi bölgelerine ziyaretleri ve ortak toplantıları, görüşmeleri vardır ve bunların hepsi olumlu sonuçlanmış görüşmelerdir. Hatta Dersim Araştırmaları Merkezi’nin elinde bunu destekleyen belgeler bulunmaktadır.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞMENİN GEREĞİNİ YAPMALIYIZ”

    Bir diğer husus ise biz Aleviler olarak Madımak Katliamı anmalarında hep şunu söyleriz; “Geçmişle hesaplaşmalıyız, geçmişle yüzleşmeliyiz, sorumlular cezalandırılmalı.”  Sorumlusu günümüzde hayatta olmayan katliamlar ile ilgili olarak da özellikle “yüzleşme ve özür” talep etmekteyiz ve tabii ki de bunun gereğini istemekteyiz.

    Şimdi Dersim Katliamı’nda bizzat bulunan bir askerin, yetkilinin torunu kalkıp Dersim’de bulunan Seyit Rıza anıtına, Dersim Katliamı anmalarında karanfil bıraksa ne diyeceğiz; “Sen defol, git sen bilmem kimin torunusun” mu diyeceğiz. Söylediklerimizle yaptıklarımızın birbiriyle tutarlı bir tarafı olması gerektiği gibi toplumlararası ilişkilerde son derece belirleyici olan kimi tarihi olaylarla ilgili verilen bilgilerin de “bilimsel belgelere” dayalı olması gerekir.

    “DEMOKRATİK OLMAYAN CUMHURİYETİ SAVUNMAM”

    Diğer bir husus da Şeyh Sait’in “Cumhuriyet düşmanı”, “Cumhuriyeti yıkmak isteyen bir şeriatçı” olduğu yönündeki söylemidir. Bizim savunduğumuz cumhuriyet demokratik bir cumhuriyettir. Demokratik olmayan bir cumhuriyeti kim savunacaksa savunsun ben demokratik olmayan; imhacı, inkarcı, asimilasyoncu siyaset tarzını benimseyen bir cumhuriyeti savunmam, savunucusu olmam.

    Şeyh Sait İsyanı Cumhuriyet kurulurken, kurtuluş savaşı yapılırken verilen sözlerin yerine getirilmeyip Kürt halkı üzerinde yürütülen asimilasyon politikalarına karşı bir isyandır. Bölgenin inançsal yapısı gereğince de dini bir yönü bulunmaktadır. Kürt halkı üzerindeki inkar, imha ve asimilasyon politikalarını gölgelemek isteyenler bu isyanı “Şeriatçı bir isyan” olarak niteleyip işin kolayına kaçmaktadırlar. Siyaset algı üzerinden yapılmaktadır ve bu tür dayanaksız suçlamalar toplumlar arasındaki ilişkilerde belirleyici olmaktadır.
    Yaşasın halkların eşitliği, inançların özgürlüğü.

    Ali Kenanoğlu