PİRHA – Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek, Hızır inancının yalnızca mitolojik bir anlatı değil, zor zamanlarda sorumluluk yükleyen bir yol öğretisi olduğunu vurguladı. Şimşek, “Bugün Hızır olunacaksa; IŞİD ve Colani çeteleri tarafından topraklarından edilen, Rojava’da ve Lazkiye’de zulme uğrayan halkların Hızır’ı olmalıyız. Çünkü en çok Hızır’a orada ihtiyaç var” dedi.
Alevi inancında kutsal kabul edilen Hızır ayı başladı. Ocak ayının sonları ile şubat ayının ortalarına denk gelen bu dönemde Hızır oruçları tutuluyor, cem erkânları yürütülüyor, kurbanlar tığlanıyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinde Hızır oruçlarının tarihleri, coğrafi koşullara ve pirlerin talipleriyle buluşma zamanlarına göre değişiklik gösteriyor.
Hızır ayının anlam ve önemine dair PİRHA’ya konuşan Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek, bu farklılığın tarihsel nedenlerine dikkat çekti. Şimşek, “Eskiden dedelerin talipleri Erzincan’da, Çorum’da, Sivas’ta dağınık halde yaşardı. Aynı tarihte cem yürütmeleri mümkün değildi. Bu nedenle yörelere göre tarihler değişti. Dedeler, tüm taliplerine yetişebilmek için kendi yöntemlerini geliştirdi” dedi.
“HIZIR AVRUPA’DAN HİNDİSTAN’A UZANAN MİTOLOJİK BİR KARAKTERDİR”
Hızır anlatısını kişisel bir hatıra ile aktaran Şimşek, “Annem bana hamileyken Hızır orucuna kalkmış. Ben Hızır orucunun ilk gecesinde doğmuşum. Bu nedenle adımı İlyas koymuşlar. Bizim yörede Hızır’a hem İlyas hem de Ellez denir” ifadelerini kullandı.
Hızır’ın farklı kültür ve inançlarda da yer aldığını belirten Şimşek, “Yahudilikte, Eski Ahit metinlerinde, Mısır’da, Hristiyanlıkta, Grek ve Roma mitolojisinde farklı adlarla karşımıza çıkar. Yunanistan’da Hermes, Roma’da Merkür olarak bilinir. Halklar yokluk ve darlık zamanlarında bir kurtarıcının geleceğine inanarak bir umut kapısı yaratmıştır” diye konuştu.
“HIZIR, DARDA KALANIN DARINA YETİŞENDİR”
Toplumların zor dönemlerde mitolojik kahramanlara ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Şimşek, “Kahraman yoksa teslimiyet vardır. Kul daralmayınca Hızır yetişmez denir. Hızır’ın hangi zamanda, hangi donda geleceği bilinmez; bazen bir dilenci, bazen Ali donunda gelir. Mihman Ali’dir. Dualarımızda da ‘Hızır yoldaşın, Fatma Ana haldaşın olsun’ sözleri yer alır” dedi.
Çocukluk anılarına da değinen Şimşek, Hızır orucunun köy yaşamındaki yerini şöyle anlattı: “Kış aylarında toprak damlarda oynardık. Hızır’ın geldiğini kömbe pişirildiğinde anlardık. ‘Hızır kömbesi pişti’ denirdi, sıraya girerdik. Açtık, üşümüştük ama o kömbenin tadı bambaşkaydı. Hızır’ı çocukluğumuzda böyle tanıdık.”
“HIZIR BOLLUĞUN VE BEREKETİN SEMBOLÜDÜR”
Hızır inancının coğrafyalar arası yaygınlığına dikkat çeken Şimşek, “Araplarda Hıdır, Anadolu’da Hızır, Azerbaycan’da Hıdır, Hindistan’a kadar uzanan bir inanıştan söz ediyoruz. Kuzey Afrika’da Hızır’ın kurak toprakları yeşerteceğine inanılır. Balkanlarda Yunanistan’da Aziz Greorge adıyla kutlamalar yapılır. Yeşil bolluğu ve bereketi simgelediği için insanlar yeşil giyer” dedi.
“BUGÜN HIZIR OLMA ZAMANI”
Binlerce yıllık bu inancın bugün pratik bir sorumluluğa dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Şimşek, “Hızır bize darda kalana yardım etmeyi öğretir. Bugün çevremize baktığımızda bu öğretiyi hayata geçirmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz” diye konuştu.
Suriye’de yaşananlara dikkat çeken Şimşek, “Yüzlerce, binlerce insan IŞİD ve Colani çetelerinin hedefinde. Canını, malını, onurunu kurtarmak için dağlara sığınan insanlar var. Bugün Hızır’ın oralara ulaşması gerekiyor” dedi.
“Eğer bugün Hızır olunacaksa, Rojava’da ve Lazkiye’de zorla topraklarından edilen halkların Hızır’ı olmalıyız” diyen Şimşek, sözlerini şu dilekle tamamladı: “Dil bizden, nefes Hünkâr’dan. Cemi cümlemizin Hızır yoldaşı olsun.”
PİRHA-29 Kasım’da Hakk’a yürüyen Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, Antalya Kızılarık Cemevi’nden semah ve deyişlerle Hakk’a uğurlandı.
Yaklaşık 4 aydır hastalıklarından dolayı tedavi gören Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, Antalya’da beyin ameliyatı sonrasında yoğun bakıma alındıktan sonra 29 Kasım’da Hakk’a yürümüştü.
Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, Antalya’da Kızılarık Cemevi’nden semah ve deyişlerle Hakk’a uğurlandı. Hakk’a uğurlama erkânına Antalya’daki Alevi örgütlerinin temsilcileri, köy dernekleri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Hüseyin Gazi Metin’in Hakk’a uğurlama erkânını Üryan Hızır Ocağı evladı Kenan Akbaba yürütürken, Hüseyin Gazi Metin, Abdal Musa Kültür ve Dayanışma Derneği yol yürütücüsü Baba Süleyman Demir’in okuduğu nefes ve deyişlerle uğurlandı. Ayrıca Hakk’a uğurlama erkânında yurttaşlar semah da döndü.
Hüseyin Gazi Metin Dede, Sivas’ın Divriği ilçesinin Çamşığı köyünde toprağa sırlanacak.
PİRHA- Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, bel fıtığı ameliyatının ardından yaşadığı rahatsızlık nedeniyle Ankara’da hastanede tedavi görüyor. Oğlu Müslüm Metin, dedenin tedavisinin 2 ay kadar sürebileceğini aktardı.
Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden, halk ozanı Hüseyin Gazi Metin, geçirdiği bel fıtığı ameliyatının ardından enfeksiyondan kaynaklı rahatsızlanarak Ankara’da hastaneye kaldırıldı.
Hüseyin Gazi Metin Dede’nin oğlu Müslüm Metin,PİRHA’ya dedenin durumunu şu sözler ile aktardı:
“Babam, Antalya’da bel fıtığı ameliyatı olmuştu. 1 hafta önce memlekette ani bir düşme yaşanıyor. Rahatsızlanmasının nedeni enfeksiyondan kaynaklandı. Babamı Ankara’ya getirdim. Burada uzun bir süre tedavi olacak. 2 hafta kesin ama 2 aya kadar tedavisi sürebilir.”
PİRHA-Maraş merkezli depremlerin ardından bir yazı kaleme alan Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden, halk ozanı Hüseyin Gazi Metin, enkazdan insanlar kurtarılırken “Allahu ekber” diye bağıran AFAD görevlilerine tepki gösterdi. Metin, “Çok canlar yitirdik. Hakk’a yürüyen canlarımızın devirleri daim olsun. Yaralılara şifalar diyorum. Hızır cümlemizin yar ve yardımcısı olsun” dedi.
Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden, halk ozanı Hüseyin Gazi Metin, Maraş merkezli depremlerin ardından “Bu deprem düzen depremi” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
“Derler balık kokar başta, bu deprem düzen depremi
Donduk kıyamette kışta, bu deprem düzen depremi.
Yapılarda temel bozuk, müteahhitler atar kazık
Depremzedelere yazık, bu deprem düzen depremi.
Göçüklerde canlar yatar, kurtaran yok çığlık atar
On iki eylülden beter, bu deprem düzen depremi.
Yardım edin ölüyoruz, aha geldik geliyoruz
Yağış soğuk donuyoruz, bu deprem düzen depremi.
Asırlardır vurgun talan, nerde kaldı din ve iman
Vatandaşın hali yaman, bu deprem düzen depremi.
Diyorsunuz kader yazı, aptal mı sandınız bizi
Yıllardır tanırız sizi, bu deprem düzen depremi.
Pazarcık’tan Elbistan’a, yazı kader demen buna
Tanrı zulüm etmez cana, bu deprem düzen depremi.
Maraş’ta binalar yıkılıyor, asırlık hamam duruyor
Camı bile kırılmıyor, bu deprem düzen depremi.
Ruhsat verilmiş binalar, bir çoğu da kaçak bunlar
Arif olan sözden anlar, bu deprem düzen depremi.
Gazi Metin derdim çoktur, derdimin dermanı yoktur
Çare bulamaz ki doktor, bu deprem düzen depremi.
Şimdi de deprem bölgelerinde Allah-u ekber diye tekbir getiriyorlar. Siz asker mi yolcu ediyorsunuz? Siz cephede vurulan şehit mi defnediyorsunuz, bunun adı ne? Daha dün aynı Maraş’ta tekbirlerle Yörük Selim Mahallesi’nde önceden işaretleyip sonra da tekbirlerle, bombalarla, silahlarla insanları yaktınız. Kadınların bağrını yarıp, bebeleri katlettiniz. O günün devlet yönetimi beş gün seyirci kaldı. Bu düzen depremi değil mi?
Yine Sivas Madımak’ta aynı tekbirlerle otuz beş canı diri diri yaktılar. O günün devlet yönetimi sekiz saat seyirci kaldı. Bu deprem değil mi? Defalarca toplu katliama, soykırıma uğratıldık. Bu deprem değil mi? Kirli savaşlarla insanlar katlediliyor. Bu deprem değil mi? Saymakla bitmez.
Doğal afet, büyük deprem oldu. Çok canlar yitirdik. Hakk’a yürüyen canlarımızın devirleri daim olsun. Yaralılara şifalar diyorum. Hızır cümlemizin yar ve yardımcısı olsun.”
PİRHA- Muharrem ayının 6. gününde Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi’nde oruçlar açıldı, lokmalar pay edildi.
Muharrem orucunun 6. gününde DAD Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesinde lokma verildi. Bir araya gelen birçok yurttaşın katıldığı oruç açma, Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi ve ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin’in lokma duası ile gerçekleşti.
“GÜNÜMÜZÜN KERBELASI DERSİM, MARAŞ’TIR”
Lokma pay edilmesinde konuşan ABF Genel Başkan Yardımcısı ve Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Müslüm Metin, Kerbela’da Hz. Hüseyin’in Yezid zihniyete karşı biat etmeyerek direndiği belirterek şunları söyledi:
“Kerbela acıların en büyüğü, aynı zamanda insanlığın, uyanışın ve direnişin simgesidir. Kerbela deyince İmam Hüseyin ve yoldaşları aklımıza gelir. Kerbela’da biat etmeme kültürü aklımıza gelir. Kerbela deyince masumu paklar aklımıza gelir. Kerbela günümüzde Dersim, Maraş olarak devam etmektedir. Bu karanlık katliamlar günümüze Kerbela olarak yansımaktadır. Kerbela’nın en büyük özelliği biat etmeme özelliğidir. Kerbela’da Hüseyin ve arkadaşları o günkü düzene, Emevi saltanatına karşı biat etmemiş, şehit olmuşlardır. Bizde günümüzde, geçmişte Hüseyin ve yoldaşlarını andığımız her yerde ve her zaman diyoruz ki Hüseyin ve yoldaşları ışık olmuşlardır. Hüseyin ve yoldaşları bütün insanlığa direnme kültürünü öğretmişlerdir. O sebeple biz oruç ayında oruç tutarak ve onların yaslarını bir nevi hatırlayarak gördükleri zulmü günümüze anlatarak bu günleri anıyoruz. Bizde oruç kültürü yeme içmeden kesilme değildir. Bizde oruç kültürü dürüstlük, namusluluk, biat etmemektir. Oruç olmak nefsine hakim olmak, dostlarını incitmemek, yoldaşlarına yoldaş olmak, örneğin doğaya yoldaş olmak ve yangınları söndürmek tüm insanlığa hizmet etmektir. ”
“YEZİD ZİHNİYETE KARŞI BİRLİKTE HAREKET ETMEKTE MECBURUZ”
“Günümüzde de baktığımızda da yezit zihniyeti aynı Emevi zihniyetinde olduğu gibi devam etmekte” diye konuşan Metin şunları vurguladı:
“Bugünde her konuda Dersim’deki olaylara bakıyoruz burada ki olaylara bakıyoruz dün 3. Havaalanı inşaat işçilerine bakıyoruz düzen aynı düzen. Sevgili canlar bizim bu düzene ve Yezit zihniyetine karşı birlikte olmak ve birlikte hareket etme mecburiyetimiz var. O nedenle biz Hüseyinleri sadece yas için değil, Hüseyni direniş için, can için, toplumsal dayanışma için anmak zorundayız. Çerağ demek aydınlık demek, ışık demek, yol gözeten anlamındadır. Alevi toplumu o dönemde de yani biz ışıktan yanayız, biz aydınlıktan yanayız diyerek çerağ yakmışlardır.”
Lokma duasının ardından zakir Hıdır Çelebi tarafından okunan deyişlerle oruç lokması sona erdi.
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Müslüm Metin, Hüseyin Gazi Metin Dede ve Güldane Ana, Dersim’deki orman yangınlarına karşı mücadeleye destek amaçlı Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’ne ziyarette bulundu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi’ni ziyaret eden ABF Genel Sekteri Müslüm Metin orman yangınlarının bir katliam olduğunu belirterek yangının bir an önce söndürülmesi ve gerekli işlemin başlatılması çağrısında bulundu.
“Dersim’in yaralarını, yangınlarını Cumhuriyet dahil kimse söndüremedi” diyen Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Gazi Metin, Dersim’in tarihten beri yakıldığını söyleyerek yangınlara dair bir an önce kurumların ses çıkarması gerektiğini belirtti.
Gazi Metin sözlerine şöyle devam etti:
“Dersim bizim gözümüz, asırlardan beri izimiz. Bu yangın bu memlekette yeni başlamadı. Tarihten beri bu yangın Dersim’in ormanlarında, dağlarında devam ediyor ve dinmedi. Bugün burada az da olsa bu dağların yanmasını protesto etmek için buraya geldik. Alevi-Sünni olsun bütün duyarlı yurttaşların bu yangının sönmesine katkıda bulunmak lazım. Bir orman memleketin ciğeridir, oksijenidir. Burada ciğerler yanıyor. Kim veya hangi kurum yakarsa yaksa yanlıştır. Pınar başından bulanır diye düşünüyorum. Bu yangının söndürülmesi işini yapacak kişi bu iktidarın çalışanlarıdır. Dersim’in yaralarını, yangınlarını Cumhuriyet dahil kimse söndüremedi. Bu yangının içerisinde böcek, arı ve canlı her şey var. Bunlarda yakılıyor ve belli bir durum var. Bazı olaylar fail meçhul derler ama çoğu olayın faili meçhul değil. Eğer faili meçhul olsaydı bu yangın söndürülürdü. Cumartesi Annelerine saldırıp, dövdüler. Çocuğunu kaybetmiş ama onu dövüyorlar. Yangını kim çıkarırsa çıkarsın başımızdaki iktidarın bunu söndürmesi gerekir. Bu dağlarda böcek, yılan dahil kimsenin barınmaması çıkarılan bir durum. Hak verilmez alınmalı, haksız kapı çalınmalı. Öyle bir durum yaratıldı ki düzen kendi Alevisini, Kürdünü yaratmış. Buna rağmen Alevi toplumunun çoğunun duyarlı olduğunu düşünüyorum. Kurumlar, dernekler ve sivil toplum örgütleri bu yangını protesto edip demokratik eylem yapmalı.”
“ORMANLAR SÖNDÜRÜLMELİ VE GEREKLİ İNCELEMELER YAPILMALI”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Müslüm Metin ise Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in orman yangınlarına karşı mücadeleyi büyütme mesajlarını ileterek şunları söyledi:
“Burada insanların yüreği hem çok kabarık, hem çok temiz. Doğanın yanması, tahrip edilmesi şehirlerde kentleşme ve diğer amaçlarla kullanılıyor. Bu durum genellikle yıldırma ve göç amaçlı görülüyor. İnsanların nefes alabileceği, yaşayacağı yerler kalmadı. Yaşam hakkı kutsaldır ve kimsenin müdahalesi olamaz. Bu bir katliamdır. İnsanlarda bu canlıları korumak zorundadır. İnsanların nefes alabilmesi için orman lazım. Orman da insanların ciğeridir. Bu yangınların söndürülmesini ve gerekli incelemenin yapılmasını gerekli mercilerden bekliyoruz.”
“YANAN TOPLUMUN GEÇMİŞİ, TARİHİ VE ZİYARETLERİDİR”
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Eşbaşkanı Musa Kulu da yananın coğrafya, tarih ve inanç olduğuna dikkat çekerek şunları vurguladı:
“Burada yanan bir toplumun geçmişi, tarihi, kültürü ve ziyaretleridir. Bir dil, inanç, kültür bu dünyadan yok olursa insanlığın kendisi de yok olur. Bizim inancımızda her canlının, nesnenin hakkın bir parçası olduğunu biliriz. İnsanlık vicdanı bunu kabul etmez. İnsanım diyen herkesin bir ses olması gerekiyor. Olduğu yerden bir duası, sesi, söylemiyle bir şekilde bu yangına dur demesi lazım. Yaklaşık 1 aydır bu coğrafyada yangın devam ediyor. Bu yangının sönmesi için insanlar kendine ateşe atıyor. Yanan insanlık, coğrafya, tarihtir.”
PİRHA- Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi Pir Hüseyin Gazi Metin‘in görüşlerine yer verdik.
Haberin Videosu
Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi Pir Hüseyin Gazi Metin’le konuştuk.
“AVRUPA’YA GİDENLER BİR SAZI BİN SAZ ETTİLER”
Sayın Metin, mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli görmüyorsanız çözüm önerileriniz nelerdir?
Pir Hüseyin Gazi Metin: Biz bu dönemlere kolay gelmedik. Her dönem bedel ödedik, halen de ödemeye devam ediyoruz. Sivas olayı, Maraş olayı gibi belli olaylardan sonra çocuklarımız bir canlanma yakaladı. ‘Biz kimiz, neyiz? ‘Ne oluyor da bizi bombalıyorlar, öldürüyorlar?’ diyerek az da olsa bir örgütlenme sağlandı.
Dernek olduk, federasyon olduk. Yol TV, TV10, gibi kanalları kurduk. Aleviler adına az ya da çok bir şeyler yapıldı. Avrupa’ya gidenler bir sazı bin saz ettiler. Bizi nereye sürerseniz sürün biz buradayız dediler ve örgütlendiler. Biz de Türkiye’de örgütlendik. Pir Sultan adına, Hacı Bektaş adına dernekler kuruldu. Ocaklar adına örgütlenildi.
“ALEVİLİK İSMİ YASAKTI AMA BİZ DİNLEMEDİK”
Alevilik ismi ülkede yasaktı. Cumhuriyet kurulduktan sonra tekke ve zaviyeler kanunuyla Alevilik ismi tamamen ortadan kaldırılmıştı. Çünkü tekke dediğimiz yerler bağlı bulunduğumuz okullar idi, oralar kamil insan yetiştiren okullardı. Oralar da kaldırılınca, Alevilik bir nevi başsız kaldı. Ama bütün bu yasaklara rağmen, biz sazımızı da çaldık, cemimizi de yaptık. Yasakları dinlemedik. Bugünlere de bu toplumu ve inancı getirdiğimizi söyleyebilirim.
“BİZİ ÖNCE ŞİİLEŞTİRMEK SONRA DA SÜNNİLEŞTİRMEK İSTİYORLAR”
Yeterli mi? yetersiz. Ama yoktan iyi. Alevi dernekleri kurulmasaydı, Alevilik devletin dediği şekle girerdi. Biz ne kadar çok çalıştıysak, devlet de o kadar çalıştı, bizden çok çalıştı ve kendi Alevisini, kendi Kürt’ünü yarattı. Alevilerden ricam şu: Bizim yöneticiler kime kötü diyorsa siz ona iyi deyin.
Aramızdaki devrimcileri, aydınları bizimle birlikte hareket eden kitle örgütlerini ayırmak suretiyle, dört tane dedeyle bizi önce Şiileştirmek, sonra da Sünnileştirmek istiyorlar.
Sivas’tan sonra bir ikrar meclisi daha kurduk, Ankara’da toplandık. Hacı Bektaş’a gittik ikrar verdik. Şahkulu’na geldik kurban kestik, ikrar verdik. Dedim ya bizi yönetenler en az bizim kadar çalışıyorlar. O anda derhal Cumhuriyetçi Eğitim Merkezini (CEM VAKFI) kurdurdular. Yetmedi Dünya Ehlibeyt Vakfı’nı kurdular. Bunlar eli çantalı Aleviler. Bunların arkasında halende büyük bir kitle, dernek falan da yoktur. Kurdurdular. Bu da yetmedi Barış partisi diye bir parti kurdurdular.
“DÜZEN ARAYA GİRDİ BİRBİRİMİZE MERHABA DİYEMEZ OLDUK”
Dernekleri ilk kurduğumuz zaman birbirimize karşı saygılıydık, ne zamanki devleti yönetenler araya girdi ve bazı dernekleri kurdurdu o zaman birbirimize merhaba diyemez hale geldik. Neden? Çünkü düzen araya girdi ve bizi dağıttılar. Devletin görevi o, devlet kendi işini yapıyor.
Devleti yönetenler ‘biz buyuz diyorlar’ ve bize bir sinyal veriyorlar; ‘bir araya gelin’ diyorlar. Yoksa ‘sizi, teker teker hepinizi mahvederiz’ diyorlar. Bize ‘birleşin’ diyorlar. ‘Alevisiyle, Sünnisiyle ezilen Türk’üyle, Kürt’üyle, Türkmeniyle ve diğer ezilen toplumlarla birleşin, yoksa perişan olursunuz’ diyorlar.
Sivas’ı zaman aşımına uğrattılar. Bu toplum öyle bir toplum ki 1400 yıllık Kerbala’yı zaman aşımına uğratmadı. Hallac-ı Mansur’u, Seyit Nesimiyi, Baba İlyasları, Baba İshakları, Pir Sultanları, devrim şehitlerini hiçbirini zaman aşımına uğratamadılar.
“ALEVİLİK BİR BASAMAK OLARAK KULLANILDI”
Alevilerin eşit yurttaşlık ve inançlarını özgürce yaşama gibi temel talepleri var. Bu konuda verilen mücadele için neler söyleyeceksiniz?
Pir Gazi Metin: Toplumun beklentilerine yeteri kadar cevap olamıyoruz. Nedenlerinden biri, her ne kadar da derneklerimizin başındaki canlar her şeyi dedelerin üstüne atsalar da kendilerinde de kusur çok. Kurumlarımızın başına seçilenlerin çoğu Alevilik için seçilmediler. Nerede encümen olacağım, nerede milletvekili olacağım diyerek Aleviliği bir basamak olarak kullandılar. Alevilik inancına dönük bir dertleri olmadı.
“DEVLET DESTEKLİ HINZIR PAŞALAR YETİŞTİ”
Baktılar ki bu toplum pirsiz, mürşitsiz, rehbersiz eğitilemiyor. Çünkü gittiğim her yerde bizden beklentilerini görüyorum. Bir taraftan biz toplumu ihmal ettik, diğer taraftan devlet destekli hınzır paşalar yetişti. Umreye dedeleri gönderdiler. Yetmedi dedelere gri pasaportlar çıkartıp Avrupa’ya gönderdiler.
Öyle dedeler çıkardılar ki, din de bizim, iman da bizim, Kuran da bizim, bizden iyi Müslüman yok söylemine kadar vardılar. O dedelere şunu söylüyorum; her şey senin de seni niye öldürüyorlar. Biz Aleviler her zaman sazın teline ve dizimize vurduk ve hala kırmızı çizgideyiz. Bunun nedeni şu; Alevi toplumu tarihten beri, aydınlıktan yana olmuştur. Karanlıkta olanlar aydınlıktan korkarlar. Asırlardan beri fetvalarla eli kalem tutanları katletmişler.
“TARİHTE OCAKLARIN HİÇ BİRİ SATILMAMIŞ”
Bizim kimliğimizi, cemevlerimizi hala tanımadılar. Burada en çok sözüm şuna; hiçbir zaman için devletten beklenti içinde olmayın. Maaş için mücadele etmeyin, zorunlu din dersinin kaldırılması için mücadele edin. Tarihte ocakların hiçbiri satılmamış. Aç kalmışlar, dağda, mağarada yaşamışlar ama hiçbir zaman hınzır paşaların elinden ekmek yememişler.
“BİRİLERİ EZİLİRKEN SEYREDİYORSAK, BU ALEVİLİK DEĞİLDİR”
Alevi örgütlerinin diğer toplumsal muhalefet ile ilişkilerini ve Türkiye’nin temel sorunlarına karşı mücadelesini yeterli görüyor musunuz? Yeterli görmüyorsanız bu konuda neler yapılabilir?
Gazi Metin: Dedeler birde Aleviler ile ezilen toplumların birleşmesine hizmet etmelidirler. Birileri ezilirken bizde seyrediyorsak, bu Alevilik değildir. Burada bir yanlışlık var. En güzel cem hak aramaktır, meydanlara çıkmaktır.
Aynı zamanda hak aşığı olan Pir Hüseyin Gazi Metin düşüncelerini bir şiirle tamamlıyor.
Hak verilmez alınmalı
Haksız kapı çalınmalı
Garip dostum şafaklar
Şafaklar bizi bekler
Bizlen gurur duymalı
Bizden doğan bebekler.
Karamsarlığa yer bırakmamalıyız, mücadele etmeliyiz.
İmam Hüseyine ikrar verenler
Kerbela bitmedi, devam ediyor.
Zalimin zulmüne karşı duranlar
Kerbela bitmedi devam ediyor…
PİRHA – KHK ile ve RTÜK ile Alevi kanallarının kapatılmasına tepki gösteren Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Hüseyin Gazi Metin “Televizyonlarımızı kapattılar. Dilimiz duruyor ama seslenecek yerimiz kalmadı” dedi. Metin, vakit varken bir televizyon kurulması gerektiğini belirterek, “Sazımızı özgürce çalmalıyız” diye konuştu.
Haberin Videosu
Geçtiğimiz yıl 15 Temmuz darbe girişimi gerekçe gösterilerek çıkarılan KHK ile birçok basın yayın kuruluşu hiçbir gerekçe gösterilmeden kapatılmıştı. Bu kanallar içerisinde Alevilerin sesi TV10 da yer alıyordu. Yol TV ise RTÜK tarafından yayını durduruldu.
Tv10, birçok Alevi köyüne ulaşıp, onların sorunlarını, inançlarını, kültürünü ve dilini ekranlara taşıyarak milyonlara ulaşmasını sağlıyordu. Ayrıca birçok sanatçı, dede, Alevi kurumu ve ötekileştirilen, ezilen herkesi ekranlarına çıkararak sesini duyurmalarını sağlamış bir kanaldı. Ancak Alevilerin sesi TV10 kapatılarak Alevi toplumu bir kez daha yok sayıldı. Ve buna birçok Alevi kurumu, sanatçısı, izleyicisi ve pirlerinden, dedelerinden tepkiler geldi. Kendi lokmaları ile kurdukları TV’10’nun haksız hukuksuz bir şekilde kapatılmasına sert tepkiler göstererek, yapılan bu yanlıştan derhal dönülmesi gerektiğini talep ediyorlar.
Alevi televizyon kanallarının kapatılmasının eksikliğini duyan Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Hüseyin Gazi Metin, Alevilerin yeniden bir televizyon kanalı kurması gerektiğini Pir Haber Ajansına anlattı.
“VAKİT VARKEN TELEVİZYON KURULMALI”
Alevi televizyonlarının kapatılmasına sert tepki gösteren Gazi Metin Dede, “Dilimiz duruyor ama seslenecek yerimiz kalmadı. Parayla adamı gömmezler. Vakit varken televizyon kurulmalıdır. Ve Gazi Metin Dedeler burada sazını özgürce çalmalıdır” diye konuştu.
Gazi Metin Dede, “Avrupa’da hep ben şunu sordum. Avrupa’ya geldin ne yaptın? Bana ‘Atınoluk’ta yazlığım, Marmaris’te kışlığım, falan yerde şuyum filan yerde buyum var’ diyorlar. Hep kıyılarda dolanıyorlar. Ancak evde çocuğunu kazanabildin mi? Anadolu kimliğini Anadolu yaşantısını çocuğuna verebildin mi? Veremediysen senden daha fakir adam yoktur” ifadelerini kullandı.
“KANALLARI KENDİLERİNE YALVARTMASINLAR”
“İnsanın parası, pulu olabilir” diyen Hüseyin Abdal Ocağı Dedesi Hüseyin Gazi Metin, son olarak şunları kaydetti:
“İnsanı para ve pulla gömmüyorlar. Bu kanalları kendilerine yalvartmasınlar. Bu kanallara yalvarsınlar ve ellerini vicdanlarına koysunlar.”
PİRHA- Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin dede yeni yıl mesajını yazdığı bir şiir ile verdi. Gazi Metin dede, Sivas’ta yaşamını yitirenlerden, işsizlik ile boğuşan gençlere kadar barışı arzulayan herkese, ‘Bu yıllara böyle geldik gardaşım’ dedi.
Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin dede, “Ezilen, sürülen ötekileştirilen toplumlar birleşmedikleri müddetçe bizi ağlatırlar yılbaşı bayram yaptırmazlar. Yine de ağız alışkınlığı hakkını aramasını bilenlerin yeni yılını kutlarım. Gelin canlar bir olalım der, büyüklere saygılarımı küçüklere sevgilerimi sunarım” dedi.
Ardından da yazdığı bir şiir ile tüm canların yeni yılını kutladı. Hüseyin Gazi Metin dedenin yazdığı şiir şöyle:
Günlerim aylarım yıllarım geçti
Geçen yıllar bize yaralar açtı
Sivas’ta canlarım ateşte pişti
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Milyonlarla gençler işsiz geziyor
Devlet göz yumunca yobaz azıyor
Karanlık düşünce huzur bozuyor
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Böl parçala yönet halkı bozarlar
Kimi kalkmış din imanı pazarlar
Uyarana komünist der kızarlar
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Doğudaki köyler boşaldı yandı
Yıkıldı yuvalar ocaklar söndü
Soyguncu vurguncu köşeyi döndü
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Türk-İslam sentezi insan ayırdı
Sola vurup sağcıları kayırdı
Çoğu şükür ile karnın doyurdu
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
Gazi Metin toplum sözüm tutmadı
Baykuş bozkurt kapımızda gitmedi
Barış dedikse de savaş bitmedi
Bu yıllara böyle geldik gardaşım.
PİRHA – Semah dönenlere ekip denilmesine Hüseyin Abdal Ocağı Piri Hüseyin Gazi Metin Dede’den tepki geldi. Gazi Metin, “Semahı gösteriş haline çevirdiler. Semah hocalarının her biri ayrı ayrı semah öğretmeye başladı” dedi.
Haberin Videosu
Hüseyin Abdal Ocağı Piri Hüseyin Gazi Metin Dede semahın ekip olarak nitelendirilmesine ve cemevlerinde kadınların haremlik selamlık oturtulup, örtünmesine ilişkin Pir Haber ajansına konuştu.
Semahın ekip olarak ifade edilmesinin yanlış olduğunu belirten Gazi Metin Dede, “Semah doğaldır. Semah dönülürken bu elbiseyi ya da şu elbiseyiyi giyeyim olmaz. Semah dönülürken üstünde ne varsa onla semah dönülür. Bugün ise semah dönülen kızlarımızın çoğu allı pullu giysiler giymeye başladılar” diye konuştu.
Eskiden semah dönmek için özel bir ekibin olmadığına dikkat çeken Gazi Metin, “Eskiden cem yapıldığında halkın arasında yaşlı genç kim varsa kalkıp elbisesi nasıl olursa olsun hak için semah dönerdiler. Semahı gösteriş haline çevirdiler. Semah hocalarının her biri ayrı ayrı bir semah öğretmeye başladı” şeklinde konuştu.
PİRHA-Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Pir Hüseyin Gazi Metin, müftülere verilen nikah kıyma yetkisine tepki gösterdi. Metin, ülkenin şeriata doğru adım adım gittiğinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekti. Dedelere maaş verilmesine ise, “Hiçbir zaman devletin kendilerine önerdiği maaşı kabul etmeyin. Bu düzen, bu devlet faydası olmayan bir yerden hiç kimseye bir kuruş para harcar ne de yetki verir” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Müftülere nikah yetkisi verilmesi ile Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin Hüseyin Abdal Ocağından Pir Hüseyin Gazi Metin PİRHA’ya konuştu.
Hüseyin Abdal Ocağı’ndan Hüseyin Gazi Metin, “Laikliğin olduğu yerlerde müftülüklere, hacılara, hocalara nikah kıyma yetkisi verme kadar yanlışlık yoktur” dedi.
Ülkenin yavaş yavaş Cumhuriyet’ten kayarak şeriata doğru gittiğini düşünen Metin, ne müftünün ne hocanın ne de dedenin nikah kıymasının doğru olmadığını söyledi.
“ALEVİLERE YÖNELİK ASİMİLASYON ÇABASIDIR”
Pir Metin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hiç kimsenin dinine, inancına, müftüsüne, hacısına karışmayan o müftülük ki, o diyanet ki, o bizi yönetenler ki hala Alevileri asimile etmek için elinden gelen gayreti yapıyorlarsa biz de konuşmak zorundayız. Sözde Alevilere de bir takım vaatlerde bulunuyorlar. Alevi dedelerinden ricam şudur: Hiçbir zaman devletin kendilerine önerdiği maaşı kabul etmemeleri. Bu düzen, bu devlet faydası olmayan bir yerden hiç kimseye ne bir kuruş para harcar ne de yetki verir.”
ALEVİ DEDELERİNE VE DERNEKLERİNE ÇAĞRI
Metin, Alevi dedelerinin ve derneklerinin asıl görevinin diyanetin kaldırılması, okullarda zorunlu din derslerinin kaldırılması yönünde mücadele olması gerektiğini söyledi.
Pir Hüseyin Gazi Metin sözlerine şöyle devam etti:
“Benim çocuğuma okulda namaz duası öğretiyor, bana da maaş verecek bunun adı ne, soyadı ne. Bizim yedi sülalemiz bir maaş için mi uğraştı acaba. Burada düzen kendi Alevisini kurmuş ve yaşatmaya çalışıyor. Umreye giden dedeler, senin sülalen mi gitti umreye, gri pasaportla Avrupa’ya dede gönderiyorlar. Bunun adı, soyadı belli. Devlet kendi Alevisini kurmak için uğraşıyor, bizler de gerçek Aleviliği yaşatmaya çalışıyoruz. Burada da Avrupa’da da. Karamsar değilim. Bir gün bunlar yenilecek, Alevi dedelerinden ve kurumlarından tek isteğimiz var, cem evlerinden Arapçayı tamamen kaldıracaklar. Kaldırmadıkları müddetçe bu memleketin tamamı şeriata doğru yönelir. Biz tanrıyı inkar etmiyoruz. Tanrıyı seviyoruz, insanı seven tanrıyı sever. Biz tanrıdan korkmuyoruz, insan korktuğuna tapar mı, sevdiğine tapar.”
PİRHA – Alevilere cemevi tahsis eden Osman Baydemir’e bu nedenle ‘6 aydan 2 yıla kadar hapisle yargılanması’ için fezleke düzenlendi. Gerekçe ise Laik devlet sisteminde ‘din’ kamu hizmeti olarak kabul edilmez. Fezlekeye, Alevi kurum başkanlarından ve dedelerinden tepkiler büyümeye devam ediyor. Baydemir hakkında hazırlanan fezlekeye ilişkin Kazım Arık PİRHA’ya konuştu.
HABERİN VİDEOSU
Türkiye’de cemevi inşa eden ilk belediye olarak tarihe geçen Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin o dönem başkanı olan Baydemir’e yönelik fezleke hazırlandı. Fezlekede, Osman Baydemir’in Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 2012 yılında belediye tarafından Diyarbakır’da inşa edilen binanın Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şube’ye (PSAKD) cemevi için tahsis edilmesi devletin laiklik ilkesine uygun olmadığı belirtildi.
Baydemir hakkında hazırlanan fezlekeye gerekçe olan Cemevinin açılışına da tanıklık eden Dersimli bir Alevi olan Kazım Arık hazırlanan fezlekeye ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“DİYARBAKIR CEMEVİ AÇILIŞINA BİRÇOK YERDEN KATILIM OLDU”
Diyarbakır’daki cemevinin açılışında çok geniş katılımlı, uluslararası bir Alevi sempozyumun yapıldığını ifade eden Arık, “İran’dan, Irak’tan, Suriye’den Reya Haq ve Alevilik yolunda olan Kakailer, inanç grupları ve akademisyenler gelmişti. Orada çok güçlü bir etkinlik olmuştu” dedi.
“DİYARBAKIR’DA ALEVİ İNANCINA VE KÜLTÜRÜNE İLGİSİZ KALDIK”
Kazım Arık, “Diyarbakır’da ilk defa böyle bir etkinlik ve cemevi açılışı yapıldı. Daha öncede ilk defa Diyarbakır’da nurculuğa yakın olan Seyit Rıza Dicle Fırat İnisiyatifi Seyit Rıza anması yapmışlardı. Ve yapılan o anmada ben de konuşmacı olarak yer aldım. Biz Aleviler Diyarbakır’ı merkez olarak kabul edersek oradaki Alevi felsefesine, Reya Haq felsefesine, Alevi inancına, Ehl-i Haka, Kakailere ilgisiz kaldık. Dolayısıyla bunu bir ihtiyaç olarak hisseden Osman Baydemir orada anlamlı bir etkinlik yaptı. Ve bu etkinlik bizler için çok verimli oldu” diye konuştu.
“OSMAN’A DEĞİL DE ALİ’YE KURBAN OLAYIM”
Kazım Arık son olarak Urfa Milletvekili Osman Baydemir’in Diyarbakır’da açtığı cemevi etkinliğine yönelik başından geçen bir anekdotu anlattı:
“Diyarbakır’daki Cemevi açılışı sırasında Alevi dedesine ‘Osman Baydemir isminin başına Ali ismini ekleyelim’ önerisini sundum. Alevi Dedesi de, ‘Buna ben tek başıma karar veremem, kendi cemaatime sorayım olur derlerse hay hay dedi.’ Ve oradaki Alevi cemaatinin kararıyla Osman Baydemir’in resmi olmayan isminin başına Ali Osman Baydemir’i ilave ettik. Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Gazi Metin Dede ise “Osman’a değil de o Ali bölümüne kurban olayım dedi.”