Etiket: hüseyin doğan

  • Pir Hüseyin Doğan: Xizir umuttur, mazlumun yanındadır!-VİDEO

    Pir Hüseyin Doğan: Xizir umuttur, mazlumun yanındadır!-VİDEO

    PİRHA – Pir Hüseyin Doğan, Xizir inancının, Alevi kurumlarında iyi anlatılması gerektiğini söyledi. Xizir’ın, bir tür dayanışma geleneği olduğunu anlatan Doğan, Suriye’de yaşanan zulme de dikkat çekti. “Böyle bir günde sessiz kalmamamız lazım” diyen Pir Doğan, “Xizir geleneğini yaşatamazsak, inancımızın asimilasyon çabasına da ortak oluruz” diye ekledi.

    İmam Rıza Ocağı pirlerinden Hüseyin Doğan, Xizir Ayı’nın aynı zamanda dayanışmanın adı olduğunu söyleyerek Xizir inancının detaylarını anlattı. Umutsuzluk ya da çıkmaza düşüldüğünde ilk akla gelenin Xizir olduğunu belirten Doğan, “Xizir’ı gökte, sağda, solda aramayız” diye de ekledi.

    Xizir günlerinin yılın zorlu yaşam şartlarına denk gelen dönemde karşılandığını anlatan Pir Hüseyin Doğan, bu ayda daha fazla dayanışmanın oluştuğunu söyledi. Xizir’ın, insanların “Umut kapısı” olduğunun altını çizen Doğan, Xizir Ayı’na dair şunları anlattı:

    “Xizir, insanların yarına daha güzel bir şekilde bakmasını sağlar. Xizir, her zaman mazlumların yanında olandır. Paylaşmayı sever. Köylerde Xizir günleri geldiğinde üçüncü günü oruçlarımızı açardık. Böreğimizi, çöreğimizi ne varsa yapardık. Annem bir sofra dizer, yanına da minder koyardı. Ardından kapıları açardı ki o akşam Xizir da gelip bizlere mihman olsun isterdi. Xizir, lokmamızdan tatsın ve bereketi evimize yansısın isterdi. İnancımızda ilk gelen, ağzımızdan ilk çıkan ‘Ya Xizir’ olmuştur. Çünkü Xizir, zorda kaldığımızda bize umut veren, ayağa kaldırandır. Dilimizden, aklımızdan, kalbimizden çıkarmayız.”

    “ZULME KARŞI DİK DURMAMIZ LAZIM”

    Pir Hüseyin Doğan, Alevilerin de yaşadığı coğrafyadaki soykırım ve baskılara işaret ederek, kritik bir dönemden geçildiğini anlattı. “Suriye’de tam da birliğin, beraberliğin en çok olması gerektiği bir dönemdeyiz” diyen Doğan, inanç önderlerine düşen görevlere işaret etti:

    “Suriye’de çok büyük bir Alevi katliamı, çevre ülkelerde savaş, gözyaşı, zulüm var. Tabii bu zamanda her birimiz birbirimize Xizir olmalıyız. Sessiz kalmamamız lazım. ‘Eğer bir yerde haksızlık varsa, susarsanız dilsiz şeytansınız’ denilmiştir. Burada en büyük iş dedelere, örgütlerimize kalıyor. Böyle bir günde sessiz kalmamamız lazım. Yani birbirimize Xizir olalım, yaşanan o acıya sessiz kalmayalım. Sessiz kaldığımız takdirde biz de o zulme ortak sayılırız. O yüzden ayağa kalkmamız, haykırmamız lazım.

    İmam Hüseyin’e, zalimler zamanında saraylar, paralar, valilikler verip biat etmesini istiyorlar. İmam Hüseyin öyle bir duruş sergiliyor ki, ‘Senin önünde biat edersem bütün insanlık da eder’ diyor. O yüzden de eğer biz dedeler, pirler, mürşitler, rehberler, ‘İmam Hüseyin’in soyundan geliyoruz’ diyorsak onun gibi dik durmamız, sessiz kalmamamız lazım. O yüzden de bugünlerde ‘Xizir aşkına Dünyada barış, huzur, adalet olsun’ diyoruz. Herkes kendi inancını, kültürünü özgür bir şekilde yaşasın. Birbirimize sevgiyi, barışı, birliği aşılayalım.”

    “ALEVİ KURUMLARINDA XİZİR’I İYİ ANLATMAMIZ LAZIM”

    Pir Hüseyin Doğan, Xizir geleneğinin yaşatılması için Alevi kurumlarının daha duyarlı olması gerektiğini söyledi. Dayanışmanın en güzel örneğinin Xizir inancı olduğunu söyleyen Doğan, şunları aktardı:

    “Bütün cemevlerimizde ‘Allah, Muhammed ya Ali’ diyerek gülbenglerimize başlıyor, sonunda da ‘Ali, Baş Xizir, yoldaşınız olsun’ diyoruz. Cemevlerimizin, dergahlarımızın hepsi ilim, irfan kapısıdır, buralarda Xizir’ı iyi anlatmamız lazım. Xizir’ı sadece ak sakallı, atlı görmememiz lazım. Anne ve babalarımız, sabah kalktığında ilk güneşin alnına çıktığında ‘Ya Xizir’ derlerdi. Öğlen eğer bir lokma yiyeceklerse, gece uyumadan önce de ‘Ya Xizir’ diyorlardı. Xizir, her anlarındaydı. Büyüklerimiz, Xizir Ayı’nda dertlinin derdine derman oluyordu. Bizim de bu güzel emaneti yaşatmamız lazım. Eğer bu geleneği yaşatamazsak inancımızın asimilasyon çabasına ortak oluruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Antalya’daki Alevi kurumlarından 2026 mesajı: Katliamların olmadığı bir yıl diliyoruz! -VİDEO

    Antalya’daki Alevi kurumlarından 2026 mesajı: Katliamların olmadığı bir yıl diliyoruz! -VİDEO

    PİRHA – Antalya’daki Alevi kurum temsilcileri, 2026 yılının Aleviler üzerinde yürütülen asimilasyon politikalarının ve Suriye’de Alevilere uygulanan soykırımın son bulduğu, kadın kıyımlarının, çocuk ölümlerinin olmadığı, din, dil, renk ayrımı gözetilmeksizin tüm inançlara saygı duyulduğu, halkların ve bütün kültürlerin bir arada barış içinde yaşayacakları bir ülke temennisinde bulundu.

    Antalya’daki Alevi kurum temsilcileri, yeni yıla dair beklentilerini PİRHA ile paylaştı.

    “DİN, DİL, RENK AYRIMI GÖZETİLMEKSİZİN TÜM İNANÇLARA SAYGI DUYULDUĞU BİR YIL OLSUN”

    2025 yılının bütün dünyada savaşların, katliamların, yoksulluğun gölgesinde geçtiğini belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, “Ülkemizde de yine yoksulluk ve kadın kıyımları, Suriye’de özellikle Alevi katliamları devam etti. Üzgünüz çok iyi bir yıl geçirdiğimizi söyleyemeyiz” dedi.

    2026 YILINDA ÜLKEMİZDE VE TÜM DÜNYADA SAVAŞ DEĞİL, BARIŞ OLSUN”

    2026 yılı içinde savaşların olmadığı bütün dünyada barışın olduğu bir yıl dilediğinde bulunan Aksoy, “Kıyımların, katliamların, soykırımların olmadığı özellikle ülkemizde kadın kıyımlarının, çocuk ölümlerinin, işçi ve çocuk işçi ölümlerinin olmadığı bir yeni yıl diliyorum. Aleviler için de eşit yurttaşlık hakkını aldığımız bir yıl olsun” diye belirtti.

    “CUMHURİYETİN 102 YILLIK TARİHİ İNSAN HAK İHLALLERİYLE GEÇTİ”

    Türkiye Cumhuriyeti 103 yıllık tarihinde hak ihlallerinin her zaman olduğunu hatırlatan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Döşemealtı Şube Başkanı Binali Efe, “Ülkemizde demokrasi tam olarak rayına oturmadığı için hürriyet ve özgürlükler kısıtlanmış, gazeteci, aydın, akademisyen ve muhalefet yapanlar iftirayla gözaltına alınıp tutuklanıyorlar. Hapishaneler adeta dolmuş durumda” diye belirtti.

    2025 nasıl geçtiyse 2026 yılının da farklı olmayacağını söyleyen Efe, “2025 yılı Aleviler için Suriye’de yapılan soykırımı göze alırsak çok kötü geçtiğini düşünüyorum” dedi.

    “ALEVİLER VE KADINLAR OLARAK ÖLDÜRÜLMEKTEN YORULDUK”

    2025 yılının Aleviler için pek iç açıcı geçmediğinin altını çizen PSAKD Altınova Şube Yöneticisi Özcan Ercan, “Aleviler olarak ezilmekten ve öldürülmekten yorulduk artık öldürülmek ötekileştirilmek istemiyoruz. Suriye’deki Alevilere yapılan katliamın Aleviler için son derece üzücü bir durum. Her sene başlangıcında yeni yıla girerken kadınlar öldürülmesin diye dilekler tutuyoruz maalesef yine kadınlar yine çocuklar öldürülüyor. 2026 yılında kadınların ve çocuklarımız öldürülmediği, Suriye’de Alevilere uygulanan soykırımın sonlanmasını artık bu dilekleri tutmayacağımız yıllar yaşarız” diye konuştu.

    Alevi kadınlar olarak her zaman ikinci planda kaldıklarını vurgulayan Ercan, “Artık ikinci planda kalmak istemiyoruz. Umarım 2026 yılında hem Aleviler hem de kadınlar olarak gerçekten güzel günler görürüz. 2026 yılında din, dil, renk ayrımı gözetilmeksizin herkese insan gözüyle bakıldığı, insanların yaşam hakkına karışılmadığı, tüm inançlara saygı duyulduğu, kültürlerin bir arada, halkların birlikte barış içinde gerçekten insanca yaşadığı güzel bir dünya olması temenni ediyorum” şeklinde ifade etti.

    PSAKD Altınova Şubesi’nde hizmet yürüten Hüseyin Doğan Dede ise, şunları belirtti:

    ” Biz istiyoruz ki din, dil, renk ayırımı gözetmeksizin herkese insan gözüyle bakılsın. Sosyal ve kültürel dayanışmada birlik, beraberlik olsun. İnsanların yaşamlarına karışılmasın. 2026 yılı tüm insanlık alemine huzurlu, sağlıklı, mutlu insanların insanca yaşadığı güzel bir yıl olsun. İnsanca barış içinde yaşamayı yeğliyorum.”

    “2025 YILININ NERSİNDEN TUTSAK ELİMİZDE KALIYOR”

    PSAKD Altınova Şube semah eğitmeni Levent Dibek ise, şunları ifade etti:

    “Ülkenin ekonomisinden baksak, bir yere özgürlüklerden bahsetsek, siyasetten bahsetsek, bir yere çıkmıyor. Türkiye’deki sistem saçma bir yerlere geldi. Aleviler açısından 2025 yılı ise çok zor geçti.

    Siyasal iktidarın her zaman Aleviliği biz Alevilerden daha iyi biliriz yaklaşımı içerisinde. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi bir yapı kurup Alevileri asimile etmeye çalışıyorlar.

    2026 yılında hükümetin en büyük hareketi ben sendenim diyerek Hızır Paşa gibi insanları aramıza sokarak bizdenmiş gibi davranarak geleneklerimizden, ritüellerimizden gelen bazı şeyleri değiştirecekler. Bu aslında türbeler ve cemevlerinden başladı. Siyasi otorite şu anda üzerimizde boza pişiriyor. O yüzden 2026’da bu hainlikleri engellemek için birlik olmamız gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Garip Dede Dergahı’nda Newroz ateşi yakıldı!-VİDEO

    Garip Dede Dergahı’nda Newroz ateşi yakıldı!-VİDEO

    PİRHA – Garip Dede Dergahı’nda Newroz ateşimizi yakıldı, semahlar dönüldü. GADEV Başkanı Celal Fırat, “Yeryüzünün her yerinde sevgi egemen olsun, Newroz gibi herkesin yüreğinde sevgi ateşi barındırılsın, her halkın bayramı kutlu olsun” diye konuştu.

    Newroz ateşinin harlandığı yerlerden birisi de İstanbul’un Küçükçekmece İlçesindeki Garip Dede Dergahı oldu. 20 Mart akşamı dergah bahçesinde bir araya gelen yurttaşlar, Newroz ateşinin etrafında cem oldu.

    Garip Dede Vakfı Başkanı Celal Fırat, Newroz ateşini yakması ardından kısa bir konuşma yaptı. Suriye’deki Alevi katliamının gölgesinde Newroz’un karşılandığını belirten Fırat, şunları söyledi:

    “Newroz, güzelliklere vesile olsun. Umut ediyoruz ki bu topraklarda sevgi egemen olsun, hiç kimse inancından, kimliğinden dolayı ötekileştirilmesin. Ülkemiz çok zorlu bir süreçten geçiyor. İki gündür gözaltılar yapılıyor. Bu kentin belediye başkanı olsun, 100’ün üzerinde arkadaşımız şu anda gözaltında. Umuyoruz ki toplulukların, siyasetçilerin kardeşçe; tıpkı Newroz gibi herkesin yüreğinde sevgi ateşi barındırılsın.

    Şu an Suriye’de bir Alevi katliamı da var. Yoğun bir şekilde dillendiriyoruz, bugün de Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun adliyeye Suriye’de yapılan katliamı şikayet etmek için gidip dilekçe verdi ve savcılık tarafından gözaltına alınıp tutuklandı. Bu zalimliği, bu zulmü kınıyoruz. Suriye’de Alevileri katleden HTŞ, katildir. Bugün de söylüyoruz yarın da söyleyeceğiz.

    Yeryüzünün her yerinde sevgi egemen olsun, bu ateş gibi herkesin birbirine karşı yüreği yansın, her halkın bayramı kutlu olsun.”

    Programın devamında deyişler seslendirildi, Newroz ateşinin etrafında semah dönüldü.

    Pir Hüseyin Doğan’ın verdiği gülbeng ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Garip Dede Dergahı’nda namazlı provokasyon; Dergah’tan saldırıya sert tepki-VİDEO

    Garip Dede Dergahı’nda namazlı provokasyon; Dergah’tan saldırıya sert tepki-VİDEO

    PİRHA- Garip Dede Dergahı Cemevi’nde bir şahsın namaz kılmak istemesi ve dergahta bulunan Atatürk büstüne zarar vermesi üzerine açıklama yapan Garip Dede Dergahı Vakfı Yönetim Kurulu, “Bu saldırı bir provakasyondur. Kimsenin kendi inancını bize dayatmasına asla izin vermeyiz” dedi.

    Bugün Garip Dede Dergahı Cemevi’ne giren bir şahıs, burada abdest alıp namaz kılmak istedi. Ardından elinde bulunan Kuran ile Atatürk büstüne zarar verdi. Yaşanan olaya ilişkin cemevinin bahçesinde açıklama yapan Garip Dede Dergahı Vakfı Yönetim Kurulu, saldırıyı kınadı.

    “CEMEVLERİNDE YALNIZCA CEM YAPILIR”

    Yönetim tarafından yapılan açıklamada Alevi inancına dönük saldırılara dikkat çekilerek, cemevlerinde yalnızca Alevilerin cem yapabileceğine vurgu yapıldı.

    Açıklamayı okuyan Garip Dede Dergahı Cemevi Yönetim Kurulu üyesi Gamze Acaray, şu ifadelere yer verildi:

    “Garip Dede Dergahı Cemevi Alevi toplumunun inanç merkezidir. O kapıdan giren hiç kimseye, inancı, milliyeti sorulmaz. Alevi misin Sünni misin diye sorulmaz. Garip Dede, garipleri, fakiri fukarayı, hoşgörü, barış ve sevgi ile tüm toplumu eşitlikçi dengede tutarak her canı mihman kabul eder.

    Bugün bilgisi, düşüncesi ve ideolojisi kirli olan bir şahıs cemevimize gelmiş, ısrarla namaz kılmak, abdest almak istemiş kısacası bir takım tahrik edici hareketlerde bulunmuştur.

    Kirli fikirlerine bahane arayan bu karanlık zihniyetli şahısa, canlarımız tepki vermiş bunun üzerine bu şahıs dahada ileri giderek, dergahımızın yaşam alanı içinde sağa sola saldırmış ve Atatürk büstüne zarar vermiştir. Bu iğrenç saldırıları kınıyoruz .

    Alevi toplumunun düşünce, kanaat ve adaletin taşıyıcısı olan cemevlerimizde sadece Aleviler Cem yapar, yeryüzündeki farklı farklı inançtaki insanların kendi ritüel ve ibadet şekillerini kendi inandıkları mekanlarda yapması samimiyettir diyoruz.
    Hiç kimse bir başkasına nasıl ibadet yapabileceğini dayatamaz.

    Kendisi gidip benim gibi ibadet edeceksiniz diye tehdit edemez. Kimsenin kendi inancını bize dayatmasına asla izin vermeyiz.

    Bu saldırı bir provakasyondur. Tüm canlarımızı bu konuda sağ duyuya çağırıyoruz.”

    Garip Dede Dergahı’nda hizmet yürüten Hüseyin Doğan Dede de saldırıyı anlatarak, “Bu şahıs öncelikle benim yanıma gelerek abdest alacağı ve namaz kılacağı bir yer sordu, ardından da türbeye uğramış ve eline aldığı Kuran ile Atatürk büstünü kırdı. Dergahta bulunan canlar bu kişiyi yakaladı, linç edilmemesi için mücadele etti. Daha sonra da polis kendisini aldı götürdü” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Doğan Munzuroğlu: 4 Mayıs, Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir-VİDEO

    Doğan Munzuroğlu: 4 Mayıs, Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir-VİDEO

    PİRHA- Bugün, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen ‘Tunceli Tenkil Harekatı’nın, 87. yıldönümü. Araştırmacı-yazar Doğan Munzuroğlu, “4 Mayıs’ta yaşanan Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış halidir. Devlet, Dersim’e sefer yaptığında, esas hedefi herhangi bir Kürdi mücadelenin oluşma tehlikesini engellemekti. Fakat bunun yanında Dersim’in Kızılbaş olması da devleti perçinliyor, motivasyonunu güçlendiriyor” dedi.

    Bugün, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen ‘Tunceli Tenkil Harekatı’nın, Dersimlilerin deyimi ile de “Tertelenin” 87. yıldönümü. O gün alınan karar sonrasında Dersim’de çok büyük bir insanlık suçu işlendi.

    1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananlar, uluslararası hukuka göre soykırım olarak adlandırılıyor. Ancak aradan 87 yıl geçmesine rağmen devlet arşivleri açılmadı, o dönemde neler yaşandığının tespiti yapılmadı. Daha da önemlisi, bu konuda tam bir yüzleşme yaşanmadı.

    Konuyla ilgili, kendisi de Dersimli olan araştırmacı, yazar Doğan Munzuroğlu PİRHA’ya konuştu.

    “DERSİM UZUN YILLAR OSMANLI DEVLETİNİN UĞRAŞTIĞI BİR COĞRAFYA”

    Dersim’in dağlık ve ormanlık yapısı nedeniyle uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin uğraştığı bir coğrafya olduğunu belirten Doğan Munzuroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Orada yaşayan halkların, daha çok isyankar, özgürlüğüne düşkün insanlar olması nedeniyle, devlet de bir türlü uzun süre bu toplumla barışık yaşayamamış. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Dersim bir çıbanbaşı olarak nitelendirilmeye devam edilmiş ve Dersim hakkında onlarca rapor hazırlanmış. Osmanlı döneminden başlayarak, Cumhuriyet dönemine kadar birçok rapor hazırlanmış. Birçoğunun fikri de ‘Dersim tedip edilmeli, tenkit edilmeli, ıslah edilmeli, sürgün edilmeli’ gibi sonuçlara varmış.

    4 Mayıs 1937’de Atatürk’ün huzurunda bir Bakanlar Kurulu kararı alınıyor. Bu defa bir sonuca varıyorlar. İsyan eden şahsiyetleri ya da ‘bizim tehlikeli olarak gördüğümüz şahsiyetleri öldürüp, gerisini yerinde bırakmak doğru değil’ diyorlar. Elden geldiğince suç işlemiş ya da devlete karşı suçlu olan kişileri yok edip geriye kalan halkı da başka bölgelere sürgün etmek gibi bir karara varıyorlar.

    “CELAL BAYAR YÖNETİMİNDE TOPTAN YOK ETME SÜRECİ BAŞLATILDI”

    Bu kararın sonunda da paraya acımaksızın içlerinde ne kadar kişi ajanlaştırılabilirse ajanlaştırılması, satın alınması kararı veriliyor. Bu karardan sonra Dersim’in fermanı imzalanmış oluyor ve daha sonra 1937’de İsmet Paşa’nın yönetiminde bir sefer düzenleniyor. Daha çok isyankar aşiretlere yönelik çeşitli müdahaleler oluyor ve savaşanlar öldürülüyor. Fakat bununla yetinilmiyor. 1938’de Celal Bayar’ın yönetiminde bu defa toptan yok etme gibi bir süreç başlatılıyor. Neredeyse canlı her varlığa ateş edilecek ya da toplu halde gaz serperek öldürme şeklinde ya da uçurumlardan atma yöntemiyle toplu katliam başlıyor. Daha sonra da sürgün süreci başlatılıyor. Geride kalan toplum, Türkiye’nin batı illerine sürgün ediliyor. Sürgünden 10 yıl sonra tekrar geriye dönüş için imkan veriliyor. Yasak kalkıyor ve geride kalan halk, tekrar coğrafyasına, dağlarına geri dönüyor.”

    “DERSİM’İN KIZILBAŞ OLMASI DEVLETİN YÖNELME MOTİVASYONUNU PERÇİNLİYOR”

    Doğan Munzuroğlu, 4 Mayıs 1937 tarihini “Dersim’in idam fermanının resmi olarak imzalanmış hali” sözleriyle yorumladı. Munzuroğlu, “Devlet, Dersim’e sefer yapıp, ıslah etmek istediğinde esas hedefi, buradaki herhangi bir Kürdi mücadelenin oluşma tehlikesiydi. Fakat bunun yanında Dersim’in Kızılbaş olması da bunu daha da perçinliyor. Bu, bir saldırının ya da ıslah etme, yok etme girişiminin daha da güçlü bir motivasyona yönelmesini sağlıyor” diye belirtti.

    TÜRKTANER KÖYÜNÜN HİKAYESİ!

    Doğan Munzuroğlu, katliam sürecinde Türktaner köyünde yaşananları da hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Hozat’ın Türktaner köyünde Zeyno Bıcik isimli biri var, o köyün muhtarı. Bu Zeyno Bıcik, köyün girişine bir levha koyuyor. 1938’de devlet oraya gelmiş. Köyleri yakıyor. İnsanların bir kısmını kurşuna diziyor, geri kalanını sürgün ediyor. Zeyno Bıcik düşünmüş, taşınmış. Köyün girişine bir levha koymuş. Üzerine de ‘Türktaner’ yazmış. Yine bir tanıktan dinledim. Askerler geldiklerinde ‘Türktaner’e gider’ levhasını görüyor. ‘Burası neresi?’ diye soruyorlar. ‘Burası Türktaner’ cevabı veriliyor. Askerler diğer tarafı göstererek ‘Bu taraf nere?’ diye soruyor, ‘Orası da Kürttaner’ cevabı veriliyor. Askerler ‘O zaman bu tarafa gidiyoruz’ diyorlar. Yani Türktaner öyle kurtuluyor. O gün bugündür Türktaner Türktaner’dir. Şimdi buradan şunu anlıyoruz; yani Türk köyleri, eğer ciddi anlamda Türk köyü olduğuna kanaat getirmişse dokunulmamış. Bu örnekten şunu anlamış oluyoruz. Ha demek ki burada bir etnik, ulusal ayrımcılık durumu var. Tabii Kızılbaş olmaları onların çifte katliamdan geçmesine yol açmış, bunu kabul etmemiz lazım.”

    “DEVLETİN RAPORLARI YALAN SÖYLÜYOR”

    Dersim Katliamı’na ilişkin devlet raporları ve gazetelerde yazılanların çoğunda dezenformasyon uygulandığını ifade eden Doğan Munzuroğlu, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “1938’le ilgili anlatımlarının çoğunda şöyle diyor; ‘Şeyhler, pirler’ yani onlara göre gerici liderler, halkı ayaklandırmış ve isyan başlamış. Yani Dersim’de bir isyan olmuş. Şimdi bunu şöyle açıklamak mümkün; madem şeyhler, dede ocakları, pirler bu halkı isyan ettirdi, peki neden katliamda dede ya da pir ocaklarına ya da ‘seyit’ dediğimiz ocaklara diğer isyan eden aşiretler kadar dokunulmadı?

    Birçok yerde mesela bakıyorsunuz, Baba Mansur Ocağından Hüseyin Doğan diye biri var. Mesela Hüseyin Doğan, ciddi ciddi devletle iş birliği yapıyor ve gelip yargılamalarda, Seyit Rıza ve arkadaşlarının yargılamalarında da şahitlik yapıyor. Oğlunun yaşının büyütülmesinde de şahitlik yapıyor. Orada resmen destekliyor. Hatta çeşitli dönemlerde de gelip Dersimlileri ikna etmeye çalışıyor.

    “O GÜNDEN BUGÜNE DERSİM’DE ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ”

    Dersim’in 1937 sürecine, oradaki zihniyete, oradaki ruh haline geri dönme imkanı yok. Zaten o mümkün de değil. Çok şey değişti Dersim’de. Mesela dil değişti, kültürel yapı değişti, inanç yapısı büyük oranda dejenere oldu. Ana dilini konuşabilen insan sayısı giderek azalıyor. Yüzde 3-4’e düştü neredeyse. Ama buna rağmen Dersim şu yönünü yitirmedi; kabul etmek lazım, Dersim seküler bir alana kaydı. Türkiye’nin seküler yapısına destek olabilecek, ona kan taşıyabilecek bir kimliğe, topluma dönüştü. Aynı şekilde devlete karşı muhalif kimliğini de büyük oranda yitirmedi. Gerisi, Dersim’in geçmişle çok fazla bir bağının kaldığını düşünmüyorum.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Ana Mutluer: Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret edenler ‘ben dedeyim’ diyemez- VİDEO

    Ana Mutluer: Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret edenler ‘ben dedeyim’ diyemez- VİDEO

    PİRHA-Ana Şehriban Mutluer, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi Dedesi Hüseyin Doğan’ın Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılıp ardından Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmesine tepki gösterdi. Mutluer, “Alevi Bektaşi Cemevi Başkanı’nı ziyaret edip sonra Antalya Cemevine gelip ben dedeyim diyemez, o posta oturamaz ” dedi.

    Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen bazı derneklerin ve cemevlerinin temsilcileri Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret ediyor, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın toplantılarına katılıyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi Dedesi Hüseyin Doğan’ın Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılıp, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmesi tepki topladı.

    Söz konusu ziyaretlere ve görüşmelere tepki gösteren Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “ASİMİLE ETMEK İSTİYORLAR”

    Mutluer, Aleviliği Şiilik üzerinden asimile etmeye çalıştıklarını ancak Aleviliğin Şiilikle hiç bir ilgisinin olmadığını belirterek, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlamak istemelerine tepki gösterdi.

    Mutluer, “Asırlar boyu bu inancı kimse bir yere bağlayamamış, bunu mürşitlerimize vermişler.

    Muhammet Ali’ye selam gönderdim
    Oturduğum postu pak etsin dedi.
    Miracından döndü gene söyledi
    Yediği lokmayı hak etsin dedi.

    Biz postumuzu pak ederiz, lokmamızı hak ederiz” diyerek, asimilasyon faaliyetlerine katılan dedeleri eleştirdi.

    BU DEDELERİ POSTA OTURTANLAR DA HATALIDIR”

    Ana Şehriban Mutluer, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanını ziyarete gidip, sonra Antalya Cemevine gelip ‘ben dedeyim’ diyemez. Asıl bunlar düşkündür. O kişi dede değildir. Dede diye onu oraya oturtan da hatalıdır” dedi.

    Geçmişte Yol yürüten dedelerin kendilerine ‘Yolumuzu arıttık, bizler bu bayrağı size teslim ettik’ dediğini hatırlatan Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, şunları ifade etti:

    “Biz bu bayrağa sahip çıkamazsak vay halimize. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret eden o dedelere söylüyorum ben bunu. Sen kimin parası ile hacca gittin? Kimi ziyaret ettin? Kültür Bakanlığını. Neye muhtaçtın?”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Sazcı: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret edenleri teşhir edeceğiz-VİDEO

    Sazcı: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret edenleri teşhir edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi Dedesi Hüseyin Doğan’ın Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılıp ardından Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmesine tepki gösterdi. Sazcı, “Hüseyin Doğan’ın hizmet yürüttüğü hiçbir yerde bulunmayacağız, yaptıklarını toplumun önünde yüzlerine vuracağız” dedi.

    Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen bazı derneklerin temsilcileri ve bazı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ve kurumun başına getirilen Ali Rıza Özdemir’i ziyaret ediyor, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın toplantılarına katılıyor.

    Geçen haftalar AKD Antep Şubesi yönetiminin ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi dedesi Hüseyin Doğan’ın da Cemevi Başkanlığı’na gittiği ortaya çıktı.

    Söz konusu ziyaretlere ve görüşmelere tepki gösteren Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “SARAYIN YAĞLI EKMEĞİNE TEMAH EDENLER İÇİMİZDEKİ ÇÜRÜK ELMALAR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulduğu dönemde “Alevi uzmanlara” dedelere, zakirlere maaş bağlanacağı konusunun kamuoyuna yansıdığını belirten Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Tüm ocaklar gibi Şah Kalender Veli Ocağı, Baba Mansur Ocağı gibi Anadolu’da bulunan Kızılbaş Ocaklar bu konuya ilişkin tepkilerini ortaya koydular. Ancak içimizde çürük elmaların ve Hızır paşaların olduğunu biliyorduk. Bugün bizimle birlikte tepkisini ortaya koyanlar sarayın o yağlı ekmeğini gördükten sonra nitekim dediğimiz gibi oldu” dedi.

     “CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN DOĞRUDAN DESEKÇİLERİ”

     Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir’in atanmasıyla birlikte Alevi toplumunun reddettiği Ocakzadeler Meclisi’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı içerisinde daha etkin rol aldığına dikkat çekti. Sazcı, “Ocakzadeler Meclisi’nin, daha önce de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı destekler nitelikte söylemleri vardı, ancak Ali Rıza Özdemir’in gelmesi ile birlikte doğrudan müdahil ve destekçisi oldular” dedi.

    Hüseyin Hürrem Ulusoy’un, Ali Timurtaş Özmen’in, Ocakzadeler Meclisi’nin, Üniversiteli Alevi Gençlik Derneği’nin doğrudan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çalışmasının bileşen haline geldiğini belirten Sazcı, Üniversiteli Alevi Gençlik Derneği’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın alacağı her karara ortak olacakları yönünde açıklama yaptıklarını hatırlattı.

    Sazcı, “Bu süreçte genel merkezlerin günlük siyasete müdahil olma veya yerel seçimlerde alınacak tavırlar gibi gündemlere boğulmaması gerekiyor. Çünkü bizim daha acil ve daha önemli bir sorunumuz var. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Ali Arif Özzeybek’e nazaran daha tehlikeli bir boyuta geldi. Bu tehlikeyi bertaraf edebilmek için denetimli bir süreç işletmek gerekiyor” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri’ne bağlı Antep Şubesi yöneticilerinin, depremde yıkılan cemevinin tadilatı için Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yaptığı ziyareti hatırlatan Mustafa Sazcı, Cemevi Başkanlığı’ndan ödenek istemesine tepki gösterdi.

    “PSAKD ALTINOVA ŞUBESİ DEDESİ; OCAKZADELER MECLİSİ’NE NEDEN KATILDI, ÖZDEMİR’İ NİÇİN ZİYARET ETTİ?”

    Geçen hafta içerisinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi’nin dedesi Hüseyin Doğan’ın Ankara’da yapılan Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılmasının ardından Ali Rıza Özdemir’i ziyaretine ilişkin de Sazcı, şunları kaydetti:

    “PSAKD Altınova Şubesi; gerici, doğrudan devlet destekli Ocakzadeler Meclisi’ne katılan Hüseyin Doğan’ın şaibeli bu sürecini nasıl aydınlatacaklar? Görevden alacaklar mı? Cemlerde dedelik yaptıracaklar mı? Antalya’da örgütlü bulunan Alevi kurumlarının ve Alevi Bektaşi topluluğunun aklındaki temel soru ve merak edilen konu bu.”

    “HER YERDE TEŞHİR EDECEĞİZ”

    Hüseyin Doğan ile hiçbir şekilde ilişki geliştirmeyeceklerini belirten Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bizim tepkimiz açık ve net. Hüseyin Doğan’ın hizmet yürüttüğünü iddia ettiği hiçbir yerde bulunmayacağız. Bulunduğumuz yerlerde de Hüseyin Doğan ve Tarık Etçioğlu gibi isimleri teşhir edeceğiz ve toplumun önünde yaptıklarını yüzlerine vuracağız” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Hızır’da gönüllere cemre düşsün’-VİDEO

    ‘Hızır’da gönüllere cemre düşsün’-VİDEO

    PİRHA- Garip Dede Dergahı’nda yürütülen Hızır ceminde dini haberler sitesinin Hızır ile ilgili açıklamalarına cevap veren İmam Rıza Ocağı Piri Celal Fırat, “İnsanlar acı çekiyorlar, çoluk çocukları işsiz, çocuklarımız okuyorlar iş bulamıyorlar. Ekonomik anlamda insanlar sıkışmış bir vaziyette. Alevilerin gelenek görenekleriyle, her haneye mihman ettikleri o kutsal boz atlı Hızır ile ilgili bir söz söyleme hakkını görüyor kendinde.”  dedi. 

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayı içerisindeyiz. Aleviler bu ayda tuttukları oruçlarla ve dağıttıkları lokmalarla Hızır’dan yardım ister ve iyi dileklerde bulunurlar. Hızır orucunun bitmesinin ardından yapılan Hızır ceminde de Hızır aşkına semah döner, deyişler söyler, lokmalar dağıtırlar. Eskiden köylerdeki büyük evlerde yapılan Hızır cemleri de şehirlere göçün ardından günümüzde cemevlerinde yapılıyor.

    İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda da geçtiğimiz gün Hızır cemi yapıldı. Hızır aşkına semahlar dönüldü, gülbengler okundu, deyişler söylendi ve Hızır’ın tüm dünyaya barış getirmesi dileğinde bulunuldu.

    Canlardan rızalık alınarak başlanan Hızır cemini İmam Rıza Ocağı Piri Hüseyin Doğan yürüttü.

    “HIZIR GERÇEKTİR VE GERÇEKLERİ GÖRMEKTİR”

    Cemde canlara Hızır ile ilgili bilgiler veren İmam Rıza Ocağı Piri Celal Fırat, geçtiğimiz günlerde mecliste yapılan Hızır etkinliğiyle dalga geçen dini haberler sitesine cevap verdi. Hızır ayının ve orucunun Aleviler için çok önemli olduğunu dile getiren Fırat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hızır inancı mitolojik bir yaklaşım değil, insan ve doğa sevgisinin paylaşım ve güzellik kavramının bilim ve aklın birleşmesidir. Özellikle Anadolu coğrafyasında inançsal dokusuyla, yaşamsal değerleriyle derin insan sevgisini barındıran bu paylaşıma Hızır adı verilmiştir. Daha ötesi insan olmanın gerekliliğini Hızır sembolü ile yaşamaya, yaşatmaya  devam etmiştir bu topluluk. Hızır gerçektir ve gerçekleri görmektir. Cemevlerini kırmızı çizgisi olarak gören bir zihniyet, Hızır’ı eleştirme hakkını görüyor kendinde. Oysa ki biz bu insanları çok iyi tanıyoruz. Bunların yapması gereken bu ülkedeki sevgisizliklere, halkların arasındaki kardeşliğe dair sözler söylemesidir. İnsanlar acı çekiyorlar, çoluk çocukları işsiz, çocuklarımız okuyorlar iş bulamıyorlar. Ekonomik anlamda insanlar sıkışmış bir vaziyette. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konularla ilgili açıklamalar yapması gerekirken Alevilerin gelenek görenekleriyle, her haneye mihman ettikleri o kutsal boz atlı Hızır ile ilgili bir söz söyleme hakkını görüyor kendinde.”

    Hızır ayı olan Şubat’ta havaya, toprağa ve suya cemre düştüğünü ifade eden Fırat, bu Hızır ayında gönüllere de cemre düşmesini diledi.

    Semahların ardından lokma duasıyla Hızır cemi birlendi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Mamko Dede’yi dostları PİRHA’ya anlattı-VİDEO

    Mamko Dede’yi dostları PİRHA’ya anlattı-VİDEO

    PİRHA- 13 Kasım Salı günü Hakka yürüyen Elif Ananın oğlu Mehmet Ocak’ın (Mamko Dede) çocukluk arkadaşı İbrahim Ongan, “Mehmet Baba ile birlikte büyüdük. Elif Ananın gelen misafirlerine birlikte hizmet ettik. Elif Ana Hak ile Mehmet Baba ise halkla iletişimde olan bir insandı” dedi.

    1991 yılında Elif Ananın hakka yürümesinin ardından Alevi Yol hizmetini Mamko Dede yürüttü. Yaşamı boyunca insanların büyük bir sevgisini ve saygısını kazanan bir yol ereniydi. Kimileri tarafından Mehmet Baba kimileri tarafından da Mehmet Dede olarak bilinir. Ama Maraş bölgesinde yaşadığı coğrafyada ise Mamko Dede’ydi. Başta Narlı olmak üzere Maraş bölgesinde Alevilik Yol erkanına büyük bir hizmet veren hak ve halk aşığı bir insandı.

    Mamko Dede’nin hakka yürümesi ile birlikte, büyük üzüntü yaşayan arkadaşları, sevenleri ve dostları Mamko Dede ile olan arkadaşlıklarını ve anılarını PİRHA mikrofonuna anlattılar.

    “BEDENİ GİTMİŞ OLABİLİR RUHU BİZİMLE”

    “Mamko Dede bizlere Elif Ananın emanetiydi. Mamko Dedeyi dizinin dibinde ayırmamış yetiştirmiş. Kendisinden sonra görevi Mamko Dede’nin yürütebileceğine inandığı için de Hakka yürümesinin ardında da görevi ona devretmiştir” diye ifade eden Hüseyin Doğan şöyle devam etti:

    “Mamko Dede de atılan o temel üzerinden kartopu gibi yuvarlanan o Elif Ana adını dünya coğrafyasına duyurmayı başarmış ve buralara kadar getirmiş. Mamko Dede Anası ile buluştu diye gururunu, yola ışık olduğu için ve onu kaybettiğimiz için de üzüntü içindeyiz büyük acı yaşıyoruz. Bedeni gitmiş olabilir, ruhu bizimle. Bu yolda bundan sonra bu hizmeti yürütebilecek, bu kartopunu büyütecek elbette pırıl pırıl çocukları ve torunları var.”

    “ELİF ANA HAK İLE MEHMET BABA HALK İLE İLETİŞİMDE OLAN BİRİYDİ”

    Mamko Dede ile aynı yaşlarda olan, birlikte büyüyen ve Elif Ana Dergahı’na hizmet eden çocukluk arkadaşı olan İbrahim Ongan ise Mamko Dedeyi şöyle anlatıyor:

    “Birbirimizin uzaktan da olsa cemalini gördük mü bu bize yetiyordu her şeyi unutuyorduk. Mehmet abi ile çok anılarımız oldu. Çocukluğunda Elif Ana’ya gelen misafirlere hizmet ediyordu. Sık sık köye misafir gelirdi. Köyde o dönem içme suyu sıkıntısı vardı. Suyu kuyudan çekiyor eşek sırtında tenekelerle taşıyarak köye getiriyorduk. Hayvanlarımızı da götürür orada sulardık. O zamanlar Derviş Dedeler geliyordu. Onlara hizmetini yaptıktan sonra yataklarını sererdik. Dışarı çıkıp Mehmet Baba ile birlikte yürürdük bir bakardık, bir posta daha misafir geldi. Bütün köylü Mehmet Babayı sevdi saygı gösterdi ve hep hürmet etti. Herkes kapısını onun misafirlerine açardı. Bu da Mehmet Babanın olgunluğundan kaynaklanıyordu. Elif Ana Hak ile hak olan biriydi, onun iletişimi hak ileydi. Mehmet Babanın ise iletişimi halkla idi.”

    “BU HALK ÖKSÜZ KALDI”

    Mamko Dede ile birlikte yıllarca Elif Ana Dergahı’na hizmet etmiş olan ve Paris’te yaşayan Ali Yaşar Baran da “Mehmet Dede büyük bir sevgi tohumu atıyordu buraya. Bugün bu halk öksüz kaldı. Mehmet baba ile bir akrabalık bağım yok. Ama gönülden ben buraya 7 sene hizmet ettim. Ona olan sevgim ve muhabbetim ayrıydı. 1993 yılında belediyede de çalışıyordum. Buraya hizmet etmek için yaya yola düşüp geliyordum. Mehmet Babanın ve Elif Ananın sevgisi beni buraya getiriyordu.” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/MARAŞ