Etiket: hüsamettin yaman

  • Cumartesi Anneleri, 1049. Haftada Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü hatırlattı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1049. Haftada Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü hatırlattı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 1049. Hafta eyleminde gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü akıbetini sordu. Okunan basın açıklamasında, “Bugün bir kez daha kamu adına görev yapan savcıları, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili adil, tarafsız ve etkin bir soruşturma başlatmaya çağırıyoruz” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlatılan ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1049. Haftada devam etti.

    Cumartesi Anneleri’nin 1049. Hafta eyleminde 2 Mayıs 1992’den bu yana akıbetine ulaşılamayan Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün dosyalarına dikkat çekildi.

    1049. hafta buluşmasının basın açıklamasını, Cumartesi İnsanlarından İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin okudu.

    “BARIŞÇIL EYLEMLERE YÖNELİK YASAKLARINIZIN HİÇBİR HUKUKİ DAYANAĞI YOKTUR”

    Eren Keskin, gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için adalet istediklerini belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Resmî makamların inkâra dayalı anlatıları yerine hakikati dile getirmek ve adalete yönelen bir karşı hafıza inşa etmek amacıyla Galatasaray’dayız. Bu hafta da mekan yasağı nedeniyle Galatasaray Meydanı’nı bize kapatan polis bariyerlerinin önündeyiz.

    Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü; bireylerin eylem yerini ve zamanını seçme hakkını da kapsar. Nitekim Anayasa Mahkemesi, kararlarında mekân seçme özgürlüğünün kategorik olarak yasaklanmasını, anayasal haklar açısından kabul edilemez bulmuştur. Yüksek Mahkeme, Cumartesi Anneleri açısından Galatasaray Meydanı’nın ve 1 Mayıs için Taksim Meydanı’nın göstericilere yasaklanmasının, toplanma özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetmiştir. Buradan, herkesin gösteri yapma hakkını güvence altına almakla yükümlü olan iktidara sesleniyoruz: Barışçıl eylemlere yönelik yasaklamalarınızın hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bu yasaklar, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Anayasal haklarını kullanmak isteyenleri engellemek hem hukuken hem de vicdanen ve ahlaken gayrimeşrudur. Kamusal alanların halka kapatılmasına derhal son verilmelidir.

    “YETKİLİLER GÖZALTI İDDALARINI REDDETTİ”

    21 yaşındaki Hüsamettin Yaman, İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Pankart taşımak suçlamasıyla tutuklanmış, yaklaşık 15 gün cezaevinde kaldıktan sonra 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye edilmişti.

    21 yaşındaki Mehmet Soner Gül, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi ve aynı zamanda Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkencelere maruz kaldı ve ölümle tehdit edildi. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre, 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan bir kişinin sorgusunda adının geçmesi nedeniyle aranmaktaydı.

    Hüsamettin Yaman, 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evinden çıktı. 4 Mayıs Pazartesi günü, ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyerinden arayan bir kişi, “Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Hemen emniyete başvurun,” dedi.

    Yaman ve Gül aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne, ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü de girişimlerde bulundu. Ancak yetkililer, gözaltı iddialarını reddetti. Yaman Ailesi, girişimlerini sürdürdü ve iki yıl boyunca polis takibinde tutuldu.

    AYHAN ÇAKIR’IN AÇIK BEYANLARINA RAĞMEN DOSYADA İLERLEME KAYDEDİLMEDİ

    19 Aralık 2011 tarihinde, özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları kamuoyuna yansıdı. Çarkın, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorgulayıp infaz ettiklerini anlattı. Onların son sözlerinin “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” olduğunu söyledi.

    Bu itirafların ardından Yaman Ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak dosyanın tekrar açılmasını talep etti. Ancak Ayhan Çarkın’ın açık beyanlarına rağmen, dosyada bugüne kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

    Bugün bir kez daha kamu adına görev yapan savcıları, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili adil, tarafsız ve etkin bir soruşturma başlatmaya çağırıyoruz.

    Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normlarına göre hareket etmesi gerektiğini hatırlatmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!”

    “BUGÜN İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ YAPTIRIMLARIN TEMELİNDE HUKUKSUZLUK ANLAYIŞI YATMAKTADIR”

    Kardeşi Hüsamettin Yaman’ın katillerinin bulunması için mücadele yürüten Yaman’ın ağabeyi de yaptığı konuşmada, “İçerisinde bulunduğumuz durumun hepsinin temelinde hukuksuzluğun anlayışı yatmaktadır” diyerek şöyle devam etti.

    “Hüsamettin daha bıyıkları bile terlememişken bu devlete, bu hukuka, bu yasaya fazla görüldü. Çünkü hak ve özgürlükler peşinden koşmayı gencecik yaşında öğrenmişti. Hüsamettin bu anlamıyla okuyan ve kuşağına göre, yaşına göre kendini organize etmeye çalışan bir özneye olmaya çalışmıştı. Ama bu toplum bireyin hak ve taleplerini hiçbir zaman anayasal hak olarak görmedi. 1980 darbesinden bu yana bu topluma yaşatılan anayasasızlık ve hukuksuzluk hem bizim kuşağın hem öncesinin hem sonrasının devam eden, sürdürülen, devam eden bir anlayışıdır. Bugün içinde bulunduğumuz bütün şiddet ve otokratik gibi bütün yaptırımların hepsinin temelinde bu hukuksuzluk anlayışının boşluğu yatmaktadır. Hüsamettin’in, Soner’in ve Cumartesi Annelerinin kayıplarının bu meydandaki anlamı arkamızda polisiye tedbirlerle çevrilmiş olan alanın boşluğudur. Onların mezarlarının boşluğunu bu alanın boşluğu temsil eder ve bu anayasada karşılığını bulmadığı sürece de bu toplumda büyük bir iç boşluk olarak da varlığını devam ettirecektir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 977. hafta eylemi: Yaman ve Gül’ün akıbetini ortaya çıkarın!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 977. hafta eylemi: Yaman ve Gül’ün akıbetini ortaya çıkarın!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 997. haftasında gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetinin açığa çıkarılması ve faillerinin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    “AYM KARARINA RAĞMEN BİZİ ENGELLEYEN BARİYERLERİN ÖNÜNDEYİZ”

    Cumartesi Anneleri eyleminin 997. haftasında yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, şunları söyledi:

    “Gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin açıklanması, suçun fail ve sorumlularının yargılanarak cezalandırılmaları talebiyle 997. kez Galatasaray’dayız. Bu hafta da Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen bizi gerçek buluşma mekânımızdan ayıran polis bariyerlerinin önündeyiz. 997. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Anayasa Mahkemesi kararları en üst düzeyde bağlayıcıdır. Bir ülkede Anayasaya uygun olmayan normlar ve uygulamalar varsa orada ‘Anayasal devlet’ yoktur. Temel hak ve özgürlükler hukuksal güvence altında değilse, orada keyfi yönetimler vardır.

    “HÜSAMETTİN VE SONER’İN GÖZALTINA ALINDIĞI KABUL EDİLMEDİ”

    997. Haftamızda 32 yıl önce bugün, 4 Mayıs 1992’de İstanbul’da gözaltına alınarak kaybedilen, 32 yıldır akıbetleri hala bilinmeyen üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için adalet istiyoruz. 22 yaşındaki Hüsamettin Yaman, İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990’da tahliye oldu.

    21 yaşındaki Mehmet Soner Gül, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre 10 Mart 1991’de Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından aranıyordu. Hüsamettin Yaman 2 Mayıs 1992 cumartesi günü evden çıktı. 4 Mayıs pazartesi günü Ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi. Yaman ve Gül Aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi. Girişimlerini sürdüren Yaman Ailesi 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu.

    “YARGILAMA TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ YAPILMADI”

    19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları yayınlandı. Çarkın, itiraflarında Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorguladıklarını ve infaz ettiklerini açıkladı. Onların son sözlerinin ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!’ olduğunu söyledi. Bu beyanların ardından Yaman ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak, dosyanın tekrar açılmasını istedi. Ayhan Çarkın’ın ifadelerine rağmen dosyada ilerleme kaydedilmedi. Bu durum, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını ve siyasi etkilere açık olduğunu göstermektedir.

    “TÜM KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    997. Haftamızda yargı makamlarına sesleniyoruz: Her hafta Galatasaray’da yaptığımız açıklamalar suç duyurusu niteliğindedir. Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesi ile ilgili adil ve etkin bir soruşturma başlatılmasını talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Hüsamettin Yaman, Soner Gül ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YASASI OLMAYAN BİR DEVLET!”

    Açıklamanın ardından söz alan Hüsamettin Yaman’ın abisi Feyyaz Yaman ise şunları dile getirdi:

    “Kardeşimin kaybedildiğine dair haberi aldığımızda aramak için peşine düştük. O zaman Avukat Enver Nalbant ve Avukat Ergin Çinmen’in söylemiyle ilk defa Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne gittim. Kardeşimin benden gizli sigara içtiğini biliyordum. İki paket sigara aldım. Birine el koyarlar dedim. Bunları vermek ve kardeşime bir haber iletmek istiyorum diye Gayrettepe’den zorla içeriye girdim. Güvenlik noktasını geçtikten sonra bina girişinde beni tekrar durdurdular. ‘Burada böyle birisi yok’ diyerek beni yaka paça dışarı attılar. O paketleri hala saklıyorum. Hüsamettin’in hatırası olarak saklıyorum. Ama bir şeyin umudu olarak da saklıyorum. Bu coğrafyada devletin hak ve hukukunu istismar eden bütün görevliler, bütün şiddet unsurları, cezai olarak bir yaptırımla karşı karşıya kalmadan adalet yerini bulmadan hiçbir düzenin baki olacağına inanmıyorum. Kurumları olmayan hukuku, yasası olmayan bir devlet, devlet olma olasılığını kaybetmiştir. Bu toplumda, toplumsal bir sözleşme çerçevesinde haklarımız ve özgürlüklerimiz çerçevesinde bir arada yaşayacaksak devletin ilk olarak bu görevini yerine getirmesi zorunludur. Bunu sonuna kadar hak olarak talep edeceğiz ve özgürlüklerimizin, eşitliklerimizin davasını terk etmeyeceğiz, peşinde olacağız.”

    997. Hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasının ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Hüsamettin Yaman ile Soner Gül için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Hüsamettin Yaman ile Soner Gül için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 892. hafta açıklamasında 30 yıl önce gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ile Soner Gül için adalet talebinde bulundu. Yaman’ın abisi Feyyaz Yaman konuşmasında “12 Eylül faşizmi ve 90’lardaki devlet terörü bu ülkedeki adalet ve hukukun üzerinde büyük bir boşluk yarattı. Bütün yüzleşme imkanlarını ortadan kaldırdı” ifadelerini kullandı.

    Cumartesi Anneleri 892. hafta basın açıklamasında gözaltında kaybedilişlerinin 30. yılında Hüsamettin Yaman ile arkadaşı Soner Gül için adalet talebinde bulundu. Feyyaz Yaman kardeşi Hüsamettin Yaman için yaptığı konuşmada, “12 Eylül faşizmi ve 90’lardaki devlet terörü bu ülkedeki adalet ve hukukun üzerinde büyük bir boşluk yarattı. Bütün yüzleşme imkanlarını ortadan kaldırdı. Türkiye Cumhuriyeti ve bu coğrafya bu sorun ile yüzleşemediği sürece bugün de devam eden bütün hukuksuzlukların da gösterdiği gibi bu coğrafyadaki eksiklik hiçbir zaman telafi edilemeyecektir” dedi.

    “DİZLERİNİN ÜZERİNDE İNFAZ EDİLDİLER”

    Hüseyin Yaman ile arkadaşı Soner Gül 4 Mayıs 1992 tarihinde İstanbul’da gözaltında alındıktan sonra kaybedildiler. Kardeşinin kaybedilme sürecine ilişkin bilgi veren Feyyaz Yaman, şunları söyledi:

    “Kardeşim Hüsamettin Yaman ve arkadaşı Soner Gül otobüs durağında beklerken gözaltına alındılar. Sonradan telefonla gelen bir ihbar üzerine kendilerinden haber alınamadığını, bununla ilgili olarak da hukuki yola başvurmamız gerektiği bilgisiyle hareket ederek, emniyet müdürlüğüne, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (DGM), Gayrettepe’ye avukatlar aracılığıyla başvurduk.

    Ama o tarihten bu yana ikisinden de hiçbir haber alınamadı. Ayhan Çarkın yaptığı ifşaatlar ile gözaltına aldıklarını Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü Silivri yolu üzerindeki boş bir arazide diz çöktürdükten sonra infaz ettiklerini söyledi. Bütün bu ihbarlara rağmen hukuki başvurularımızdan hiçbir sonuç alınamadı. Arka arkaya birkaç dava açıldı.”

    “DEVLET TERÖRÜ, HUKUKUN ÜZERİNDE BÜYÜK BİR BOŞLUK YARATTI”

    Kardeşinin gözaltında kaybedildiğinde yeni mezun olduğunu kaydeden Feyyaz Yaman, “Kardeşim 1992 senesinde devlet terörü tarafından yok edildiğinde İstanbul Üniversitesi mezunu olarak hayata yeni atılmış genç birisiydi. Okumayı, sinemayı çok severdi. Müzik ile de ilgiliydi. Grup Yorum’u çok severdi.

    12 Eylül faşizmi ve 90’lardaki devlet terörü bu ülkedeki adalet ve hukukun üzerinde büyük bir boşluk yarattı. Bütün yüzleşme imkanlarını ortadan kaldırdı. Türkiye Cumhuriyeti ve bu coğrafya bu sorun ile yüzleşemediği sürece bugün de devam eden bütün hukuksuzlukların da gösterdiği gibi bu coğrafyadaki eksiklik hiçbir zaman telafi edilemeyecektir” ifadelerini kullandı.

    “ZAMANAŞIMI, AF GİBİ UYGULAMALAR DEVREYE SOKULAMAZ”

    892. hafta basın açıklamasını ise İHD Diyarbakır Şubesi Kayıplar Komisyonu’ndan Avukat Derya Yıldırım okudu. “30 yıldır soruyoruz: Hüsamettin Yaman ve Soner Gül nerede?” başlıklı açıklama şöyle:

    “Uluslararası hukukun gereği olarak devletler, bir gözaltında kaybetme olayı karşısında, kayıp vakasının tam olarak nasıl gerçekleştiğine ilişkin maddi gerçeği açığa çıkarmak, kaybın bulunduğu yeri tespit etmek, failleri yargılamak ve cezalandırmak amacıyla etkili soruşturma yürütmek zorundadır. Kayıp kişi bulununcaya, akıbeti açığa çıkartılıncaya kadar devletin soruşturma yükümlülüğü devam eder. Bu nedenle soruşturmayı yürüten yetkililer, zamanaşımı, af gibi uygulamaları devreye sokamaz.

    Ancak Türkiye’de gözaltında kayıp dosyaları etkin soruşturma yürütülmeden adliyelerin tozlu raflarında zamanaşımına terk edilmektedir. Ardından verilen zamanaşımı sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, fiilen cezasızlığa yol açmaktadır. Zamanaşımı kuralları, adeta adalete erişmeyi ve cezasızlıkla mücadeleyi engelleme aracı olarak kullanılmaktadır.

    “İTİRAZIMIZ ADALETİN VE VİCDANIN DA KAYBINADIR”

    892.haftamızda bu duruma örnek olarak Hüsamettin Yaman ve Soner Gül dosyasını bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyor ve tüm topluma hatırlatıyoruz; bizim itirazımız yalnızca sevdiklerimizin bedensel kaybına değil, ülkemizde hukuk devletinin, adaletin ve vicdanın da kaybına dairdir.

    22 yaşındaki Hüsamettin Yaman İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Paşabahçe’deki stajını yeni bitirmişti.21 yaşındaki Mehmet Soner Gül ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Hüsamettin Yaman 2 Mayıs 1992 cumartesi günü evden çıktı. 4 Mayıs pazartesi günü Ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi “Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun” dedi.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne başvuran Feyyaz Yaman dönemin Terörle Mücadele Şube Müdürü Reşat Altay ile görüştü. Reşat Altay “Biz yapsak, köprünün altına bırakırız, haber de veririz ama bizimle ilgisi yok” dedi. Yaman ve Gül Aileleri, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi.

    “KAFALARINA BİRER KURŞUN SIKMAK SURETİYLE ÖLDÜRDÜK”

    Başvurularını sürdüren Yaman Ailesi 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu. 19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları basına yansıdı. Çarkın, yaptığı itirafların bir bölümünde Hüsamettin ve Soner için “Kafalarına birer kurşun sıkmak suretiyle öldürdük. Çerkezköy kırsalına gömdük. Ölürken son sözleri ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ oldu” dedi.

    Bunun üzerine aile avukatları yeniden suç duyurusunda bulundu. Ayhan Çarkın’ın ifadelerine rağmen devlet, suçu etkin bir biçimde soruşturma ve faillere karşı dava açma yükümlülüğünü yerine getirmedi. Ankara-İstanbul arasında gidip gelen dosya zamanaşımına sürüklenerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla kapatıldı. Uluslararası hukuka göre, gözaltında kaybetme suçuna yönelik soruşturmaların sadece zamanaşımı nedeniyle kapatılması etkili soruşturma yükümlülüğünün ve yaşam hakkının ihlali demektir. Etkili hukuk yollarının fiilen işlemediği koşullarda tüm gözaltında kaybetme dosyalarındaki zamanaşımı kararları kaldırılmalıdır.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Hüsamettin Yaman ve Soner Gül dosyası yeniden açılmalı, evrensel hukukun gereğine uygun hüküm kuruluncaya kadar dosya açık tutulmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için, tüm kayıplarımız  için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 193 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Gül ve Yaman’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Gül ve Yaman’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Eylemlerinin 840. haftasında, 4 Mayıs 1992’de İstanbul’da gözaltına alınarak kaybedilen üniversite öğrencileri Mehmet Soner Gül ve Hüsamettin Yaman’ın akıbetini soran Cumartesi Anneleri, etkin bir hukuki başvuru yolu sağlanmadan zamanaşımı devreye sokularak sürecin cezasızlıkla sonuçlandırıldığını söyledi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta gerçekleştirdikleri eylemlerini salgın nedeniyle bu hafta yine online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 4 Mayıs 1992’de İstanbul’da gözaltına alınarak kaybedilen üniversite öğrencileri Mehmet Soner Gül ve Hüsamettin Yaman’ın akıbeti soruldu.

    “KARDEŞİM 29 YIL ÖNCE KAYBEDİLDİ”

    Kardeşinin 29 yıl önce kaybedildiğini söyleyen Hüsamettin Yaman’ın ağabeyi Feyyaz Yaman, “Kardeşi Yaman kaybedildiğinde 22 yaşındaydı. Hüsamettin’in mezarı yok, kendisiyle ilgili hiçbir maddi varlık hala da erişilemez durumda. Bütün bunlara rağmen konuşulması gereken, onun bedensel kaybının değil, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hukuk devletinin ve adaletinin kaybı üzerindeki konuşmadır. Bu zorunluluk giderek acilleşen ve vahim bir durum haline gelmiştir” dedi.

    “ZAMANAŞIMI DEVREYE SOKULARAK SÜREÇ CEZASIZLIKLA SONUÇLANDIRILIYOR”

    Bu haftaki basın açıklaması metnini Cumartesi insanlarından Betül Sinanoğlu okudu. Türkiye’de gözaltında kaybetmelerle ilgili tüm başvuru yolları etkisiz, hukuki bir sonuç almak ise fiilen imkansız durumda olduğunu vurgulayan Sinanoğlu, “Etkin bir hukuki başvuru yolu sağlanmadan zamanaşımı devreye sokularak süreç cezasızlıkla sonuçlandırılıyor. Gözaltında kaybetmelerin üstünü örten, işlenen suçların faillerini ve suçun arkasındakileri açığa çıkartmayan, kayıp yakınlarını yaşadıkları zulümle baş başa bırakan keyfi yönetimler iktidarlar değişse de, Türkiye’nin değişmez gerçeği olmaya devam ediyor. Hüsamettin Yaman’ın İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi olduğunu belirten Sinanoğlu, “Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün kadar cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye oldu” dedi. 21 yaşındaki Mehmet Soner Gül’ün ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi olduğunu sözlerine ekleyen Sinanoğlu, “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü ve ölümle tehdit edildi” diye konuştu.

    “GİRİŞİMLERİNİ SÜRDÜREN YAMAN AİLESİ 2 YIL BOYUNCA POLİS TAKİBİNDE TUTULDU”

    Yaman’ın 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evden çıktığını belirten Sinanoğlu, “4 Mayıs Pazartesi günü ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz bir an önce emniyete başvurun’ dedi. Yaman ve Gül aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi” diye ifade etti. İçişleri Bakanlığı Soner Gül’ün 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından arandığını iddia ettiğini dile getirildi. Girişimlerini sürdüren Yaman ailesinin 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu” diye belirtti.

    “EVRENSEL ETİK VE HUKUK KURALLARINA UYGUN BİR YARGILAMA BAŞLATILMALI”

    19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları yayınlandığına dikkat çeken Sinanoğlu, “Çarkın, yaptığı itirafların bir bölümünde Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorguladıklarını ve infaz ettiklerini açıkladı ve olayı detaylarıyla anlattı. Bu beyanların ardından aile avukatları yeniden suç duyurusu yaparak dosyanın tekrar açılmasını istedi. Ayhan Çarkın’ın ifadeleri üzerine soruşturmanın canlandırılması gerekirken dosya zamanaşımına sürüklendi. Kayıp dosyalarındaki failleri cezasız bırakma ve gerçekleri karartma geleneği devam etti. Hüsamettin Yaman ve Soner Gül dosyasındaki cezasızlığı sonlandırmak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal görevidir. Bunun Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere göre de yasal zorunluluktur. Yaman ve Gül’ün dosyasında evrensel etik ve hukuk kurallarına uygun bir yargılama faaliyeti başlatılmalı” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 789. haftada Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri 789. haftada Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetini sordu

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 789. haftada üniversite öğrencisi Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yurttaşların akıbetini sormak amacıyla her cumartesi günü yaptıkları açıklamayı, 789. haftada yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını tedbirleri kapsamında internetten yayınladı.

    789. hafta açıklamasında, gözaltında kaybedilen iki üniversite öğrencisi gencin 28 yıldır cezasız bırakılan dosyasını gündeme getiren Cumartesi Anneleri, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetini sordu.

    ”Zorla kaybetme süreklilik taşıyan bir suçtur ve kaybedilenin akıbeti ve yeri kesin bir şekilde saptanana kadar devam eder. Devletler, zorla kaybedilen kişilerin akıbetini ve yerini saptamak, sorumluları belirlemek ve yargılamak zorundadır” denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “HÜSAMETTİN YAMAN VE SONER GÜL’Ü UNUTMADIK”

    “Evlere kapandığımız korana günlerinde hakikat ve adalet talebimizi bu cumartesi de sosyal medya hesabımızdan sürdürmeye devam ediyoruz.

    Yarın anneler günü.

    Kutuplaştırıcı siyasetin anneliği de ‘makbul’ ve ‘sözde’ olarak ayrıştırdığı bir iklimde hiçbir anneye evlat acısı yaşatılmaması temennisinde bulunuyoruz.

    789. haftamızda zamana ve unutuşa terk edilmek istenen gözaltında kayıplar gerçeğini hatırlatmaya, anlatmaya, aktarmaya devam ediyoruz. Bu hafta gözaltında kaybedilen iki üniversite öğrencisi gencin 28 yıldır cezasız bırakılan dosyası ile karşınızdayız.

    22 yaşındaki Hüsamettin Yaman İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün kadar cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye oldu.

    21 yaşındaki Mehmet Soner Gül, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü ve ölümle tehdit edildi. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından aranıyordu.

    4 Mayıs 1992 tarihinde  Hüsamettin’in ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi.

    Yaman ve Gül Aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi. Girişimlerini sürdüren Yaman Ailesi, 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu.

    19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları yayınlandı. Çarkın, itiraflarında Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorguladıklarını ve infaz ettiklerini açıkladı. Onların son sözlerinin ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!’ olduğunu söyledi.

    “BİLİNEN FAİLLERİ CEZASIZLIKLA KORUNDU”

    Bu beyanların ardından Yaman Ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak, dosyanın tekrar açılmasını istedi. Ayhan Çarkın’ın ifadesine rağmen etkin bir soruşturma yapılmadı. Hüsamettin ve Soner’in  akıbetleri karanlıkta bırakıldı, bilinen failleri cezasızlıkla korundu.

    Zorla kaybetme süreklilik taşıyan bir suçtur ve kaybedilenin akıbeti ve yeri kesin bir şekilde saptanana kadar devam eder. Devletler, zorla kaybedilen kişilerin akıbetini ve yerini saptamak, sorumluları belirlemek ve yargılamak zorundadır.

    789. haftamızda bir kez daha adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Hukukun evrensel ilkelerini, temel insani değerleri çiğnemekten vazgeçin; Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetlerini  saptama, sorumlularını cezalandırma görevinizi yerine getirin.

    Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz!

    90 haftadır hukuksuz bir biçimde bize kapatılan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Sembolik anlamda bile hak arayışımıza izin verilmiyor’-VİDEO

    ‘Sembolik anlamda bile hak arayışımıza izin verilmiyor’-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 27 yıl önce gözaltında kaybedilen öğrenciler Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetlerini abluka altında sordu. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve adalet arayan Cumartesi Anneleri’nin eylemi 736’inci haftasında da devam etti. 37 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkışlarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri, bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta polis ablukası altında adalet taleplerini yineledi.

    Eyleme kayıp yakınlarının aynı sıra Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’na polisin attığı gaz fişeğiyle vurulan ve hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın annesi ve babası da destek verdi.

    “ERDOĞAN REJİMİ SESLERİNİ DUYURMAYA ÇALIŞAN ANNELERİ ENGELLİYOR”

    Basın metnini gözaltına kaybedilen Fehim Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, barış annelerinin cezaevlerinde açlık grevlerinde olan yakınlarına destek için yaptıkları oturma eylemindeki polisin müdahalesine değinerek şunları kaydetti:

    “Askeri diktatör Videla rejiminde anneler, kaybedilen evlatları için cunta merkezinin önündeki Plaza de Mayo Meydanı’nda gösteri yaparak Arjantin’den seslerini dünyaya duyurdular. Askeri diktatör Pinochet rejiminde anneler, kaybedilen evlatları için gösteri yaparak seslerini Şili’den dünyaya duyurdular. Erdoğan rejiminde Cumartesi Anneleri’nin kaybedilen evlatları için Galatasaray’dan seslerini duyurmaları engelleniyor. Askeri diktatör Evren rejiminde anneler, açlık grevindeki evlatları için askeri hapishaneler önünde gösteri yaparak seslerini Türkiye’den dünyaya duyurdular. Erdoğan rejiminde, açlık grevindeki evlatları ölmesin diye hapishaneler önünde buluşarak seslerini duyurmaya çalışan anneler engelleniyor.”

    “EVLAT ACISI YAŞAYAN ANNELERİN HUKUKİ TALEPLERİNİ YERİN GETİRİN”

    Tosun, herkesin gösteri yapma hakkını güvence altına almakla yükümlü olan iktidara şöyle seslendi:

    “Anneleri engellemek, onların toplantı ve gösteri düzenleme haklarının ihlalidir. Anayasal haklarını kullanmak isteyen yaşlı annelere uyguladığınız şiddet hukuken, vicdanen, ahlaken gayrimeşrudur. Engellemelere ve şiddete derhal son verin; sürdürdüğünüz antidemokratik siyasetin sonucu olarak evlat acısı yaşayan tüm annelerin hukuki taleplerini yerine getirin.”

    27 yıl önce gözaltına alınan üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün dosyalarını kamuoyu ile paylaştı.

    İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi olan 22 yaşındaki Hüsamettin Yaman’ın pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün cezaevinde kaldığını ve 6 Eylül 1990’da tahliye edildiğini belirten Tosun, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi olan 21 yaşındaki Soner Gül’ün Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği Üyesi olduğu için gözaltına alınarak ağır işkencelerden geçirildiğini ve ölümle tehdit edildiğini kaydetti.

    “YAMAN AİLESİ 2 YIL BOYUNCA POLİS TAKİBİNDE BULUNDU”

    Tosun Yaman ve Gül dosyalarıyla ilgili kamuoyuna şu bilgileri aktardı:

    “Hüsamettin Yaman, 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evden çıktı. 4 Mayıs Pazartesi günü ağabeyi Feyyaz Yaman’ı iş yeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi.

    Yaman ve Gül Aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi. Girişimlerini sürdüren Yaman Ailesi, 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu.

    “SON SÖZLERİ ‘İNSANLIK ONURU İŞKENCEYİ YENECEK’ OLDU”

    19 Aralık 2011 tarihinde özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları yayınlandı. Çarkın, itiraflarında Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorguladıklarını ve infaz ettiklerini açıkladı. Onların son sözlerinin ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!’ olduğunu söyledi.

    Bu beyanların ardından Yaman Ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak, dosyanın tekrar açılmasını istedi. Ayhan Çarkın’ın ifadesine rağmen Ankara-İstanbul arası gidip gelen dosyada bugüne kadar bir ilerleme sağlanmadı.”

    Tosun, kamu adına hareket eden savcıları Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmeleriyle ilgili etkin ve tarafsız bir soruşturma başlatması için göreve çağırdı.

    SEMBOLİK ANLAMDA BİLE HAK ARAYIŞINA İZİN VERİLMEYEN BİR COĞRAFYA

    Yaman ailesi adına Hüsamettin Yaman’ın ağabeyi Feyyaz Yaman konuştu. Yaman şunları belirtti:

    “Bu konuşmamızı Galatasaray Meydanı’nda yapacaktık. Galatasaray Meydanı bizim ölenlerimizi sahiplenmemizi bu konudaki tüm taleplerimizin cevapsız kalmasından, hukukun ve adaletin boşluğa düşmesinin ardından arayışımızı sembollik olarak sürdürdüğümüz bir mekandı. Sembolik anlamda bile ölüm üzerinden hak ve adalet arayışına izin verilmeyen bir coğrafyadan konuşuyoruz. Ama bizim için önemli olan ölenlerimizin varlığı onların arta kalan kimliklerine sahip çıkmak değil esas olan devletin bu anlamdaki adaletsizliği, hukuksuzluğu ve umarsızlığıdır. Bizi sevdiklerimizi elimizden alarak eksik bıraktılar. Ama bu eksiklik içimizdeki eksiklik değil sadece devletin eksikliği, hakkın, adaletin eksikliği. Eğer ölenler üzerinden bir hak savunulabilecekse bu coğrafyada biz bunu sonuna kadar sürdüreceğiz. Çünkü bu hak cevapsız kaldığı sürece adalet de düşünce de kutsallık da cevapsızdır. Ölümlülük hakkını şehitlikle beraber sürdürmeye çalışanlar, kutsallığı yeniden inşa etmeye çalışanlar esasında bu eksikliği kendileri yaratıyorlar. Ortaya çıkan bu umarsızlık bütün toplumun ortasına saplanan bir bıçak gibi başka boşluklar oluşturuyor. Ölenlerimizi andığımız Galatasaray Meydanı’nın barikatlarla çevrilmiş boşluğu. Annelerin ve ailelerin arayışı sonuna kadar devam edecektir ve burada olacağız.”

    3 Mayıs Uluslararası Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle Cumartesi Anneleri kar kış demeden yıllardır seslerini duyuran basın emekçilerine verdiler karanfillerini.

    PİRHA/İSTANBUL