Etiket: hüseyin alan

  • TMMOB, Dersim’de deprem paneli düzenlendi: Afetlerden etkilenmeyen dirençli kentler inşa edebiliriz-VİDEO

    TMMOB, Dersim’de deprem paneli düzenlendi: Afetlerden etkilenmeyen dirençli kentler inşa edebiliriz-VİDEO

    PİRHA-TMMOB, Dersim’de deprem paneli düzenlendi. Dersim’in deprem riskinin yüksek olduğu yerlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, “Tunceli’nin kuzeyinde Kuzeydoğu Fay Hattı, güneyinde Doğu Anadolu Fay Hattı, yine Güney cephesinde yakın mesafelerde bulunan Ovacık, Malatya ve Nazimiye fay zonları da yakın zamanda işte deprem oluşum periyotlarını tamamlamış ve her an bir deprem yaşayacakmış gibi hazırda bekleyen faylarımız” dedi.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Dersim’de Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda “Dersim dört fay içinde. Depreme dirençli kentler” başlıklı panel düzenledi. Panele konuşmacı olarak Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu 2. Başkanı Selçuk Uluata, Şehir Planlamacıları Odası Dersim Temsilcisi Umut Kork, Afet Yönetimi ve Dayanışma Derneği Temsilcisi Hasan Basri Yorulmaz katıldı.

    Panelden önce TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Uğur Beycan, TMMOB Bölge İl Koordinasyon Kurulları Eş Sözcüsü Dıyar Kut ve TMMOB eski Genel Sekreteri Dersim Gül açılış konuşması yaptı.

    “2 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN DEPREMİN YARALARI SARILAMADI”

    6 Şubat depremlerinde yitirdikleri on binlerce insanın acı yükünü omuzlarında taşıdıklarını ifade eden TMMOB Dersim İKK  Sekreteri Uğur Beycan, “Depremle ilgili herhangi bir yüzleşme, hesaplaşma ve bilimi, tekniği, rasyonaliteyi, akıl esas alan bir iktidar yaklaşımı ile kentlerimizi depreme dirençli hale getirme yaklaşımını daha geliştirilmedi. Olası bir afet anında iktidar sadece kendi itibarını koruma gerçekliği üzerinden şekillendiriyor” diye belirtti.

    Depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen yaraların halen sarılmadığını belirten  TMMOB Bölge İl Koordinasyon Kurulları Eş Sözcüsü Dıyar Kut, “Halkımız konteynerlerde yaşamaya mahkum bırakılmıştır. Birçok meslektaşımız soruşturma geçirip tutuklanırken müteahhitler, ilgili kurum yetkilileri herhangi bir yaptırıma tabi tutulmamıştır. Depremin faturası meslektaşlarımıza kesilmiştir. Yıkılan kentlerin yerine yenileri inşa edilmemiştir. Bu AKP hükümetinin yürüttüğü politikaların sonucudur. Deprem bölgesinde yaşayan halkımızın sorunlarının unutulmaması ve sorunların çözümü için çaba gösterilmesi gerektiğini hükümete iletiyoruz” dedi.

    Eğer yaşadıkları ülkenin deprem gerçekliği varsa ülkeyi yönetenlerden de ona göre çalışma beklediklerini söyleyen TMMOB eski Genel Sekreteri Dersim Gül, “Elbette yurttaş olarak bizlerin de yani toplumun da tabii ki görevleri vardır. Ama öncelikli olarak biz kamudan bu beklentiyi görmek isteriz. Kamu kurumlarında, yerel idarelerde, meslek kuruluşlarında bu düzenlemenin hayata geçirilmesi ile ilgili bir uygulama bütünlüğü bekleriz ama bu uygulama bütünlüğünü göremiyoruz. Meslek kuruluşları yok sayılıyor. Ülkeyi yöneten bu aklın depreme Dersim’i ve Türkiye’yi hazırlayamayacağını, deprem gerçekliğine uygun olarak dönüştüremeyeceği açıktır” diye konuştu.

    “DEPREM İLE İLGİLİ TEDBİRLERİ KARARLILIKLA UYGULAYAN BİR SİYASET SÖZ KONUSU DEĞİL”

    Panelde ilk sözü alan Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, “Türkiye diri fay haritasına bakıldığında 5 ve üzeri deprem üretme potansiyeline sahip çok sayıda fay söz konusu. 24 kentimiz doğrudan fay zonu üzerine oturuyor. 110 ilçe 500’ü aşkın mahalle veya köy yerleşim birimi de fay üzerinde oturuyor. Deprem risk azaltma yasası 1976’da,  fay yasası 1972 yılında çıkmış. Afet Acil Durum ve Planlama Yasası 1977’de çıkmış. Güçlü bir kurumsal altyapımız söz konusu değil. İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir başkanlıkla bizim Türkiye’deki afet gerçekliğini yönetebilme şansımız yok. Tedbirleri kararlılıkla uygulayan bir siyaset söz konusu değil. Yani rantı görünce hemen yamulan bir siyaset anlayışımız söz konusu” dedi.

    “EN BÜYÜK RİSKLERDEN BİR TANESİ KUZEY ANADOLU FAY ZONU”

    Dersim’in deprem riskinin yüksek olduğu yerlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, “Tunceli’nin kuzeyinde Kuzeydoğu Fay Hattı, güneyinde Doğu Anadolu Fay Hattı, yine Güney cephesinde yakın mesafelerde bulunan Ovacık, Malatya ve Nazimiye fay zonları da yakın zamanda işte deprem oluşum periyotlarını tamamlamış ve her an bir deprem yaşayacakmış gibi hazırda bekleyen faylarımız. En büyük risklerden bir tanesi Kuzey Anadolu fay zonu. Bu fay zonunun yaklaşık 1200 km uzunluğunda sağ yana öteleme sahip. Genel olarak birkaç yüz metre ile 10 km arasında değişen genişlikte bir zon şeklinde gelişmiş doğrultu atımlı bir fay sistemidir. Kuzey Anadolu fayı geçmişte çok sayıda yıkıcı depremler üretmiştir. Bunların en büyüklerinden bir tanesi 1939 Büyük Erzincan depremi. Deprem dinamik bir harekettir. Bu dinamik hareketlere dayanıklı yapı tasarımı ve dirençli kentler inşa etmek istiyorsak mutlaka her yapının oturacağı yerin dinamik parametreleri jeofizik araştırmalar ile belirlenmelidir. Yapılaşma jeofiziği ve yapı jeofiziği çalışmalarındaki gelişmeler dikkate alınarak ilgili yönetmeliklere bu çalışmaların daha ayrıntılı olarak dahil edilmesi gerekmektedir. Ancak bu çalışmalar dahil edilerek depreme dayanıklı yapı tasarımı sağlanır ve doğa kaynaklı afetlerden etkilenmeyen dirençli kentler inşa edebiliriz” diye belirtti.

    “DEPREMLERDEN HİÇBİR ŞEKİLDE DERS ALINMIYOR”

    Depremden hiçbir şekilde ders alınmadığını ifade eden İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu 2. Başkanı Selçuk Uluata, “Bunlarla hepimizin yüzleşmesi gerekiyor. En son Maraş depremi oldu, ne ders aldık? 30 yıllık tespitimiz var zaten. Bizde tespitte ve bilimsel olarak bir sorun yok. Yasa yönetmeliklerimizde de bakarsanız da sorun yok. Bu bir beka sorunu değil. Bu bir devlet sorunu. Kaymakamın ve belediye meclis üyelerinin görevi orada yaşayan insanlara yoldaşlık etmek ve sorunlarına çözüm üretmektir. TMMOB’un görevi devlete, kurumlara destek olmak, yardımda bulunmak. Ama biz bunu görmedik hiçbir afette bu süreci yaşamadık” diye vurguladı.

    “RİSKİ AZALTICI ŞEHİR PLANLARI GELİŞTİRİLMELİDİR”

    Şehir Planlamacıları Odası Dersim Temsilcisi Umut Kork, “Dersim’in dağlık ve engebeli bir araziye sahip oluşu hem deprem öncesinde planlamayı zorlaştırmakta hem de deprem sonrasında afet yönetimini ve koordinasyonuyla birlikte tahliye ve müdahaleyi de zorlaştırmaktadır. Yeni deprem yönetmeliğine uygun dayanıklı konut projelerinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Tabii burada rantı önceleyen değil de insan yaşamını ve doğayı öne çıkaran dönüşümler gereklidir. Yine alternatif tahliye yolları şehir içinde ve kırsalda acil durumda kullanılabilecek ek güzergahların planlanması gerekmektedir. Sağlık alanında da sağlık ve acil müdahale altyapısının geliştirilmesi hastane kapasitesinin arttırılması gerekmektedir. Toplumun afet bilincinin arttırılması gerekmektedir. Bunun için de halka yönelik deprem tatbikatları ve eğitim programları yaygınlaştırılmalıdır. Doğa ile uyumlu planlama dağlık coğrafyaya uygun riski azaltıcı şehir planları geliştirilmelidir” diye konuştu.

    “HALKI BİLİNÇLENDİRMEMİZ LAZIM”

    Deprem konusunda kanıksama olayının yaşanmaması gerektiğini söyleyen Afet Yönetimi ve Dayanışma Derneği Temsilcisi Hasan Basri Yorulmaz, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Nereden başlamalı sorusu burada çok önemli. Biz yerel düzeyde faaliyet gösteren siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları toplumun bilinçlendirilmesinde öncülük rolü oynamalıyız. Halkı bilinçlendirmemiz lazım. Risk yönetiminde hazırlık, bir zarar azaltma, ikinci hazırlık, kriz yönetiminde ise müdahale ve sonrasında bir iyileştirme dönemi var. Burada risk yönetimi koruma mantığını barındırıyor. Kriz yönetimi düzeltme, biz korumayı gerçekleştirmediğimiz zaman zaten düzeltmeyi de bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Aradan geçen bunca zamana rağmen Adıyaman sanki enkaz kent, binalar yükseliyor ama yeraltı yapısıyla o çevresiyle hala 2023’ün izlerini canlı canlı olarak görmekteyiz.”

    Panel, soru-cevap bölümüyle devam etti.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Vadilerimiz sadece ekolojik olarak değil inanç merkezi oldukları için de korunmalıdır’

    ‘Vadilerimiz sadece ekolojik olarak değil inanç merkezi oldukları için de korunmalıdır’

    PİRHA- Munzur ve Pülümür vadileri, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edildi. Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, korumaya alınan bölgenin yetersiz olduğunu belirterek, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Vadinin, sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edilmesinin ne anlama geldiğini Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan’a sorduk.

    ‘VADİLERİMİZ İNANÇ MERKEZİ OLDUKLARI İÇİN KORUNMALIDIR’

    Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, birinci derecede koruma altına alınmış bölgenin Munzur Gözeleri’nin kuzeyinde yer alan yamaçlarla sınırlı tutulduğunu, elbette buranın da korunması gerektiğini ancak sadece bu alanın korumaya dahil edilmesinin yetersiz olduğunu söyledi.

    Alan, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Bölge insanı için inanç merkezi konumunda bulunan ve kutsiyet değeri olan bir vadinin, toplumun manevi değerlerinden koparılarak, buranın sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.

    Geçtiğimiz yıllarda yaptıkları Munzur Jeoapark Çalıştayı’nda bölgede yer alan çok sayıda buzul gölü, buzul vadileri, moren çökelleri, şelaleler, ören yerleri, Ovacık fay lokasyonu ve sayısız kanyonların yer aldığını, çok sayıdaki bu jeolojik varlık için hiçbir koruma statüsü getirilmediğini belirten Alan, şöyle devam etti:

    “Buranın ekolojik tabanlı raporlarla değil, bölge insanı için bir inanç merkezi olması niteliğinde olması nedeniyle korunması, vahşi kullanım ve kirleticilerin etkilerinden arındırılması için Yeni Zelanda’daki Whanganui ile Hindistan’daki Ganj nehirlerinde olduğu canlı varlık statüsü tanınması için özel yasal düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    Munzur ve Pülümür Vadileri ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildi

  • Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı: Cumhurbaşkanı dahil tüm yetkilileri önceden uyardık

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı: Cumhurbaşkanı dahil tüm yetkilileri önceden uyardık

    PİRHA- Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Alan, 10 ilde hissedilen ve çok sayıda can, mal kaybına neden olan 7.7 büyüklüğündeki depreme ilişkin konuşarak, “Hatay’a, Kahramanmaraş’a ilişkin geçen yıl deprem danışma kurulu öncülüğünde 24 kentimizin 18’ine ilişkin raporları yayımladık. Cumhurbaşkanımız dahil olmak üzere, ilgili siyasi partilere, bölge milletvekillerine gönderdik, geri dönüş yapmadılar” dedi.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Alan, 10 ilde hissedilen ve çok sayıda can, mal kaybına neden olan Maraş depremine ilişkin konuştu.

    Alan, yaptığı açıklamada, “24 kentimizin 18’ine ilişkin raporları yayımladık. Cumhurbaşkanımız dahil olmak üzere, ilgili siyasi partilere, bölge milletvekillerine tek tek gönderdik” dedi.

    “2 YILDIR TÜM YETKİLİLERİ UYARIYORUZ”

    Halk Tv’ye konuşan Prof. Hüseyin Alan, Maraş’ta meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki depremle ilgili 2 yıldır yetkilileri uyardıklarını söyledi.

    Alan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

    “Hatay’a, Kahramanmaraş’a ilişkin geçen yıl deprem danışma kurulu öncülüğünde 24 kentimizin 18’ine ilişkin raporları yayımladık. Cumhurbaşkanımız dahil olmak üzere, ilgili siyasi partilere, bölge milletvekillerine tek tek gönderdik. Alınması gereken tedbirleri yazdık 2 yıl önce. Odamızın web sayfasında bu raporlarımız var, kimlere gönderdiğimiz var ama bugüne kadar, ne o ilin milletvekilleri, ne yetkili kurumları geri dönüş bile yapmadılar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • JMO Başkanı: Toplum için kutsal olan Munzur Vadisi’ne ‘koruma statüsü’ talep ediyoruz-VİDEO

    JMO Başkanı: Toplum için kutsal olan Munzur Vadisi’ne ‘koruma statüsü’ talep ediyoruz-VİDEO

    PİRHA – Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Munzur Gözeleri başta olmak üzere Dersim’deki akarsu ve vadilerin önemine dikkat çekti. Alan, Munzur Gözeleri için “Bölgeye ‘canlı yaşam statüsü’ tanınmalı. Umut ediyorum ki öncelikle bölgedeki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, milletvekilleri, bu hususu dikkate alarak o bölgeyi bir koruma statüsüne kavuşturur” dedi.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Dersim coğrafyasında kutsal kabul edilen ancak birçok etmen sebebiyle tehlike altında olan Munzur çayı hakkında bilgi verdi. Hüseyin Alan, bölgenin bu yıl içerisinde yeterince yağış aldığına işaret ederek akarsuların da eski debilerine ulaştığını söyledi.

    Hüseyin Alan, hidroelektrik Santraller (HES) ve barajların, bölge ikliminde değişime neden olduğuna da işaret ederek şunları söyledi:

    “Munzur Çayı aşağı yukarı 40’ı aşkın gözeden çıkan sularının yüzeye çıkmasıyla, yani Munzur Dağları’ndan süzülen suların o bölgede çıkmasıyla oluşan bir kaynak. Daha sonra buna Mercan suyu ve yan derelerden gelen sularla beslenerek Murat Nehri’ne oradan da Fırat Nehri’ne boşalan bir çayımız olduğunu özellikle belirteyim. Munzur Gözelerinin olduğu bölümün tamamı Munzur dağlarındaki karstik yapılardan, yani oradaki karların erimesi sonucu oluşmuş buzul göllerinin süzülmesi sonucunda meydana geldiği için barajların bu bölgede doğrudan etkisinin olduğunu söyleyemem. Ama barajların özellikle orada mikro klimayı değiştirmesinden kaynaklı olarak küresel iklim değişikliğinin etkileri ile son yıllarda özellikle düşük miktarda kar yağışı alması nedeniyle oradaki gözelere akan suyun eriyen kar sularının azalması nedeniyle bir hayli debisinin düştüğünü söyleyebilirim. Hatta geçtiğimiz Aralık ayında ben de Dersim’deydim ve saniyede 13 metre kadar düşen bir debiye sahip olduğunu oradaki vatandaşlarımız ifade ediyorlardı. Ama bu yıl görece olarak geçmiş yıllara göre kar yağışının artması nedeniyle son günlerde o bölgede özellikle Munzur Gözelerinin eski ihtişamına kavuştuğu ifade ediliyor. Bu tamamen bölgenin aldığı kar ile ilintili olduğu için bu sürecin korunması gerekiyor.”

    “MUNZUR, KUTSALİYET ATFEDİLEN BİR NEHRİMİZ”

    Alan, Munzur Gözeleri ve vadisindeki peyzaj eksiklerine de dikkat çekti. Yöre halkı için söz konusu bölgenin kutsaliyet taşıdığına vurgu yapan Alan, “Munzur o bölge için bir inanç merkezi” dedi.

    Hüseyin Alan, Munzur Vadisi’nin koruma altına alınması konusunda uyarıda bulunarak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Munzur, bölge insanı için kutsaliyet atfedilen bir nehrimiz. Dünyada da buna benzer nehirler, çaylar söz konusu. O nedenle insanlarımız yoğun olarak o bölgeyi ziyaret edip, dualar okuyor, mum yakıyor ve kurban kesiyor. Aynı zamanda oralar bir ören yeri. Bu açıdan o bölgenin kutsaliyetini de dikkate alarak bir peyzaj düzenlemesinin yapılmasının uygun olacağını düşünüyoruz. Ama bölge insanının gerçekten fikrini alıp, amaca hizmet edecek şekilde bir peyzaj düzenlemesine ‘Evet’ denilebilir. Oysa son yıllarda Valilik tarafından başlatılan, birçok kişinin veya kurumun görüşleri alınmaksızın yapılan peyzaj düzenlemelerinin çok yerinde olduğunu düşünmüyoruz. Artık yılda bir milyonu aşkın insanın ziyaret ettiği gözelerin insan sirkülasyonuna olanak tanıyan, çevre düzenlemesinin, yol, altyapı, tuvalet, kurban kesim merkezi gibi insanların rahatça ibadetlerini yerine getirecekleri bir şekle dönüşmesinin çok anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Ama bugünkü yapılan peyzajın bu amaçların hiçbirisini gerçekleştirecek bir düzenleme olmadığını biliyoruz.”

    MUNZUR VE PÜLÜMÜR VADİSİ İÇİN YASAL DÜZENLEME STATÜSÜ TALEBİ!

    Hüseyin Alan, 2018 yılında Munzur Vadisi ile birlikte Pülümür Vadisi’ni de kapsayan bir coğrafyanın ‘Jeopark’ alanına dönüştürülmesi için yaptıkları çalışmayı da hatırlattı. Alan, birçok dünya ülkesindeki akarsu ve coğrafyaya, bölge halkının kültürel yapısı göz önünde tutularak özel statü sağlandığını belirterek şunları aktardı:

    “Yeni Zelanda’da mesela Maorilerin yaşadığı bir vadi söz konusu ve bu vadi çok önemli. İlk başta Yeni Zelanda parlamentosu, yerel halkın inançlarını göz önüne alarak oraya 2017 yılında ‘canlı yaşam statüsü’ tanıdı. Ardından yine aynı yılda Hindistan’da Ganj ve Yamuna nehirleri kutsaliyet atfedilen havzalardan biri. Hindistan Anayasa Mahkemesi benzer bir kararı her iki nehir için de aldı. Şimdi Munzur Vadisi, Pülümür Çayı ile birleştiği noktadan tutun gözelere kadar birçok yerde insanların inanç merkezi olarak kullandığı alanlar söz konusu. İki suyun birleştiği yere ‘Gole Çeto’ deniliyor. İnsanlar oraya gidip adaklar adayıp, mumlar yakıp, dualarını ediyor. Munzur Vadisi boyunca Dikilitaş, Ana Fatma, Halbori Gözeleri gibi ta ki Munzur suyunun çıktığı yere kadar birçok yerde insanlar ibadetlerini yerine getiriyor. Bu vadi o bölge insanı için bir kutsaliyet arz ediyor. Biz de bu hassasiyete inanarak Alevi toplumu açısından bir inanç vadisi olması sebebiyle burası için bir yasal düzenleme statüsü talep ettiğimizi belirtelim.”

    “‘MUNZUR VADİSİNE CANLI YAŞAM STATÜSÜ’ TANINMALI”

    Hüseyin Alan, Munzur Vadisi başta olmak üzere Dersim’de kutsal görülen bölgelerin koruma statüsü altına alınması için çalışma yürütülmesi gerektiğini belirtti. Alan, sorumluluğu olan kişi ve örgütlere ise şu çağrıda bulundu:

    “Maalesef bugüne kadar ne parlamentodaki milletvekillerinin ne de bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının, arzu eden dinamiği sergilediğini söyleyemem. Ama mutlaka gelecekte bu toplumun inanç yapısı korunacaksa bu bölgede maden sahaları kapatılmak isteniyorsa, bu vadi özellikle HES’lerden, barajlardan kurtarılmak isteniyorsa mutlaka bu vadinin, bölge insanının inanç merkezi olduğu gerçeğinden hareketle ‘canlı yaşam statüsü’ tanınmalı. Bunu Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bizler birçok toplantıda dile getiriyoruz. Umut ediyorum öncelikle bölgedeki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, milletvekilleri, bu hususu dikkate alarak, konuyu Meclis gündemine alıp o bölgeyi bir koruma statüsüne kavuşturur ve inanç merkezi haline dönüştürebilirler.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Kanal İstanbul halka ihanet projesidir’-VİDEO

    ‘Kanal İstanbul halka ihanet projesidir’-VİDEO

    PİRHA – Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, ülkenin coğrafi zenginliklerinin tümüyle rant odağı haline geldiğini ifade etti. Kanal İstanbul Projesi için “Halka ihanet projesidir” diyen Alan, çevresel talanların kanser oranlarında büyük artışa sebep olduğunun da altını çizdi.

    Haberin videosu

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan son 1.5 aydır ülkenin çevresel kaynak ve varlıklarına dönük ciddi saldırı yapıldığını söyledi. ‘Jeolojik miras’ olarak tanımlanan birçok yerin tahrip edildiğini aktaran Alan, define için kurutulan Dipsiz Göl ve Kapadokya’daki yapılaşmaya işaret ederek şunları söyledi:

    “JEOPARK İLAN EDİLMESİ GEREKİRDİ FAKAT…”

    “Jeolojik miras, bir kez yok edildiğinde bir daha yerine konulamaz nitelikteki doğal varlıklardır. Geçtiğimiz günlerde Gümüşhane’nin Dumanlı köyünde Dipsiz Göl diye bilinen, 12 bin yıllık buzul gölü, kamu yöneticilerinin gözetiminde define arayıcıları tarafından yağmalanmasını bu ülkenin kabul etmemesi gerekiyor. Toplumda meydana gelen tepkiler üzerine hızlı bir şekilde orayı dozerlerle yapıp yeniden doğal sit alanı ilan edileceğini ilan ettiler. Tabii ki artık o doğal varlığın kendi niteliğini yitirdiğini hepimiz biliyoruz. Orası maalesef yok edildi.

    Benzer şekilde yağmanın önümüzdeki günlerde Kapadokya bölgesini de etkileyeceğini düşünüyoruz. Kapadokya için 1 Haziran’da kanun çıkarıldı. Kanunun bazı eksiklikleri olmakla birlikte önemli bir kanun tasarısı olarak görmüştük. Ama Ekim ayı içerisinde bir gün ansızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile söz konusu Göreme Milli Parkının milli park statüsünden kaldırılması ve o bölgede yer alan sayıları yüzlerce belki de binleri bulan Peri Bacalarının, kanyonların, yeraltı mağaraların hatta insanoğlu için yaşam merkezi olmuş kültürel varlıkları korunmasız bir statüye getirmiş ve burayı tamamen imarın, rantın odağı haline getirmiş.

    Kapadokya gibi dünyada ender görülen Peri Bacalarının, kanyonların, vadilerin, ören yerlerinin yok edilmesi kabul edilemez. Buraların mutlaka korunması, kesin korunacak alan statüsü içerisine alınması, her birinin ayrı, ayrı tescil edilmesi ve gelecek nesillere aktarılması gerektiğini düşünüyoruz. Dünyada bu tür alanlar Jeopark ilan edilir, korunur, gelecek nesillere aktarılır. Ama maalesef bizimkiler korumasını alıp kaldırdılar. Kimsenin de sesi çıkmıyor, bir tek jeoloji mühendisleri dışında…”

    “KANAL İSTANBUL PROJESİ SU KAYNAKLARINI YOK EDER”

    Tartışmalarla gündemde hep yerini koruyan bir diğer proje ise ‘Kanal İstanbul. Projenin hayata geçmesi durumunda Avrupa yakasında bir anlamda oluşacak ada parçasının tehlike arz edeceğine işaret eden Hüseyin Alan, şu hususların altını çizdi:

    “Bu proje tümüyle tehlikeli. Yapılmak isteneni İstanbul’a, Türkiye halkına bir ihanet olarak değerlendiriyoruz. Proje Küçük Çekmece Gölü, Sazlıdere Barajı, Terkoz Gölü gibi alanların içerisinden geçiyor. Bundan sonra Sazlıdere barajı olmayacak. Küçük Çekmece gölü diye bir göl söz konusu olmayacak. Yüz yıllardır İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Terkos gölü büyük oranda belki tuzlanarak kirlenecek. Orada 2 milyon metreküpten fazla bir alan kazılarak o kazı malzemesinin döküleceği alanda da bir çevre felaketine neden olunacak. Kazının geçtiği alandaki zemin birimlerinin niteliksiz olduğunu, önemli bir bölümünün gevşek ve niteliksiz, heyelana duyarlı birimlerden oluşan zeminler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kanal açıldığı zaman çok sayıda alanda heyelan, kaymalar ve bunun maliyetini artıracak unsurlar olduğunu da biliyoruz. Peki, İstanbul halkı bu proje ile ne kazanacak? Bunun tamamen bir rant projesi olduğunu ifade ediyoruz. Bunun İstanbul’a, Türkiye halkına hiç bir yararı olmayacağını düşünüyoruz. Ekonomiye de bir katkısı olmayacağını özellikle belirtmekte fayda var.

    Deprem açısından da Türkiye’nin, belki dünyanın en aktif faylarından biri olan Kuzey Anadolu fayının hemen kenarındaki bir alanda bu tür yapımlar gerçekleştirirseniz çevreye getireceği felaketleri de düşünmeniz gerekir.”

    “KANSERLERİN %25’İNE ÇEVRESEL FAKTÖRLER SEBEP OLUYOR”

    Alan, çevre felaketlerinde ciddi tahribatlara sebep olan termik santrallerle birlikte maden ocakları konusunda da bilgi paylaştı.

    “Termik santralleri özelleştirilirken 7 yıla yakın bir süre tanınmıştı. Baca gazı filtreleri takmak üzere çevreye yaydıkları gaz ve tozdan kaynaklı yapıların önlenmesi amacıyla. Geçtiğimiz günlerde bu uzatılmak istendi. Bunun temel nedeni de aslında özelleştirdiğimiz termik santrallerini satın alanların hiç bir yatırım yapmadığı, buna ilişkin temel bazı yatırımlardan bile çekindikleri anlaşılıyor. Bir süre uzatımıydı yani. Bu süre uzatımı sonunda da zaten yapılmayacaktır diye düşünüyorum.

    Cumhurbaşkanı burada aktif davrandı ve ilgili maddeyi iptal etti. Bu açıdan olumlu olduğunu düşünüyorum. Bakın bunlar niye önemli. Sağlık Bakanlığı verileri açısından bakıldığında Türkiye’de her yıl 150 bini aşkın yurttaşımız kanser oluyor. Kanserlerin %25’inden fazlasının çevresel maruziyetlerden kaynaklandığı ifade ediliyor. Yani 40 binin üzerinde yurttaşımız çevresel maruziyetlerden kaynaklı kanser. Akciğer kanseri bu kanserler içerisinde önemli bir orana sahip. Akciğer kanserlerinin kaynakları arasında çevremizi tehdit eden tozlar ve benzeri etkenler var. Peki buna karşın ne önlem alıyor? Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, anayasal bir haktır. Bunun gereklerinin yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • DAM: Madenciliğin tümü doğaya zarar veriyor- VİDEO

    DAM: Madenciliğin tümü doğaya zarar veriyor- VİDEO

    PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi DAM, Dersim’de yapılmak istenen maden faaliyetlerinin bilimin ışığında olması gerektiğini vurguladı. 

    Haberin Videosu

    Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM), bugün Taksim’de bulunan Hill Otel’de “Munzur Dağları madenlerle yok edilmek isteniyor” başlıklı konferans düzenledi.

    Düzenlenen konferansa Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Profesör Dr. Yüksel Örgün Tutay, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yürütme Kurulu Başkanı Hüseyin Alan ve Avukat Murat Cano konuşmacı olarak katıldı. Moderatörlüğü ise DAM yöneticilerinden Hüseyin Ayrılmaz yaptı.

    “BİLİMİN REHBERLİĞİNDE BİR MADENCİLİK YAPILMALI”

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Profesör Dr. Yüksel Örgün Tutay, sunumlu olarak yaptığı konuşmasında insan yaşamının oluşumundan başlayarak doğal kaynakların yaşamda ne kadar etkili olduğuna vurgu yaptı.

    Taş devrinden teknoloji çağına kadar olan değişimde şu an tamamen madenciliğe bağımlı bir yaşamla karşı karşıya olunduğunu ifade eden Tutay, “Müthiş bir ham madde bağımlılığıyla karşı karşıyayız. Madenciliğin tümü doğaya zarar veriyor. Çünkü orada bir yok oluş var” dedi.

    Bilimin rehberliğinde bir madencilik yapabilmenin önemli olduğunu kaydeden Tutay, “Risklerin tanımlanması, stratejik plan, çevre planı hazırlanmalı. Üretim sonrası sahanın mükemmel olarak iyileştirilmesi ve sahanın maden şirketi tarafından suyunda havasında toprağında kirlenme oluyor mu? diye 30 yıl boyunca takip edilmesi gerekiyor” dedi.

    Dersim’in hemen hemen her ilçesinde doğal kaynak tespitinin yapıldığını söyleyen Tutay, ‘Neden madencilik?’ sorusuna şöyle cevap verdi:

    “Ülke ekonomilerinin çarklarının dönmesi için metal ve mineral ham madde kaynaklarına erişim hayatidir. Mineral ve metallere erişim ve kullanımın, toplumların refahı ve ekonomik kalkınması, toplumların varlığı için şarttır. Birçok sektörün varlığı mineral hammadde kaynaklarına erişime dayanır. Ancak bu madenler çıkarılırken eksiksiz denetim, mükemmel bilgilendirme, toplumun güveninin kazanılması şart.”

    “KÜLTÜR VE İNANÇ DA TAHRİP OLACAK”

    Tutay’ın ardından TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yürütme Kurulu Başkanı Hüseyin Alan söz aldı.

    Kentlerin çoğunun işsizlik, kırsal ve kentsel göç, yoksulluk gibi sorunları olduğunu ifade eden Alan, “Bugünkü egemen anlayış veya kapitalist sistemin doğayı sadece kaynak deposu olarak gören anlayışla yönetiyor. Halbuki gelişmiş ülkeler bunu 1960 yıllarından sonra yavaş yavaş terk ettiler” dedi.

    Dersim coğrafyasına barajlar ve madencilik yoluyla ağır bir saldırı olduğuna dikkat çeken Alan, Dersim’de yapılması planlanan barajların hiçbirinin iptal edilmediğini ‘yap-işlet’ mantığıyla yapılacağı için talip bulamadığını kaydetti.

    Dersim coğrafyasında halihazırda 17 tane baraj olduğunu ve 1971 yılında Milli Park ilan edilen Munzur Vadisi’nin de faaliyete açılacağını belirten Alan, “Baraj ve maden ruhsat sahalarının yapılması durumunda Tunceli’den Ovacık’a kadar olan yer tahrip edilecek. Munzur Vadisi milli park statüsünü yitirecek. Birçok yerleşim ve tarımsal üretim alanı sular altında kalacak. Bölge insanı için inanç yeri olan vadinin yok edilmesiyle kültür ve inanç da tahrip olacaktır” diye konuştu.

    Türkiye nüfusunun giderek artmasına rağmen Dersim nüfusunun giderek azaldığına vurgu yapan Alan, Dersim nüfusunun düşürülerek Türkiye’nin en küçük kenti haline getirilmesinin planlandığını söyledi.

    MUNZUR VADİSİ JEOPARK PROJESİ

    Jeoloji Mühendisleri Odası olarak Munzur Vadisi’nin Jeopark alanı olması için Jeopark Projesi hazırladıklarını hatırlatan Alan, çok sayıdan mineralin, madenin bir arada bulunduğu alanları korumak için oluşturulan alanlara jeopark dendiğini ifade etti. Munzur Vadisi’nin jeopark alanı olmaya aday alanlardan biri olduğunu söyleyen Alan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bölgedeki araştırmalar yeterli değil. Bütün varlık ve kaynakların tespit edilmesi gerekiyor. Koruma statüsü sınırları belirlenerek teknik rapor hazırlanarak Çevre Şehircilik ve Kültür ve Turizm bakanlıklarına gönderilmesi gerekiyor. Ayrıntılı bilimsel çalışmaların yapılması lazım. Hiçbir kültürel varlığımıza ilişkin doğru düzgün bir araştırma yok. Vadi içerisinde çok sayıda ziyaret yerlerimiz var. Jeopark olarak ilan edilmesi planlanan yerin tanıtılması için gerekli faaliyetler yürütülmeli.

    Bir danışma meclisimiz olsun ‘benim de sözüm var’ diyen herkes gelip burada görev alsın. Bunu sağlamak için bir sekretarya da oluşturduk. Geniş halk kesimlerinin desteğini almak istiyoruz.

    Munzur vadisi ve yakın çevresindeki joelojik, morfolojik ve arkeolojik değerlerin korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını istiyoruz.”

    “KARŞIMIZDAKİ İRADEYE KARŞI BİRLEŞMEMİZ GEREKİYOR”

    Alan’ın ardından söz alan Avukat Murat Cano, “Asıl olan yatırım değil korumaktır. Eğer yatırım oradaki değerleri geri dönülmez bir şekilde yok ediyorsa o yatırımdan vazgeçilmelidir. O yüzden diyorum ki ‘bize dokunmayın’. Bize dokunmak Dersim’e dokunmaktır. Asla yatırıma karşı değiliz, bizim de ekmeğe ihtiyacımız var biz de insanız. Ancak madenlerin kesinlikle çıkarılmaması gereken yerler var. Onların başında Kaz Dağları ve Dersim gelir. Çünkü maden çıkarmak için oraya yol açmanız, makine sokmanız gerekir” diye konuştu.

    “Karşımızda bir devlet iradesi var. O iradeye meşru yollarla karşı durabilmek için birleşmemiz gerekiyor. Birbirimizle çatışarak bir yere varamayız, o zaman coğrafyamızı yok ederler” diyen Cano, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de karşı duran çok sağlam bir kitle yaratmamız gerekiyor. Munzur bizim iliğimiz bütün Dersimliler de onun kemiği gibi Dersim’i koruyacak şekilde kemikleşmelidir. Bunu bütün dünyaya anlatabiliriz. Şurası onun burası benim diye bir şey yok. Herkesin kullandığı yerler vardır. Dünyanın yeri aslında herkesindir. Bu bilinç oluştu dünyada. Siz olmazsanız biz yok olacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Dersim’deki jeolojik varlıkların da korunması gerektiğine inanıyoruz’-VİDEO

    ‘Dersim’deki jeolojik varlıkların da korunması gerektiğine inanıyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Munzur Vadisi Jeoprak Çalıştayı’na ilişkin PİRHA’ya konuşan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Alan, “Jeopark, doğayı sadece meta ekolojik bir yaklaşımla değil aslında biyo eşitlikçi bir yaklaşımla tahlil eder ve onun sonucunda bir fikri topluma aşılamakla ilgili bir çaba sarf eder” ifadelerini kullandı.

    HABERİN VİDEOSU

    Munzur Vadisi Jeopark Potansiyeli ve Jeoturizm Çalıştayı geçtiğimiz günlerde Dersim’de gerçekleşti. Belediyelerin, siyasi parti ve kurumların katılım sağladığı çalıştayda jeopark ve jeoturizm hakkında bilgiler verildi.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Alan, “Toplantının birinci bölümünde UNESCO’nun jeopark kriterlerine ilişkin konular, Salihli-Kula Jeoparkı ile jeoparkın yerel kalkınma üzerindeki etkileri konusunda bir çalışma oldu. İkinci gün Munzur vadisi ve civarında yer alan alanlardaki jeopark olmaya aday veya jeosit niteliğindeki verilerin tartışıldığı, aynı zamanda kültürel olguların buna nasıl entegre edileceği ile ilgili bir süreç işletildi” ifadelerini kullandı.

    TEKNİK GEZİ

    Munzur Vadisi’nde teknik gezi gerçekleştirdiklerini belirten Alan, “Munzur vadisi ne Bir teknik gezi gerçekleştirildi. Yaklaşık olarak on veya on iki alan belirlenmişti. Bu alanların tamamı ziyaret edildi. Yaklaşık altmışın üzerinde arkadaşımız bu geziye katıldı. Katılım son derece iyiydi. Halkın jeoparkla ilgili sorularının da olabildiğince hem bizler tarafından hem de çalıştaya katılan bilim insanları tarafından yanıtlanmaya çalışıldı. Ben bu açıdan olumlu bir çalıştay olduğunu düşünüyorum” dedi.

    “JEOLOJİK VARLIKLARIN KORUNMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUZ”

    Munzur Vadisi Milli Parkı’nın statüsüne değinen Alan, şunları kaydetti:

    “Dersim coğrafyasında 1971 yılında vadinin çok küçük bir bölümü milli park ilan edilmiş durumda. Milli parkta temel olarak buradaki biyolojik çeşitliliğe dayandırılmış. Yani flora ve faunadan dolayı. Ama 1971 yılından sonra dünya sistematiği içinde çok büyük yenilikler oldu. Özellikle Unesco çatısı altında Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim Kültür Komisyonu tarafından yapılan çalışmalar sonucunda sadece biyolojik varlıkların değil, aynı zamanda cansız yani jeolojik varlıkların da korunmaya değer ögeler olduğu yönünde görüşler ortaya çıkmasının ardından özellikle 1990 yılının ikinci yarısından sonra tüm dünyada biyolojik varlıklarla birlikte jeolojik varlıklarda korunma altına alındı. Bunlar daha sonra Unesco global jeoparklar çatısı altında da örgütlendiler. Bugün dünyada 38 ülkede 147 alan jeopark olarak bir korunma statüsüne kavuşmuş durumda. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de de Kula-Salihli Jeoparkı bu sistem içerisinde tanımlanmış ve Unesco kriterlerine uygun olarak raporlanmış kabul edilmiş bir alan. Biz Türkiye’nin jeolojisini de göz önüne alarak Türkiye’de farklı alanları jeopark statüsüne sahip olduğunu bu alanlardan birinin de Dersim coğrafyasında yer alan geniş alanların da buna uygun olması nedeniyle buradaki biyolojik varlıklarla birlikte jeolojik varlıkların da korunması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle bu çalıştayı gerçekleştirdik.”

    VERİLER YENİ WEB SAYFASINA YÜKLENİYOR

    Munzur Vadisi’nin Jeopark Potansiyeli ve Jeoturizm’e ilişkin aktarımlarda bulunan Alan, “Munzur jeoparkı sadece jeolojik veya biyolojik varlıkları koruyan değil aynı zamanda kültürel değerleri de koruyan onuda yaşatan bir yönü söz konusu. Bu konuda halkı ve toplumu daha iyi bilgilendirmek amacıyla munzurjeopark.org adında bir web sayfası oluşturduk. Bu web sayfamız henüz çok yeni. Veriler toplandıkça proses edildikten sonra bu sisteme yükleniyor. Umut ediyorum bir iki ay sonra daha zengin bir web sayfamız olacak. Hem Türkçe hem de İngilizce olarak yayınlandı. Burada jeolojik biyolojik varlıkların yanında aynı zamanda kültürel ögelerin de içinde yer aldığı doğa sporlarının burada rotalarının belirlendiği insanların doğayı kullanırken dikkat etmesi gereken unsurları barındıran bir web sayfası olduğu gibi dünyadaki jeopark süreçlerindeki gelişmeleri de topluma aktaran bir yönü olacak. Ona ilişkin bilgiler veren deklarasyon tamamlandı. Bizim web sayfası üzerine önümüzdeki haftadan sonra dünyanın herhangi bir yerindeki Unesco global jeopark sitesine girerek bu bilgileri elde edebilirsiniz” diye konuştu.

    “YEREL İDARELER TARAFINDAN YÜRÜTÜLMESİ GEREKİR”

    Alan son olarak topluma şu çağrıyı yaptı:

    “Toplumun bu konuda kaygılanmasını gerektirecek hiçbir unsurunun olmadığını, çalıştayın çağrı metninin bir deklarasyon olduğunu, eğer o çağrı metnini okurlarsa da doğayı sadece meta ekolojik bir yaklaşımla değil aslında biyo eşitlikçi bir yaklaşımla tahlil eder ve onun sonucunda bir fikri topluma aşılamakla ilgili bir çabanın olduğunu da belirtmek istiyoruz. Bizim temel kaygımız insan ve doğadaki canlı veya cansız tüm yaşamların piyasadaki değerler üzerinden değil, doğadaki varlıklar üzerinden değerlendirildiği eşit tutulduğu, bugün insanoğlunun doğa koruma anlayışının temelini oluşturan biyo eşitlikçi veya derin ekolojik yaklaşım topluma benimsetme yönünde de bunlara araç olabileceğini düşünüyoruz. Umut ediyorum bununda bir yerel idareler tarafından yürütülmesi gerekiyor. biz bir bölgedeki kaynak ve değerlerin sahibinin o bölgedeki insanlar olduğunu düşünüyoruz. O bölgede bir gelir elde edecekse o bölgedeki insanlar elde etsin istiyoruz. onları koruyacaksa da o bölgedeki insanlar korusun istiyoruz.”

    Hüseyin YAŞAR/DERSİM

  • Munzur Vadisi Jeopark söyleşisine çağrı

    Munzur Vadisi Jeopark söyleşisine çağrı

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi tarafından Munzur Vadisi’nin jeopark potansiyeline dikkat çekmek amacıyla Jeoloji Mühendisi Hüseyin Alan’ın katılımı ile 14 Eylül Cumartesi günü söyleşi yapılacak.

    DAD Ankara Şubesi, Munzur Vadisi Jeopark Projesi’nin önemine dikkat çekmek adına 14 Eylül Cumartesi günü saat 14:00’te söyleşi yapacak.

    “Doğamıza, yaşamımıza ve inanç yerlerimize sahip çıkıyoruz” çağrısı ile planlanan söyleşide Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan konuşmacı olarak yer alacak.

    Program Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek. Ayrıca “Munzur Vadisi’nin Jeopark potansiyeli ve jeoturizm Çalıştayı” da 24-25 Eylül 2019’da, Dersim’de, Tunceli Belediyesi Konferans Salonu’nda yapılacak.

    PİRHA / ANKARA

  • Munzur Dağları Jeopark olma yolunda aday-VİDEO

    Munzur Dağları Jeopark olma yolunda aday-VİDEO

    PİRHA – Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Munzur Dağları’nın maden sahası ilan edilmesinin ardından bölgenin Jeoparka dönüştürülmesi konusunda girişimlerini anlattı. Alan, “Türkiye’nin artık doğasını sadece bir kaynak alanı olarak gören yapıdan kurtulması gerekir” dedi.

    Haberin videosu

    Ülke genelinde doğanın maden uğruna talan edilmesine tepkiler sürerken gözlerin çevrildiği bir önemli nokta da Dersim oldu.

    İl genelinde en az 145 maden projesi sürerken 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamının da maden sahası ilan edilmesi kaygıları büyüttü.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, ülkenin en temiz içme suyu kaynağını barındıran Munzur Vadisi’nin maden sahası ilan edilmesi altındaki tehlikelere dikkat çekti. Hüseyin Alan, vadinin Milli Park statüsünden çıkartılıp jeoparka dönüştürülmesi için Tunceli Belediyesi ile ortak çalışma yürüttüklerine dikkat çekerek şunları söyledi:

    GELECEK NESİLLERE AKTARMAK İÇİN…

    “Munzur Vadisi 1971 yılında vadinin küçük bir bölümü milli park statüsüne kavuşturmuş durumda. İçerdiği flora ve fauna özelliklerinden, endemik türlerden dolayı… Özellikle vadinin güneye bakan bölümlerinde altın madeni keşfinden sonra o bölgede yoğun bir ruhsat alındığını, hatta önemli derecede bakır emaresinin en azından kaynağının tespit edildiğini, bu yönde bölgede çalışmalar yürütüldüğünü de biliyoruz. Vadinin özellikle güney kısmında yoğun bir alanın madencilik amacıyla ruhsatlarının alındığını ve oraların kapatıldığını görüyoruz. Munzur vadisi Türkiye’nin ender güzelliklerine sahip alanlarından bir tanesi. Önemli bir ekosisteme sahip. Aynı zamanda jeolojik, jeomorfolojik 20’nin üzerinde buzul gölün olduğu, çok sayıda doğal varlığı da kendi içerisinde bulunduran bir alan. Bu nedenle de bu alanı tabii ki koruyarak gelecek nesillere aktarılması bugün ise jeo turizm, yani halkın kullanımına açarak kullanılması konusunda oda olarak bir çalışma yürüttüğümüzü de belirtmek istiyorum.”

    “EYLÜL’DE ‘JEO TURİZM OLANAKLARI ÇALIŞTAYI’ YAPILACAK

    Alan, Munzur Dağları’nın jeoparka dönüştürülmesi yönünde girişimlerinin sürdüğünü belirterek gelinen aşamaya dair şunları söyledi:

    “2015 yılında UNESCO Türk milli Komisyonu’nun başkanlığında MTA Genel Müdürlüğü ve odamızın da ortak olduğu Türkiye’deki jeopark alanlarının belirlenmesine ilişkin bir çalışma gerçekleştirdik. Bu çalıştaya yaklaşık iki yüze yakın bilim insanı katıldı. 150’ye yakın öneri geldi. Bunlardan iki tanesini biz önermiştik. Bir tanesi Munzur Vadisi, ikincisi de Karapınar bölgesiydi. Her iki alan da ilk 15’e girdi. Biz de 2016 yılında yaptığımız genel kurulda gerek Karapınar için gerekse Munzur Vadisi’nin jeopark alanına dönüştürülmesi konusunda bir çalışma başlattık. O tarihlerde ilgili yerel idareler ile görüştük ama 15 Temmuz’da Türkiye ağır bir saldırıya uğradı. Sonuç itibari ile gelen siyasi yapı, kayyımların atanması, bölgenin ziyarete kapatılması nedeniyle bu çalışma kısmen akamete uğramıştı. 31 Mart seçimlerinden sonra yeniden bunu aktif hale getirdik. Önümüzdeki günlerde de 24-25 Eylül tarihleri arasında odamız ve Tunceli Belediyesi ve çok sayıda kurumun da desteğiyle o bölgede Munzur Vadisi’nin jeopark potansiyeli ve jeo turizm olanakları çalıştayını gerçekleştireceğiz.”

    JEOPARKLARIN ÖNEMİ NEDİR?

    Jeoparkların önemine vurgu yapan Alan, “Türkiye’nin artık doğasını sadece bir kaynak alanı olarak gören yapıdan kurtulup ‘derin ekoloji’ dediğimiz felsefik yapıya hızla geçmek durumunda. Doğa turizmi bütün dünyada gelişiyor bu konuda Türkiye’nin de örnek alması gerektiğini düşünüyoruz.” diyerek şunları söyledi:

    “Jeopark bir kez tüketildiğinde veya yok olduğunda bir daha yerine koyamadığımız ender görülen jeolojik, tektonik mağaralar, buzul gölleri gibi çok sayıda doğal varlığın korunması; sadece korunması değil bunların tespit edilmesi, raporlanması ve bunların koruma statüsüne alınması çerçevesinde yürütülen bir işlem. Dünyada son derece yaygın kullanılıyor. Ülkemizde bir tek Kula Salihli Jeoparkı söz konusu. Mesela Çin’de 34 tane jeopark var. Onlar bunu stratejik bir hedef olarak önlerine koymuş durumda. 2030 yılında UNESCO’ya tescil edilmiş 90 tane alana çıkarma konusunda çalışmalar yürütüyor. Avrupa ülkeleri de bu konuda çalışmalar yürütüyor. Türkiye bu konuda geç kaldı. Çin 2030 hedefi ile sadece Jeo turizm yoluyla 2.6 trilyon dolar gelir bekliyor. Hem doğasını koruyor, hem gelecek nesillere aktarıyor hem de insanlığın hizmetine sunarak yerel kalkınmayı sağlayacak bir motor güç anlayışı kullanıyor. 81 ile 81 jeopark projesi başlattık.”

    BÖLGE HALKINA DESTEK SUNACAK PROJE: JEOPARK

    Hüseyin Alan, doğanın, maden çalışmalarından elde edilecek gelirden çok daha değerli olduğunu ifade ederek şunları ekledi:

    “Bazı alanlarımız madenden çok daha fazlasını barındırıyor. Bunlardan bir tanesi de Munzur Vadisi. Bugün orada madencilik işletmesi yapsak, darmadağın etsek elde edeceğimiz gelir sınırlı. Ve bir daha da o doğayı yerine koyamayacağız. Bir kez tükettiğimizde artık yenilenmeyecek ender alanlardan bir tanesi. Bu doğayı koruyarak yerel halkın da destekleneceğini düşünüyoruz.”

    Maden çıkarılması konusunda iktidarın, bilirkişi olarak Jeoloji Mühendisleri Odası’na danışmadığını söyleyen Alan, “Çünkü biz, hoşlarına gitmeyen düşünceleri de dile getiriyoruz” dedi.

    Alan sözlerine şöyle devam etti:

    “Jeoloji Mühendisleri Odası olarak 2O bini aşkın üyemiz var. 3 bini aşkın üyemiz madencilik sektöründe çalışıyor ve bu işin arama ve işletme geliştirme işlerinde görev alıyor. Kendi yaptığımız mesleği bizim reddetmemiz mümkün değil. Çünkü bina yapıyoruz, demir, çimento lazım. Tabii ki madencilik olacak ama ‘her yerde, her şeye rağmen o alanı işleteceğim’ diye bir anlayış söz konusu olamaz. Artık Bakanlığın da kendisini buna göre şekillendirmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA